Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 28 Kasım 2014 · 1:26:35
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak ömrünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, nefesinizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak Habibine uyanlardan eylesin inşâAllah. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şöyle buyurdu. Bir insan vefat ettiği zaman ameli kesilir. Ancak üç amel müstesna.
Sadaka-i cariye. Kendisi ile faydalanılan ilim, kendisine dua edecek salih bir evlat. Sadaka-i cariye, bir şeyde devam eden, arkası kesilmeyen, bir sadaka, arkası kesilmeyen. Bununla alakalı bazı başka hat-ı şeriflerde, yoğun köprü, hastane, okul, bunlara benzer rivayetler var.
Ama bütün hadis-i uleması, sadaka-i cariye içerisinde şerh ederlerken bunları da okuyormuşlar. Yoldu, köprüydü, okuldu, medreseydi, tekkeydi gibi. Arkasından orası Kur'an ve sünnet dairesinde hizmet etmeye devam ediyor. Yani bir hastane Kur'an ve sünnet dairesinde hizmet yeridir. Bir okul Kur'an ve sünnet dairesinde olduğu müddetçe hizmet yeridir. Bir yol, Müslümanların bu noktada yardımına olduğundan Kur'an ve sünnet dairesinde hizmet yeridir. İnsanların, kamunun faydalanabileceği, herhangi bir şey Kur'an ve sünnet dairesinde olduğu müddetçe bunlar sadaka-i cariye edendir. Bunlar insanlara faydalı olan, insanlara bu noktada önünü açan, insanların sağlık olsun, ekonomi olsun, sosyal olsun, siyasi olsun, yardımında bulunan her türlü fikir, düşünce, davranış yapılanma sadaka-i cariye eder.
İkincisi ne? Kendisi ile faydalanılan ilim. Bu sadece Kur'an ve sünnet dairesindeki dini ilimler değil, aynı zamanda da insanlığın önünde yeni icatlar getiren, pozitif ilim olarak adlandırdığımız, dünyevi meseleleri ilgilendiren, ilimler de bu ilmin içerisindedir. Bunlara karşı çıkmak, bunların heva heves demek, bunları insanların faydasına olacak bir şeyi reddetmek dinden değildir.
Önceden bir kimseye alim denilebilmesi için, matematikten, fizikten, timyadan, astronomiden muhakkak icazeti olması gerekiyordu. Bir kimse iştahat alimi olacaksa, iştahat alimi yapabilecek olan bir kimsenin bu tip ilimlerden icazetli olması gerekiyordu. Hatta zaman zaman bunun içerisine tıp ilmini de koymuşlardı. Ancak normalde bu icazete sahip olan insanlar iştahat edebiliyordu.
Bu ilimlere sahip olmayan insanların iştahat etme yetkisi yoktur. Mezzebin içerisinde olsa dair. O kimse çünkü matematikten, fizikten, kimyadan, astronomiden anlayacak ki o kimse veya insan üzerindeki tıp ilmiyle insandan anlayacak ki o kimse iştahat ederken yanılma payı az olsun. Eğer bu ilimlerden bir haberliyse yanılma payı az olur. Bu ilimlerden muhakkak haberdar olma zorunluluğu var. İşte ilim dendiğinde bu hadiselerden normalde hem pozitif bilimden hem de dini ilimlerden tedrisat görmüş insanlar. Bunlar da ne yapıyorlar? Amel defterleri kapanmıyor. Çünkü bu ilim sahibi insanlar bu ilimleri de başkalarına öğretiyorlar çünkü. Naklediyorlar.
Bir başkasına nakledince öğrencileri var. Öğrencilerine nakledince, öğretince onun sadaka-i cariye hesabı, onun öldükten sonraki amel defteri kaparmıyor. Ve orada ilim yapıldığı müddetçe, orada o açılan Kur'an ve sünnet dairesindeki yol devam ettiği müddetçe, müddetçe, oradaki işte örneğin fizik, kimya, matematik öğrebildiği müddetçe insanların lehine, insanların hayırına, bir dağda kaçmadan, harama kaçmadan o ilimle insanlar birbirlerine bir şeyler yapıyorlarsa onların da amel defterleri kapanmıyor.
Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin amel defteri kapanmıyor. Örneğin. Üstadımın amel defteri kapanmıyor. Örneğin. O gitti, yaptı, bacak bacak üstüne çaktı, ayağını titretiyor. Ama amel defteri kapanmadı. Arkasından gelenler, bir çekcikte, zikrullah yaptıkça, toplandıkça, bir iyi amel işlendikçe, Kur'an ve sünnet tarihinde bir şey öğrendikçe, amel defteri kapanmıyor. O zaman onun üstadının da amel defteri kapanmıyor. Onun üstadının da amel defteri kapanmıyor. Onun üstadının da amel defteri kapanmıyor. Üstazına, üstazına, üstazına, üstazına, ta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar amel defterleri kapanmıyor. E, hayırlı bir derviş olursa, o hayırlı dervişin, derviş ettikleri de var.
Birine gitmiş bir ders vermiş. Esin olmuş, sebep olmuş. O dersi çekiyor, onu çekiyor. Hayır defteri kapanmıyor. Ben bazen gülürüm. Bana düşmanlık yapanlara veyahut da işte ne bileyim, eleştirenlere, laf söyleyenlere. İçimden ne derim? Mustafa Yılmaz, sen bir şey söyleme. Neden? Ya o virüsü çektiği müddetçe, o virüsü çektiği müddetçe, beni sevse de gelecek, sevmese de gelecek. Gelecek, adalet sahibidir. Zerreci bir şey, zayi etmez Cenab-ı Hak. Hatta bu böyle daha sahiptir bu iş. Bir insanın kendi ameline riya karışabilir. Kendi yaptığı bir şeye bir eksiklik, noksanlık bir şey karışabilir. Karışabilir, ihtimal içindir. Bir ki karışır. Namaz kılarken hanım görüyordur, ya Allah bir namaz kılmak görsün diye içimizden geçiverin.
Allah muhafaza eylesin. Veya namaz kıldığımız yerde öbür, diğer terviş kardeşler vardır. Ya bir namaz kılayım da görsünler nasıl namaz kılıyormuş falan. İnsan için bu. Olabilir, Allah muhafaza eylesin. İnsanın kendi yaptıklarının içerisinde bir şey karışabilir. Allah muhafaza eylesin. Ama hani siz günahsız ağızlarla dua ediniz. Ya Resulallah günahsız ağızlar mı? Siz bir başkası için günah işlemediniz ki. Bir başkasına dua ederseniz, o günahsız ağızdır ona giden dua. O da size dua ederse günahsız ağızdır. Tabi hadis şevzleri kendilerini ölçü kabul edenler, bizler için geçerli bu. Bu ara hadis redçilerinden kafeyi taktım. Hadis redçileri için geçerli değil bunlar.
Onlar hadisleri reddetmekle meşguller. Allah onlara da hidayet eylesin. Biz lanet okumayalım da hidayet isteyelim inşallah. Ve üçüncüsü kendisine dua edecek salih evlam. Kendisine dua edecek. O yüzden her gün ders çektiğinizde anne babanıza bağışlayın. Anne babanıza dua edin. Anne babanızın af ve mağfireti için Allah'a yalvarın. O yüzden muhakkak hayırlı bir evlat, salih bir evlat anne baba için bir kurtuluştur, bir müjdedir. Evlatlarınızı salih bir evlat yetiştirmek için gayret edin. Salih bir evlat yetiştirmek için gayret edin. Salih olsun. Kur'an ve sünnetini tanısın. Allah ve peygamberini tanısın.
Kız erkek. Ya meslek lazım değil mi? Vallahi de, billahi de, tillahi de. Önce ahlak lazım. Önce salih insanlar. Salih değilse, seni kazandığını alıp götürürsün. Salih değilse, senin yaptığını bozar. Salih değilse, senin düzelttiğinin altına dinamit koyar. Salih değilse, bil ki seni dahi bozar. Salih değilse, seni bile bozar. O yüzden anne babalar, evlatlarınız için dua edin. Cenab-ı Hak salih evlat eylesin. Hepsini verin. Evlatlar, anne babalarınız için dua edin. Cenab-ı Hak onları salihlerden eylesin. Vefat ettiklerinde dahi, arkalarından ahb-ı mağfiret için dua etmek müstecaf.
Allah bizi onlardan eylesin. Babanın dostuna iyilik etmek. Abdullah bin Ömer, bir yolculuk esnasında bir bedeviye uğradı. Bu bedevinin babası Hazreti Ömer'in dostuymiş. Bedevi Hazreti İbni Ömer'e hitaben, sen falanın oğlu değil misin dedi. İbni Ömer de evet dedi. İbni Ömer yanında bulunan ikinci merkebin ona verilmesi için emir verdi. Başındaki sarığın da çıkarıp ona verdi. İbni Ömer'in yanındakilerden biri dedi ki, iki derham ona yetmez miydi? Bunun üzerine İbni Ömer dedi ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şöyle buyurdu. Babanın dostunu koru. Onunla alakayı kesme. Aksi takdirde Allah senin nurunu söndürür. O zaman babalarımızın dostuyla alakayı kesmeyeceğiz.
Babalarımızın dostlarıyla ilgileneceğiz. Onların eksik noksanlıkları varsa tamamlamaya gayret edeceğiz. Babalarımızın dostlarına hizmet etmek şiarımız olacak. Bunu sufiler bir de ayrıyeten bir daha yorumlarla. Sufiler de derler ki, bir üstadın dostlarına karşı da aynı şey olur. Bir üstadın da dostları vardır. O üstadın dostlarına karşı da müritler ne yaparlar? Onlara da hürmet ederler, ikram ederler. Çünkü bir yol yürünürken o üstadın etrafındaki insanlar vardır. O üstadın etrafındaki insanlara hürmet etmek, onlara da saygılı davranmak yolun adabındandır, erkanındandır. O zaman ben tanımam kimseyi demek, Allah muhafaza eylesin.
Edebe mugayir bir halde. Allah bizi o hallere düşürmesin inşallah. Medine mescidinde Halife Osman'ın oğlu, Amur ile oturuyorduk. Bu esnafda Abdullah bin Selam bize uğradı. Kardeşinin oğluna dayanarak da meclisimizden çıktı. Sonra geri döndü. Amur'u kastederek sözünü iki veya üç defa tekrar edip dedi ki, Amur bin Osman, sen dilediğini yap. Muhammed'i sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, Yüce Allah'ın kitabı Tevrat'ta şu elbette vardır. Babanla dostluğunla kimseden ilgini kesme. Aksi takdirde bununla nuru söner. Allah bizi bu halde eylesin inşallah. Yani babalarının dostları ile ilgilenenlerden eylesin. Sevgi ile Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini şu hadis-i şerifi sana yeter.
Sevgi büyüklerden intikal eder. Bu ne demek? Yani sevmeyi büyükler, küçüklerini öğretecekler. Büyükler, küçüklerini ne yapacak? Severekten eğitecekler. Küçükler, o sevgiyle, o muhabbetle sevmeyi öğrenecekler. Sevgiyi öğrenecekler. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Yine iki erkek gördü Ebu Hureyla. Birine bu senin neyindir diye sordu. Adam babamdır diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebu Hureyla şöyle dedi. Sakın onun adıyla çağırma. Onun önünde yürüme ve ondan önce de oturma. Büyüklerinizi adıyla çağırmayın. Onların önünden yürümeyin.
Onlar oturmadan oturmayın. Onlar yemeğe başlamadan başlamayın. Onlar söze başlamadan başlamayın. Onların sözlerini kesmeyin. Onlara bir dişlik taslamayın. Onların eksikliklerini arayıp bulmak için uğraşmayın. Allah bizi muhafaza eylesin. Maddeyi hareketten ayıran ne? Doktor nerede ya? Nereye gitti? Doktor ne demek bu maddeyi hareketten ayıran? Soruyu aç ya. Biz o kadar çok tırgak zekalı değiliz. Maddeyi hareketten ayıran ne? Öyle mi? Madde devamlı hareket halinde neden ayırsın ki?
Hareketten ayırıcı olan bir şey yok. Ayrı ayrı isimlendirmek, tanımlamak, sıfatlandırmak. Ayrı ayrı isimlendirilmiş, tanınsın, bilinsin diye. Yoksa madde hiçbirisidir, durağın bir şey değildir. Durağın olmadığı için her daim hareket halindedir. Varlık aleminde durağın hiçbir şey yoktur. Varlıkta durağın olmadığından dolayı hareketten ayıran hiçbir şey de yoktur. Madde bizim gözümüzde, bizim tembelliğimizden dolayı bir halden bir hale geçer. Halden hale geçtiğini biz fark edemeyiz. Halden hale geçtiğini biz fark edemediğimizden dolayı biz onu durağın bir şey zannederiz. Bu bir zandır. Bu zandan başka bir şey değildir.
Bizim gözümüzün tembelliğidir bu. Bu duyu organlarımızın hissettikleriyle sınırlı kaldığımızdandır. Eğer duyu organlarımızın hissettikleriyle sınırlı kalmamış olsak ve bu zahiri duyu organlarımızı geçsek o zaman biz maddenin durduğu yerde durmadığının, her an değişim ve dönüşüm içerisinde olduğunu ve her an madde diye durağın olarak gördüğümüz her şeyin halden hale geçtiğini, bir noktada kalmadığını, bir kararda durmadığını, o yüzden normalden milyonlarca, milyonlarca galaksi gibi bizim vücudumuzda veya etrafımızda
trilyon adet sayısız bütün madde aleminin cilvelendiğini ancak o zaman fark edebiliriz. Ama biz bunu çıplak gözle baktığımızda bunu fark edemeyebiliriz. Veya mevcut bir vücut kulağıyla bunu algılayamayabiliriz. Bu bizim duyu organlarımızın aldatmacasından başka bir şey değildir. Ve insanlığın büyük bir çoğunluğu bu duyu organlarının aldatmacasına kana. Aslında normalde bizim bu noktada aldatmacadan kurtulabilmemiz için bizim körlükten kurtulmamız gerekir. Körlükten kurtulamadığımız müddetçe biz bu tip meselelerini hiçbirisinde algılamaktan ve anlamaktan uzak kalırız. O yüzden madde açısından her ne kadar bir kızım daha önceki fizikçiler, kimyacılar, maddeciler, materyalistler, ilim adamları bu noktada duran enerji, hareket eden enerji gibi hayır dedim.
Sanki bir şey duruyormuş, sanki bir şey hareket etmiyormuş gibi bize göstermiş olsalar da sufiler bunlara inanmazlar. Sufiler bunlara inanmadıklarından dolayı tarih boyunca sufiler maddenin veya varlık aleminin hiçbir zaman durduğu yerde durmadığını ve her an değişim ve dönüşüm gösterdiğini her an her şeyin yeniden var edilip veya yok edildiğini veyahut da yok edilmek de demeyelim. Varlık bu manada halden hale geçtiğini, değişim ve dönüşüm geçirdiğini o yüzden ayet-i kerimede Allah her an bir şan üzerindedir ayet-i kerimesiyle varlığı her an elinde veyahut da kudret ve kuvvetiyle evirip çevirip bir hamurkarın hamuru istediği şekle verdiği gibi ve bir hamurkarın hamurdan istediği hamur aletlerini hamur yiyeceklerini yaptığı gibi her an karıştırmaktadır.
Bir tarafta sen onu pasta olarak görürsün, bir tarafta onu börek olarak görürsün, bir tarafta ekmek olarak görürsün, bir tarafta ne bileyim işte sandvi çekmeyi görürsün, bir tarafta tatlı görürsün, hepsinin altından üstünden baktığında sonuçta undur ve undan düştür mamur yapabilirsiniz ama insanlar hepsine de farklı farklı farklı farklı isimler koyacaklardır ama temeline baktığında buradaydır o, buradayın temeline baktığında bellidir, dört anası ve erba vardır, ondandır. Dört anası ve erba'ya baktığında o iki anası ve erba'ya iner, iki anası ve erba'ya baktığında o tekliğe iner, o tekliğe baktığında da onu bulursun zaten. Ama gel gör ki onun adetullahı böyledir, o tekliği de perdelemiştir, çiftliği de perdelemiştir, dörtlüğü de perdelemiştir, ondan sonraki gelenleri de perdelemiştir, arayan bulur demiştir, kıymete bindirmiştir kendini, arayan ancak tekliği bulur, aramayan bulamaz.
Madde mi? Yer mi? Yer. Her şey kendince, kendi fizik kanunları vardır. Kendi fizik kanunlarına göre hareket eder. Kendince o kanundur. Ama o kanunu bir yazan vardır. O kanunu yazanın, kanunun haricinde asla çıkmaz. Hepsi de bir hesap üzerine yaratılmıştır. Hepsi de bir hesap üzerine hareket eder. Hiçbirisi de hesapsız, kitapsız, başıboş hareket etmez. O yüzden, bu noktada, hepsinin de kendi içerisinde, matematiksel bir hesabı vardır. Kendi içerisinde, sinüsü, kosünüsü, tancası, kotancası vardır. Eskidi tabir bu tabirler şimdi ama, biz onları gördüğümüzde, onları söylüyoruz. Ama hepsinin de sonuçta, kendince, bir hesap kitabı vardır. Cenab-ı Hak'ta, ayet-i kerimede, Allah, hesapsız bir şey yaratmazdır.
Bütün her şeyi, bir hesap üzerine yaratır. Allah her şeyi, bir hesap üzerine yaratır. Onun bir hesabı vardır. Bu, pozitif hesap üzerinden hesabı vardır. Onun bir formülü vardır yani. X, Y, kare gibi. Yani dediğim, tam buradayız. Madde olmasaydı, bu sallıya var. Söylerdik cancağızla. Ben görüntüye bakmam. Biz orada da böyledik ki, burada böyle olmuş. Madde olmadan da böyleydik biz. Biz daha henüz, madde alemine geçmeden, daha böyleydik.
Böyle birbirimize bakar, zikrederdik. Allah'ın izlen, madde alemi bu noktada, bizi çok heyecanlandırmıyor. Bak, birisi de diyor ki, zaten madde aleminin içinde değiliz.
O madde alemi diye, bir alemi reddediyor, o manada söylüyor. Ben daha ilerisine gideyim. Sen öyle mi zannettin ya? Yok, öyle değil. Efendim? Nerede? Ah, cancağızın, onun gül bahçesinde, gül kokuyor. Biz hiç oradan ayrılmadık. Bırakır gider miyiz? Her türlü eksikten münezzetse, durağın olmamaktan da münezzetten. Ya Allah durağındır. O yüzden Allah'ın durağını tecelli edeceği yer olmamalıdır. O yüzden her şeyi hareketle tanımlamak, Allah'ın şanına eksiklik getirir diye, bir düşünce doğru mu?
Değil. O zaman şöyle söyleyeyim, anlatmak istediğim iki tane araba var. Ya doktor, sen gittikten sonra neler değişti burada bak. Hiçbir şey durmuyor bak durduğu yerde. İki tane araba var. Dinliyor musun soruyu? Bu iki araba da yüz elli kilometre, aynısı hızla gidiyor, otobanda yan yana. Bunlar sonuçta birbirlerine göre hareket etmiyorlar. Bunlar birbirlerine göre duruyorlardı. Buradaki tecelli yaklaşıyor. Yunus Emre, Tapduk Emre'nin dergahında kendi ilerlediğini görememişti. Ama sonuç olarak durağınlık, güdürleri için müminlerin olmalıdır. Allah'ın durağınlık noktasında bir tecellisi olmalıdır. diye düşünüyorum. Çünkü yüz elli kilometreden ileri bir araba yüz altmışa çıkarsa, o zaman yanındaki araba için hareket ediliyor anlamına gelir ki, hareketin aslında bu olduğunu düşünüyorum.
Durağınlık aldatmacadan başka bir şey değildir. Bu aldatmaca halk alemi için geçerlidir. Hak alemi için geçerli değildir. Hakkın halktan tecelliyatında geçerlidir. Hakkın halktan tecelliyatında geçerli değildir. Durağınlık, gözün aldatmacısı olan şey. Evet, durağınlık diye bir şey yok çünkü. Bu milletin tembelliğiyle tanımlıyoruz. Tembelliği için de bir hareket değil mi? Tembelliği de bir harekettir işte. Diyorum ya, durağınlık halktan hakka tecelliyatı vardır. Halktan hakka tecelliyatı, halktan halka tecelliyatı yoktur. Durağınlık. Durağınlık. Ama o zaman yine aynı yere gidiyoruz. Allah bizim etkilerden münezdettir.
Durmak da kendi içinde bir hareket değil mi? Durmak bu manada, durmak bu noktada halk arasında, durmak halk arasında geçerli olan bir şeydir. Bu da senin dediğin gibi başka bir şekle bürümüş maddeye karşı bir şey duruyordur. Bu aldatmacadır ama. Bu aldatmacayı gören insan normalde onun durmadığını anlar. O yüzden bu halkın içerisindeki anlayıştır. Bu haklı değildir bu anlayış. O zaman bir varlık felsefesine göre, eğer durağınlık yok ise, bu durağınlık, bu kökü, adı nereden geldi? Halkın kendi içindeki anlayışından geldi. O zaman o yüz elli, yüz elli arabadan geldi. Nereden geldi? O gün birini gördük, duruyor. Evet. Bir taktı, ilerliyor. Değil. Yunus Emre'nin gördüğü de oydu o zaman.
Değil mi? Anlayabildim ki, kafamı da örneklendirmeye çalışıyorum. Yunus Emre'nin gördüğü de farklı bir şey. Kendini mesela ilerleyemiyor gördüğü. O sufi terbiyesi. Ama neye iman edenler? Allah'a koşuyoruz. Sufi terbiyesi. Koşunuz derken dahi koştuğunu söylemez. Ben koşamıyorum. Çünkü yanımda da bir koşar görüyoruz. Bunun şeyi çok, aritmetiği çok. Kimisi çeker, kimisi iter. Durmaz durduğu yerde. Hiçbir şey durmaz durduğu yerde. Birbirini çeker de iter de diyorum. Hepsi de tecelli eder. Sabit nedir? Sabit nedir? Allah.
Durağınla bir farkı var mı? Durağın değildir. Durağın değildir. Sabit olmak, devamlı var olmakla alakalıdır. Allah sabittir. Ezeli ve ebedi vardır. Sabitlik bu manadadır. Bu durağınlık değildir. Bir şeyin ezeli ve ebedi var olması, durağın olması değildir. Durması da değildir. Durması da değildir. Açın kafanızı. Peki sabitin, kendisi sabit değil mi? Sabitin kendisi de sabit değildir. Sabitlik, sabitlik burada Allah'ın ezeli ve ebedi olması ile alakalıdır. Sıfatsal bir meseledir. Allah ezeli ve ebedidir. Ezeli ve ebedi olan bir şey sabittir. Ama hareket halidir. Muhakkak. Durhan değildir, ne değil mi o? Sabit, var olması yani.
Her daim var olacaktır o. Her daim var olmuş, her daim var olacaktır. Bu manada sabittir. Anlaşıldı mı? Sabitliğin gerçeği de budur zaten. Madde alemi bu noktada, madde aleminde sabitlik veyahut da varlıkta sabitlik aranmaz. Varlıktaki sabitlik de bu noktada kendi içerisindeki algıyla, anlayışla, matematikle sabittir. O bizim görüşümüzdür. Bizim algımızdır o. Allah insana kendi ruhunu da etmedi. O zaman insan da kendisi sabit değil mi? Ruhla alakalı insan da kendisi sabit değildir. Sabittir bir taraftan, sabit değildir. Neye göre sabit? Neye göre sabittir? İnsan var olduktan sonra var olacaktır. Bu manada sabittir. Sabitliğinin başlangıcı vardır insanın.
Ama sabitliğinin sonu yoktur. Ezeliyeti yoktur yani. Evet. Ebediyeti vardır, ezeliyeti yoktur. O yüzden kuldur. Ama ruhundan. Ruhundan üfledim dediği şey ruhudur. Ruhundan üflediği şey gayri akıldır. Ne olduğunu biliyoruz. Muhakkak. Bilebiliriz. Bilenler olmuş dedi. Muhakkak dedim ben de. Onlar da bildiklerini söylememişler. Bu manada belirli bir başlangıcı var. Eğer başlangıcı varsa sonu da var. Ama insan hariç bunda. O yüzden biz her varlığı, her yaradılanı. Onda da ayrı bir mana çıkarabiliriz.
O normalde ilk varlığı kendi ruhundan ve nurundan yarattığına göre biz varlığı bu noktada yine başlangıç itibariyle başlangıcı var. Sonuç olarak, sonucu yok olarak görebiliriz. Varlığı varlık görürsek. Yarabbi ben sana şükrediyorum ama benim sana bu şükrünün sebebi de senin bana bir ruhundur. Ey davuk bunu kavradıysan kumbaya elmişsindir demek ki. O zaman hareketin kaynağı bir bütün Adem o hareketin bir tek kaynağıyla beraber mi hareket etmektedir? Neyli Allah. Yoksa herkesin kendine göre bir hareket kavriyeti var mı? O kesrettir. İradeyle hareket edilir mi? O kesrettir. Ama hareketin kaynağı Davut Aleyhisselam'ın muhaddesi şerifinde bunu kavradıysa Vahdettir o.
O zaman vahdet bütün kesrete hakim oluyor. Vahdet bütün kesrete zaten hakimdir. Ama hareketin kaynağı kumsa cüz-i irade varsa Hareketin fiiliyatı yaratan Allah'tır. Kul sadece hareket kaynağında bir tek istemekle alakalı etkisi var. O zaman istemenin de kaynağı Allah'tandır. Hareket. İstemek. Muhakkak. Varlık aleminde yürümek hareket Allah'tan hak. Biz ona şekil vereceğiz. Öyle mi? Eyvallah. Öyle olsun. Onların alemi kitabını bizlere tavsiye ettiğiniz için aldığımız kitabın içi bölüm bölüm cumadan cumaya işlenen dersler şeklinde bizim de bir cumadan cumaya okumamaya uygun olur. Hayır. Öyle de okuyabilirsiniz. Öyle de okuyabilirsiniz. Kız çocuklarını yetiştirirken nelere dikkat etmemiz gerekir?
Ben de bunları hep anlatıyorum. Kur'an ve sünnete takip edin. Kur'an ve sünnet tarihinden uzaklaşmayalım. Allah bizi muhafaza eylesin. İnşallah. Kaygı, endişe ve vesveseden nasıl kurtulurum? Bir de bir arkadaşım bana evrimden söz etti. Kafam karıştı. Evrim tuvalesi nedir? Bu konuda bilgilerinizi bizimle paylaşır mısınız? Kaygı, endişe ve vesvese tarih boyunca insanların kendi iç alemlerinde yaşadıkları dengesizliklerden kaynatılır. Bunu atmak basit Allah'a iman etmekle alakalı. İman ettiysem, imanın kemal erdiyse o noktada yürüyorsan kaygın, endişen ve vesveseden kurtulursan. Genelde böyle hayatta gelip yaşayanların bunlar olur.
Allah muhafaza eylesin. Bu evrimden, evrim, İslam evrime karşı değildir. Evrimle İslam çatışmaz. İslam'ın çatıştığı insanın maymundan geldiğini söyleyen Darwin teorisidir. O da bir teoridir zaten. Darwin teorisini, evrim teorisi olarak bizi isimlendirdiklerinden dolayı biz yanılgıya düşüyoruz. Ama birileri kendilerinin maymundan geldiğini iddia ediyorlarsa hiç savaşmayın, tartışmayın. İyi kardeş, senin atan maymunmuş. Deyin geçin. bizim atamız insan Adem Aleyhisselam.
Onun atası maymunmuş. Allah yoluna çık etsin. Bizim bu noktada ona hayır sen maymun değilsin deme noktasında değiliz. Neden? Çünkü ayette sabit. Cenab-ı Hak bazı kavimleri maymuna çevirdi. Bazı kavimleri maymuna çevirdiği için belki de onun kendi öz değerleri içerisinde ahlaki olarak ahlaki olarak maymunlaşmış olabilir. mesela bu işte bazı kavimleri maymuna çevirdiği ayetiyle alakalı müteşabih bir ayet. Cenab-ı Hak bunu nasıl maymuna çevirdi? Ne yaptı? Bununla alakalı her türlü yorum açık müteşabihlerin üzerinde. Müteşabihlerin üzerine fırtına koparmaya da gerek yok. Belki de Cenab-ı Hak o insan görününde onlar kaldılar ama ahlaken, fıtraten bu noktada onları maymunlaştırdı.
Maymunların özelliklerini onların üzerine derç etti. onların bir daha tekrar o kavmin bir daha insani bir noktaya gelmesi de mümkün değildi. Olabilir ki Darwin'de bu maymuna çevrilmiş olan o kavmin kalıntısı bir kimse olabilir. Müteşabih bir ayet. O yüzden o müteşabih o müteşabih ayeti böyle yorumlayabiliriz. O Darwin düşüncesine sebep olan inananlar da evet ataları daha önce Allah tarafından maymuna çevrilmiş olan o kavimlerden gelen süre gelen kimseler olabilir. O yüzden bunlarla iddialaşmanıza gerek yok. O maymundan gelmiş olabilir. Mesela aynı şekilde de bir kısmı kertenkeleye döndürüldü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin kertenkele yemeği içinin bir sebebi hadis-i şerifte böyle açıklanıyor.
Sahabe aç kalır çölde kertenkele toplarlar kertenkele toplayınca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretine bakar onların kaplarını hepsinde yıkar. Yani devirir aşağı. Devirince derler ki Ya Resulallah biz bunu yeriz bizim kavmimizi yiyecek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretine der ki Allah ayeti kerimede bazı kavimleri kertenkeleye çevirdiğini söylüyor. Ola ki bu kertenkelelerden olur şüphelilerden kaçırmak manasında o yüzden ben bunları yememizi istemedim der. Onlar da derler ki bu kertenkelenin işte cinsiz soyu sülbü bu. O zaman bunu yiyebilirsiniz der. Hadis-i şerifin başka bir rivayetinde devamında. Habirleri de o zaman kedirlerini sürüngen görebilir. Veya fıtraten ahlakken öyle sürüngen fıtratlı insanlar olabilir.
Veyahut da maymun fıtratlı insanlar olabilir. Reddetmeyiz bu manada. İşte Allah korusun evrenle alakalı veya evrimle alakalı İslam'ın karşı geldiği nokta burasıdır. Biz bütün insanlığın Adem'den itibaren Adem'den yaratıldığına inanırız. Ama varlık alemi zaten evrime açıktır. Varlık her daim evrin üzerindedir. Durduğu yerde durmaz. Şekilden şekile maddenin değişik unsurların bu noktada değişik hallere girmesi mümkündür. Sesini yükselt. Bilimin gösterdiği bir gerçek var. Yani mesela iki yüz bin yıllık deposiler var.
Bu araç çizilen resimler vesaire bazı bilgiler var. bazı bilgiler var. Bilimin ortaya koyduğu yani ölçülen işte maddenin ayrışmasından dolayı diyor ki iki yüz bin yıllık işte insan kemiği veya bir canlı kemiği insana denecek. Şimdi şöyle ben şunla birleştirdim. Hani dünya işte yedi kez doldu diye bir şey var ya bizden önce cinler yaşadı. Ondan önce sizin bir sohbetinizde işte yezüş meşütler yaşadı dünyada. Daha sonra bunlar alındı. Bu bilimin ortaya koyduğu şu olabilir mi? Bizden önce yani biz yedinci Adem nesliyiz. Aslında o ilk Adem nesli veya o ilk yaratıklar işte o duvar o resimleri çizenler veya işte o yarı giyinenler veya biraz kambur olanlar işte veya işte biraz maymun gibi olanlar bunları olabilir mi?
Bilim bunları hani insanmış gibi işte insana evrimmiş gibi yorumlamış olabilir mi? Yani böyle bir teorem oldu benim de. Dedim hani biz bu noktada Adem aleyhisselamdan geldiğimizde ben inancım olarak inanıyorum. biz oradan gelmedik ama bilim bu tarz bu şekilde bir evrimi şu an ortaya koymuş durumda teoride olsam bazı teori yani bunu bununla karıştırıyor olabilir mi babacım? Teori otururuz bir teori yazarız. Teoriye karşı değiliz. Ama teori ispatlanıncaya kadar bilim için ilim için hiçbir değeri yok. Size soruyorum babacım yani hiçbir değeri yok. Birinci Adem mesela nesli bu normalde Adem aleyhisselamı görmeyenler normalde kendilerince kendilerinin değiştiğine inanırlar.
Adem aleyhisselamla bugünkü insanların arasında sadece boy ve en fark olan. Bu kadar. Önceki yaratıklarda Adem aleyhisselamdan önceki dünyada yaşayan yaratıklarda o zaman Adem yoktu daha. Yani o dünyada değildi ya. 200 bin yıl önceki o bulunan fosiller onlara ait olabilir. Bu normalde olabilir. Dünyanın yaşı belli zaten. Dünyanın yaşı 4,5 milyar yıl yaşında. Bu dünyanın kendi içerisindeki zaman birimiyle 4,5 milyar yaşında. Bunun gerçek manada kaç yaşında olduğunu söyleye bilecek hiç kimse yok.
Ona bakarsan dünya 14,5 milyar yıl yaşında. bir parçacık ilk yaratılmış. Öyle bakarsan 14 milyar yıl. Ona bakarsan hepimiz 14 milyar yıllız. Yani o açıdan baktığımızda hepimiz birer 14 milyar yıllık insanız. Biz bilim adamlarının üzerinden gidiyoruz. Bilim adamları şu anda normalde ilk varoluşun 14,5 milyar yıl olduğunu söylüyorlar. Öyle değil mi? Tahmini hesaplıyorlar. Diyorlar ki tahmini hesaplamalara göre dünyanın yaşı 14,5 kainatın yaşı 14,5 milyar yıl ışık yılı. Öyle değil mi? O zaman 14,5 milyar yıl ışık yılını zaten normalde dünya hayatına çarptığımızda yani dünyadaki gün sayısına çarptığımızda çok gülüş bir rakam dünyanın yaşı dahi ona bakarsan bakın oradan hesaplarsanız dünyanın yaşı gülüş bir rakam.
O 14,5 milyar yıllık içerisinde varoluştan bugüne kadar 14,5 milyar yıl bizim dünya hayatı dediğimiz şey o 14,5 milyar yıldan hesaplarsak göz açıp kapatıncaya kadar. Göz açıp kapatmak o 14,5 milyar yılın içerisinde göz açıp kapatmak uzun mesap var. Bizim 80 yıllık ömrümüz. Bakın 80 yıllık ömrümüz bize uzun. Varoluşun başlangıcını normalde ilim adamlarına göre hesapladığımızda varoluşun başlangıcından itibaren bugüne kadar 14,5 milyar yıl geçtiyse ışık yıllığıyla onu bizim dünyalık 80 yıllık ömre böldüğümüzde gülüş bir rakam çıkıyor. Hatta biz 80 yılı normalde ışık yılına göre hesaplasak da gülüş bir rakam çıkıyor. Şimdi oturur hesap ederiz.
Çıkarız hesap makinesini 80 yılı hesap veririz. Bir günde kaç ışık yılına bir gün kaç güne tekrar dediğim ışık yılına göre diye. Gülüş bir rakam çıkar. Biz ışık hızına göre bu dünyada göz açıp kapatıncaya kadar dahil durmuyoruz. Benim aldatmaca dediğim şey bu. Benim kandırmaca dediğim şey bu. 14,5 milyar yıllık bir kainatın içerisinde bizim 80 yıllık ömrümüz bize göre uzun. Kainatın içerisindeki varmıştan itibaren göz açıp kapatmak çok uzun. Eğer biz ışık hızıyla çarptıysak buraya geldik geçtik biz.
Yani o normalde Allah'ın bu noktada Allah ezeli ve ebedi onun nazarında o zaman 14,5 milyar yılın hiçbir anlamı kalmıyor. Yani bize göre 14,5 milyar yıl vallığın içi iç alem olarak varlık olarak çok büyük yıl. Ama Allah'ın zaman birimi zaten Allah'ın zatullah'ın zaman birimi yok. Birim yok. Zaman var, birim yok. Ve zamanın ne olduğunu da bilmiyoruz çünkü biz o noktada. Allah'ın zatullah'ın da zamanın tecelliyatının ne olduğunu bilmiyoruz. Ama zaman Allah'tır diyor. Allah'ın sıfatı noktasında biz susuyoruz. Ve ne manaya geldiğini bilmiyoruz biz. Biz yine varlığın içerisinde halktan hakka cibisinden ha burada zaman böyle çalışıyor diyoruz.
Burada zaman böyle çalışıyor. Burada zaman dünyanın güneş etrafındaki bir sefer dönmesiyle bir gün oluyor. Ve dünyanın güneş etrafında dönmesiyle bir sefer yani normalde etrafında dönmesiyle bir yıl oluyor. Buradaki zaman birimi bu. Biz güneşin zaman birimini bilmiyoruz. Biz samanyolunun zaman birimini bilmiyorum. Ama bir ışık hızı tespit etmişler. Tespit ettikleri ışık hızıyla zaman birimini koyuyorlar. Bu ışık hızıyla. Ama ışık hızından yarın öbür gün daha hızlı bir şey tespit ederlerse o zaman ne olacak? Işık hızı çok yavaş kalacak. Ve ışık hızı çok yavaş aslında. Çünkü ışık hızı da varlığın içerisinde. Işık hızı da varlığın içerisinde varlığın içerisinde tecelleden halktan yana.
Orada çok şey çok şey ne o topar eşek gibi gidiyor. Bunlar da bu zamana yok. Küçüklükten beri aklımda oturmuş bir şey soracağım. Ben de böyle çok düşündüğüm zaman o 14,5 milyar senelik zaman gidimi bir şeyin içinde yine göz açıp kapayana kadarsa biz bir fanusun içerisinde yani kürenin içerisinde Allah'ın çepeçevre sarmış olduğu bir akvaryumun çevresinde yine o zaman Allah'ın mülkünde ve ilminde Allah'tan Allah'a doğru gidiyoruz.
Eyvallah yani sadece kendi tanımladığımız bir zaman akvaryumun içindeki balığın ilerleyişi gibi ama akvaryumun içindeki balığın dışarıdaki havaya ve ortama nispeti neyse Allah da bütün akvaryumu kaplayan hava gibi bütün halimi bu noktada kapsamış durumda o zaman Allah'ın bir zamanı yok o akvaryumun içerisindeki gidiş süresi bizim zaman diye nitelendirdiğimiz ama yine Allah'ın içerisinde bir yolculuk yapıyoruz bu doğru mu? bir şey yanlış meselesi değil bir algıyla alakalı anca böyle içimden çıkabildim ben mesela dedim Allah'ın içinde ilerliyoruz biz akvaryumun içindeyiz gibi şimdi bir adamın biri oturuyor yol kenarından önünden üç yüzde bir araba geçtiği zaman yanımdakine diyor ki ne geçti diyor önümüzden o da diyor ki ben göremedim onun çok yüksek hızla geçtiğimden dolayı onu göremiyor ama aynı adamın üç yüzde geçen o arabayla o mekanı iki yüzde giden bir arabanın içine koyuyorlar bu sefer yanından yüzde geçtiği için diyor ki o arabayı
ben gördüm insanların velileri görememelerinin sebebi bu mudur? yok veya peygam mesela peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ebu Cehil dedi ya sen gerçekten bir büyücüymüşsün bunu görememelerin sebebi kendi hızlarının ve yürüyüşlerinin yavaş olmasından mı da değil bunu birçok kişiye sordum cevap alamadım umarım siz beni ferahlatırsınız inanın bu sorunun cevabı benim bütün geleceğime etkili olacak sorum şu hazreti muhammed sallallahu aleyhi ve sellem kuranın kendisi yazmış olamadı mı?
ilk yakınlarına daha sonra çevresine inandırmış böyle yayılmıştır diye biliyorum evet normalde islama inanmayanlar veya hiçbir dine inanmayanlar böyle söylerler derler ki bütün musemiliğe isemiliğe ibrahimiliğe inanmayan muhammediliğe inanmayan ateistler böyle derler oturdu bir kuran yazdı Cenab-ı Hakk'a der ki hadisinde bir harf yazın hadisinde bir ayet yazın 1400 yıl boyunca ve daha öncesinde de insanlar oturmuşlar kendilerin ceddi kitaplar yazmışlar bunlar denenmiş hep insanlık tarihi boyunca ilahi kitap olarak
yazılmış hep ama bunları yazanların hepsi de kendi sağlıklarında o ilahi kitap olarak yazdıkları kitapların hiçbirisinin ilahi olmadığı çıkmış meydan ve 1400 yıldan beri korunan bir kitap var Allah adına Allah katında insanların bunu korumaya izi etmez koruyamazlar da zaten 1400 yıldan beri yazamamışlar ve 1400 yıllık o ayet-i kerime duruyor orada ayet-i kerime diyor ki hadi bir ayet getir bir ayet getir sonuçta Kur'an bize bir Allah tanıtıyor eğer böyle bir şey yok
ise hadi bir şey yaratın hadi bir şey yapın tersine öyle hadi güneşi batıdan doldurun bu komple kainat bir akıl üzerine gidiyor biz o aklın Allah olduğuna inanıyoruz ve o Allah'ın bir peygamber gönderdiğine inanıyoruz ve o peygamberin bir kitapla insanlara öğüt verdiğini Allah'a davet ettiğine inanıyoruz ve karşısında duranlar da bir şey yapsınlar o zaman bugüne kadar onca büyük imparatorlar geldi geçti onca büyük ilim adamları geldi geçti onca büyük felsefeciler geldi geçti hiçbirinde hayatta değil yaptıkları hiçbir şey
yani komünist Rusya kuruldu yüz yıl dayanamadı yıkıldı Osmanlı dayanamadı yıkıldı o yüzden bu bu noktada herhangi bir dine inanmayanlar bunu böyle söyleyecekler bunu böyle diyecekler ama çok basit bunu ben söylemiyorum bunu Kur'an söylüyor Kur'an diyor ki hadi bir ayet getirin sizde getirsinler görelim Allah bizi affetsin Bediüzzaman Sayın Yunus bir kimse benim cemaatim güzeldir derse bu onun hakkıdır ama sadece benim cemaatim haktır derse bu onun hakkı değildir der evet doğrudur bu söz doğru kimden gelirse gelsin
doğrudur bir kimsenin kendi cemaatim hak demesi kendi mezhebim hak demesi sadece benim şeyhim hak demesi sadece benim hocam hak demesi bu normalde o kimse sadece benimki hak yoksa bu yanlıştır ama kardeş bizim şeyhimiz de haktır senin şeyhin de haktır Allah muhalefet elir bizim cemaatimiz de haktır sizin cemaatiniz de haktır kim Kur'an ve sünnet dairesinde yürüyorsa haktır bu noktada hiçbir sıkıntı yok bu güzel bir bakış budur ve bizde ders çekenler vir çekenler olarak diyelim ki dersimizin derda sohbetinin olmadığı vakitlerde
diğer hoca efendileri de dinleyebilir miyiz muhakkak bizim öyle bir kitaba herhangi birisinin kitabına bağlı kalmak herhangi bir kimsenin sohbetine bağlı kalmak herhangi bir noktada bu dairede tek merkezli kalma gibi bir derdimiz yok hiç benim öyle bir derdim olmadı insanları tek bir noktaya getirmek insanları bir kitaptan başka bir şey okutmamak hani bunlara örnekler verecek olursam işte bir kısım nakşirlendirler işte mektubattan başka bir şey okumazlar imamı rabbanenin çevir sayfayı yaparlar imamı rabbanenin mektubatını
mesela Risale-i Nurcu kardeşler çevir sayfayı yaparlar Risale-i Nur'dan başka bir şey okumazlar işte Fethullah hocanın peşinden gidenler Fethullah hocunun sohbetlerinden ve kitaplarından başka bir şey bilmezler çevir sayfayı yaparlar böyle saplantı halindedir bir kısmının bu tür sohbetleri veyahut da dersleri ben öyle olmak istemem Allah bizi affetsin ben kardeşlerimin de öyle olmasını istemem asla hiç öyle olmayın asla ben isterim ki bol bol hadis-i şerif okuyun tefsir okuyun hadis-i şerif okuyun sohbete gideceğiniz yerlere
dikkat edin şimdi meşhur bir söz vardır ya ahuyu bal ile sunarlar diye şimdi zamanlar eskisi gibi değil gizliden gizliden hadis-i şeriflerin altlarını uymayan çalışanlar var gizliden gizliden hadisleri inkar edenler var gizliden gizliden mezhepleri inkar edenler var gizliden gizliden insanları peygamber savurlar ve sellem hazretlerinin sünnetlerinden uzaklaştırmaya çalışanlar var bunlar diyanetin içerisinde var ilahiyatın içerisinde var bunlar normalde medyanın içerisinde var bunlar profesörlerin içerisinde var bunlar
dindar olmayanların içerisinde var dindarmış gibi görünüyor konuşurken senden konuşuyor hadis-i şerifler bunları ayan beyan meydana çıkarıyor ahir zamanda öyle insanlar gelir öyle kimseler gelir onlar sizin dilinizden konuşurlar sizdenmiş gibi konuşurlar ama sizi benim yolumdan uzaklaştırırlar onlar konuşurlarken bizdenmiş gibi konuşuyorlar o yüzden bu zamanın ölçüsü hadis-i şerifleri reddedip etmediği imamların iştahatlarını reddedip etmediği bizde ölçü bu fakir için ölçü bu ben o konuşmacının hadis-i şeriflere bakış açısına
bakıyorum ben o konuşmacının mezheklere bakış açısına bakıyorum eğer o konuşmacı hadis-i şerifler üzerine şek şüphe oluşturuyorsa işte şeytan bu diyorum ben işte fitneci bu diyorum içimden işte bidatçı bu diyorum işte insanları tartemiz kuran ve sünnet yolundan alıkoyacak olan baş şeytan diyorum ama bu insanlar medyada basında hükümette partide herhangi bir devlet kuruluşlarında alkışlanan insanlar bunlar pekohlanıyor bunlar alkışlanıyor bunlara din peşkeş çekiliyor bunlara dindarlar
peşkeş çekiliyor o yüzden gittiğiniz yere dikkat edin hadisi şeriflerle alakalı ya bunun sahihliği tartışılır bu sahih mi değil mi diyorsa hemen oradan itiraz edin hadisi şeriflerin üzerinde sahih mi değil mi algı operasyonuna ortak oldunuz kafirlerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz kafirlere çalıştınız itiraz edin nerede olursanız olun hadisi şeriflerin üzerinde bu sahih mi değil mi diyorsa bir adam cahildir iki adam cahil olduğunu bilmiyordur üç o adam haindir bunu söyler adam yani bir ilim erbabı olmayan bir şey bilmeyen bir kimse
cahil insan ondan bundan ağzından duyuyor ya bizim insanımız da biraz böyle bir şeyi ilmi olarak araştırmak istemez birisi der ya oradan birisi demiştir onun başında böyle bir hz hadret sonunda bir ilaveler vardır böyle işte ya pr'dir hani profesör ya doçantir dc'dir ya da işte diyanette bir şey sahibidir makam sahibidir bunların isimlerinin başlarında sonlarını bilakapları vardır bununla böyle iş yaparlar onlardan birisi çıkar hadis serimlerin sahih mi değil mi ya işte hangisi sahibi hangisi değil be ahmak sana mı düştü
kaç hadis kitabı okudun soruyorum evinde bir hadis kitabı var mı susuyor bir tane diyor madis kitabı var mı bunu söylerken sen yok o yüzden gidecek olduğunuz kimselerin bunlara dikkat edin bugün dikkat edilmesi gereken en önemli konudur ben yeni sufiliğe başladığımda bunlar daha yeni yeni yepildekleniyorlardı orada burada konuşuyorlardı bunlar konuşurlarken sanki böyle tasavvufa karşılar sufiliğe karşılar işte bizim sufi dünyanın içerisinden çıkmış bir iki tane kelimeye sufi dünyanın içerisinde çıkmış bir iki tane
haylaz tembel kimselerin sönde davranışlarının arkasına saklanıp komple sufi dünyaya bunlar saldırırlar sufi dünyaya acımasızca saldıran var ise bilkonun arkasından hadislerin reddiyeti bilkonun arkasından bu noktada mezheplerin reddiyeti gelecektir buradan bilin onu adam profesör kim abdülasis bayındır bir taraftan hadisleri red ediyor sıkıştığında da hadislerden ölçü getiriyor talebesine dedim söylemiyor mu bunu söylüyor dedi ne yapıyor o zaman çok kızıyor dedi kızacak ama bu televizyonlarda boy gösteriyor neden televizyonlarda
boy gösteriyor hangi televizyonda boy gösteriyor bakın bir tane ehl-i sünnet alimin çıkarıp da ehl-i sünnet bir kimseyi çıkarıp televizyonlarda konuşturuyorlar mı hayır neden e bu tv dünyası zaten ayrı bir dünya nerede bozuklar var onları bulup sansasyon yapıp onlar reyting kazanacaklar reytingin peşindeler hizmet Allah Resulü'ne hizmetin peşinde değiller öyle olunca ne olacak onları çıkarıyorlar mı ortaya ver Allah'a muhafaza eylesin o yüzden evet gidilebilir bu noktada bir sıkıntı yok ama sizi dar bir daireye koyuyorsa
birisi bir kitap yazmış kim olursa olsun bütün eserlerde eksiklik vardır sadece bir eserde kalmak bunlar bizim fikri gelişmemize engel bizim bu manada dini yaşantımızı geliştirmekte engel biz meal de okuyalım tefsir de okuyalım hadis de okuyalım ve hadis de yoğunlaşalım imamların iştahatlarını okuyalım kendi iştahat imamımız olan imam-ı azamdan hanefeden muhakkak hıkıhımızı bilelim muhakkak ve muhakkak ayet hadis bilgimiz olsun bu minval üzerine istediğimiz hocaefendinin sohbetine gidin bu noktada bir sıkıntı yok
ama gittiğimiz yerlerde bir şey daha arayın bu da önemli bu memleketin altına dinamit koyan insanlardan olmasınlar bizi şia'yı dayatmasınlar şia'yı dayatırken de şia'yı dayatırken de iran milliyetçiliğini dayatmasınlar bize vahabili dayatmasınlar vahabili dayatırken de selefin örtüsünde bir vahabilik dayatmasınlar bize bizim selef imamlarıyla bir alıp veremediğimiz bir kimse yok imam-ı azam selef imamı imam-ı şafi imam-ı halik imam-ı hamber'i selef imamı bunlar selef imamı diyorlarsa buyurun imam-ı azamla birleşelim
imam-ı şafi de imam-ı halik imam-ı hamber'i de birleşelim sıkıntımız yok ama bunlar selefiz deyip de mezhepsizliği bizim önümüze getirmesinlar çok büyük dağıtmış ne şey efendiymiş ne şey efendiymiş harika şey efendinin arkasından mezhepsizlik çıkıyor yalnız ne büyük şey efendiymiş Allah Allah ne kutlu ne mutlu ama arkasından hadis-i şeriflere reddiye çıkıyor hadis-i şeriflere reddiye varsa bilin ki o İngiliz'in şeyhi hadis-i şeriflere reddiye varsa bilin ki o İngiliz'in profesörü İngiliz'in din alimi hadis-i şeriflerin üzerinde
herhangi bir şeyh şüphe yayıyorsa bir kimse bilin ki o İngilizlerin kurguladığı bir adam başka kimse değil mezhepsizliği bizim içimize bombanın primini çekip atıyorsa bilin ki o İngiliz'in adamı ve bunlar şu anda İslam dünyasının içerisinde en fazla Türkiye'de yoğunlaşıyorlar çünkü Türkiye'nin fikri yapısını bozmak istiyorlar Türkiye'deki Müslümanların dini fikri yapıları bozulursa bilin ki İslam dünyasındaki son kale yıkıldı dertleri bu Türkiye'deki Kur'an ve sünnete dayalı dini algı dini yapılanma dini fikriyat çözülürse
bilin ki İslam dünyası çözüldü Çanakkale asıl o zaman geçilecek dertleri bu her birinin ardında basın ve yayın organları var basın ve yayın organları aracılığıyla kendilerinin bir tane fikri yok kitaplar hazır hazır kes kopyala yapıştır ismini de yapıştırıyorlar dağıtıyorlar kaç para? 15 lira 15 liradan parasını da adama yayın evi hakkı olarak profesör ödüyorlar veya o şey şey efendiye veya da o ilmi araştırmalar bilmem ne adamına ödüyorlar ve kitapları çok basit bedavaya dağıtıyorlar o adam elini daha kımıldatmıyor
listesini getirdiler bana profesör profesör gözümünü hemen böyle hırsızlama yapar gibi onlar tanıdığım adamlar evet kaç tane olduğunu onlar sohbetlere kimlerin geldiğini kaç kişinin geldiğini nerenin kalabalık nerenin az olduğunu ne kadar etkili alanı olduğunu hesaplamışlar istedikleri bir tek bir şey var siz çok Muhammed'i Mustafa'ya sanallahu aleyhi ve selleme onlar öyle demiyorlar da ben öyle diyorum onlar diyorlar ki sen peygambere çok yer veriyorsun sohbetlerinde çok dinler var böyle her şey Kur'an diyenlerden
Kur'an yetmez mi diyenlerden büyük bir oyun koca koca şeyhim diyen insanlar isimlerini ezberleyemedim orada bin fotokopisini isterim veremeyiz dediler doğru yanlış bilmiyorsunuz evet sakın ha ben fark ettiyseniz üç dört yılda haberin bunun üzerinde çok duruyorum ve duracağım da bunu da duracaksın sakın ha bir kimse hadis şeriflerin üzerinden ya ağzından kaçıyormuş gibi hani böyle arada kaydırıyor onlar aynı şey ben diyorum ki tamam bu aylık on bin dolar alıyor onlara televizyon programları ayarlıyorlar biz de onları
aa ne büyük alim ne büyük profesör diye dinliyoruz onları altlarına araba adamların etraflarına koruma onlar bir yürüyorlar alem arkalarından Allah rahmet eylesin şeyhimin koruması yoktur bizim de yok hamdolsun koruyucumuz Allah korumaları var önden bir araba arkadan bir araba onlar çünkü iman etmemişler tam olarak iman etseler her şeyin Allah'tan olduğunu bilecekler iman etseler o uğurda ölürlerse şehit olduklarını bilecekler ama kendilerinin öldüklerinde pisi pisi öleceklerini de biliyorlar o yüzden koruma taşıyorlar
o yüzden koruma taşıyorlar Allah muhafaza eylesin o yüzden gidecek olduğunuz sohbetlere gidecek olduğunuz kimselerde arayacağınız özellikler bunlar bunlar Kur'an'a sünnete vatana millete düşman olmayacaklar Kur'an'a sünnete vatana millete zarar verecek olan her şeyi reddeden insanlar olacak o zaman o kimselerin derslerine getirmesinde bir sıkıntı yok bir cevap yok ama örtülü olarak Mossad'ı destekliyor örtülü olarak İsrail'i destekliyor örtülü veya açıktan İngilizleri destekliyor Amerikalıları destekliyor örtülü veya
açıktan birilerinin elleri karışmış onun içerisine ama Suud milliyetçiliğinin ama İran milliyetçiliğinin dalları budakları da almış onun içerisine uzak durun uzak durun onlarla sohbet etmek dahi haram onlarla tartışmak bile haram adama diyeceksin kardeş hadisleri kabul ediyor musun ya işte ıçık ıçık ıçık Allah yolundan çık etsin kardeşim seninle korusun günahı kebari bu kadar ya ben la ilahe muhammeden resulullah diyorum muhammeden resulullah diyorsan hadisleri kabul edeceksin muhammeden resulullah diyorsan hadisleri kabul edeceksin
o zaman sen bizim hocamızda ol alimimizde ol değil mi iştihat kavramı ve bu kavramı kimler hangi şartlar zahirinde duygular iştihat bir şeyde lazım olursa bu noktada iştihat edebilecek hükümde olan insanlar iştihat ederler iştihat yeni çıkan bir meselede yeni çıkan bir hadisede o kimsenin işte Kur'an'a sünnete imamlarının iştihatlarına bakarak bulamazsa bakarak kıyas ederekten ona hüküm vermesidir Allah'a itaat edin Resul'üne itaat edin ondan sonra der ki sizden olan emir sahiplerine itaat edin aranızda bir anlaşmazlık
çıkarsa bunu Allah'ın kitabına ve Resul'üne sorun danışın o zaman iştihat bu manada Allah'ın kitabına Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri sünnetine imamların bu noktada iştihatlarına bakarak da bir şeyde dinin yaşanması İslam'ın bu noktada yaşanabilir hale gelmesi için Müslümanlara bir kolaylık Müslümanların bu noktada dini yaşantıda yanlışa düşmemesi için gayret gösteren insanların yapmış oldukları dini bir açılım İslam'ı hukuka sahip şerif hukukun uygulandığı bir ülke İslam adına fetva ekleyebilir mi?
eğer fetva çıkarmaya yetkisine sahip tüm İslam ülkeleri bunu kabul etmek zorunda mıdır? Değildir böyle bir şey yapamaz hiç kimse bu noktada iştihatlar bölgesel olabilir devletsel olabilir her tarafın rahatsızlığı hastalık aynı olmaz o yüzden nasıl göz merhemi kola sürünmüyorsa kol merhemi de göze sürünüyorsa her türlü rahatsızlığa göre de bir ilaç vardır o rahatsızlığa göre bir iştihat edilir bir kişiye büyü yapılmış ise büyünün çözümü nasıl olur? hadis-i şerifte felak ve nas surelerinin okunması tavsiye edilir o yüzden bir kimse kendisinin büyü yapıldığına inanıyorsa felak nas ayette kürsü sürelerini okuyabilir peygamber efendimiz insanlara mudana etmek mudara etmek burası tam anlaşılmamış anlayamadık çok okuyamadık cehaletimize verin ben aşık olmak istiyorum sevmek istiyorum evlenmek istiyorum ama sonra içimden bir ses diyor ki hani yalnız beni seviyordun hani yalnız bana aşıktın şimdi nereden çıktı bu istek bir kalpte iki aşk olmaz böyle hissedince İbrahim Ethem
hazretlerinin aklıma geliyor hem seviniyor hem de ne yapacağımı bilmiyorum ne yapmalıyım o zaman hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabul hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha fazla Allah'ı selam var mıydı yoktu İbrahim Ethem'e bakma sen hazreti Muhammed Mustafa'ya bak o evlendi evlenmeyi de emretti hazreti Ayşe annemizi de sevdi beni nasıl seversin deyince kördüğüm gibi dedi hazreti Ayşe annemizi de arasına sordu kördüğüm ne alemde dedi o da dedi ki ona ilk günkü gibi
demek ki Allah'ı sevmek bir eşi sevmeye engel değil Allah bize Muhammed Mustafa'nın sünnetini işleyenlerden eylesin bunu böyle açıkça yazıldığı için ben de inşallah açıkça okuyayım benim kızım dört sene önce boşandı gerili beri bizi suçluyor evde kimseyle konuşmuyor çocuğuna karşı çok soğuk ve sert görücüler geliyor kimseyi istemiyor içeri kapanmış ve çıkmıyor evde huzurumuz yok ne yapacağımızı bilmiyoruz bizi aydınlatır mısınız kendi isteğiyle evlenip kendi rızası ile boşandı olabilir bir psikolojik depresyon yaşamış olabilir
bu noktada ama bizim yine Kur'an ve sünnet tarihisinde davranış biçimi olarak görmediğimiz çocuğun annede kalması büyük bir handikap o yüzden normalde boşanan çiftlerin çocukları birinci derecede babalara aitti babaları bakımlarından sorumludur babaları almakla mükellef çocuklarının yanında her baba her erkek evlenirken eşinin kendisinin bir gün terk edebileceğini düşünerekten evlenecek ve diyecek ki eşim beni terk edebilir mi her cevap terk edebilir terk ettiğinde ben çocuklarıma bakabilir miyim her cevap bakabilirim
evlenecek eğer eşi terk ettiğinde veya boşandığında bir sıkıntı olduğunda ben doğacak olan çocuklarıma bakamam çocukları bakmakta zorluk çekerim diyen kimseler evlenmeyecekler oruç tutacaklar ama bizde şöyle bir şey oluyor genelde işte eğleniyorlar boşanıyorlar bu önemli değil boşanmayı istemenin kimin istediği önemli değil boşanacakları zaman bizim Türk halkı kadınlar evladım çocuğum deyip alıyorlar çocuklarını yanlarına veya da erkeklerin büyük bir çoğunluğu aslında o çocuklarına bakmayı istemiyorlar ve çocuklar
eğer anne anne alacağım diyorsa hemen adamlar da paket ediyorlar çocukları anneye tamam bitti bu yok İslam'da çocuk küçükken annede kalması çocuğu bu noktada çocuk için sünnette var ama o çocuk küçükse o sünnette o insan o erkek sünneti işlerken çocuğunun iaşesini temin edecek ona bakan kadının da iaşesini temin edecek çocuk anne de kaldı anne de bakıyor bu çocuğun kendi hayat standartlarında çocuk ne kadara bakılırdı sende 5 liraya bu anne de kaç paraya bakılır anne çocuğa bakar bir kadın aylık 500 lira 1000 lira
benim bu çocuk için bakım için benim eşime aylık 1500 lira vermem lazım diyecek çocuk orada kalıyorsa bunu görse alacak erkekler yoksa işte çocuk kaldı adam gitti çocuğu verdi annesine ortalıkta adamım diye dolaşsın onun yok İslam'ın emrettiği şeyi yerine getirmiyor böyle olunca evlilik hukuku yerli yerinde tecelli etmiyor hiçbir zaman hiçbir zaman tecelli etmiyor etmez de bu şartlarda zaten bakıyorsun adama asla evlenemeyecek olan bir adam evlenmiş bakıyorsun kadına asla evlenemeyecek olan bir kadın da evlenmiş evlenmiş
yani İslami disturlar İslami hukuk literatür açısından İslam'ın bu noktada baktığı hukuk açısından baktığında büyük bir çoğunluk kadın ve erkekin evlenmesi mümkün değil o şartlara hain değil insanların büyük bir çoğunu bir erkek eşine çocuğuna bakmakla mükellef onları her şeyle yetiştirmekle mükellef bir çocuğunu yetiştirmekle mükellef bir erkek evlenmiş olduğu kadını da Kur'an ve sünnet dairesinde bir hayat yaşatmakla mükellef biz bu mükellefliyettikleri unuttuk anneler babalar herkesin annesi babası kızına vereceğim
diye uğraşıyor oğluna vereceğim diye uğraşıyor mükellef yetiştikleri yerine getirip getiremeyeceğine bakmıyor bakmıyor mükellef yetiştikleri yerine getiriyor mu getirmiyor mu bakmıyor ha özel şartlar nikahda özel daire var mı var ama hangi erkek der ki ya ben sana bak bakamayabilirim diye demez hangi erkek diyebilir ki bir kadına bak ben eve koltuk alamam halı alamam bu şartlarda benimle evleniyorsan öğreneceğim diye hangi kadın eksikliğini söyler evlenir çok zor şeyler o yüzden sıkıntılar var yani biz bu noktada adetler
çerçevesinde gelenekler çerçevesinde yani Kur'an ve sünnete imamların iştahını bırakıp kendinizce dogmatik bizde dogmatik din de var bunu reddetmek mümkün değil bizde dogmatik din de var nasıl dogmatik din yani Kur'an ve sünnette imamların iştahında olmayan bir şey biz dindermiş gibi kabul ediyoruz dini hukukmuş gibi görüyoruz dini hukukmuş gibi görüyoruz koyuyoruz ortaya onu sımsıkı yapışıyoruz biz Kur'an sünnetli tartı dururken ona sımsıkı yapışıyor o bizim nefsimize hoş geliyor çünkü Allah bizi affetsin problemler ve
sıkıntıların çıkış sebepleri bunlar insanlar evlenirlerken evlilik bir hukuktur bir kimse evleniyorsa hukuk var orta yerde bu gayet normal ve doğaldır hukukun konuşulması gerekir bu noktada özel nikah olacaksa özel nikahın hukuku da konuşulmalı olabilir bir erkek bu noktada her şey muhtedir değildir söyler der ki bak böyle böyle ben bin lira maaş alıyorum benden ayrılmaya kalkarsan ben bu bin lira maaşla bu çocuklara bakamam bu şartlarda evleneceksem benimle evlen bak benim evim barkım hiçbir şeyim yok ben kirada duruyorum
beş yüz lira kira ödeyeceğim işte harbiyen bin beş yüz lira ben para alıyorum sen beni bırakır gidersen bu çocuklara ben bakamam o zaman da bu çocukları götürür devlet yurduna teslim ederiz var mı diyecek ona evleniyorlar ayrılmaya karar veriyorlar ondan sonra adamın tehdidi şu ben çocukları götüreceğim devlet yurduna versen ben hain baştan söyledin mi bunu yok kadını öyle tehdit ediyor ne bu adam ne bu bir dedermiş dedim ne böyle mi tehdit ediyor bizim derviş değildir o dedin size sohbete geliyor dedi mümkün değil
o gelip gidiyormuş o sadece o sadece gelip gidiyormuş gelip gidenlerden o dedim ya nasıl basmaya dedim ya sohbetleri dinleser böyle bir şey söyleyemeyeceğini bilir o dedim adam böyle tehdit ediyor daha da olmuyor zaten normalde yani çok ender insanlar yani böyle işte ayrıldığı zaman çocuğuna bakan eşine bakan onlar da alkışlıyorum zaten gerçekten adam gibi adam insan gibi insan onlar Allah onlara yardım etsin Cenab-ı Hak onları muhafaza eylesin Cenab-ı Hak onları korusun böyle adamlara ihtiyaç var çünkü gerçekten öyle karşılaştığım insanlar var
gerçekten tebrik ediyorum takdir ediyorum adam ayrılmış eşine de bakıyor çocuğuna da bakıyor bir haline göre ayağının altından öpülesi adam onlar gerçekten bak ayağının altından öpülesi adam onlar hiç hiç şey şüphe yok hiç anlamıyor benim nazarımda onlar adamın kara kökü adam değil adamın kara kökü Allah cümlenizi onlardan ayırsın amin hale vennahum la diyorlar
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.