mustafaozbag.org

419. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Aralık 2014 · 1:34:06

Yani mahşer, kabir gibi fiiller mecaz birer tabir midir? Misal, bir insanın bize bir zararı dokundu, biz de bu durumda çok kızdık ve misliyle karşılık verdik, kalben üzülüp öfke duymak mıdır cehennem azabı yoksa bildiğimiz ateş, ateşte yanmak var mıdır?
Bunlarla alakalı âyid-i kerevelerin hepsi de müteşavisini kullanılmış. Buna zahir noktadan bakan ulemanın hepsi de bunların var olduğunu, bunların bu noktada mecaz olmadıklarını beyan etmişler. Tabi bunların var olduğunu, bunun mecaz olmadığını iddia edenler olduğu gibi, bunu böyle söyleyenler olduğu gibi, Ehl-i Sufi'nin büyük bir kısmı da bunların birer mecaz olduklarını, bu manada varlığın dahi bir mecaz olduğunu, varlık komple bir mecazdan ibaretse, varlığın içerisindeki cennetin, cehennemin bu manada öte âlem olarak nitelendiren her şeyin mecaz olduğunu,
hatta bu âleminde yaşadığımız hayatın da mecaz olduğunu, bir hayalden ibaret olduğunu söylemişler. Tabi bir hayalden ibaret olduğu söylenince, cezayı nereye koyacağız? Bu noktada Cenab-ı Hak'ın azarını, Cenab-ı Hak'ın bu noktada ben azar ederim, nereye koyacağız? Bunun da normalde o kimsenin kalben sıkıntı çektiği, veyahut da işte karşıdaki kimsenin, kimseyi üzdüğü için, o kimsenin ruhaniyetinin, halet-i ruhiyesinin üzdüğünü söyleyenler var.
Tabi bu bir komple müteşabihlerin üzerinde dönen fırtına var. Ama ayet-i kerimede de münafıklar, o müteşabihlerin üzerinde tartışma çıkarırlar. Ve oradan dinden çıkarırlar diye de işaret var. O yüzden bu müteşabihlerin üzerinde, biz cennetin varlığına iman ederiz, cehennemin varlığına iman ederiz, cehennemdeki azabın olduğuna iman ederiz. Bu noktada bunun kendi husisi dairesi, veyahut da bu meseledeki tecelliya nedir? Onu Allah bilir deriz. Bu noktada söyleyenler kendilerince, kendi hallerini söylerler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, MİRAŞ'ta bu hadiseyi bize aktarmış. Bize aktardığı için bu mesele, sahih hadislerle ve cennetin, cehennemin varlığı, ayetlerle de sabit olduğuna göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, varlıklarına da şehadet ettiğine göre, biz onun üzerinde bu mecaz mıydı, değil mi diye, bir tartışmaya girmeyiz. Ben girmezim.
Ben varlığına iman ederim. Vardız. Bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, miracıyla sabit ettirip, insanların içerisinde şehadet edenler vardır. Ayrıca seyir-i sülükte duranlar, seyir-i sülükün bir mertebesinde, mertebesinde, cenneti de, cehennemi de müşahade ederler. Bu müşahadeyle de sabittir ki, cennet de vardır, cehennem de vardır, arş-ı ala da vardır, def-i mahfuz da vardır, kürsü de vardır.
Sonuçta bunların var olması, ayetle, hadisle de sabittir. Biz buna iman eder, buna inanırız. O yüzden, normalde bu noktada, evet, bu mecaz diyenler, kendilerince, mesela işte, bir rüya gördü. Rüyasında o kimse, örneğin kurşun yedi, öldü. Kurşun yiyip öldükten sonra, sorguya çekildi. Sorgudan sonra cehenneme atıldı, veya cennete atıldı. Rüyadan uyandı. Dedi ki, rüyaymış. Bu hak mıdır? El cevap haktır. İşte sadece mecazdan ibaret dersek, bu bir zevk olursa sadece, ve bir tasavvufi ahlulursa, bunu kabul ederim.
Ama mananın, zahire tecelliyatı vardır. Cenab-ı Hak el-Bat'ın ism-i şerîfi vardır, ama el-Zahir ism-i şerîfi de vardır. O batın ismi şerifinin, zahire tecelliyatı vardır. Batın ismi şerifinin, zahire tecelliyatını biz, yok göremeyiz. Onun batını de, zahirdir, zahiri de batındır. Onu bilemeyiz bu noktada. Ama ve lakin, sonuçta eğer her şey, mecazdan ibarettir dediğimizde, İslam'ın hukuku kalmaz. Her şey, mecazdan ibaret dediğimizde, şeriatın hükmü kalmaz. Değinir ortalık. O zaman ortada din kalmaz. Mecazdan ibaret dediğimizde, birinin hakkı birine geçti, ne diyebiliriz?
Birisi suç işledi, ne diyebiliriz? Birisi gitti, bir kadına zinada bulundu, zorla tecavüz etti, mecazdan ibaret deyip, cezalandıramaz mıyız? Bu biraz böyle, bu tarafa doğru, faulosu arif bir noktaya gider. Allah muhafaza eylesin. Normalde bunu böyle, Cumhuriyet döneminin, başlarında, Osmanlı'nın sonlarına doğru, enterasan algı operasyonları vardır, İslam dünyasının üzerinde.
Mesela, Arabi, ayrı kategoridedir, Arabicilik ayrı kategoridedir. Hz. Mevlana ayrı kategoridedir, Mevlana'cılık ayrı kategoridedir. Cumhuriyetin son dönemlerinde, işte ehli tasavvufun üzerinde, dinin üzerine operasyonlar yapılmaya çalışılmış. Bu operasyonlardan bazıları bunlar, müteşabihlerin üzerinde, tartışmalar çıkarmak istemişler. Bunları bir kısım ehli tasavvufu kullanarak yapmışlar. Bir kısmı namazın gereksiz olduğunu beyan etmiş. Namaz mecazdan ibarettir, asıl namaz onun huzurunda durmaktır demişler. Bir kısmı orucu inkar etmiş. Oruç o değildir. Oruç yalan söylememek, fivet etmemek, dedikodu etmemektir demişler, çıkmışlar. Bunun gibi, Cumhuriyetin ilk döneminde, dini ifsad etmek isteyenler, biraz kasıtlı bu meseleleri kaşımışlar.
Bütün her şeyi mecaze yönlendirip, işin zahirini, kabuğunu, işte çıkalım, kabukta durmayalım, zahirde durmayalım, avam olmayalım, gibisinden, işi farklı bir noktaya götürmüşler. Allah muhafaza eylesin. İşin kantanın topuzu kaçmış biraz. Kantanın topuzu kaçınca, işte ezan okunduğunda, hadi namaza derdiğinde, hadi siz gidin namaza. Ben bunları büyüdüm, işittim, bana da aynı şeyi söylediler. Ve işte siz, biz kemale erdik, bize namaz lazım değil. Ve Hazreti Peygamber, Sadullah ve Selam Hazretleri, ömrünün son demine kadar, son nefesine kadar, namazın dediği kıldı, o avama örnek olmak içindi. Yoksa onun da namaza ihtiyacı yoktur, gibi tevhillerle, insanların kafalarını karıştırmaya çalıştılar.
Dinin üzerinde, din algısının üzerinde, operasyon yapmaya çalıştılar. Şimdi de, dinin zahir hükmünden, insanları koparmak için, sufilerin üzerinden, ehli tasavvufun üzerinden, değişik şeyler var. Jenerasyonlar var. Bunlar İstanbul'da, İzmir'de, böyle mali durumu yerinde olanlar, çalıyorlar, oynuyorlar, meşk ediyorlar, namaz yok, oruç yok, abdest yok, böyle bir şeye ihtiyaç da yok. Ama Allah'ı çok seviyorlar. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem adetlerini, çok seviyorlar, meşk'ten meşke geçiyorlar. Bildiğiniz meşk alemler oluyor. Bu meşk alemlerinde de, kadınla erkekli şarkılar söyleniyor, çalgılar çalınıyor. Cumşu huruş içerisinde, Allah diyorlarmış, katılan aktardı bana. Aslında benim yerim de burası değilmiş, onların yanıymış.
Böyle de bir haber geldi, bunlar böyle zengin kresimden, Bursa'da meşkul tekstilciler falan, bunlar melamiyle geçtiler. Yani melamilerin bir kısmı böyle, bunlar için melamiler bile, bunların seviyesine gelemiyorlar. Melamiler, onların arkasında, çok affedersiniz, toz yutarlarmış. Allah muhafaza eylesin. Bütün hep hadiseler, tarih boyunca, müteşabih ayetlerin üzerinde kopmuş. Mesela, selefilerin, bu müteşabihleri, zahire göre hükmedik, sırf zahir noktasında, durmalarının bir sebebi de, tarih boyunca, insanların müteşabihlerin üzerinde durup, müteşabihlerin üzerine, fırtına koparmalarına bir tepki. Bu tepki, o açıdan bakıldığında, söyleyecek söz kalmıyor.
Denge tutmazsa, tutmayan denge, birileri tarafından, sert bir şekilde, eleştire yağmuruna tutuluyor. Ve o kimse, haksız olmasına rağmen, haklı noktaya geçiyor. Bu, dengeyi kaçıranlarla alakalı. Allah bizi affetsin inşallah. Bir kimsenin iradesini, Allah'a teslim etmesi, kişinin kendi elinde mi, yoksa Allah'ın dilemesi bile mi olur?
İnsanın kendi elindedir, kendi iradesindedir bu. Bir kimse, kendi iradesini, Allah'ın iradesini, teslim etmesi demek, her halinde ve, her fiilyatında, her düşüncesinde, Kur'an ve sünnete uydurmasıdır. Bu noktada, kendi idrakini, iradesini, her şeyini, ona bağlamak demek, o kimse, sabah uyandığından, gece taktalar, yatıncaya kadar, uyuyuncaya kadar, bütün gününü, bütün gününü, ve her halini ve fiilyatını, Kur'an ve sünnete uydurmasıdır.
O kimse, Kur'an ve sünnete uydurduğu zaman, iradesini, Allah'ın iradesine, teslim etmiş olur. Burada da, müteşavih meseleler giriyor, işin içerisine. İşte, Allah, onun iradesini, teslim almış. Cenab-ı Hakk'ın, iradesini teslim aldığı, bir tek, Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'dir. Cevridir bu. Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin, bu noktada, iradesini teslim etmeme gibi, bir iradeye sahip değildir. Seçilmiştir. Diğer peygamberlerin de, peygamberlikleri cevridir. Onların da iradeleri, bu noktada, tamamıyla olmasa dahi, çok ince bir perde vardır orada, Allah'a aittir.
Ama diğer insanlar için, bunu söylemek mümkün değildir. Sufiler bunu çok kullanırlar. Kullanırlarken, hata yaparlar. Kendi iradesini, Allah'ın iradesi gibi göstermek, bir haram işlediğinde de, o zaman, Cenab-ı Hakk'ı haram işlemiş noktasına götürür. küfürdür. Biz irademizi götürür, kendimiz Kur'an ve sünnete teslim ederiz. Teslim edebildiğimiz yere kadar. Yoksa Sufiler, ondan sonra kendilerinden, tecelli etten şeyleri de, nefislerine uyduklarında, kendi nefisleri bağırdığında, nefislerinin de bağırmasını, haktan zannederler. Burada bataklığa düşerler. Şeyhler de burada bataklığa düşer. Şeyhler de böylece, kendilerince, hata kapısını kapatırlar.
Sufilere, dermişlere, bu algıyı oynarlar. Onlar muhafaza koruma altındadır. Asla onlar haram işlemezler. Haram işlemedikleri için de, her yaptıkları mübah ve haktandır. Bu Kur'an ve sünnete uygun değildir. Bu bizim tasavvuf anlayışımıza duygun değildir. Derviş kardeşlerinde, içlerinden bazıları da, aynı noktada. Biz hata yapar mıyız? Hatta birisi öyle demiş. Ya ben hata yapar mıyım? Ben hata yapsam demiş. Zikullah'ta birinci alakada oturuyorum demiş. Beni orada oturtturdular mı? Sanki birinci alakayı biz ayarmıyoruz. Sanki ben ayarmıyorum. Ben ayarlamaya kalksam, kaç kişi oturur acaba birinci alakada?
Acaba ben kalır mıyım birinci alakada? Önceden bir kısım, eğriti harikat bunları ayarlarmış. Birinci alakayı, ikinci alaka, üçüncü alaka, dördüncü alaka, alakaya oturacak olanları, dizayn ederlermiş. Biz bunları önemseyenlerden değiliz. Kim önce gelir, gelir buraya otursun. Bazen dersli olmayan kardeşler bile gelip oturuyorlar. Bunun bir sıkıntı yok. Veya kendisini dersli zannedip, derssiz olanlar var. Onlar bile gelip oturuyorlar. Bunun ortada sıkıntı yok. Bizim bir problemimizdir. Burası Allah'ı zikredilen bir meclis. Herkese kapımız açık. Herkese, herkese hiçbir sıkıntımız yok. Bir tek buraya gelip de, buraya veya bayanların arasına gelip, Allah'ın lanetlediği işlerle, iştigal etmeye devam edenler, müstesna.
Buranın ahlakını, dirayetini, gidişatını, yolunu değiştirmeye kalkarlarsa, onlara da deriz. Seni burada istemiyoruz. Allah bizi affetsin. Çünkü bu noktada da, korumakla mükellefiz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu noktada, bir kimsenin iradesi, kendisi gider teslim eder. İradesini, Allah ve Resulüne. Sufilik, o kimsenin iradesini götürüp, şeyhine teslim etmesidir. Gider şeyhine teslim eder, iradesini. Nereye kadar teslim ederse, bir kimse de zaten, kendi cüz-i iradesiyle, gider iradesini Allah teslim eder. Nereye kadar teslim ediyorsa.
Mesela bir kimse Allah'a inandım, bir namaz kılmıyor. İradesini tam teslim etmemiş. Allah'a inandım, bir oruç tutmuyor. İradesini tam teslim etmemiş. Ve Allah'a iman ettim, inandım diyor, yalan da söylüyor, yemin de diyor, gıybet de diyor. İradesini tam teslim etmemiş. Veya tabii kimse diyor ki, ben üstada bağlıyım. Bağlı olduğu yere kadar, iradesini tam teslim ettiği yere kadar. Yapma dediğimizi yapıyor. Söylemediğimizi söylediğin gibi gösteriyor. Söylemediğimiz bir şeyi söylediği gibi gösteriyor. Hiç alakası yok. Benimle oturup konuşmamış. Ben müstav da bunu istişarettim diyor. Oturdum konuştum diyor. Bu mümkün. O da iradesini teslim ettiği yere kadar teslim ediyor. Bir kısmı da şunu bekliyor.
Allah benim irademi teslim alacak. O iradeyi teslim etmeyecek yani. Ya o çok hususi bir kul. Çok hususi bir kul olunca, Cenab-ı Hak'a lazım o kul. O olmazsa, düzen bozulur. O yüzden Cenab-ı Hak onun iradesini, hususi teslim alacak. O çok kıyım. Bir kimsenin kendisini böyle görme hakkı da var mı? Her cevap var. Var, rahatsızdır, değildir. Orası ayrı bir tartışma. Ama bizi ilgilendiren bir şey değil. Bir başkasını ilgilendiren bir şey de değil o. Ben böyleleriyle de karşılaştım. Mesela birisi dedi ki bana, benim iradem onun iradesidir. Teslim aldı beni dedi. Harika dedi. Harika dedi. Ama senin üzerindeki tecelli edilen, bakılınca dedim, hoşnut olmadığı şeyler var senin üzerinde.
Demek ki senin üzerinde de dedim, hoşnut olmayan şeyleri tecelli ettiriyor. Az önce iftira ettin ya. Büyük söz bunlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bir kimse, kendi iradesini, kendi elleriyle gider. Allah'a teslim eder. Bu, Kur'an ve sünnete tabi olmasıdır. bir kimse gider, bir iş yerinde çalışıyordur, anlaşır, sekiz saatini, kendi iradesini, iş olarak oraya teslim eder. Karşılığında, ücretini alır. Bu onun gibi bir şeydir. Bir kimse gider, Kur'an ve sünnete kendisini teslim eder.
Bir kimse gider, işte, gider daha kendisini teslim eder. Teslim ettiği yere kadar. Ona otur dediklerinde, oturur kalk dediklerinde, kalkar yap dediklerinde, yatar git dediklerinde, gider gel dediğinde gelir. Nereye kadar teslim olduysa, o kadar ona söyleyecekler. E birine şunu yap dedin, ya ben ben onu isteme deyince, ha demek ki, onu isteyebileceksin ondan. O teslim olmamış. Bunu yapamam dediğinde, ya benim işim var, bir müsait değilim. Söyle, bu öyle bir halin var, böyle bir şeyin var, bahane çok. Ha teslim olmamış demek ki. Bu haramlı, istenen şey değil, Kur'an ve sünnetinin içinde mi? Evet, o bir şekilde size bir şey, önünüzü koyuyorsa, ha demek ki, o kadar teslim olmuş.
Bunda da, böyle, ayıp sanacak bir şey değil. Veyahut da, adamın kafasında bir şey vardır ya, adamın kafasındaki bir şeyi, üstadı teyit ettirecektir. Gelir, ben böyle, böyle, böyle, böyle düşündüm, böyle yapayım, uygun mu der, yap, Allah yardımcın olsun der. sen düşünmüş, bükretmiş, ondan sonra hepsini de, dizayn etmiş, düzenlemişsin, bana da diyorum ki, gel bunun altını tasdikler. Neyi, al tasdiklerin Allah yoluna çık etsin. Bunun gibi. Veyahut da o, seni istediği yola götürecek. Sen ne düşündün, anlat demeden daha, o kendi düşüncesini, tak tak tak … anlatır, böyle yapmamız uygun olacak ama, sen de besin. Neyi, öyle yap, Allah yoluna çık etsin.
Herkesin bu noktadaki, teslimiyeti, kendisine kadar. Hiç kimseden, on numara bir teslimiyet, beklenmez su, birlikte. Öyle bir şey yok. Herkes kalımı kadar, terbişlik yapar. Herkes içinin, aldığı kadar yapar. Herkes içinin, aldığı kadar sever. Herkesin kendine göre. Birini eksik, birini fazla görmek de, hoş değil. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi bana öyle der mi? Mustafa Efendi, oğlum ömrün, elmayı armut yapmakla mı geçecek? Ömrün, elmayı armut yapmakla geçecek.
Yani elma, elma armut olur mu? Olur mu? Bir kişi olur der. Elma armut olmaz. Eski sufiler böyle düşünüyordur. Genel olarak. Ben de elma armut olur diye düşünüyordum. Elmayı armut yapmak için, çaba gösterim. Yunusçasına, der ya Yunus, çıktım Söğüt ağacına, ondan girdim üzümü. Nereden yemiş üzümü? Söğüt ağacına. Bu zor zana.
Bu zor zana. Bu Söğüt'ü alıp, ona aşı vurup, bağ aşısı vurup, uzun müddet, onun üzerinde uğraşıp, ondan üzüm yemek. Bu sabır işi, mücadele işi, çile işi bu. Koyun gelecek, yepilden yiyecek onu. Kuş gelecek, kit dikleyecek onu. Domuz gelecek, karıştıracak onu. Eşean birisi gelecek, sürtünecek ona. Soğuk gelecek, kış gelecek. Kendisi haylazlık yapacak. hepsi de olacak. Söğüt sonunda, aşı tutuncaya kadar, dalgıda kaçıp, üzül verinceye kadar, zaman geçecek. E bir enerji, bir efor lazım ona.
Lazım. E demek ki işte, Cenab-ı Hak onu da, içimize koymuş. Ben öyle hayatı seviyorum. Cevdet bıktıydı bir ara, benim hurda arabaları tamir etmekten. Şey bu, bir hayat algısı, hayat felsefesi bu. git, o eski arabayı al, onu yürüteceğim diye uğraş. Öyle. Git, ikinci kalite malları al, ihraç fazlalarını al, onları elden geçir, sat. Bunlar hayat felsefesi. Git, eski bir yeri al, imar et, derle, düzenle. Adam et. Hayat felsefesi bunlar. Olmaz diye bir şey yok, olur. Bunların hepsi de, insanın kendi cüz iradesiyle. İnsan bu iradesini, Allah'a ve Resulüne teslim etme, iradesi de kendisine ait.
İmtihanın sırrı da bu. Bir kimse iradesini, üstadına teslim etme. Bu da o kimsenin kendisiyle alakalı. O da suhli sırrı. Nereye kadar teslim etmiş? Kendince, bir kategoriye koymak, sen bu kadar teslim edeceksin deme, kimsenin işi değil. Allah muhafaza eylesin. Amin. İradesini Allah'a teslim eden kişi, nasıl bir kulluk seviyesindedir? Bu seviyeye herkes gelebilir mi, gelmeli mi? Çok zikir çekerek ve ibadet ederek mi gelir? Sonuçta bu teslimiyet, nereye kadar gittiyse, nereye kadar teslim ettiyse, o kadar kuldur. Teslim ettiği yere kadar, o kimsenin kulluğu vardır. Bu noktada, o kimsenin o zaman, kulluk seviyesi de, teslim ettiği nokta kadardır.
Bu seviye olarak, herkes, kulluğun doruğundan ulaşabilir mi? El cevap ulaşabilir. Bu kafa açık mı herkese? Herkese açık. Herkese açık. Yürümek lazım. İrazeyi teslim edip, haramlardan uzak durmak lazım. Bakın yol belli. Kul, farzları yerine getirmekle, Allah'a en sevimli gelen işi yapar. Nabilerler de Allah'a yaklaşır. Bunların hepsi değil, o kimsenin kendi cüz iradesi. Arayan bulur, bulan tanır, cüz irade bakın. Tasavvufun oturmuş olduğu, tasavvufun oturtturulmuş olduğu, bütün hadisi, kutsilerin hepsinde de, cüz irade vardır başlangıçta. Arayan bulur. Kim bulurmuş? Arayan. Aramak o kimsenin kendi cüz iradesi. Bulan tanır.
Bakın bulunca, tanımak o kimsenin cüz iradesi. Tanıyan sever. Bakın cüz irade, tanıyan sever. Seven aşık olur. Cüz irade. Adım adım gidiyor. Buraya kadar kime ait? Kulağa ait. Dört merhala. Aradı, tanıdı, sevdi, aşık olur. Aradı, tanıdı, sevdi, aşık olur. Dört merhaba. Farzları yerine getirdi. Nafilerlerle Allah'a yaklaştı. Allah'ı sevdi. Allah da onu sevdi.
Anladınız? Merhaleler belli. Merhaleler belli. Az önce söyledim, arayan bulur, bulan tanır. Tanıyan sever, seven aşık olur. Kalbin seyri sülükü. Bunu koyun kenara. Bunların hepsi de manevi. Kalbin seyri sülükü. Bu yol, kalp ayağıyla gidilen yol. Kalp ayağıyla. Sufiliğe adım atmış insanın yolu. Ama ondan önce var. Ne?
Farzları yerine getiren. Nafilelerle yaklaşan. Nafilelerle yaklaşan. Ve Allah'ı seven. Bu da nefsin yolu. Nefsi tezkiye etmenin yolu. Siz bu yoldan yürümezseniz, kalbin seyri sülükünü bulamazsınız. Nefsi tezkiye etmeden, kalbin seyri sülükü çalışmaz. Nefsi tezkiye etmeden, kalbin seyri sülükü başlamaz, çalışmaz. Nefsi tezkiye etmenin yolu, farzlara tabi olmak. Farzları yerine getirmenin içerisinde, haramlardan uzak durmak da var. Haramlardan uzak durmak farz.
İçki içmemek, farz. Yalan söylememek, farz. Gıybet etmemek, farz. Dedikodu etmemek, farz. İftira atmamak, farz. Kumar oynamamak, farz. Zina etmemek, farz. Farz. Zinaya giden yolları tıkamak, farz. Eşcinsellik yapmamak, farz. Lutilik yapmamak, farz. Bunlar, olmazsa olmaz. Olmazsa olmaz. Günah-ı kebaille, kalbin seyri sülükü olmaz.
Günah-ı kebaille, mana aleminde adım atılmaz. Olmaz, olmaz. Tövbe edip, geri dönüp, yürümek gerekir. Etrafa kırıp, dökerekten, insanların kalbini perişan ederekten, insanları perperişan, ortalıkta kırarakten, kalbin seyr-i sülûk olmaz.
Olmaz. Bunların hepsi de kulun kendi cüz-i iradesidir. Böyle ben sufilerle karşılaştım. İşte, vay, çok yoğun gitmek istiyor. E, bir şeyh gelip götürecek onu. O, çok seviyor. Ne kadar çok seviyor, ne kadar çok seviyor. Ama bir şeyhe intisap edememiş. O, ne büyük sufi, ne büyük sufi. Ama onun intisap edebileceği bir şeyh olmamış hiç. Olmuş, vefat etmiş. O, ne şeyhefendiydi ya. Dinlerdim ben Çorumacı Mustafa Efendi hazretlerini, eski dervişlerden. Bir daha öyle şeyh gelmez. Bir daha asla öyle şeyh gelmez.
Sonra o dinlediklerimi bir başka yerden teyit etme açısından da değil ama, böyle öğrendim. Mustafa Efendi'nin zamanında dergaha gitmezlermiş. Allah Allah dedim ya. Hatta söylüyorum, filancayı tanıyor musunuz? Hani adam öyle kendini anlattı ki. Yok, tanımıyoruz. Ya Ankara'daymış, adam şöyleymiş böyle. Yok, tanımıyoruz. Allah Allah. Adam Malatya'da, ne büyük derviş. Kimse tanımıyor. Kimse tanımıyor adamı. Aynı hikayeleri şimdi biz de bilmiyoruz. Yerde denk geldim, adam beni tanımıyor tabii.
Muhabbet açıldı. Neşe Efendi'ymiş Abdallah Efendi. Ha, öyledir dedim ya. Tanıyor musun? Sen dön biraz dedim ben. Ondan sonra işte bir anlattı, bir anlattı, bir anlattı. Maşallah, subhanallah, subhanallah dedim ya. Dedim, neredeydin? Hani o zaman siz nerede oturuyordunuz? Hani nerede dervişlik yaptınız dedim ben. Bursa'daydım dedim. Oh, maşallah dedim ya. Siz o zaman Bursa'da derslere gidip geliyordunuz dedim ben. Elhamdülillah dedi. Allah bize o günleri gösterdi dedim. Şimdi nerede ders yapıyorsunuz dedim ben. Filanca yerde abide dedi. Kim o dedim ya. Filanca abi dedi. Allah Allah dedim ya. O mu yaptırıyor dersleri dedim ben. Evet dedim. E dedim, ben ona çavuşluk verdiğimi hatırlamıyorum dedim ya.
Kaldı bu. Dedi, o meşhur Mustafa abi sen misin yoksa dedi. E dedim, benle oturup benle kalkmıyorsun oğlum dersler dedi. Ya abi hakkını helal etti abi. Dedim, nasıl böyle söyleyebiliyorsunuz? Tanımıyorum bile ben seni dedi. Sen kimden ders aldın dedim. Dedim lan, cevabinden aldın dedim. Dedim abicim onu ders vermeye daha yetkisi yok ya dedim ben. Nasıl dedi. Basbayağı dedim ders yaptırmaya diye yetkisi yok dedim. Abim yada vermişler dedi. Hepsi de lazım. Şimdi o kimse bu manada kendi yolunu kendisi yürüyecek. Kendi iradesiyle gidecek.
Farzları yerine getirecek. Tekrar söylüyoruz. Farzları yerine getirmek. Farzları yerine getirmek. Nafilelerle yaklaşmak ve Allah'ı sevmek nefsin tezkiyesidir. Arayan bulur. Bu nefis tezkiyesine giren arar çünkü. Onun farzları yerine getirmek yetmez. Nafilelerle yaklaşmak onu doyurmaz. O açtır. Nafilelerle yaklaşır. Orada kalırsa o açlığını doyuramaz bir türlü. Sever ya. Hani burada ayet-i kerime diyor ya. Sever. Sevince işte aramaya başlar. Kalp sevdiğini arar. Bakın farzları yerine getirdi.
Nafilelerle yaklaştı ve sevdi. Artık sevdiğini arıyor. Sevdiğini arıyor. Arayan bulur. Bulan tanır artık. Bu yol ayrı. Yolun rengi değişti. Bulan tanıyor. Tanıyınca seviyor. Başka bir sevgi artık bu. Önceden rızık verdiğinden seviyordu. Önceden evlendirdiğinden seviyordu. Önceden çoluk çocuk verdiğinden seviyordu. Ondan seviyordu, bundan seviyordu, şundan seviyordu. Bu nefse bağlı sevgilerdi. Necazdı bunlar. Bunlar denizin köpüğüydü hepsi de. Bunlar suyun görünen tarafıydı.
Kıyıya vuran tarafıydı. Bunlar doyurmaz insanı. O kimse hep açtır. Açtır. Çünkü o sevdiğinin yanağına yanağını koymak ister. Sevdiğinin dudağına dudağını koymak ister. O açlı kolda bitmez. İşte tanır, tanıdıkça sever, sevince de aşık olur. Sevince de aşık olur. Aşık olunca Cenab-ı Hak diyor ki, onun canını ben alırım. İşte ölmeden önce ölüm odur. Allah onu ölmeden önce ölmeyi taktırır. Onun canını o alır. Ve ona binlerce can hediye eder. Bir cana karşılık. Onu bütün binlerce can hediye etmesi, alemin bütün perdelerini ona bahçetmesidir.
O varlığın bütün perdelerinde sureti vardır onun. Varlığın bütün zerresinde sureti vardır onun. Varlığın neresine bakarsanız bakın onun suretini görürsünüz. O bir cana karşılık binlerce can vermiştir ona. O denizine daldırmıştır. Kıyıda bırakmaz onu. O güne kadar kıyıdaydı o. Denizin köprünü deniz zannediyordu. O denizin köpüğüne bakaraktan coşuyordu. Onu denizine daldırdı. Varlık denizine daldırdı. Ve varlık denizine daldırınca onu tecelli ettirdi. Her perdede onu tecelli ettirdi. Ona binlerce sayısız can vahşetti ona. Her perdede onun sureti var. Her perdede onun hayatı var. Her perdede can var onun adına. O candan cana geçmez. Perdeden perdeye geçme.
Uruc etme var onda. İşte kalbin seyri sürülü bu. O yüzden bir kimse bunu kendi iradesiyle gider. Farzları yerine getirmek iradesidir o kimsenin. Nafilerlerle yaklaşmak iradesidir o kimsenin. Allah'ı sevmek iradesidir o kimsenin. Ve o kimsenin sevdiğini araması iradesidir. Sevdiğini tanıması iradesidir. Sevdiğini yeniden sevmesi, farklı bir cepheden sevmesi iradesidir. Ve ona aşık olması iradesidir. Ve o bu iradeyi teslim eder. Gider ona verir. O ona yeniden göz verir. Ama bu göz eski gözü değildir onun. Yeniden ona kulak verir. O kulak eski kulağı değildir onun. Ona yeniden el ayak verir. Eski eli ayağı değildir onun.
Eski aklı değildir. Eski fikri değildir. Eski kalbi değildir. Onda eski hiçbir şey yoktur. O can verenle can o kimsenin cüz-i iradesiyle yolladır. Bizler birer makine değiliz. Geri kalan boş hayaldır. Siz oturursunuz sabahtan akşama kadar bir veli gelsin benim elimden tutsun diye bakarsınız. Kimse gelmez sizi elinizden tutun. Siz sabahtan akşama kadar oturursanız bir iş yapmazsanız kimse size bu işini yapıver demez. Boynuna ipi tak, hambal var der. Boynuna ipi takıp hambal var diye feryat etmezsen kimse sana yük taşıtmaz. Eğer öyle bir kendince, kendine öyle bir nokta atfediyorsan aldanıyorsun, yanılıyorsun.
Şizofrenik belirtiler var bu kadar. Bizi ikaz ederler diye düşünüyorsan şizofrenik belirtiler var. Biz hata mı yaparız? Biz hata yapsak bu elbiseyi bize mi giydirdiler? Diyorsanız şizofrenik belirtiler var. Sırtınızdaki elbiseyle kadınları, kızları etrafınızı aldatıyorsanız şizofrenik belirtiler var. Ben filanca yerim der bir şeyim, biz öyle bir yanlışımız olsa o dergaha bizi katarlar mı deyip milleti ütüp aldatıyorsanız o zaman şizofrenik yanlışlıklar var.
Ütüp aldatmak, kandırıp, yan yatıp, çamura batırmak yok. Allah muhafaza eylesin. Cennetlik ve cehennemlik insanları Allah-u Teala önceden belirledi. Belirlemedi. Belirledi dediğimizde otomatikman cüz irademiz kalktı bizim. Belirledi dediğimizde Cenab-ı Hak ruhlar halinde tasdif etti.
Cennetlikler bu tarafa, cehennetlikler bu tarafa. Hiç sebepsiz, nedensiz, neçinsiz. Cenab-ı Hak bilginin en yücesinde, bilmesi ezeri ve ebedi. Bizim yeryüzüne geldiğimizde cennetlik veya cehennemlik amel işleyip işleyemeyeceğimizi bildiğimizden, bildiğinden yeryüzünde cennetlik amel işleyecek olanları cennete, cehennemlik amel işleyecek olanları da cehennemlik diye yazdı.
Bildiğinden yazdı. Cebriyetinden, emrinden dolayı değil. O yüzden önceden belirledi sözünü, belirleme noktasını, Cenab-ı Hak kendi iradesiyle belirledi noktasını kabul etmiyorum. Kulların dünyada yapacak olduğu şeylere göre belirledi. Bizi de burada Allah, bizi cennetlik olanları cennete gideceği amellerle yönlendirmesi, cehennemliklerin de cehenneme gideceği, günaha yönlendirdiği doğru mudur? Hayır. Allah doğruyu bize anlattı. Ve ayet-i kerimede dedi ki, isteyen Allah'ın bu dosdoğru yolunu seçer. İsteyen bu dosdoğru yolu seçer kendisine. İstemeyen, o eğri yolu seçer. Bu kendine aittir. Öbür türlü o zaman bize haram yazdı, biz git de haram işledik, bizim suçumuz yok. Neden? Sen yazdın, ben işledim.
Sen yazdın, ben işledim. O zaman kimin suçu var ki? Allah muhafaza eylesin. Amin. Evliya Allah makamına nasıl ulaşabiliriz? Takva ehli olmak için neler yapmalıyız? E anlattım şimdi az önce. 0806 1968'de basılarak İslam alimlerine gönderilen broşürü soruları. 1968'de İslam alimi kalmış mı ki Türkiye'de?
Zaten daha önce Çanakkale'de gitti. Çanakkale'de gittikten sonra geride kalanlar, Cumhuriyet'in ilk yıllarında malum mahkemeler diğerlerine götürdü. Kim kaldı ki? İnsanlar cenazelerini yıkatacak bir hoca, bir imam bulamıyorlardı. Hangi alimden bahsedeceğiz? Hatta şimdi dahi Türkiye'de öyle alim diyebileceğimiz kaç kişi insan vardır? Alim diye nitelendirebildiğimizde, mesela bir kimse fıkıh alimiyse, o kimsenin talih meselelerde iştahat etmesi lazım. Şu anda dahi kimden bahsedebiliriz ki?
Evet, Kur'an-ı Kerim'in Kadir suresinin birinci ayetinde biz onu Kur'an-ı Kadir gecesinde indirdik buyrunmaktadır. Bu duruma göre Kur'an-ı Kerim nereden nereye indi? İnen nasıl bir Kur'an idi? Lef-i Mahfuz'dan dünyanın birinci semasına indiği söyleniyor ise de, Lef-i Mahfuz ile birinci sema kainatı neresindedir? Biz Allah her yerde hazır ve nazır olduğuna göre Kur'an'ın Lef-i Mahfuz'a nereden geldi? Evet, her durumdan soruyu soralım. Evet, bunlar normalde 68'lerde materyalistlerin sormuş olduğu, söylemiş olduğu şeyler. Bu normalde Kur'an-ı Kerim Kadir suresinin birinci ayetinde biz onu Kur'an-ı Kadir gecesinde indirdik diyor, Kadir gecesinde indirmiş. Bunun geri kalan kısmı ulema, oturmuş, müteşabih. Bu müteşabihi kendince tevil ediyorlar, tefsir ediyorlar.
Müteşabihin üzerinde teviller var, tefsirler var. Hepsi de yanlış olabilir. Asıl olan Kur'an'ın Kadir gecesinde indirildiğidir. Kur'an'ın Kadir gecesinde indirildiğidir. Geri kalan, inen nasıl bir Kur'an idi? İşte bu Kur'an'dır. Okuduğumuz Kur'an'dır. 1968'e kadar gelen Kur'an-ı Kerim neyse, 68'den sonra bugün 2014'e kadar da gelen Kur'an-ı Kerim aynı Kur'an-ı Kerim. Bu indirilen Kur'an elimizdeki Musa. Özü bu. Ama bu Kur'an-ı Kerim'in anlayışı da, idraki de indiriliyor mu perler pek? Bu da bizim kendi anlayışımız var.
Evet. Bu Kur'an'ın anlayışı her daim yenileniyor mu? Evet. Bu da bizim anlayışımız. Ama bunu normalde müteşabih mi? Müteşabih. Üzerinde insanlar habire fikir üretirler mi? Yürütürler. Habire üzerinde aklederler mi? Aklederler. Bunların hepsini de bir kimse reddedebilir mi? El cevap edebilir. Ama bir şey sabit. Biz Kur'an'ı kadir geçesin. Buradan indirmenin mahiyeti nedir? Allah bilir. Nereden, nereye indirmiştir? Allah bilir. Semavatta birinci gök neresidir?
Tam anlamıyla. Allah bilir. Şimdi birinci gökü anlatsam, kendi birinci gökümü anlatırır. Anlatsam, kendi arş-ı alamı anlatırır. Kendi arş-ı alamı derken anladığımı, gördüğümü, hissettiğimi anlatırır. Doğru mudur? Değildir. Doğru mudur? Doğrudur. Doğru mudur? Değildir. Müteşabih. Müteşabih. Benim anlattığım yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra buraya biri geldiğinde diyecek ki, evet öyle anlamıştır, öyle itiraf etmiştir ama öyle değildir diyecek. Sakın itiraz etmeyin. İtiraz ettiğinizde tutucu kaldınız, bağnaz kaldınız. Yok.
İdrak değişecek çünkü. O esnada o doğru gelecek mesela. Bunu normalde meseleyi anlatmak için verdiğim örnekleri arkadaşlar, Şeyh Efendi Hazretlerine laf söylediğimi söylüyorlar. Hani böyle eleştirdiğimi söylüyorlar. Değil, herkesin anlayışı, ümidi o sene orada kendine ait. Eski derviş kardeşler arayacaklar şimdi. Mehdala Resul 96'ı da çıkacaktı, öyle değil mi? Evet. Ardından tehir oldu, kaça? 98'e, öyle değil mi? Evet. Ardından bir daha tehir oldu, kaça? 2002'ye, öyle değil mi? Evet. 2002'de Şeyh Efendi Hazretlerinin bana söylediğini söyleyeyim mi? Mustafa Efendi, bir daha tarih söylerlerse onu imam etmeyeceğim artık. Ali Karadağ, 96'da Mehdala Resul'ün çıkacağına dair rüya ve hal gördün mü?
İsterseniz Ali Karadağ, Mehdala Resul'ü tarif etsin size. Evet. Tarif et Ali. Son görmeni tarif et. Omuzları geniş, yaramazım, salallarına benziyor, sakallarına bir tutam, gözleri sürmeli, elinde sancak var, ondan sonra siz sağ mı duruyorsunuz, ondan sonra sancak verdi, sana bir sancak verdi, geç ömene dedi. Geçseniz kimdir, yalnız yorum, siz de bizim arkadaşa var diye, ismini söyleyeyim. Söyleme. Şimdi onu şöyle düşünün. Üstadım Mehdala Resul'ün sağa kıl. Değil mi Ali?
Değil mi, gerçekten de. Yemin edersin değil mi Ali? Değil mi. Hak mı? Gördün mü? Hak. Doğru mu? Bak doğru diyorum ben. Şimdi bunu tevil eden bir şeyh efendi nasıl tevil edecek biliyor musunuz? Tevil yeteneği belli bir daire katarsa şöyle diyecek. Elhamdülillah. Biz Mehdini sağ kolumuz. Hakkı mıdır? Bakın hakkı mıdır? Hakkıdır. Doğru mudur? Doğrudur. Biz öyle tevil etmiyoruz. Diyoruz ki Mehdala Resul'ün gördüğü hak.
Gittiğimiz yol da hak. Bugün için biz o yola hizmet edenleriz. O yola hizmet edenleriz. Hizmet ettiğimiz müddetçe, evet kardeşler, arkadaşlar, Mehdala Resul'le beraber bizi görecekler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e beraber görecekler.
Ama Mehdi ne zaman zuhur eder? Onu bilemez. O yolda bize devam etmek, devam etmek vazifemiz. Bunun gibi, bu tip o müteşabihlerin üzerinde herkes kendince, kendi dairesinde, kendi doğrusunu söyler. Hakkıdır onunla. Bakın hakkıdır. O yüzden burada işte, nerede, nereyiydi? Allah indirdi. Lef-i Mahfuz nerede? Kardeş, bunların hepsi de mecazi. Göstereyim desem ben gösteremem. Gör desem sen görmezsin. Ama iman etmek böyle bir şeydir. Biz iman ederiz. Cenab-ı Hak imanımızı kemale erdirme noktasında bize yardım ederse, biz Lef-i Mahfuz'u da görürüz.
Arşala'ya gideriz. Kürsü gideriz. Orada zikrullah alakasına da otururuz. Allah nasip eder gösterirse, orada da cayır cayır zikrullahı yaparız. Ama bu sana ölçü olmaz. Bu görene, yaşayana ölçü olur. E bu görene, yaşayana ölçü olunca, doktor da der ki, şizofrenik problemler var bunlarda. Ne? E bunlar kendi kendilerine, Arşala'da zikrullah yaptık diyorlar. Matematiksel olarak Arşala'yı göster, yok. Lef-i Mahfuz'u göster, yok. Kürsü'yü göster, yok. Ayağını sabiteyi göster, yok. Eee?
E vay, biz ayağını sabitenin altında dolaşıyoruz da, yok yanağımızı oraya dayadık da, yok kafamız oraya girdi de, yok vücudumuz çıktı da, doktor boyuna not alacak. Ondan sonra gömle tersten giydirip, nereye göndereceğiz ya? Belli değil. Tam ilaçlı kız değil mi doktor? Değil mi? O yüzden bunların hepsi de, müteşabihlerle alakalı.
Ve münafıklar, bu müteşabih meseleleri kaşırlar. Allah bizi affetsin. Evet, bu da dışarıdan bir soru. O yüzden izliyorlar, bunlara cevap vereyim, hakkınızı helal edin. Bir köy okulunda öğretmenim, okulumuzda birinci sınıflardan sekizlere kadar tümüne şiddet uygulanıyor. Şiddet, dayak konusunda ne düşünüyorsunuz? Bazen öğrenciler, öğretmeni gerçekten çelede çıkarıyor. Küfür, kavga, saygısızlık gibi hafif yapılabilir mi? Bu öğretmen kızcağızın canına tak etmiş demek ki. Yok, hafif de olsa sen dövme. Sufiliğin bir özelliği olsun. O yüzden sen o kötü ahlakı geri çevirenlerden ol. Dövmemeye gayret et.
Bayanların özel günlerinde sinirsel değişimleri olur mu? Gergin oluyorum bu nefsi mi? Evet, bu tip halleri olur. Kadınlar, bunda yapacak bir şey yok. Erkekler de sabırlı olacaklar. Ama bunlar da dozu arttırmayacaklar. Allah muhafaza eylesin. İş yerinde öğle arasında namazımı kılıyorum. Eve geldiğimde akşamın okunmasına yaklaşık 15 dakika kalmış oluyorum. Sürekli kerahat vaktimde kılmış oluyorum. Öğlen ile ikindiği cem etsem olur mu? Olur. Aslında akşama ikindiği yetiştirebilirsin. Ama yetiştiremem korkusu var ise cem edebilirsin. Hastanelerde ölmüş insanlardan göz korneası kişinin ailesine sorulmadan alınıp sağlıklı insanlara takılması caiz mi? Bunu normalde kişinin ailesine haber verilmesi daha ehven olur.
Öldükten sonra ölen bir kimsenin kadavrasından nakil yapmak dinen sıkıntısı yok. Ama bunu varislerine söyleyip varislerinden izin alması gerekir. Enes ve Celil isminde iki kardeşimiz kanser tedavisi alıyorlar. Dualarımızı bekliyoruz demiş. Allah şifa olsun. Şeytan ism-i azam duasını okuyarak saniyede dünyanın bir yerinden bir yerine gidiyor. Biz de okuyoruz ama hiçbir şey olmuyor. Bunun için ne gerek? Bu sırrı bulmak için ne yapmalıyız? Şeytanla sakın dost olma da. Onda o sır yok. Borsanın caiz olmamasına sebep olan nedenleri anlatır mısınız? Uzun bir mesele.
Borsada oynanan oyunlar, oynanan kağıtlar hepsi de üretime dayalı değil. Kapitalist sistemin, vahşi kapitalist sistemin oyunu. Ve borsadaki kağıtların hiçbirisi de real değil. Uluslararası bir sömürü var işin içerisinde. O uluslararası sömürüye ortak olmayın. Real bir iş kurun. Bir işte çalışın. Bir iş yapın. Real üretimi gösterin. Bu tip şeylerden uzak durun. Ölmeden önce ölünün sırrına ulaşmak için en kısa yoldan ne yapmalıyız? Haramlardan ne kadar kaçsan da illa haram işliyoruz. E olmuyor işte. İlla haram işliyorsan illa tövbe et. Namaz kılacağım zaman tekbir ettiğimde Beytullah'ı görmek isterim.
Ama olmuyor. Bu nasıl gerçekleşir? E gör. Birçok semada kırmızı giyiniyorsunuz. Kırmızının özelliği nedir? Aşkın rengi bilir. Sadece kırmızı giyiniyor. Silsile olarak Mevlevi'nin iki tane silsilesi biliniyor. Biz hangisine tabir? Bizim hiçbir silsilemiz yok. Biz böyle mantar gibi topraktan metek. Bunu böyle söylüyor mu? Hazreti Mevla'nın pire dayanarak söylüyor. Hazreti Pir sorunu çöz der. Bir kimsenin silsilesi de bağdır çünkü. İnsanlar soylarıyla, soplarıyla övünürler.
Bağdır. Benim büyük dediğim Mevlevi şeyhiymiş. Maşallah sen biz seyit sülalesindedir. Maşallah harika. Bu hal ne? Allah muhafaza edersin. Böyle öyle de enteresan şeyler vardır. Gidersin bir yere böyle konuşacaksın, görüşacaksın, sohbet edeceksin bir şey olacak. Cafer'le gittik şeye. Savcılığa gittik beraber. Benim ifadem alınca. Savcı meslevi'den böyle divanı açmış. Şeyde ne o? Hemen anında biz konuşurken divanı açtı. Hazreti Mevlana'da savcı Mevlevi aşıya çıktı.
Biz daha fazla aşık. Hocam dedi ben okurum maşallah subhanallah dedim. Siz dedi Mevlevisiniz öyle diyorlardı. Mevlevi'yiz desek de. Adamın ne olduğunu bilmiyor mu ki? Ava çıkmış avcı da olabilir. Kamera vardır dinliyordur. Mevlevi'yiz maşallah. Mevlevi tarikatına müntesipsiniz. Evet. Haydi. Selamun aleyküm. Neden? Yok. Atatürk ilke ve intilaflarına karşı gelme, devrim kanunlarına karşı gelme, tekke ve zavirler kanunlarına muhalefetten mahkemedesin. Üstadmışsınız öyle diyorlar. Siz, biz daha mürid olamadık.
Her yerde de sorarlar ya, işte üstad mısınız? Ben korkumdan öyle değiliz deme noktası değilim ha hakkınızı helal edin. Ben gerçekten kendimi öyle görüyorum. Allah bizi affetsin. Amin. O yüzden gittiğim yerde vardır. Mevlevi aşığıdır ve muhakkak sülalesinden birisi Mevlevidir onun. E gel, gelmezler. Ya onlar dedelerinden mevlevi. Bir iki beyt, bir iki ağır duruş. Harika. Böyle. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah demeyen cennete giremeyecekse, Müslümanlıktan önce yaşayan iyi hal üzere olan insanlar ne olacak bir de Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin dedesi, amcası, annesi gibi zatlar şehadet getirdiler mi?
Açıklayabilir misiniz? Sen kendi şehadetine bak kardeş. Ne yapacaksın başkasından işini? Sen son nefeste getirebileceksin mi? Onun derdini ya. Ne yapacaksın Hazreti Peygamber Efendimiz'in annesi, babası, amcası? Onun işi o, uğraşsın. Sen babanı düşündün mü hiç? Anneni düşündün mü? Kardeşlerini düşündün mü? Çeyneni düşündün mü? Senin son nefeste ne olursun baktın mı? Son nefesini gördün mü rüyada? Kendi eksiğinin kusuruna bir baktın mı? Üzerimize farz lacip olmayan işlerle ilgileneceğiz.
Suhilerin böyle zamanları yok. Suhiler kendi eksikliklerine bakacaklar. Vesveseden kaynaklandığını değil, bu sevgisizliğimin kendinden olduğunu düşünüyorum. Böyle olunca da kendimi her şeyden geri çekiyorum. Bu halden çıkabilir miyim? Falan başı varmış. Allah'a yaklaşmanın yolu farzları yerine getirmek ve nafilelerle yaklaşmak. Fakat sevgi olmadığı için bunları isteksiz yapıyorum. Zorunluktan yaptığımı gördüğümde de sevebileceğime dair ümidimi iyice yitiririm. Ve ümidimi yitirmenin vesveseden kaynaklandığını değil, bu sevgisizliğimin kendinden olduğunu düşünüyorum. Böyle olunca da kendimi her şeyden geri çekiyorum. Bu hepsi de nefis. Farzları yerine getirin, nafilelerle yaklaş, Allah'a koş.
İçimde engelleyemediğim bir öfke var. Bazı zamanlar şiddet eğilimine dönüşebiliyor. Elimden geldiğince kontrol etmeye çalışıyorum. Ama nefsime uydum oluyor. Sonrasında pişman oluyorum. Bu duygunun şeytani olduğunu biliyorum. Ama bastıramıyorum. Ne tavsiye edersiniz? İşte farzlara sımsıkı yapışmadığınızdan kaynaklanıyor. Az önce yazan kimse, ben Demirci Yakup, haç ile ilgili bana hakkınızı helal etmediğiniz yönünde söylentiler duymaktayım. Sizin ağzınızdan bu konuyla ilgili açıklık getirirseniz sevinirim. Allah'a emanet olun. Hiç böyle bir şey söylemedim. Allah senden razı olsun. Cenab-ı Hak inşallah bizim hacca gidip gelmemize vesile oldu.
Allah razı olsun bu noktada. Hiç asla asla hiç öyle bir şey düşünmedim. Ancak oradaki, onda da senin suçu yok. Orada da söyledim. Otellerin kötü olmasını bize söylemiş olsalardı, biz yine hacca gidecektim ben. Ben sadece durduğum nokta şuydu. Onun da haberi yok. Yakup nerede? Burada mı? Onun da haberi yoktu. Yakup'un da haberi yoktu. Otellerin kötü olduğunda. Haberi yoktu. Bilmediğini ben de biliyorum. O yüzden asla onu suçlamadım. Sadece kendi kendime dedim ki, otellerin kötü olduğunu bilseydim ben geldim diye. Çünkü herkes geldi. Ha derdik. Arkadaşlar, oteller kötü. Gelecek olan gelsin yine. Örneğin. Ben Allah izin verirse önümüzdeki yıl tekrar hacca gidiyor.
Allah izin verirse. Niyetimi şimdiden söylüyorum. Gene Yakup'la gideceğim. Yakup'a da söyleyeceğim. Yakup, en başa yaz beni. Beni de yaz. Otel kötü kötü. Bu kadar. Şimdi bile bile gidiyorum bakın. Ne çıkarsa bahtıma gidiyorum. Ben zaten her zaman ne çıkarsa bahtıma giderim de. Şimdi herkes biliyor. Arkadaşlar, otel bir dahaki seneye nasıl tutarlar bilmiyor. Bitti. İyi mi olur, kötü mü olur? Ne çıkarsa bahtımıza. Otel bulabilir miyiz? Bulamayız mı? Bahtımıza. İsteyen yazılsın, istemeyen yazılsın. Bu kadar. Kimse benim hacca gitmeme sebep olmuş, vesile olmuş. Ben ona hakkımı helal etmeyeceğim. Böyle bir şey mümkün değil. Asla.
Yok. Allah razı olsun. O bana dedi ki böyle böyle bir dahaki seneye dedi yaşları dedi aşağı çekeceklermiş. Yani altmış yaştan. Elli yaşa mı? Elli yaşa mı dediniz? Elli yaşa çekeceklermiş dedi. Elli yaşa çekme ihtimalleri varmış dedi. Ben de dedim ki yaz o zaman benim o da. Çünkü sıraya girersen on iki yıl sona çıkacak sıra. Said nerede bizim? Said'le de konuştuydum. Said'in sözü hoşuma gitti. Said dedi ki evet dedi sıkıntılı. Ama dedi on iki yıl sonra yapacak olduğu haccı şimdi yapıyor efendim dedi. Doğru. Adam on iki yıl sona gidecek. Doğru. O yüzden varsa gidecek olan yazılsın.
Örnek. Ha ben şimdi ki bakın geçen sene de gittik ya. Belki de adam şimdi bu sene yani geçen senenin işte o sendromuyla daha iyi bir otel mi tutar? Yoksa onlar bunlar salan, kerizin teki. Ondan sonra bunlar ne yaparsak yapalım geliyorlar der. Gider beş kilometre daha ilerden mi tutar? Yoksa bunlar nasıl olsa geliyorlar. Ondan sonra başlarının çarelerine baksınlar de bizi orada silkeleyip bırakır mı? Bilemem. Açık. Benim üzüldüğüm şey oydu. Ben geliyorum diye bazı arkadaşlar geldiler. Yani otelde kötü olunca ben kendi kendime üzüldüm. Dedim ki bu arkadaşlar ben geliyorum diye geldiler. Ben alışkınım benim için sıkıntı yok. Benim ömrüm boyunca hayatımın içerisinde öyle ben böyle böyle dört dörtlük bir şey yaşayamadım ben.
Cenab-ı Hakk'a mı da olsun. O yüzden gene bakarsınız otelsiz bile kalabilirsiniz. Olabilir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ben şimdi gönül rahatlığıyla bakın ben şimdi gönül rahatlığıyla gidiyor. İsteyen gelecek, isteyen başka bir şirkete gidecek. Herkes serbest, hır herkes. Ömre için de hır. Taç içince hır. Hepsi de hır. Allah bizi affetsin. O yüzden asla Yakup Usta seninle alakalı hiçbir sıkıntın yok. Allah senden de razı olsun. Hatta sen hakkını helal et. Bize sebep oldun. Yoksa Beytullah hatta bir tavaf etmenin karşılığı çekilen çile az. Hele bu sene Hacc-ı Ekber'di bir de.
Yani öyle hakkımı helal etmeyeceğim sana bir derviş kardeşine. Asla öyle bir şey aklımızın ucundan geçmez. Aklımızın ucundan geçmez. Geçen sene daha kötüydü. Öyle mi? Bu sene daha mı güzeldir? Bu sene daha kötüydü. Demek ki bu sene güzeline denk gelmişiz. Şikayet etmemiz yanlışmış. Kendiler için şikayet etmemiz. Allah biliyor içindekiler. Demek ki bu sene daha mı güzeldir? Demiz yani. Geçen sene oran çok temizdi. Geçen sene oranın nazaran daha temizdi yani. Maşallah. İyi bak yani. Şey değilmiş. Şahı Usta ya. O kadar kötü değilmiş. Sait sen geçen seneki oteli görmüş müydün? Ya bir tek sen mi var mı? O yüzden öyle olmuştur oğlum. O sana öyle görünmüştür o.
Yalnızdın ya o yüzden. Bu sene Cenab-ı Hak kardeşi değiştirdi demek. O zaman bir şey var. Tefettite yükselme var. Senin o zaman daha iyi bir otel olma ihtimali var diyorsun. Neyse olmasa bir program yaparız ya. Otele bir adamdan deriz ki sadece bize bize al otele bizi. Biz kendimiz ayarlarız deriz. Ne olacak ki? Ne olacak ya? Otel de ya da otelsiz gider geliriz. Yatarız orada muhacirlerde. Ben sizi 3-4 haftadır internetten takip eden bir bayanım. 7 aydır eşimden ayrı annemle yaşıyorum. Eşimin 3 çocuğu vardı. Ve durdu. 12 yaş büyük benden. Ben bilerek ve isteyerek bekar olarak evlendim.
Şeker hastası olduğum için ilk çocuğumu zehirli gebelikten kaybettim. Tedavi olursam çocuğumun olabileceğini doktorum söyledi. Eşim zaten çocuk istemiyordu. Namaz kılmıyor. Sigara içiyor. Evlenirken verdiği vaatlerin birçoğu hayal kırıklığı oldu. Ben de kendi çocuklarına ölmüş olan anneleri gibi davranırsam bana kul köle olacağını ve çocuk yapmayı düşüneceğini söyleyip benimle tekrar barışmak istiyor. Böyle bir hanımın böyle bir bey ile evliliği devam ettirmesi doğru mu? Bu noktada evlilikleri devam ettirip ettirmeme noktası tarafların kendilerine alır. O yüzden taraflar bunun kendi kararını gerçekten. Böyle bir evlilik yapmışsınız. Ama evlilik yaparken normalde beyninizi tanımışsınız zaten. O yüzden beyninizi tanıyarak da bilerekten evlenmişsiniz.
Bu noktada boşanmakta insanın hakkı, evliliği devam ettirmekte insanın hakkı. O yüzden bu noktada bizim bu tip meselelerde birisine hükmetme selahiyetimiz yok. Biz arkadaşlara bu noktada senin evliliğin hayırlı olacak veya hayırsız olacak devam ettirme noktasında durmuyoruz. Bize arkadaşlar istişare ettiklerinde Kur'an ve sünneti onlara anlatmaya çalışıyoruz. Kur'an ve sünnet dairesinde bildiklerimizi tavsiye ediyoruz. Bizde hükmetmek yok. O yüzden arkadaşlar, kardeşler bu noktada bizi dinleyen kardeşler kendileri istişare edecekler. Kendileri oturacaklar, görüşecekler, konuşacaklar. Kendileri karar verecekler. Bu kararlarını verirlerken kendi hür iradeleriyle karar verecekler.
Hür iradeleri. Eğer daha önce evlenip ayrılmadılarsa, babalarıyla, anneleriyle, aileleriyle istişare ederekten evlilik kararını alacaklar. Ama yok daha önce evlenip ayrılmışlarsa, bu noktada hiç kimseye müracaat etmeden, danışmadan evlilik kararı alabilirler. Hiç evlenmemiş dahi olsa bir kız kendince, Hanefi'ye göre evlilik kararı alabilir. Hiç kimseye danışmadan. Ama bunlar sonuçta sıkıntı olabilir, problem yaşanabilir. İstişare eden, büyükleriyle konuşan, görüşen, yanılma payı daha az olur. Sıkıntı çekmesi daha az olur. Bu noktada istişare eden, yanılmaz kuralınca, kendince iyilik yapmış olur. Ama diğer taraftan herkes, herkes kendi kararını kendisi vercek.
Bir şey haram mı, helal mı bilmiyorsa, sonra biz haramı, helamı bildiğimiz kadar anlatırız. Ama hayat bu, kendi hayatının kararını herkes kendisi vercek. Bazen ben arkadaşların üzerinde bu haram, bu böyle olmaz, veya bu senin hakkın, bu böyle olmaz dediğim noktalar vardır. Ama insanlar bu haklarını alma, veya hakkından vazgeçme, o kimsenin kendi, tekrar kendi cüz iradesine bağlı. Allah bizi affetsin. Allah Celle Celaluhun, izniyle dünyada şifa dağıtmakla görevli cinler var mıdır? Bunlar insanların bedenine hükmedebilir mi? Böyle kimselerle konuşmak haram mıdır? Bugün dikkatıma öyle bir babamın dostu geldi, elini sağa doğru uzattı, avucun içi çok güzel koku aktı, ben kokladım, hep kokladım.
Ve de akşam bunu anlattığımda, sonra bana yaşımın 1683 olduğunu söylersin, dedi. Bu haram mı oldu, hakkımızı helal edin. Nereden bileyim, kardeş adamın yaşı 1683'miş bak işte. Doktor ne diyor mu? Duyamadım, doktora bir mikrofon verdim. Bu soru, buna bir kimse benim yaşım 1683 derse, bunun hakkındaki hükmün ne?
O diye içim hezeyalı babacığım. Yani sanrı görüyor o. Normalde sanrıların çeşitleri var. İşte mesela büyüklük sanrısı özellikle. İnsanlarda olan kendini böyle özel bir konuma, özel bir konumda görme sanrısı hezeyaldır. Az önce dediğiniz şizofrenik şeyin ilk belirtilerindendir bundan. Şizofreni başlangıcı. Tabii. Doktor söylüyor. Yani öyle şey değil burası, demek ki Cenab-ı Hak burayı böyle istihdam etmiş. Yalnız da doktorumuz da var. Hem de psikolojiden, inşallah şey yapacak. Ne deniyorlar? Uzmanlık yapacak. Yani sadece bana fetva vermiyorlar. Sende de belirtiler var diye. Reelik.
Aklıma takıldı. Belki de vesvesedir. Ama hacca gitmişsiniz. Gitmeyip belki de gidemeyenlerin gitmesine vesile olmaz mısınız? Belki özlem artar ve hep soruya sanki cevap vermelisiniz. Ve her soruya sanki cevap vermemelisiniz. Kusur olduysa özür dilerim. Bırakın ben de kendi hakkımı kendim yaşayın kardeş. Neden her soruya cevap vermeyeyim? Zerrece iyilik yapanın iyiliği karşılıksız kalmaz. Zerrece kötülük yapanın da kötülük cezasız kalmaz. Bir kimseye yol öğretmek, bilmediği bir şeyi öğretmekten daha faziletli bir şey var mı ki? Sizin bu sorunuza cevap vermemiş olsaydım üzülmez miydiniz? Bütün herkesin sorusuna cevap verdi de ben bir soru yazdım bak delikine cevap vermedi.
Demez miydiniz? Birisinin soruna cevap ver, birisinin sorusuna cevap verme. Bu ayrı bir yanlışlık olmaz mıydı? Adaletli davranmak olur muydu? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetine aykırı değil miydi? O kendisinden bir şey isteyene, kendisinde var ise sakındı mı? Vermedi mi? Bir başkasının haccına vesile olmak, insanın kendi dairesinde kendisine ait bir ibadettir. Onu faş etmesi, ben gitmiyorum, birilerini gönderiyorum demesi de Allah muhafaza eylesin, onun bir şeysini bırakmaz.
Bu insanların kendi yolu. Bir kimse kendi cüz-i iradesinde kendincedir ibadetleri. Kimin ne yaptığı, neden yaptığı kendine aittir. İnsanlar haramlardan sorgulanır. Benim tekrar tekrar hacca gitmem haram değil. Tekrar tekrar hacca gitmem sünnete mualif değil. Tekrar tekrar hacca gitmem sahabenin davranış biçimine mualif değil.
İmanların iştahatına karşı değil. Neden seveni sevdiğine kavuşturmak istemiyorsanız da sevenin önüne engel koyuyorsunuz. Bu nefis değil mi? Gitmeyenler de gitsin. Allah onlara da nasip etsin. Cenab-ı Hak onlara da gayret versin. Gitmek isteyen gider. Laf o, ben gidemiyorum diyenler. Laf, laf. Laf, gitmek isteyen gider. Bakın tekrar söylüyorum.
Gitmek isteyen, oranın aşkıyla yanıp tutuşan gider. Herkesin kendince bir sürü yapması gereken şeyler var. Onları yapacaklar da gidecekler. 92'de ben hacca gideceğim zaman, Cihamet'le beraber gittik. Hacca gideceğim zaman, hiç unutmuyorum. Benim ortağım dedi ki, lokantaya devretip sattık. Bana dedi ki, ya Efe ya dedi, evine bir affedersin, koltuk al dedi ya. Eve geldiğim zaman dedi ya, işte kıçımı koyacak yer bulamıyorum dedi ya. Nereye oturacağımı şaşırıyorum dedi. Ben öyle durdum, bir kendi kendine üzüldüm içimden. Ama gerçekten de benim evim öyleydi o zaman için. Üç bin euroye gidildi.
Üç bin euro kaç para yapıyor? Beş milyar mı yapıyor şimdi? Dokuz milyar mı yapıyor? Dokuz milyar mı yapıyor? Dokuz milyar yapıyor. Üç bin euroye giden bir kimse. Sizin evlerinizi aldığınız oturma odasıyla koltuk takımının parası. İki takım parası. Bir tane o kocaman ne televizyonda olanı var mı? LCD. Fiyatını bilen var mı? Beyaz bir şarj var mı içimizde? Kaç? Dokuz on milyar olanı var mı? Biz hacca giderken de haç parasıyla bir tane renkli televizyon olmuyorduk. Değil mi hacca? Bin altı yüz elli dolara gitti. Kaç? Bin altı yüz elli dolar mıydı? Bin altı yüz elli dolar mıydı? Maşallah hiç unutmam inşallah. Vallahi kaça gittiğimizi bilmiyorum abi.
Bin altı yüz elli dolar. O bayağı artmış ben kaç parası? O zaman kar etmişiz biz. Allah nasip etsin inşallah. Bunların hepsi de boş söz. Bunları söylerlerdi insanlar. Kendi aralarında. Hani on sefer hacca gideceğinin birisini gönderse diye. Hepsi de boş söz bunlar. Ne biliyorsun adamın ne yaşadığını? Allah bizi affetsin. Haç yol bulabilene farz. Yol buldun mu? Farz. Yol buldun mu? Yürü. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Bâle bennâhûn. Ne bâle bennâhûn.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi