Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Kasım 2014 · 41:29
Gözlerimizi açarsak günah olur mu? Olmaz. Günah olur diyemez hiç kimse zaten, zikrullah yaparken gözleri açmayı. Ama hani sufilerce şey vardır, Hz. Mevlânâ Mesnesi'nde der ki, sen can gözünü açmak istersen, vücut gözünü kapa der, ört der. Vücut, can gözünü açmak istersen, yani can gözünü açmak istemekten kasıp, manevi gözdür, kalp gözüdür. Eğer sen kalp gözünü açmak istersen, normal gözünü kapa der. Şimdi bir kimse zikrullah esnasında, mimikleri değişir o kimsenin. Karşındaki kimsenin mimikleri değişir. Mimikleri değişince, sen onun mimiklerini seyretmekten kendini zikrullaha veremezsin. Onun mimiklerine bakmaktan, sen kendinle olan hesabı bitiremezsin.
O yüzden ehl-i sünfi, zikrullah esnasında gözlerini kapatır. Gözlerini kapatmasının sebebi de, bu da başka bir şey değildir. Yani vücut gözünü kapatıp, can gözünü açmaktır. O yüzden normalde zikrullah da gözlerini açmak günah değil. Ama bizi bu noktada, kendimizle baş başa kalmakta büyük bir sıkıntı yaşatabilir. Doğru nedir? Doğru yere, zamanı, mekanı, ortamı kişiye göre değişir mi? Şimdi doğru nedir dediğimizde, doğru doğrudur. Hangi noktada doğru nedir dediğimizde durum değişir. Eğer söz konusu olan tıp ilmi ise, tıp ilminin kendi içerisinde doğruları vardır. Eğer söz konusu olan matematik ise, matematiğin kendince kıvam edilmiş doğruları vardır.
Eğer söz konusu fizik ise, kimya ise, kendi dalında, kendi konumuna, kendi durumuna göre doğruları vardır. Biz bu doğruları doğrudan kabul etmeme hakkına sahip olmakla beraber, bunları doğru kabul etme hakkına da sahibiz. Doğru kabul etmeyen kimdir? Eleştirel olarak ilim yapan insanlar, bunlar acaba doğru mu değil mi diye üzerinde ne yaparlar? Onlar sorgulayan bir şekilde şüphe ederekten, onları tekrar bir daha gözden geçebilirler. Bu ilimde şüpheciliktir. Bu ilimde şüphecilik de doğrudur. İlimde şüphecilik olmazsa, biz yeni ilimlere doğru kanat açamayız. Bu ilimde şüpheciliktir. Mesela atomu buldular, atom parçalanmaz dediler. İlimde şüphe ettiler, atomun parçalanabileceğini gördüler.
Bir daha şüphe ettiler, parçalanmış atomların arkasında ne var diye. Biz lise zamanında atomun içerisinde, işte netronlar, protonlar var mı gördük? Bakın, ilimde şüphecilik, netronların ve protonların arkasında başka şeylerin olduğunu gösterdi. Ondan sonra başka şeylerin olduğunu gösterdi. Ondan sonra başka şeylerin olduğunu gösterdi. Bu ilimde şüpheciliktir. Bu ilimde şüphecilik olmazsa, ilim ilerlemez kendi dalında. O zaman doğru dediğimiz şey, bu noktada o günkü zamana göre göreceli. Değişken bir doğru oldu. Bu değişken bir doğrudur. Bu doğru ama değişken oldu bakın. O zaman fizikte, kimyada, matematikte, astrofizikte bu pozitif bilim dallarının hepsini de biz bu noktadan incelediğimizde hepsini de şüpheyle bakabiliriz.
O zaman hepsini doğru olarak kabul edebileceğimiz gibi, hepsini doğru olarak reddedip, üzerinde şüphe edip, biz onların hepsinin üzerinde araştırma, yeniden araştırma yapabiliriz. Bu yeniden araştırma yapmak, bu noktada o şüphecilik, ilmi şüphecilik bizi doğruya götürecektir. Bu noktada doğrunun da doğrusu var mıdır? Doğrunun da doğrusu vardır. Biz o konuda istediğimiz yere gidebiliriz. Doğru meselesine dinin kaynak açısından baktığımızda bizim için dinin kaynak Kur'an ve sünnettir. Bu noktada Kur'an'ın üzerinde, vahyin üzerinde tereddüt etmek küfürdür, şerittir. Vahyin üzerinde biz tereddüt edemeyiz. Vahyin bu noktada kesinlikle matemat doğrudur. Vahyiden çıkardığımız sonuçlar doğru değildir.
Bakın burası farklı bir şeydir. Vahyin doğrudur. Vahyin üzerinde asla ve asla şüphe edilmez bu küfürdür. Ama vahyiden çıkardığımız sonuçlar kesin kesinlikle doğru değildir. Bugün İslam dünyasındaki en büyük termellik, en büyük handikap, en büyük acmazlık, en büyük kolaycılık bu olmuştur. Ve Osmanlı'nın yıkılmasına sebeplerden birisi budur. Vahyiden çıkarılan sonuçların 500 yıl önceki doğruları bugüne taşımaktır. Bugünkü İslam dünyasında, bugünkü Türkiye'de en büyük handikaplardan birisi bu. Vahyiden çıkarılan sonuçlar bundan 500 yıl önceki, 600 yıl önceki, 1000 yıl önceki doğruların üzerinde durmamızdır. Burada vahyi eleştirmiyorum. Vahyiden çıkan sonuçları eleştiriyorum.
Vahyiden çıkan sonuçlar söz konusu. İkinci doğru nedir? Dinsel açısından hadis-i şeriflerdir. Hadis-i şerifler belli, kesinleşmiş, netleşmiş. Zayıfları da, zayıfları, muhkem, muhkem olmayanlara, tevatür, tevatür olmayanlara, haberi vahit olanlara, haberi vahit olmayanlara. Belli bunlar. Bunlar belli. Senetlerinde zayıflık olanlar belli. Bakın bunların hepsi de belli. Bunların hepsi de ilim erbabınca didiklenmiş, konmuş oraya. Ama bunlardan çıkarılan sonuçlar yine sıkıntılı. Burada dikkat edin. Bunlardan çıkarılan sonuçlar, bunlardan çıkarılan olgular bizim için sıkıntılı. Burada hadisleri eleştirmek, hadisleri reddedenler işin cahil insanı. Cahil. Bu cahilliklerinden dolayı hadisleri reddediyorlar.
Oysa üzerlerinde araştırma yapmaları, kılı kırk yapmaları, üzerinde fikir tartışmaları yapmaları çıkan sonuçlar açısından yeni oldular, yeni oluşumlar oluşturulmalı. Bunu yapacak olan kimseler yok. Bu cesarette insanlar yok. Ne yazık ki bu devlet bilmem kaç tane müftü kadrosuyla, bilmem kaç tane diyanetçisiyle, bilmem kaç tane imamıyla, bilmem kaç tane ilahiyat profesörüyle, doçantıyla, ondan sonra öğretim görevlisiyle, hepsi de tembel, hiçbirisi de çalışmıyor, hiçbirisi de aldıkları parayı hak etmiyorlar.
Devlet onlara para verir. Ama bu sadece diyanetçilerin işi değil, sadece ilahiyatçilerin işi değil. Aynı şeyde tıpçıların da, kimyagerlerin de, kimyacıların da, fizikçilerin de, bütün pozitif ilimlerle iştigal eden üniversiteler tembel. Üniversiteler çalışmıyor, üniversiteler aymaz. Üniversiteler bu noktada hepsi de kendilerince kes kopyala yapıştırılar, doçant profesör oluyorlar. Adam profesör olmuş, kardeşim senin uluslararası yayınlanmış bir mekalen var mı? Yok. Yok, uluslararası sen bir şey ürettin de, insanların önüne koydun da mı profesör oldun? Yok. Sen paşa oldun, orgeneral oldun, savaş mı kazandın sen? Yok. Bekle iki sene, şunu ol. Bekle dört sene, bunu ol. Git kardeşim bir yer mi fethettin sen?
Askeri olarak ne yaptın da orgeneral oldun? Sen tıp profesör oldun, ne yaptın, ne buldun? Bu insanların önüne ne koydun sen? Ne ürettin de profesör oldun? Sen nesin? Ekonomi profesörü. Ne ürettin bu ülkenin ekonomisi içinde profesör oldun? Bana ekonomik anlamda ürettiğin bir şeyi koyun. Sen necisin? Fıkıhcı. Ne bu? İlahiyette fıkıh profesörü. Ne ürettin? Ne iştahat ettin bana onu söyle. İştahat ettin bir şey söyle. İştahat ettin bir şey söyleyemiyorsan senin fıkıh profesörünün de orada kaldı. Aleykümselam başkanım, hoş geldiniz. Buyurun, buyurun. Böyle atırayım. Böyle daha. Böyle daha en attı. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. En büyük ülkenin handikaplarından birisi bu.
Ülkenin handikapı. O zaman doğru dediğimizde biz doğruyu nereden kaynaklanacağız? Dini ise, dini olarak doğru, Kur'an ve sünnet. Vahye dayalı ikisi de. Biz o vahye dayalı Kur'an ve sünneti çıplak olarak aldık, kabul ettik. Çıkarılan manayı nereye koyacağız? İşte burası sıkıntılar. O zaman doğru dediğimizde, zamana, mekana göre doğru değişir mi? El cevap değişir. İnsanların hareket tarzları değişir mi? El cevap değişir. El cevap değişir. Bu manada insanlarla olan ilişkilerde Hazreti Ayşe annemiz kapıya bir dilenci geliyor. Diyor ki ona bir şeyler verin gönderin. Bir şeyler verip gönderiyor. Ardından başka birisi geliyor. İçeri sofra kurumlanamıyor. İçeri sofra kurumlanıyor.
İsmetçisi diyor ki, ya Ayşe, ya anne. İkisine farklı davranıyor. Biz Hazreti Peygamber'den insanların konumlarına, durumlarına göre davranmayı öğrendik. Bu hak mıdır? Haktır. O yüzden şimdi buradaki doğru nedir? Doğru çıplak vaziyette. Bir tek kesinleşmiş doğru vardır. İster dini ilimler, ister pozitif ilimler olsun. Kur'an ve sünnettir. Başka doğru yoktur. Çıkarılan manayı sakın kesin doğru deyip peşine düşmeyin. Bu sizi yanıltar. Bu size bağ yapar. Bundan bin yıl önceki bir tefsir alemi o konuyu öyle tefsir etmiştir. En büyük problemlerden, handikaplardan birisi bu. Bakın İmam-ı Azam Hazretleri bir kapı aralar, bir kapı açar. Der ki, biz bir meselede Kur'an'a bakarız.
Bulamadık, sünnete bakarız. Bulamadık. Biz deriz. Ahmet şunu demiş, ibare budur. Ahmet şöyle demiş, Mehmet böyle demiş demeyiz. Biz deriz. Bakın bu en büyük handikaplardan birisi şu anda bu. Bakın ülkenin en büyük handikapı, İslam dünyasının en büyük handikapı bu. En büyük handikapı. Bugün İslam dünyasında eğer ki böyle çarpık çarpık örgütlenmeler, cemaatler, tarikatlar oluşuyorsa, bunun altında yatan gerçek, insanların normalde çıkarılan manalara takılması.
Ve çıkarılan manaları gerçek, muhkem, doğruymuş gibi görünmesi, mana. Oysa ayet-i kerimedeki manalar değişir. Algı değişir çünkü. Din kendisini yeniler. Bugünkü handikaplarımızdan birisi bu. Bakın çok basit bir şey söylüyorum. Türkiye'de o kadar ilahiyatçi var, o kadar diyanet var. Öyle değil mi? Çok basit bir şey. Diyorum ki bir milyon kız öğrenci var mıdır? Vardır. Bir milyon kız öğrenci okullara gidip geliyor mu? Şehirler arası gidip geliyor. Çok basit bir şey söylüyorum. Hanefi'ye göre haram işliyorlar. 80 kilometreden öteye bir bayanın yanında mahrum olmaksızın seyahat etmesi haram. Şafi'ye göre 40 tane yanında ehli müslüm insan olursa caiz. Hanbeli ve malikeye göre yol güvenliği.
Gelin bunu ortadan kaldırın. Kaldıramazlar. Bütün ilahiyatçıların fıkıh profesyonelere toplantısının. Bütün ülkede ne kadar bu konuda ilim görmüş, fıkıh, şeyden gelmiş, medreseden gelmiş olanlar toplantısınlar. Gelin kardeşler, bu insanların kafasında soru işareti kalmasın. Toplanın. Bir fetva yayınlayın. Deyin ki, yol güvenliği olduğu müddetçe bir kadının seyahat etmesinde mahsur yoktur. Bu kadar. Ölçü ne? O esir edilen kralın kızı. Yapamazlar. Şimdi ne doğru? Doğru olan ne? Doğru olan bir mezhebe saplanıp kalıp orada durup dini yaşayamamak mı? Yaşatamamak mı? Doğru olan, ya bizim dinimizin temeli Kur'an ve Sünnet. Akıllı bir adam çıksın da, bunun şunun fetvasını yazsın ya da nasıl?
Var mı? Ölçüsü var. Bu demek. O zaman doğru dediğimizde, kıymetli kardeşler, doğru bu manada din açısından Kur'an ve Sünnet'tir. Çıkarılan manalar değil. Fetvalar değil. Neden? O fetva başka bir iştahat edilebilir o fetva. Yeni bir iştahat çıkarılabilir. Sen yeni bir iştahat gördün de o eski iştahatı sen söker atarsın kenara. Şu anda İslam dünyasında bu yapılamıyor. Yapanlar, bakın yapanlar da dine ifsad etmek için yapıyorlar. Adam hadisleri inkar ediyor. Adam İmam Azam'ı inkar ediyor. İmam Şafi'yi inkar ediyor. İmam Halik'i inkar ediyor. Kardeş, inkarla bir yol var olmaz. Bu manada o zaman doğru ne? Doğru kişiye göre değişiyor mu? Bu şartlarda değişiyor.
Bu şartlarda değişiyor. Ve insanlar bu doğru algılarının kavgalarını yapıyorlar. Kavga ediyor Müslümanlar birbirleriyle. Müslümanlar birbirleriyle kavga ediyorlar. Neden? Doğru diye algıladıkları noktalardan. O diyor ki, bana göre bu doğru. Öbürü diyor ki, bana göre bu doğru. İyi kardeş, kavga etmeyin. Sana göre bu doğru olsun. Ama kavga ediyorlar. Allah bizi affetsin. Algıyı derinleştirmek kişinin kendi elinde midir? Evet. Algıyı derinleştirmek, algıyı genişletmek kişinin kendi elindedir. Bu neyle mümkündür? Bir meseleyle üç tane hadisi bilmekle mümkündür. Bu neyle mümkündür? Bir mesele de dört tane fetvayı, beş tane, altı tane fetvayı bilmekle mümkündür.
Algınız genişler. O zaman bu mesele de beş tane fetva varsa altıncısı da olabilir. Bu mesele de yedi tane fetva varsa dokuzuncusu olabilir. Algıyı geniş tut o zaman. O zaman algını daraltma. Ama bizdeki bu algı darlının sebebi taassuptan. Taassup. Bizde mezhepsel taassuplar var. Bizde meşrepsel taassuplar var. Bizde siyasi taassuplar var. Bizde mesleksel taassuplar var. Biz bunları aşamıyoruz. Ey oğul, hür oğul. Ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın? Hazreti Mevlana'nın sözü. Hazreti Mevlana'nın bu sözü varken dahi taassup vardı mevlevliğin içerisinde. Biz üç selamı bildiğimiz halde yapmıyoruz dedim üç selam biz.
Bırakın üç selamı. Biz sufi gönüllü insanız dedim. Biz Allah Allah demenin yoluna gitmişiz. Üç selamla uğraşacak zamanımız yok. Bırakın dedim ben. Bıraktık biz üç selamı. Türkiye'de mevlevlik adına ayağa kalktık herkes. Ne cahillimizi bıraktı, ne ferasetlisizliğimizi bıraktı, ne vusulsüzlüğümüzü bıraktı. Bırakmadılar bizim hiçbir şey. Biz dedik ya kardeş bırakın siz. Yani bir zikrullah halakası düşünün. Zikrullah halakasında Allah Allah Allah Allah derken birisi sema etmeye kalktı. Sema'nın aslı özü budur. Bakın sema'nın aslı ve özü budur. Cüneyd-i Bağdadi'nin sema ile alakalı Risalesi budur. Gazali'nin sema ile Risalesi budur.
Sema sadece sema etmek değildir. İlahi söylemektir aynı zamanda. Zikrullah esnasında ilahi söylemek özünü söyleyeyim size. İlahi ezberleyip söylemek değildir. Bu tarikatlaşan bir tasavvufta vardır. Yunus ilahileri kendince ezberleyip de mi söyledi? Zikrullah esnasında zikrullah da bir naat okudu. Naatı yazdı yanında kimler? Hazreti Mevlana oturup da şey söyleyelim şunu. Bir şey yazmadı. Eline kalem almadı 18 beyt haricinde. Oturduğu yerden sohbet esnasında, zikrullah esnasında, Hüsamettin Çelebi hem etrafında sır katibi gibi, hadis katibi gibi, ayet katibi gibi, katip başı gibi. Ne zaman başladı söylemeye? Hemen Hüsamettin başladı yazmaya.
Etrafındaki öğrenciler başladılar yazmaya. Asıl zaten beyt odur, deyiş odur. Sohbet esnasında söylenen, zikrullah esnasında söylenendir. Yoksa öbür türlü ezberlediğim bir ilahi okumak papağanlıktır tasavvuf eğlince. Papağanlık. Sufi neyi yapar? Sufi zikrullah esnasında kalbine gelen ilhamatı atar elini kulağını, söyler. İlahi budur. Bunun adı aynı zamanda sem'adır. Bunun adı aynı zamanda neymiş? Sem'a. Doğru olan odur. Başka bir şey değildir. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden normalde insanlar doğruları söylerlerken, kendilerince biz kendi dünyamızda bu noktada doğruyu ezberlediğimiz şeyler olarak anlıyoruz ve bu noktada ümmetin algısı genişlemiyor.
Mesela sadece kendince, kendince bakın. Hanefilik'ten başka bir şey okumuyor. Gidiyorsunuz ona. Çok basit. Gidin ona sorun. Benim kızım var, üniversiteye gidecek. Seksen kilometre ötede. Ne yapmamız lazım? Haram. Gönderemezsin. Ne yapacaksın? Sen götüreceksin, sen getireceksin. Adam memur maaşından çocuk okutacak. Memur maaşıyla üniversite okutacak kızına. Ona verecek olduğun fetva. Sen götüreceksin, sen getireceksin. Onu mu iflas etti adam. Diyor ki ona, sen kızını okutma. Kimi okuyacak? Kimi okutacağız? Kimi hemşire yapacağız? Kimi ekonomist yapacağız? Kimin çocuklarını yapacağız?
Allah bizi affeder. Üniversiteye hazırlanıyorum. Ders çalışma isteğimi yok mu çok mu? Yok. İrademi nasıl güçlendiririm? O zaman normalde isteğin yoksa hiç uğraşma. Bayansan hemen evlen, erkeksen git bir yerde işçilik yap. Çok basit. Herkes illa ki üniversite okuyacak diye bir kaydı yok. Bakın çok basit. Kendimizi de eğitirken öyle eğitiriz. Çocuklarınız da öyle eğitiriz. Bizde şöyle bir şey var. Herkes çocuğunu üniversite okutacağım diyor. İyi kardeş okuyacaksa okuyacak ya. Okumuyacaksa git bir sanatkarlığı ver erkekse. Kız çocuğu sen nakış dikişe gönder, ev ekonomisine gönder, evlendir gitsin. Ya da otur.
Kimse desin ki ya benim okumup bir yerle çalışmaktan başka alternatifim yok. Okusun. Allah bizi affetsin. Bir radyo programında sufi, heva, hava, su, toprak ve ateş gibi olmalıdır diye bir şey demedim. Bunu açıklayabilir misiniz? Zaten varlık öyledir ki. Ama buna bir şey daha ekleyeceklerdi. Ne? Tahta. Rüküh ile ilgili bir konu geçince Kur'an yeter. Diğer kitapları ise bidat ya da sahte sayıyorlar. Hadis aktarınca gerçek olduğunu nereden biliyorsun? Orada mı bulunuyordun? Diyene nasıl bir cevap uygun olur? Allah razı olsunlar. Cenab-ı Hak diyor ki Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. Ayet-i Kerime. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. Bu ayet-i Kerime boşta kaldı o zaman.
Birisi bana Resulüne nasıl itaat edeceğimi söylesin. Ayet-i Kerime devam ediyor. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bunlar uluslararası bir oyun. Ben benimle tanıştığınız günden beri bangır bangır bir meseleyi bağırıyorum. Diyorum ki uluslararası bir oyun oynanıyor. Uluslararası oyun şu. Vahşi deccaniyet kapitalist sisteminin karşısında ayakta durulan tek bir felsefe kaldı. İnaç noktasında. İslam. Müslümanlar değil, İslam. Müslümanlar değil, İslam kaldı. Var güçleriyle saldırdıkları yer burası.
İslam'ın temel felsefesini yerinden kaldırmak, oynatmak. Bakın, en büyük strateji şudur. Siz karşınızdaki kendinizi çok güçlü hissederseniz, her şeyin bir koçbaşı vardır. Hedefinize direkt onu alırsınız. Kendinizi çok güçlü görüyorsanız. Direkt onu alırsınız. Onu alaşağı ederseniz, o mesela devleti, o partiyi, o felsefeyi, o grubu dağıtmanız an meselesidir.
Eğer kendinizi bu noktada çok güçlü görmüyorsanız, koçbaşı ile uğraşmazsınız. Ya onun en önemli ayağının bastığı yere, dayandığı yere saldırırsınız. Sizin önünüze gelse birisi Kur'an'a saldırırsa, siz böyle panter gibi aslan gibi vurursunuz pençenize. Onu indirirsiniz açığa. Ama sizin önünüzde hadislere saldırıyorlar. Kur'an'ın dayandığı en önemli nokta. Çünkü hadislerin altını oyarsa, Kur'an dayanaksız kalacak. Diyeceksiniz ki ya, sünneti Kur'an'a dayanak mı görüyorsunuz? Evet. Sünnetsiz bir Kur'an yıkılmaya mahkumdur. Kur'an yıkılmaz. Müslümanlar yıkılırlar.
Orada rafta durur o, yaşanmaz o. Kur'an-ı Kerim'de diyor ki namaz kılın. Sünnetleri attınız kenara, hadi namaz kılın, nasıl kılacaksınız? Sünnetsiz, hadisiz kim namazı tarif edecek bana? Sünnetsiz, hadisiz oruç tarif edin bana. Farz ibadetleri söylüyorum bakın. Sünnetsiz, hadisiz, haç tarif edin bana. Sünnetsiz, hadisiz, zekat tarif edin bana. Neydi o, eli bol muydu, eli açık mı? Neydi, bir tane çıkıyor ya. İhsan eli açık. Ne diyor? İhtiyacınızdan fazlasını dağıtınız. Devlet olarak gidelim, koçun mal varlığına el koyalım, dağıtalım. Devlet olarak Sabancı'nın mal varlığına el koyalım, zekat olarak dağıttık diye.
Ne diyor biliyor musunuz aslında? Ey Müslümanlar, siz ekonomiye sahip olmaya başladınız. Biraz cebiniz para gördü, biraz pul gördü. Bu parayla pulla, siz cemaatlere, tarikatlara finanse etmeye başladınız. Cebiniz para görünce, AK Parti'yi finanse ettiniz. AK Parti iktidar oldu büyük finansla. Arkasında cemaatler, tarikatlar durdu, Müslümanlar işte müssiyat kurdu, bilmem ne kurdu, şunu kurdu, bunu kurdu. Ekonomiyle beraber siyaseti de finanse ederek ellerine aldılar. Artık Türkiye'de hiç kimse dine sırtını dayarak siyaset yapamaz, iktidarda olamaz. O koltukta da oturamaz, oturamaz. Diyor ki, şimdi din adına bütün paranızı, pulunuzu dağıtın, yine fukara olun, yine siyaseti İstanbul dükkası yapsın.
Tü siyaset yaparız. Bunu söylüyor bize. Bunu nasıl söyleyebilir? Hadisleri inkar ederekten. Hadisleri inkar ederek söylüyor. Başka bir şey değil. Bir erkek evlenmeye muhtedir olması ne demektir?
Fiziken, fiziken dediğim vücut, madden, ekonomik, fikir olarak, mana olarak, din. Bu kime karşı evlenecek olduğun şahsa göre değişir. Senin maaşın bir buçuk liradır, hayat standartı beş lira olan kadını nikahlamaya kalkma. Ondan sana bir teklif gelirse, kabul et, kabul edersen.
Veyahut da sen ona bir teklif ettiğinde red cevabı alabilirsin. Maddi standartın denklik değil çünkü. O zaman bu denklik, evlenecek olduğun kimseye göre standart değişti. Evlenecek olduğun kimseye göre yeterliliğin değişti. Evlenecek olduğun kimseye göre. O zaman önce şahsı bulacak erkek. Ben kimimle evleneceğim? X kimseyle. Ha, X kimse. X kimsenin hayat standartı ne? Annesi, babası onu kaç metrekare dairede oturtturuyor? Ne kadar aylık para harcıyor? Bir parantez açayım. Ertan, tekstil dünyasında iyi iş yapanların kızlarından aylık üç dört milyar para harcayan var mıdır? Vardır.
Çok rahattır değil mi? Evet. Mesela bir boyanecinin kızı, boyaneci birazcık comertçe mesela kızına dört beş milyar para harcadır değil mi? Çok rahat. Çok rahat. Kredi kartları on milyarlık filandır değil mi onların? Yani limitinin şeyini demiyorum ama on, yirmi limiti yok tabii. Bir sıkıntı yok yani değil mi? Evet. Gideri olan var. Gideri olan var. Evet. Şimdi normalde bir kimsenin aylık beş milyar geliri var, yani gidecek yirmi milyar harcayan bir kıza talip olacaktır. Hayat standartı uydu mu? Uymadı. Ha o kız onunla evlenebilir mi? Evlenebilir, bu şansı var. Nasıl evlenebilir? O kız zaten orada yirmi milyar hayatını harcayacak bir erkek bulmakta zorluk çekiyordur.
Kendince der ki ya beş milyar olanla da evleneyim onun parasına mı ihtiyacım var? Yani ne olacak ki o kendi parasını şey yapsın. Zaten babası onun işte Mudanya'dan bilmem nereden bir tane villa alır veya bir ev verir zaten ona. Kira mira gerek yok. Oraya da damat olunca her an kapının önüne bırakılmaydı göze al canım. Teksilciler öyle Bursa'da. Yani damat biraz böyle sıkıntı çıkarırsa hemen damadın altından işte ne onun kredi kartını, arabayı filan alıveriyorlar böyle. Ha damat ne bakıyor? Ha artesi kapının önünde araba yok. Anlıyor ki kayınpederin canı sıkılmış. Bunlar canı sıkkınlığını böyle ifade ediyorlar. Böyle oluyor değil mi genelde?
Bir yazı yayınlıyorlar. Ben tekstilde çalışırken biliyorum. Bir faks geliyor sana. Kurumumuzda çalışmakta olan işte ben kendi adımı söyleyeyim. Mustafa Özbağ'ın kurumla hiçbir alakası kalmamıştır. Mustafa Özbağ o kurumda damat. Böyle oluyor değil mi genelde? Evet böyle oluyor. O zaman Hanefiler bu konuda çok titiz davranmışlar. Demişler ki evlilikte denklik aranır. Denklik aranır demişler. Ha bir kız kendi denginden aşağıda evlenebilir mi? El cevap evlenebilir. Bilgimize alimiz bilmediğimize talibiz demiştiniz. Bizler de zaman zaman arkadaş ortamında sohbetler yapıyoruz. Bu sohbetlerde verdiğimiz örnekler, hadisler veya Kur'an'dan ayetler ancak karşımızdaki insanlar kendi düşüncelerini söylüyorlar.
Bence saçma öyle şey mi olur gibi laflar ediyorlar. Bu durumda da susmak mı daha hayırlı yoksa devam etmek mi? Devam ettiğimizde küfre düşme tehlikesi oluyor. Genelde nasihatlerinizi lütfeder misiniz? Karşınızdaki kimseyi analiz ederekten ona göre din aktarın. Yani dinle, diyanetle hiç alakası olmuyor mu kimseye? Namaz aktarırsanız, örtünmeyi aktarırsanız sizinle zıtlaşacak. Onu önce Allah'a iman ettik. Önce Medine devrindeki ayetlere bakın. Neler yapmışlar? Pardon Mekke devrinde. Ve Mekke devrindeki gibi davranın inşallah. Bazı anlarda kalbimden Allah'a tam manasıyla şükredemediğimi hissediyorum. Elhamdülillah demek bile az geliyor gibi oluyor. Kur'an'da birçok yerde ne kadar az şükrediyorsunuz.
Ayeti namaza başlamama sebeplerden birisidir. Kalbin böyle anlamlarda sadece şükür, zikir, sadaka harcı yapabilecek bir şey var mı? Zikirde gördüğümüz halde kenarla paylaşabiliriz. Bu noktada insanlar her gördükleri nimetlere hamd ederler. Ama şunu unutmayın. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Her ne ibadet ederseniz edin, her ne kadar koşturursanız koşturun. Kalbinizdeki boşluğu dolduracak olan, açlığı doyuracak olan ancak zikrullardır. Başka bir şey değil. Allah bizi onlardan öylesin. Hallerle alakalı zaman zaman, burada zaman fırsat kaldığında dinliyoruz. Bay veya bayan kardeşler inşallah. Bugün geçti. Ne zamanın kaçında? Burada. Buradaki programımız var kardeşlerim. O zaman geldiğini de dinleriz inşallah.
Yalavada bizim derviş kardeşlerden var mı varsa tanışmak isterim. Orada derviş kardeşlerimiz, insan kendini garip hissediyor. Yalav için ne düşünüyorsunuz? Orada da çalışmalarımız var mı? Teşekkür ederim demiş. İnşallah bu klonlama çıktığından beri çok ümitliyim. Klonlayacağım kendimi. Sessiz zikir yapılırken şahsi olarak sessiz devam etmek günah mıdır? Günah değil ama şunu unutmayın. Her yerin bir adabı, erkanı var. Uyuyabileceğimiz kadar uymaya gayret ederiz deriz. El-Fatiha'la selam olsun. Amin. Allah hepimizden de razı olsun. Haklarınızı helal edin. Bugün biraz yoğun bir gün oldu.
Sizin için ben yoğunluğa alışkınım. Ama sizlere kadar bayağı koşuşturdunuz. İşte burası ardından Adapazarı, üniversite ardından tekrar burası. O yüzden sizin için biraz yoğun bir gün oldu. Cenab-ı Hak ecrinize arttırsın inşallah. Başkanım nasılsınız? İyisiniz. Allah razı olsun. Şükür. Teşekkür ederim. Biraz güneşte mi kaldınız? Biraz öyle oldu. Evet güneşte fazla bıraktılar bir on beş gün kadar, böyle on gün kadar. Yerlerdeydin. O yüzden yanmışım. Biraz öyle oldu. Hoş güneşlenecek bir yerde kalmamış ya. Sorkmuşlar her tarafı Beytullah'ın.
Allah bizi affetsin inşallah. Nereden bakıyorsanız bir tane beş noktalı bir otel görüyorsunuz. Baktığınız her yer var. Bu İslam dünyasının iyice dünyevileştiğini gösteriyor. Başka bir şey değil. Yani biz kendi Beytullah'ımızı dahil koruyamıyoruz. Allah'a dua ediyorum Cenab-ı Hak inşallah o suudun elinden alsın da oraya hizmet edecek olanlara versin. Gerçekten Allah selametlik versin inşallah. Cemil tamam mıyız? Tamam. Benim yaşım elli üç normal bugünkü mesai. Ben inşallah müsaadenizi isteyeyim. Hakkınızı helal edin inşallah.
Pazar günü aşuremiz var Bursa'da. Salı akşamı da Saatçaylı Efendi konağında sizin de katılacağınız aşure programımız var efendim. Herkese burada davet etmiş olalım. Sağ olun. İzinecek salı akşamı. Haa ilk salı desene. Ben bir taşınayım bar buraya. Ne yapmalı diyeyim ki ben de. Tamam salı günü bir daha buradayım. Evet salı günü Saatçaylı Efendi konağında aşure ikramımız olacak. Allah razı olsun inşallah. O zaman salı gün şey konuşalım eğer fırsat olursa ya. Kerbela'yı konuşalım. Ben onlaşıyorum inşallah. Olmaz mı? Çok güzel olur. Yani eğer derlenip toparlanabilirsem ben o gün meslemi değil. O gün böyle şey konuşalım. Biraz böyle tarihi bir şey olsun. İslam tarihiyle alakalı. Çünkü eksik yanlış bilinenler var.
Bununla alakalı bir sohbet olsun. Allah'tan bir şey gelmezse. İnşallah. Öyle bir şey yapalım. Normalde ta çünkü Hazreti Osman'dan itibaren alalım. Hazreti Osman Efendimiz'in o devletin içerisindeki yakınlanmalarından alalım. Hazreti Ali Efendimiz'e, Hazreti Ali Efendimiz'e, Hazreti Hasan Efendimiz'e, Hüseyin Efendimiz'e böyle bir derleyip toparlayıp böyle bir ziplenmiş vaziyette ana hatlarıyla çizersek hiç olmazsa bununla alakalı bir yanlış bilinenler var. Tarihi tespitler var. Mesela herkes Hazreti Osman Efendimiz'i işte kargaşa çıkaran topluluğa gelen topluluğu biliyor. İkinci topluluğu herkes es geçiyor. Gelen silahlı ikinci bir ordu var. Muaviye'nin ordusu. Onlar da Medine'nin dışında konuşlanıyor. Örneğin. Onlar o gelen gezicilere bir şey demiyorlar. Böyle deyince kızıyorlar tabii.
Normalde Hazreti Osman Efendimiz'i devirmek için toplanan bir güruh var. Medine'nin içerisinde Hazreti Osman Efendimiz'in evini muhasara altına alıyorlar. Hazreti devleti muhasara altına alıyorlar. Dikkat edin. Hazreti Osman Efendimiz devlet işlerini yapamaz hale geliyor. Burası çok önemli. Ve bir ordu da beş bin kişilik tam tesisatlı silahlı ordu da Medine'nin dışında duruyor. Kimin?
Muaviye. Muaviye kim? Hazreti Osman Efendimiz'in valisi. Yani devlet onu vali olarak tayin etmiş oraya. O emrindeki ordular devletin ordu. Kime bağlamak? Onun emri var. Benden haber gelmediğince aldamayacaksanız bir şey yapmayacaksanız. Hazreti Osman şehit edenlerin yanında Muaviye'nin de parma.
Nasıl? O o devleti ve Hazreti Osman ne yaptı o? Hazreti Osman şehit oldu. Şehit olduktan sonrası topladı. Konuşalım.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.