Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Kasım 2014 · 1:52:45
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Selamun aleyküm gününüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Hazreti Ömer mescidin kapısında satılık yıpekten bir elbise gördü.
Ve şöyle dedi. Ya Resulallah bunu satın al da cuma günü ve huzuruna heyetler geldiği zaman giyersin. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu olsa olsa ahirette nasibi olmayan kimseler giyer dedi. Daha sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun gibi ipek elbiseler getirirdi. Hazreti Ömer'e bu elbiselerden birini gönderdi. Bunun üzerine Hazreti Ömer dedi ki ya Resulallah ben bunu nasıl giyerim? Oysa bu elbise için buyurduğunu buyurmuştum diye sordu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şöyle buyurdu. Bunu ben sana giyersin diye vermedim ki onu satarsın veya gayrimüslim birine giydirirsin diye verdi. Hazreti Ömer delbise alıp Mekke'de henüz Müslüman olmayan bir kardeşine gönderdi.
Büyüklerine veya büyüklerin küçüklerine bir şeyler hediye etmesi caizdir. Buradan imanlar fetva çıkarırlar derler ki bir kimse evladına veya evladın anne babasına haram bir şey hediye etmemeye gayret edecek. Ama böyle bir şey hediye edilirse de onu satıp parasını tasatlık etmek veya onu satıp parasını kullanmak caiz olmuştur.
Tabi buradan hareket ederekten ipeğin erkeklere haramiyetidir. Erkeklere komple ipek giymek haram. İpeğe ipek. Eğer çözgüsü pamuk olur, atkısı ipek olursa o tam ipek olmaz. Genelde kumaşın aslı ası çözgüsüdür, atkısı değil. Öyle değil mi Ertan? Çözgü asıdır değil mi tekstilden? Çözgü asıdır, zeminidir. Ama bu noktadan hareket ederekten bir kimsenin saf ipekten bir erkeğin komple giyinmesi caiz değildir. Savaşta kılıç işlemediğinden dolayı caizdir. Savaşta düşman askerine gösteriş yapmak için caizdir. Zengin oyunu göstermek için düşman askerlerine caizdir.
Şatafatlı görünmek için düşman askerlerine savaşta caizdir. Moralmen onlar yıkılacaklar çünkü. Normalde savaşın dışında bir kimsenin ipekten böyle bir sırma, ipekten böyle bir iplik, ipekten böyle bir örneğin işte gömleğin yakaları, ipekten bir kuşak veya ipekten işte pantolonun kenarlarında çizgi veya bir kısmı ipek çizgi bunlar caizdir. Erkekler için erkeklerin komple kırmızı giymeleri haramdır. Haramdır, caiz değildir. Ama işte kırmızı cübbe giymesi, kırmızı sarımsarması, kırmızı takke giymesi veyahut da işte bir kırmızı gömlek giymesi veyahut da işte bir kırmızı tek kırmızı şallar giymesi bunda sıkıntı yoktur. Ama komple kırmızı giymek, kırmızıya kırmızı, içi dışı kırmızı olması caiz değildir.
Evet, bu konuyla alakalı bu kadar yeterli herhalde. Abdullah bin Amur'dan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Bir adamın anne ve babasına sövmesi büyük günahlardandır. Ya Resulallah bir kimse anne ve babasına nasıl söver dediler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Bir adam diğerine söver, sövülen de onun anasına ve babasına söver. Böylece kendi anne ve babasına sövmüş gibi olur. Birisinin annesine babasına sövmek, başka hadis-i şerifte bütün insanların annesine sövmek gibidir. Başka bir hadis-i şerifte birisinin annesine sövmek, bütün Müslümanların annelerine sövmek gibidir. O zaman biz hiç kimsenin anne ve babasına sövmeyeceğiz.
Hiç kimsenin. Ve birisine de küfretmeyeceğiz. Biz birisine küfredersek, o da bize küfreder. Biz birisinin bir şeysine küfredersek, o da bizim birimizin bir şeysine küfreder. Küfretmek yok. Asla. Küfürle iştigal eden ağızlar günah kebal işlemiş olurlar. Hiç kimsenin anne ve babasına küfretmediğiniz gibi, eliniz gücünüz yerindeyse, bir başkasını da kendi yanınızda anne ve babasına küfrettirmeyin.
Hiç kimseye hakaret etmeyin. Hiç kimseye. Eğer birisine hakaret ediyorsanız, bilin ki kendi resminiz o. Kadınlarınıza hakaret etmeyin. Kadınlarınıza hakaret ediyorsanız, bilin ki küçük insansınız. Zayıf insansınız. Anne babalarınıza hakaret ediyorsanız, küçük insansınız. Ahlakınız ve edebiniz insanlaşmamış. Hayvani bir noktadasınız. Ders almak yetmez. Eğer söz konusu olan şey ders dağıtmaksa, yarın on bin tane bastırırız, Ulu Cami'nin kapısına da üç kişiyi koyarız. Ulu Cami'den, camilerden çıkan herkese bildiri dağıtır gibi dağıtırız. Bu değil derdimiz.
Derdimiz ahlakımızı güzelleştirmek. Derdimiz insan olmak. Beni en fazla üzen şeylerden birisi, derviş kardeşlerimizin ahlaklarının bu noktada seviyesini yükseltmemesi. Eğer hala da bu cemaata gelip gidip de, eşine, hanımına hakaret eden var ise, hala da bizden dersli olup, kocasını dinlemeyip, itaat etmiyorsa, problem var demektir.
Hani meşhur söz ya, eşek, hacı olmaz, gitmekle Mekke'ye, herkes, derviş olmaz, gitmekle tekkeye. Biz bunu kendi üzerimizde yaşayan olmamız lazım. Biz ahlaken, ahlaken, biz, ince ahlak sahibi olmamız gerekiyor. Bu derslerden sıkılabilirsiniz. Nefse acı gelir. Nefse tatlı gelmez bu. Nefse hoş gelmez. Nefse hoş gelmez. Gelecek, zikrullah yapacak, titrecek, çok seviyormuş şeyhimi diyecek, gidecek. Bu değil sufilik. Bu dervişlik değil.
Burada harika, ne kadar güzel, boynunu bükçek, veyahut da derse gittiği yerde boynunu bükçek, eve gidince eşine ağzına geleni söyleyecek. Dervişlik değil. Veyahut da eve gidecek, annesinin babasının ne kafirliğini, ne münafıklığını bırakacak. Ağzına geleni söyleyecek. Bu dervişlik değil. Bu dervişlik değil. Ve derviş olan kimseler, anne babalarınız derviş olmuyorlarsa, kendi ahlakınıza bakın. Çocuklarınız derviş olmuyorsa, kendi ahlakınıza bakın. Eşleriniz derviş olmuyorsa, kendi ahlakınıza bakın. Bir kadının kocası derviş olmuyorsa, kendi ahlakına baksın. Bir başkasını suçlamaya gerek yok. O hidayetten nasibini almamış demek kolay iş. O zaten anlamaz demek kolay iş.
Kendi ahlakımıza bakalım. Güzel ahlak kadar önemli bir şey yok. Güzel ahlak kadar kıymetli bir şey yok. Güzel ahlak kadar değerli bir şey yok. Güzel ahlak kadar değerli bir şey yok. O zaman hiç kimseye küfretmeyin. Sufinin ağzından küfür çıkmayacak. Sufi küfürbaz olmaz. Yok çok sinirlenmiş. Ha bizde sinir yok. Bir de öyle zannediyorlar. Bizde de sinir var. Herkeste sinir var. Ama onu doğru yerde kullanmak. Doğru şekilde kullanmak. Yok o saman alevi gibi yanıp sönüyormuş. Vay be! Ben de volkan gibi patlayıp söneyim o zaman. Saman alevi ne olacak ki?
O zaman güzel ahlak. İnce ahlak. Tatlı ahlak. İnce ahlak. Tatlı ahlak. Varın siz aldatılın. Varın sizin hakkınız yensin. Siz güzel ahlakınızdan dolayı istismar edin. Kandırılın. Eşleriniz güzel ahlakınızdan dolayı sizi istismar etsinler. Sizin direktiflerinize uymamış olsunlar. Çocuklarınız güzel ahlakınızı sizin istismar etsinler. Anneleriniz, babalarınız güzel ahlakınızı sizin istismar etsinler. Varsınlar istismar etsinler. Siz asla ve asla güzel ahlaktan dışarı bir hayat, güzel ahlaktan dışarı bir fiilyat düşünmeyeceksiniz. Yok. Sufilik tatlı şerbet değildir.
Tatlı şerbet değildir. Bizde tatlı şerbet yok. Bizim şerbetimiz acı, nefse acı geliyor. Nefse acı geliyor. O yüzden bu şerbeti içecek olanlar yola devam edecekler. Burada sufi ne kadar güzel bir de eşinden dinlen. Burada sufi ne kadar güzel bir de annesinden dinlen. Burada sufi ne kadar güzel bir de babasından dinlen. Burada sufi ne kadar güzel bir de çocuklarından dinlen. Bir de çocuklarından dinlen. Biz onlardan olamazız. Haklı dahi olsanız küfür etme hakkınız yok. Biz aşk yolcusuyuz. Biz küfür ettiğimizde Allah bizi affeder. Böyle bir din yok. Böyle bir dervişlik yok. Böyle bir yol yok.
Böyle bir şey yok. Ben hafta içerisinde küfrederim. Perşembe günü derse giderim affolurum. Bu anlayış anlayış değil. Terbette çekileceğim. Ağzımı zımvamını bozmayacağız. Allah muhafaza eylesin. Bir adamın babasının sövülmesine sebep olması yüce Allah indinde büyük günahlardandır. Yani sen anne babana sövülmeye sebep olacak işler işleme.
Eğer anne babana sövülecek işler işlersen, sebep olursan buna sen de büyük günaha giriyorsun. Sadece küfreden değil. Sen küfretmeye sebep teşkil ettirdin. Birisini, birisini seni öldürmeye mecbur bırakırsan sen iki katilsin. Birini sen öldürmeye, seni öldürmeye mecbur bıraktın.
İki katilsin. Birisi senin yaptığından dolayı sana sövdü. Sen de büyük günaha kebar işledin. Sadece söven değil. O zaman kendine dikkat et. Kendine kötü söylenilecek sözleri cezbettirecek fiil ve hareketlerden uzak dur. Birisi sana hakaret edecek noktaya getirme birisini. Sen de günaha kebar işliyorsun.
O zaman işinde, aşında, eşinde titiz ol. Fiil ve davranışlarına, hareketlerine dikkat et. Düşünce tarzına dikkat et. Sadece sana hakaret eden yanlış yapmıyorsun. Ya. Sen o hakarete sebep olduğundan, ona öne ayak olduğundan da Bundan ne yapıyorsun? Nasibini alıyorsun. Hazreti Ebu Bekir'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu.
İşleyene daha dünyada cezası çarpıcı, çarpçabuk gelmeye en layık günah, zulüm ve akrabalık bağlarını koparmaktır. Bu cezanın dünyada verilmesi ahiretteki cezaya kefaret değildir. Demek ki insanlara zulmedersen, bu dünyadayken sana ne olacak? Bunun cezası gelecek. Zulmeden zalimin cezası bu dünyada verilir. Ama öbür dünyada ceza verilmeyeceğine işaret değildir bu. Siz birisine zulmederseniz, bu zulmün cezasını dünyadayken görürsünüz. Annesine, babasına zulmedenler, eşlerine zulmedenler, çocuklarına zulmedenler, arkadaşlarına zulmedenler, bir cemaate zulmedenler, Müslümanlara, müminlere zulmedenler.
Bunlar bu dünyadayken cezalarını görürler. Ama ahiret cezaları kalkmaz. Ahirette yeniden görecekler. Kimseye zulmetmeyin. Kimseye. İslam hukukunun dışında bir tavır ve davranışta bulunmayın. Kimsenin hakkına, hukukuna tecavüz etmeyin. Kimsenin eşine, aşına, işine gözünüzü dikmeyin. Kimsenin haris olmayın. Onun var, benim neden yok deyip de kendi kendinizde hış çıkarmayın. Etrafı kaosa sürüklemeyin. Fitne çıkarmayın. Evinizde, işinizde, aşınızda, sokakta, derdahta, cemaatte, camide fitne çıkarmayın.
Asla hiç kimseye zulmetmemek için gayret gösterin. Asla hakkını yerine getiremeyeceğiniz işlerden uzak durun. Hakkını yerine getiremeyeceksin. Uzak dur. Gücünün üstünde bir işe kalkışma. Seni aşan bir sözü söyleme. Seni aşan bir davranışın, bir yolun içine girme. Girme. Bunu yapabilecek misin? Hayır. Uğraşma. Bunun altından kalkabilecek misin? Hayır. Ne yapmak giriyorsun? Girme. Boğulacaksın orada. Bu hiç ticaret yapmayan insanın ticarete, cumhurluğu her şeyinden girmesi gibi. Hayatında bir tane fıstık alıp satmamış, bir tane limon alıp satmamış bir kimsenin girip dükkan açık, ben ticaret yapacağım deyip boğulması gibi.
Sakın bir erkekle evlenmeye muhtedir değil, bir evi götüremeyecek. Bir erkeği idare edemeyecek. Evlenmesin. Gücünün üstünde. Sabahleyin kalkıp adamın kahvaltısını hazırlayamayacak, akşama yemeğini hazırlayamayacak, gece onunla ilgilenemeyecek, evlenmesin. Gücünün üstünde. Bir kadına bakabilecek noktada olmayan bir erkek evlenmesin. Gücünün üstünde. Hiçbir kimsenin, kızının başını yakmasın. Bir kadının başını yakmasın. Gücünün üstünde. Evlenmesin. Oruç tutsun. Evlenmesin. Evlenecekse de söylesin.
Ben sana bakamam. Ben sana şöyle bir hayat standartı koyabilirim. Bunun üstünü benden isteme. Gerisini yapamam. Bir kadının dört günde bir sefer cinsel ilişkiye girmesi, girmeyi istemesi hakkı. Bunu yerine getiremeyecek olan erkekler evlenmesinler. Bunu yerine getiremiyorlarsa eşlerine diyecekler ki sen istediğin an kendini bu noktada boşayabilirsin, özgürsün. Eğer kadın erkekle cinsel ilişkiye girmek istemiyorsa, bu konuda soğuksa söyleyecek. Diyecek ki ben filler gibi on altı ayda bir ilişkiye girelim. Söyleyecek.
Veya insanlar dokuz ayda bir doğuruyorlar, ben de dokuz ayda bir ilişkiye girelim diyecek. Diyecek bunu, vücudu kokuyorsa söyleyecek, benim vücudum kokuyor. Söyleyecek, benim ağzım kokuyor. Benim şuram kokuyor, benim buram kokuyor. Ben şunu yapabilirim. Gücünün üzerine söz veren, gücünün üzerinde hareket edenler, karşı taraftaki insanların hakkaniyetine giriyorlar, zulmediyorlar. Zalimlik yok, zulmetmek yok. Bu dünyada görün cezasını. Bu dünyada yaşar onu. Zulmetmekten uzak durun. Eşlerine, çocuklarına zulmedenler bu dünyada görürler. Adam kadına zulmediyor. Kadın kocasına zulmediyor.
Zalim bir kimsenin asla ve asla o konuda dünyada cezasını çekmeden göçüp gitmez. Bu fakirin bu noktada tecrübeleri var. Evet, bakıyorsun bir kadın, bir erkek, bir kıza zulmediyor. Bunları hep ben gördüm. Kızla konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, ondan sonra bırakıyor kızı. Oğlum yapma, etme, söylüyorum ben. E işte şöyle oldu da böyle oldu. Yürü git diyorum, senin gibi dervişman olmaz olsun. Konuştuğu kızı aldatan kimse beni haydi haydi aldatır. Birini aldatan kimse herkesi aldatır. Yürü git diyorum ben, bak işine.
Sen lazım değilsin bize. Haydi kalıyor bu sefer. Kalma, git. O kızın annesi babası yok mu? O kızın namusu yok mu? Hadi önce, yani öyle söylerler ya, sen ne yaptın? Ben bilmiyordum önceden. Sen de bilmiyordun önceden. Ama sana anlattım şimdi. Sana söyledim. Yapma. Ondan sonra gidiyor, izliyorum ben. O erkek gidiyor, başka bir kadınla evleniyor. Kadın da onu terk ediyor. Kadın da onu terk ediyor. O kadını da sonra başkası terk ediyor. Zulmetmek yok. Zulmederseniz zulme uğrarsınız.
Zulmederseniz bilin ki o mazlumun ahı yerde kalmayacak. Bu senin eşin olabilir, hiç önemli değil. Bu senin çocuğun olabilir, hiç önemli değil. Bu senin annen babandır, hiç önemli değil. Zulmetliysen, onun ahı yerde kalmayacak. Zulmetliysen onun ahı yerde kalmayacak. Onun ahı kalmayacak. Köz eken ateş bişecek. Köz eken ateş bişecek. Ateş eken köz yürteceğim, köz. O közü yürteceğim. Birisinin namusuna göz dikmişsin, yan bakmışsın. Senin de namusuna yan bakacak birisi. Kendini evliyadan sayıp da başıma gelenler, ben evliyadan olduğum için diyorsan sana sözüm yok.
Var git, bu mecliste de işin yok. Evet, olmuşsun ya sen. Allah yolunu açık etsin. Bizden işin yok. Biz olamadık. Daha burada da olmayanlar var. Hep beraber olmaya çalışıyoruz biz. O zaman kardeşler, günlük hayatınıza dikkat edin. Etrafınızla olan ilişkilerinize dikkat edin. Söz ağızdan çıkar, yerini bulur. Bir hareket yaparsınız, o yerini bulur. Havada kalmaz. Onu bir şey kapar. Onu bir şey emer. Onu bir şey alır. Zulmettiklerinizle helallaşın. Zulmettiklerinizle helallaşın. Allah muhafaza eylesin. İkincisi neydi? Ahrabalarla boğu koparmak. Bakın, sufiler akraba olarak derviş kardeşlerini görürler. Zahiri akrabamızdır bizim.
Annemizin akrabaları, babamızın akrabaları, bizim akrabalarımız. Bunlar bizim zahiri akrabalarımızdır. Bir de işin manevi akrabaları var. Bunlar ne? Derviş kardeşlerimiz. Derviş kardeşlerimizle selamı sabahı kesmeyin. Bu eksik yaptı da, bu yanlış yaptı da, bu nefsine uydu da, bu helak oldu da, bu yan yattı da, bu çamura battı da bakma. Sen selamı sabahı kesme. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Varsa nasihat edeceğin bir şey, nasihat et kardeşine. Nasihat et. Kardeş seni halakada göremiyorsun. Beklerim seni perşembe günü. Sen nefsine uydun. Sen kaydın. Sen gittin, düştün sen. Oho, helak oldun. Ya adam gelecekse dahi gelmezsin. Adamın geleceği varsa gelmezsin.
Geleceği varsa gelmez adamın. Tatlı tatlı, din nasihattır. Din nasihattır. Din nasihattır. Kardeşlerinize nasihat edin. Kardeşlerinizi bu noktada selamı sabahı kesmeyin. Herkes hata yapabilir. Herkes hata yapabilir. Herkes yanlışlık yapabilir, eksiklik yapabilir, kusur işleyebilir. Yanlışlık yapana, eksiklik yapana, eksik davranına bir tekme vurmak bizim işimiz değildir. Biz ona selamı sabahı kesmeyiz. Nasihat edeceksek nasihat ederiz. Çok samimiysek, çok samimiysek, çok samimiysek, gerekirse biz ona ders veririz. Anlatırız da, sert de konuşuruz, çok samimiysek. Ama biz onunla selamı sabahı kesmeyiz. O zaman akrabalarımızla zahir olarak selamı sabahı kesmek yok.
Onlarla münasebeti kesmek yok. Böyle derviş olduk ya onlar işte dünyalar ayrı olsun biz selam verelim. Bizi bir meclislerine davet ettilerse makul ve mümkün olduğu ölçüde biz bir ziyaret edelim, takımızı takıverelim, selam sabahı verelim, geçelim. Gidip içki içecek değiliz, kumar oynayacak da değiliz. Onların haramlarına ortak olacak da değiliz. Ama onunla ilişkiyi koparmayabiliriz. Koparacaklarsa onlar koparsınlar. Biz o zaman gelmeyene gitmek sünnettir deyip biz gelmeyene gidelim yine de koparıyorlar. Yapacak bir şeyimiz yok o zaman. O zaman yapacak bir şeyimiz yok. Ama öbür türlü biz zahiri olarak akrabalarla olan ilişkimizi kesmeyelim. Bir. İkincisi manevi akrabamız olan derviş kardeşlerimizle de biz ne yapalım?
İlişkimizi kesmeyelim. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Zina, şarap yani içki içmek ve hırsızlık hakkında ne dersiniz? Allah Resulü en doğrusunu bilir dedik. Resulullah şöyle buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem. Onlar çok iğrenç şeylerdir ve günahlılarda cezalar vardır. Haberdar olun. Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah'a şirk koşmak ana babaya asi olmaz. O esnada yaslanmış durumdaydı. Hemen şöyle buyurdu. Bir de yalan söz. O zaman Allah'a şirk koşmak günahların en büyüğü. Allah cümlemizi muhafaza eylesin. İkincisi anne babaya asi olma.
Bundan uzak duralım. Üçüncüsü ne? Yalan söz. Mümin mümine asla yalan söylemez. Yalanın söyleneceği yerler bellidir. Düşmana karşı yalan söylemek. Harf butadır. İki kişiyi barıştırmak için yalan söylemek. Bunlar mümkün. Ama öbür türlü yalan söylemek mümkün değil. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Ana ve babayı ağlatmak isyanda ve büyük günahlardandır. O zaman anne ve babayı ağlatıp onlara isyan etmek yok. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bu tarafta boş yer var. Arka taraftan bu tarafa doğru doldurma bakalım.
Gerin adı. Bir belada Rabbimize sen bizim Rabbimizsin diye ruhlar mümkünlerin ruhları mıydı? Yoksa bütün ruhların cevabını mıydı?
Cenab-ı Hak ruhları yarattı. Hepsine de sordu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bütün ruhlarda cevap verdiler. Evet sen bizim Rabbimizsin. O yüzden İslam inancına göre bütün insanlar doğduklarında İslam doğarlar. Bütün insanlar. Her esma kişiye nefis mertebeleri geçirtir mi? İlk esmayı alan diğer esmaları kendi çabalarıyla mı alır? Yoksa Allah'ın fazla keremiyle mi alır? Bizim dergahımızda iki çeşit yol giden vardır. İki gruptur. Bunların kendi içlerinde de kendilerine ait ayrı ayrı gruplar vardır. Teferruata fazla inmeme gerek yok. Bir kısmı vardır. Esma ile yol alır. Onlar esmaları ona esmalar verirler.
Verilir. Onların da o esmaları değişerekten yol alır. Bir kısmı ise esmasız gider. Onlar mesela işte günlük yüttülerini çekerler. Sayısız tevhid çekerler filan böyle. Onlar da esmasız giderler. Esmasız gitmekle esmalı gitmenin arasında bir fark yok. Esma ile gidenlerin kendi içinde kendilerine ait ayrıştıkları noktalar var. Bunlar ancak seyir-i sülük'e giren dervişler tarafından malum olur. Bir dervişin seyir-i sülük'ü yok ise o dervişin bunları öğrenmesi mümkün değildir. Öğrense dahi ucundan kıyımdan öğrenir. O yüzden Allah'ı sevin, Resul'ünü sevin.
Allah diyenleri sevin. Nefsinizle mücadele edin. Nefsinize uymayın. Bu yolda yürüyenler kendilerine dikkat edecekler. Haramlarla iştigal etmeyecekler. Tevazu sahibi olacaklar. Etrafındaki insanları tepeden davranmayacaklar. Hizmet edecekler. Aldatılacağını bile bile hizmet edeceksin. Terk edileceğini bile bile hizmet edeceksin. İhanete uğrayacağını bile bile hizmet edeceksin. Anlaşılmayacağını bile bile hizmet edeceksin. İtaat edin Allah'a. İtaat edin Resul'üne. İtaat edin sizden olan emir sahiplerine. Bir derviş Allah'a, Resul'üne ve Üstad'ına itaat eder.
İtaat eder. Bu itaatı, Üstad'ına olan itaatı Kur'an ve Sünnet tarihisindedir. Bir kadının kocasına itaati Kur'an ve Sünnet tarihisindedir. Bir çocuğun anne ve babaya itaati Kur'an ve Sünnet tarihisindedir. Bir dervişin çavuş kardeşine itaati Kur'an ve Sünnet ve dergahın adabı dairesindedir. Bundan satmayın.
Bizim dergahımız başıboş dergah değildir. Her şeyin bir hiyerarşisi, bir noktası, bir dairesi vardır. Bir adabı, bir erkanı vardır. Bilmiyorsanız sorarsınız, öğrenirsiniz. Buradaki gelen soruları mümkün olduğunca hepsine de cevap vermeye çalışıyorum. Derdim, benden sonra Kur'an ve Sünnet'e tabi olmuş olan bir dergah bırakmak. Tasavvufu yaşayacaklarsa Kur'an, Sünnet ve tasavvufun genel kaideleri içinde bir dergah, bir tasavvuf olsun. Maddi menfaatlerin olmadığı, paranın dolaşmadığı, bugüne kadar Cenab-ı Hak nasip etti. Şeyh'in lillah denilmeyen, semanın, zikrin, duanın, dersin parayla olmadığı bir dergah. İnsanların zakirlerine, çavuşlarına, şeyhlerine para götürmek zorunda olmadığı bir dergah.
Şeyhine cuma harçlığı koymak için sıraya girip cebine cuma harçlığı koyulması gerekmeyen bir dergah. Şeyh'in minderinin altına para konulmayan bir dergah. Şeyh'in evine, barkına, çoluğuna, çocuğuna, damadına, kızına, gelinine bakılmayan bir dergah. Siz bunları hiç görmediniz, Allah size göstermesin. Siz bunları görmediniz, Allah size hiç göstermesin.
Siz bunları görmediniz, Allah size hiç göstermesin. Ezmeyin. Derdim bu. O yüzden Allah'a itaat edin. Bu Kur'an-ı Kerim. Resulüne itaat edin. Bu sünnet-i seniyye, hadis-i şerifler. Birisi hadis-i şeriflere söz söylüyorsa uzaktırın ondan. Hadis-i şeriflerin kendi ilmi dairesinde olmadığı halde, ya içinde sahikli olan da var, olmayan da var diyorsa, selamı kesin onunla, Allah adına kesin, Allah adına kesin, Allah adına onunla selamı kesin. O fitneci, o yeryüzünün lanetli adamı, Allah'ın meleklerin lanet ettiği adamı, evinizde televizyondan dahi dinlemeyin.
Lanetli bir kimseyi evinizde dinlerseniz, eviniz lanet olurlar. Çocuğum ne oldu, eşim ne oldu böyle, bizim eve ne oldu dersiniz. Ya ne diyor, bir bakayım ona da. Sen alim misin? Sen hadisçi misin? Sen fıkıhçı mısın? Sen hadis-i şerifçisi misin? Dinleme. Dinleme, Allah'ın lanetine uğrayacaksın. Dinleme. Bizim dergahımızda, bizim yolumuzda hadis-i şerifleri hafife almak yok. Sünnet-i Resulullah'a hafife almak yok. Resuluna itaat edin. Biz onun hem zahirine, hem batına, hem haline, hem kaline, biz o Muhammed-i Mustafa'nın her şeyine itaat ederiz. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Her şeyine. Yolumuz bu. Biz fikri planda zerrece ondan ayrılmak istemeyiz. Biz fiili planda zerrece ayrılmak istemeyiz. Yapamayız. Eksiğimiz vardır, kusurumuz vardır, yanlışımız vardır. Vardır. Ama fikri planda biz ayrılmak istemeyiz. O yüzden birileri sünnet-i Resulullah'a karşı mı çıkıyor? Sünnet-i Resulullah'a dil mi uzatıyor? Biz Allah'ın kitabına bakarız, hadis-i şeriflere bakmaz mı? Allah'ın ve melekleri lanet onun üzerine. Uzak durun, dinlemeyin. Protest edin. Bu oynanan büyük bir oyun. Bu uluslararası oynanan büyük bir oyun. Asla o tip profesörlerin yazı yazdığı gazeteleri almayın. O gazetelere telin mektubu yazın.
Onların yazı yazdığı internet sayfalarını telin edin. Asla okumayın. Bizim yolumuz Allah'a itaat. Resulüne itaat. Ondan sonra sizden olan emir sahiplerine itaat. Mezlepleri reddedenler. Konuşmayın onlarla. İmam-ı Azam'ı hafif gören, İmam-ı Şafi'yi, İmam-ı Malik'i, İmam-ı Hanbele'yi hafif gören, İçtihat alimlerini hafif gören, Onları kabul etmeyen, onlara tabi etmeyen, onları reddeden.
Bizim yolumuzdan değildir, biz o yoldan değiliz. Bunlarla tartışmanıza gerek yok. Bunlarla fikir bile hazasına girmenize gerek yok. Uzak durun. Bizim yolumuzda bu yok. Biz Kur'an ve Sünnet dairesinde üstadımıza itaat ederiz. Bunun haricinde bir şey yoktur. Birisi bize Kur'an ve Sünnet dairesinde üstadımıza ithattan men etmeye çalışıyorsa, Biz ondan uzak dururuz.
Allah yoluna çeketsin, nereye gidiyorsa gitsin. Biz bunu çok gördük. Ben çok gördüm bunu. Ben bunu çok gördüm. Kur'anlık tehlizlerde konuşanları çok gördüm ben. Ben evine davet eden, dükkanına davet eden, lokantaya davet eden, iki yemeğe satılan adamları çok gördüm. Bir tas çorbaya satılan adamları çok gördüm. Ben derdim, o tası, çorba tasısını adamın kafasına geçiremedin mi? Sen Şeyh Efendi hakkında laf söylerken. Nasıl dinledin? Hepsi de bozulur gider. Hepsi bozulur gider. Beni ister abi görün, ister şeyh görün, ne görürseniz görün. Benim umurumda değil.
Ben yolun doğrusunu söylüyorum size. Herkes ölecek, gidecek. Şeyhim öldü gitti, ben de öleceğim, gideceğim. Şeyhim vefat etti, ben de vefat edeceğim. Hiç kimse direkt çakmayacak. İçimizde gençler var. Büyük bir çoğunluğumuz genç. Benim yaşım elli üç elli dört. Allah ne kadar ömür verir bilmem. Onun Allah'ın müzeliği. Ben bakıyorum bir an önce, nefes bana tamamlanırsa, benim öğretmediğim, bende saklı gizli bir şey kalmasın. Benim derdim bu, benim telaşım bu. Ben saklayıp gizlemiyorum bir şeyi. Ne biliyorsam, ne soruyorlarsa, bunu şimdi anlatmayayım diye düşünmüyorum. Eleştiriyor beni eşim, dostum, arkadaşlarım. Etrafımdaki bazı kimseler.
Her şeyi konuşuyorsun diyorlar. Evet, onlar da belki de kendilerince, hani bana böyle işte, nasihatvari bir şeyler söylemeye çalışıyorlar. Ben de diyorum ki, konuşacağım her şeyi. Ömrümün ne kadar olduğunu bilmiyorum. Bildiğim, tecrüben, anladığım, idrakim ne varsa dökeceğim diyor. Ne sorarlarsa bildiğim şeye cevap vereceğim. Saklamayacağım. İster zahiri, ister batını, ister sırrı, nereden soruyorsanız sorun. Yeter ki bir şey yakalayın. Yeter ki bir şey yakalayın. Derdim yok. Ben çünkü her gün ölümü bekleyen bir insan. Korkum da yok derdim diyor. Bu manada korkum yok derdim diyor.
O yüzden herkes gelip geçecek. Benden sonra hepiniz istihara yapacaksınız. Ayakta kalanlar gidip bir şeyhe intisap edeceksiniz. Gidip bir şeyhe intisap ettiğinizde gönlüm şunu ister. Öylesine ona itaat edin ki, o kimse şöyle desin. Sizi yetiştiren ne güzel yetiştirmiş. Siz nerede yetiştiniz? Bunu duymak isterim. O yüzden itaat edin Allah'a. İtaat edin Resulüne. Gücünüzün yettiğince Kur'an ve sünnete uygun olan bir şeyden korkmayın. Kur'an ve sünnetin dışındaysa kaçın. İtaat edin.
Muhakkak bir mezhep imamınızda olsun. Hanefi sen Hanefiyim de göğsünü geç. Şafi sen Şafiğim, Malik isen Malikiyim. Hanbeli sen Hanbeliyim de. Mezhepsiz soysuzlardan korkma. Korkma. Vahabi soysuzlarından korkma. Tekinme. İmam-ı Azam'a tabi olmak şereftir. İmam-ı Şafi'ye tabi olmak şereftir. İmam-ı Malik'e tabi olmak şereftir. İmam-ı Hanbeliye tabi olmak şereftir. Bir üstada tabi olmak şereftir. Bir üstada tabi olmak nefsini kırmak orada git çekmek şereflerin en âlâsıdır. Korkma. Yürü doğru bildiğin yolda. İtaat et.
İtaat etmek şereftir. Şerefli insanlar itaat ederler. Haysiyetli insanlar itaat ederler. Namuslu insanlar itaat ederler. Delikanlı insanlar itaat ederler. Adam gibi adam olan kadın erkek önemli değil. Onlar itaat ederler. Südü bozuk insanlar itaat edemezler. Kur'an'a, sünnete, bir üstada, bir imama edemezler. Soysuzlar bir yere itaat edemezler. Onlar damgalanmışlardır çünkü ayette sabittir. Onlar itaat edemezler. O yüzden bizim yolumuz bu manada Kur'an'a, sünnete ve bizden olan imamlara itaat etmektir. Bu yoldan şaşmak yok. Bu yoldan geri dönmek yok. Eğer böyle yaşayamazsak o zamanda bir anlamı yok. Allah bizi muhafaza eylesin.
Bir kişi kendisinde ilminledin olduğunu anlayabilir mi? Anlarsa nasıl anlar? Ben anladım dediği anda cahildir o kimse. Biz bu noktada kendimizce Sakın ha kendi kendinize ilminledin süsü vermeyin. Kendi kendinize biliyor süsü vermeyin. Kendi kendinize derviş süsü vermeyin. Kendi kendinize bu süsleri vermeyin. Olur olmaz etrafta laf söylemeyin. Dilinize sahip çıkın. Burada konuşulmamış olan meseleleri konuşulmuş gibi aktarmayın. Bizim sözümüz olmayan şeyleri kendi nefsinizden uydurun. Bizim sözümüz gibi aktarmayın. Bırakın kim ilminledinler sahip olacaksa sahip olsun. Kendisine o süsü verenleri çok affedersiniz. Necis çukurunun içerisinde bırakın boğulsun gitsin.
Onlar hep necis çukurudur. Yürü sen yolun uzun senin. Sen hitaba erinceye kadar yürü. Hitaba erişmedikçe felah bulmazsın. Yürü. Cennette makamına oturmayıncaya kadar felah bulmazsın. Sana cemalullah'tan bir ses gelmeyinceye kadar felah bulmazsın. Nefsine uyma. Yürü. Daha o esnada daha gidecek yolun var daha. O daha senin yolunun bir yere geldiğini gösteriyor. Daha ondan sonrası var. Daha ondan sonrası var. İki rüya gören, iki hal gören, iki keramet gören kimse oldum havasına girmesin. Aldanır.
Etrafını daldatır. Çok şimdi piyasada öyle. Çok şimdi öyle. Allah muhafaza eylesin. Asla kendinizi o noktada görmeyin. Devlet Bankası'ndan altın alıp satmak caiz mi? Peşin olduğu müddetçe caiz. Dolar, euro alışveriş edenler. Altın, para alışveriş edenler. Bunların hiç veresiyesi yoktur. İki saat geçse faiz olur. Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri diyor ki o duvardan atarsa sen de atla. Takip et onu. Ondan ayrılma. Birine dolar verdin. Diyelim ki ondan euro alacaksın. Veya ondan TL alacaksın. Verdin. Adam TL'yi vermek için sana gidiyor.
Sen de peşinden git diyor. Ayrılma onunla. Yoksa faiz olur. Devlet Bankası'ndan altın alacaksın. Parayı vereceksin, altını alacaksın. Parayı vereceksin, altını alacaksın. Parayı veya altını çençedenler için geçer. Ölümden korkmak, içinde yüreğinde hissetmek, göğsünde sızısını hissetmek, nefisten korkudan mıdır, değilse nedir? Ölümden korkmayın. Nasıl hesap vereceğinizi düşünün. Ölümden korkmayın. Nasıl hesap vereceğinizi düşünün. Nasıl hesap vereceğinizden de korkmayın. Cemalini görüp görememekten korkmayın. Başkan hoş geldin.
Gel şöyle. Gel gel. Allah meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Haç suresi. Ayetiyle anlatılmak istenen nedir? Büyük melekler elçi hüviyetinde midir? Melekler sadece meleke hüviyetinde midir? Evet Cebrail aleyhisselam bu noktada meleklerin içerisinde en önemli elçidir. Cebrail aleyhisselam sadece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve peygamberlere elçi olarak gönderilmiştir. Bir de elçi melekler vardır.
Cenab-ı Hak her sufi kulun kalbine de bir elçi melek gönderir. Bir müminlerin kalbinde bir melek vardır. Müminlerin kalbindeki melek biz ona bağlıları vicdan derler. O müminin kalbine hep ilham eder. Doğruyu, iyiyi, güzeli, hoşu ona ilham eder. Bu bütün müminlere verilmiş olan bir melektir. O melek o kimsenin kalbine doğruyu, iyiyi hep ilham eder. Ama büyük bir çoğunlukta bu cılız bir sesi çıkar. Çünkü üstünü şeytan öpmüştür. Bu sesi şeytan engeller. Büyük bir çoğunluğunda.
Sufilerde şeytan fazla engellemez. O melek durur orada. Ayrıyetten yapmış olduğu zikrullah'tan belli bir noktaya gelirse o sufi, Cenab-ı Hak onun kalbine bir melek daha veririz. Bunu ancak belli bir noktaya gelince anlar. Bu da o kimsenin kalbine ilham etmeye başlar. O meleğin vasfı, herkese verilmiş olan meleğin vasfından fazladır. O melek o kimseye şeyhinin sesinden konuşur. Bir müddet sonra Muhammed Mustafa'nın sesinden konuşur. Salılarda sebebi. O ses onda hiç eksik olmaz. O hale gelecek.
O devamlı ondan alır alacağını. Devamlı. Artık onun sesine aşina ol. Önce tek sestir sizden. Bir müddet sonra iki sesi diyeceksiniz. O diğer melake, o zikrullahla yolda yürümeyle, kendini muhafaza etmeyle, kendini korumayla, hatta bir müddet sonra o oturur oraya.
Öbür tümün sesi solu çıkmaz. O işin hakikat damarıdır. Çünkü öbür melek umuma verilen ne varsa onu bilir. İkinci meleğin gelmesi Allah'ın lütfü ikramıdır. Orası ayrı bir noktadır. O kimse o hale gelince Cenab-ı Hak ona o meleği vazifelendirir. Bir müddet sonra o karargahını kurar oraya. Ondan gelir gelecek olan bütün ilim, onun da kendi içerisinde hali, ahvali, rengi değişmeye başlar. Oradan ne olur oradan ne olur oradan bir kimseye öldürür.
Süt gelir gibi gelir. Önce onun üzerinden geliyormuş gibi derviş. Önce onun üzerinden geliyormuş gibi görür. Ondan sonra ondan almaya başlar. Daha da artar işi hali, ahvali. Daha da artınca, daha da artınca belli bir noktaya gelir. Belli bir noktaya gelince ortada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ruhaniyeti ve nuraniyeti kalır. Zaman zaman o derviş o ruhaniyeti ve nuraniyetin zirve noktasını çıkıp direkt Allah'ın nurundan almaya başlar. Sağanak sağanak geliyor. Sağanak yağmur vardır ya. Sağanak yağmur gibi. Oraya gelmezden önce yıkarlar.
Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetinin nuraniyetinden gelen o sağanak yağmurla o nur hüzmesinde yıkanırsın. O yıkanma gerçekleşmedikçe Allah'ın nurundan sana direkt gelmez. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetinde ve nuraniyetinde yıkanacaksınız. Hırsızlık yapan yapsın bu sözlerimde. Umrunda değil. Kandıran kendini kandırır. Aldatan kendini aldatır. Bu hale ulaşmayan bir kimse bu hale ulaşmış gibi bir yerde anlatırsa tazip olur, yalancı olur. Lanet onun üzerine olur. Bu sohbetleri dinlemediniz mi güne kadar hiçbir yerden? Dinlemediniz hiçbirinizde bu sohbetleri. Kulağınızı, kulağınızı, kulağınızı iyi açın. Kulağınızı, kulağınızı iyi açın.
Ölür gidersem miras kalsın. Çalışın Allah yolunda. Allah yolunda koşun. Bıdı bıdı etmeyin. İtaat edin. Nefsinize uymayın. Yürüyün. Gevşeklik yapmayın. Allah için söylüyorum. O kimse o hale gelince Muhammed-i Mustafa'nın nur aniyetinde yıkanır o. O içini dışını cam gibi görür. Nurlanır içi dışı onun. O nurun altında yıkanır o. O nurun altında yıkandıktan sonra Allah'ın nuruna ulaşır. O Allah'ın nurundan almaya başlar o zaman. O Allah'ın nurundan almaya başladığında zaten kemale ermiş olur. O zamana kadar aldanır hep. Herkes aldanır. Herkes aldanır.
Üstadım sonradan hikmetini anladım. Bana dedi ki evladım sakın oldum diye meydana çıkma. Erken öten horozun kafasını keserler çünkü. Sakın oldum demeyin. Sakın. Size vasiyetim olsun. Ben oldum bittim demeyin. Ben yandım bittim demeyin. Ben ulaştım demeyin aldanırsınız. Aldanırsınız. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bana iki dakika, beş dakika müsaade edeceğiz. Hakkınızı ilave edin. Allah'ın velileri için herhangi bir korku söz konusu değildir. Onlar hüzünlenmezler de.
Yunus suresi ayet 62 ayetiyle. Korku ve hüzün sadece velilerin nefsi içindir. Evet o velilere korku ve hüzün yoktur. Bu dünyada da öbür dünyada da. Buradaki korku dünyayla alakalı. Dünya üzerinde ne kadar ne korkusu var ise Allah'ın haricinden. Veliler için böyle bir korku söz konusu değildir. Aç kalmak, açıkta kalmak, sokakta kalmak, işin bozulması, iflas etmek, hanımın, çoluğun, çocuğun terk etmesi, seni dinlememesi, etrafın seni yalnız bırakması, ortada kalmak gibi aklınıza gelebilecek. Dünya içerisinde Allah korkusunun haricinde ne kadar korku var ise veliler için bu tip korkular yoktur. Aynı zamanda bu korkuların olmadığı gibi hüznü de yoktur.
Onlar bu dünyayla alakalı ve dünyadakilerle alakalı bir hüzün yaşamazlar. Hüzün yoktur demek dünyayla alakalı hüzün yoktur. Yoksa hüzün ekmeğinizdir, suyumuzdur, ben veli değilim ama olduğumu iddia edinim dağlarınızı değilim dersem şimdi Allah ettiği selam bu sefer de inkar gibi Allah muhafaza etsin. Ama dünyayla alakalı onlarda korku ve hüzün yoktur.
Ahiretle alakalı da korku ve hüzün yoktur. E tabi arada mı? Oradan teklif vereceğim. Ebeviyatı ne olacak? Dünyayla alakalı korkuları ve hüzünleri yoktur. Çünkü yok işte şunu edemedim de bunu yapamadım da diye de böyle bir hüzün telaşına girmezler. Perşembe zikrine gelenin günlük birbirini çekmemesinde bir beis var mıdır? Yoktur. Ama çekerseniz nur hala nur olur. Beyin kanaması geçiren yoğun bakımda hastamızla dersin sonunda dualarınızı eksik etmeyin. İnşallah. Allah hayırlı şifa versin. Amin. Dersin sonuna beklemeyin. Nikah tazelemek nasıl olur? Kaç şahit gerekir? Fırına verip çıkaracaksınız.
Bir kimse imanı giderse nikahı gider. Nikah tazelemenin sebebi imanın gitmesiyle alakalıdır. Bir kimseye tecid-i iman gerekliyse tecid-i nikah gerekli olur. Yoksa şimdi bazıların uyguladığı gibi işte üç talak boşamış, üç talak boşadıktan sonra nikahı tazele devam et. Öyle bir şey yok.
Öyle bir şey yok. Bir erkek bir kadını üç talakla boşadı ise bir kadının tekrar onunla evlenebilmesi için bir kadının bir başkasıyla nikahlanıp, onunla cinsel ilişkiye girip, onunla nikahın tecelli etmesi, devam etmesi, ondan boşandıktan sonra, ondan boşandıktan sonra tekrar başka bir, ay bu adam hiç önemli değil, evlenmesi caiz oldu. Böyle git kenarda iki tane şahit bul, üç talakla boşamış, ondan sonra gel bir daha nikah ne tazelelik, bir daha evlenmiş. Yok böyle bir şey. Bu Hanefi de yok, Şafi de yok, Maliki de yok, Hanbeli de yok, İmam Muhammed de yok, İmam Yusuf de yok, Serahsi de yok, yok. Nereden buluyorlar, çıkarıyorlar bunları bilmiyorum.
Kastalani de yok, Taftazani de yok, yok. Ceziride dört mezhebe bakıyorum, dördünde de yok. Bir erkek bir kadını üç talakla boşadıysa geri dönüşü yok. Geri dönüşü yok. Ya bile bile üç talakla boşadıysa hepsini bir talakla bilen, buradaki cemaat biliyor şimdi bunu.
Yapmayın. Kimse yapmasın. Kadınlar, dönmeyin böyle bir adama. Kim olursa olsun, adam üç talak boşadı mı bitti. Verat talin amin. Verat talin amin. Bu kadar. Bir kadın göz göre göre evli, adamla evli gitmiş bir başkasıyla ilişkiye girmiş.
Haram. Yapma, dönme adama. Tekrar geriye. Aldattıysan adamı dönme bir daha geriye. Yürü git. Bir ömür boyu haram işleme. Bir ömür boyu haram işleme. Nefsine uydun, uydun. Bir ömür boyu vurun ızdırabını çekme. Bir ömür boyu nasıl aldatıp da o adamın yüzüne bakacaksın?
Hiç mi merhametin yok? Hiç mi insanlığın yok? Hiç mi onurun yok? Hiç mi şahsiyetin yok? Yapma. Yapma. Gizli saklı yapma. Git boşan adamlar. Git evlen. Kimle evlenmek istiyorsan evlen. Hak ve caiz. Erkekler, sizden boşanmayı talep eden eşlerinizi boşayın.
Sizden ayrılmak istiyorsa, ayrılmak istiyorsa, iyi düşündün mü düşündün? İyi düşündün mü düşündün? Boşayın. Ahlaksızlığa fırsat vermeyin. Zorla götüreceğiz, evliliği yürütceğiz diye götürmeyin. Millet internetten buluyor şimdi bulacağını. Güvensizlik değil, eşlerinize, çocuklarınıza interneti sınırsız kullandırmayın. Genç kızlarınıza, oğlanlarınıza ders kadar müsaade edin. Müsaade etmeyin. Facebook'tu, şuydu, buydu bir sürü şey var. Etmeyin müsaade. Eşlerinize etmeyin müsaade. Siz de kullanmayın. Uzak durun.
Bir kadının erkek arkadaşı mı olurmuş? Bir kız öğrencinin erkek arkadaşı mı olurmuş? Bırakın. Hadi şeylerin ne ol, sayfaları var. Ne işte görüyorum ben. Gelibolu'nun örneğin tekkenin sayfası var. Herkes gelir. Orada da birisi kendi nefsine uyup cevap yazmayacak. İlanat. Karabaşı velinin sayfası var. İlanat. Programları izlesinler. Sohbetleri izlesinler. Oradan verilen mesajları alsınlar. Bitti. Orada tartışma yok. Birisi yorum yazmasın oraya. Bırakın. Bir sürü sahtekar dolaşıyor ortalıkta. Sahte isimle her türlü her şeyi yapıyorlar. Sahtekar.
Sahtekar. Ayrı isimle sayfa açmış. Sahtekar. Demek ki başka haltlar işleyecek ki gizli isimle açmış. Bir halt işleyecek. Bir halt işleyecek o. Sahtekar. Başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden sahip çıkın ortalığı. Vikah tazelen. E bir tek imandan gittiysen vikah tazelen. İmanını tazeleceğim. Kadın diyecek ki ben dinden dışarı çıktım eşi. Bey ben dinden dışarı çıktım. Şimdi tecdide iman ettim. Beni tekrar tecdide nikah et.
Ben çünkü dinden çıktım. Dedim ki örtülmek bu zamanda farz mı olurmuş? Bitti. Allah muhafaza eylesin. Aynı şey erkek içinden. Dinden çıkmış. Eşine gidecek. Dice ki ben dinden çıkan bir söz söyledim. Hareket yaptım. Ben tecdide nikah yapacağım. Haberin olsun. Takva bir kadın veya takva bir adamsa bakacak zırt pırt adam dinden çıkıyor. Ulan bundan mı uğraşalım der? Allah yoluna çık etsin. Beni boşar. Sen dinini bu kadar bilmiyorsun demek ki. Zayıf bir insansın. Ben seninle evli durmak istemiyorum diyebilir. Hakkına sahip. Allah muhafaza eylesin. Amin. Böyle kardeş sorun sorun. Bu neymiş böyle?
Ben kitabım Kur'an'a yüz defa el basar ki yemin ederim ki ne dostuma ne düşmanıma zarar vermemişim. Beni onun bunun yanında kötü görseler. Görseler iki üç dört kişi var ki beni kötülüyorlar. Benim mezziyim, doğruluğum. Onların hazmını bozuyor. Nasıl derviş konuşmayan benimle arkamda konuş, konuşuyor. Erkekliklerim yakışıyor.
Kardeş yazım, çivi yazısı gibi ama buraya kadar çözebilirim. İyi. Ne yapayım şimdi? Yapacağım şeyi söylerim şimdi. Yapacağım şeyi söylerim inşallah. Yapacağımızı yapalım. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden bu tip şeyler boş sözler. Kimseye bir yanlışlığın bir şey yoksa yoktur. Ama demek ki insanlar yanlışlığını görmüşler.
Kelimeli. Bir dakika, bir Türk saniye sonra reddedim. Velilik bir sözü. Şöyle bir şey söyle. Reddetmedim. Yani anlatamadım. Dedim ki ben kendimi no, velilerden görmüyorum dedim. Onu söyleyen ne? Bir önceki cümleyi söyleyen aynı değildi abi. Ses aynı yerden gelmedi. Ay işte aynı yerden gelmemiş dedi. Şöyle bir şey sormak istiyorum. Bunu ben bir yerle birleştirdim. Zikrular sırasında böyle sevdiğim ve bağlı olduğum bazı kadınları boynuna iç uğrarak öldürdüm. Ondan sonra annem, babam, hanım, çocuğum ve bir süre sonra böyle kendim kaldım. Kendim kalınca bir bıçakla şöyle saçımdan tuttum.
Böyle kendi kafamı kesin. Kendi kafamı kesince içimden bir şey çıktı yaklaşık böyle 8-10 metre kadar ileriye. O benim olduğumu gördüm. Ama baktım kendimi tanıyamadım. Arkaya baktığım zaman beden arkada. Bütün her şey arkada. Ama ben ne olduğumu bilemediğim bir şey, bir şey var. O zaman dedim ki ben kimim? Şimdi bunu anlatırken de bunu ben hani sizde de gördüm. Flütün yedi farklı sesi var. Doğru, farklı, aynı flüt ama yedi farklı ses çıkarıyor. Bunlar insanların içerisinde geldikler. Demin mi? Farklı bir ses, farklı bir nota gibi. Farklı bir anda böyle değişen bir durum gibi söz konusu. Bu neydi?
Gah eserini eller gibi gah coşarım senderim. Bir şey soracağım ama ben kimim oldum? Gah olurum Musa çıkarım türüsüyle. Oradaki ben kimim dedi. Gah olurum firavuz. Katlederim. Yani gördüm. Mesela bir sözünü öteki dedik ki hemen. Geri aldı. Geri aldı hemen. Orada iki yani aslında bu farklı sürekanslardan devamlı olduğunun da bir bilimsel bir kanıdı. Kaynıyor. Kaynıyor yani. O zaman buradaki ilin ne olduğunu tanımlamak istiyorum ama yani tanımlayamıyorum. Ve içinden çıkamadığınız zaman. Birisi şatahattı. Şatahattan geridir.
O da kendi içerinizdeki bir durumunuz muydu? Evet. Veya o durumun kaynağı neydi? Şatahattı şatahattan geri dönmek zorundu. Bu devamlı böyle devam mı ediyor? Bir kimsenin ben veliyim demesi elinde bir delili var ise hakkıdır. Ama bunu böyle söylememesi de onun için harika bir şey. Veli değilim diyenle, veli demeyim Allah'ı incitmiş olurum diyenle onlar kimdi? Onlar doğrudur. Allah birisini veli ettiyse, o kimse ben değilim derse o zaman da incitmiş olur yapanı. Birisi birisini rüyasında veli olarak görse, rüyasında o kimseyi veli olarak gördüğü halde o görünen kimse hayır ben değilim derse, rüyası karşıdaki kimsenin sahih ise o zamanla mükörlük etmiş olur, incitmiş olur. Özür dilerim, ben mesela siz o cümleyi kurduğunuz zaman, veli değilim dediğiniz zaman kendi aklınızda söylemediğinizi fark ettim.
Kontrol edebilir bir noktada olmadığınızı gördüm. O yüzden mesela kontrol edemediğimiz, içimizdeki o şey ne? Ben mesela bunu anlatamıyorum ben kelimeyle ama böyle mat... Ahmet çok güzel gülüyor. Ahmet çok güzel gülüyor. O yüzden Ahmet'in gülüşü o şimdi. Ahmet ne düşünüyor? Sallallahu aleyhi ve sellem. Eyvallah. Ahmet diyor ki bu kadar ipcairin, tekafın. Öyle mi diyor? Şimdi normalde her ikisi de hak. İki tane de yok yani. Şimdi şöyle bir yuvarlak düşür.
O yuvarlağın içerisinde buradan konuşmak da var. Buradan konuşmak da var. Buradan konuşmak da var. Buradan konuşmak da var. Buradan konuşmak da var. Buradan konuştuğunu bu şey yapar. Ne o? Red eder. Burada iradenin dışarı çıktığı hayler oluyor ama. İrade bu noktada var mı ki? Bu noktada var mı? Şimdi var. Orada bir şey var. Orada yok. Orada bir şey var. Evet. Şimdi normalde buradan konuştuğu bir sözü yukarıdaki bunu inkar eder. Buradaki aşağıdaki kimse de yukarıdakının sözünü inkar eder. Yani biz bunu siz de seyrediyoruz diye ben bunu gözlemlediğimi söyleyeyim. Ama o tanımlayamadığım şey, tanımlayamadığım şeyle bunu birleştiriyorum.
Onu birleştirmiyoruz. İkisi ait. O tanımlayamadığım şey benim kontrolümün dışındaki bir şey mi? Değil. O ayrı. O zaman bununla o ne oluyor? O ayrı mı hissediyor? Ayrı anı hissediyor. Ayrı anı hissediyor. Birazcık bu noktada darıp topan karıştığını söylemek istiyor. Yani biraz bu noktada o dinlemek istiyor. O ayrı anı hissediyor. O ayrı. Çünkü insan ne olduğunu ve ne yani olduğunu büyüdü ve görünce bu sefer bazı şeylerin anlamını yitirdiğimi görüyor hayatım. Daha var. Bu ama insanı böyle bir yani böyle bir eksi bir elektrik gibi yani üzerinde bir yük gibi oluyor onun zamanı bir ağırlık. Bunu insan yani hani bileyim de ben ona göre davranayım istiyorum.
Yani bileyim de ne yapılması gerekiyorsa ona göre yapayım. Ama hayatımda yaşamış olduğum hiçbir akli meleket bunu tanımlayamıyor. İnsan etrafında kendisini engelleyen sahte sevgilerden vazgeçmedikçe hakikati bulamaz. O yüzden bir kimsenin kendi etrafındaki muhabbet besledikleri şey muhabbet beslediklerinin dairesinde kalması gerekiyor. Onun üstüne çıkarsa onun üstüne çıktığında o onun kutu olur. O onu aldatır daha doğrusu. Kutu olur, ağır olur ama aldatır. Bu yüzden mi bir kesilmesi gerekiyor? En sonunda mesela böyle... Şimdi bir kimsenin normalde gerçek hakikate giden yolda Hz. Merlana Cerahat Rumahazette der ya, herkes bir şeyi sever. Ama o sevgilerin hepsi de bir şeylerin hepsi de mecazdır.
Mecaz seni hakikate götürür. Hakikate geçersen hakikati bulursun. Mecazda kalırsan o mecaz seni boğar. Mecaz seni boğmadan sen mecazı boğun ki hakikaten. Bu noktada mesela dervişin önünde mecazdır. İşte zakiri vardır, çavuşu vardır, abisi vardır, ablası vardır, işte onun önünde, zakirin önünde onların hepsi de mecazdır. Onu aktap kabul edip sevdiğinde mecazı aktaplaştırır. Veya bir erkeğin elinde kadın aktaplaşırsa kadın aktaplaştı. Onun yolunu keser. Veya bir kadının önünde kocası aktaplaştı, onun yolunu keser. Önünde aktaplaşan bütün her şey onun yolunu keser. Annesi babası aktaplaştı, yolunu keser. Arkadaşı aktap oldu, yolunu keser.
O yolunu kesen, mecaz, gerçek manada mecaz olan ama aktaplık, aktaplık koltuğuna oturtturduğumuz kimseleri ya kendi elimizle boğarız ya da boğulması gereken birisi gelir boğa. Genelde boğulması gereken gelir boğarsa, boğulması gerekeni kızarız. Erkan, Erkan Adnan'ı aktap kabul etti. Ben Adnan'ı Erkan'ın gözünün önünde boğarsam, Erkan o zaman hakikati anlamazsa, döner bana kızar, benden intikam alır, yolunun sonu. Çin'de ait birisi, üstad da boğulur mu? Bir gün gelir boğulur bu an çıkarsa. Kapı açık. Ama normalde eğer Erkan, Adnan'ı kendi eliyle boğarsa, boğarsa.
Buradaki boğmaktan kastım, ha asıl sevinmesi gereken üstadmış, asıl aktap üstadmış derse, kendisi boğulmuş olur, doğru yolu bulmuş olur. Bu, usuletinle doğru yolu bulmaktır. Ama öbür türlü, o doğru yolu bulmuyorsa, o doğru yolu bulmuyorsa, o zaman onun ama rüyasında, ama halinde Adnan'dan geçmesi gerektiğini söylerler. Veyahut da işte desem ki, Erkan, önünde x kimse var. Sen ne bu x kimseyi aktap olarak kabul ediyorsun desem? Burada bir problem var bu bölümünce, o önemli bir çok özür diliyorum. Buradaki o kimsenin aktaplık koltuğuna oturtturması gereken üstadıdır. Üstadının yerini bilerek, bilinerek, mecaza takılıp, aktaplık koltuğuna birisini oturtturduğunda, o onun engeli olur.
Parantez açıyorum hemen. İnsan, üstadının bu noktada tuttuğu zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri büyüstü, üstadı gelip boğar mı? Boğmaz, boğmaz. Onu neden boğmaz? Çünkü üstad gerçekten kamil ise onu Muhammed Mustafa'ya götürecek. Üstadın bu noktadaki yanındaki insan da kamil ise olur da kamil ise onu da üstada götürmesi lazım. Adnan diyecek ki Erkan'a, Erkan, Erkan, bizim üstadımız var. Rabut edeceksen, seveceksen, muhabbet besleyeceksen, tam olarak itaat edeceksen, ona itaat et. Biz sadece burada ders yaptırıyoruz kardeşim. Burada hizmetimiz var. Aktap bu diyecek. Eğer onu demezse, bu sefer o da kaybeder. Birisi çıktı mesela. Şimdi şöyle bir soru sordum.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine götürmeyen veli de zaten veliden değildir. Hiç kimse bunu rüyasında göremez zaten. Öyle olunca zaten veli olmadığından dolayı onun bu noktada etkisi ve yetkisi de olmadığından dolayı o etrafındaki dervişleri zaten helal. Hiç daha mesela bu konuları bilmeyen birisi dedi ki böyle bir ilerleme var dedi. Okunmuş mu ya biliyor musun? işte dervişten üstü arttan gün bilir insan dedi Allah'a bu kadar olduğunda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden geçmesi gerekir mi? Gerekmez. Geçemez zaten. Onun elinde ey ey habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyur. O ne zaman hangi noktaya gelirse gelsin hem daireye gelirse gelsin Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ipinde ve gölgesinde olmak zorundadır.
İki parantez hemen açıyorum babacım burada. Derviş üstadını Allah modeliyle moderleyebilir. Bu hususta Hacı Ertan'ın da Adnan abi'in bu noktada eee boğması burada Allah yanındaki bir insanın Resulullah'ın boğması gibi olur. Allah muhafaza eylesin. Burada mecazdır. Bir kimsenin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmesi mecaz değildir. Değildir. Bu da aynı olmuyor. Olmaz. Bunu oradan ayıran Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve maneviyatıdır. Bu ayrılır orada. O yüzden çünkü orada asla ve asla heva heves yoktur. Burada heva heves vardır. Burada da heva heves vardır. Burada da heva heves vardır. Bu kapıda açıktır.
Ama orada hiç heva heves yoktur. O yüzden orada asla öyle bir şey olmaz. Orada ikilik var. Orada ikilik yoktur. Orada o kimse Muhammed'i Muhammed'i Mustafa'nın ruhaniyetine ve nuraniyetine dayanmadan Allah'ın nuraniyetine dayanmak mümkün değildir. Bak tekrar söylüyorum. Muhammed'i Mustafa'nın ruhaniyetine ve nuraniyetine dayanmadan Allah'ın nuraniyetine dayanmak mümkündeydik. Allah'ın ruhaniyetine dayandı ve vasıtasız durmalıyordu. Muhammed'i Mustafa onun için bir engel nuhaniyetine ve nuraniyetine dayanmadan dayandı vasıl oldu. Vasıl oldu. Artık onun içerisinde onun için varta mı? Onun için varta değildir. Onun için nur hala nurdur. Orası onun için durulması gereken üstüne basit çıkmadı. Üstüne çıkmadı.
İçine girildi. çıktı. Burası için onu düşünürsün. İçine girdi çıktı. Orası ayrı bir hale. Burada heva heves var dedi. Ama zincir sizden ne diyor? Heva heves var. Akıl sürme. Yok. Bir kimsenin gittiği ben Kur'an'a gidiyorum der. Hadis şerrinden inkar eder. Söz doğru mu? Söz doğru. Uygulama yalnız. Ben Kur'an için mücadele ediyorum dedi. Harika. Sünneti Resulullah'ı yok sayıyor. Doğru. Söz doğru. Ama hakikat değil. Az önce buradaki da öyle. Söz doğru.
Ama hakikat değil. Söz doğru. Normalde şimdi Hazreti Peygamber Sallallahu ve Selam Hazreti'nin bu sohbettere kızmayın. Güzel bir şey bunlar. meselenin açılması gerekir çünkü. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetinde nuraniyetine yaslanmak, dayanmaktan kastım şu. Bir kimse o ruhaniyetin ve nuraniyetin içerisine girmedikçe Allah'ın nurundan hitap alamaz.
Burada o esnada onun ruhaniyetine ve nuraniyetine bu manada yol olarak ihtiyaç ve muhtaç sahibidir. ihtiyaç ve muhtaç dır. Mesela bir kimse şimdi bunu böyle söyleyeyim daha iyi anlaşılacak. Bir kimse üstadının ruhaniyetine nuraniyetine yaslanmadan oraya dalmadan mesela Hazreti Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetinden ve nuraniyetinden alması mümkün değildir.
Yoldur olacak. Bakın bununla bir kimse hani Ya Rabbi senin sevgini seni sevenin sevgisini seni sevdirenin sevgisini üç tane sevgi bakın dördüncüsü yok senin sevgini seni sevenin sevgisini seni sevdirenin sevgisini üç tane seni sevdirecek olanın da sevgisi yok bakın bir sufi için senin sevgini Allah sevgisi seni sevenin sevgisi gerçek manada Allah'ı sevebilen sevginin zirvesindeki kimse Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem çünkü onun sevgisinde akıl idrak girmemiştir cebridir bakın
cebridir hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevgisi cebridir o yüzden hiç kimse o sevgi derecesinde duramaz mütemadiyet cebridir cebridir bir kimse o sevgi deryasının içerisine girebilir mi el cevap girebilir bu lütuftur o kimsenin çalışması değil o kimse çalışmakla çalışır sevebildiği yere kadar ben benim inancım odur lütfi ilahiyle oraya alınır o bak lütfi ilahiyle onun karşılığı ayet-i kerime Allah yaptıklarından sorumlu değildir Allah birisine
onu hürfeder o kapı doludur bakın o kapı doludur orası ama Cenab-ı Hak kimi lütfederse ikram ederse kime ihsan ederse onu oradan içeri alır benim inanışım bu birisi der ki yok ben kardeş çalışırım girelim de onun inanışı bu fakirin inanışı Cenab-ı Hak ona lütfetmiştir ikram etmiştir ihsan etmiştir zatından onu nimetlendirmiştir dur mübarek çocuk bekler oraya o kimse lütfi ilahi oraya girer lütfi ilahi bu lütfi ilahidir onun için bunlar da zamanın mürşidi kamilleridir zamanın mürşidi
kamilleridir bunun bir alt kategorisindedir bütün veliler onlar bunlar makamlarına mevkilerine göre sıralanırlar alt kategoride hepsi de orada o bir üst kategoriye kendileri muhakkak çalışırlar ordu tutmaya çalışırlar ama lütfi ilahidir bu benim kendi anlayışım yoksa birbirinden üstünlükleri alçaklıkları vardır yoktur noktasında değilim ben Allah muhafaza eylesin Allah kimi nimetlendirdiyse nimetlendirmiştir kime ihsan ettiyse etmiştir kimisi bu halleri görmez bile bunları anlatamaz mümkün değil o lütfi ilahiyle yukarı çıktı ya
orada akıl yoktur orada fikir yoktur orada mantık yoktur orada hiçbir şey yoktur o Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetine ve nuraniyetine garp olunca Allah'ın nuraniyetine garp olur bir çıtta hatta an gelir sarhoşlukla Allah'ın nuraniyetiyle Muhammed-i Mustafa'nın nuraniyetini bir görür bir fark kalmaz şöyle anlatayım gözünün önünde veçesinde öyle değil Allah'ın nuraniyeti gözünün arka kısmında Muhammed-i Mustafa'nın nuraniyeti
o esnada bunu ayırt edemez bunu o halden çıktıktan sonra ayırt edebilir o hal içerisinde ayırt edemez ve Cenab-ı Hakk'ın nuraniyetini o kimsenin üzerinde gerçek manada dayandıran nur Muhammed-i Mustafa'nın nuraniyetidir yoksa o kimse Allah'ın o nuraniyetine kendinde güç kuvvet nuru görürse dayanacak gücü ve kudreti kaldıramaz o hani tefsircilerin kabul etmediği mana var ya Ya Rabbi ben seni göremez miyim aha dağıma bak oraya tecelli edeceğim deyip bayılması ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin
velilerinin Beni İsrail peygamberlerine denk olmasının hali budur bir rivayette üstün olmasının hali budur çünkü Muhammed-i Mustafa'nın nuraniyeti sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ruhaniyeti o velinin içini komple kapladığından Cenab-ı Hakk'ın nuraniyetine dayanma gücü yoksa Allah'ın nuraniyetine dayanma gücü dayanacak hali o kimsenin kalmaz burada akıl fikir yok burada matematik yok burada o öyle miydi bu böyle miydi yok buranın matematiği de buranın kitabı yok bakın buranın kitabı yok yazılı eseri yok buranın
buranın yazılı eseri yok bu hali yaşayıncaya kadar sakın ha oldum davası bu hali yaşasan dahi gütme bu hali yaşasan dahi gütme zaten bu hali yaşayan kimse boynlu bir kere Fatiha-i şerifede bizi inam etti ihsan etti kullarınla beraber eyle amin nerede inam etti anladınız mı şimdi nerede ihsan etti anladınız mı şimdi gerçek manada gerçek manada inam ve
biz hepimiz kullarınla alakasını oturduk inam ettiği ihsan ettiği bir halakadayız şey şüphe yok ama o inam ettiği ihsan ettiği kullarından eyle dediği yer burası Allah alet doğrusunu Allah bilir orada çünkü inam ettiği ihsan ettiği o Muhammed Mustafa'nın nuraniyetinin içerisinde bütün peygamberlerin nuraniyetlerini ve ruhaniyetlerini görürsünüz daha önceki velilerin ruhaniyetlerini ve nuraniyetlerini görürsünüz Abdülkadir Geylanilerin Ahmetel Rufayilerin Ahmetel Bedevilerin ismini bildiğiniz bilmediğiniz Pir Efendilerin
ruhaniyetlerini ve nuraniyetlerini görürsünüz orada gelecek olan Pir'lerin dahi ruhaniyetlerini ve nuraniyetlerini görürsünüz orası ruhaniyetlerin ve nuraniyetlerinin dolaştığı yerdir daha önceki geçmişte yaşayanların renkleri ayrıdır gelecek olanların renkleri ayrıdır o yüzden Arabi der ki isterseniz bana bir kağıt kalem getirin gelecek olan bütün velilerin mürsidi kamillerin isimlerini söylesinlerini yazayım dediği hal bu haldir bu haldir herkese cevap bunu ilk okuduğumda ilk duyduğumda kendi kendime dedim ki yazar mı
yazar ama nasıl yazar dediydim evet yazar yazar mı yazar yazar mı evet yazar geçmişleri yazar mı evet yazar geleceği yazar mı evet yazar ama burası direkt Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti nuraniyeti direk hiç katıksız ama buraya alan Allah'ın imam ettikleridir o yüzden Fatiha'da ümmet dua eder bizi imam ettiğin ihsan ettiğin kullarının yanında eyle abin bunu tefsirciler
nasıl tefsir eder peygamberlerin velilerin öyle yazmaz mı tefsirler evet bir zahiren beraber olmaz biz sünneti resulullah'a uyarsak zahiren beraberiz biz bir zikrullah alakasında bir velinin elini tuttuysak zahiren yanındayız doğru mu cevap doğru yol alabildiğimiz kadar batinemde beraber miyiz evet ama kardeşler işin hakikati gerçek tarafı dediğin yer burası bakın dediğin yer burası buraya da bir kimsenin üstadının eli olmadan ulaşması çok kapıyı kapatmayın da çok güç çok güç muhakkak ki o kimse
seyrusunu yürüyecek geçecek geçecek teker geçecek geçecek Allah'a itaat Resulüne itaat sizden olan emir saatlerine itaat orda sımsıkı duracak Allah'ım senin sevgini seni seveninin sevgisi bu ne güzel sevgi ya seni seveninin sevgisi seni sevdirecek olanın sevgisi bizlere bahşeyle amin bu muhteşem sevgi sevginiz burada kalacak doğru sevgi bakın bu eşi sevmemek demek değil lazım mı evet çocuğu sevmemek demek değil lazım mı evet ama bunların hepsi de mecaz bunlar sizin
şimdi belki de acı gelecek mecaz diyor ya kendi elimle öldürdüm diye evet mecaz gözünün önünde öldüğünü görürsün gömersin cenazesini gösterirlerse cenazeye kimlerin geldiğini dahi görürsün bir uyanırsın gerçek değilmiş dersin gerçek o cenaze öyle tecelli eder müdahale dahi edemezsin müdahale dahi edemezsin gerçektir o müdahale edersen yanarsın yolun kalır bu yolda da bir kaldın mı bir daha kolay kolay toplayamazsın öyle bir yerdir
bir silkelenirsen kolay kolay toplanamazsın öyle bir şey sakın silkelenmemeye gayret edin düşmemeye gayret edin savrulmamaya gayret edin gayret edin savruldunuz test toplanmaya gayret edin savrulur insan savrulurdum ben giderdim ben efendim yapacağımı yaptım yine ben savruldum ben kendimi beğenmiyorum bu ara hiç iyi değilim ben ne yaptın Mustafa efendi derdi efendim yaptığımı bilsem zaten toparlayacağım ne yaptın bunu bilmiyordum ki derdim hiç akınlanmayacaksın sen de aç bakayım ağzını tükürüyor vardı mı var dışarıdan bakan
birisi de lan kendini tükürttürüyor ne var bunda da tamam mı aç bakayım ağzını Mustafa efendi etrafta kılmardım ne kızdı Mustafa efendi ama bak sert söyler böyle ben açardım ağzını tükürür ağzını bir de sıktım hadi hadi şimdi Allah razı olsun savrulur insan Cenab-ı Hak'a hamdolsun ki üstadım vardı savrulduğumda gidip yaslanacak ayağımı kırdığımda gidip tamir ettirecek gözümü çıkarttığımda götüp ameliyat ettirecek kulağımı patlattığımda gidip diktirecek hamdolsun ya üstadım olmasaydı kendimi haklı görüp şeytan çalıp
ben oynayacaktım ben haklıyım ya diyecektim şeytan çalacaktı ben oynayacaktım ben çalıp şeytan oynamayacaktım şeytan çalacaktı ben oynayacaktım o bana çalacaktı sen haklısın Mustafa Efendi sen haklısın ben de ben haklıyım ben haklıyım ben haklıyım oynayacaktım ben bunu Cenab-ı Hak'a hamdolsun ki bir üstadım var giderdim ben ben yine baktım derdim ben baktım ben yine çamurlara bulandım ne yaptırsam yaptım derdim ne yaptım Mustafa Efendi bilmiyorum efendim ne yaptım bilsem söyleyeceğim dedim ben şunu yaptım ne yaptım
bilmiyorum ki söylerdi bana bir söz kızardı bana örneğin sert konuşurduk sert konuşurduk derdim ki ya elhamdülillah hamdolsun ya olmasaydı olmasaydı olmazdık asıl burası işte anladınız mı olmasaydı bak olmazdı Cenab-ı Hak'a hamdolsun Cenab-ı Hak'a hamdolsun bu yolda istihdam etti bizi bir üstadla buluşturdu kaç milyon Müslümanın içerisinde buluşturur ki kim Hazreti Mevlana okyanusta ince aramaya benzer diyor
bir veliye bulmak bir mürşide ulaşmak okyanusta ince aramaya benzer Müneş şimdi şeyhi vefat ediyor aman bizim şeyhimiz devam ediyor diyor inciden yoksun bulmaktan yoksun kör kör DNA'ne sarılır elinde DNA'ne kaybolursa yol gidemiz gören öyle değildir elinde DNA'ne kaybolursa gider bir DNA'ne bulur DNA'ne bulmayan DNA'ne DNA'ne bulmayan ne kör iyice DNA'ne değneksiz olanlar ne Allah muhafaza eylesin cahil körün DNA'ne var o iyi genel bu ne bu bir üstada bağlanmış
vefat etmiş ondan sonra orada kalmış kör elinde bir DNA'ne var elinde bir DNA'ne var mı? o DNA'ne yol arayacak kendine ne kadar bulabilirsem ama üstadı yoksa hiç onun elinde DNA'ne de yok başkan diyor ki beğenem adı kısıldadır eşek dedik evet Hazreti Mevlana'da demiş ya eşekten farkı yoktur evet o da DNA'ne de yok haa o kimsenin elinden değnek düştü o istihare yaptı istişare yaptı bir veli buldu onun gözü açık Allah bizi onlardan eylesin amin âlemen lehu la amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.