mustafaozbag.org

42. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 45:23

Türkiye'de bir siyasi partinin başkanı, benim nasıl inanmam gerektiğini anlatmaya başladıysa, benim nasıl inanmam gerektiğini, benim inancımın ne olduğunu anlatmaya başladıysa, meselenin, mesele normal dairesinden çıkmıştır. Müslümanların nasıl inanmalarının gerektiğini, gerektiğini dikte edecek dünya üzerinde hiçbir kurum yoktur. Müslümanlar, inançlarını Kur'an ve Sünnet bilgilerinden alırlar. Ben neye, nasıl inanacağımı, ilahi kitap olarak Kur'an'dan ve ondan sonra benim için bir delil niteliğinde, hüccet niteliğinde olan, Sünnet-i Resulullah'tan alır. Ondan sonraki benim delilim, ondan sonraki delilim, ashabın sünnetidir.
Ondan sonraki delilim, iştahat, yani müştehit imamlarının iştahatlarıdır. Ondan sonra, onlardan sonra gelen iştahat imamlarıdır. Benim neye, nasıl iman edeceğime, neye, nasıl inanacağıma, benim bu noktadaki kategorimi, daireimi belirleyecek olan, başta Kur'an, ondan sonra Sünnet-i Resulullah'tır. Bunlarda bulamazsam, ashabın sünnetine bakarım.
Bizim dinimizin emri ve yolu mudur? Herhangi bir kimse, bu kim olursa olsun, benim inancımı tamizim etmeye kalkamaz. Cenab-ı Hak çünkü Kur'an-ı Kerim'de, itaat edin kime? Allah'a. İtaat edin kime? Peygambere. İtaat edin kime? Sizden olan emir sahipleri. O zaman benim itaat edeceğim, benim dinleyeceğim, benim kulağımı dayayacağım ve benim bu noktada, beni dizayn edecek, beni kategorize edecek, beni böyle inanmam gerekir diyecek olan, tek yetkili merci, birinci derecede Kur'an.
Ondan sonra ikinci derecede, Peygamber sallallahu ve sellem adetlerinin sünnetleri. Ve insanlar aslında, Peygamber hata yaptı derken, benim imanıma dil uzatıyor. Benim imanımı sulandırmaya, benim imanımı değiştirmeye çalışıyor. Allah muhafaza eylesin. Bu oyunlara düşmeyin. Bundan sonra daha fazla dini tartışacaklar. İnsanların bütün alanında tartışılacak bundan sonra.
Bu başörtüsüyle alakalı bir şey değil. Bu insanların kendi içlerinde muhafazakarlaşmasıyla bağlanılır. Yani şunu düşünebiliyor musunuz? Bir baba düşünün, kızının sevgilisinin sayısını kendisi de bilmiyor. Bir anne düşünün, kızının sevgilisinin veya kızının, daha açıkça söyleyeyim, yaşadıklarının sayısını bilmiyor. Bir baba düşünün, oğlunun ne yaşadığından haberi yok.
Bir aile reisi düşünün, adam düşünün, kadının ne yaşadığından haberi yok. Veya bu kadın otomatik olarak dindarlaşmaya başlıyor. Diyor ki bizi aldatmışlar. Bana diyor ki hocam bizi aldatmışlar diyor. Bize diyor ilericilik derlerken, çağdaşlık derlerken, kadının söylediği bu. Bizim çocuklarımızı almışlar, bizim haberimiz yok diyor. Ağlıyor kadın benim önümde. Benim otuz yaşına gelmiş bir kızım var diyor, artık erkek arkadaşlarını evde kabul ediyor. İçiyorlar ve diyor ben gidiyorum yatak odasında ağlamak zorunda kalıyorum. Onlar sabaha kadar diyor, aynen erotik film izler gibi seslerini işitiyorum öbür tarafta diyor.
Ve ben ona müdahale etmeye kalktığımda bana müdahale edersen çeker giderim bu evden deyip tehdit ediyor. Benim ne almam lazım hocam diyor. Gecenin yarısında adam telefon açıyor. Hanımının başka bir adamla mesajlaştığını, başka bir adamla buluşmak için randevuleştiğini ve bunlar söz geçiremediğini. Ben hayatımı istediğim gibi yaşarım, eğer beni durdurmayı düşünüyorsan beni durduramazsın.
Şimdi seni polise şikayet ederim, beni taciz ediyor. Bana zorla tecavüz etmek istiyor derim, seni rezil ederim. Otur oturduğun yere diyor, adam telefon açıyor bana gece. Diyor ki ben bunu öldürebilir miyim? İnsanların önüne çağdaşlık olarak, ilericilik olarak koydukları ahlaksızlık. Ben gecelerimi bununla geçiriyorum.
Bunlar rahatsız değilim. Telefonum da internette kayıtlı. Birine bir fayda dokunuyorsa hamd ediyorum kendi kendime. Çok affedersiniz. Ayaklı fetva dairesi gibi, kütüphane gibi habere soruyorlar. Beş yıllık arkadaş, otuz yıllık arkadaşımızı, arkadaşımızı ziyaret ettim. Pazartesi gün, bayındır da. Neredesin dedim, evliyim dedi. Çık kapının önüne alacağım seni dedim ben çıktı. Bana dedi ki on gündür ağzıma bir lokma ekmek yemedim, bir kaşık su içmedim. Bakın canlı, telefon açarım, konuştururum sizi. Yarım bardak ayılar içmeye kalktık içemedim dedi, kusacağım geldi dedi. Bu adam alkol alıyor.
Çökmüş. Annesi, ben hep beraber ağladık. Onun haline ağladım. Ve bana şunu söylüyor. Kardeşim, biraderim, sen kendini kurtardın. Sen gelinceye kadar ben ölmeyi düşünüyordum. Bana söylediği söz bu. Mezar taşını yaptırmış. Annesinin evinin en altına bodruma koydurmuş, yazmış. Babaya layık evlat olamadım. Bu anneye layık evlat olamadım. İyi bir baba olamadım. İyi bir eş olamadım. İsmini de yazdırmış altına. Adını soyadalım. Ölüm tarihi boş. Mezar taşımı yaptırdım dedi, burada dedi. Bir ağladık mezar taşının başında. Bu adam 49 yaşında, 48 yaşında.
Çağdaşlık olarak, ilericilik olarak bizim önümüze koydukları bu. Aile sefil, çoluk çocuk sefil, kendisi sefil. İki gözlü iki çeşme ağlayan bir annen. Ve insanlar hayatlarından korkuyorlar. Niçin? Kızı elden gitmiş, oğlu elden gitmiş, belini elden gitmiş, hanımı elden gitmiş. Kendisi de elden gitmiş. Gitmiş ve insanlar hızla muhafazakarlaşıyor bunu görünce. Kadın kendisi itiraf ediyor bana. Ben önceden namaz kılmazdım. Bunları görünce namaza başladım artık oğlum diyor bana. Hocam ben de namaza başladım diyor. Ah keşke gençken başlasaydım dedim ben. Gençken böyle değildim ki dedi. Gençken, gençken dedi biz memurluk yapacağız.
İşte çalışacağız derken dedi, çoluğumuzu çocuğumuzu unutmuşuz dedi. Kadın emekli öğretmen, emekli öğretmen kadın, emekli memur kadınlar. Memurluk yapacağız, çalışacağız. İyi bir hayat süreceğiz derken çocuklarını kaybettiler. Evleri çok lüks. Eşyaları çok lüks herkesin. Ama namusları lüks değil. Ahlakları lüks değil. Bir bak bir bağlarında hayatları çok lüks. Kendi iç dünyalarında lüks değil. Kadının oğlu gelmiş 30 yaşına. Geldi benimle tanıştı. Diyor ki benim oğlumu diyor. Sizin diyor cemaattan birisiyle evlendirsek diyor.
Oğlun bir otunsa diyor. Dedim hanımefendi senin oğlunu kurtarmak için nasıl dedim birisinin kızını yakarım ki ben şimdi dedim. Adamcağız o kızını dedim namusu yetiştirmek için, dinini diyanetli yetiştirmek için, gözyaşı dökmüş, ilmek ilmek örmüş. Onu alsın getirsin, senin hoyrat oğlanına versin kurtarmak için. Dedim nasıl ver dedim ki dedim. Yardımcı ol bize. Yalvı yok. Ve oğlu diyormuş bırak anne karışma kardeşime. Hayatını istediği gibi yaşasın. Önümüze koydukları buydu. Dinsizlik. Dinsizlik, çağdaşlık, layıklık, ilericilik diye önümüze dinsizliği koydular. Ahlaksızlığı koydular.
Namussuzluğu koydular önümüze. Kadınlar her taraflarını açınca ilerici olacak. Başını örtünce gerici olacak. Bir metre örtüler. Bir metre örtü, bir metre örtüyü örtünce gerici, onu çıkarınca ilerici. Böyle bir mantık var mı ya? Aldatacaksanız bizi dosdoğru aldatın bari. Hiç kimse diyemiyor. Biz kafiriz kardeşim. İnanmıyorum. Ben kafirim. Kur'an ve Kur'an'dan olan şeylere inanmıyorum. O yüzden de başörtüsüne de namazada niyazada karşıyım. En iyiydi delikanlıcısı bu. Öyle demiyorlar ki bize. Demediler hayat boyunca, tarihleri boyunca. Ya böyle dese adam duyacak. Titrecek herkes. Ya bu adam kafirim diyor ya diyecek.
Onun değil mi bu peşinden gideyim işte. Geliyor o nurlu Süleyman, gidiyor o nurlu Süleyman. Hayat kırk yıl. İnsanlar direkt inansızım deyip de salyalarını akıtamıyorlar. Kur'an ve sünnetin emirlerinin üzerine salyalarını akıtıyorlar. Ve insanlar evet, Allah nurunu tamamlayacak. Yeryüzü dindarlaşacak. Yeryüzü muhafazakarlaşacak. Ve o Musevisi de, o İsevisi de, o Gudisli de, o Hindüsü de muhafazakarlaştıkça İslam'ı tanıyacaklar. Onlar dindarlaştıkça onların Muhammedi olmaları kolaylaşacak. Evet Hristiyan Hristiyanlaştıkça Muhammed'ileşecek farkında değil. Ve görecekler kendi inançlarını.
Decekler ki ya bunda bir eksiklik var. Ne tamamlıyor bunu? Bunu Kur'an tamamlıyor. Bunu Muhammed-i Mustafa tamamlıyor. Tak saf değiştirecekler anında. Bakacak Musevi dindarlaştıkça, bakacak ki o kendi dindarlığında eksiklikleri görecek. Bunu tamamlayan ne? Muhammedilik. Tak Muhammed'i olacak. Muhammediler onlardan önce yalnız dindarlaşıp, muhafazakarlaşıp, dinlerini iyi anlayıp, iyi yaşamaları gerekiyor yalnız.
Örnek olacaklar. Ve bundan 10 yıl önceki, 20 yıl önceki, 30 yıl önceki, 50 yıl önceki İslami anlayış, yaşayış ve tarzları onların İslamlaşmasına engel olur. Biz yeniden sahabe dönemindeki ihlas, inanç, muhabbet, sahabe dönemindeki aşk, bağlılık, tutku, sahabe dönemindeki yüksek ahlakla onların İslam olmalarına, onların Muhammed'i olmalarına yardımcı olacağız. Yoksa Müslümanlar da kandıran, aldatan, yaralayan, zalim, kendi nefsini düşünen, parasını düşünen, dünyayı düşünen, rahatını düşünen, kendi gece yatağını düşünen, o işten ne kadar para kazanacağını düşünen, ben bunlara bir sohbet edersem, bundan şu kadar para kaldırırım, ben bunlara bir sohbet edersem, bir zikrular yaparsam, benim karnımı doyurur, yok arabamı alır, yok katımı alır, yatımı alır, düşüncesini atarak da, fî sevbilillah, bir alkış beklemeden, bir teşekkür beklemeden, bir alkış ve teşekkür dahi beklemeden, bir güler yüz dahi beklemeden,
fî sevbilillah, Allah'ı sevecek, fî sevbilillah, Allah yolunda gidecek, fî sevbilillah, Muhammed-i Mustafa'nın sünnet-i seniyyesine sımsıkı bağlanacak ve fî sevbilillah, Kur'an ve sünnetin anlaşılması, anlatılması, yaşanması için feda-i canlı olacak. O zaman, o zaman dünya ayrı şekillenecek, o zaman hayat başka türlü şekillenecek, inşallah. Cevdet, aramanın arkasında bir çanta var, ondan sonra, yok getirir şimdi. Orada beyaz takken var, yeşil sarım var. Hakkını ele alalım. Bir insan yedi gün komada kalırsa namazların nasıl kaza edecek? Bir kimse normalde bu komada kaldığı günlerden aklının gittiği, komada kalabilir, aklı gidebilir veya uyuya kalıp yedi gün, üç gün, beş gün uyur, bu namazlardan sorumlu olmaz, bunların kazası da olmaz.
Anlaşıldı? Kılarsa nur alamur olur. Dahiyatta yanlışlıkla Fatiha okunursa, seyir seyircisi gerekir mi? Gerekmez. Üzerine kaza namazı farz olan kişi, seferiyken kaza namazları nasıl kılmalıdır? Seferiyken bir kimse, ister seferi de olsun, ister muhkim olsun, kaza namazlarını kılarken, seferi de kazaya bıraktıktan, iki rekat kılar, normalde kazaya bıraktıktan, yine dört rekat kılar. Ağlamak tövbe midir? Ağlamak bir şekilde tövbedir. Bir kimse kendi günahına ağlamış olmuş olsa, yaptığı kusura, yaptığı hataya ağlamış olsa, onun estağfurullah, el azim demesi işi taçlandırır, nurlandırır. Ama günahına ağlamak bence en büyük tövbelerden birisidir. Bir arkadaşımın babası vefat etti. Bu akşam için dua etmemizi istedi. Arkadaşımın kılar babası için dua eder misiniz?
Allah rahmet eylesin. Cenab-ı Hak affıyla muamele etsin inşallah. Anneme, babama namazları ve kaza namazlarını kılın ve zikredip Allah'ı, zikredin Allah'ı diyorum, beni ciddiye almıyorlar ve bana aşırı dinci diyorlar ve burada bulunmanı istemiyorlar. Ben de biraz sert konuşuyorum, sert konuşuyorum, uyarıyorum, günahkar mıyım. Yani bu noktada arkadaşlar stratejinizi sertliğin üzerine kurmayın. Tebliğ, sertlik ve kırıcılık olmaz. Hanımlarımıza, annelerinize, babalarınıza, çocuklarınıza sertliğin üzerinde bir tebliğ metodu oluşturmayın. Merhametin, şefkatin, muhabbetin, hüzn-ü niyetin üzerine oturturun bunu. Merhamet edin.
Merhametinizi genişletin. Merhametinizi derinleştirin. Merhametinizi yüksekleştirin. Dert davranış, sertliği getirin. Merhamet ise merhameti getirin. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok manidar bu noktada söylediği söz vardır. Yeryüzündekilere merhamet etmeyenlere gökyüzünden merhamet etmezler. Merhamet edin ki merhamet bulasınız. O zaman siz etrafınıza merhamet edin. Annenize merhamet edin, babanıza merhamet edin, eşlerinize merhamet edin, çocuklarınıza merhamet edin, arkadaşlarınıza, komşularınıza merhamet edin. Canlı, cansız, taşa, toprağa, ağaca, böceğe, hayvana merhamet edin. Merhamette yükselin, genişleyin.
Merhamette derinleşin. Ve tebliğ ederken de merhamet düsturlarıyla tebliğ edin. Sertlikle değil, hoyratlıkla değil, yumuşak, tatlı dille, yüksek ahlakla tebliğ edin. Tebliğcide bulunması gereken en önemli özelliklerden birisi güzel ahlaklı olmasıdır. Ve güzel ahlak sertliği gerektirmez anne, baba, eş ve çocuklarımıza, komşularımıza, arkadaşlarımıza, akrabalarımıza.
Burası çok önemli. Yani İslami noktada Müslümanların kaybettikleri en önemli menfezlerden, alanlardan birisi bu. Tebliğ ederken, bir şeyi anlatırken, bir şeyi konuşurken, üslubumuzun sertleşmesi, hoyratlaşması, dikleşmesi. Allah muhafaza eylesin. Bu noktada kardeşlerimiz ince ahlak ve ince strateji noktasında duracak. Sertleşmek yok, hoyratlaşmak yok, tebliğ ederken. Dikleşmek yok, tebliğ ederken. Burası çok önemli. Siz dikleştiğiniz, sertleştiğiniz, hoyratlaştığınız kimseyi kaybedersiniz. Yani çok affedersiniz. Bir normalde merkebi dahi ehilleştirmek için, bir yerden bir yere götürmek için, ona dahi merhametle, şefkatle yaklaşacaksınız.
Burası çok önemli. İnsanların kaybettiği, insanların şu anda merhametsizlik deryasında yüzdüğü bir zamanda ehli tasavvuf, ehli mümin asla ve asla sertleşmeye hakkı yok. Asla tebliğ ederken dikleşmeye hakkı yok. Eşlerimize, anne babalarınıza, çocuklarınıza, komşularınıza, arkadaşlarınıza sertleşmeden, dikleşmeden tebliğ edeceksiniz inşallah. Ahir zamanda zalim emirler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı fakihler olacak. Sizden her kim o zaman ulaşırsa sakın onlar için haraç memuru, zabıta ve zabdiye olmasın. Evet, böyle bir hadis-i şerif var. Yani bu noktada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin söylediği söze karşı gelmek gibi değil. Ama bir stratejidir.
Zalimin zulmünü durdurmak için, zalimin zulmünü durdurmak için, onun da yanında ehil insanların bulunması, onlara da merhamet etmesi, onlara da şefkat göstererekten o zalimlerin zalimliklerini durduracak insanlar olması gerekir. O kadıların da, o fakihlerin de, o vezirlerin de yanında, onların zalimliklerini, onların sapkınlıklarını, onların yanlışlıklarını ikaz edecek, irşad edecek insanlar olması gerekir.
Allah cümlemize hidayet eylesin. Bu mesele çok su götürür. Evet, taberhanede bu hadis-i şerif var. Bu hadis-i şerifi de ben okudum. Bunu bu Harim Müslüm almamış. Kendisine taberhane almış bu hadis-i şerifi sadece, baksın bu hadisi başkalarına almış mı diye. Böyle bir hadis-i şerifi var. Fıkhı öğrenmeden tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkhı öğrenip tasavvuftan haber olmayan bidat sahibi, sabit olur. Her ikisini edinen hakikate kavuştur. İmam Maliki, evet. Yani buradaki söz, İmam-ı Maliki'nin kendi zamanında söylemiş olduğu bir söz, doğru bir söz. Bugün için geçerli mi? Bugün için de geçerli. Ama siz burada veya bugünkü tarikat erbabının içerisinde bulunan, ehli tarikatın içerisinde bulunan insanların, İmam-ı Maliki'nin kastettiği tasavvuf ölçüsünde olmadıklarının da bilinmesi gerekir.
O tasavvuf bilgilerinin ve ilminin, Hz. Mevlana'nın desturuyla verildiğinin de bilmesi gerekir. Evladım sen önce süt içeceksin diyor. Biz kardeşlerimize önce süt içmeyi öğretiyoruz. Süt içmek günlük yaşantısını Kur'an ve sünnete uydurmaktır. Evet günlük yaşantısını Kur'an ve sünnet noktasında uydurmaya gayret edemeyen insanların, namazsız, niyazsız, fıkıhtan kasıtludur.
Oruçsuz bir hayatın üzerine tasavvufi bir hayat dizayn etmeye çalışmak ne kadar çok affedersiniz, çizginin dışında bir şey ise bunu uygulayanlar da o kadar çizginin dışındadır. Ama şu anda Türkiye'deki, dünya üzerindeki büyük bir çoğunluk ehli tasavvuf bu noktada olmaktan uzaktır. Biz gelen kardeşlerimize önce namazı, abdestli, orucu, zikrullahı, haramı, helalı öğretmeye gayret ederiz ki ondan sonra onun üzerine tasavvuf bilgilerini bina edelim.
Arkadaşın kardeşi öğretmenlik yapıyor. Sayın işini ayarlaması için nikahlarını yaklaşık bir sene önce yapmak zorundalar. acaba dini nikahlarını da şimdi yapsalar zivaf yapmaları da şart mı? Dini nikah yapıldıktan sonra zifaf şart mı? Belli bir bekleme süresi var mı? Yok. Dini nikahı yaptıktan sonra illaki zifaf şart değil ama dini nikah yapılınca her iki tarafın da bu noktada birbirlerine tasarruf hakları olur. Dini nikahı olan bir kimsenin birbirine tasarrufu caiz olur, helal olur. Onu durduracak bir şey olmaz.
Yani ben seninle dini nikah kıyıyorum ama benimle zifaf yapmayacaksın. Yani böyle bir nikah uygun değil. Nikah kıyıldı mı benim her zaman için söylediğim söz budur. O kızın üzerinde anne ve babasının hükmü kalmaz. Erkek istediği zaman hanımıdır, alır, götürür, yapar, eder, çatar, kendine göre bir hayat yaşar. Onun üzerinde bir tek hüküm kocaya aittir.
Yok ayakkabı almadılar biz düğünden dönüyoruz. Yok işte yastık fıstık almadılar bu evlilik bitiyor. Böyle bir şey olmaz artık. Nikah nikahtır. Dünya bir kifedir, leştir. Ondan bir şey isteyen köpeklerle dalaşmaya dayanıklı olmalı. Evet, yani dünyalık bir şey elde edeceksen muhakkak ki cederleşmen gerekiyor. Çünkü senin dünyalık elde etmek istediğin şeye de elde etmek isteyenler var. Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz. Ne güzel. Okunan Kur'an-ı Kerim ve Yasin-i Şerif önerimize ulaşır mı? Neden ulaşmasın ki? Dirilere ulaşmıyor nasıl olsa. Diriler okuyup onunla amel etmiyorlar ya, diriler ulaşmıyor değil mi o? Adam diriyken kendisi okumamış.
Diriyken onunla amel etmemiş. Diriyken ona uymamış. Biz o öldükten sonra onu uyduracağız diye uğraşıyoruz. Acı taraflarımızdan birisi. Güzel bir şey. Ölüklerimizin ardından Kur'an-ı Kerim okumak, onların ardından hayır hasenet yapmak çok güzel bir şey. Bu reddedilmez bir şey. Söyleyecek bir sözüm yok. Ama şunu da unutmayın. Yani o ölen kimse sağlıkla onu yaptı mı ki? Yani adam diriyken camiye girmemiş, ölürken camiye sokuyoruz biz onu. Ama diriyken hiç girmemiş adam. Cemaate sordum bir pazar günü, Emur Sultan Hazretlerinden orada, evren namazında.
Cemaat gördünüz mü dedim bu kimseyi burada diriyken, burada namaz kıldı mı dedim. Ben var mı tanıyanımız bu öleni? Cemaattan ses yok. Bana mı durdurlandılar? Hani sen ne karışmıyorsun? Ve dedim şu cemaatın sahibinden misin? Şu ölenin dedim. Şu ölenin. Hısım akrabası var mı burada dedim ben? Namaz kılanların içerisinde. Sanki bana denk gelmiş. Hiç kimse ben onun kızım, ben onun kardeşiyim. Ben onun dayısıyım, ben onun amcasıyım. Veya ben onun kardeşiyim, yeğeniyim diyen yok. Hepsi de dışarıda. Lacivert, siyah takımları giymişler. Aynalı gözlükleri de takmışlar. Orada nasıl olsa namazı kılacak cemaat var. İki tane veren mafya babası gibi duran, yani mafya gibi duran iki tane yine takım elbisinin birisi var cenazenin başında.
Ölüsünü kaçıracak diye mi düşünüyorlar artık? Ne düşünüyorsa. Ona da hiçbir anlam vermem ben. Yani orada tamudun başında birisi namazı terk eder veya iki kişi namazı terk eder, orada durur. Ölüsü çok kıymetli, alçak götürecek birisi sanki. Yani böyle bir enteresan da halimiz var bize. Adam dilirken camiye girmemiş, ölürken biz zorla katıyoruz. Nasıl olsa adamın şeyi yok ya, aklı fikri yok. Ardından da Yasin okuyacağız, Kur'an okuyacağız diye uğraşıyoruz. Aciz halimiz. Yapılsın yapılmasın demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ama bu halde göz önünde bulundurulsun. Allah bizi affetsin. Nazar duaları okunduktan sonra esneme geliyor, normal mi?
Hiç esnemeyeni görmedim ben. Bir de okuyan esner ve Allah esner artık. Hele bir de paralıyorsa okuduğunda o esnemeleri böyle o kadar uzar ki bunun. Gürültülü bir şekilde uzar. Gürültülü bir şekilde uzar. Normal mi? Ben normal değil desem zaten tepe tutarlar beni ona. Normal değil. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mazesef üzerinde böyle bir hal olmamış. Böyle bir hadis-i şerif yok. Ashabın üzerinde olmamış. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem mazesef üzerinde de nazar değmiş. Ona da okumuşlar. Hazreti Ayşe'yi de okutmuş kendisine. Ama Hazreti Ayşe esnememiş. Çünkü esnemek şeytandan.
Allah Resulü der ki hıçkırmak, özür dilerim, hapşırmak, Allah'tan. Esnemek de şeytandan mı zarar. Ve her okuyan da okunan da bir esner, bir esner ve her okunan kendi kendine de düşünür. Filancanın nazarı değdi bana. Suyu da bulur. Nazar haktır. Ona bir şey söylemiyorum. Nazar gerçekten haktır. Nazar gerçekten vardır. Ve insanların nazarı değer. Buna inanıyorum. Buna inanıyorum. Buna inanıyorum bakın. Ya bir kardeşimiz annesini getirdiydi bana. O da burada şimdi. Ya gerçekten annesine nazar değmiş. Ya gerçekten değmiş böyle. Ya Allah affetsin.
O nazar değdiren kimseyi de böyle gördüm. Tabii söylemedim. Yoksa yırtar onun kağıt gibi. Tarif bile etmedim. Dedim ki nazar değmiş sana. Bundan dedim inanıyorum. Sen de buna inan. Eski o da. Ya bütün herkeste oluyor bu. Böyle bir psikolojik inanmışlar ona. Yaptığımız zikrullahta La ila illallah Allah hay hu diye yapıyoruz.
Nefis meratiplerine neden hu haydan önce geliyor. O zikrullahın hararetiyle alakalı. Nefis meratibleriyle alakalı değil. Yine bir tane de olsa bir zikirle alakalı bir hadis okuyalım. İnşallah niyetimizi yerine getirelim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Hazreti Muaviye nakleder bunu. Ve der ki Sahabe içinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden en az hadis mügayet eden benim.
Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ashabından bir halkaya çıkıp sordu. Demek ki bir halaka var. O halakaya gitti. Halaka halinde zikrullah halinde oturuyor çünkü. Halaka halinde ashab. Onların yanına gidiyor. Onların yanına çıkıyor. Biz burada Allah'ı zikretmek için oturduk. Bizi İslam'la müşerref kıldığı için ve bize böylesine büyük bir lütufta bulunduğu için ona hamd ediyoruz dediler.
Allah sizi buraya sadece bunun için mi oturttu? Evet Allah bizi ancak bunun için oturttu. Başka bir gayemiz yoktur dediler. Bunun üzerine buyurdu ki Size inanıyorum. İtham edip size yemin ettirmeyeceğim. Lakin bana Cibril gelip Allah'ın meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini bana bildirdi. Bu peygamber topluca halaka halinde zikrullahın da caiz olduğuna dair aynı zamanda hadis-i şerif.
Demek ki peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı halaka halinde olur ve halakayı zikrullahı kurarlar ve halaka halinde Allah'ı zikrederlerdir. Ve o zikrullahta peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelir ve o halden Cibril aleyhisselamın Allah'ın meleklerine o halakayla iftihar ettiğini söylüyor. Demek ki halaka halinde zikrullah yapmak meleklerine karşı kullarıyla iftihar etmesidir. Övünmesidir. Demek ki kullar öylesine yüce, öylesine yüksek, öylesine derin, öylesine geniş, öylesine faziletli bir ibadet etmektedirler ki Allah meleklerine karşı kullarıyla övünür. Ve Allah lisan-ı hal ile der ki Ey melaikeler!
Siz beni zikrediyorsunuz ama sizde kadın yok, sizde çocuk yok, sizde çek yok, senet yok, sepet yok, soğuk yok, sıcak yok, varlık yok, yokluk yok, otobüs yok, baskı yok, zulüm yok, hiçbir şey yok. Ya! Siz safi nurdansınız. Kullarımda öyle değil, kullarımda alacak var, borç var, anne var, baba var, evlat var, eş var, varlık var, yokluk var, sıkıntı var, terlemek var, dert var, kavm var, kasabet var, ne ararsan var.
Başımızdan, başından aşağı bunların bela var, musibet var, hastalık var, deccaliyet var, şeytaniyet var, heva var, heves var, içki var, kuma var, kumar var, her türlü melanet var. Çıkıp halakayı zikre gelinceye kadar şeytan var, şeytanlaşmış insanlar var, şeytanlaşmış beyinler var. Hepsi bir tarafından çekiyor, hepsi bir tarafından çekiyor, Müslüman en takva kadın dahi otur evinde zikrlar yap diyor.
En takva anneme gitme oğlum oraya diyor, gitme kızım oraya diyor. En takva adam dahi hanımını zikrlar alakasını, kızını zikrlar alakasını göndermek istemiyor, şeytan galip geliyor onun, o esna, ruhuna galip geliyor. Yüreğimizi yırtıyor, kanatıyor pençeleriyle, aklımızı yırtıyor, gönlümüzü yırtıyor, yaralıyor, kanatıyor. O haldeyken, kan revan içerisinde, kan revan içerisinde, derviş kapıdan içeri giriyor. Kan revan içinde Allah'ı zikretmek için içeri giriyor. Yaralı, bitkin, yorgun, üzgün, kırgın, savaştan çıkmış, yorgun savaşçı, yorgun bahadır. Nice handikapları, nice engelleri geçip, gelmiş zikrullah alakasına oturmuş.
Allah onunla eviniyor meleklerine. Ey melaikelerim! Bak bunların kimisinin yol parası yok, kimisinin yarın sıkıntısı var, kimisinin evde derdi var, kimisinin eşiyle derdi var, çocuğuyla derdi var, işiyle derdi var. Kimisinin hastalığı var, kimisi ihlaz etmiş, kimisi yoksullaşmış, kimisi zenginleşmiş. Kimisinin malı var, mülkü var, katı var, yatı var, arabası var. Ona da başka yerden vuruyor nefis, sen de başka yerlere git diyor. Ama onlar hepsini bırakmışlar. Ya fise bilillah, fise bilillah. Sırf beni sevdikleri için, sırf benim zikrimi sevdikleri için toplandılar, Allah'ını zikrediyorlar. İşte o yüzden diyor Cenab-ı Hak, ben onların hepsini de affettim. Oradan affolmuş olarak kalsınlar diye.
Çünkü gelinceye kadar şeytanı eze eze geliyor. Şeytanla mücadele eze eze geliyor. Deccanla mücadele eze eze geliyor. Süfyanla mücadele eze eze geliyor. Heva ve hevesle mücadele eze, nefisle mücadele eze eze geliyor. Ve bir kahraman aslında. Meleklerden faziletli o esnada. Meleklerin yarışmaya şansı yok. Meleklerin onun etrafında durmaya şansı yok. Yırta yırta geldi. Yara yara geldi. Kullar halakasını oturmakla. İşte Allah diyor ki, ey melaikelerim.
Ben onlardan razıyım. Onlar sizden daha faziletli. Onlar sizden daha kıymetli. Onlar sizden daha yüksek. Onlar sizden daha yüce şimdi. Niçin? İşte o girinceye kadar geçen sure var ya. Girinceye kadar geçen bu sureden dolayı. Allah bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak zikrullah halakalarından bizi ayırmasın. Cenab-ı Hak zikrullahından ayırmasın. Ne büyük müjde kardeşlerim. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bu müjdeye ulaşmak. Bu müjdeye erişmek. Bu müjdeyle yaşamak. Bu hal ile yaşamak. Herkese layık olacak bir şey değil. Herkese nasip olacak bir şey değil. Herkese nasip olacak bir şey değil.
Aaaa evet. Kime nasip olacak? O saf, temiz, nurlu insanlara nasip olacak. Nura aşık, nura aşina, nura doğru yürüyen insanlara nasip olacak. Binlercesini getirirsiniz. Cenab-ı Hak der ki ancak bizim hidayet ettiklerimiz hidayete ulaşabilir. Çünkü ancak hidayet ettikleri zikrullah'ı sever. Ancak hidayet ettikleri zikrullah'a ulaşır. Ancak hidayet ettikleri zikrullah'ın göbeğine oturur. Çünkü zikredeni o zikredecek. Zikredeni o zikredecek. Zikredeni o zikredecek. Allah bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak bizleri muhafaza eylesin. Allah sizler için. El Fatiha'ma selam. Amin.
Fâlemennel Hûr. El Fatiha'ma selam. El Fatiha'ma selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi