mustafaozbag.org

414. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Kasım 2014 · 1:25:11

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin, inşallah. Cenâb-ı Hakk'ın üzülümüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, inşallah hayırlı eylesin. Cihad etmek isteyen bir adam, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine geldi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine, ona şöyle buyuruyor. Anan, baban, sağ mı? Adam, evet dedi. Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki, sallallahu aleyhi ve sellem, o ikisinde cihad. Cihad, dinin içerisinde olmazsa olmaz en önemli ibadetlerden birisi. Bunun normalde değişik veçeleri var, değişik noktaları var, değişik daireleri var, tecelliyatları var. Müslümanlara karşı silahla mücadele eden kimselere karşı silahla mücadele edilir.
Buna cihadın içerisinde kıtal denir. Yani böyle işte ölümse öldürülür, kesilecekse kesilir, içilecekse geçilir manasından. Savaş meydanına çıkıp cenk etmeli. Savaş meydanında silahlı insanlarla mücadele edilir. Bunun adı İslam'da cihadın içerisinde kıtaldır. Cihadın çünkü bir düşmanla olan kısmı vardır. Velev ki herhangi bir ülke veya insanlar, Müslümanlara karşı savaş açmışlar. O Müslümanların onlarla cihad etmeleri farzayın olur. Veyahut da Müslümanlar kendi içlerinde eğer ki İslam hukukuyla hukuklanmadılarsa, İslam hukukunu yerine getirmek için, icra etmek için mücadele ederler.
O mücadele eder, bu noktada cihad olur. Tabii eğer ki sizinle mücadele edenler silahlı mücadeleyi seçtilerse, siz de onlarla silahlı mücadeleye girersiniz. Eğer sizinle mücadele edenler silahlı mücadele etmiyorlarsa, sizin onlara silah çekmeniz uygun ve caiz değildir. Bir de insanın kendi içinde haramları seven, haramlara muhabbet besleyen, haramlara koşan nefis de cihad olur. Hazreti Peygamber Salallahu ve Selam Hazretleri, buna da cihad-ı ekber demiş. Bu insanın kendi nefsi dairesinde, birinci derecede etrafındaki elinden, gözünden, kulağından, dilinden, ayağından çıkacak olan haramları engellemek, ondan sonra etrafında yapmakla mükellef olduğu farziyetleri, amelleri, ibadetleri yerine getirmek.
Bu cihadın en mühür. Bu düşman karşısında yakapaça olup, can verip, can almaktan daha önemlisi. Neden? Çünkü bir sefer ölürsünüz, mesele biter. Ama bir insanın kendisini haramlar çizgisinden uzak tutup, bazı ibadetleri yerine getirme çizgisinde, ömrünün sonuna kadar, son nefese kadar mücadele etmesi, bu yüzden cihadı ekber olarak nitelendirilmiş ki, Hz. Peygamber Sabunlar ve Selam Hazretleri bunu çok önemsemiş.
Çünkü savaş meydanına çıkar, bir tabiyle öldürülürsünüz. Mesele biter. Ama normalde cihadla alakalı meselede, yani nefis de olan cihatta bir sefer de olmuyor. İnsanın anne babasına karşı Kur'an ve sünnet dairesinde davranış biçimi, anne babası ölünceye kadar devam ediyor. İnsanın eşine karşı olan Kur'an ve sünnet dairesindeki davranış biçimi, eşiden boşanıncaya kadar, veyahut da boşanmazsa ölünceye kadar devam ediyor. İnsanın çocuklarıyla olan hukuku, ölünceye kadar devam ediyor. Arkadaşlarıyla, dostlarıyla, komşularıyla, alışveriş ettiği insanlarla olan hukuku, ölünceye kadar devam ediyor. Bu nefsin, nefis de olan cihadın en önemli noktası. Bu cihadın en ehemmiyetli noktası. Sabah kalktığınızda evinizde çocuklarınızla karşı karşıyasınız.
Çıktığınızda iş yerinde insanlarla karşı karşıyasınız. Gece akşam döndüğünüzde yine evinizde, çoluğunuzla, çocuğunuzla, akrabalarınızla, anne babalarınızla karşı karşıyasınız. Devamlı sosyal bir hayatın içerisinde, insanlarla peşirleşirsiniz. Bu sosyal hayatın içerisinde, bir kimsenin haramlara uymadan farzları yerine getirmesi, gerçekten çok önemli. İşte haset-i peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, anne babaya karşı olan muameleyi, anne babaya karşı olan vazifeyi, düşmanla yakapaça olmakta daha önemli noktaya koymuştur. Siz gideceksiniz, düşmanla yakapaça olacaksınız, onu hafife almış. Demiş ki, anne babana karşı sen cihada devam et. Yani sen onlara hizmetler, sen onlara itaatler, sen onlara tavır ve davranışlarında eksik davranma.
Onlara karşı olan davranış güçlerini, Kur'an ve sünnet ölçüsünde devam et. Bu, savaşta senin düşmanla yakapaça olman da, daha önemli ve daha hayırlı noktasına koymuş. Daha faziletli noktasına koymuş. O yüzden, bir kimsenin normalde, sakın ha şöyle düşünmeyin. Ya nasıl olur da işte bir kimse savaş meydanındaki savaşmaktan, anne babaya hizmeti daha öne alınır diye düşünmeyin. Nefisle alakalı bütün meselelerde, bir kimsenin nefsiyle mücadele etmesi, dışarıdaki etkenlerde mücadele etmesinden önde gelir. Niçin? Çünkü siz nefsinizle olan probleminiz hala da varsa, savaş esnasında bir gaminet malına el koyabilirsiniz. Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem mazretleri, o kimsenin cenaze namazını kıldırmadık.
Örneğin, siz dışarıda savaş esnasında, hukuka uymayabilirsiniz. Nefsinize uyarak da. birisinin malına, birisinin canına, birisinin ırzına tecavüz edebilirsiniz. Veya savaşırken haddi aşabilirsiniz. Çünkü nefisle olan mücadelenizde belli bir noktaya gitmemişiniz. Hani Ashab'dan birisi ölme esnasındadır ya, Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem mazretleri sorar bunu, ne oldu, kim o, nerede? Ashab derler ki şehit oldu, hayır olmadı der. Hemen sahabe bulurdu. Sahabe bulduktan sonra, ensesinden tutup kaldırırlar. Ne için savaştı? O der ki, bu müşrikler gelip bizim hurma bahçelerimize el koyarlar diye savaştı. Tak, ölür. Saddak ya Resulallah derler. O kimsenin kalbine iman yerleşmemiş. O kimse içinden mal sevgisini yitirememiş, bitirememiş, yenememiş.
O malı için cihat etmiş o esnada. Toprakları için cihat etmiş. Allah için cihat etmemiş. Din ise Allah içindir. Mal için, mülk için, renk için, makam için, anne için, baba için, eş için, çocuk için, arkadaş için, dost için, şeyh için, üstad için, hoca için, alim için, patron için değildir. Din Allah içindir. Bir kimse işte üstadı için, hocası için, alimi için filan işte namaz kılmaz, zikretmez. Allah için yapar. Veya bir kadın, kocası için ibadet etmez. Allah için yapar. Veya bir erkek, kadın için ibadet etmez. Allah için yapar. Çocuğum olsun diye zikredilmez. Allah için zikredilir. İşim düzelsin diye zikredilmez. Allah için zikredilir.
Borcum ödersin diye zikredilmez. Allah için zikredilir. Vay benim hayırlı bir evladım olsun, iyi bir hayatım olsun. Onun için zikredilmez. Allah için zikredilir. Zikir Allah için zikredilir. İbadet Allah için zikredilir. İman Allah için zikredilir. İslam Allah için zikredilir. Hicret eden bir kimse bir kadın için hicret etti. Müslüman olmuş bir kadın. O da o kadını çok seviyordu. Sevmek öyle bir şeydir. Kişi sevdiğinin peşine düşer. Kişi sevdiğinin yörüngesinde gider. Kişi sevdiğinin ölçüsünde gider. Onun bastığı adıma basar. O müşrik bir kadın Mekke'den Medine'ye Müslüman kadın hicret edince o da arkasından hicret etti. Sahabeler sorumlular.
Ya Resulallah onun da hicret sevabı olacak mı? Dedi ki dünya için hicret eden dünyayı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur. Allah için hicret edenler de Allah'ın. Hicret Allah, Allah için. Kadına hicret eden kadını bulur. Mala hicret eden malı bulur. Gerçekten ticaret için seyahate çıkan rahatlar. Cenab-ı Hak ona bir iş verir. Allah onu bereketlendirir. Peygamber mesleğidir. Seyahate çıkıp ticaret yapmak. Peygamber mesleği. Cenab-ı Hak bereketlendirir onu. Onu youtubelandırır, yükramlandırır. Mal almak için başka bir şehre gitmek. Mal satmak için başka bir şehre gitmek. Peygamber mesleğidir.
O kimse ondan bereket bulur. O kimse ondan bir Cenab-ı Hak onun ağzına tak verir. İsabet olur. Ama onun gidişi nedir? Ticaret içindir. Mal için. Adış yerinde sabit. Allah bunu verir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlemiş sözüyle sabit. Cenab-ı Hak ne için hicret ederse o kimse onun uzun. İlim için hicret eden ilim bulur. Aşk için hicret eden aşk bulur. Mal için hicret eden mar bulur. Hicret ettiğini bulur insan. İşte nefisle alakalı mücadele bu noktada önde. O kimse her şeyi hicretini de Allah için yapacak. Bütün tavır ve davranışlarını Allah için yapacak.
O zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler bize bu dış cihattan daha önemli bir iç cihada bizi davet ediyor. Diyor ki sizin savaş meydanında savaşmanızdan daha önemlidir. Anne ve babanıza tavır ve davranışlarda Kur'an ve sünneti uygun davranmak. Onu bakmak, onu görüp gözetmek, ona itaat etmek, ona tabi olmak. Bu kim? Baba. Onlara normalde yaşlandığı zamanlarda çocuklar gibi şefkatli ve merhametli davranmak, dinin gereği. O yüzden normalde İslam dünyası batınlaşmazdan önce. İslam dünyası bu noktada batınlaşmaktan kastım, dünyevileşmek. Yeni dilde hani bize böyle yabancı terimler kullanarak ne manaya gelmediğimiz şeyleri yüttürüyorlar ya, sekülerleşmek.
Müslümanlar sekülerleştikten sonra, dünyevileştikten sonra daha doğrusu bu anne ve babaların, yaşlıların huzur evleri çıktı. Çocukları hayatta olmayanların veyahut da erkek evlatları olmayanların bir müddet sonra huzur evine gidip yerleşmesi muhaldir. Devlet bu tip yerler kurabilip, çünkü devlet velidir. Müslümanların velisi bu noktada devlettir. İslam'da devlet sosyal devlettir. Vatandaşına hizmet eden, vatandaşına hürmet eden, vatandaşına saygı duyan, vatandaşını insani ölçülerin en yükseğinde, en yükseğinde hizmet veren devlet anlayışı, İslam devlet anlayışıdır. Bir İslam devlet sisteminde İslami bir sosyal hayatta köprü adlılarında yaşayan insanlar göremezsiniz.
İslami sosyal hayatta bankların üzerinde yatan yaşlıları göremezsiniz. İslami hayat sisteminde bir ne bileyim yaşlının, ihtiyarın tek başına, bir evde tek başına öldüğünü göremezsiniz. Böyle bir şey olması mümkün değil. Biz ne zaman dünye birleştik? Dünye birleşince biz kendi hayat standartımızı, ev kültürümüzü, hayat kültürümüzü de biz dünye birleştirdik. Batılılaştırdık. Şimdi hepimizde iki oda bir salonlar, üç oda bir salonlar, anne babanın oturacağı bir oda yok. Anne babanın oturacağı bir daire yok. Biz altı üstü dairelerde oturamaz olduk. Önceden bir bahçenin içindeydi herkes. Şimdi bir bahçe kalmadı. Bir apartmanın içinde de kalmadı. Bir apartmanın içinde de kalmadı.
Bunun sorumlusu herkes. Anneler, babalar, çocuklar hepimiz sorumluyuz bundan. Hepimiz sorumluyuz. Hepimiz de. Ya benim annem böyleydi de, babam böyleydi de, ben tezgür kaldım. Bunlar da sorumlu. Benim çocukum şöyleydi, çocuğum böyle davrandı. O yüzden ben onu evden gönderdim. Onlar da sorumlu. Hepimiz sorumluyuz. Biz annelerimizle, babalarımızla, çocuklarımızla, eşlerimizle bir çatının altında yaşamayı beceremedik.
Yapamadık biz bunu. Çünkü çocuklarımız gittiği okullarda ayrı eğitim aldı. Sokakta ayrı eğitim aldı. Televizyonlardan ayrı eğitim aldı. Eve geldi, evde de İslami bir eğitim almadı. Hepimiz çarpık bir sistemin içerisinde, çarpık bir eğitim sistemin içerisinde çarpık yetiştik. Bizim anne babalarımız da bu noktada, tam bir İslami eğitim ve öğretime sahip olmadıklarından, onlar da bize fazla bir şey veremediler. Yani onlar anne babayı gelinin başında böyle boza pişirmeyi annelik babalık olarak gördüler. Gelinin zulmetmeyi, kayınvaleri, kayınpeder olarak gördüler. Veya kayınpeder olacak olan kimse, oğlanın babası gidip yerine bir tokat vurdu. Bunu büyüklük gördü kendince. Ona şefkatle, merhametle onu sarım sarmalayamadık. Büyükler, büyüklüklerini göstermediler.
Bilmiyorlardı çünkü. Kendilerince atalarından ne gördülerse aynı zulmü devam ettirmeyi kendilerince iş zannettiler. Ben kaynanamdan ne çektim, bize böyle davranırdı, ne olmuş ki yani. Bunları duyduk biz. O yüzden aileler parçalandı. Şimdi hiç kimsenin yanında, büyük bir çoğunun yanında anne baba yok. Anne babalar anne bulunca şikayet ediyorlar. Kendileri de gençken annelerine, babalarına bakmadılar. Kendileri de kayınvalidelerine bakmadılar gençliklerinde. İstemediler. Mendakka da dukka. Ateş yeken köz topladı. Rüzgar yeken fırtına biçti. Bunun dönüşmesi lazım.
Bunun tekrar normal yerine, merkezine, yatağına, sesinin minvaline yerleşmesi lazım. O zaman büyükler, anne babalar, evli erkek çocukları olanlar, çocuklarınızın hürriyetini kısıtlamak, geline karışmak, gelinle hırlaşmak, didişmek annelik babalık değil. İşte altlı üstte oturanlar, ya nereye gidiyor, haber verecek annesine babasını. Ya bırak, elleme otuz yaşına gelmiş, kırk yaşına gelmiş. Haber vermek zorunda olmasın. Elleme. Hayatına karışma, hayatını onu disiplin edeceksin diye uğraşma. Elleme ona kim arkadaşı geliyorsa gelsin, bir sardım geliyorsa gelsin. Yok, bunları beceremedik. Çocuklar da bunları beceremedi. Çocuklar da eğitimsiz.
O zaman biz yeniden işi ele almalıyız. Sufiler topluluğu olarak. Biz yeniden bu işi, bu kısır döngüyü tersine döndürmeliyiz. Kur'an ve sünnete çevirmeliyiz. O zaman anne ve babalarımız da makul dairede üzerimize düşen vazifelerimizi yerine getirmeye gayret etmeliyiz. Eğer bunu biz, bu döngüyü çevirirsek, inşallah, herkes bundan memnun kalacaktır. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Ebu Hureyre radallahu anh hazretleri, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün. Kimin burnu sürtülsün, ya Resulullah diye sorulunca şu açıklamada bulunduğu. Kendi yanında anne ve babasına veya sadece birine ihtiyalı ulaşıp da onlara hizmet etmeyerek cehenneme girmiş kimsenin burnu sürtülsün.
Demek ki anne babamız eğer bizim yanımızdaysa ve bizim yanımızda ihtiyarlıyorsa herhangi bir işi hiç önemli değil. Ve biz cenneti kazanamıyorsak onlar bizim yanımızdayken, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri burnu sürtülsün diyor. O kimsenin de burnu sürtülüyor. Bu teşribeyle sabit. Annesiyle, babasıyla ilgilenmeyen bir kimsenin burnu sürtülüyor. Normal hayatın içerisinde onun hayatı gezdiyor. Eğer o kimse Müslüman, Mümin ise. Neden? Cenab-ı Hak o anne babasına olan davranışını başka bir noktadan ona tecelli ettiriyor. Onun cehennemde yapmak istemiyor belki de.
Ona bir uyarı bir şenkat tokadı gibi veriyor ona. Oysa annesine, babasına bu noktada hürmet, hizmet etmiş olsa, onunla iyi geçilse, Cenab-ı Hak onun burnunu sürttürmeyecek. Sonraki diyor, muhattepi yerken dişi kırılıyor onu. O muhallebiye kabahat buluyor. Muhallebiyi çorba haline getiriyor. Burun içerisindeki taş nereden geldi diye. Başka bir cihete bakmıyor. Başka bir tarafa bakmıyor. Hepimizin bu noktada gafleti var. Dişimiz kırılıyorsa bir yerde, burnumuz kısıyorsa bir tarafta, biz bir yerlerde bir hata hüsur işlemişizdir. Tövbe ederim. Kendi kendimizi hesaba çekelim. Biz kime karşı yanlış ya hata yaptık?
Kimin namusuna laf söyledik? Kimin aisyetine şerefiyetimiz attık? Kime iftira attık? Kime büyük tanrım bulunduk? Kimin adına cübet ettik? Kimin adına iftira ettik? Kimin dedik konusunu yaptık? Kimin yakını taşıdık? Kime tebeden baktık? Anne babaya nerede öfterik? Çocuklarımıza mı zulmettik? Geline damada mı zulmettik? Komşuya mı zulmettik? Ticaret yaptığımız bir kimseye mi zulmettik? Kime zulmettik? Arkadaşlığımızda birisine mi zulmettik? Kendimize bakacağız, hesaba çekeceğiz. Hani bunun bir tarafı vardır ya, belanın, musibetin çoğu peygamberler ondan sonra, veliler ondan sonra, velilerin etrafına. Burayı kapatın. Bu kapıyı. Kendimize bu kapıyı kapatın.
Biz derim ki zayıf sufileriz. Biz aciz sufileriz. Biz öyle peygamberin yanı başında durabilecek kapasitede, ihlasta, samimiyette insanlar değiliz. Biz bir velinin yanı başında durabilecek kadar kapasitede bir kimseler de değiliz. Bizim başımıza bir şey geliyorsa, muhakkak bizim yaptığımız hatadan, kusurdan, içeriden geliyordur. Biz kendimizce, kendi nefsimizi böyle terbiye etmeye çalışalım. Yoksa bizim kafamız sıra dağlara kalkar. Evet ya bu belalar, bu musibetler, sıkıntılar hepsi de bizim hatamızdan, kusurumuzdan, yanlışımızdan dolayı değil. Ya biz Allah ve Resul'ün yolunda gittiğimizden dolayı, biz çok yakınız ya, yakınliğimizden dolayı geldi.
Burada o kimsenin kendisini kusursuzluya, kendisini hatasızlığa, kendisini yanlışsızlığa atma noktası vardır ki, bu çok tehlikeleriz. Burası çok tehlikeleriz. Sufiler için veya hak yolcusu olan müminler için, vartadır burası. Bir kimsenin kendisini, peygambere yakın noktada görüp, belaların başına gelen, belaların musibetleri, kendi yanlışlığına değil de, bu yakınlığa, vurgulaması, buraya koyması, kendisini otomatikman, hasansız, kusursuz bir noktaya koymasına götürür.
Allah muhafaza eylesin. Bu sufiler için büyük bir vartıdır. Sufiler, kendilerince kendi hatalarını görmeliler. Kendi nefislerini hesaba çekmeliler. Evet, hasreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddetleri, örümüne yakın ateşler içerisinde kıvranırken, Aslan der ki, ya Resulallah ateşler içinde kıvranıyorsun, sıkıntılar içinde kıvranıyorsun. Allah sana bu sıkıntıları nasıl verdi? Hani Allah sana nasıl veriyor bunu? Veyahut da Allah bunu sana layık gördü değil. Bu manada söylenince, hasreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddetleri diyor ki, belanın, musibetin büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra da velilerin etrafındaki insanlara, ondan sonra da müminlere.
Evet, bu doğru. Eyvallah. Ama biz kendimizi eğer o noktada görürsek, biz kendimizi bu daireye koyar isek, hemen gibi sıralamadan, o zaman biz kendimizi, yani hata yanlış, kusur noktasında kendimizi hesaba çekmek değil, kendimizi o yakınlikten dolayı belaya, musibete gelmiş gibi görürüz. Bu dervişlerin vartası olmuş oluruz. O zaman hiç kimse kendi nefsini hesaba çekmez. Oysa ölmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Yatmadan önce kendini hesaba çek. Kafana yastığı koymazdan önce hesaba çek o gününü. Geçmiş hayatını bir hesaba çek. Geçmiş hayatını hesaba çekerekten helallaşacağın bir kimseler varsa git helallaş. Maddi manevi.
Birine maddi zarar verdiysen git helallaş. Birine manevi zarar verdiysen git helallaş. Helallaşmasını bil, özür dilemesini bil, af dilemesini bil, tevazulu, boynunu bük. Hatam kusurum vardıysa olabilir. Gün içerisinde yanlışlığımız, eksikliğimiz diz boyu değil. Boyumuzu aşabilir. Biz günün sonunda tövbe etmesini bilmeliyiz. Ve bu noktada hatamızı, kusurumuzu aşağı çekmeliyiz. Burnu sürtülsün. Çünkü anne ve babası yanında ihtiyalayıp da cenneti kazanmayalım. Biz bu tabir caizse tersine duayla biz müşerref olmuyoruz. Biz bu noktada aklımızı başımıza alalım. Annelerimiz, babalarımız sağ ise onların dualarını alalım, helallikini alalım.
Sağ değilse helallik alacak. Onlar için hayır, hasen et edelim. Onlara bu noktada dualar edelim, manevi hediyeler gönderelim inşallah. Anne ve babasına iyilik eden kimse müjdere olursun. Yüce Allah onun ömrünü arttırsın. Biz bu Hazreti Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretlerinin bu duasının tecelliyatına rağm olmaya çalışalım. Anne ve babamızın duasını alarak da Cenab-ı Hak'tan hayırlı ömür bize vermesini isteyelim. Allah'tan hayırlı ömür isteyin. Ömrümüzün kısalmasını istemeyin. Biz şimdi müşrikler, kafirler, din bilmezler, ömürlerinizi Cenab-ı Hak onları kısa tutsun. Hidayetler mümkün değilse, Cenab-ı Hak da Müslümanlara, salih insanlara hayırlı uzun ömürler nasip eylesin.
Allah yoluna mücadele edecek, cihad edecek, dinin ayakta durması için, dindarların ayakta durması için çarpışacak, koşturacak. Cenab-ı Hak mümkünler nasip eylesin. Hepimizi de onlardan eylesin inşallah. Anne ve babaya iyilik eden bir kimse böylece ömrün uzun olacak inşallah. Müslüman müşrik babası için af dilemez. İbni Abbas ayeti kerimeyi şöyle açıklamıştır.
İsra 23-24. Anne ve babandan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyalı çağına ulaşırsa sakın onlara öf dile deme. Onları azarlama, devamlı onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanatlarını gel ve de ki, Ey Rabbim, onlar beni küçüklüğünde yetiştirirken merhametli davrandıkları gibi, sen de onlara öyle merhamet eyle. Bu ayetlerin tevbe suresini şu ayeti müşkil olan, müşrik olan anne ve baba için nesletmiştir. Hükmünü kaldırmıştır der. İbni Abbas yani Abbas'ın oğlu Abdullah. Ayet-i kerime şu, tevbe suresi ayet 113. Müşriklerin cehennemlik oldukları kendileri için açıklandıktan sonra, akraba da olsalar, onların af olmalarını dilemek peygambere de müminlere de yaraşmaz.
Eğer anne babamız müşrik noktadaysa olabilir. Müşriktir. Sakın kendi kendinizi de anne babalarınızı müşrik ilan etmeyin. Bir de böyle davrananlar var. Yani anne babasını müşrik ilan ediyor, anne babasını kafir ilan ediyor. Bir arkadaşını kafir ilan ediyor. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diye bir kimseyi kafir ilan ediyor. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyor, bir cemaate gitmiş, bir tarikata gitmiş, yanlış bir yere gitmiş, eksik bir yere gitmiş, yanlış yapmış, eksik yapmış, hepimiz için vardır. Hemen o kimseyi müşrik ilan ediyor. Şimdiki bu zamanın selefi, ondan sonra Vahabi taifesi dahil.
Bu selefi, Vahabi taifesi dahil. Hemen birisini müşrik ilan edip çıkıyorlar. Hemen birisini kafir ilan edip çıkıyorlar. Birisini kafir ilan ettiğinizde onun malı size caiz olmuş oluyor. Onun hanımı size caiz olmuş oluyor. Cari edebilirsiniz. Onun kızları size caiz olmuş oluyor. Cari edebilirsiniz. Böyle bir mantık var mı? Hani sahabelerden bazıları böyle dağda bayırda dolaşırlarken normalde bir kimsenin koyunlarını el koymak için o kimsenin la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediğini kabul etmiyorlar. Onların koyun sürüsüne el koymak için Hazreti Peygamber Sadullah ve Selam Hazreti'nin çok iyi tezdeniyor. Bir kimse Müslümanın dediği halde onun Müslümanlığını kabul etmemek, bir kimse la ilahe illallah Muhammeden Resulullah derken onun imanını kabul etmemek bir insanın hakkı değil.
Bir kimse bunların fetvasını veremez. Bir kimse dil ile la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse Müslümandır. Bir kimsenin onun üzerine kafirliğine hükmetmesi, münafıklığına hükmetmesi hakkı yok. Münafıklığın alametlerini sıralayabilirsin. Söylediğinde yalan söyler, emanete ihanete eder gibi münafıklık alametlerini söyleyebilirsiniz. Ama bir la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimsenin yüzüne münafıksın sen diyemezsiniz. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimsenin müşrikliğine fetva veremezsiniz. Bu mücün değil. O yüzden işte ya annesi babası namaz kılmıyormuş, müşrikmiş. Namaz ona öğretilmedi.
Yüz elli yıldan beri bu topraklarda İslam öğretilmiyor. Yüz elli yıldan beri bu insanlara Kur'an, sünnet ve onların distorları anlatılmıyor. Böyle bir vakayla karşılaştığınızda hadis-i şerifi aklınıza getirin. Ahir zamanı öyle bir zaman gelecek ki, insanlar diyecekler ki benim ceddimin ceddimin ceddi Muhammediymiş. Yani ben de Muhammediyim. Ona şefaatim varacak diyor hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem. O yüzden normalde bir kadın şimdi öğretilmeyi bilmiyor. Öğretmediler evlerinde. Namaz kılmayı insanlar bilmiyor, öğretmediler. Namazın ehemmiyeti öğretilmedi. Abdestin ehemmiyeti öğretilmedi. Cihadın ehemmiyeti öğretilmedi. İslam öğretilmedi bu topraklarda yüz elli yıldan beri.
Yeni namaza başlayan, zikre giren, derse giren kardeşler, evlerinizdeki eşlerinizi, çocuklarınızı, anne babalarınızı, akrabalarınızı hemen müşriklikle, kafirlikle itham etmeyin. Mehmet Bey'in Allah'ı muhafaza eylesin. Benim annem babam dini bilmiyor. Müşrik hükmünde ben öğren, ben evi de terk edebilirim. Onlara itaat etme zorunluluğum yok. Onları dinleme zorunluluğum yok deyip de kendi kendinize fetva verip, kendi kendinize ateşe atıyor. Bilmiyorlar deyip, bilmiyorlar deyip, en önemli handikavlardan birisi bu. Hemen birisi iki kelime öğreniyor, iki kelime öğrendikten sonra ya gidiyor eşini müşrik yapıyor, ya gidiyor annesini babasını müşrik ediyor. Dur ya, daha dün dün bu gün iki, sen de bilmiyordun, onlar da bilmiyorlar.
Onlarla savaşacağını o şekilde, dinişeceğine, onlara tebliğle alakalı olsana, tebliğ et. Tatlı tatlı ana, annene, babana, eşine, çocuklarına, çocuklarınıza sert davranmayın. Derse gidecek, namaz kılacak, oruç tutacak, öldürecek diye çocuklarınıza sert davranmayın. Yumuşak davranmayın, tatlı tatlı, sevdirin, nefret ettirin, sevdirin.
Korkutmayın, ondan uzaklaştırmayın. Onlarla ziyonunuzu sıcak ve samimi tutun. Yapmayın, mücadele edin. Yumuşak yumuşak, tatlı tatlı evladınız sizin. Alın koltuğunuzun altına. Alın koltuğunuzun altına alın. Siz koltuğunuzun altına almazsanız, kim onun koltuğunun altına alır bilinmez. Hata yapmıştır, evet. Yanlış yapmıştır, evet. Kusur işlemiştir, evet. Günah işlemiştir, evet. Alıp otur, konuş, sohbet et falan. Ortak bir noktada buluş. Ya ben buluşamıyorum, ya buluş.
Ben buluşamıyorum değil mi? E çocuklar, anne babalarınıza siz de saygılı ve hürmetli olun. Onlarla da inatlaşmayın, biraz da siz vela kalırız. Onlar size doğru yolu anlatıyorlar. Siz de o onların anlattıkları doğru yolda ilerlemeye gayret edin. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden normalde bir kimse, annesi, babası, kalkıp da müşrik diye, münafık diye, kafir diye fetva verip kendi kendine onları Allah muhafaza eylesin. Dinin dışına artmasın. Ama gerçekten bir kimsenin annesi, babası müşrik ise, ona da öldü, ondan sonra ona da dua edelim, onun için af dileyelim. Bu da yok, Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Hemen bu noktada olan bir hadis-i şerif, tam meşevi bu akşamki hadis tohbetini bitireceğiz inşallah. Saad İbn-i Vakkas anlatıyorum.
Benimle ilgili Kur'an-ı Kerim'den dört ayet indi. Annem bana sen Muhammed'den ayrılıp eski haline dönünceye kadar ne yer ne içerim diye yemin etmişti. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu ayeti indirdi. Eğer annen ve baban hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşmayan seniz olarsa, onlara itaat etme. Lokman on beş. Ayet-i Kerim'e devam ediyor. Ama onlarla dünyada iyi geçin. Anne baban bakın, müşrik de olsa, kafir de olsa ne yapacaksın? Onlarla iyi geçineceksin. Annem olan çünkü. Yok benim annem hala da açık dolaşıyordu. Yok benim babam hala da namaz kılmıyordu. Onlarla geçimini kötüleştirmek yok. Yanlış.
Sen onlarla iyi geçineceksin. Onlarla temasını düzgün tutacaksın ki, bu noktada o kimselerin gönülleri İslam'a kaynasın. Sufi, her haliyle insanlara dini sevdiren bir kimse olmalı. Dini sevdiren. Her haliyle. İnsanlar size baktıklarına, Kur'an ve Sünnet Dairesi'ndeki sizin hayat tarzınızdan ve sizin hayatı algılayışınızdan ve dini yaşayışınızdan ve dini anlatışınızdan insanlar dine karşı senfati duymalı, sıcaklık duymalı. Her şeyi tembih etmek zorunda değilsiniz insanlara. Yavaş yavaş, yumuşak yumuşak.
Müslümanların dahi anlamakta güçlük çektiği mevzulara girmek zorunda değilsiniz. Boş tartışmalara girmek zorunda değilsiniz. Anlamsız savaşlara, anlamsız degomajilere girmenize gerek yok. Anlamsız sözlerle insanlara bir şey söylemeye çalışmayın. Bunlar sizi Kur'an ve Sünnet Dairesi'nde tebliğ metodundan dışarı çıkarır.
Nefsinize uymuş olursunuz. Dini anlaşılabilir bir şekilde insanlara tebliğ edin, anlatın. Zıtlaşaraktan, inatlaşaraktan, kavga ederekten, sesinizi yükselterekten, dövüşerekten din anlatılmaz. Ne annenize, ne babanıza, ne kardeşlerinizle, ne çocuklarınızla, ne eşlerinizle. Böyle bir din anlatımı Muhammed Mustafa'nın Salullah Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin sünnetinde yok. Boş tartışmalarla din anlatılmaz. Hiç gerek yok. Hiç ama. Anlamsız sözlerle din anlatılmaz. Birisi oradan bir kelime buluyor, birisi bir harp buluyor, birisinin bir sözünü buluyor. Onun üzerinden tartışarlar, tartışarlar. Havanda suluyorlar. Veya namazdan, abdestten, oruçtan haberi yok.
O kimse hemen tarikatın kerametlerinden, velilerin, evliyaların kerametlerinden, peygamberlerin mucizelerinden anlatıyor. Gerek yok kardeşim, o kimse daha henüz daha süt emecek ya. Süt emecek, süt. Hazreti Mevlana'nın deyimiyle süt emecek daha. Sen ona et yedireceksin diye uğraşıyor. Hemen kader bahsine dalıyor. Sanki bir bilgisi var. Sanki bununla alakalı bir risale okudu. Karşıdaki kimse de öyle zaten. İnternetten bir şey buluyor, bununla alakalı ne diyorsun? Oğlum zaten din yaşayacağım diye bir derdi yok. Öyle bir derdi yok. Kendinize takva süsü vermeyin. Kendinize çok biliyormuş süsü vermeyin. Kendinize çok iyi müsüsü vermeyin.
Bir muamelenizde çıkarmayın da ben. Helakalıdır. Bu nefsini önde tutmak için, meşhur etmek için konuşulan şeyler. Ben böyle duruyorum, çarşıda, pazarda dinliyorum böyle. Gerek yok. Nefsini önde tutmak için adam tartışıyor orada. Geçenlerde pazarda denkken, iki pazarcı tartışıyorlar böyle. İkisi de nefislerini önde tutuyorlar. Ben de öyle, yan tarafta başka bir arkadaş ya, Kadir diye bir çocuk. Ben de oradan oluşveriş ediyorum. İkisi de bana bakıyorlar, ben müdahale edeceğim. Kadir de bana hocam hocam diyor, Gürsü'den bir pazarda bir genç bir çocuk var.
Bu da hocam hocam diyor, ikisi de bana bakıyorlar. Hani ben, Sazan değil mi ya, yazıyor ya orada. Ben mövzuya artıracağım, üçüncü kişi olacağım ben. Hiç ben oralı olmuyorum ben şimdi. Ben oralı olmayınca, bunlar baktılar ki ben oralı oluyorum. En sonunda birisi dayanamadı. Değil mi hocam dedi, sizin tartışmanıza girmek istemiyorum dedim. Din belli, haramlar belli, helallar belli, Allah yolunuzu açık etsin. Yaşayacak olana dedim, fazlar belli. Neyini tartışıyorsunuz? Fazlar belli. Senin üzerine yükme o meseleler değil. Nefsi o kimseyi tartıştık diyor.
İnsanın nefsi havanda su dördürür insan. Üzerine fazla olmayan işlerle uğraşır. Hiç üzerine fazla açık değildir. Hiç ilgilendirmeyen işlerle uğraşır insanın nefsi. Oyalar insan. Redikodu yaptırır, bilbet ettirir, iftira ettirir, boz sözler söylettirir. Sufiler bu tür tartışmalarına girmesine gerek yok. Hiç gerek yok yani. Kardeş bak sen işine. Baklar belli mi belli. Haramlar belli mi belli. Allah kıybeti haram etti mi etti? Sen kıybet ediyorsun bırak kardeşim ya. Allah iftirayı haram etti mi etti? Gözünle gördü mü yok, kulağınla duydu mu yok. Gerisi bir haber göndermiş ona. Ya bırak koy yalan olarak sana yeter diyor.
Boş tartışmalar. Anne, babalarınız da, eşleriniz de, çocuklarınız da, komşularınız da, arkadaşlarınız da boş tartışmalar yapmayın. Ve dini bu noktada Allah muhafaza etmesin. Sevimsiz hale getirmeyin kendi üzerinizden. Kendi üzerinizden dini sevimsiz hale getirirseniz, o kimseden sorumlu olursunuz. Tebliğcide aranılacak özellikler var.
Konuşması düzgün olacak, kibar olacak, naif olacak. Kafa sözler kullanmayacak. Kendisi temiz olacak, bakımlı olacak. Saçı başı dağınık olmayacak. Etrafı üstü başı dağınık olmayacak. Derli toplu olacak. Palas pandıras bir kimse olmayacak. Ekşi kokulu bir kimse olmayacak. Ekşi kokuyor. Banyo yapmamış, duş almamış. Dişlerini temizlememiş. Saçını başını temizlememiş. Etrafını temizlememiş. İnsanlar etrafındaki insanlara iyi örnek olmaz. Bunların anlattıklarına itibar etmez insanlar. Siz istediğiniz kadar doğru konuşun. Hazreti Mevlana Celaletin Rumi Hazretleri'nin tespitini asla unutmayın.
Bir kimse bir topluluğa kıyafetiyle girer. Kıyafetiyle ağırlanır. Fikirleriyle uğurlanır. Bakın kıyafetiyle ağırlanır karşılığınız. Fikirleriyle uğurlanır. Tebliğçide esas alınacak özellikler. Ondan bundan yemek yemek isteyenler. Ondan bundan bir şeyler almak isteyenler. Ondan buna böyle boş takacak yer arayanlar. O adamın malını almaya çalışanlardan tebliğci olmaz. Asla. İnsanlara sert davrananlar, kaba davrananlar, etrafına böyle akşam kesenlerden tebliğci olmaz. Kendi derviş kardeşlerine bağıran, çağıran, hakaret eden, onları azarlayan, onları tebeden bakandan tebliğci ve sufi olmaz.
Olmaz. Gittiği yerde kadınlara bakan, gittiği yerde kızlara bakan, gittiği yerin eşine, karısına, çoluğuna, çocuğuna. Gereksiz böyle samimiyet gösterip muhabbet etmeye çalışanlardan tebliğci olmaz. Bunlar dikkat edilmesi gereken şeyler. Öyle insan vardır, götürürsün yanında, bakacağım diye uğraşır. Bu evde kız var mı, kadın var mı? Allah muhafaza eylesin. Ben içimden derim ki, gözün çıksaydı da bakmasaydı. Bunlardan tebliğci olmaz. Semazenler, mutrıvan. İnsanların içerisinde çıkıp da, insanların bu noktada muhabbetini, ilgisini çekenler. Gözlerine, kalplerine sahip çıkacaklar. Elbisenin hakkını verecekler.
Hata yapmayacaklar. Benim kusurum yok, o bana arkadaşlık teklif etti. Yok öyle bir şey. Dergâhta hizmet edenler, kadınlar, erkekler. Gözler sizin üzerinizde olur. Sizin hata yapma şansınız olmayacak kardeşlerinize karşıya. Bunları kaldırın buradan. Deme hakkına sahip değilsiniz. Alacaksınız, kaldıracaksınız. Bu neden böyle oldu? Deme hakkına sahip değilsiniz. Gidip kendiniz yapacaksınız. Hizmet etmek için. Siz dergâhta çavuş oldunuz, zahir oldunuz, bir şey oldunuz. Hizmet etmek için. Hükmetmek için değil. Ahkam kesmek için değil. İnsanların yaralarına merhem olmak için.
Yara açmak için değil. İnsanların çubanlarını tedavi etmek için. Çubanlarını çoğaltmak için değil. Birisi gelmiş bir derdini anlatmış. Onun başkasına aktarma. Ona bir başkasına söyleme. Gelmiş birisi bir problemini aktarmış. Onu başkasına anlatma. Çubanı çoğaltma. Sivilceyi çuban etme. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz bütün her şeyimizde kendimize dikkat etmekle mükellefiz. Annelerimize, babalarımıza, eşlerimize, çocuklarımıza dini hassasiyetimizi kendi üzerimizde uygulayalım. Biz evimizde namazı kaçırmayalım göz göre göre. Biz göz göre göre evde namazı terk etmeyelim.
Biz göz göre göre evimizin içerisinde ağzımıza, dilimize, gözümüze, kulağımıza sahip çıkalım. Onun hakkısı gelir. Merak etmeyin siz. Etrafımızdan iyi davranın. Ve böylece inşallah Cenab-ı Hak bizi muhafaza ettiklerinden olur eder. İnşallah onlardan oluruz. Evet. Eğer annen ve baban seni Kur'an ve sünnetin dışında bir şeye zorlarsa yapma bu ayeti kerimeden. Annen seni, annen ve baban seni Kur'an ve sünnetin dışında bir şeye zorlarsa yapma. Annen baban derse kızım hadi bikinileri giy denize gidiyoruz gitme sen. Sana baban derse abi oğlum beraber birer duble içerip içme sen. İçme. Baban seni harama yönlendiriyorsa gitme.
Eyvallah. Annen baban seni harama yönlendiriyorsa gitme. Senin şeyhin, halimin, hocan, zakirin, nakibin, zükaplan, arkadaşın, kardeşin, her kim olursa olsun seni harama yönlendiriyorsa gitme asla. Yapma. Bu farz. İkincisi ganimet mallarından hoşuma giden bir kılıç almıştım. Ya Resulullah bunu bana bağışla dedim. Bunun üzerine şu ayet indi. Resul'ün savaşta alınan ganimetler hakkında sana soru sorarlar. Savaşta ganimet malına elini uzatmak yok. Ganimet malı ne? Biz şimdi bir yerlerde cihad edip ganimete mi elde ettik?
Hayır. Bu alanlar kendi vazifelerinin üzerinden geçinmek, kendine bir pay sahibi etmek, kendine bir şeyi kolaylaştırmak yok. Bunu asla buna tevessül etmeyeceksiniz. Asla.
Vay ben bilmem nerenin zakireyim, gelin benim evimi temizleyin. Vay ben bilmem nerenin çamışıyor, gelin benim evimi temizleyin. Haydi gelin bakalım, benim evimi taşıyın. Hadi bakalım, zakirin evini temizleyelim, bir dizayn edelim. Zakire bir de yer yapalım. Ganimet, adam gelmiş, bundan on beş yıl önce bana fetva soruyor, oradan hareket ediyor. Daha doğrusu bana tanışıyor. Dedi ki bana, Mustafa Efendi, kirada mısın dedi, kiradayım dedim ben. Biz dedi, biz zakirimize dedi, ars aldık, altını dergah yaptık, üstüne ev yaptık dedi. Ondan sonra o zakirde şimdi bunu yaptık dedi, bir zikir yapacağımız bir yer yaptık. O da şimdi başka şeyhe intisap etti dedi. Dedim eyvah ben şimdi direkt ne oldu dedi.
E şimdi yeni zakirde isteyeceksin sen bunu dedi. Evet dedi, problemimiz var dedi. Şey efendim, bir zakir atadı dedi. O da diyor ki dedi, bana da yapacaksınız şimdi bir yer ars alıp, bir yer yapılacak. Nerede zikir yapacağız, nerede ders yapacağız? De dedi. Sizde üsul ne dedi? Bizde dedim böyle bir üsul yok. Biz dedi, dervişlerden para toplayıp öyle dedim. Kendi nefsimize. Yok işte şey yapacağız, böyle Resulü'nün. Ev yaptıracağız, hayn yaptıracağız, hamam yaptıracağız, yok dedi. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. Amin. Üçüncüsü ben hastalığınca Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri bana geldi. Ona dedim ki, ya Resulallah ben malımı taksim etmek istiyorum. Yarısını boğuşlamak üzere vasiyet edeyim mi?
Bunun üzerine Resulullah hayır dedi. Ben üçte birine vasiyet edeyim dedim. Resulullah sıkıt ederek de bunu tavsiyem etti. Bu olaydan sonra vasiyetle ilgili üçte bir miktarı caiz oldu. Tabi bu ayet değil, hadis. Ama sahabelerin bir kısmı Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin dinden olan hükümlerin de aynen ayet gibi algılarlar. Vacip görenler, o yüzden böyle vacip görürler. Ne oldu? Malın üçte birisi tasavvuk edildi. Ve kimse malının üçte birini tasavvuk edebilir. Tabi bu ne zamandı? İslam güçlenmişti artık. Daha önce Hazreti Ebu Bekir Efendimiz malının tamamını tasavvuk etmişti. Hazreti Ömer Efendimiz yarısını tasavvuk etmişti.
İslam güçlenince, din güçlenince bu üçte bir de ne oldu? Karar kılındı. Hani birileri çıkıp şimdi hadis yetişleri yok sayıp ne kadar sana zekattan sorarlar. Onlara de ki ihtiyacınızdan fazlası değil. Bütün mallarını dağıtmasını istiyor ya. Neydi o adamın adı? Yok yok. Yaşar Nuri de söylüyor. Bir de ihsan ilaç. Ona söyledi. Başlattı bu işi. Allah muhafaza eylesin. Dördüncüsü, ben içki haram kılınmazdan önce insardan bir cemaatle içki içtim. Onlardan bir adam devenin çene kemiğiyle burnuma vurdu ve burnum kırıldı. Ben de hemen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gidip durumu kendisine arz ettim. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şarabı haram kılan ayeti inceldi.
Bakara iki yüz on dokuz on ayet. Bu meşhurdur ya bu hadise. Allah affetsin. Bizim bölgede içki içenler kendilerince bu hadiseyi örnek gösterirler. Derler ki, Hazreti Peygamber kavga eden içkicileri yasakladı. Bazıları da der bunu zaman zaman gelirler ya hocam böyle bir hadise varmış işte. Sahabeler içki içi ulanmış da içki içerlerken normalde hiçbir şey olmamış. Aralarında kavga olmuş. Kavga olunca birbirleriyle dövüşmüşler. Dövüşünce Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine içki haram etmiş diye söylerler. Evet, müsebbimi yani bu noktada sebebin üzülü bu meselenin. Ama ve lakin bu sebebin üzülü olmazsa içki haram olmaz diye de bir gayede yok.
Allah bizi affetsin inşallah. Bazen çok vesveseleniyorum. Allah bizi affetsin dua eder misin? Vesveseli olanlar kendilerine vesvese geldiği anda Namazın haricinde size bir vesvese geldiğinde Eğüzü ile başlayacaksınız.
İnşallah. Allah rızası için ümmet-i Muhammed'e hizmet eden kişiler Mürşidin'in ameline ortak olur mu? İnsanlar sevdiklerinin amellerine ortak olur mu? Eğer siz kumar oynayanı sever, onun tümarını da severseniz, kumar oynamış gibi günaha girersiniz. Eğer siz içki içeni sever, içki içenin içkisini severseniz, İçki içmiş gibi günaha girersiniz. Eğer siz namaz kılanı severseniz, namaz kılmış gibi sevaba girersiniz. Seven sevdiğinin amellerine nasibini alır. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa, İsrail'in postalları altında inliyor Mescid-i Aksa'ya basılıp, Kur'an-ı Kerimler yerlere atılıp, çiğneniyor.
Bununla alakalı Müslümanlara ve Dünya siyasetine öneri ve görüşlerinizi müddeter misiniz? Ya Müslümanlara, Dünya siyasetine bunu söylesek mi olacak? Önce nefsimize söyleyelim. Biz ne yapabiliyoruz diye. Biz ne yapıyoruz diye kendimize bakalım. Dünya siyasetine söylesek mi olacak? Söylemesek mi olacak? Dünya siyaseti sizi dinleyecek mi? Hristiyanlar mı sizi dinleyecek? Yahudiler mi sizi dinleyecek? Ne dinleyecek? Mescid-i Aksa yıkılır, yeniden yaparsınız. Sonuçta taş duvar. Adam gözünüzün önünde her gün katliam yapıyor.
İnsanları katlediyor. İnsan mı önemli, Mescid-i Aksa mı önemli? İnsan önemli. Bir Müslümanın canı mı, Mescid-i Aksa mı? Müslümanın canı. Adam çoluk çocuk demeden katliam yapıyor. Biz çoluk çocuk demeden katliam yapan bir zalim, terörist ülkeye karşı kafa tutamıyor. Hiçbir şey yapamıyor Müslümanlar. Adam ne olacak ki gözümüzün önünde Mescid-i Aksa'yı yıksana olacak. Yıktı ne olacak? Oradan beri zaten kazı çalışması yapıyorum diyerekten. Yişecek adam orayı. Boş muhabbet hepsi de.
Herkes temin ediyor. Herkes ne yapıyor? Laf söylüyor. Ben de laf söyleyenlerin içine gireceğim şimdi. Herkes kahrolsun diyor. Yaptığım, yeter artık boş muhabbet, havanda su dövmek. Konuş Allah konuş. Kahrolsun de boyuna. Lanet olsun de, kahrolsun de, yıkılsın de, de bir Selahattin Eyüp'i lazım. Bizans'ı fetheden asker ne güzel asker orayı fetheden kumandan ne güzel kumandan demiş.
Buna mazhar olmak isteyenler, kendilerinin hedefi oraya tutturmuşlar. Kendilerini dikmişler oraya gözlerini. Gözlerini oraya dikmişler. Güçlerini toplayan oraya saldırmış. Gücünü toplayan oraya saldırmış. Kendisini onunla vazifeli bilmiş. Dünya siyasetinin üzerinde kendisini oraya odaklayan bir lider var mı ki?
Dünya askerliyesinin üzerinde kendisini oraya odaklayan var mı ki? Selahattin Eyüp'i böyle çok gülmezmiş. Çok böyle latifeleşmezmiş. Hiç hep böyle kendince düşünceli, kendince böyle az tebessüm edermiş. Sünnet kadar. Yanındaki zamanın şey Hüseyin İslam'ı demiş ki efendim hiç tebessüm biraz böyle hatta kürsüden demiş. Tebessümle alakalı bir sürü hadisleri anlatmış. İnmiş kürsüden Selahattin Eyüp'e demiş. Efendim bu sohbet sizeydi demiş. Dönmüş ona Kudüs demiş. Kafirlerin elinde inim inim inlerken benim gülmemi nasıl beklersin sen demiş. E biz oradan buraya geldik.
Mur patlasın çal oynasın. Kabe yıkılsa ne olacak ki? Müslümanlar kendi kıblegahına bugün ki kıblegahına sahip değiller. Adam istedi ki yapıyor yapacağını. Yani bir Müslüman düşünün, bir mümin düşünün. Beydullah'a kafasını kaldırıp baktığında kocaman beş boynuzlu oteller var. Yani dışarıda ne? İşte şimdi yapmışlar, Zenzan Tavru. Bir de ismini Zenzan Tavru koymuşlar. Adı Zenzan. Vardır ya adam turizm şirketi, üçkağıtçı. Adam işte ya Sefa tur koyar, ya Hicaz tur koyar, ya ondan sonra ne bileyim işte Merve turizm koyar. Ya bir de işin Müslümanların tarafında bir de bu var. Ne Zemzem turizm, ne Bayram Efer, ne Zemzem Efer.
Bir de bu var ya, kutsallaştırıyor ticaretini. Ticaretini kutsallaştırıyor. Ne o? İşte Sefa bilmem ne. Kutsallaştırıyor. Ne o? Kabe turizm. Görüyorum ben onları. Adam yapmış olduğu ticareti kutsallaştırıyor. Biz onlara hayır diyemiyoruz. Müslümanlar kendi Beydullah'ın etrafındaki koskocaman otellere hayır diyemiyor. Hayır diyemiyor. Müslümanlar kendi mescitlerinde adam kapatıveriyor kapıları. Katmıyor içeri kimseyi. Müslümanlar ona hayır diyemiyor. Biz niye olulduk girdik bomboş içerisi.
İçerisi boş. Adam kapatıyor. Girmiyorsun sen namazdan 45 dakika daha namaz alın. Beydullah'ın bütün kapılarını kapatıyor. Beydullah'ın dışında namaz kılıyor herkes. Ne olacak ki? Ya siz ne bekliyorsunuz bundan? Adam otelden, camdan, oradan, cam fanustan namaza duruyor.
Ne beklersiniz ya? Şeyhi, alimi, malimi ne varsa üst kategori herkes önceden şeyde duruyorlardı. Hilton'dan duruyorlardı. Şimdi Hilton yavru gibi kalmış öbür otellerin arasında. Girince gör. Şimdi öbür otellerin cam fanuslarından oradan Beydullah'ın namazda duruyorlar. Bu hümmetten ne bekliyorsunuz ki? Beydullah'ı için mücadele edemeyen, etmeyen bir hümmetler.
Kendi kitabı için mücadele etmeyen bir hümmetler. Herhangi bir televizyon programında, herhangi bir televizyonda, kitabımıza millet salyalarını akıtırken, imanımıza salyalarını akıtırken, sünneti Resulullah'a salyalarını akıtırken, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hakaret edilirken, sünnetleri ilim adına, hadisleri ilim adına, temlik ellerine, ilim adına inkar edilirken ne yapıyor bu ümmet ki? Gidecek mescide, hastaya bir şey yapacak. Borsa zevcide. Havanda su dövmekten başka bir şey değil. Bir düdük hepimiz evdeyiz. Bir düdük hepimiz evdeyiz. Bir düdüğe bakıyor o bizim hayatımız. Düdük çaldı, haydi herkes evine.
Zikrullah'ı da bırakırız, tekkeyi de bırakırız, şeyhi de bırakırız, zakiri de bırakırız. İşimiz gücümüz var, çekimiz senedimiz var, sefetimiz var, çoluğumuz çocuğumuz var. Ya ne yapalım başörtüsü ise başörtüsü. Açsınlar çocuklar başlarını. Bir tane de imam, bir tane de hoca. Başörtüsü teferattır. Dedi mi? Tamam bitti. Hiç kimse konuşamaz bile. Hele bir tane umutu kalabalık çıkar da bunlar dini yanlış yorumluyorlar. Dedi zaman herkes susar, diyanet dahil bırak. İlahiyatçılar dahil buna. Hadeşleri, işte anlatıyor fitneleri böyle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Sahabi diyor ki ya Resulallah Müslümanlar o zaman kalabalık olmayacaklar mı?
Güçlü olmayacaklar mı? Kalabalık değiller mi? Kalabalıklar. Ama denizin üzerinde köpük misali hiçbir ağırlıktır olmayacak. Biz hala da soruyoruz saç boyası caiz mi değil mi? Tırnak boyası caiz mi değil mi? İşte biz yüzüğün altına su değmedi, abdestimiz oldu mu, olmadı mı? Yok sakallarımızı nasıl hilallemeliyiz? Yok sen abdest alırken yüzüne suyu atıyormuşum da ben hilallemiyormuşum. Ona bakıyoruz biz, bunlara bakıyoruz biz. Biz bırakmışız işin anasını, danasını, biz yavru civcivlerle uğraşıyoruz. Biz milletin ayakkabısıyla uğraşalım. Yok pantolonla namaz olur mu, olmaz mı? Şal var, gelmek lazım değil mi hocam? Bunu söyleyen kimseye diyor ki, şeyhin nerede kaldı?
Haçta. Bakıyor şimdi. Diyorum caiz mi, değil mi? Hilton'da oturup da haç yapmak, Hilton'un pengeresinden namaz kılmak. Nereye koyacaksın bunu diyorum ben? Bakıyor. Bakıyor. Ben şallar giymiyorum, pantolon giyiyor diye. Benim namazım caiz mi, değil mi, oldu mu, olmadı mı tartışmasını yapan bir kimsenin şeyhi Hilton'da, cam çerçevede namaza duruyor, onu görmüyor. Hepimizde var bu. Hepimizde var. Biz şimdi Mescid-i Aksa'ya konuşacağız. Düşünün bir milyon insan haç sırası bekliyor bu ülkede. Bir milyon insan haç sırası bekliyor.
Kim yapıyor? Haydi bir milyon insan gidin, diyanetin kapısına dayanın. Tasvip etmiyorum. Kobene eylemleri için kırk kişi öldü. Bir milyon hacca gideceğim olan insan samimiyse çıksın yola. Güzelce gidiyoruz kardeşimiz. Hiçbir şey olmaz. Birkaç tanesi siyasetçi çıkar şimdi bu olmaz, bu kabul edilmez derler. Bağrılar, çağrılar, içeri yönelik onlar. Hiçbir şey olmaz. Neden? Biz davamıza sahip değiliz.
Biz davamıza sahip değiliz ki. Biz kendi mescidimize, kendi Kabe'mize sahip değiliz. Adam size danışıyor mu? Yığıyor oteli oraya. Size soruyor mu kardeş? Yarın öbür gün ben Beytullah'ı güzelleştireceğim, yıteceğim desen amcanım. Ne yaparsınız? Ocak Irak'ta, Suriye'de Ehli Beyt'in mezarları normalde yıkılıyor şimdi. İşit tarafından yıkılıyor. Ya Suudiler kendileri yıktılar bütün hepsini de kendisi bulundukları yerlerde. Müslümanlar bir şey yapabildi mi? Hazreti Hasan Efendimiz'in kabri nerede? Bu ümmet Hazreti Hasan Efendimiz'in kabrinin hesabını soramıyor. Ehli Beyt'in kabirleri nerede?
Ehli Beyt'in kabirleri. Hakide imamların kabirleri. Mescid imamı bunlar. Nerede? Hepsini onların kabri, yani kabirlerini yeniden inşa etmiş, yapmış. Nerede?
Bakın, aslında ümmet şunun bilincinde değil veya farkında değil veya görmüyor. Kendince dini ve tarihi değerleri ne değer atfettiyse, ne değer atfettiyse, dünya üzerindeki o oligarşik yapılanma gözümüzün içine baka baka, teker, teker, teker, teker yıkıyor. Hangi mescid Aksa'dan bahsedeceksiniz siz? Orada duruyor Ayasofya. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kubbesinde mübarek tükürüğü var. Hadi gidin namaz kılın Cuma'ya orada hadi. Bir CHP hükümeti olmuş olsa hükümeti zora düşürmek için bir kılçık atarlar, orada bir milyon insanı toplarlar namaz kıldırmak için. Hükümeti zorlamak için.
Şimdi de hükümeti zorlamak isteyen birileri bir kılçık atıp bütün insanları oraya toplayabilir. Maksat oraya açmak değil, hükümeti zorlamak olur. Hangi hükümet olursa olsun. Ama orada şimdi o İŞİD denilen Vahavi Selefi uzantısı Irak'ta ve Suriye'de ne kadar ne kadar Ehli Beyt'in, sahabenin, geçmiş peygamberlerinin mezarları varsa yıkıyor. Roket atılır mı? Roket atıyor. Hüseyin Efendimiz'i zehirleyen mantık, düşünce, örgüt. Hüseyin Efendimiz'i ve yetmiş iki şühedayı Kervela'da şehit eden o mantık, o örgüt ve akabinde Ehli Beyt'in kadınlarının, kızlarının kendilerine, Ehli Beyt'in kadınlarının, kızlarının kendilerine, kendilerine cariye yapmak isteyen o örgüt hala daha İslam'ın içerisinde karanlık kol gibi dolaşıyor.
Müslümanlar onlara karşı bir şey yapamıyor. Yapamıyor. Dün yapamadılar. Bugün de yapamıyoruz. Hüseyin'in, Hazreti Hasan'ın etrafında toplanamayan ürkme. Bugün de toplanamıyor. Değilip Mescid-i Aksa için toplanacağız. Doğarın Cuma, İstanbul'da bir üç beş nümayiş, Ankara'da nümayiş, Bursa'da nümayiş olun.
Olur. Herkes kan olsun İsrail diye bağırır. Mescid-i Aksa inim inim iniyor der. Olur. Edebiyatlar düzeniz hepsinde. Hepsinde edebiyatlarımız düzeniz. Saat üç olur, olaylar biter. Herkes evine sepeti konumlu, herkes yorulur. Allah bizi affetsin. Mübarek inşallah insanlar. Bu kadar sorular sormayın. Yok. Burada bir sayfa okuyamam. Hakkınızı helal edin. Sorular kısa, iki cümleyle, üç cümleyle bitecek sorular oradaki.
Defalarca söylüyorum. Efendim, sen ben, bana mı? Allah bizi affetsin inşallah. Üç ihlas bir Fatiha şerr. Bütün peygamberimiz, iş geçmiş. Bütün peygamberimiz, işanefelerimiz, dünluklarına.
Aleyha ile hediye. Aleyha ile hediye. Aleyha ile ya Rabbi. Aleyha ile ya Rabbi. Fevdatlarına, himmetlerine, şefa'larına. Özerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Aleyha ile hediye. Sıddık, o da bir farik. Osman Üzü'nü Nuriye. Ali Ali Ali Muhtazar. Ziyadırlar Efendimizin. Evladır Resulullah. Recap Resulullah. Ashab Resulullah. Şehreder Resulullah'ın ruhlarına. İmam-ı Azam Ebu Hanim ve İmam-ı Şafi. İmam-ı İmam-ı Hambele Hazretleri'nin ruhlarına. Aleyha ile hediye. Ashab Resulullah'ın ruhlarına. Aleyha ile hediye.
Vazil ve seda eyle ya Rabbi. Amin. Veda eyle ya Rabbi. Fevdatlarına, himmetlerine, şefa'larına. Üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. İhlas bir fatifa. Amin. Geçmiş müşidi kamilleri, velilerin, evliyaların, vermişlerinin, hizminlerinin ruhlarına.
Sehimiz, üstadımız, müşidimiz, canımız, cananımız, sultanımız. Bayındırlarımız, müşidimiz, müşidimiz, ruhani türkselerine. Yayet ve cedelerin ruhlarına. Mehmet, Mehdi Ali Resulü'nün ruhani türkselerine. Yaşan, müşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, vermişlerin, müminlerin ruhani türkselerine. Turbik ailemizde gelmiş geçmiş Osman ailemizde gelmiş geçmiş. Akraba-i talikatlarımızdan gelmiş geçmişlerinin ruhlarına, ruhaniyetlerine. Aygâin ehlili basileysa dağıyla yarabbi. Amin. Onları dağıyla yarabbi fevdatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, üzerlerinden istik eyleme yarabbi. Amin. Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah el-Azim el-Kerim el-Nezidah, el-Ilahe illa-Hû.
El-Hayr-i ve-Ayyum ve-Tuhu l-Eb-Nezidullah'im el-Seytanir-Rajim. Bismillahirrahmanirrahim. Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi