mustafaozbag.org

416. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Kasım 2014 · 1:07:49

Alı kelimeler. Çocuklarınıza doğduğundan itibaren Kur'an, sünnet, adap, ahlâdını öğret.
Çocuklar küçükken birbirlerine bu tür şeyler söylemesi sizin lefcanıza hoş gelebilir. Sonra da çocuklarda bu bir saplantı haline gelebilir. Çocuklarda bu böyle ileriye yönelik problemleri açabilecek değişik yaralar açabilir. O yüzden çocuklarınıza Kur'an, sünnet terbiyesi var. Çocukların birbirlerine böyle davranmalarının hoş olmayacağı, şaka dahi olsa bu tip şakaların hoş olmadığı. O yüzden çocuklarınıza şimdiden bu noktada eğitimini, disiplinli bir şekilde vermeniz gerekir. Aradan çocuk 3 yaşında, 5 yaşında, 6 yaşında, ilkokul çağında bu çocuğa normal getirilirse, çocuk 7 yaşına, 10 yaşına geldiğinde siz ona haram duygusunu açılayamazsınız. Bu gayet makul ve malum edilir. Ondan sonra da zaten çığırlıdan çıkıyor.
Allah'ın afazı evlesine. Kalbinde zerre kadar kibir olan cennetin kokusunu alamaz, diyor. Bu durumda insanlık tehlikede görmeyi ne yapmalıyız, ilacı nedir? Kibir ilacı tevazu etrafınızdaki herhangi bir kimseden kendinizi yüksek gördüğünüz anda kibirliler sınıfına girdiniz. Tabi bu noktada Allah'a kibirli olanlar, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine, alime, ulemaya, mümin kardeşlerine de kibirli olurlar.
Allah'a kibirli olmak, Allah'ın haram ettiği bir şeyi göz göre göre işlemektir. Allah'a kibirli olmak, Allah'ın emrettiği bir ameli yapabilecek güçte olmasına rağmen kasten terk etmesidir. O yüzden Allah'a kibirli olanın başka bir kimseye tevazusu olmaz. Allah'a kibirli olanın başka bir kimseye tevazusu aldatmacadır, şeytanın kandırmacasıdır.
Şeytan oradan o kimseyi işler. Bir kimse Allah'ın emirlerini bildiği halde onu yerine getirmiyorsa Allah'a karşı kibirlidir o kimse. Bir kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti olmasına rağmen bildiği halde onu red ediyorsa, onu işleyebilecek güçte olmasına rağmen red ederek işlemiyorsa, veyahut da hadis-i şeriflerin hangisi zaten sahihtir, şüphe atıyorsa orta yere, o kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine karşı kibirli.
Onun hayatını eleştirmeye kalkmak, onun bu noktada Cenab-ı Hakk'ın emriyle yerine getirdiği herhangi bir fiiliyata kalbinden reddetmek, ona karşı nifak taşımak, Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kibirdir. Bu kibirde insanı helaka götürür. Ümmetin içerisinde alim kimselere, veli kimselere kibirlenmek, bu da işte İmam-ı Azam'ı beğenmemek, İmam-ı Şafi'yi beğenmemek, İmam-ı Maliki'yi, İmam-ı Hanbele'yi beğenmemek, veyahut da herhangi bir iştah talimini bu noktada beğenmemek, onu küçük görmek, onu küçümsemek, velileri küçümsemek, velileri beğenmemek, onlarla alay etmek,
onlara karşı kendince nifak beslemek, birinin şeyhliğine inanma, inanma, sana gel ben şeyh oldum, tabi ol derse gitme, inanmadığın için ona. Ama bütün şeyhler böyle ahlaksızdır, bütün şeyhler böyle düzenbazdır, bütün velilik diye bir şey yoktur, işte bu tarikat diye bir şey yoktur, tasavvuf diye bir şey yoktur, böyle bir şey alakası yoktur, bile bile bunlara karşı laf söylemek kibirlenmektir.
Cenab-ı Hak bunu düşmanlık olarak nitelendiriyor. Kim benim velime düşman olursa Allah'a düşman olmuştur. Birisini siz kendinizce şeyh kabul etmeyebilirsiniz, gıybet etmenize gerek yok, dedikodu etmenize gerek yok, iftira etmenize gerek yok. Buralardan bir kimse Allah'a, Resulüne, onların velilerine, alimlerine, ulemalarına karşı kibirlenmenin yolu gidip helallaşacak, dövbe etecek. Ardından müminlere karşı kibirli. İnsanlar şimdi böyle bir dinini yaşayan bir kimseye karşı kibirli, şeytan onun kalbini parçalıyor. Bir derviş, bir sufi olunca kalbini yiyor şeytanın. Bir başkasına karşı müsamahakar, dervişe karşı zalim. Bir başkasına karşı yumuşak, müminlere karşı sert, zalim, şedik.
Bu Allah'a kibirli olduğundan o hal bunun üzerinde. Resulullah'a, sallallahu aleyhi ve sellem azetlerine kibirli olduğundan dolayı bu hal onun üzerinde. Velilere, alimlere kibirli olduğundan dolayı bu hal onun üzerinde. Niçin? Niçin? Kalbinde onlara karşı muhabbet yok çünkü. Bir kimse mümin kardeşine karşı şedid ise, mümin kardeşine sert, mümin kardeşine ters, mümin kardeşinin dedikodusunu, kıymetini yapıyorsa, o kimsenin kalbinde kibir var.
O kimsenin kalbinde münafıklık var. Onun kalbinde nifak var. Doğruyu her yerde söyler. Kur'an ve sünnetin doğrusunu her yerde söyler. Tasavvufun doğrusunu her yerde söyler. Her yerde söyler. Bu senin hakkın. Bu senin hakkın. Ama Allah'ın emirlene karşı kendin saygılı ol. Ona kibirlilik besleme. Yapamıyorsan dahi reddetme. Yapamadıkların için Allah'tan özür dile, af dile. Ve Ya Rabbi yapamadıklarımdan sana sığınıyorum der. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uyamadığın yerlerde Allah'tan özür dile, af dile. Ya Rabbi sen öyle bir Habib göndermişsin. Sen öyle bir Nebi, öyle bir Peygamber göndermişsin.
Varlıkların evveli, Peygamberlerin evveli ve sonuncusu, ona karşı olan hukukunu, ona karşı olan yapmam gerekenleri hakkıyla yerine getiremedim beni affeyle de. Ve asla orada burada bir sünneti Resulullah'ı küçümseme. Bak ya böyle sakal mı bırakılır? Küçümseme sakalı. Bunların hepsi de ne o siyasalar atı canım. Ne oldukları belli değil. Küçümseme. Bir kimse sünneti Resulullah'ı işliyorsa dilini uzatma. Bu kalbindeki senin münafıklığından, tövbe et, vazgeç bundan. Velilere taş atma. Sana ne?
Yahu kimse Allah'ın dostuysa, sen ölçüyü konuş. De ki veliler para dilenmemesi lazım. Bunu söyle. De ki veli insan ancak Allah'tan ümit eder tekrar. De ki veli insan Kur'an ve sünnete gücünü yetkince hizmet eder. Hizmet eder. Veli ne yaparmış? Kur'an ve sünnete hizmet edermiş. Onlar dinin yeryüzündeki direkleridir. Onlar dinin hakim olması için mücadele ederler. Bunları söyler. Bunları söyler. Onlar asla Kur'an ve sünnetin dışına çıkmak istemezler. Bile bile haram istemezler. Bunları söyler. Bunlar ölçü. Herkes bunları bilsin.
Hiç kimse dilencilik yapmasın. Hiç kimse dervişlere şeyin lillah deyip el açmasın. Yol doğru bir şekilde yürüsün. Bu dinin en temel özelliği, en temel hakkı. Ama sen kalkıp da onların dedikodusunu etme. Gıybetini etme. Bırak. Seni ilgilendirmez. Sana gelen şeyh oldum, bana tabi ol dedin de kusura bakmayın. Ödür dilerim. Ben rüyamda sizi görmedim. Biraz. Adam İzmir'den itibaren gelmiş, ödemiş her. Bana Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri söyledi. Sen benim halifemsin dedi. Allah razı olsun efendim dedim. Benim bir şeyhim var. Benim halifelikle de alakalı bir derdim yok. Dedim Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri size söylediğini bize de söylerse hay hay başın gözünü üstüne dedim.
Bu noktada onun emrinde boynunu bükürt dedim. Biz asla onun emrine, onun sözüne karşı çıkacak bir noktada değiliz. Velev ki dedim Adem aleyhisselama kadar herhangi bir peygamber söylense yine tabi olunur. Velev ki Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali radıyallahu anh Hazretleri söylense tabi olunur. Ahşer-i Mümeşer'e söylese tabi olunur. Abdülkadir Geylan Ahmet'in, Rıfay Ahmet'in, Bedevih gibi fiil efendiler söylese tabi olunur. Bizim bu noktada bir sıkıntımız yok. İki gün kaldılar. Cenab-ı Hak demek ki bizim kömümüzde bir işaret yok bize. Dedim ki bir işaret yok efendim hakkınızı helal edin. Görüceksen niyet muhakkakı inşallah dedim. Allah sizden razı olsun dedim.
Uğurladım. Bu kadar. Arkasından konuşulmaz. Bir laf söylemez. Gerçekten de o görmüş olabilir rüyayı. Tasavvufun doğrusu doğrudur. Ben onun gördüğü rüyaya ittiba etmek zorunda değilim. Bir başkasının gördüğü rüyayı bir başkası ittiba etmek zorunda değil. Ama ittiba eden, yani o rüyaya bir kimse kendisi delil görene de sen neden delil görüyorsun değil mi hakkına sahip?
Adam der ki ya örneğin, x kimse ben hiç yalanına denk ermedim, okuyan bir rüya gördüm derim derse ben inanırım diyebilirim. O yüzden bir başkasını bağlamaz. Bunun gibi ölçüleri konuşmakta bir beis yok. Ama bir başkasının Kur'an-ı Sünnet dairesindeki çizgisini, siz onun doğru olduğunu bile bile eleştiriyorsanız, kalbinizde kibir var. Bir mümin kardeşinizi bu noktada beğenmiyorsanız, zikrullahta kafa sallayışını beğenmemek, sakalını beğenmemek, onu beğenmemek, onu kale almamak, onu hiçe saymak, kendini ondan üstün görmek. Bu da kibirliliktir, Allah muhafaza eylesin. Bunlardan uzak durmak gerekir. Veya evde kadının, erkeğin kadını beğenmemesi. Eşini beğenmiyor.
Eşinin yaptıklarını beğenmiyor. Ona karşı tepeden bakıyor. Ona karşı işte babasıyla kıyaslıyor mu? Yok amcasıyla kıyaslıyor, yok öbür eniştesiyle kıyaslıyor. Yok öbür kardeşiyle kıyaslıyor, yok bilmem neyle kıyaslıyor. Ya bu adam bu, sen onu kalkıp da başkalarıyla kıyaslayıp da kalbini rencide etme. Ona tepeden bakma. Ona kibirlilik yapma. Veyahut da kadının üzerinde kibirlilik. Kadının yaptığını, ettiğini beğenmiyor. Onu böyle vur aşağı vuruyor. Onu başka kadınlarla kıyaslama. Filancanın kadını nasıl kuru fasulye pişirdi, sen daha öyle pişirmedin hiç. Kibirlilik, Allah muhafaza eylesin. Gizli şirk. Kibirlilik, gizli şirk.
O yüzden kendini hiç kimseden üstün görme. Asla. Hiç kimseyi kendinden aşağı, kendinden aşağıda görme. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin. Bir kimsenin yalnız kendi doğrularını yaşayıp, başkalarını dinlememesi kibirden midir? İnsan kendi doğrularından vazgeçip, hakkın doğrularını nasıl görüp yaşayıp, hakkınızı helal ederiz. Bir kimsenin kendi doğrusu Kur'an ve sünnetle örülüyse, kendi doğrusu Kur'an ve sünnetle örülüyse, o kimsenin o doğrusundan vazgeçmemesi farzdır. Farz. Kur'an ve sünnet tarihinin o kimse kendince, kendine bir daire çizmiş. Ama baktığınızda onun kendi özel hayatına veya aile içerisindeki hayatına haramı yok.
Bir başkasının ona laf söyleme hakkı yok. Bir. Ama ve lakin, dinin içerisinde bir meselede üç beş tane hareket tarzı olabilir. Eşlerden birisi, bunlardan birisini ondan talep edebilir. O zaman da bu taleplere kapıyı kapatmamak, bunları hoşgörüyle davranmak gerekir. O zaman mesela şunun gibi, bir kimse kendisine pazartesi, perşembeye oruç tutmayı virt edinmiş. Doğru mu? Doğru. Birisi de on dört, on beş, on altısında oruç tutmayı kendine virt edinmiş. Doğru mu? Doğru. Eşlerden birisi on dört, on beş, on altı tutuyor. Birisi de pazartesi, perşembe tutuyor. Pazartesi, perşembe tutan bir kimse, öbür eşe illaki benim tuttuğum gibi tutacaksın. Buna hakkı yok. Veya on dört, on beş, on altı tutuyorsa, eşine ben illaki on dört, on beş, on altı tutacaksın.
Bu doğru. Böyle bir şey yok. Dinin içerisinde üç, dört tane doğru olabilir. Bunlardan, bunlardan herhangi birisini eşler, evin düzenini, aile düzenini bozmadığı müddetçe birisini doğru olarak kabul edebilir. Bu kendisinin doğrusudur. Buna söylenecek hiçbir laf yok. Mesela eşlerden birisi, ben farz olucundan başka bir şey tutmuyorum dediğinde de, öbür eşin onu hayır tutacaksın deyip de zorlama hakkı yok. Bunun gibi kendine ait olan doğrular. Bir kimsenin kuran sünnet. Bu noktada işte beraber yaşadığı eşi Hanefi ise Hanefi iştahına göre, Şafiler ise Şafi, Maliki, Hanbeli her neyse, hangi iştahata göre hareket ediyorlarsa o iştahat içerisindeyse doğruları, ona söylenecek bir söz yoktur. Ama bunun içerisinde esnek davranılması gereken yerler varsa, eşlerin birbirlerine karşı bu esnek davranışları öngörmeleri, bunu yapmalarında, bunu söylemelerinde, tavsiye etmelerinde bir tatlılık olacağına inanıyorum.
O yüzden bu tip meselelerde karşılıklı görüş, düşünce, fikir alışverişinde bulunup, ona göre davranmakta fayda var. Ama öbür türlü, eğer benim doğrum bu noktada, Kuna'na, sünnete, imamların iştahına aykırıysa, illaki benim dediğim olacak deyip de, bunu bastırmak, bunu zorlamak, hem zulüm olur hem kibir olur. Hem zulüm olur hem kibir olur. Eşlerin birbirlerine zulmetmelerinin sonucu muhakkak dünyada görülür. Bir kimse zulmediyorsa, birisine muhakkak dünyada o zulmetmenin cezasını ve etkisini görür. Eşler, çocuklar, anne babalar, arkadaşlar, dostlar, alışveriş yapanlar, birbirlerine kim zulmediyorsa, o zulmünün kendince cezasını çeker bu dünyada. Ama ahirette sakın ha bunun cezasını çekmeyeceğim diye düşünmesin.
Ahirette o ayrıca cezalandırılacak. Ama dünyadayken Cenab-ı Hak zalimlerden intikamını alır. Alır. Siz kime zulmettiyseniz, kadınlar erkeklere, erkekler kadınlara, anne baba çocuklara, çocuklar anne babalara, Arkadaşlar, kardeşler, alışveriş edenler, kim birbirine zulmettiyse, Cenab-ı Hak onun intikamını alır, zünyada alır. Cenab-ı Hak zalimin zulmünü yeryüzünde bırakmaz. Eğer o insanlar zalimlikte devam ediyorlarsa, onların tövbe kapıları kapanma ihtimali var. Çünkü zulümde ileri gidenler, zalimlikte ileri gidenler, bu konuda zalimliği asla terk etmeyenler, her hal yukarıda o zalimane davranışlarına devam edenlerin kalpleri mühürlenebilir bu davranışlarından dolayı.
Böyle bir tehdit var. Kalkıp da birilerine çiğnenmek, çinini nefrete döndürmek, bu noktada ona nefretten zalimliğe döndürmek, insanı helaka götür. Müminlere karşı şefkatli ve merhametli. Müminlere karşı şefkatli ve merhametli. Eşlerinize karşı şefkatli ve merhametli. Çocuklarınıza karşı şefkatli ve merhametli. Arkadaşlarınıza karşı şefkatli ve merhametli. Yoldaşlarınıza karşı şefkatli ve merhametli. Alışveriş ettiğiniz insanlara karşı şefkatli ve merhametli. Şefkatli ve merhametli. Sizinle ilişkide bulunan her kim var ise şefkatli ve merhametli. Hayvanlara karşı dahi şefkatli merhametli.
Ağaca, çiçeğe, böceğe karşı şefkatli ve merhametli. Taşa, toprağa, suya, göle, denize şefkatli ve merhametli. Her etrafınızdaki eşyanın her haline şefkatli ve merhametli. Bu müminin ahlakıdır. Bu müminin ahlakıdır. O yüzden eşlerinizle, çocuklarınızla, anne babalarınızla, etrafınızdaki her ne varsa, her kimseye şefkatli ve merhametli davranmak müminin şiarı, sufinin şiarıdır.
Müminin şiarı, sufinin şiarıdır. Size karşı hata yapılsa bile, size karşı eksiklik yapılsa bile, size karşı yanlışlık yapılsa bile, şefkatli ve merhametli. Hazreti Allah kafirlere olan savaşta diyor ki, onlar size savaş açarlarsa, siz de onlara savaş açın. Siz de onlarla savaşın. Ama sakın ha! Haddi aşmayın. Cenab-ı Hak kafirlere karşı olan savaşta dahi Müslümanlara bir emir veriyor. Bir sınır çiziyor. Onlar sizinle savaşmaya kalktılar. Siz de onlarla savaşın. Onlar sizin yurtlarınızdan sürmek istediler. Siz buna karşı mücadele edin. Ama asla abla asla haddi aşmayın.
Kafire dahi zulmedemezsiniz. Onların eşlerini, kadınlarını, çocuklarını katledemezsiniz. Tecavüz edemezsiniz. Onları eli silah tutmayanları, savaşta meydanda savaşmayanları öldüremezsiniz. Yapamazsınız. Savaşın haricinde kalan insanların mallarına el koyamazsınız. Yapamazsınız. Haddi aşma Müslümanın şiarı değildir. O yüzden bir kimse kendince, kendince etrafındaki insanlara şehkatli ve merhameti davranması farz. 7 Kasım Cuma Yenişehir Müftülüğü tarafından camilerde verilen voğazda Tabareke Suresinin Kur'an'da yeri yoktur denildi. Bunun Kur'an'dan çıkarılması lazım denildi.
Bunu okumanın da bir anlamı yoktur denildi. Bununla ilgili görüşlerinizi Yenişehir'deki bir köy halkı şu an vereceğiniz cevap ile internet vasıtasıyla dinleyecekler. Teşekkür ederiz. Tabareke dedikleri şey değil mi? Efendim? Müslüres değil mi? Evet. Müslüres. Evet. Allah muhafaza eylesin ya. Yani normalde yanlış anlaşılmış olabilir oradaki kardeşler. Hani böyle mülk suresi ölülerin arkasından tabareke okunuyor. Böyle okumak yoktur mu? Dendi ama yoksa Kur'an'dan çıkarılması lazım. Orada mıydın sen? Yarın hemen il müftülüğüne bunu bildir.
Hemen. Yarın il müftülüğüne bildir hemen bunu. Allah muhafaza eylesin. Birisi bir saatten fazla zikir yaptırıyor. Fazladan onu ilahi söyleniyor. Bizim davet ettiklerimiz böyle uzun zikir mu olur deyip bir daha gelmiyorlar. Görevli kişi işit, giden gider, hastan kalır diyor. Kimseyi davet edemiyoruz. Acaba görevlimiz zikir uzun yaptırmak için sizden ruhsatlı mı? Giden gider diye düşünmek normaldi. Gidenler ve davet edemediklerim için bu soruyu sormak gereği duydum. Çünkü bu durum sürekli yaşanıyor. Hiç çiçek yetiştirmemiş bu kardeş ama görevlinin ismini de yazmamız gerekirdi. Evet.
Giden gider ağır şeylerdir. İnsanlar hizmet ediyorlar. Sufilik, gelinlik kızın kanalice işlemesi gibidir. Orada gelenin, gidenin, halet-i ruhiyesinin, durumunun vaziyetini hep böyle dikkat etmekte fayda vardır. Ona göre strateji belirlemek, ona göre iş yapmak, gelen kimselerin konumlarına, durumlarına göre davranmak, kemalatın şiarındandır.
Kemalatın şiarından. Kemalatsız insanlar oradaki cemaatin hal ve hareketlerini, gidişatını göz ardı derler. Oysa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri imamlık yapanlara tavsiyede bulunurdu. İçinde ihtiyarlar vardır. Kısa sure oku. Abdest tutamazlar. Emzikli çocuklar vardır. Akılları çocuklarında kalır. Kısa sure oku. Kısa sure oku. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vaazları kısadır. Kısa. Bu noktada görevli kardeşler giden gider deme noktasına sahip değiller. Bunu söyleyemez kimse.
O kardeşin bu noktada ehliyetsiz olduğunu görsün. Kardeş demek ki orada insanların yapmış olduğu hizmetleri görmüyor. Hatta öyle olur adam gider abi der ya böyle birisini getiriyordur. Bu akşam darbiz yıkırlar yapmasak sadece la ilahe illallah, la ilahe illallah desek de gitsek.
O dair mahkul. Bir kimsenin imanına vesile olmak, yeryüzündeki insanların ve gökyüzündeki varlıklarının yapmış olduğu ibadetten evlat. Dizi ağrıyan olur. Patlasın dizin. Ağrıyorsa ağrısın. Kaldır ayağa. Ne olmuş ayağa kaldır? Gerek yok bu tip sert söyleyenler. Gerek yok. Vazifeliler Allah nızası için hizmet eden insanlardır. Hizmetleri Allah'adır. Oradaki bir kimsenin kalbini kırıyorsa bilsin ki Allah'ın kalbini kırıyor.
Vazife yapan insanlar vazife budur çünkü. Bunu tahavül etmiş olur. Bu kimsenin kalbini kırmayacak. Kimseyi incitmeyecek o. Kimseye hak, hurd, tepeden bakma yok öyle bir şey. Ben çavuşum, ben zâkirim, ben nakibim, ben başkanım, ben yönetim kurumdanım, ben şuyum, ben buyum yok. Bunların hepsi de hizmet etmek için.
Hizmet etmek için. Hizmet etmek için. Ben şeyhim yok. Hizmet etmek için. Herkes hizmetkar. Allah yolunda hizmet edecek herkes. Böyle keşmekeşlik yok. Allah muhafaza edilsin. Oradaki derviş kardeşler bir kişi getirmek için gayret edecek. O geleni kovacak. Kalan sağlam kalacakmış. Kendisi de sağlam değildir. Gece otursun beş saat sikurlar yapsın. Otursun beş saat sikur yapsın. Ama sen kalk burada cemaate beş saat sikurlar yaptırsın. Allah muhafaza edilsin. Allah muhafaza edilsin. Yanlış şey. Otuz üç yaşındayım.
Üç yaşındayım. Geçen hafta mide kanseri olduğumu öğrendim. Elhamdülillah namaz borcum yok. Rahatsızlığımdan üç gün oluş borcuma ne yapmalıyım? Borcum için, şifa için ne önerirsiniz? Dua buyurun demiş. Üç gün için sen inşallah üç kişiyi doyursun. Allah mübarek etsin. Ne güzel bir hastalık. Cenab-ı Hak hayırlı şifalar eylesin. Cenab-ı Hak bir hastalıktan dolayı vefat eden kimse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şehit ütmüyle dönülmüş. Cenab-ı Hak o kardeşimizi de şehitler cümlesinde olarak nefesini alsın inşallah. Amin. Allah'ın kabul ettiği üç dua vardır. Onların kabul olunacağından hiç şüphe yoktur.
Bir, mazlumun duası. İki, misafirin duası. Üç, anne ve babanın çocuklarına yaptığı dua. Demek ki üç dua, Cenab-ı Hak tarafından reddedilmiyor. Bir, mazlumun duası. Zalimin, zulmün elinde yapabilecek bir şey olmayan kimsenin son nokta kendisini duaya atması. Hani siz bir kötülüğe karşı mümkünse elinizle, o da mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız.
Bu da imanın en zayıf noktasıdır da. İşte bir kötülük var ise ve o kötülüğün başında bir kimse, bir şahıs, bir sistem oturuyorsa, ona karşı Müslümanların yapabileceği birincisi, eliyle o kötülüğü önlemeye çalışmak. Zalimin zulmünü önlemeye çalışmak bütün Müslümanlara farzdır. Bir kimse, bir kimseye zulm ediyorsa, o zulmedeni durdurmak bütün Müslümanlara farzdır.
Orta yerde bir zulüm var ise, o zulmü gören kimsenin o zulmü men etmekle mükelleftir. Bir mümin kardeşine başka bir mümin zulmediyor. O zulmedileni gören mümin, o zulmedene karşı tebliğ etmek, onu bu noktada nasihat etmek, eğer gücü var ise, yani anne babaysa, büyükse, abiyse, bunun gibi elinin altındaki bir kimse ise, onu elinle, onu düzeltmeye çalışmak, devlet olarak o kimseyi devlet ceza ile eğiterek, öğreterek düzeltmeye çalışması, devletin üzerinden vazifedir.
İşte böyle düzeltmeye çalışmaya, elinle onu durdurmaya, dilinle onu durdurmaya gücü yetmeyen bir kimse, o zalimin önünde mazlumdur. O mazlumun duasını Cenab-ı Hak kabul eder. Ama elinle onu düzeltmeye muhtedir olduğun halde, onu elinle düzeltmiyorsa, ona dilinle tebliğ etmeye muhtedir olduğun halde, ona karşı susuyorsan, dinsiz şeytansın.
Kötülükler ve zalimlikler karşısında, susanlar dinsiz şeytanlardır. Yanınızda bir Müslüman kardeşinizin namusuna laf söyleniyorsa, ve siz susuyorsanız dinsiz şeytansınız. Bir mümin kardeşinizin hukuku çiğneniyor da, siz ona susuyorsanız dinsiz şeytansınız. Dinsiz şeytan. Önemli olan, senin o esnada orada bulunmayan bir mümin kardeşinin hakkını savunmaktır. Orada bulunmayan bir mümin kardeşinin hakkını savunmuyorsan, dinsiz şeytansın. O söyleyen, laf söyleyen kimseden, yiyecek bir tabak yeliği, alacak bir kuruş borç parayı, veyahut da onun yanında kendinin misafir edilmesini, veyahut da baş göz edilmesini, veya iyi karşılanmasını düşünerekten, bir mümin kardeşin zulmedilirken, ona sessizce duruyorsan, her sessiz duruş, bu noktada her sessiz duruş, o zulme ortak olmaktır ki, sen de zalimlerden olursun.
O yüzden, mazlumun yanında durmak, müminin şiarıdır. Sufilin şiarıdır. Bu Müslümanlar, müminler, tarih boyunca, mazlum milletlerin yanında kalmış, mazlum milletleri desteklemiş, onlara destek vermiş, onları kanatlarının altına almış. Tarih boyunca İslam, mazlum olan kişilerin yanında, kendince, kendince, onların yanında duraraktan, mazlumun yanında durup, Allah'ın sevgisini celp etmeye çalışmışlar.
Yoksa, saltanatın zulmünden korkup, Yezid'in yanında saf tutanlar, paranın, pulunun, makamın, makamın, saltanatın, cafcafına uyup, muayyenin yanında saf tutanlar, zalimlerin zulmünden korkup, zalimlerin yanında saf tutanlar, herhangi bir dünyalık meta için, bir mümin kardeşinin bu noktada, hakkına tecavüz edilirken, o tecavüz edene seslenmemek, onun yanında saf tutmak, Allah muhafaza eylesin, münafıklık elam edeceğiz.
Cenab-ı Hak, mazlumun duasını kabul eder, ve mazlumun ahını alır, zalimleri de perişan eder. Geçen haftaki hadis-i şerifte okumuştuk, Allah zulmederden intikamı alır, ama ondan iki intikam alır. Bir de ahirette ne yapar? Ahirette de intikam alırsın. O yüzden biz, mazlumun duasının kabul edeceğini bilelim, ve hiç kimseye zulmet meyemiz. İkinci kabul edilen dua, misafirin duası. Misafiri sevmek, Allah'ı sevmek gibidir.
Misafire hürmet ve hizmet etmek, Allah'a hürmet ve hizmet etmek gibidir. Gelen misafiri doyurmak, bir hurmayla dahi olsa, onun gönlünü almak, dinin şiarıdır, İslam'ın şiarıdır. Evinize gelen, dükkanınıza gelen, yanınıza gelen misafire, muhakkak bir şey ikram etmeye çalışınız. Muhakkak bir şey ikram etmeye çalışınız. Ve evinize gelen, yanınıza gelen misafirin, rencide etmemeye gayret ediniz. Onu eleştirip, onu böyle çukurun içerisine gömmemeye gayret ediniz. Ona laf söyleyin, ona küf söyleyin, ona terslik yapmamaya gayret ediniz. Bilin ki, misafir, Allah'ın misafiridir. Ve onun duası da, Cenab-ı Hak tarafından geri çevrilmez.
O zaman evlerinizi misafirlerle süsleyin. Evlerinize misafir alın. Evlerinize Allah için misafir alınmayan evler ise, o evler, ne yazık ki, debdebenin, şatafatın, şatafatın evi olur ki, insana zulüm getirir. Allah muhafaza eylesin. Üçüncüsü, anne babanın çocuklarına yapmış olduğu dua. Bu da Cenab-ı Hak tarafından geri çevrilmez. Anne babanızın duasını almaya gayret edin. Anne babalar, nasılsa benim duama muhtaç bu deyip, çocuklarımıza zulmetmeyin. Allah döner sizden de kalmalı. O yüzden ben annen babanım. Benim istediğim gibi yapacaksın. Benim istediğim gibi olacak. Sana dua etmezsem şöyle olursun.
Sana bir tanesine dua ederim, böyle olursun. Bu da annelik babalık değil. Anne babalar da, çocuklarının iyiliğine, güzelliğine, doğruluğuna, hoşluğuna, Kur'an ve sünneti yaşamasına, aile saadeti yaşamasına, yardımcı olmalılar. Destek olmalılar. Anne babalar, çocuklarının geçimlerine destek olmalılar. Kayınvalideler, kayınpederler, kızlarınızın ve oğullarınızın geçimlerine destek olmalısınız. Onların iyi olmaları için gayret edip, onlara iyi olmaları için dua etmelisiniz. Gelini beğenmemek, damadı beğenmemek, onların üzerinde eksik kusur görmek ve onları reddetmek, onların eksikliklerini, kusurluklarını, ama kendi evlenmiş olduğun çocuğunun önüne koymak. İkide birde çocuğunu bu noktada rencide etmek. Senin gelin böyledir, senin hanımın böyledir, senin kocan böyledir demek.
Ve bunları soğutmak, büyük günahı kefailerdendir. Anne babalar, çocuklarınızın evliliklerine yardımcı olmak için gayret edin. Çocuklarınızın evliliklerine laf söylemeyin. Çocuklarınızın hanımlarına, çocuklarınızın kocalarına laf söylememeye gayret edin. İnce davranın. Onları zora sokmamaya, onları iki makasın arasında katmamaya gayret edin. Onların hayatlarını kolaylaştırmaya gayret edin. Gayret edin. Böyle nefis yapıp olur olmaz, incir çekirdeğini doldurmayacak, heva ve hevesten gelen meselelerle etrafı üzmeyin. Olumlu ol. Olumlu ol. İşte o çocuklar sizin duanızı alacak diye siz de onları ezip parçalamayın.
Allah muhafaza eylesin. İnsanlardan Yahudi olsun, Hristiyan olsun, beni duyan herkes elbette beni sevmiştir. Ben annemin Müslüman olmasını istiyordum, o istemiyordu. Ben anneme Ebu Hureyre Radallahu Anh Hazretleri bunu anlatıyor. Kendi meselesi. Ben anneme Müslüman ol dedim, o kabul etmedi. Ben de Resulullah'a gittim, sallallahu aleyhi ve selleme. Ya Resulullah annem için Allah'a dua et dedim. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme adetleri de dua etti. Bunun üzerine anneme döndüm ama o kapıyı üzerine kapanmıştı. Bana dedi ki, ey Ebu Hureyre ben artık Müslüman oldum.
Ben de olayı Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme hazretleri anlattım ve dedim ki, Ya Resulullah, annem ve benim için Allah'a dua et. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme hazretleri, Allah'ım kulun Ebu Hureyre'yi ve annesini sen insanlara sevdir buyur. Demek ki bir kimse annesinin babasının İslam olması için dua etmesi müstecap. Bununla alakalı dua istemesi de müstecap. Anneniz, babanız Kur'an ve sünnetin dışında bir hayat yaşıyor olabilir. Anneniz, babanız öğretilmediği için bunun tersine davranışların içerisinde bulunabilir. Ona usuletinle tebliğ ettiniz ama tebliğiniz yargılmadı. Muhakkak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetinden, maneviyatından istindad eylemek.
Onu vesile etmek. Onu bu noktada vesile ederekten Ya Rabbi, Habibinin ruhaniyetini ve nuraniyetini vesile ediyorum. Ya Rabbi, Ebu Hureyre radallahu an hazretlerinin annesine yapmış olduğu duayı anneme vesile ediyorum. Diyerekten vesileye tutunup dua etmek. Veyahut da Cenab-ı Hakk'a dua etmek bu noktada. Ya Rabbi, annemi babamız İslam eyle. Ya Rabbi, hepimizin annesini, babasını İslam eyle. Hepimizin annesini, babasını, kayınvalidesini, kayınpederini İslam eyle. Amin. Gelecek olan zürriyetlerimizi İslam eyle. Amin. Bunları İslam'a hizmetçi eyle. Amin. İslam'a bu noktada hadim eyle demek müstecaf olmuş olur. Cenab-ı Hak dualarımızı kabul etsin inşallah.
Amin. Ölümden sonra anne babaya iyilik etmez. Ebu Hüseyd anlatıyor. Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurundaydık. bir adam geldi ve şöyle dedi. Ya Resulallah, annem babam öldükten sonra ondan yapabileceğim bir iyilik kaldı mı? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu ki, evet, dört hasre, dört iyilik kaldı.
Bir, onlara dua etmek ve onlar için af dilemek. Anne babalarınıza ölmüş olsa da, sağ olsa da dua edin. Onlar için af dileyin Cenab-ı Hak'tan. Dersinizi çektikten sonra bağışlarken anne babalarınızın ruhaniyetlerine bağışlayın. Bağışlamaları yaparken ders çekmezden önce üç ihlaz bir fatihaları okurken, en sonunda anne babalarınızın, kayınvalide, kayınpederlerinizin, akraba talikatınızın ruhaniyetlerine hediye edin.
Hiçbir derste bırakmayın. Kardeşlerinizle, derviş kardeşlerinizle dua edin. Her sabah veya akşam hirdinizi çekerken, üç ihlaz bir fatihanın son kısmında, anne, baba, kayınpeder, kayınvalide, akraba talikat, derviş kardeşler, müminlere, Allah yolunda hizmet eden, Allah yolunda cihad eden Müslümanlara, her dersinizde dua edin.
Onlara üç ihlaz bir fatiha bağışlayın. Onları dersiniz bittikten sonra derslerinizde muhakkak bağışlamaya katın. O yüzden anne babaya dua etmek, sağken de, ölüyken de müstecaptır. Ve onlara dua ederekten onların amel defterlerini kapatmayın. Dua eden kimse anne babasının amel defterini kapatmamış olur. Onların amel defterleri, kimin amel defteri kapanmaz?
Hayırlı evlat. Kim hayırlı evlat işlerse, amel defteri kapanmaz. Kim bir talebe yetiştirirse, amel defteri kapanmaz. Kim okuyup amel edinmek, bilgi edinmek üzere bir kitap yazarsa, o kitap okunup amel edildiği müddetçe hayır defteri kapanmaz. Bakın İmam Buhar'ın hayır defteri kapanmıyor. Hadisleri nakleden ashabın amel defteri kapanmıyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e defterinin amel defteri kapanmıyor. Allah için, Allah yolunda hizmet edenlerin amel defterleri kapanmaz. O yüzden dostlar, kardeşler sadece kendinizi düşünmeyin, bencil olmayın. Annenize, babanıza, akrabalarınıza, komşularınıza, arkadaşlarınıza, size selam verenlere, sizi sevmeyenlere dahil dua edin.
Sizin arkanızdan gıybet edip, kuyurunuzu kazan, dedikodu eden, iftira eden, sizin yüzünüze bakmayan, sufi gönüllü olun. Sufi gönüllü olun. Varsın size düşmanlık etsin, sen dua et. Varsın sana hainlik etsin, sen dua et. Varsın sana kötülük etsin, sen dua et. Sen duadan ayrılma. Varsın sana haksızlık edilmiş olsun, sen dua etmeye devam et. Ya Rabbi, ben kime selam vermiş isem, hepsini de affeyle. Kim bana selam vermiş isem, hepsini de affeyle. Kim bana kızdığı için benden yüzünü döndürdüyse, onu affeyle. Kim benim hatamı, kusurumu, eksiğimi görüp de, yüzünü benden çevirdiyse, onu affeyle ya Rabbi.
Bize zarar verenleri de affeyle ya Rabbi. Bize kötülük yapanlara da affeyle ya Rabbi. Bize yanlışlık yapanlara da affeyle ya Rabbi. La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah diyen bütün ümmeti Muhammed'e affeyle ya Rabbi. Amin. Dua et. Bırakın, dünya gelip geçecek. Gençken insanlar hırslanabilirler. Gençken kendince kendisini haklı görebilir. Gençliğine verin. Bilmediğine verin. Bunlarınızdan size laf söyleyenler olabilir. Bırakın, bilmediklerine verin. Siz dua edin. O gündüz sizin hakkında haksın tutsun, siz gece ona dua edin. O sizin hakkınızda istediğini yapsın, siz ona gece dua edin. Anneniz, babanız kardeşini kayırmış. Sen ona dua edin. Sen ona dua edin.
Kadınlar, kocalarınıza dua edin. Size haksızlık yapmış olabilirler. Size zulmetmiş olabilirler. Siz dua edin. Erkekler, eşleriniz size hakkıyla kadınlık yapmamış olabilirler. Siz dua edin. Sizin eşiniz çünkü. Eşiniz, Allah size bir emanet vermiş. Hakkıyla yerine getirmemiş olabilirler. Bu dünyada hiç kimse, hiç kimsenin hukukunu hakkıyla yerine getiremez. Bir eksiklik alır. Biz Allah'a olan hukukumuzu hakkıyla yerine getiremeyiz. Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerine olan hukukumuzu hakkıyla yerine getiremeyiz. Biz annemize babamızın hukukunu hakkıyla yerine getiremeyiz. Biz Allah rahmet eylesin.
Ben kendi nefsim adına söyleyeyim. Üstadımın hakkını hakkıyla yerine getiremem. Bana emeği olan, bana hizmeti olan, yolumuza hizmeti olan, bizi sevsin sevmesin, gelsin gelmesin, burada bulunsun bulunmasın, onların da hukuklarını hakkıyla yerine getiremeyiz. Allah beni ve hepimizi affetsin. Bu mümkün. Biz eksikiz. Noksanız. Hatalıyız, kusurluyuz. Hatalıyız, kusurluyuz. O yüzden vefat etmiş, vefat etmemiş. Biz herkese dua edelim. Bu noktada dilimiz güdük çıkmasın. Kalbimiz titrenmesin ya. Buna da mı dua edeceğim diye düşünmesin. İsterse siz o bin sefer haksızlık yapmış olsunuz. Olmuş, bitmiş, gitmiş.
Sen dua et. O sana aksın. Sen dua et. Ehli tarikatın cahilleri vardır. Cahildir. Ehli cemaatın cahilleri vardır. Cami cemaatının cahilleri vardır. Müminlerin cahilleri vardır. Onların cahilliklerine koyun. Ümmet ateş, ateşin içerisinde cehir cehir yanarken, onlar Müslümanların hatalarıyla, kusurlarıyla uğraşırlar. Ümmet cehir cehir yanarken, ümmet cehir cehir yanarken, onlar bu yangını söndürmekten kendilerini uzak tutup, oturdukları yerden fitne üretirler.
Oturdukları yerden delikodu ve gıybet üretirler. Oturdukları yerden ümmet-i Muhammed'in önünü kesmeye çalışırlar. Oturdukları yerden Allah yolunda hizmet eden, dervişana laf söylerler. Ben derviş olduktan sonra öğrendim bunları. Ben derviş olmazdan önce bunları bilmezdim. Ben derviş olduğumda öğrendim bunları. İnsanlar, ülkücülüğünde de vardı bunlar. Bir kısmı dernekte oturun, sabahtan akşama kadar orada delikodu üretirdi. Okullarda kavga gürültü var, sokaklarda kavga gürültü var. Bir yerde koşuşturma var, bir şey var, bunlar yok. Bunlar delikodu yapmak için, laf söylemek için, onu bunu fitlemek için bilinirler. Bir de giderlerdi solcularla, komünistlerle, laf dalaşı ederler, kaçarlardı oradan.
Kabak bizim başımıza patlardı. Bu sadece ülkücülükte var zannederdim ben. Bu tip insanları ben derneğe katmazdım. Bir kafa koyardım derneğen kapısında, merdivenlerde. Güldür güldür güldür aşağı giderdi bunlar. Gel gör ki dervişlik bizi bu halden uzaklaştırdı. Derviş olunca bu tip insanların dergahlarda olduğunu da gördüm.
Derviş olunca aynı tip insanların dergahlarda olduğunu da gördüm. Bunlar birisi koşturuyor, o koşturanın arkasından laf söylemek bunlar için ciha. O koşarken birisinin ayağına basıyor. O koşarken farkında değil, bir yere çamura basıyor, etrafa çamur sıçratıyor. Koştuğumuz sokaklar temiz değil ki. Bunlar habire laf üretiyorlar.
Bunlar bayındırda da vardı, onlar sonra ayrıldılar. Bunlar kirede de vardı, onlar sonra ayrıldılar. Bunlar ödemişte de vardı, bir mütteşehif efendinin sağlığında ayrıldılar. Bunlar gitmiş olduğun bütün şehirlerde vardı. Bunlar Yursa'da da var. Bunlar şimdi de bizim dergahımızda var. Bizim kardeşlerimizden var. Kör insanla uğraşıyor. Bunlar oturuyorlarken bir yere koşmuyorlar. Bak canınız bir adam bir yere koş. Diyeceksin ki ma selama, kardeş sen dedikodu makinasısın. Allah yolunda koşan insana laf söyle. Hadis-i şerif, bir kimse Allah yolunda bir deveye süt sağımı kadar koşsa, yetmiş yıl, yetmiş yıl evinde otu bile ibadet etmekten hayırlıdır.
Bir deve sağımı kalktı. Bir deve sağımı. Bir deve sağımı. İnek sağım var mı aranızda? Kaldırın ellerinizi. Bir ineğe on beş dakikada sağırsın öyle değil mi? Ama on beş kilo süt veren bir inek on beş dakika. Öyle mi? Devede en fazla iki kilo süt çıkar. Çıkmaz bile. Deveden iki kilo süt alamazsınız. Koyundan alırsanız bir kilo, bir buçuk kilo koyunun cinsine göre. Deveden iki kilo süt alamazsınız. Bakın, deveden iki kilo süt alamazsınız.
Bu ne demek biliyor musunuz? Deveden sağımı üç dakika, beş dakika. Üç, beş dakika. Yani beş dakika Allah yolunda koşmak, Allah yolunda yürümek, Allah yolunda mücadele etmek. Bir yerden bir yere gitmek. Beş dakika. Bir telefonla konuşmak. Bir şey yapmak. Bir şeye destek olmak. Hadi bu da böyle olsun. Hadi gidiverelim, yapıverelim. Dakika. Yetmiş yıllık bir eve oturup, nafile namaz kılmaktan evla. Ve ahmak, kimin arkasından konuştuğu için. Ve ahmak, kimi durdurmaya çalıştığı için. İşte bunlar tarihin her sahnesinde varmış.
Her sahnesinde. Bunları her yerde görmek mümkündür. Onlara dahi dua et. Ama takılmayacak. Allah bize onlardan eylese. Yemin, vasiyet ve borç gibi sözlerini yerine getirmek. Eğer anne baban bir borç bıraktıysa ödeyeceksin. Anne baba bir vasiyet etti, yerine getireceksin. Anne baba vasiyet etti, ne yapacaksın? Yerine getireceksin. Bir şeye yemin vermiş, yerine getireceksin. Borcu kalmış, ödeyeceksin. Ödeyeceksin, vasiyet yerine getireceksin. Ben de üstadımın vasiyetlerini yerine getirdim hamdolsun. O da benim manevi babam. Bana dedi ki evladım, bütün dergaha söyleyeceksin.
Herkes istihara yapacak, kendine bir şey bulacak. Bütün dergahım efendim, bütün dergahı oğlum. Her yere söyleyeceksin. Erme dersiniz efendim. Beydullah şahit olsun, şahit olsun efendim. Bütün dergahı söyledim. Siyidiler gönderdim, her yere. Hiçbirini de izletmediler dervişlere. Bana vasiyet buydu. Allah vasiyetleri yerine getirenlerden eylesin. Amin. Üç, onların arkadaşlarına ikram etmek. Anne babanızın arkadaşlarına ikram edeceksiniz öldükten sonra da. Anne baban öldü. Öldükten sonra onun arkadaşlarına ikram edeceksin. Rivayet edilir ki Hazreti Ömer radallahu an Hazretlerinin oğlu Abdullah babasının dostunu görür.
Haç esnasında arkadaşını görür. Hemen bineyinin birisini verir ona. Ona ikram eder. Anne babalarınızın arkadaşlarına, dostlarına öldükten sonra da, sağ kendine ikram edeceksiniz. Dört, kendi soyundan olan yakınlarına iyilik yapmak. Anne babanın yakınlarına, onların kendi soylarından olanlara ne yapacaksınız? Öldükten sonra da iyilik yapmaya devam edeceksiniz. Allah bizi bu noktada, bu hayırlı ameller cümlesini inşallah işlemeyi nasip ettiği kullarından emlisin. Amin. Bu konuda cümlemize gayret versin inşallah. Amin. Yiğsi EussARR
Amin. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi