mustafaozbag.org

412. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 2 Kasım 2014 · 1:48:50

Selamun Aleyküm. Seyr-i sürüftüden benim bir noktaya gelen kimse, nefis İslâmî'i yönden olduklarını, onu o zaman şöyledir o da, daha fasiyetli bir şey varken, seni daha fesiletsiz olamaz przeatterin.
Bu normalde, o işte, seyr-i sürüftüle alakalı dediğimiz sebebi o, halbiyi bu sallırıyor. O yüzden o seyir sürüp de kalbi o noktada açılmayan bir kimseye değilim o noktada. Bu şuna benzer. Güç yetiren bir kimsenin Kabe'yi tavaf etmesi gerekir. Ama güç yetirdiği halde o kimse oturup tabii Kabe'yi seyretmek de sevap diyorsa o atmış sevap. O önce güç yetirdiğini yapacak. O yüzden nefis bize bu noktada böyle çok bizle oyalanmaz. Bizden öyle oyalansa dahi o sıkıntı değil. Asıl bizi oyalanacağı şey, asıl bizimle uğraşacağı şey haramlar. O yüzden normal bir şey haram. Namazı geciktirmek de haram. Örneğin. Bu noktada günah keba'yleri tespit ettiğimiz gibi küçük günahları da tespit etmemiz gerekir.
Bir de işin ibadetlerin günah keba'yleri ve küçük günahları var. İbadetlerin günah keba'yleri. Mesela işte orucu tutabilirliği varken farz olan orucu terk etmek, namazı kılabilirliği var iken farz olan namazı terk etmek, farz olan namazı terk etmek, bütün günahların üstünde bir günah. Nefis insanları buradan aldatıyor örneğin.
Yani farz olan namazı terk ediyor bir kimse. İşte çok iyi bir insan. Öyle demezler mi toplum anasından? Ya ne kadar iyi, ne kadar iyi. Eyvallah. Çok iyiyse Cenab-ı Hakk'a bir gün namazı da bahşeder. Ama namazı kılmaman en büyük haram. Burada nefisle olan mücadelelerde bir bireyin durduğu nokta var.
Toplumların durduğu nokta var. Yani çünkü toplum bireylerden oluşuyor. Bir derdenin insanlarından ulaşıyor. O yüzden bir bireyin durduğu nokta var. Bir de toplumların durduğu nokta var. Toplumsal hareketler, toplumsal davranışlar, toplumsal düşünce, toplumsal ritmi, toplum algısı. Bunların hepsi de normalde insanın mefsiyle ona mücadelelerine öne çıkan şeyler. Çünkü o bireyler toplanıp toplandığında bir topluluğu meydanlaması. Öyle olunca normalde mesele sadece bireyin bireyde kalmıyor. Aslında her birey bir şekilde o toplumun içerisinde bir hücreydü. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Müslümanlar bir vücut gibidir. Bir tarafında bir sıkıntı varsa bir sıkıntıyı bütün vücut çekerler.
Bunun gibi toplumu bağlayan, ilgilendiren şeyler var. Ve hiç kimse mesela bir günahı işlerken günahı tek başına düşüremez. Günahı işlerken belki de tek başına işler. Ama o vücudun içerisinde bir parazit bütün toplumu ilgilendiriyor. Her kuyun kendi bacağından asılmaz İslam'da. Dur öyle bir şey. Bu topluluğunda birisi hata yaparsa bütün topluluğu ilgilendirir. Burada birisi günahı işliyorsa bütün bunu ilgilendirir. Bu sadece beni ilgilendirir diyemeyiz biz. Bu mümkün değil. Bu mümkün değil. Hepimizi ilgilendirir. Buradaki her ferdi ilgilendirir. Adam dışarı çıktı.
Zaman ben filanca dergat tanım, ben filanca tarikat tanım. Diyebilir miyiz seni ilgilendirdi sadece diye. O yüzden nefisle mücadele sadece bireyim işi değil. O kimse nefisle nefsine uyduğunda neyi nereye gittiklerini görmüyorlar. Beni ilgilendirir canım. Neresiyle ilgilendiriyor. Toplumu komple ilgilendiriyor. O yüzden nefisle mücadele o kimsenin kendisini ilgilendirdiği gibi toplumu da ilgilendiriyor. Bulunduğu ailesi, bulunduğu topluluk, bulunduğu dergah, bulunduğu tekke, bulunduğu parti, bulunduğu meslek. Doktorun biri sata yapınca doktorlar böyle yaptı. Doktor böyle yaptı olmuyor.
Semazenin birisi bir yanlış yaptığında semazenler böyle yaptı deniyor. Semazen böyle. İnanca kimse böyle yaptı denmiyor. O yüzden nefisle mücadelede bir insanın kendi nefsini ilgilendiren yerleri var. Nefsini ilgilendiren yer ne? Gece yarısı. Gece yarısı hiç kimse seni görmüyor. Nefisle mücadelede nefsin seni namaza mı sevk etti? Zikre mi sevk etti? Hani dinden aldatacak ya. Yok. Gece yarısı olduktan sonra var mı nefsi kalk namaz kıl diye? Yok canım sen de o kimse gece namazına kalktıysa nefsin yenildiği yerde. Bir insan gece oturup zikrullah yapıyorsa nefsinin yenildiği yerde. Çünkü gündüz öğlen namazını herkesin içerisinde kılarsın.
Bunda bir sıkıntı yok. İkindi yıkılarsın bunda bir sıkıntı yok. Burada herkesle beraber zikrullah yapacağız. Bir sıkıntı yok. Gece eve gidince sıkıntı yok. Burada herkes iyi derim ya. Gece eve gittiğinde problem. Burada herkes iyi. Harika. Birisi bir kadını aldattı mı ne olacak? Seni çok sevip deyip kandırıp düşkül sana bırakılmayacak mı olacak?
Veyahut da eşini hakaret eden kimseyi ne yapacağız şimdi? Herkes iyi harika burada. O yüzden bir kimsenin nefsine uyuması kendisini bağlamıyor. Şimdi Vahit bakıyor oradan. Vahit'in evde hal ve hareketleri yanlış olursa babası gitme oraya. Doğru mu Vahit?
Doğru değil. Bakacak çocuğunun hal ve gidişatına. Çocuğunun hal ve gidişatına. Eğer baba İslami bir noktada duruyorsa. Bakacak onun gidişatına. Gidişatında sıkıntı varsa evladım sen nereye gidiyorsun diyecek bunları. Nerede gitme var buraya. Öndermeyecek. Kendini mi bağladı? Alamadım. Veyahut buradan bir arkadaş eşine yanlış davranıyorsa. Eşinin dergâğı tanımıyorsa eşi. Diyecekler sen nereye gidiyorsun buraya? Oraya gittiğinden beri sen bana önceden sert davranmazdı. Şimdi sert davranıyorsun. Kaba davranmazdın. Şimdi kaba davranıyorsun. Sen nereye gidiyorsun diyecek? Veyahut eşi de kendisi de buradaysa adamın çok basit.
Kadın ona şunu söylüyor. Bunu mu öğrendin orada? Aynı şeyhete abiyiz. Sen neden böylesin? Demek ki insanın kendisini ilgilenmemiyor. Bir. İkincisi bir de nefis bizi İslami yönden vurmuyor mesela. Vurmaz. Vurdursun bize yüz rekat namaz kılıyorsun. İslami yönden vurması demek o. Ya normalde gelmiş ben şimdi burada sohbet var mı var? Herkes din öğrenmeye geldi mi? Geldi. Bana vuracak şimdi. Diyecek ki evde dur yüz rekat namaz kıl. Ben de ona diyeceğim ki yüz rekat namaz kılmak istiyorsan gece arasından sonra kılın. Önce mükellefsin işini yapmıştır. Hizmetimi yapmıştır. O zaman işte nefis İslami yönden vurdu.
Rahat bırak. O şey değil. O mesaj. Yenildiği nokta orası. Orada bizden yenilmiş. Bu ne işte şeyde kilisede bir program var. Bir hizmet var. Bir şey var orada. Ya ben gideceğim şimdi orada işte atıyorum yani. Haydar bana orada yan bakacak.
Yan bakar mı ya? Bakar. Ya bakıyor bana. Yan yan bakıyor. İyan yan baksın. Sen bana düz bakmıyor öyle. Örneğin. E bunun üzerine gidecek, gidecek Haydar'ın diyecek Haydar kardeş gel bir yemek yiyelim seninle. Nefisle mücadele. Bu Haydar neden bana yan yan baktı, niçin baktı da nasıl baktı da nereden baktı da. Bunu uğraşmaktansa nefsin senin Haydar'la sabunlu olmak istemiyor. Gel kardeşim hadi beraber yemeye gidiyoruz. Hadi beraber yola çıkıyoruz. Gücümüz nispetinde ne varsa. Nefisle mücadele. Bize iyi, iyi, doğru, yüzeli yaptırmaz. Bizim faydamız olan bir şeyi yaptırmaz.
O yüzden nefis bizde bizim gibi insanlarda. Ben kendi nefsim için söylüyorum. İslam'ın ortadan vurmaz bize. Vurmaz. Bize hep kötü yerler. Faydasız işler de olabilir. Hepimizin üzerinde faydasız bir iş olabilir. Faydalı, faydasız diye tanımlamamıza gerek yok.
Mülken nefis ettiklerimizi yerine getirelim. Faydasını tesir edecek olan Allah. Biz kendi nefsimize fayda olsun diye bir şey yaptığımız yok. Sufi terbiyesinde bir kimse kendi nefsine faydalı olsun, kendine faydası olsun, cenneti kazanayım diye böyle bir derdi olmaz. Sufi böyle bir derde düştüyse o da aynı bir nefistir zaten. E nefsimiz bizim her zaman için kafamızda demokrasinin kılıcı gibi durur, gözümüzü açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin yerine bırakma diye bir peygamberin ümmetiyiz. O bu kadar tehlikeyi kılı kırk yararaktan gördüysem ve o kendisi bunu böyle dua ettiyse bunun arkası boş bir şey değildir. Vardık haline düşen bu zikirleri, ibadetleri veya o şuşturmaları sizin açınızdan söylüyorum.
Nefsin bir ürünü olarak görebilir miyim? Benim değil ki nefsin bir ürünü olarak görelim. Nefsimizin ürününü ne görüyorsunuz? Haramlar olarak görelim. Bunlar mı sudur ediyorsunuz? Sudur ederse, etmiş de belki de bilerek bilmeyerek. Siz iyilikleri Rabbinizden, kötülükleri nefsinizden bilin. İyilikleri Rabbimizden bileceksek o zaman bunca yaptığımız zikrullahın namazı, abdest olucu kendinden görmek.
Her daim nefsin kontrol altında değilim. Ben her daim nefsi kontrol altında tutmakla bu kereliyim. Çelişme olmadı yoktur. Ben onu kontrol altında tutuyorum. Onu baskı altında tutuyorum. Ben onun baskısı altında değilim. Bir başkası onun baskısının altında olabilirsin. Ama bizim derviş kardeşlerimiz nefsin baskısı altında değil.
Bulunmasının sebebi nefsi baskı altında alınlandır. Nefsi baskı altına alamamış olsalar buraya gelemezler hiçbirisinden. Nefsi baskı altında tuttuklarından dolayı burada var. Ama o nefsiz o baskıyı yediği için sizi rahat bırakmayacaktır. O baskıyı yediği için rahat bırakmayacaktır. Yoksa siz nefsin baskısı altında olmuş olsanız onun altında inim inim inlersiniz. Sizi inletir, sizi ızdırap çektirir. Size yapar yapacağını. Bu nefsin sizin üzerindeki baskısıdır. Ama siz nefsi baskı altına bir mürid, bir müstahada bağlandı, bir dergaha girdi, bir tarikata girdi. Oranın hasbelkada oranın görüş, düşünce, emir, hizmet koşuşturmasına girdiyse bu kimse nefsi kendi baskısının altına almıştır.
Yoksa herkes evinde dururdu nefsin baskısı galip gelmiş olsaydı burada. Burada nerede bizde nefis bize yol bulur bize, yer bulur bizden, bir aralık bulur, bir çatlak bulur, oradan bizi alt etmeye çalışır. Az önce dediğim gibi bu evimizde çocuğumuza, çocuğumuza, etrafımıza olan bir davranışta bize yol bulmaya çalışır. Oradan alt etmeye çalışır. Bir kimseyi işte der ya Hüseyin ağabeyi ben ne dinleyeceğim, benim şeyhim o. Dinlemez adam. Örnek yol mu? Nefsi vurduğu yerlerdir bunlar. Ya Atlan ağabeyi de kim oluyor ki benim şeyhim ben şeyhime bağlayayım. Sanki Atlan başka yere bağlı, Hüseyin başka yere bağlı sanki.
Dinlemeyecek ya onu. Onu dinluluk yaşayacak kafasına. Yemen'e vali tayin etmiş, oradaki Müslümanlar valiyi dinlemeyecek. Örnek. Halit bin Velid'i komutan tayin etmiş, oradaki asker diyecek ki ya ben ne dinleyeceğim onu. Ya ben Hazreti Peygamber'e bağlı. Veyahut da Hazreti Ömer Radiyallahu Anh Hazretleri halife olur olmaz ilk yaptığı iş Halit bin Velid'i komutanlıktan almak. Halit bin Velid'i komutanlıktan alınca Halit bin Velid şunu diyecekti. Sen kimsin ki beni komutanlıktan alıyor? Ben Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine bağlayayım. Nereden nasıl vuracak?
Bir yer vurur kendisine. Nefsin bize vurmasıdır. Bizi baskı altına alması değildir. Nefis kimi baskı altına alır? O baskı altında olduğunu hissetmez bile. Onun her dediğini yerine getiren nefsin hegemonyasına girmiştir. Biz otomatikman bazen nefsin hegemonyası girersek o bizde ızdırap verir. Biz böyle ayağımız düşerken veya çamura batarken ayağını çekmek gibi.
Ya bir anda çamura battı o kimse. Eyvah deyip kaçıramak gibi. Sufilere yapacaksa bunu yapar nefis. Ama sufi sufiliğine devam ettiği müddetçe gece dersini yapıyorsa, derslerini takip ediyorsa, büyüklerine sevgisini saygısını da eksiklik noksanlık götürmüyorsa, bir kimse bataklığa dair düşebilir bir anda. Bir anda çeker gider, oradan kalkar o. Ama orada kalırsa sıkıntı. Orada kalanların büyük bir çoğunluğu böyle bir sufi bağlantısı olmayan, böyle bir üstad bağlantısı olmayan, bunun tutup kalbinde böyle bir şey olmayan bir kimse farkına varmaz. İnce, ince, ince, … gider o. Bu normalde bir dönem sufi olup da ondan sonra sufili terk edenler için. Bir bakarsınız ki o kimsenin hayatına, yavaş, yavaş, yavaş, …
sufi olduğu zamandan daha kötü bir noktaya gitmiş. Yavaş yavaş gider insan. Fark etmez o kimse. Mesela ben o sufilikten, şeyhinden ayrılan kimselerde ilk önce şunu göründüm ben. Adam Şeyh Efendi'yi bırakırdı, Şeyh Efendi'yi bıraktığında öyle bir takva görüntüsüne görülürdü ki o kimse. Sanki böyle akıyor ondan namaz, abdest, oruç. Hani dergıl bıraktı, temale erdi. Etrafına da öyle onu lanse ederdi. Yani biz orada boşuna durmuşuz. Oradaki duruşumuzun bir anlamı yokmuş. Ya, yani o böyle oradan ayrılınca, temale erdi. O noktaya gelmedi. Ben hep arkadaşlara derim, sabredin.
Kadınlar dahil buna. Ondan sonra o yavaş, yavaş, yavaş, … çizgisi başladığı yere gelmez. Başladığı yere gelse âlâ. Başladığı yerden daha kötüye gider. Tutmaz onu nefis. Artık onu nefis, hegemanyasının altına almış. Hegemanyasının altına aldığından dolayı onu geriye doğru esveli safiline seyr-i sülûk ettiriyor. Nefis insana esveli safiline seyr-i sülûk ettirir. O da seyr-i sülûk ettirir. Nefis insanın tersine esveli safiline seyr-i sülûk ettirir. Orada zirve oynar o kimse. Ama bu nasıl normal seyr-i sülûk böyle insanın önünde zaman alıyorsa genel olarak bu da bir Müslüman için, bir Sufi için zaman alır. Neden?
Ya adam namazındaydı, abdestindeydi, orucundaydı, zikrindeydi, fikrindeydi, şükrindeydi. Buradan geriye dönmek bir günde olmaz ki. O bir günde olmaz o. Bir günde olunca zaten depresyon oluşur. Kırılır bütün her taraf onun. O bir günde olmaz. O yüzden bizde nefis, anlatabildim mi? Yani kalkıp da bize din noktadan aldatmaz bizi.
Uyandıran lazım. Bu da o farklı bir şeydir o da. Bir kimse şeyhi olmasına rağmen uykuya kaldıysa o da vardır. O da farklı bir şeydir. O uykuda değildir o. O uykuda değildir o. O da o kimse duyduğu ahalete dinlemiyor. Bu uyku değildir. Bu ihanettir. Eder de etmez de. Kıza çekebilir mi? Yapabilir de. Yok öyle uyutmaz. Neden uyutsun? Ben isterim ki buradaki herkes Mümşid-i Kamil olsun. Ben isterim ki herkes burada meyli olsun. Açık. Gözlerim açıkken göreyim bunu herhalde.
İsterim onu. İsterim ki gözlerim açıkken herkes uyuyasında görsün onu, halinde görsün. Hem valla hem billah hem tillah. Yani bu normalde öyle, hiç öyle bir eski sufilerden dinlerdim ben bunları. Hani şeyhi işte ona engelmiş. Ne alakası var? Kamil olmayanlar birinin yetişmesini istemezler. Onlar da neden istemezler biliyor musunuz? Bir, oradaki dervişler şeyhe para yardım ediyordur. Para veriyordur. Oradaki dervişler şeyhe akıtıyordur. Harçlıktı, paraydı, kuldu, maldı, mülktü. O şey, bunlar bir yere gidecek diyor ödü kopar.
Ödü kopar onu. Veya işte millet geliyordu. Gelen böyle yiyecekler, içecekler, işte hediye bağımında bir şeylerle geliyordur o kimse. Akıyordur oraya. Bunlar normalde birisi şeyh, bir tane şeyh çıkacak diye ödü kopar. Oradan bir derviş gidecek diye ödü kopar. Bunların ödü kopar. Bunları tanıdım ben hanım. Bunlar zaten normalde hemen daha doğar doğmaz oğlunu ilan eder bu geleceğin şeyhi diye. Doğar doğmazlar. Bu fukarhanede yok. Hiç derdimiz değil bizim. Akşam yanağımız hiç kimseden gelmiyor.
Ben kendi nefsim adına söyleyeyim. Ben kendi alım terimi yiyorum. Bazen derim ya böyle değişik yerlerde de değişik algılanır bu. Yani iki de bir de çıkıp söylüyor. Var mı sizden para isteyen, var mı sizin para veren diye. Bunu söylememin sebebi şu. Bazı ham kafalılar, bazı ihanet kafalılar. İhanet kafası var onlar. Dervişlerin arasında soracağım diye uğraşıyor. Telefon açıyor. Ne yaptı? Bu hafta ne sohbet etti? İşte arabayı nereden değiştirdi? Para toplandı mı? Nereye toplandı? Nasıl toplandı? Ben bunlara da hamd ediyorum tabii.
Bakın ben bunlara da hamd ediyorum. Neden hamd ediyorum? Bir veçeden diyorum ki Ey elhamdülillah diyorum. Cenab-ı Hak bunları böyle bahtıttırıyor, araslattırıyor, sordurttırıyor. Hiç olmasın diyorum ben. O aranılan sorunlandır. Der ki kendince Haa demek ki böyle bir şey olmaması lazım. Ben o yüzden derim. Bir kuruş istersen getirmeyin. Verirseniz de hakkım helal değil mi? Hala da aynı noktadayım. Ölünceye kadar Cenab-ı Hak beni bu noktada istihdam eylesin. Bir kuruş istersen vermeyin. Verirseniz de hakkım helal değil. Kendi özel füsesli dostluklarım var. Bunlar bunun hariciler. Bunlar bunun hariciler.
Onlardan da borç alır, verir. Çok sıkışır, denk gelirse. Bunu da açıkça zaten birkaç sefer söyledim kim olduğundan. Bu kadar. Böyle bir dergah olunca hiç kimseye bizim bu noktada bir ne o gebeliğimiz yok. Hiç kimin hiçbirinizin de yok. Bakın hiçbir, benim yok, sizin de yok. Hiç kimsenin yok burada. O yüzden biz biraz fütursuzuzdur. Adam gidiyormuş. Allah yoluna çıketsin. Kalkış. Veya birisinin gönderilmesi gerekiyormuş. Gönderilmiş. Allah yoluna çıketsin. Ne olacak ki? Bırakacak değilim.
Damadıma bırakacak değilim. Çoluğuma, çocuğuma bırakacak değilim. Benim bırakacağıma bir şey yok zaten. Hepiniz de mürşidi kamil olun isterim. Bazen söylüyorum ya, var mı gecede yüz rekat namaz kılan diye. Koşun kardeş. Allah yolunda koşun. Etrafınızda hiçbir kimseyi kırmayın. Dedikodu etmeyin. Vigvet etmeyin. İnsanların namusuyla, şerefiyle, haysiyetiyle oynamayın. Milleti kandırmayın. Allah için hizmet edin. Allah için. Kol kola girin. Kol kola girin. Allah'ı sevin. Resulü sevin. Allah diyenleri sevin. Sevin.
Yürüyün koşun. Yürüyün koşun. Yürüyün yalvarın. Yürüyün koşun. Zorluklara göğüs gelin. Katlanın. Kardeşlerinizle muhabbet besleyin. Dedikodu etmeyin. Gıybet etmeyin. İftira etmeyin. Yanınızda bir kardeşinizin dedikodusu oluyorsa susturun. Namazlarınızı dosdoğru kılın. Derslerinizi dosdoğru çekin. Bir başkasının özel hayatı sizi ilgilendirmesin. Araştırmayın. Sana ne?
Birisi bir laf söyledi. Dinleme. Dinleme. İsterse burada yirmi kişi kalsın. Desin ki yapma gıybet kardeşim. Yapma dedikodu. Yapma ihtira. İster ki herkes belli olsun. Allah'a dost olmak.
Allah'a yakın olmak. Muhakkak var. Hz. Ebu Bekir raddallahu anh hazretleriyle vahşi aynı ölçüde mi? Hz. Ebu Bekir raddallahu anh hazretleriyle vahşi aynı noktada mı? Aynı noktada mı? Değil mi? Bir ölçüsü var mı? Var. Birisi Hz. Ebu Bekir Efendimiz gibi birisi vahşiydi. Hz. Ömer Efendimiz Halid bin Velid'i komutanlıktan aldı. Vahşiyi atamam. Bu Beydullah bin Cerrahat. Eşhul. Yani o zaman normalde eğer herkes Hz. Peygamber'e yakındı dediğimizde o zaman vahşiyi de atabilirdi. Yok.
Herhangi bir hayatın içerisinde ilerlerken, aklımıza, gönlümüze gelen ve bizim yaşamımızı yönlendiren düşünce ve hayalimizin kaynakları nelerden geliyor? Bu her taraftan gelir. Bir, akıl hem manevi olarak hem maddi olarak bütün doneleri toplar. Manevi olarak toplaması rüyadır, haldir, gördüğü bir şeydir, mimiktir. Bunların hepsini toplar, bunların hepsini akıl toplar. Manevi yok, yerden beslenir. Normalde rüya akla hitap eder. Yani mananın maddeye tecelliyatıdır rüya. Hay, mananın akla tecelliyatıdır. Onu normalde bir kimse rüya görür, o rüyayı akıl, onu betimler, algılar ve hıfz eder onu. Normalde rüyaya bakar, akıl hıfz eder onu.
O yüzden hep sürekli yaş duyuyor. O yüzden duyuyor. Normalde akıl bunların hepsini toplar. Bunların hepsini toplayınca, bunların hepsi de bizim duygumuzun üzerinde baskısı olur. Duygumuzun üzerinde etkisi olur. Şehvet de akla betimlettirilir. Veyahut da bir beğenme, nefret etme, sevmek, bütün duyguların hepsi de akla bir noktada hıfzettirilir. Akıl bunların hepsini toplar, bir bilgi dağarcı gibi. Bir bilgisayara yüklenmiş ki bütün her şeyi yükler. Akıl seni yükler komple şimdi. Aklın bir seni böyle yüklediği, analiz ettiği vardır. Eğer bir kimse rüya görüyorsa bir de rüyasında analiz ettiği vardır. Senin üzerinden. Eğer normalde hal görüyorsa bir de hal olarak seni analiz eder akıl.
Halinde böyle gördü, rüyasında böyle gördü, sahiri böyle bu adamın. Bak üç tane done çıkmış oldu. Birisi de geldi. Adnan dedik ya, hal çok iyi bir insan ya. Etrafı ne kadar çok fayda soruyor. Bak akıl bunu da aldı, bunu da done et. Bunu da aldı. Mesela birisinin gidip birisine şikayet etmesi, bir şeye şikayet etmesi o yüzden hoş değildir. Bir olmazsa olmaz bir problem varsa bu ayrı mesele. Problemi aşamıyor. Birisi geldi ardından da görüştü, bir sefer aşamadı. Bir daha görüştü, gene aşamadı. Alternatifi yok. Gerçek bana söyleyecek. Bu şikayet değil. Bunların hepsinde akıl toplamıyor. Var olan şikayete göre değerlendirilir. Değerlendirilmez.
Değerlendirilirse yanlış olur. Ama akıl onu aldır mı kenara, hırs eder onu da. Onu da alır, onu da hırs eder. Karar verecekse eğer onun üzerinde, o zaman ikisini alması lazım. Dinler mi peki karşıtı? Dinler. Senin için böyle diyorlar. O konuğuna göre, normalde bir işte Haydar geldi, Yusuf'la alakalı bir şey söyleyecek sana, sen onu dinlemeyeceksin. Yok, yok Haydar'ı dinlemeyeceksin. Haydar'ı diyecek, Haydar, Yusuf hakkında beni yandı mı? İyi bir kardeşimiz, iyi bir arkadaş. Hatalar, kusurlar olabilir. Birbirinizi sevdik. Örnek. Dışarıdan birisi de bir şey söylenir. Dışarıdan birisi de bir şey söylenir. Yusuf iyi bir kardeşimizdir kardeşim. Kıymet etme. Dedik işte, falan canlı kızına yan baktı.
Bunu benim Yusuf'a sorayım mı? Onunla sorayım mı? Oo, öyle bir şey olursa, bu dergahı ilgilendiriyorlar şimdi. Bu farklı bir şey. Yani burada hüküm mü vermiş yoksa, Yusuf'a sorumak yok. Hüküm vermeden Yusuf'a diyeceksin, Yusuf, bu bizim yolumuzda değil böyle bir şey. Böyle bir şey yaptın mı, yapmadın mı? Yapmadın mı? Yüzleştirdin mi? Burada sağlıktayla veya çiftliğe hareket ettin mi? Yok. Burada şeriat var. Sizi şikayet ettiği zaman, gençlik ve yolunuzda, bu noktada şeyiniz dinler miydi? Sorar mıydı? Bana sorarsa ben cevap veririm. Yoksa dinlemeden bütün bir meydan... O onunla alakalı.
Ben bir şey demiyorum ama. Ben kendi tarzımı koyup söylüyorum. Ben hükmedeceksem dinlerim. İki tezim. Hem ikisini aynı anda dinlerim. Tek tek dinlesem, daha önce hükmedeceğim zaman ikisini çağırırım. Hükmedeceksem çağırırım ikisini bir dinlerim. İki dervişin arasında, karı kocanın arasında, hükmedeceksem ikisini bir dinlerim. Öbür tür bir yanılırız. Yanılma payı var. Dış kaynaklı olunca, onun normalde dışarıdaki kimseyin, yüzleştirme imkanı varsa, yüzleştiririm.
Yüzleştirme imkanı yoksa, ben onu normalde sorarım. Dedim ki, Yusuf böyle bir şey söylemiyor. Yaptın mı? Yapmadın mı? Yusuf derse ki, ben yapmadım. Yüzleşmeye de hazırım. Yeminleşmeye de hazırım. Ha, dedim ki, Yusuf'a iftiraat olmuş olabilir. Şöyle biliyorsunuz mesela, geliyor, bir şeyler söylüyor. Diyorum ki, bunun kaynağı neresi? O da diyor ki, mesela kesin bir kaynağı bağlayamıyor. Bir yerden gidemez. Ben de diyorum ki, o zaman bu kesin şeytandan. Boş dedikodu. Şeytandan deyip dinlemiyorum. Ama kesin kaynak verirse, o zaman mesela... Boş dedikodu. Hatta durumuna, konumuna göre, bir gizli ajan bile yapıldı.
Nedir burada? Bir şey yapar. Boş dedikodu. Boş dedikodu. O yüzden akıl bütün hepsini de değerlendirir bunları. Akıl bunları değerlendirdiği için, akla, vahye tabi olmak emredilmiş. Eklini ve hayal ettirmiyor. O tabi. O düşünce ve hayal, normalde aklın, düşüncenin ve hayalin üzerinde etkisi olur. Bir. Veyahut da, hayalin, aklın üzerinde etkisi olur. Bu hayalin, bu noktada manevi olması gerekir. Bunun kaynağı da, o kimsenin halidir. Veya o kimsenin rüyasıdır. Veya o kimsenin kendi manevi durumudur. Şöyle bir sorun var. Şimdi, apartmanın birinci katını onardır akıl. Akıl, apartmanın ikinci katına hayal kurar, yoksa apartmanın birinci katına akıl oluşturmadan, hayal apartmanı bitirmiş mi?
Bu, eğer hayal, bu noktadaki hayal, aklın değilse, aklın değilse, manadası, ayağını sabit eden gelmiştir zaten, apartman bitmiştir. Kaç kişide? Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi yoktur. Sebebi Allah. Burada irade yoktur. Yok. Bu külün cüz iradesi değildir. O mükellef olur onunla. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, peygamberliği mükelleftir. Mükellefiyetliğinden seçilmiştir, peygamberliği. Evet. Onun bunda iradesi yok. Kimse kendini bu halde görmesin, aldanmış olur.
bir soru sormuştum, salı günü. Biz, Allah'ın, bilinme sıfatına doğru gidiyoruz. Yani bilmek üzere mümkümlüyüz. Buralı bilmek üzere toplandık, örnek olarak. Fakat, bu ilerledikçe, bilmediğimizi anlıyoruz. Yani, bilgisizliğimiz ortaya çıkıyor. Ve diyoruz ki, bilmiyoruz. Bir yerde bu, eczatı oluşturmuyor mu? Bu birinci kısım, ikinci kısım. Bir daha söylenmiş. Biz, bilmek üzere, Allah'ımız bu noktada bilmek üzere, tanımlamak üzere, hayat içindeyiz. Gayret ediyoruz. Bunun için, örnek olarak, buradayız. Bizinli zilinli birbirinde oturuyoruz. Allah'ı bilmek istiyoruz. Fakat, bunu oturdukça, bilinmezliğimiz artıyor. Yani eskiden mesela ben iyi bilirdim, bildiğim konuları artık bilememe noktasında olduğumu görüyorum.
Yani bir bilinmezliğe doğru bir gidişim var. Bu bilinmezliğe doğru gidişim Allah'ı bilmeye doğru gitmem gerekliliğiyle çelişmiyor mu? Bunu şöyle tanımlayabiliriz. Buradan 2'ye 2 metrekare bir yer çevirmiş olsa ve kimse 1'e 1 metrekareden 2'ye 2 metrekareye gidince büyük bir rahatlık yaşayacak. Ne kadar geniş bir yerleşecek.
Ama onu 2'ye 2'den buraya aldığımızda ya burası ne kadar büyük bir şey ağlayıp, gözünü büyütüp ben buranın hakkından nasıl gerçekleştirmeye başladım. Yani ortaokulu bitiren bir çocuk kendince çok şey öğrenmiştir. Ama o çocuk liseye gittiğinde hatta o çocuğu çok şey bildiğini söyleyen bir çocuğu ortaokulu bitirir bitirir üniversiteye koyduğumuzda o çocuk hiçbir şey bilmediğine görecektir.
Dilecektir ki ben hiçbir şey bilmiyormuşum. Oysa o ortaokulu bitirdiğinde çok şey bildiğini söylüyor. Öyle değil mi? Bu da onun gibi bir şey. Bir kimse normalde bir dergaha, bir tarikata, bir sohbete gitmezden önce veya Allah'ı bilme noktasında yürümezden önce çok şey biliyor. Ama Allah'ı bilme noktasında yürürken Cenab-ı Hakk'ın ilim sıfatının sonsuz olduğunu gördüğünde kendi ilmiyin ne kadar küçük olduğunu görür.
Bunun için bu sefer kendince der ki ben hiçbir şey bilmiyordum. Yok. O hiçliğe giderken de bilgiyle gidiyorsun. O hiçliğe giderken de bilgiyle gidiyorsun. Hiçliğe gidiş bilgisiz değil. Bilgisizliğe gidiş bilgisiz değil. Bilgisizliğe giderken de bilgiyle gidiyorsun. Kendini bilgisiz görmek bilgililikten kaynaklanıyor. Bu neyi bilip bilmemesi önemli değil burada. Bir kimsenin bilgisizliğe giderken gittiği nokta da bilgidir.
Bilgi onu bilgisizliğe götürür. Yani bilgi nasıl bilgisizliğe gider? Bir kimse kendi bilgisiyle bir şeyi bilmediğini bil. Eğer o bilgisi yoksa bilmediğini de bilmez o zaman. O cahilin zır köküdür. O cahilin zır köküdür. Bilmediğini de bilmiyor o kimse. Bir kimse bilmediğini biliyorsa o iyi bir cahildir. Bilmediğini bilip öğrenmeye çalışıyorsa o kamil bir insandır. Kendini bilmiyor. Evet. Dışarıda değil. Değil. Ama içimizde bir şey alıyor. İçinde de değil. Her yer. Buradan da bir soru sormak. Kötü bir yerde değildir zaten.
Şimdi sizler konuşurken şunu fark ettim. Belirli konularda mükemmet olduğumuzu söylediğimizde. Mesela Bursa Evrem 89.6. Biz radyomuzu o 89.6'ya getirdiğimiz zaman Bursa Evrem'in sinyallerini alabiliyoruz. Fark ettim ki daha sonradan bunu düşürdüm. Her insanın hayatında yaşadığı nedenlere, sonuçlara, dediğiniz gibi aklın donelerine göre farklı bir boyut ve ekranı var. Ama bu her insanın içine ayrı. Peki o zaman bizi ortak olarak buluşturan, bizim aramızda konuşmamızı sağlayan, bizi bize sevdiren nedir? Ortak trakansı. Ama birbirimizi sonuçta anlamamızın, yani tamamen kesinlikle imkanı yok. Var. Var mı ya? Bir insanın bir insanı anlamasının yüzde yüz imkanı var mı? Var.
Ama onun hayatındaki akıl donelerini... Ama gerek yok. Veya insan böyle kendini tamamen anladığını, bulduğunu... Mesela Allah'ı ondan mı seviyor yani? Kendisini tamamen bütün hücreleyene kadar yalnız Allah mı anlıyor? Her şey bilir tabii. Yani insanın arayışı bu yüzden böyle tatmin olamıyor yani. Kimse onu anlayamıyor, algılayamıyor. Bu yüzden... Tatmin olmak var mı? Allah'a ulaşınca olmalı diye düşünün. Ulaşmak var mı? Ben tarif edemiyorum ben ama bir boyut gördüm ben. Herkes böyle kendi boyutu. O yüzden dedim Halep kendini anlatma. O yüzden... Dayanamazsın ki. Seni anladıktan bu noktada anlayabilecek ve algılayabilecek bir protif yok. Öyle olduğunu bilsen dahi anlatırsın ki yine kendini anlatıyorsun.
Anlatıyorsun. Evet anlatıyor musun yani işte. Bu da bir boyutu. Normalde değişmez ki öyle desen mi? Herkes kendi dairesinde, kendi insanın var, kendi boyutun var. Kendini konuşuyor. O zaman bizde bir boş mu? Boş mu bir şey mi bu yani? Ne? Mesela bu sohbetler veya içinde yürüdüğümüz alem var. Yo, çok domuk. Hepimiz bir boyutta gidiyoruz. Herkes kendi boyutunda gidiyor. Herkesin kendi boyutu da kocamın bir boyutunun içinde gidiyor. Biz olarak bilmiyorlar. Evet. Ben biraz şey yaptım. Boyutu tam boyuta geçtiğimde anlayacağım. Benim mesela sizin boyutunuza geçme gibi bir yüksün var mı? Var tabii.
Sizin karekanslarınıza girebilme gibi bir yüksün var. Ana böyle bir şey verir mi? Tabii. Bir bakıyoruz onun gözünden işte sakallarımız. Bir derviş şeyhin gördüğü haliyle hallendiği anda onun boyutuna girmiştir. Bu vardır yani. Vardır. Hak'tır yani. Hak'tır da. Tanımlayamadığım bazı şeylere daha iyi. Böyle daha iyi. Orada mesela o. Mesela normalde burada bir kardeş bir arkadaş ben isterim ki zikrullah da bir şey gördüğünden görmediğinden değil mesela bir arkadaşın görmüş olduğu hali görsün. Onun boyutuna girmiş. Onun kanalına girmiş. Bu irade olsan ancak olmasın olacak. Sabahtan akşama kadar o kimse desin ki ben İsmail abinin kanalına gireceğim.
O kanala girebilecekse girecek. Giremeyecekse nereden girecek İsmail abinin kanalına? Ama o boyuta girince de ben soracağım o zaman. İsmail geçen hafta kimle yemek yedi? Söyle bakalım. Örne. O zaman İsmail'e rabit edecek. İsmail'e rabit edince İsmail'in o 3-4 gün içerisinde neler yaşadığını film gibi görecek. Rabit etmeden görürse o zaman gelecek buraya otur. Koltuk hazır. Ben de hoş geldiniz efendim diyeceğim elini öpeceğim. Oturacağım buraya. Adnan'ın öbür tarafı. Sıkıntı yok.
Koltuk bizim malımız değil yani. Mümkün. Mesela bir kimsenin kendi rüyasında bir başkasının rüyasını görmesi mümkün. Ama bu Allah'ın yutu. Orada onun iradesi yok. Orada irade yok. Zikrullah'ta rabit ediyor. İrade var. Talep ediyor. Veya talep etmeden o zaman da lazım olan görmüyor ona. Bu da teslimiyet. Çocukken talep eder insan. Tatlı gelir. Hoş gelir. Hervisendeki yorgan ne renkti? Üzerindeki herbise ne renkti?
Hangi gömleği giydi? Çocukken insanın şeyine gider. Hoşuna gider. Şeyh de teşvik eder zaten. Teşvik etmesinin sebebi? Yani evladım bak şimdi gömleğimin rengini gördün ya sen. Ha bu yolda yürü. Daha bunun arkası var. Teşvik eder. Başlar ondan sonra. Kabristana gider ne gördün? Anlat bakalım. Teşvik eder. Eğitiyor aslında. Eğitiyor. O eğitiyor onu. Eğitiyor. Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi. Çok yapardı. Değil mi İsmail? Tamam mesela Şeyh Efendi.
İsmail'i bu noktada. Allah rahmet eylesin. Vazifelendirirdi. Hiç kimseye haber vermeden İsmail Efendi. Çabuk Nevşehir'e geldi. İsmail hiç kimseye haber vermeden giderdi. Mustafa abine de söyleme olur. Bana da söylemeden giderdi İsmail. Doğrusunu yapıyordu. Şeyhin tasarrufudur. Buna kimsenin neden verip yapıyordu deme hakkı olmaz. Bir zakirin, nakibin, yükabbanın bu noktada bir hakkı olmaz. Medine'in bile öyle de habire rabıta ettirirdi İsmail. Örneğin. Oğlum şunu sor ne diyorlar. Bunu sor ne diyor Hazreti Peygamber Efendimiz. Bunlar sülfülikte var olan şey.
E tabi. Normalde o da sorardı. Beni görünce de utanırdı. Benden habersiz yapıyor diye. Ben de vuruldum İsmail. Şeyh Efendi'yi dinlemekten şey yapma. Dini iyi dinle. Söylediğini emrünü yerine getir. Asla şey yapma. Kendince ikilem yapma. Öyle olmuyor mu? İsmail. Sonra İsmail tuz yerine şeker şeker yerine tuz koyuyordu. İsmail mi? İsmail normalde görüldüğü noktada her derviç kaldıramaz. Yani İsmail mesela şey olabilir. Ne o?
Allah affetsin. Şimdi kendime bir pay çıkarmak gibi değil. Hani bir cebine bak muhafaza eylesin. Başka bir zahirin elinde olsaydı perişan olurdu. Zahir onu kıskanırdı çünkü. Zahir, zakirler hasis olurlar diyor. Yani bir böyle şeyh efendi nasıl ona böyle bir şey söyler? Nasıl onu benden saklar, gizler? Veya işte nasıl böyle yapar diye hasis olurlar. Ben de öyle hasislik Cenab-ı Hak oluşturmadı elhamdülillah. Cenab-ı Hak'a kan veriyorum. Ben isterdim ki bütün kardeşler şeyh efendi aşık olsun, dinlesin. Hizmet etsin, onun yanında olsun. Hiç asla. Hepiniz de aynı olur. Size tavsiye ederim. Onun yetişmesi çünkü birinin yetişmesi bütün herkese fayda. Bak bugün işte İsmail şöyle yaptı diyor.
Bak bir anlatacak bir ders olacak. İnsanlara donanacak bir şey oluyor. Yol oluyor. İsmail'e ben ne hihmet edeceğim yok. Şeyhi varken bir kimsenin hiç kimseyi hihmet ederiz. Yok. Ben sadece İsmail'i kardeşimiz için. Ben bunun böyle bir bozulup dağılmasını istemiyorum. Böyle bir ikilemde kalmasını istemiyorum. Objektif olsun istedim. İleriye yönelik. Çünkü bu normalde insan Allah muhafaza eylesin. Bir kişi sıkıntıyı vururdu ama sıkıntıya düşer gider. Mesela başka yerlerde dervişler vardı. Onlar bozuldular. Orada onların bozulmasına sebep başlarındaki zakirler. Zor. Onların başlarındaki zakirler hassistlik yaptılar onları. Hassistlik yapınca bozdular adamı.
Adamın kendileri bozdular. Yani adamın yetişmesi için teşvik etmediler. Rahat bırakmadılar. Rahat bırakmayınca bozuldular. Öyle İsmail bilirsin. Şimdi eskilerimden ucuları aşmak istemiyorum. Ama öyle arkadaşlar vardı. Mesela nasıl böyle daha da açık konuşayım. İsmail'in denginde olmasa dair. Bu dergahta hal konuşulacaksa Bursa'dan başka bir yer konuşamam. Rüya konuşulacaksa Bursa'dan başka bir yer konuşamazdı. Hal konuşulacaksa Bursa konuşurdu. Hal konuşulacaksa yine Bursa konuşurdu. Bunun oluşmasının sebebi burada herkes Şeyh Efendi'ye direkt veçesini dönerdi. Yani normalde her yerde aynı değildi zakirler. Mesela işte zakirlerinin hemen hemen büyük bir çoğunluğu deli de göreceğiniz derdi.
Şimdi eski arkadaşlar biliyor onları. Zannederlerdi diyor ki buradakiler bana yönelik. Halbuki ben onlara Şeyhime yönlendirirdim hepsini de. Yoksa normalde öyle bir kendime ait bir şey olmuş olsa İsmail'e derdim benden habersiz nereye gidiyorsak. Normalde bunu zaten küstahlık olur. Bir dergahın içerisinde bir tane Şeyh olur. Bana ilk bunu öğretmişlerdi eski sufiler. Bana dediler ki Mustafa Efendi bir dergahda bir tane Şeyh olur. İki tane olmaz. Dedim ya bir tane Şeyh var. Hani nerede ikincisi? İkincisi zakirlerdir dediler bana. Bunu söyleyen şeyde Kırşehir'deki Adana Mehmet evlesi. Hacı Mustafa abi bana dedi ki sen Mustafa kardeşim gençsin dedi.
Şeyh Efendi'nin de sana da bir sohbeti var, muhabbeti var dedi. Ben dedi Hacı Ali Haydar Efendi'yi gördüm dedi. Ondan sonra Çorum'u Hacı Mustafa Efendi'yi gördüm dedi. Benim üçüncü şeyhim dedi bu dergahda. Şimdi dedi Abdullah Efendi'ye ben imkisab ettim dedi. Şeyh Efendi'den de yaşı fazlaydı. Örneğin Şeyh Efendi 50 ise o 60 yaşında. 65 yaşındaydı örneğin. Benim ilk zamandan da Şeyh Efendi onu almış. Ondan sonra ben Bayındır'dayken Bayındır'a getirdi onu. Burada bir genç var bunu bir tanı. Bir tanışın bununla görüşün diye. O zaman geldi. Yani biz o zaman tabii genciz böyle işte arkadaşlar genç böyle biz. Yatıyoruz kalkıyoruz zikrediyoruz, oturuyoruz kalkıyoruz zikrediyoruz, namaz kılıyoruz zikrediyoruz.
Arkasından vuruyoruz tevhidi zikrullah, yemek yi zikrullah, sonunda zikrullah, namaz zikrullah, sonunda zikrullah. Bana öyle dedi Mustafa hanım dedi ya. Sizin zikrettiğiniz gibi siz zikretme bir kere. Ben dervişlik hayatım boyunca dedi burada dedi zikrettiğim kadar zikretmedin dedi. Biz namaz arkası yarım saat bizde.
Şeyh Efendi dedi, Abdullah Efendi, Efendim dedi, Ömey, Efendim dedi. Bir kavuzu taşlattırlar mı? Sonra bir daha gelirlerken bir hafız varmış. Yine aynı Kırşehir'de. O hafızın arkasında Hacelaydar Efendi Ramazanlar'da onun arkasında kılarmış namazı, teraviyi, hatimler. Hacelaydar Efendi vefat edince ardından Çorum Macu Mustafa Efendi üstadının sünnetini yerine getirmek için her Ramazan Kırşehir'e gider.
Hacelaydar Efendi böyle yapardı deyip onun arkasında Ramazanlar'da hatimler oraya gidip orada teraviyi kılarmış. Gidermiş bir Ramazan boyu. O hafız Efendi ile beraber geldi bir seferde şeyh Efendi bir de arkasında geldiğinde onu da getirdi. O tabi Mustafa abi de biraz onu teşviklemiş. Gel bir genç oradan görmemişsin de. O zaten artık bir müddet sonra zikrullahı bırakır diyen Allah rahmet eylesin. Yani biz zikrullah, zikrullah, zikrullah öbürü de bakar mı bir de? Hani böyle bunlar uçmuş kırmış kafeyi gibisinden. Ama o zamanlar şey, Allah affetsin. Kim sabah namazını kalkamıyor birbirine söyler dedi. Sen sabah namazını kalkamadın, sen kalkmadın, sen kalkmadın.
Birbirinin kanalına girmek şu noktadaydı. Öyleydi. O zaman ona o mesela Mustafa abi demişti bana. Sakın ha dedi bana. Perişan olursun yoksa. Sakın dedi kendini sevdirme. Kendini sevdireceğim diye uğraşma. Kendine rabıta yaptırma. Hatta Hafız abi'den örnek verdi. O gelen Hafız'dan. Bu dedi çok iyiydi hali bunun dedi. Bu dedi mefsine uydu dedi. Kendini bir şey zannetti dedi. Bir daha toparlayamadı bak dedi. Ondan örnek dedi benim. Biz şimdi böyle tazeydik tabi o zamanlar normalde bir kimse nasıl şeyhlik yapar? Bilmiyorum. Bunun küçük bir örneğini yaşamıştım ben. Yani bir başka yerin zakiri.
İşte beni böyle zapturapt altına almaya çalışıyor. Şunu yapma, bunu yapma, şunu şöyle yapacağım, bunu böyle edeceğim. Şeyh Efendi'ye rağmen. Yani nasıl Şeyh Efendi'ye rağmen? Örneğin işte halakada bir gün hiç unutmuyorum. Şeyh Efendi geliyor önüme. Hani ilahi söyle gibisinden ikaz ediyor. Ben ilahi söylemeye başladım. O yanımdan vurdu. Sen sus dedin. Ondan sonra bir daha Şeyh Efendi geldi. Ben sustum şimdi. O sus deyince sustum ben ülkelerde. Yolu bilmemekten kaydettim. Bir daha gelince Şeyh Efendi susun ilahi söyle deyince başladım ben ilahiye. Şeyh Efendi böyle işte müzakir değilim ki burada. Ben de onun yanındayım.
Benden uzaklaştı. Bir daha vurdu. Sus diye. Ben de döndüm. Şeyh sen misin bunu dedim. Halakada oluyorsun. Böyle baktı bana. Şeyh sen söyleyeceğim şimdi dedim. Baktı bana şimdi. Bir dergahta Şeyh'in sözünün üzerine söz konmaz. Kim olursa olsun.
Bitti. Aradan yanacak ya adamın başı. Aradan bir hafta geçti. Bayındır'a geldi. Bayındır'da biz böyle geyişler var. Ateş gibiyiz. Biz böyle işte gidiyoruz. Geliyoruz. Böyle işte bir şeyler konuşacak oldu. Dedim abi. Arkadaşlarımız. Biz kime tabiyiz dedim ya. Abdullah Efendi.
Bana anlatacaksan Abdullah Efendi ya adam. Bir. İkincisi benim şeyhim Abdullah Efendi. Bunun haricinde başka bir şeyh tanımıyor. Varsa ikinci bir şeyh bana onu söyle. İki. Dergah böyleyse dedim. Dikiş tutmaz. Üç. Yüzüne. O meseleydi. Şeyh Efendi ile konuşacağım buranın şeyhi kimmiş. Haberin olsun dördün. Çünkü aynı şey bana zakirlik verirken de. Şeyh Efendi bana zakirlik veriyor. Tamam mı? İşte efendim biraz daha dursaydı. Şeyh Efendi sustu. Şeyh Efendi yapıyor yapacağını tabi. Devam etti. İşte onun yanında alabı var. Alabı diye işte biraz daha bir şeyler verir.
Ben de onlar öyle deyince dedim efendim. Ben bir şey bilmiyormuşum abi. Biz biliyoruz bunu diyorlar. Kim biliyor dedi. Baktım havasat. Sustum. Onlar böyle itiraz ettikçe şeyh Efendi onların yanında rüya yorumunda verdi bana. Bundan sonra sen rüyalarını da yorandın. Bunun ikisinde de yoktu. Sonra öğrendim. İkisinde de olmadı. Tabi sonra telefon açtım ben. Selamun aleyküm aleyküm selam. Benim şeyhim kim efendim dedi. Burama kadar geldi çünkü. Hizmet edemiyoruz biz. Her yerde yalaklar vardır. Her toplumlukta vardır. Birine yaranmak isterler.
Birine böyle işte yalakalık yaparlar. Her yerde vardır. Bir çaya satarlar. Bir yemeğe satarlar. Bir tebessüme satarlar. Bir arabaya binmeye satarlar. Vardır her yerde. Sen koşturursun böyle. Senin o koşturma, o koşuşturmanın içerisinde bir yerde tökezlersin. Ayağın kayar. Kafam bir tarafa bakar. Telefon açar. Abi bugün kafası kaydı. Vardır böyle. Biz de ayağa kaldırıyoruz. Herkes meyhaneden gelme adam. Ayaklarımız ağrıyor. Herkesin ağrı. Ben la ilahe illallah. Tevhid üç sefer. Vurduruyorum ama ayağa kaldırıyorum. Ne yaptı? Zikrullah yaptı. Geldi o muhabbetin içerisinde o da vardı. İşte Mustafa kardeş. Zikrullah da ayağa kaldırıyor.
Ayağa kaldırıyorum ağabey. İşte bu edebe mungayir. Ayağa kaldırmayacağım. İşte şöyle işte böyle. Ancak müsaadesi olanlar ayağa kaldırıyor. E canıma tak etti artık benim böyle. Ben hiç gelemem böyle fazla şeye. Adam gelsin bana harba bir yüzme söylesin. Ben de Şeyh Efendi'ye dedim efendim hakkınızı helal edin. Ben dedim ben kime bağlayayım? Sizden bağlayayım başkasına mı bağlayayım? Her gelen buraya bir parmak atıyor bamzak atıyor dedim ben. İşte şöyle oluyor böyle oluyor böyle oluyor böyle oluyor. Ben ne yapacağım dedim. Ben o zaman Şeyh Efendi dedi ki Oğlum sen havada da yerde de karada da denizde de yatarken de kalkarken de istediğin ilgili zikretlerin istediğin dersini alırsın, istediğin dersini verirsin, istediğini bu dergahtan kovarsın, istediğini getirirsin dergahtan, bayıldırdan değil, bütün dergahtan, istediğinin bu dergahtan dersini alırsın, istediğini verirsin, istediğini
kovarsın, istediğini getirirsin, sıraladı, sıraladı, sıraladı. Bak oğlum sen işine. Allah razı olsun. Selamun aleyküm aleyküm selam. Tat kapattın. Bitti. Biraz aykırı oldum yani. Ama bir dergah da bir tane şeyh olur, iki tane olmaz. Bir dergahın müntesipleri de bir yere bağlıdır. İkinci bir yere bağlı değil. Ben arkadaşlara hep abilik yapmaya çalıştım. Şeyh Efendi'nin bize öğretesi o için. Mustafa abiniz, abiniz. Bitti. Ben o yüzden çok rahat bir şekilde, çok eski arkadaşlar bildirdim. İsmail Hakkı tek kesimde dedim ki, birinize rağbıta edin dediysem bana, birinize beni seveyim dediysem, birinize bir ders verdiysen, kendimi ortaya koyduysam, sakalından tutup tükürün yüzüne dedim.
Bitti. O zaman da Şeyh Efendi'ye Allah rahmet eylesin demişler ki, Efendim Mustafa Efendi gizli şeyhlik yapıyor demişler. O gün söyledimler, bir günden bir güne sizin önünüze gelir, ben şeyh oldum dersen, ben şeyhdim dersen, yine sakalımdan tutun, yine yüzüme tükürün. Aynı noktadayım da, bir günden bir güne gelir size, ben şu ne olduğum dersen, sakalımdan tutun, yüzüme tükürün.
Biz hakkıyla tutuk edemeyiz. Ya Mabuk diye Peygamber'in ümmetiyiz. O yüzden birisi de böyle, ben şeyh olacağım diyorsa, ilan edecekse, şimdiden ilan edebilirim. O onun düşüncesi. Ama burada, bunların konuşulması mümkün değil. O yüzden, hep beraber yol gideceğiz. Bu noktada, arkadaşlar, kardeşler, inşallah, kendilerine böyle çekip gizan verecek herkes.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Size, büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Diye üç defa tekrarladım. Ashab, evet ey Allah'ın Resulü dediler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Allah'a şirk koşmak ve ana babaya isyan etmektedir. Hazreti Ali'ye şöyle bir soru soruldu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem genel olarak bütün insanlara anlatmadığı bir şeyi, size özel olarak söyledi mi? Hazreti Ali raddallahu anh dedi ki, Allah'ın Resulü bütün insanlara anlatmadığı bir şeyi bize özel olarak söylemedi. Ancak şu kılıcımın kınında yazılı olanlar hariç. Sonra kılıcından bir sayfa çıkardı.
Sayfada şöyle yazılmıştı. Yüce Allah'tan başkası adına hayvan kesene Allah lanet etsin. Arazinin hudut işaretlerinin çalına Allah lanet etsin. Ana ve babasına lanet edene Allah lanet etsin. Dinde yeni bir şey icat edeni koruyan kimseye Allah lanet etsin. Büyük günahları olmayan ana babaya itaat edilir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dokuz şeyi bana emretmiştir. Ebu Derda söylüyor bunu. Bir, vücudun parça parça kesilse ya da ateşte yansan bile Allah'a hiçbir şeyi ortak koşma. O zamanlar müşrikler var. Müşrikler, Müslümanlar olduklarından dolayı onları eziyet, cefa, işkence çektiriyorlar. Hazreti Peygamber Efendimiz diyor ki, Vücudun parça parça kesilinceye kadar ya da ateşte yansan bile Allah'a hiçbir şey ortak koşma.
Bakın bu Ebu Derda'ya söylüyor. Başka bir sahabe böyle bir zulme kurulamamak için ne demişti? Ben sizin dininizden olmuştum demişti. Ona dedi ki sen buna kalb et inandın mı? Hayır ya Resulallah onun ellerinden kurtulmak için yaptım. Sana bir şey gerekmez dedi. Ama Ebu Derda'ya öyle dememiş. Devam ediyor. Bilerek farz namazı sakın terk etme. Bilerek farz namazını ne yapacak? Sakın terk etmeyecek. Bilerek farz namazınızı terk etmeyeceksiniz. Asla bilerek onu terk edenden Allah'ın himayesi kalkar. Bilerek kim farz namazı terk ederse Allah'ın himayesi ondan kalkar.
Sakın şarap içki içme. Çünkü o bütün kötülüklerin anahtarıdır. O zaman aklını yerinden oynatacak hiçbir şey için kullanma. Anana ve babana saygılı ol. Asla annene babana saygıda ne? Kusur etme. Eğer memleketinden sefere çıkmanı sana emrederlerse onların gönlünü almak için çık. Onların gönlünü almak için. Derlerse ki sen sana çık buradan çık git. Göç buradan göç. Onların gönüllerini ne al? Kırma incitme. Sen kendini haklı görsen bile başınızdaki Müslüman idarecilerle çekişme. Kendini haklı görebilirsin.
Başındaki idarecilerle çekişme. Kocanla çekişme. Çavuşunla çekişme. Zakirinle çekişme. Şeyhinle çekişme. Çekişme. Senin başını dikmişler. Çekişme. Sen birine tabi olmuşsun. Bunların cebinin tabi olmak. Hem çekişiyorsun onunla. Çekişme. Müslüman bir idarecin var başında. Çekişme. Namaz kılan bir idarecin var başında. Çekişme. Bu memleketin 100 yıldan beri, 90 yıldan beri, 70 yıldan beri namaz kılan bir idareci var mı? Şimdi namaz kılan bir idareci var.
Bütün herkes savaş açmış. Daha iyisini Cenab-ı Hak'tan murat et, iste. Yavar Allah'a. Bu ayrı. Savaşırken arkadaşların kaçsa ve helal olsa bile sen savaştan sakın kaçma. Arkadaşların dağıldı diye sen dağılma.
Arkadaşların çekip gitti diye sen çekip gitme. Arkadaşların nefsine uydu diye sen uymam. Sen dağılma kendini. Çünkü dağılacak olan kimse etrafındakiler de dağılmak ister. Biz onları hep yaşadık. Adam dergahı terk edecekse herkese arar. Duydun mu? Ne oldu? Şuna, şuna, filan bir yerde böyle oldu. Halbuki o duydun mu? Böyle oldu diye. Ondan sonra orada kalın. Onun lafına bakanlar gider. Bu Bayındır'da da aynı oldu, Ödemiş'te de aynı oldu, Mursa'da da aynı oldu. Ha birisi gitti ya keramet görür o giden de o da gider. Bayındır'da birisi ilk defa gitti.
O giden de keramet gördü birisi. O birisi de onun peşinden gitti. İkisi beraber gitti ben. Sonra o ilk giden tekrar döndü gelir. İlk giden döndü, ömürki dönemedi. Sonra dedim ona. Dedim bak döndü, sen kaldın şimdi dışarıda. Ben o zaman Ödemiş'teydim. Dedim bak döndü, sen kaldın. Bir tanıdığımız arkadaşımız bizim. Ya abi ya dedi, nasıl oldun? Dedim oğlum ben sana demedim mi? Bu adam nefsine uydu. Bu adam nefsin kayına bindi, gidiyor. Seni de götürüyor diye. Uyarmadım mı seni dedim ben? Uyardın abi dedim. Şimdi dönemiyorsun bak dedim. Şimdi dönemiyorsun dedim. Bak o döndü dedim ben. Evet ya dedi, vurdum omuzunu.
Sana dön diye söylemedim dedim. Sen ona bakıp da dönme gene dedim. Neden dedi, gene gidecek o dedi. Gene gitti. O gidince sonu o geldi. Aynı şey. Değişen bir şey yok. Bakın senaryo hemen hemen her yerde aynıdır. Her zaman aynıdır. Oyuncular değişiyor. Başka bir şey değişmiyor. Bunu gördüm ben. O Demiş'te de birisi oradan bir fişek patlattı. O yalancı fişekler vardır ya hani böyle gece. Patlıyor ya. Bir anda aydınlatıyor ya. Bir anda gözleri kamaşıyor herkesin. Öyle değil mi? Böyle yalancı aydınlıklar vardır. Adamın gözünü kamaştırır.
Millet oraya doğru gider. Burada önemli bir şey var. Havai fişek biter. Karanlık çöker. Havai fişek bitti. Aydınlık bitti. Karanlık çöktü. Sonra geri dönüş yolunu bulamaz. Geri dönüş yolunu bulamaz. O yüzden birisi gidiyor. Allah yolunu açık etsin. Sen gitmeme. Bu benim kendime söylediğim sözdür. Mustafa Özbağ gidiyor. Sen gitme. Bırakıyor. Sen bırakma. Kaçıyor. Sen kaçma Mustafa Özbağ. Dağılıyor. Sen dağılma. Laf söylüyor. Sen söyleme. Sen söyleme.
Allah bizi onlardan emlensin. Malından ailene harca. cimri olma. Eşine bakmakla mükellefsin. Çocuklarına bakmakla mükellefsin. Muhakkak tasarruf da edeceksin. Ama çocuğun sende normalde eğer ki işte peynir almaya senin muhtedir olduğunu biliyorsa sen evine peynir almıyorsan o çocuğunla muhabbetin kesileceksin.
Evine yedirmen sadakadandır. Eşine yedirmen, içirmen, giydirmen sadakadandır. Çocuklarına yedirmen, içirmen, giydirmen sadakadandır. Haline göre. Tasarruf da edeceksin. Ama eşini, çoluğunu, çocuğunun başkasına muhtaç etme. Etrafına muhtaç etme. Bir başkasından hissetme. Çalış. Gayret etme. Mücadele et. Çocuğuna da iyi bak. Düşük seviyede yaşatma. Gayret et. Ve malından harca. Kazancından harca çocuklarına. Yarın öbür gün çocuk büyüdüğünde dönüp intikam almasın senden. Yok muydu ya?
Demesin sana. Yok muydu demesin. Neden yapmadın demesin. Gücünün yettiğinden sorumlusun. Gücünün yettiğinden. O zaman gücünün yettiğince üzerine düşen vazifeyi yerine getir. Gücünün yettiğince. Allah bizi onlardan eylese. Amin. Dokuz. Derine sopanı kaldırma. Yüce Allah'ın emri için onları korkut. Yani bu ne demek? Eşini dövme. Çocuklarını dövme. Eşini ve çocuklarını dövme.
Benim şeyhim hiç dövmemiş. Ben daha evli değildim ben. Bana dedi ki Mustafa Efendi ben bir fiske dahi vurmadım dedi. Ben de içimden söz verdim. Size söz veriyorum efendim dedim içimden. Ben de bir fiske vurmayacağım dedim. Bir fiskem yok benim. Bir fiskem. Dövmeyin. Önceden insanlar, anneler, babalarınız bunları yapmış olabilir bu hatalar. Bir başkası yapmış olabilir. Sufiler eşlerini dövmezler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dövmeli. Ya ayeti kerime bak.
Kardeş. Ayeti kerime bak. Ama sen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle halen. Onun sünnetine bak. Onun sünnetinde dövmek yok. O zaman ne yapacağız? Çocuklarımızı ve ailemizi eğitirken kaba kuvvete başvurmayacağız. Allah muhafaza eylesin. Dövmek yok. Son hadis-i şerif. Neyse bu sayfayı bitireyim. Annen ve babasını ağlarken bırakarak hicret etmek isteyen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söz veren bir adam geldi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona dedi ki anana ve babana dön. Onunla ağlattığın gibi her ikisini de güldün.
anne babasını ağlatanı ağlatanı Cenab-ı Hak ağlatır. İki yakası bir araya gelmez. Onun işi rast gitmez. İşi rast gitmez. Babasıyla helallaşmayanın durumu iyi olmaz. Annesiyle helallaşmayanın durumu iyi olmaz.
Asla iki yakası bir araya gelmez onun. Asla gelmez. Bakın asla diyorum. Muhallebi yerken onun dişi kırılır. Biz kendi kendimize otururuz. Ya bu adam iyi adamdı da neden dişi kırıldı da vardır bir şeyse. O yüzden varsa anne babalarınızla aranızda bir sıkıntınız halledin.
Gönüllerini alın. Ellerini öpün. Dualarını alın. Helallaşın. Helallaşın. Kendinizi haklı görmeyin. Kendinizi haklı görmeyin. Bir taraftan bir çengel yersiniz. Bir taraftan bir sıkıntı geçirirsiniz. Bir taraftan. İsterse velev ki size haksızlık yapmış olsunlar. Malın fazlasını kardeşinize vermiş olsun. Paranın fazlasını kardeşinize vermiş olsun. Bütün parayı kardeşinize vermiş olsun. Ve işte maaş bilmem nesini kardeşinize vermiş olsun. Sen annen babanın ağrını iyisin. Sen duasını al. Sen helallaş. Bak işine. Çalış.
Çapala. Allah verir sana. Cenab-ı Hak korur seni. Merak etme. Hiç tereddüt etme. Bakın hiç tereddüt etmeyin. Allah size fazlından, kereminden fazlasını alır. Siz yeter ki anne babanızın duasını alın. Siz yeter ki etrafınızda iyi geçinip, iyi ahlaklı olup farzları yerine getirdin. İnşallah. Resulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam bir ad-i şerrinle mealen buyurdular ki kişi sevdiğine sevdiğini söylesin. Sizi Allah için seviyorum. Allah için bizlere de duvarlarınızı dahil edin. Allah da seni sevsin. Kimsin? Bilmiyorum ki. İsmini yazmamışsın. Allah selameti görsün. Bir başka cemaatten arkadaş müştadını ziyarete gidiyordu.
Ben de bizden de selam götür dedim. Selam götürülmez dedi. Allah dostlarına Allah dostlarına görüşünüz nedir? Selam götürülmez dedi Allah dostlarına. Görüşünüz nedir? Bir de Seyyid Allah dostları diğer Allah dostlarından daha da daha da üstünlüdür. Teşekkürler. Selam Allah'ın selamıdır. Herkese gönderilir. Herkesten de getirilir. Böyle bir şey Kur'an ve sünneti uygun değil. İşte Allah dostlarına selam götürülmez diye. Asıl Allah dostlarına selam götürülür. Ona selam götürülür ki o da selama karşılık cevap verir. Rahmet olur, bereket olur, lütuf olur, ikram olur. O yüzden öyle asla Allah dostlarına selam götürülmez diye bir şey yok. Bir de Seyyid Allah dostları diğer Allah dostlarından daha da üstünlüdür.
Muhakkak ki ne seven Seyyidlik önemlidir. Bu noktada bir sıkıntı yok. Ama velilerin arasında dostların arasında böyle yarıştırmak çok hoş bir şey değil. bunlar böyle Allah muhafaza eylesin. Özel bir korumaya özel bir muhafaza altını alınırca bunun sonunda sıkıntılı haller çıkar. Allah'ın gününde herkes eşittir. Bu noktada Cenab-ı Hak herkesin takvasını bilir. Herkesin takvasına göre Cenab-ı Hak bir adalet koyar ortaya. yani birisi Seyyid olunca onun günah işleme şansı olmadığı gibi hiç kimsenin günah işleme şansı yok. Birisine Cenab-ı Hak birine keyfiyet olarak bin verir birine yüz verir. Bu Allah'ın keyfiyeti.
O yüzden kimdir Seyyid? Hazreti Peygamber'e sorarlar Ya Resulallah çoğalınca biz nasıl tanıyacağız? Kim benim Kur'an ve Sünnet'ime sımsık yapışırsa o ehli beytimdendir der. Kim Kur'an ve Sünnet'e sımsık yapıştır o ehli beyttir. Allah muhafaza edersin. Bir ayet-i kerimede Allah para isteyenlerin peşinden gitmeyiniz diyor. Bu ayetin içine neler giriyor neleri kapsıyor neler yapılmamalı. Kimse din anlattı diye din için hiç kimseden bir ücret talep etmeyecek. Ayet-i kerimede sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz de o yüzden bir kimse dinle alakalı dini dairede ücret alan ücret isteyen ücret peşinden gidenlerden olmayacak. Alkol Allah'ın ertesi gün namaz kılabilir mi?
Alkolün etkisi geçer geçmez namaz kılabilir herkes. İçkiyle alakalı ilk ayetlerden birisidir. İşte sarhoşken namaza yaklaşmayınız. Bu daha içki haram edilmezden önceki ayet-i kerimedir. Önce bu gelir ayet-i kerim olarak. insanlar işte sarhoşken namaza yaklaşmayacaklar. Ardından ayet-i kerime içkiyle olan haram olan ayet-i kerime gelir. Bu noktada bir kimse içki içti alkol aldı o alkol olan bir kimse alkolün etkisi geçtikten sonra namazı kılacak. Bunun da nedir şeyi? O kimse örneğin işte gayet normal rekatları kılabilecekse üzerinde bir gaflet yok ise içkinin sarhoşluğun onunla bir tesiri yok ise o kimse namazı kılabilir. Bu normalde zahiri bu hamurla alakalı şarapla içkiyle rakıyla alakalı.
Buradan hareket ederekten bir kısmı işte şöyle der. Dünya onu sarhoş etmiş namaza yaklaşmasın. Yok o aşk sarhoşuymuş da namaza yaklaşmayacakmış. Yok o sohbet sarhoşuymuş da o namaza yaklaşmayacakmış. kafası yerinde değilmiş de yok işte no bu noktada Allah'ı çok seviyormuş da sarhoş olmuş da o yüzden namaza yaklaşmayacakmış. Hepsi de bunların şeytani. Hiçbirisi de rahmani değil bunların. O yüzden asla bu sözlere kulak vermeyin. Namaz farz akil müslüman olan herkese namaz farz bitti.
Ben sarhoşum bana namaz yaklaşmayın dedi diyenin cebinden parayı al da göreyim sarhoşum. Ben kendimde değilim diyenin cebinden sen al bakalım parayı ne olacak. Ben kendimde değilim diyenin hadi gel gidelim notara bütün malını bana devret de bakalım ne olacak. Laf onların hepsi laf laf ben kendimde değilim diyen adam akşama eve gitmeyecek.
Nerede saladığı belli olmayacak. Ben kendimde değilim diyen bir lazım demeyecek. Bunların nefisten bu milletin arasında böyle sufi delikodusu yapmışlar. O kendimde değilmiş. O yüzden namaz ondan sakıt olmuş. O hep sarhoş mış. Hiç ayılmazmış. O yüzden namaz ondan sakıt olmuş. Bunların hepsi de sapıklık Allah muhafaza eylesin. Zina eden oruç tutabilir muhakkak tutar. Ya da şöyle söylenir kötü işler yapan iyi bir şey yaptığında toplumda yapamaz imajı doğrudur değildir. Bir kimse işte bir haram işliyor bir günah kebari işliyor o günah kebari işleyen kimsenin bir tarafta da iyi bir hali var.
Biz hemen onun o iyi halini nasıl bu adam bunu yapabilir yapmaması lazım deyip hükmediyoruz. Halbuki biz onun iyi halini öne çıkararak onu iyilerin içerisine koyacağız ki o kendisini kötülüklerde muhafaza etsin korusun. Aa bu arkadaş iyidir cömerttir başka yerlerde bir sürü sıkıntısı var adamın var ama onu böyle cömerttir iyidir deyip onu teşvik edeceğiz. Ha yani adam iyilerin içerisinde anılması istiyorsa iyileri iyilikleri olacak. Ve adamın bir iyiliği var. İyilerin içerisinde iyiliği anılsın. Hepimizin kusurları günahları alnımızda yazmış olsa hiç kimse burada birbirinin yüzüne bakmaz. hepimizin eksikliklerini noksanlıklarını Allah bizim önümüze asla tabela gibi bir hiçbir kimse ben kendi nefsim için söylüyorum selam vermez bize insanların iyiliklerini öne çıkarın insanların kötü yönlerini konuşmayın kötü yönlerine bakmayın din nasihattır din nasihattır din nasihattır
o kardeşinin koluna gel kardeş böyle yapma Allah rızası sinyada böyle yapma lütfen din nasihattır buna bütün müslümanlar bunlar vazifeli burada bir derviş kardeşinizin bir hatasını gördünüz gözümüzün önünde oldu koluna girin ince ince tatlı tatlı kardeş yapma ya bunu deyin veya onunla alakalı bir hadis yeri söyle onunla alakalı bir kız sarma dolaş dolaş sen neden küfrediyorsun deme küfrün kötülüğünü anla sen neden üçkağıtçısın deme üçkağıtçılığın kötülüğünü anla sen neden yalan söylüyorsun deme yalancılığın kötülüğünü
anla dolaş din nasihattır kardeşini dilimle eleştirme kardeşini tekfir etme kardeşini itme kardeşini öteleme dolaş anlat anlat dolaş dolaş araktan anla tatlı tatlı ona tavsiyelerde bulun onun kafasına vura vura konuşma dostlar ancak böyle yaparlar o kardeşlikten ilerilir ona gidersin sen nasıl böyle bir şey yaparsın dersin söylersin ona bu artık samimiyette sınır yoktur o kimse de bunu anlarsa anlar anlamasa anlamaz bizim orada dost gider
yakasını yırtar adamın en samimi arkadaşı o kimsenin yakasını yırtar toplar yakasını kendine geldi bu en samimi gören kimse yapar bu bizim oradaki şeydir ne o delikanlılık esamesidir gider onun yüzüne söyler toparlar dövecekse döverdi onu onu kimsenin bulunmadığı yerde dövecekse döverdi onu o bir yıla geldi bizim normalde payındırsa kendi çevremizde uyguladığımız bir şeydir döveceksek biz döveriz yakasını toparlayacaksak biz toparlarız yakasını yırtacaksak biz yırtarız bir başkası değil bu dostlukta sınır yok
babanın oğluna yaptığı gibi iki kardeş büyük kardeşin küçük kardeşi yaptığı gibi kardeşlik de budur öyle kardeşlik de sınır olmazsa adam anlatıyorsun anlamıyorsun söylüyorsun anlamıyorsun bir daha anlatıyorsun yine anlamıyorsun adam hala da kendini dikiyor diktiği zaman sen onu yere dikersin tepesi üstü bir ayakları sallanır havada hala da kendine gelmedi Allah yolunu açık etsin ona da dersin o zaman hala da senden bitti arkadaşlığım dostum yolum yordamam senin her şeyin bitti Allah yolunu açık etsin nereye istiyorsan
oraya git ne istiyorsan şimdi söyle dert çıkarsın benim aldığım delikanlılık terbiyesi buydu dostlar kardeş kardeşe arkadaş arkadaşa nasihat eder düştüyse kaldırmaya çalışır elinden tutar birisi birisinin arkasından vay ya duydun mu ya ne oldu ya ya Adnan abi böyle böyle yapmaya başlamış ya çok da severim ben onu hadi pis adam çok da severmiş arkasından ne kıymet ediyor laşe laşe siz kardeşinizin ölü etini yemek ister misiniz tiksindiniz değil mi tiksindiniz tiksindiniz ağız gerek tiksindik için yürek gerek tiksindik için
insan olmak gerek tiksindik için mide gerek midesi bozuk adam midesi bozuk tiksindiniz değil mi diyor ayetler tek yerine der e tiksindim tiksinse konuşmayacak tiksindik midesi de bozuk aklı da bozuk kalbi de bozuk damarı da bozuk kanı da bozuk tiksindim nemmamlarla alakalı Abdullah İbni Mübarek tespiti var ağır geliyor insanlara nemmam laf dolaştıran kimse diyor ki Abdullah İbni Mübarek onların anneleri babası bile olsa dahi onlar damgalanmış onun bunun çocuklarıdır böyle bir zinadır Allah muhafaza eylesin
amin bunların derhal tövbe edip gidip penallaşması lazım Allah korusun o yüzden normalde bir kimse hatası olabilir kusuru olabilir yanlışlığı olabilir eksikliği olabilir haramı olabilir o kimse farzun ucunu tutacak namazını kılacak yanlışlıktan dönecek o kardeşe de ne yapacak diğer kardeşler nasihat edecek Allah bizi affetsin inşallah dün ne yapıyordu bugün ne yapıyor Allah kabul eder ha kabul eder hemen zaten görüşü var insanlarla dün ne yapıyorsa yapacaksın sahabelerin hepsi de dünün müşriği hepsi de müşrikti Hz. Ömer
radiyallahu anh hazretleri kendi kızını gömen kimseydi benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı o Ömer ondan sonra bu Ömer oldu dünden kalma ne yaptıysa o kimse böyle tabiinden seleften böyle sahabeden binlerce yüz binlerce örnek getirilir dün ne yaptıysa yaptı o kimse tövbe edip geri döndü mü Allah'a dostum Allah'a dostum dün neydi ki şimdi ne yapıyor diyenler kendilerine bakacaklar Allah muhafaza eylesin talemen Allah'a dostum

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi