mustafaozbag.org

411. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Ekim 2014 · 1:21:30

Selamun aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü, ömrünüzü, nefesinizi hayırlayabilirsin. Amin. Devam ediyoruz geçen haftadan kalan konulara inşâAllah. Babaya iyilik ve saygı. Aslaptan birisi geldi, kime iyilik yapayım ya Resulü? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri annene. Tekrar devam ediyor. Sonra kime yapayım ya?
Yine devam etti. Yine annene dedi. Üçüncüsünde tekrar söyledi. Dedi ki ya Resulü Allah, sonra kime yapayım? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki annene. Dördüncüsünde Ashab yine sordu. Kime yapayım sonra ya Resulü Allah? Dördüncüsünde dedi ki babaya. Arneye iyilik yapın. Babaya ise itaat edilir. İyilik yapacaksanız görüp gözetme açısından birinci derecede annenize iyilik yapacaksanız. Ama itaat söz konusuysa Kur'an ve Sünnet dairesinde erkek evlat, kız evlat, herkisi de babaya itaat edecekler.
Kızların babaya olan itaatleri evleninceye kadardır. Evlendi mi? Evlenen kadının itaati kocasına geçer. Artık kadın sadece ve sadece kocasına itaat eder. Artık babasına itaati kalkar. Bir baba da benim kızım deyip onun üzerine hükmetmeye çalışmaz. O kadının üzerinde hükmedecek tek kimse vardır. O da onun kocasıdır. Kadına kocasından başka kimse hükmetmez. Erkek de eşinin üzerinde bir başkasının hükmetmesine müsaade etmeyecek. Onun bu noktada hüküm olarak kendi hükmünün altına alacak.
O zaman kime iyilik? Anneye. Sonra yine anneye. Sonra yine anneye. Sonra biz sufiler bu hedef ve ahlakla kendimizi hedefler verir ve ahlaklandırmaya gayret edeceğiz. Üzerinden taviz vermeyeceğiz. Biz madem ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gidiyoruz. Onun yolundan gitmek, onun ahlakına uymak için haliyle hallenmek. Haliyle hallenmek bizim gibi zayıf kulların işi değil. Muhakkak ki hedef haliyle, onun haliyle hallenmek.
Ama onun haliyle hallenemiyorsan dahi ruhsat yolunu tutup onun sünnetlerine tabi olmaktır. Sünnetin dışına çıkan bir kimse sünnete muhalefet ediyorsa Allah muhafaza eylesin küfre kadar yolu olur. Ana ve baba zulmetseler de onlara iyilik eder. Buhar'ın bu noktada dördüncü bağımdaki hadis bu. Bir Müslüman sevabını Allah'tan bekleyerek Müslüman olan ana ve babasına iyi davranırsa, Allah onun için cennetten iki kapı açar. Şayet birine iyilik ederse Allah ona bir kapı açar. Şayet ana ve babasının birisini kızdırırsa, bunun rızasını kazanınca kadar Allah ondan razı olmaz. Birisi dedi ki, İbni Abbas'a.
İbni Abbas, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin amcasının oğulları. Dört Abdullah'tan birisi. Öbür Abdullah neydi? Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'in oğluydu. Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah var. Bir de Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah var. Bu Abdullahlar önemli. Bunlar doğduklarından itibaren İslam terbiyesiyle terbiyelenmiş, çocuk yaşta Osman olmuş ve çocuk yaşta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin tedrisatından geçmiş sahabenin ikinci, ilklerden değil ama ikincilerinin alimlerinden hepsinin iştahatıyla hükmedilir.
Fıkıh, fıkıh, tefsir bunların hepsi de bu dört Abdullah'tan çıkmış diyebiliriz. Bunlar bu konuda sahabenin içerisinde önde gidenler. Hazreti Abbas radiyallahu anh Hazretleri, Arap diline, ashabın içerisinden en önemli Arap diline sahip, o konuda vakıf, en önemli sahabelerden birisi, belagatı çok kuvvetli. Ve oğlu Abdullah'ın da bu noktada Arap diline hatimler.
Araplarda bir Bedevi dili var, bir de şehir dili var. Bedevi dili farklı, şehir dili farklı. Kur'an bu manada içinde İbranice'de var, içinde Yahudilerin dilinden geçme diller de var, içinde Hristiyanların dilinden geçme terimler, diller de var. Ama ve lakin bu dile hakim olan ve Kur'an'ın diline hakim olan zatlardan birisi, Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah.
Ve aynı zamanda da en önemli ilk tefsir, Hazreti Abdullah'ın İslam tarihinde ilk tefsir, ilk tefsir, bir ciddi. Bir yerden denk geldi, Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, kim böyle birisi vesile mi oldu, bana bir şey oldu, dedim ya ne olur ne olmaz. Uzun diye, bende duruyor hala da.
Böylesine mühim bir zar. Ona soruyorlar, anne ve baba çocuklarına zulmetseler de mi? İbn Abbas'u cevabı verdi. Ana ve baba çocuklarına zulmetseler de, ne yapacak çocuklar? Anne ve babalarına iyilik yapacaklar. Anne baba zulmetti. Evladın birisine malın hepsini verdi. Öbür evladına vermedi. Var ya şimdi, kızın birisine evlenirken iki yorgan verdi, öbürke evlenirken hiç yorgan vermedi. Kızın birisi evlenirken bir kamyon, çeyiz verdi, öbürke evlenirken bir at arabasını doldurdu, gönderdi. Oğlan birisi evlenirken onun şanlı şöhretli düğün yaptı, öbürkünü evlendirirken ondan sonra bir pilav bile dağıtmadan düğününü yaptı, zulmetti.
Gücü yerindeyken evlatlarının arasında eşitsizlik davranmayacaklar. Evlatlarının arasında aydın yapmayacaklar. Evlatlarına adil olacaksın. Birini kucağına oturtturup öbürkünü itmeyecek. Zulmetmek yok. Evlatların arasında zulmetmek yok. Bu herkes için geçerli.
Bu herkes için geçerli. Bir zakir için de geçerli, bir çavuş için de geçerli, bir üstad için de geçerli. Etrafındaki kardeşlerine bu noktada eksik, yanlış davranamazsın. Adamın özel hayatı kendine. Kardeşlerin arasında adaletsiz davranmak yok. Kardeşlere adaletsiz davranan, kardeşlerine zulmetmiştir. Komşularına adaletsiz davranamazsın. Evlatlarına adaletsiz davranamazsın. Arkadaşlarına, kardeşlerine adaletsiz davranamazsın. Adalet ve devlet başkanı adaletsiz davranamazsın. Bir komutan adaletsiz davranamazsın.
Bir amir, etrafında çalışan memurlara adaletsiz davranamazsın. Kim adaletsizlik yaparsa, Cenab-ı Hak onunla irtibatını keser. Allah muhafaza eylesin. Ana babaya yumuşak söz söyle. Bir kısım günahlar işlemiştir. Sahabeden birisi naklediyor. Bunları büyük günahlardan görüyor. Buhari'nin bu edeb-ül müfredinde birkaç tür hadis var. Bir direkt Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin söyledikleri. İçin, bazı ashabın sözleri, ashabın başından geçen şeyler. Yine birisi, burada ismi zikrediliyor da ben okumuyorum. Bunları büyük günahlardan görüyordum.
Onları İbn-i Ömer'e anlattım. İbn-i Ömer'deki, bahsettiğimiz az önceki Abdullah'lardan birisi. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah. Hazreti Esma'nın kız kardeşi. Hazreti Esma, Hazreti Ömer Efendimiz'in kızı. Medine-i Münevvere'de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zelcesi oldu. Esma anemiz. Ondan evladın çocuğu olmadığı için. O yüzden Abdullah çok rahat bir şekilde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin eline gidip geliyor. Bu Abdullah, öbür Hazreti Ebubekir Efendimiz'in oğlu Abdullah da Hazreti Ayşe validemizin kardeşi. O da aynı zamanda hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri eniştesi oluyor.
O da çok rahat bir şekilde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin evine gidip geliyor. Dikkat edin. İki Abdullah'ın ikisi de kayınçok aynı zamanda. Üçüncü Abdullah kim? Hazreti Abbas. Hazreti Abbas Efendimiz de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin amcasının oğlu. Zeynep annemize de akraba. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah çok rahat bir şekilde eve gidip gelir gelenlerden. O da fıkıhta çok ileri. Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah tefsirde ileri. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'ta ise fıkıh çok ileride. Fakihlerin büyük bir çoğunluğu onun rivayetlerine almış.
Onun rivayetiyle hareket etmişler. Çünkü Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah ilmi ilik çeker gibi merkezinden çekmiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin nereye seyahate gidiyorsa hep yanında. Ben diyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ile yirmi üç kez seyahate çıktım. Savaşlar dahi yanından hiç ayrılmamıştım. Hiç ayrılmayan, diz dibi, gönül dibi olanlar bunlar. O sahabe de, tabi bu sahabenin içerisinde bunlar bütün sahabeler, kutup ama içlerinden bazıları var. Kutbun kutbu gibi, kutbun ahtap gibi tasavvufi biteridir der. O Abdullah da öyle, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu.
Bunları diyor, bu işlediğim günahları Ömer'e anlattım. İbni Ömer nedir onlar dedi, ben de şöyle şöyle dedim. Bunun üzerine İbni Ömer dedi ki, bunlar büyük günahlardan değildir. O kimsenin işlemiş olduğu günahlar, büyük günahlardan değildir. Büyük günahlar dokuz tanedir dedi. Bu Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'tan başka rivayetler de okuyabilirsiniz. Başka kanallardan, o kanallarda bu büyük günahları yedi olarak okuyabilirsiniz. Değişik rivayetler var, ilavesi var burada iki tane daha. Normalde buradaki ilave, Mescid-i Haram'da günah işlemekle insanlarla alay etmek. İlave edilmiş. Tabi Mekke'ye göre, büyük günah kebailer yirmi dört tane. Bazı ulema otuz beşe çıkarmış.
Bazıları normalde işte bu hadis-i şerifler, munci bünce dokuz tanedir. Kimisi on beş tanedir. Kimisi yirmi beş tanedir. Bunlar bu, o selef alimleri. Yani ilk alimler. Sahabeden sonraki tabi'in alimleri. Bunlara selef alimi denir. Teba-i tabi'inden de vardır selef alimlerinin içinden. Bugünkü Suriye'de, Irak'ta veyahut da bugünkü selefiyiz diyenler de bu selef alimlerini karıştırmayın.
Hele Suud'da selefiyiz derler, onlar selefi değildir. Onlar vahhabidir. Şu anda Suriye'de IŞİD denilen o teröristler vahhabi selefilerdendir. Enteresan, yani öyle selefiyiz diyenlerin sakın ha, onları selef alimlerinin peşinden gittiğini düşünmeyin. Lafızda öyleler. Ümmet-i Muhammed'in içerisine atılmış bir fitne tohumu bu. Bunlar her şeye karşılar. Ashab'a dayalı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ait ne varsa yıktılar bunla. Bir tane bir şey bırakmadılar. En sonunda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kap-i şerifini de yıkmaya karar vermişlerdi.
Atatürk nota çekti bunların. Tarihi kayıtlarla sabit. Savaş ilan edelim deyince notayla bunlar durdular. Yoksa onlar Medine-i Münevere'deki kap-i şerifi de yıkacaklardı. Uzun müddet Osmanlı'nın hiçbir şeysine dokunamadılar. Sonradan başladılar yıkmaya. Yıl içerisinde o güne kadar korunmuş tarihi ne var ise hepsini de yıktılar. Şimdi Cennet-ül Gakil'de bir tane kabristan taşı göremezsiniz. İsim yazılı. O sahabelerin taşlarını, mezarlığını yerle eksan ettiler. O ehli beytin mezarı şeriflerini yerle eksan ettiler. Türbelerini yıktılar.
Orada Hz. Osman Efendimiz'in, ondan sonra imamı şeyin maliki mezarlığını yıktılar. Orada şühedanın, ashab-ı şühedanın mezarlıkları vardı. Yıktılar, yerle bir ettiler. Uhud'daki Uhud şehitlerine ait kabristanları yıktılar. Hendek'teki, Hendek'ten kalan kalıntıları koruyorlardı, muhafaza ediyorlardı. Yıktılar hepsinden. Bunlar selefi, vahabi. Bunlar böyle normalde bazı yerlerde sünnete Resulullah'ı inkar eden, bazı yerlerde sünneti, işçilerine gelen yerlerde sünneti Resulullah'ı kabul eden bir tutum da bunlar. Bunlar böyle son yüz yılın, yüz elli yılın selefileri, selefiyiz diyenlere bakmayın hiç. Sakın hele şimdiki bu vahabilere hiç bakmayın.
Allah muhafaza eylesin. Amin. Amerika'sı, İngiltere'si, İsrail'i, Suudi Arabistan'ı, Birleşik Arap Ünlüklük'ten hepsi bir oldular, işidi kurdular. Sakın işidi böyle İslami bir kurum kurmuş olarak görmeyiz. İslam dünyasında hangi grup eline silah alıp da bir Müslüman'ı katlediyorsa, öldürüyorsa, din adına ondan uzak dururur.
Son yüz yılın batılı emperyalistlerinin oynadıkları oyun bu. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kimseye, elinde silah olmayan kimseye, bir Müslüman silah uzatıyorsa, ona mermi çekiyorsa, ona kılıç çekiyorsa, onun arkasında, din adına bunu yapıyorsa, onun arkasında emperyalist güçler vardır. Osmanlı, Yemen'de, İngilizlerle savaşırken, bu Suud Vahabiler Osmanlı'yı arkadan vurdular.
Yemen'de savaşırlarken, bu Vahabiler Şam'da Atatürk'ü esir aldılar. Vurdular arkadan. Suriye'nin vefat eden Diyanet İşleri Başkanı vardı, Kehtari. Biz 94'te ziyarete gittiğimde ben ona sordum bunları. Bunlarla alakalı ne buyuruyorsunuz dedim, fetvanız nedir dedim. Bana dedi ki bunlar dedi, ümmetin Yahudisi Mustafa Efendi dedi, hiçbir şey görmez, Müslümanları katlederler, Müslümanların katliamına da sebep olurlar dedi. Bunlar dedi böyle bir dedi, ümmetin içerisinden içinde dedi, çıkmış, sapık bunlar dedi. Haricilerle deyip tutmuştu, fetva olarak.
Dedim bunu fetva olarak sizden alabilir miyim? Fetva olarak siz bunu veriyor musunuz? Evet dedi. Bir baskı yok, evindeyiz çünkü. Evinde yemeğe gitmiştik. Çay içerken sordum. Yanımızda da Nuri Hoca var, Nuri Hoca da Arapçası değil, Nuri Hoca'ya sorduk durdun. Ben dedim, bir şey soracağım, Şeyh Efendi'den izin alın. Dedim efendim, bir şey soracağım, sorabilir mi? Tabi Musa Efendi, sor dedi. Böylece sordum. Bunlar böyle bir enteresan noktada var. İşte sakın Selef alimleriyle bu Selefi Vahabileri birbirinden aynı görmeyin. İsim aynı olabilir. Selefiyiz diyorlar ya, Selef alimleri fetvalarıyla hiç alakaları yok. Hiç yok.
Gittiler Mısır'da Sisi'yi desteklediler. Bunlar durdukları nokta bu. İşte Hazreti Ömer Efendimiz, dokuz büyük, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah, dokuz büyük günah-i kebali sayıyor. Bir, Allah'a şih koşma. İslam dünyası bin dört yüz yıldan beri Allah'ı inkar etmeyi konuşmam için.
Çünkü Allah'ı inkar eden bir kimsenin aklı sıfırdır. Bin dört yüz yıldır İslam ulaması Allah'ı inkar eden bir kimseyi akılsız süpüründe gör. Konuşmayı dahi tenezzül etmez. Der ki o, bu adam, kör, hani sen cahillerden yüz çevir, ayet-i kerimeyi uygularlar, hiç konuşmazlar onlarla. Tartışmazlar da. O yüzden en büyük günah-i kebali İslam'da Allah'ı şirk koşmaktır. İnkar etmek mümkün değil çünkü. Bu inkarcılardan bahseder ayet-i kerime. O gün için Allah'ı inkar eden yok. Burada da Kur'an'ın bir mucizesi çıkıyor. Bundan bin yıl önce Allah'ı inkar eden bir kimse yok. İslam'ın ilk doğduğu zamanlar Allah'ı inkar eden bir kimse yok.
Allah'ı inkar edenler bu yüz yüz elli yıllık sonuç. Bu Darwin teorisiyle Allah'ı inkar edildi. Ondan önce Allah'ı inkar eden yok. Ama Kur'an Allah'ı inkar edenlerden bahsediyor bize. Biz bin dört yüz yıl önce Allah'ı inkar eden yok. Denilebilir bin dört yüz yıl önce. Kim Allah'ı inkar ediyor ki şu anda? Denilebilir. Ama bugün Allah'ı inkar edenler var. O yüzden Allah'ı inkar etmek günah kebari sınıfında görmüyorsanız bırakın onu günah kebari olarak görmeyin. Yani görmediklerinden zannetmeyin. Çünkü o gün için Allah'ı inkar eden hiç kimse yok. Allah'a şirk koşmak en büyük günah kebari. Allah'a bir şeyi ortak koşmak. Allah'ı bir şeyi yandaş yapmak.
Bir şeyi Allah'a ortak etmek. İki, haksız yere adam öldürmek. Başka bir rivayette onu anaya babaya isyan etmek olarak görürsünüz. İkinci günah kebari. Başka bir nakilden, başka bir raviden anaya babaya isyan etmek ikinci günah kebari'dir. Adam öldürmek üçüncüdür. Anne babaya isyan Allah'a şirkten sonra gelir günah kebari noktasındadır. Devam ediyor. Haksız yere adam öldürmek. Siz haksız yere bir adamı öldüremezsiniz. Siz haksız yere birisine kurşun çekemezsiniz. Siz haksız yere masum bir kimseye molotov kokteyli atamazsınız.
Siz masum bir kimseyi öldüremezsiniz. Öldüremezsiniz. Öldürme hakkı Allah'a ve Allah'ın emri dairesinde devlete aittir. İslendal arşi yoktur. Eğer orada İslam hukuku yok ise, orada birileri kalkıp kendince yine adam öldüremez. İslam anarşiye müsaade etmez. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Mekke döneminde hiçbir şirk ehlini, hiçbir müşriki öldürtmedi. Hiç kimseye suikast düzenletmedi. Hiç kimseye herhangi bir çakı biçer dahi doğrultulmadı. Medine-i Münevvere'ye hicret ettiğinde de devleti kurmuş olmasına rağmen saldırıya geçmedi.
Önce müşrikler geldiler, Uhud, ondan sonra yine toplanıp geldiler, Hendek, yine toplanıp geldiler. Kuyuların başında Bedir. Onlar geliyorlar. Ayet-i kerime size savaş açanlarsa siz de onlarla savaşın.
Ayet-i kerime devam ediyor. Sakın haddi aşanlardan olmayın. Savaşta da haddi aşamazsınız. Müslümanca savaşıyorsanız haddi aşamazsınız. Bir derste demiştim ya, senin elinde atom bombası olsa ne olacak ki? Sen kullanamazsın. Senin dinin, Hiroshima'ya atılan atom bombasına fetva vermez. Cevaz vermez. Sen savaşta masum insanları öldüremezsin. Seninle savaşmayan hiç kimseyi öldüremezsin. Sen canlı hayvanları katledemezsin. Sen ormanları yakamazsın. Sen huyday tarlalarını yakamazsın. Sen insanların evlerini yakamazsın. Sen insanların evlerini bombalayamazsın. Sen insanların dükkanlarını yağmalayamazsın.
Sen insanların dükkanlarını yakamazsın. Sen sivil insanlara dokunamazsın. Sen eli silah tutmayan kadınları, çocukları, öğrencileri, bebekleri, yavruları, yaşlıları, ihtiyarları öldüremezsin. İslam bu. Din bu. İman ettiğiniz dinin savaş hukuku bu. Yahudilerle savaşa gitti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Komple muasara altına aldılar. Yiyecek bir şey yok. Yiyecek bir şey olmayınca sahabeler, Yahudilerin tarlada dolaşan, başıboş dolaşan ehil eşeklerini yemeye başladılar. O tarlaya, taklaya giden, o çiftçilik yapan, tarunla ilgilenen Yahudiler geldiler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine.
Dediler ki ey Muhammed, senin arkadaşların bizim eşeklerimizi kesip yola. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri orada, orada ehil eşek etini yasak etti. Ve şudur, hatta hadis-i şerif uzundur. Öyle bir zaman gelecek ki, rahat koltuklarına, kürsülerine oturup, bacak bacak üstüne atıp, sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı vardır diyenler çıkacak.
Ben onlardan uzağım. Yani bir kimse hadis-i şerifleri reddederse, sünnet-i resulullahı reddederse, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki ben onlardan uzağım. Kürsülerine rahat koltuklara oturup, bacak bacak üstüne atıp, sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı vardır diyecekler. Hadisleri ve sünnet-i resulullahı reddederse, ben onlardan uzağım.
Bir rivayette ben onlardan değilim, onlar da benden değil. Allah'ın kitabında Allah'ın yasakladıkları var, Muhammed'in de yasakladıkları var. Ve Muhammed'in de yasakladıkları Allah'ın yasakladıkları gibidir. Hadis-i şerif böyle devam ediyor. Hadis-i şerif devam ediyor da, ehil eşek etin yenilmesi yasaklandığı gibi, bir kadınla halasını, bir kadınla teyzesini, aynı nikah altında toplamak da yasaklanmıştır diyor. Yani siz bir kadını nikahladınız, onun teyzesini de nikahlayamazsınız aynı anda. Bir kadını nikahladınız, onun halasını da nikahlayamazsınız aynı anda.
Bu da yasaklanmıştır diyor. O yüzden, İslam'da savaşın dahi hukuku var. Yahudilerin, ehil eşek etlerini yenmesini, Hz. Peygamber, sallallahu ve sellem hazretleri yasakladı. Bakın savaştalar, ama yine de ne yaptı? Savaş hukukunu icra ettirdi. O zaman, birisinin kendi kafasına göre, birisinin öldürme hakkı yok. Öldürme hakkı Allah'a et. Allah, bu hakkını devletle, hukukla, hukukla kullandı. Birisi, birisini haksız yere öldürürse, devlet diyor ki, İslam hukuku bu, ölenin velisine, varisine, diyor ki, bir, kısasa kısas, bunun öldürülmesini isteyebilirsiniz, bizi öldürürüz, devlete ölecek.
İki, diyor ki, sen bunun diyetini, bu insanlardan isteyebilirsin. Üç, af edebilirsin. Bu da Allah'ın en çok hoşuna giden şeydir der. Ayet-i Kerim'de. Öldürme devlete aittir. Ama bu seçenekler, ölenin varisine aittir. Ölenin varisi şunu diyebilirim. Ben öldürülmesini istiyorum. İbret olsun, bir daha kimse kimseyi öldürmesin. Devlet onu öldürür. İdamın yeniden gelmesi lazım. İdamın yeniden gelip, haksız yere adam öldürürlerinin, varislerine bu hakkın verilmesi lazım. Terörün önüne geçemezsiniz. Anarşinin önüne başka türlü geçemezsiniz.
Geçemezsiniz. 15 yaşında, 18 yaşında, 20 yaşında, 30 yaşında, 50 yaşında, bir kimse kendi canını toprağa gömecek, ömrükle de gidecek, 5-6 yıl yatacak, çıkacak. Adalet değil, hak değil. Bu adalet değil, bu hak değil. O yüzden, haksız yere adam öldürenlerin, bu noktada katledilmesi lazım. Tecavüzcilerin katledilmesi lazım. Yuhutilik yapan, yani homoseksiyellik yapan, yapan da yaptıranın da, katledilmesi lazım. Çünkü, genceki çocukları alıştırıyorlar, bu tür şeylere. Katledilecek. Uyuşturucu ticareti yapanlar, katledilmesi lazım.
Uyuşturucuyu üretenler, katledilmesi lazım. Bunlar komple ümmeti, toplumu, bir milleti çökerten, eksiklikler, yanlışlıklar. Adam gidiyor, eroini, morfini, bilmem neyi, üretiyor, getiriyor, gençlere satıyor. Esrarlı sigara satıyorlarmış, liselerin önünde, ortaokulların önünde. Esrarlı sigara, sarılmış. Bunları ihbar edeceğiz polise. Bir yerde uyuşturucu satıyor adam. İhbar edeceksiniz. Memleketin geleceğini düşünüyorsanız, ihbar edeceksiniz. Gizlice fotoğraflayıp, göndereceksiniz polise. Gizlice fotoğraflayıp, göndereceksiniz. Bu memleketin, bu topluluğun, geleceğini söndürecek olan şeyler bunlar.
Bu anlattıkların. Anarşi, haksız yere insanların öldürülmesi, ellerinin yakılması, dükkanlarının yakılması, dükkanların yağmalanması, bu ülkenin geleceğine vurulmuş bunlar birer hançer. Haksız yere anarşiye kurban gidip adam öldürülmesi. 50 kişi, 70 kişi, 100 kişi, 1000 kişi toplanıyor. Nereye vurdu, nereye yattı belli değil. Bu ülkenin geleceğine vurulmuş hançer bunlar. Uyuşturucu, bu ülkenin geleceğine vurulmuş hançer. Fuhuş, bu ülkenin geleceğine vurulmuş olan hançer, Avrupa uyuşturucunun pençesinde. Uyuşturucu olunca Avrupa çoğalamıyor.
Uyuşuyor kadına erkeği. Cinsel ilişkiye girmiyorlar. Bu sefer çocuk edinmiyorlar. Çocuk edinmeyince hızla yaşlanıyorlar. Hızla yaşlanınca hızla ekonomileri çöküyor. Bugün Irak'taki problemler, Afrika'daki problemler, İslam dünyasında, Orta Doğu'daki problemlerin ana gayelerinden, ana sebeplerinden, birisi Avrupa'nın hızla yaşlanıp, genç nüfusa ihtiyacı olması. Oralarda anarşi ve terörü çıkarıp, oradan insanları Avrupa'ya köle elmağı olarak götürüyorlar. Şu anda Avrupa'da ağır işçilerin hepsi de Müslüman. Ama Afrika Müslümanı, ama Orta Doğu Müslümanı. Avrupa'ya ucuz işçi lazım. Avrupa'ya ucuz işçi de nereden lazım? En yakın yer Afrika, ve en yakın yer Orta Doğu. Afrika'da ve Orta Doğu'da anarşi ve terörü, Fransa, Almanya, İngiltere üçlüsü ardırıp, buradaki gençlerin kadınları tekrar Avrupa'ya götürüp, ardından oralarda İslam devleti, yok halifelik kurdurup, içlerinden çıkan Avrupa düşmanı olan,
veyahut da kendince kendisini cihatçı tayin edenleri, tekrar onlara getirttirip, tekrar onların başına bombalatıp, onlar orada katlediyorlar. bu bir oyun, bu büyük bir oyun. Bir yerden birisi bir halifelik ilan ediyor, bir cihat ilan ediyor. Yürü, bütün herkes nereye gidiyor? Çeçenistan'a. Çeçenistan'a giden Müslümanları, cihatçı gençler, onlar da katliama uğrayı, temizleniyor. Aradan bir on yıl daha geçiyor, Afganistan başlıyor. Afganistan'da da bir cihat ilan ediyorlar. Avrupa'da, Almanya'da ne kadar, Avustralya'da, Kanada'da, İngiltere'de ne kadar cihatçı, Müslüman, kafası çalışan genç varsa, hepsi de koşturuyorlar oraya, cihat edeceğiz diye.
Onların hepsini orada bombalarla katliam ediyorlar. Kendi içlerinde yumuşak, hiçbir şeye karışmayan, ondan sonra böyle ağır işe devam eden, işçilik devam edecek olanlar, devam ediyorlar. Bitmiyor olay. Ardından Yemen başlıyor, ardından Irak başlıyor, ardından Suriye başlıyor. Hadi bir bakmışsın, Afrika'da başka bir yer başlıyor. Oradaki anarşiden kaçan insanlar, Almanya geçen gün açıklamı yapıyor, Suriyeli mülteciler alacağım diyor. Adet veriyor. Sen Suriyeli mülteciler alacağım diyorsan, adet veriyorsan, Suriye'deki karışıklığın arkasında Almanya var. Birbirine ne kadar mülteci alırız diye konuşuyor olarsa, Irak'taki yangının, Suriye'deki yangının arkasında Avrupa var.
Büyük envergelist güçlerin oyunları var. Kendi kendine çekilip, diyorum ki büyük bir oyun oynanıyor. Dolaşıyor çünkü. Savaş dolaşıyor. Ama savaş dolaşırken, Avrupa'dan gidiyor savaşacak olanlar. Şimdi her taraf düzenin Bosna başlar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ve insanlar Bosna'yı kurtaracağız diye giderler. Ve toplu katliama maruz kalırlar. IŞİD'i kur, silahlandır, ondan sonra bütün devletleri de, toplanın de, ne yapacağız? IŞİD'i vuracağız de. IŞİD'teki savaş, bir de kendileri söylüyorlar. İngiltere'den gidenler var mı savaşmaya? Var. Almanya'dan gidenler var mı? Var. İsviçre'den, Kanada'dan.
Var bu? Var. Her yerden gittiler mi? Gittiler. Türkiye'den de var mı? Var. Şimdi büyük bir katliam bekliyor Orta Doğu. Onların oradan geri dönüşleri yok. Adları, soyadları belli oldu. Hepsinde pasaport çıkışları belli. Sizin pasaport çıkışınız belli. Nereye gittiğiniz belli pasaportta. Sizin fotoğrafınız belli. Bütün pasaportlarda fotoğraf var ya, sen nereye gidiyorsan, senin gittiğin yer, çıktığın yer belli. Sen kayıttasın. Kayıttasın, kayıtta. Senin nereye çıkış yaptığını, bütün devletler biliyor. Nasıl biliyor? Türkiye'den ne kadar gittiğini, istihbarat biliyor.
Türkiye üzerinden, kimlerin gittiğini de istihbarat biliyor. Ama istihbaratın içerisinde antlaşmalar var. CIA ile bilgi antlaşması var. Mossad'da bilgi antlaşması var. İngiltere ile bilgi antlaşması var. Önceden bu antlaşmalar atılmış. Bir noktaya düşeyim, buradan çıkayım. Almanya, Türkiye'yi dinlediğine dair sızdırdı mı bilgiyi? Değil mi? Bir devlet, başka bir devleti dinlediğini neden sızdırdı? Sızdırdı. Dedi ki sizin üzerinizden gidenlerin hepsini de biliyoruz. Diyledik, bize evraklarını verin. Şimdi siyaset değil, bizde bir tane de, şimdi Cumhurbaşkanı oğlum, bizde bir tane de adam var.
Herkes soldan giderken sağdan gidiyor. Herkes şimdi koşacak derken duruveriyor. Herkes şimdi burada durur derken, bir bakıyorsun önüne ne geliyorsun? yıkıyor o da adamasını, yürüyor. Allah var arkasında. Paralel bizi dinlediği muhabbeti var ya, gülüyor mu öyle. Bunun arkasında ne kadar devletin bir başkalarıyla antlaşmaları varsa, hep şimdi yak diğildi geçti. Şu anda kimseyle bilgi paylaşmıyor. Bağrıltının, çağrıltının bir sebebi de bu. Bağrıltının, çağrıltının bir sebebi de bu. Şimdi Almanya'da bizden bilgi alamıyor.
Kimler geçti bilmiyor. Adam Türkiye'ye gelmiş de, Türkiye'den nereye gitmiş bilmiyor. Onu istiyor. Amerika diyor ki, kimler geldi geçti, bana bilgilerini verdi. Bizimkiler vermiyorlar. Vermiyor bizimkiler, bilgi paylaşmıyorlar. Bizimki devleti dinliyorlar. Bunlar devleti çökertecek. Bunlar paralel. Bu devleti yok edecekler. Diyerekten bütün antlaşmaları, kendi güvenliğiniz söz konusu deyip, askıya aldılar hepsini. Boyun ya heyetler gidip geliyor ya, heyetlerin gidip gelmesinin sebebi bu. Bizimkiler gidiyorlar ki, siz paraleli destekliyorsunuz. Amerika diyor ki, ver hocayı bana, ben sana bütün bilgileri açayım. Bak diyor senin için, onun veya gelmeyeceğini, verilmeyeceğini biliyor.
Bir de beyan ediyor etrafa. Bizim buradaki cemaatçi kardeşler de, vay Fethullah hocayı istedi, bu diyor kocaman siyaset var o işin ortasında. Bizimkiler de, başbakanı vur aşağı vur yukarı yapıyor. Başbakanlar bir konu göstererekten başka bir şey yapıyor. Onu bahane ederekten başka bir şey yapıyor. Bizimki bahane diyor, bir şeyi başka bir yerden bir şeyleri koparıyor, kapatıyor, kaldırıyor ortalıkta. Onlar da vay bizim hocamıza dokundun diyorlar, ver yansın, çek uzansın yapıyorlar. TİP'te dinlemeler, işte yabancı ülkelere de gitmiş. Açıkça konuşuluyor mu? Evet. Yabancı ülkelere de gerçekten gitmiş mi? Gitmiş. Yeni gitmiyor ki bunlar. Bunlar yeni gitmiyor. Türkiye'nin anlaşması var. TİP'in başına iki tane de anten Amerika koymuş, bir antenle İngiltere koymuş, bir antenle İsrail kurmuş.
Gelen bütün dinlemeleri, onlar da direkt yayın yapıyor. Canlı yayın. Bilginiz canlı yayın. Bütün timleri dinleyecekler. Siz dinliyorlar. Antlaşma var çünkü. Terörle mücadelede antlaşma yapmışlar. Bilgi alışverişi. Yani siz düşünebiliyor musunuz? Washington'un tepesine bir tane yansıtıcı koyacağınız, Türkiye'ye gelecek. Bu mümkün mü? Değil. Ama bizim buradan canlı yayın var. E devlet palazlanırken biraz bakıyor. Ulan canlı yayın ha böyle gidiyor buradan. E bir şey bahane de çıktı ya ortayadan. İndir aşağı. Bütün antenler kapalı şimdi. Adam öldürmekten buraya geldik. İmam bilgini okuduk. Dönelim geri.
Herkes mesajı alır nasıl olsa. Evet üçüncüsü savaştan kaçmak. Demek ki en büyük günah keballelerden birisi de net, savaş meydanından kaçmak. Devlet savaş emretmiş. Yürü. Bir savaştan kaçmak daha var sufiler için. Ne? Nefisle mücadeleden kaçmak. Bir savaştan kaçmak daha var. Ne var? Ya bu yolun bir yolun yolda mı var? Hizmeti var, koşuşturması var. Sen buradan geri dönersen, savaştan kaçmış ol. Geri dökmek yok. Yok, İsmail abi bana yan baktı. Yok, Adnan abi biraz bana öte git dedi.
Yok, Hüseyin abiye ben rüya anlatacaktım. Hayırlısı olsun dedi. Kapattı. Yok, sen bugün dünden daha güzel değil, dünden daha güzelsin demedin. Tiyansın. Yok, işte ya sen oradan öne bakıp da güldün. Gidiyorum ben. Bu savaştan kaçmak. Bu sütsüzlerin işi. Bu mücadeleden kaçmak herkes için yeterli.
Südü bozukların işi. Savaş meydanından kaçmak yok. Kolun kesilecekse görmeyeceksin kolunun kesildiğini. Hani tavinden birisi namaz kılmak için inecek atından, atından indiği zaman kütük düşer gibi düşer. O zaman görür ki, savaşta bacağı kesilmiş. O zaman anlar bacağının kesildiğini. O ana kadar bacağının kesildiğini anlamaz. Kelle gitmiş, al koltuğuna, yürü devam et. Sen gözünden, kulağınla değil, kalbinle savaşıyorsun. Gözünle, kulağınla, kafasınla savaşanlara kafa lazım. Sana kalp lazım.
Sen al kafanı, koltuğunun altına, yürü. Senin geri dönüşün yok. Savaştan geri dönmek yok. Pünar Kebayları'nın üçüncüsü. Ne maddi, ne manevi savaştan geri dönmek yok. Bir söz vermişim. Sözünden geri dönmek yok. Demişim ki, ben burada mücadele etmeye söz verdim. Beraber koşmaya söz verdim. Hem nefsimle mücadele etmeye, hem şeytanla mücadele etmeye söz verdim. Ben Allah yolunda beraber olmaya söz verdim. Burada koşmaya söz verdim. Yürü. Eğer ne yaşarsan yaşa. Geri dönüşünün hepsi de, senin için bil ki, süt gevşekliğidir.
Kan gevşekliğidir. Geri dönmek yok. Ya burada şöyle oluyor. Güzel. Ne işin var? Siz bir kötülüğü gördünüz de, eliniz de, mümkün değilse diliniz de, o da mümkün değilse, kalbe muz ederekten önlemeye çalışın. Bu da imanın en zayıf yeridir. Sen Hüseyin'de bir kötülük mü gördün? Düzeltmekle vazifelisin. Çekip gitmekle değil. Birisinde bir kötülük mü gördün? Düzeltmekle vazifelisin. Çekip gitmekle değil. Çekip gitmek sufilin işi değil. Evlerinizde de aynı.
Bayanlar için de aynı. Çekip gitmek yok. Eşinde bir eksiklik varsa, düzeltmek için mücadele etmek var. Evini korumak var. Çocuğunu korumak var. Erkeğini korumak var. Erkekler çekip gitmek yok. Eşinizi korumak var. Çocuklarınızı korumak var. Sonuna kadar mücadele etmek var. Sufilin bu. Yok bana yan baktım ben gidiyorum. Yok. Sen bana düz bakmayı öğret. Ya bana öte dedi. Ha öte dediyse bir bak. Neden öte dedi ya? Bende bir şey mi var der? E çekip. Ha burası sıcak. Çok terliyorum. Çekip. Soğuk. Çekip. Yağın yağmur yağdı. Çekip. Kar yağdı. Çekip. Vay babam vay.
Ne? Yolcu bu arkadaş. Ne? Yol arkadaşı. Ne? Bu arkadaş cihad edecek. Bu ne? Savaştan geri dönen. Açın. İslam savaştan geri dönenlere ne diyor? Açın ne diyor? Hafifini söylüyorum. Ben hafifini söylüyorum. Üzmemek, kırmamak için. Savaşa katılmayan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri selamı sabahı kesti. Ve insanlara dedi ki selamı sabahı kesin onlarla. Allah'ın selamı, Allah'ın selamını kesti. Hiç kimse onlara selam vermeyecek.
Hiç kimse de onların selamını almayacak. Hiç kimse onlarla görüşmeyecek. Hiç kimse onlarla konuşmayacak. Niçin? Onlar çünkü savaşa gitmekte gevşeklik gösterdiler. Onlar kime selam verdiyse. Ha küs. Kusura bakma dediler. Selam. Alamayız. Emri var. En son onlar gittiler. Mescid-i Nebebi'nin direğine kendilerini bağladılar. Tövbe etmeye başladılar. Ondan sonra Cenab-ı Hak ayeti kerimeyi indirdi. Tövbe edip temizlenenleri Allah'a selam. Ayeti kerime gelince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri dedi ki din. Allah dedi onlar hakkında hükmetti. Çözümlüklerini meydandan geri dönmek yok ya girme meydana girdin mi çıkışın yok.
Ben herkesin çıkışı vardır diyorum. İçinden derim ki Mustafa Özbağ senin çıkışın yok. Bir sefer savaş meydanından döner gidersen hep döner gidersin. Ben o yüzden dönüp gidene hiç bakmam. Onu alsam getirsem bir daha döner gider çünkü. Ben Allah affetsin bayan kardeşlere de aynı fetvaya veririm. Çıkmayın evinizden. Çıkmış gitmiş. Erkekler bana sorarlarsa bana sormayın benim fetvam bellidir. Kendi başından çekmiş gitmiş kadın. Ben dedim ki benim fetvam bellidir. Kendi başına çekmiş gitmiş alma bir daha geri derim. Alma bir daha geri.
Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi siz bu fetvaları Mustafa Efendi'ye sormayın. O çok sert. Bu konuda keskin. O alma der. Mustafa abiniz bu noktada alma der. Onun keskindir bu noktada duruşu derdi. Derviş daha doğrusu. Bana söylediler doğru diyor dedim ben. Şeyh Efendi bana dedi olur almaz mısın almam efendim dedim. Aklımı alırım. Alır zammı. Kendince derim bu savaştan dönenlerden alalım. Ne yaşayacaksak beraber yaşarız. Beraber yaşıyoruz. Yirmi yılı aşkın söyledi.
Yirmi üç yıl olmuş. Yirmi dört yıl olmuş. Eskisiyle yenisiyle. Ne yaşıyorsak yaşıyoruz. Hatamızı da beraber yapıyoruz. Eksikliğimiz de beraber yapıyoruz. Yanlışlığımızı da yapıyoruz. Ben de yapıyorum. Sizler de yapıyoruz. Hep beraber. Ne yapıyorsak bir yerdeyiz. Bir yerdeyiz. Bundan sonra olmayacak mı? Yine olacak. Yine hata yaparız. Yine kusur işleriz. Yine yanlış yaparız. Yine batarız bataklıklara. Yine tozu dumana bulanırız. Yine kirletiriz kendimizi. Buradayız beraberiz. Buradayız beraberiz. Veririz on ufak kafaya, diz dize, gönül gönüme, göz göze. Yiyip düştüğün yerden kalkar deriz. Kalkarız. İlk defa düşmedik ya.
İlk defa kırılmadık ya. İlk defa vurulmadık ya. İlk defa bulanmadık ya pisliğe. Yeni görmüyoruz ya. Oradan geldik zaten. Belki de hala da oradayız. İlk defa değil bizim için. Beraberiz. Beraberiz. Yine kol kolayız. Beraber düşeriz. Beraber kalkarız. Aç kalırız. Beraber basılırız. Basılırız. Duymamıştır daha hiç kimse. Kardeşler siz zikredin ben geliyorum. Yok öyle bir şey. Basılacaksak hep beraber basın düşsünüz. Yok öyle bir şey. Siz gidin ben geliyorum arkadan. Yok öyle bir şey.
Beraberiz kardeşler. Dönmek yok. Biz sema ederiz. Dönenlerden değiliz. Biz döneklerden de değiliz. Dönmek yok. Dönmek yok. Bunlardan değiliz. Allah hiçbirimizi böyle eylemez. Amin. Mücadele mücadele. Haksızlığa da uğrarız. Uğrarız. Uğrarız. Bizim için o esnada haksızlıkmıştır o. Sabrederiz. Allah onu bizim için hayrat ederiz. Bekleriz. Direniriz. Gözyaşı dökeriz. Dikeriz ayağımızı oraya. Sufilikte çivil derler. Sema ederler.
Öyle değil mi? Derfiçlikte de çivil derler. Sağ baş parmağını sol baş parmağının üzerine koyarlar. Ühürler kendini oraya. Zam gibi yapıştırırsın. Kovsan gitmez o. Sufilik budur. O yüzden savaştan dönmek günah kebari'nin üçüncüsüdür. Asla mücadeleden geri dönmek yok.
Asla savaşmaktan geri dönmek yok. Bu benim Allah affetsin tezimdir. Burada bir yanlışlık varsa düzeltiriz onu. Düzeltiriz onu. Burada yanlışlık var deyip çekip gitmeyiz biz. Yemek düzgün pişmiyorsa öğretiriz. Yemek düzgün pişer. Burada yemek düzgün pişmiyor deyip de çekip gitmeyiz. Geçeriz mutfak. Nasıl düzgün olması gerekiyorsa gücümüzü yettiğince yaparız. Deriz ki yemek böyle olacak. Salçası üç kaşık atılacak. Bu yemek yanacak salçayla. Soluk yüzdür, benizli yemek olmayacak. Tabağın içerisinde cilvelenecek. Yemek dahi cilvelenecek. Yağıyla, salçasıyla, tuzuyla cilvelenecek.
Yemeğe baktığınızda böyle tabakta ahvelisi olacak. Kırmızı dudaklı hatun gibi olacak. Soluk benizli olmayacak. Olmayacak. Yemek düzgün olacak. Olmuyorsa öğreteceğiz. Burada yemek düzgün olmuyor deyip çekip gitmeyiz. Yok öyle bir şey. Yok bana tepeden baktı. Ona tepeden bakmamayı öğretiriz. Burada kalır zaman. Birisi öyle demişti bana. Murtaza nefsine uyma. Hakkını helal et. Baştan söyledi. Baştan söyledi. Testeği kılmadan. Ne buluyorsun Murtaza'da dedim bana. Ben de dedim ki baktı, çıktı, yan geldi, çamura battı. Yanımda durdu hep dedim. Sen nerede durdun dedim.
Neredesin? Kaldı. Beğenmediğin adam dedim. Beni tanıdığından beri yanımda. Sen de bana soruyorsun ki dedim ben. Bundan ne buldun? Sen de ne bulacağım ki dedim. Sen de ne bulacağım dedim. Gittim. Kaldı. Dedim o hiç gitmeyi bile düşünmedi dedim. Gitmeyi bile hiç düşünmedi. Aklına getirmedi işte dedim. Beğenmediğin adam. Dedince kendince öyle düşünüyor ya. Yani düşük kapasiteli görüyor. Farkında değil. Kendisinin sütsüz olduğunu. Bu sütsüz sözü develerden gelir. Deve güreştirirler ya Ege bölgesinden.
Deve böyle yakışıklı babayı gidenler bilir. Bir çıkar sahaya böyle Allah Allah. Kafayı diker, köpürür, kuyruk küt küt vuruyor. Görüntüye baktığında dersin ki ulan bu devenin karşısına çıkan. Gitti. Karşısına bir deve koyarlar. Deve bir sağdan kafayı indirir. Bir soldan kafayı indirir. O da onu bağlayacağım diye onun üzerine yüklenir. Alır o devunu bir bağlar. Atıverir kendine. Ya da söker söktüğü gibi giderim Allah gider. Ne zaman çaylı tarif etkilerini görürsün? Olsa da gitsek orada beraber ya. Bir takip et sana göstereyim demelerin cisterini.
O rozlar da aynıdır. Bak senin o adam ne diyor? Bunun diyor dedesi, dedesini, dedesini sıralıyor değil mi? Ne diyor? Bunun dedesi, dedesi şampiyondu. Hep şampiyon mu çıkıyor şimdi? Bak aynı ortada değil mi? Şampiyon çıkıyor. Başka bir şey seni sokmuyor değil mi? Tabii. Bozmayacak öpü. Bozduğu zaman ne olacak? Südü bozulacak. Bu ağzını kümese sokmazlar. Orada koparır kafasını adam. Kahveciye mi bırakıyorlar? Tabii. Yiyemesin. Kendisi de kaç kadın var. Allah muhafaza eylesin. Evet, dördüncü günah kebay. Namuslu insanlara iftira etmek. Önceden sadece kadınlara zinayısının adında bulunuyorlardı.
Şimdi erkeklere de bulunuyorlar. Şimdi erkeğin de namusuna iftira atıyorlar. Namuslu insanlara iftira atmak. Bir insanın namusuna iftira atmak. Yani x adam, kaç tane hanımı olduğu belli değil. Bu ne demek? Adam puş yapıyor. Bu ne yaptı? Adamı zaniy etti. Veya kadına onun kaç tane kocası olduğu belli değil. Zina isnadında. Kime zina isnadında bulunursanız, o sizi affetmedikçe Allah sizi cennetine koymuyor.
Ondan helallık almadıkça Allah sizi cennetine koymuyor. Allah bizi affeder. Faiz yemek. Bakın bunlar toplumun hastalıkları. Mü'min mü'minden bir dirhem dahi faiz alırsa annesini Kabe duvarının dibinde nikahlamış gibi olur. Annesini Kabe duvarının dibinde annesiyle cima etmiş gibi olur. Mü'min mü'minin arasında faiz olmayacak.
Benim sana beş lira borcum vardı, bana bulayım yedi lira vereceksin diyorsa bir kimseye faiz alıyorsan sen de veriyorsun. Vermemek için evine gelen mücadeleyi vereceksin cihat. Ama borcu ödemek için de mücadele edeceksin. O da cihat. Velev ki bir sebepten olmadığı faizler uzak duracağız. Yetim malı yemek. Bir kimse babası ölmüş, beş tane çocuk kalmış, işlerinden bir tanesi bütün malları almış üstüne yazdırmış. Yetim malı yemek.
Allah muhafaza eylesin. Mescidi haramda günah işlemek. Beytullah'ta günah işlemek. Allah muhafaza eylesin. Halit giderken Gazali'nin ihyasından getirdi. Bir söz. Orada haram işlemek iki kat günahdır diye. Allah muhafaza eylesin. İnsanlarla alay etme. Kimseyle alay etme. İnsanları hicbetme. İnsanları küçümseme. Allah muhafaza eylesin. Sonunda İbni Ömer bana dedi ki sen cehennenden korkar mısın? Cennete girmek ister misin? Ben de Allah'a yemin ederim ki evet dedim. İbni Ömer bana sordu.
Annen baban sağ mıdır? Ben yanımda sadece annen var dedim. Bunun üzerine İbni Ömer dedi ki Allah'a yemin ederim ki şayet annene yumuşak söz söylersen ona yemek yedirirsen büyük binahlardan korundukça sen elbette cennete girersin dedi. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Cenab-ı Hak cümlemizi hırs-ı muhafaza eylesin. Cümlemizi korusun inşallah. Şimdi sorulara böyle hızla geçen günlere kadar geçeceğim. Bunun son zikirleri inşallah bu hafta kaçırmayalım inşallah. Hazreti Meryem kıssasında eğer Meryem'e bu vakitte uygunsuz iş olduğunu düşündüğü zaman bu hal üzere gülemiş olsaydı olsaydı İsa annesinin bu ruhi durumundan dolayı hiç kimsenin takat getiremeyeceği çirkin bir yaratılışla doğardı.
Buradaki çirkin yaratılıştan kasıt nedir? Günah-ı kebair olabilir. Kabus hali kulun Allah'a ulaşma isteğinin verildiği halidir. Kabus haline tutulmazsınız inşallah. Siz Allah deyin. Hicab, örtünme, setir ile Allah'a ibadet ve tevekkül nasıl oluyor? Hicab, Allah'tan bu noktada Allah'a karşı utanma, örtünme. Setir, bu noktada insanın kendisini örtmesi. Allah'a ibadet ve tevekkül nasıl oluyor? Allah'ın farzlarını yerine getirmek ve mücadeleye devam etmek. Ümama, Şeyh-i Ekber'in ümana dediği taife kendilerini daima bir esrar kardesiyle altında gizleyen melametiye erenlerindendir, mütercim. Ümane velileri kimdir? Bunlar Allah'ın bildiği, Allah'ın onları bildiği ama halkını açıklamadığı veliler.
Batıl ilmini açıklar mısınız? Batıl ilmini açıkladığımızda zahirdir zaten. O yüzden ilmi batının ne olduğunu söyleyecek olan var ise, gelsin bize söylesin. Eğer bir ilim çıktı ise, bir yerden zuhur ettiyse, o ilmi batın değildir. İlmi batın Allah'ın kendi zat-ı keriminde saklamış olduğu, kendi zat-ı keriminde tutmuş olduğu ilimde değil. O öyle bir ilim var ise, işte ilmi batın olur. Kapalı bir kadın sıyınca nasıl kapanmalı bizi bilgilendirirseniz, biz de evdeki hanımlarımızı bilgilendiririz. Bu noktada Hanefi'ye göre, kadının tesettürü, yüzü, elleri, ayakları, haris diğer kalan kısımlarını bir şekilde örtmesidir. Kendi kültürüne göre, kendi bu noktadaki örfüne göre, işte ne bileyim Karadeniz'de minnet peştaman takarlar, işte bizim önceden annelerimiz bez peştaman takarlardı.
Başka bir yerde Erzurum'da zar mı diyorlar ona? Erhan, Erhan diyorlar gibi, efendim, ehram diyorlar. İşte böyle bölgesel örtünme kıyafetleri var, bu noktada bölgesel olarak da insanlar o kıyafetleri tercih edebilirler. Benim sorum, evliliğe ilk adım atacağız ve eşim olacak kız yeni kapandı ama kendi kınasında ve kuzenlerinin kınasında saçını açmak istiyor kadın kadına olduğu için.
Bir beyiş yok. Kendi bir sakınca yok diyoruz sizin görüşlerinizi nasıl doğrusunu bilmek isterim. Kadınların kendi aralarında normalde başlarını açmalarında, kına yapmalarında, eğlenti yapmalarında bir sıkıntı yok Hanefi'ye göre. Manyo yaparken kulağıma su kaçmasın diye tık aç taksam bu sülü abdestin kabul olur mu? Kulakları mest etmek, içini yıkamak, bu sülü hedeflerinden, adatlarından, şartlarında. Karımla geçenlerde tartıştık, karımla o tartışmadan nefsine uydun, bana üç defa boş ol dedi. Ben de Rabbimin verdiği sabırla bir iki gün bekledim, sonra eşimle ortamı yumuşattık, sonra eşimle abdest aldık ve ona falan canlı kızı beni eş olarak kabul etti mi dedim. Bunu iki defa tekrarladım, o da bana aynısını sordu, üç defa tekrarladı, nikah mı, nikah mıdır?
Eğer normalde eşinin boşama hakkı var ise bu farklı bir şey. Eşinin boşama hakkı olmadığı halde, kadının boşama hakkı olmadığı halde, bu noktada kadın bir adama boşama hakkı olmadığı halde, 118 sefer boş oldu dese, bunda hiç bir sıkıntı yok çünkü boşama hakkı yok. Eğer erkek, şimdi kadına dedi ki, şimdi beni boşayacaksan al boşa dedi, kadın da o esnada boşadı, o talak oldu. Bu anında olabilir, bu o zaman talak olur. Ama nikahda kadın talak hakkı aldıysa bu olabilir, nikahda almadıysa bu olmaz. Selamun Aleyküm efendim, eşim derviş, eşim bayanların da bulunduğu bir ortamda çalışıyor, işte eşimde de bayanlarla görüşmeyi normal görüyor. Benim tepkilerim ise basit karşılıklarmış gibi aldılanıyor, bunun yanlış olduğunu eşime nasıl anlatabilirim?
He anlattım burası. Erkekler, kadınlarla çok samimi olmaktan uzak durun, bayanlar, erkeklerle çok samimi olmaktan uzak durun. Mecbur olduğunuz kadar görüşün, konuşun, mecbur olduğunuz kadar. Çavuşun dersi yaptırdığı zaman günlük vildiği eda etmeme hakkı oluyormuş, bu doğru mu? Evet. Günlük vildeleri çekerken namaz esnasında tevhidleri gece toplu çekebilir miyiz? Çekinme. Kazaya kalan derslerimizi çekerken, sarı seyirken olan vildlerimizi çekmeliyiz. Yoksa üç güzel tevhid, namaz tevhidlerimizi de ilave etmeli miyiz? Evet, aşk nedir? Her şeyden fazla Allah'ı sevmektir. Mahşer günü nasıl olacak?
Her gün oluyor ki. İş yerine bir ağrı var, iş kazası geçirmiş iki topuğu da kırık. Sizden buranızı bekliyor, benden rücayeti vebali üstünde kalmasın. Kalmasın, Allah şifa versin. Amin. Yabancı, meyşeli bir sigorta şirketinde satış danışmanı olarak çalışıyorum. Hayat sigortası alanında çalışmaktayım. Sattığımız ürünlerde vefat teminatı ve fon getirisi adı altında polisye sahibine getirisi alınmaktadır. Fon getirisi faizimizde vefat teminatı dinen bir sakıncası var mıdır? Bu işte çalışmanın ve bu işte kazanılan paranın, kendi kazandığın paranın değil mi hükmü nedir? Nerede çalışırsan çalış bir yerde İslam hukuku yoksa, İslam hukukunun olmadığı yerde çalışanlar, para kazanların hukukları aynıdır. Sonuçta ne kadar gayret ediyorsan o gayretinin karşılığı helaldir.
Bunda bir sıkıntı yok. Uzayda yaşayan başka canlı var mı? Bir de cenneti, cehennemi anlatır mısınız? Uzayda yaşayanlar var, cennette, cehennette de yaşayanlar var. Önce büyü var mı yok mu? Onu merak ediyorum. Var. Bana bir ilim sahibi hocam büyü yapıldığını söyledi ve toprağa kilit gömülü olduğu söylendi. Muğla'da birisi var ona gitti. O gömülü olan neyse onu getirebiliyor dediler. Ve gittim bir yeşil poşetin içinde toprağıyla beraber bir kilit çıktı. Gördüğünün arasından her şey gözlerinin önünde oldu. Çok şaşırdı. Ücret de talep etmedi. Ne verirsen kabul ediyorum diye miktar yok dedi. Yani bunlar gerçek mi yoksa bir aldatma mı? Sonuçta büyücü. Büyücüden gerçek bir şey mi bekliyorsunuz? Allah-u Teala'nın insanı nihayetsiz, aç, zaaf, fakir içinde yaratıp insanın ihtiyaçlarını adeta hayali nereye yetişirse o kadar geniş bırakmasının her şeyi muhabbet eden bir kalp, akıl vesaire netaifler vermesinin hikmeti nedir?
Murad-ı Gahi nedir? Bu yaratılışta bunu nasıl değerlendirebiliriz? Oho biz bu kadar öğrenseydik biz Allah'ı sevemezdik ya. Biz ilimsiz sevdik onu. Allah'ı sevin kardeşler. Allah'ı sevin Allah'ı. İlim arkanızdan gelsin. Allah'a itaat edin. Sever, itaat eder. Akıl arkanızdan gelsin. Biz, ben kendi nefsim için söyleyeyim ve buradaki insanın büyük birçok olmayı aynı. Biz medresede Allah'ı tanıyıp da buraya toplanmadık. Biz Allah'ı ayetsiz, haditsiz sevip toplanmadık. Muhakkak içimizde vardır dağınca böyle ilim, mekteb, medrese görenler.
Biz öyle değiliz. Bu övünme noktası değil ama bazen hamd ediyorum bu hale. Cenab-ı Hak hamdolsun. Fâlevenlâhûn.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi