Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 44:15
Dua'sı hakkında bilgilendirilmişler. Bu konuda hadis-i şerifler var ve bütün hadis-i şerifleri toplamışlar, böyle bir ism-i azam duası çıkarmışlar ve hadis-i şeriflerin hepsinde de Cenâb-ı Allah'ın kendi ismi şerifleri var. O zaman ism-i azam o 99 ismi şerifinden birisi. Ama Allah bu noktada kendisi ism-i azamını saklamış.
Sizin duanızın kabul olunduğu dua ism-i azamdır. En ihlaslı, en samimi, en içten, en yürekten, en gönülden yapmış olduğunuz dua ism-i azamdır. Veyahut da gönülden yaptığınız zikrullah, Allah'ın ismini söylemeniz o ism-i azamdır. O yüzden inşâAllah, birisi demiş ki, ism-i azam Allah lafzı celâllâhdır. Birisi, lâ lâhe illallahdır. Bir hadis-i şerifte, yâ hayyâ kayyumdur. Bir hadis-i şerifte, ihlasın içinde denmiş. Bir hadis-i şerifte, ayet-el-kümse'nin içinde denmiş.
Demek ki bunların içimlerinden birisi. Ama Allah'ın doksan dokuz isimlerinden birisi, hangisinin olduğunu Allah kendisi saklamış bizden. Bu manada, ben hayatım boyunca bu tip şeyleri, İslami dini hayatım boyunca bu tip şeyleri hiç tevessül etmem. Yani işte şuradan özel bir esma çekeyim veya şuradan özel bir dua edeyim, yok neresinde ne varmış ona bir bakayım. Hiç benim öyle bir şeyim olmalı. Şeyhim bana bir ders verdi, ben hayatım boyunca o dersi çektim. Veyahut da şeyhimin bana umsatı vardı. Dedik oğlum, peygamberlerden birisi sana dedi bu yanda harbi mevzu oluyor mu? Ben çekmem dedim ben. Bunu anlattım şeyhime. Bana dedik oğlum, peygamber efendilerinden birisi sana bir ders verirse al çek.
Sahabelerden bir efendilerinden birisi sana bir ders verirse onu çek dedi. Yani bana söylemene, bana tanışmana gerek yok dedi. Ben şeyhimin haricinde bir tek böyle manevi bir ders olursa ben onu çektim. Başka hiç kendimce ders çekmedim. Kendimce herhangi bir gir çekmedim. Kendimce herhangi bir esma çekmedim. Şeyhimin şeyhim ne dediyse, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya peygamberler ne söylediyse veya sahabeler veya pir efendilerimiz ne dediyse ne kadar dedilerse ben onu çektim.
O yüzden ben böyle çok bu tip şeylere muhtali bir insan değilim. Hiç aramam İsm-i Azam nedir diye. İsm-i Azam Allah lafsız celalindir. Kim itiraz edecek? Yok. İsm-i Azam tevhiddir. La lahillamahtır. Kim hayır o değil diyebilecek? İsm-i Azam Hayyul Gayyum Allah, Kadir Gayyum Allah'tır. Kim itiraz edecek? Hazreti Ali Efendimiz diyor ki, Uhud'da peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri müşrikler sıkıştırdığında ondan sonra çukurun hendi içinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle zikrederekten kılıç sallıyor. İsm-i Azam o zaman. O yüzden bu tip şeylere takılmıyor inşallah.
Ölüm sonrası şefaat etmeye haiz, şehit hafız gibi. Bir kişi Müslüman olmayan bir kişi için şefaat bilir mi? Mümin, mümin olmayan bir kimseye şefaat bilir mi ki? Ancak müminler kardeşler. Hayır, kelime. Mümin olmayan bir kimse, bir kimseyi mümin nasıl aklına getirsin ki?
Vade farkı faiz değil. Bu soruyu soran vade farkından kastı söylesin bize. Vade farkının çok değişik anlamları var. Kullanıldığı yerler var. O yüzden faiz açıklama farklı bir şey. Vade farkı dediğimizde kullanılmış biçimi, oradaki uygulanış biçimi farklı bir şey. Bunu kim sorduysa açıktan sorsun, rahat anlaşalım. Vade farkını soran kardeş, nesini sordun? Faiz diyorlar. Hayır, vade farkının nesini sordun. Yani bu kitap 5 lira, vadeli 8 lira. Bunu mu sordun? Evet. Bu kitap 5 lira, vadeli 8 lira derse bir satıcı daha alışveriş olmadığından vade farkı doğmadı. Alışveriş oldu. Bu kitap vadeli 7 liraya bir kimse aldım sattım dedi. Bu faiz değil. Anlaşıldı mı?
Bu kitap 5 lira. Aldım. Ama ben bunu vadeli ödeyeceğim. O zaman 7 lira. O zaman bu aldım dedi. Ardından vadeli ödeyeceğim dedi. O zaman buradaki birinci ticaret antlaşması pes oldu. Onun üzerine vadeli fiyatı adam 7 liraya onu satarsa vade farkı oldu. Ödeyemedi. 5 lira ödeyemedi. 3 ay sonra ödeyeceğim. Ben buna vadeli fark alırım dersen bu faiz oldu. Alışverişte vadeli alışverişlerde fiyat farkı oluşması caizdir. İmam-ı Azam'a göre.
Yani İmam-ı Azam der ki bir mal peşin 5 lira, vadeli 7 lira olabilir, satılabilir. Ama satış esnasında bir malda 2 fiyat olmayacak. Adam ya peşin aldığını beyan edecek ya vadeli aldığını beyan edecek. Alıcı da satıcılar. Bu kitap 5 lira. Vadeli 7 lira kardeşim. 7 liraya 5 ay vadeli aldım o da sattım. Bu faiz olmadı. Bunu anladınız değil mi? Müminin müminle olan alışverişlerinde bu. Bizler Müslümanlara dolaylı faiz ediliyor. Kalbe, midemize haram girdiği zaman isteklerimiz kabul olmuyor. Ya normalde faizin bir direkt insana musallatı var. O kimse kendi elleriyle gider, faizle iştigal eder. Birisinin bir esnaf başka bir esnafın çekini kırıyor. Faiz. 10 liralık çekini götürüyor. 8 lira para alıp çıkıyor. Faiz. Bir esnaf bir esnafa işte borç para verirken 10 lira veriyor. 15 lira alıyor. Faiz.
Bunlar normalde Müslümanların Müslümanlar dolayı alışverişlerinde olmaması gereken şeyler. Ticarette olanlar var. Ticarette olanlar da insanlar ya bilmediklerinden ya da gerçekten kasıtlı yapıyorlar. Ama bu türlü insanın kendi elleriyle olmayan şeyler var. Vergi dairesinde bir borcu ödemiyorsun, vergi dairesi faizi kütletiyor sana. Veya telefon borcunu ödemiyorsun, faizi kütletiyor sana. Elektrik borcunu ödemiyorsun, kütletiyor. Bağ kurup kütletiyor. Sigortayı kütletiyor. Bunlar insanın kendi elinde olan bir şey değil. Evdeki hanım, çoluk çocuk elektrik parası ödendi, faizle ödendi. Yani onlar ne diyecekler şimdi? Veya da adamın cebinde vardı da mı ödemedi? Veya su parasını gecikledi, faiz ödedi. Bu doğal gazı gecikledi, faiz ödedi.
Yani adam da vardı da mı ödemedi? Ödedi. Bunlar da dolaylı olarak bize bulaşan şeyler. Sonuçta İslam'ın hükmedilmediği bir yerde bunlar oluşacak. Ama diyeceksiniz ki, faiz İslam zamanında yok muydu? İslam zamanında yok ise neden faiz haram oldu? Demek ki vardı. Bu geçmiş ümmetlerde de vardı, geçmiş topluluklarda da vardı. İslam hakim olduğunda da vardı. İslam hakim olduğunda Müslümanların ketler alanında yoktu, dışarıda vardı. E bu sonuçta tarih boyunca var. Neden? Kolay para kazanmak çünkü. 5 liralar 10 lira al, 5 liralar 8 lira al. Alın teri yok, kara gibi bir şey yok. Bu tarih boyunca var, bundan sonra da var olacak böyle giderse. Allah muhafaza edersin. Bizlere yerli malı tüketmemizi tavsiye ediyorsunuz ama yerli mallarımızın fabrikatörleri dinimize karşı geldiğinde tüketmemizin hükmü nedir?
Topaşın sahibi ben iş yerine sakallı ve bıyıklı insanları almam diyor. Ertesi gün papasının elini okuyor, hakkınızı helal edin. Ya ben sizlere yerli tüketim maddelerine yedikleriniz içtikleriniz var ya diyorum ben, iyi pişiyorsunuz. Bunlardan yerli kullanın diyorum. Tükettiğiniz, topaşı tüketmiyoruz herhalde, karnınıza katmıyorsunuz. İyi dinleyin beni. Ben size topaş alın demiyorum. Ne içiyorduk? Süt. Gidin evet, yerli süt üreticisinin sütün için. Gidin kola içmeyin. Gidin pepsi içmeyin. Gidin süt için. Gidin yoğurt yiyin. Gidin şerbet yapın için. Evet, gidin aromanın konsantrasını, ne diyorlarına onu alın. Şerbet yapın için, meyve suyu yapın için yabancıların, yabancı şirketlerin tüketim maddelerini kullanmayın.
Gömlekmüş, pantolonmuş, iç çamaşırıymış, ayakkabıymış. Almayın kardeşim. Tüketmeyin. Ye meyverin, iç meyverin değil mi? Ye meyverin, iç meyverin. Kolay içmeyince mideniz mi patlayacak? Kolay içince mideniz patlıyor. Pepsi içmeyince bir terörümüz mü eksilecek? Pepsi içince eksiliyor aslında. Benim felsefem bu. İçmeyin. Yabancı bir ürünün, yabancı bir maddeyi kullanmayın tüketim olarak. Kullanmayın. Ha siz bir makine alacaksınız işlerinize, gidin en iyisini alın. Siz bir araba alacaksınız, gidin en iyisini alın. Gidin teknolojinin en üstününü kullanın. Bilgisayarmış en üstün teknolojisini kullanın. Uçaymış en üstün teknolojisini kullanın. Uçakmış en üstün teknolojisini kullanın.
Otobüs en üstün teknolojisini kullanın. Bunlar farklı şeyler. Ama gidip McDonald's yiyeceğim diye uğraşmayın. Hamburger yiyeceğim diye uğraşmayın. Bilmem ne burgerin önünde kuyruk olacağım diye uğraşmayın. Ye meyverin, gidin lahmacun yiyin, gidin pide yiyin. Gidin bildiniz köfte ekmek yiyin. Bilmem hangi yabancı devletin peyniri. Yeme kardeşim kendi çiftçinin peyniri varken. Yeme kendi çiftçinin tereyağı sütü varken. Yeme kendi üreticinin meyve suyu varken, meyvesi varken. Benim anlatmak istediğim bu. Hakkınızı helal edin. Kalp hastalığı. Kalp hastalığı nedir demiş ya. Hastalıkların en ağırıdır. Tedavisi de en kolay olanıdır. En ağır hastalığın tedavisi en kolay olur mu? Evet. Kalp hastalığı öyle bir hastalıktır ki, çok ağır bir hastalıktır.
İnsanı pel pelişan eder, kafir eder, imansız eder, müşrik eder, münafık eder. Kalp hastalığı insanın içerisine kuşku verip, insanın içini karıştırır, hallaşmamak gibi atar, kapkara yapar. Yediğinden, içtiğinden, gezdiğinden, tozluğundan, yaşadığından lezzet alamaz, tat alamaz. Kendisiyle düşman eder insanın kendisini. Etrafıyla düşman eder, Allah'la düşman eder. Peygamberle düşman eder. Üstadıyla düşman eder.
Müslümanlarla, Kur'an'la, cennetle, cemaatle düşman eder. Cemalullah'la düşman eder. Kalp hastalığı. Eğer o hastalığa düçar olursa o kimse, şeytan oraya galip gelir, hükmeder. Oranın kralı, oranın padişahı şeytan olur. Kalp hastalığı. Ve yerleşir oraya. Namazla insanı düşman eder. Şimdi namaz kılmayanlar var ya, kalp hastalığında düçar olmuşlar. Müslüman namaz kılmıyor. Müslüman oruç tutmuyor. Müslüman kelime-i tevhid getirmiyor. Müslüman Allah'ı sevmiyor. Müslüman Resulullah'a uymuyor. Müslüman hayatını dini realitelere uygun olarak yaşamıyor. Müslüman Allah denilene doğru yürümüyor. Allah denilene doğru yürümüyor. Allah sesini unutmuş, tıkamış, kulaklarını tıkamış. Kalp hastalığı.
Duymak istemez, işitmek istemez, anlamak istemez, görmek istemez. Allah muhafaza eylesin. O hastalıktan Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'i korusun inşallah. Ve o hastalıktan dolayı çekeriz ne çekersek. Bize iyiyi, doğruyu, düzeli, hayırı yanlış ve eksik gösterir. Yanlışı, eksiği, haramı bize doğru gösterir. Bizi şaşıbahtırır. Bize ters gördüttürür, ters duyduttürür, ters düşündüttürür. O hastalığı duçar olan bir kimse Allah'ı hatırına getiremez.
Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri hatırına getiremez. İmanı, İslamı, aşkı, muhabbeti, sevdayı, davayı aklına getiremez. O hastalık bulaştı mı? Onun değişik bir sürü bulaştığı yerler var. O değişik bir sürü bulaştığı yerlerden bulaşırsa adamı çökertir. Çöker o kimse. Manen çöker. Madden de çöker. Fiziken de çöker. Hal olarak da çöker. Allah muhafaza eylesin. O hastalık arttıkça adamın içerisini çökerttir. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Bunun tedavisi tevhiddir, imandır, zikrullahtır, muhabbettir, aşktır, ihlastır, samimiyettir, iyi niyettir. Bunun tedavisi Allah yoluna sımsık yapışmaktır. Bunun tedavisi namazdır, oruçtur. Bunun tedavisi salih kimselerle beraber olmaktır.
İman etmiş olanların yanında dolaşmaktır. Bunun tedavisi hoş kokulu, güzel kokulu mekanlarda ve insanların yanında durmaktır. Bunun tedavisi Allah'ı seven, Allah'a aşık insanlarla dost olmaktır. Bunun tedavisi gece namazıdır. Gece kalkıp ağlamaktır. Seher vaktinde dua etmektir. Bunun tedavisi yolda giderken Allah, Allah, Allah deyip zikrederekten gitmektir. Bunun tedavisi tevhidi çeke çeke yürümektir. Bunun tedavisi Allah yolunda hem iç olarak hem dış olarak mücadele etmektir. Bunun tedavisi iç olarak Allah sevgisiyle yanıp tutuşmaktır. Allah'ı düşünmektir her an. Her an Allah sevgisiyle beraber olmaktır. Bu haram ve helallara riayet etmekten geçer. Bu güzel ahlakla ahlaklanmaktan geçer.
Bir kimse Allah'ı seviyorum diyorsa haramlara ve helallara dikkat edecek. Dikkat ederse hastalığa düşer olmaz. Her bir haramla ilişkimiz varsa hastalık bize bulaşmış. Kalbi bir hastalık o. Bizim delmiş kalbimizi makkapla. Yüreğimizi delmiş bizim. Ve haramı oradan sokmuş. Bizim içimizi delmiş. Orada bir fitneyi, orada bir gıybeti, dedikodu içimize katmış bizim. Delmiş bizim bir tarafımızda. Bir eksiklik, bir yanlışlık bizim içimize katmış. Duvarı kaldırmışız biz kendimiz. Harama karşı duvar örmüşüz. O duvarı kendimiz kaldırıyoruz. Ve o taş alıyoruz. Oradan haramı işliyoruz. Tövbe edersek o taşı yerine yerine koymuş oluyoruz. Veya zikrullah yaparsak veya oradan geri dönersek o taşı yerine koymuş oluyoruz.
Yine muhafazamızı koruyoruz. Ama eğer devam ediyorsak ona kalbi hastalık bizde var. O zaman oradan bizi şeytan, oradan nefis bize tecavüz etmeye devam ediyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Günümüzün ve bütün geçmişteki ümmetlerin insanların da aslanı kalbi hastalık. Allah bundan bizleri korusun inşallah. Ve bu insanlar çok önemlidir. Burası çok önemlidir. İnsanlar dışlarını değiştirebilirler. Kalplerini değiştirmedikleri müddetçe dışlarını değiştirmenin bir etkisini, bir faydasını göremezler. İnsanlar eğer ki içlerini değiştirdi de dışlarını değiştirmeseler dahi ondan işi götürürler. Yani Müslümanlar böyle genelde bu tarih boyunca dıştan insanları analiz etmişler.
Şimdi de öyle değil miyiz? Bir genç bir arkadaşın ayağında bir kot pantolon görüyoruz. Biz onu böyle işte namaz kılmayan, oruç tutmayan, dinini yaşamayan birisi olarak nitelendiriyoruz hemen. Dıştan hükmediyoruz. Veyahut da onun işte üzerinde böyle değişik biraz daha sportif kıyafetler görüyoruz. Veyahut saçı sakalı böyle sportif kesilmiş. Veyahut da işte bu günün moldasına göre kesilmiş. Biz hemen hükmediyoruz ona. Hemen hükmediyoruz. Dıştan karar veriyoruz. Kıymetli kardeşler. Ehli tasavvuf iç ile uğraşır, dış da uğraşmaz. Biz insanların sakallarıyla, sarıklarıyla, şüpheleriyle, pantolonlarıyla, gömlekleriyle, saç şekil ve sistemleriyle, sakal bıyık şekil ve sistemleriyle uğraşmayız.
Ben dini hayatın boyutu uğraşmadım. Ve uğraşmanızı tavsiye etmiyorum. Sufi, ehli tasavvuf, kalp ile uğraşır. Başkasının kalbiyle de değil. Kendi kalbiyle uğraşır. Çünkü Resulullah buyurdu ki, Başkasının kusurlarını araştıran kimse, Kendi kusurunu görmekten uzak olur. Bir başkasının ayıbıyla ilgilenen kimse, Kendi ayıbını göremez. Bir başkasının eksiğiyle, noksanıyla uğraşan bir kimse, Kendi eksik ve noksanlıklarını tespit edemez, tamamlayamaz. Sufi, derviş, Allah yolcusu, hak yolcusu, Kendi kalbiyle ilgilenir. Kalbine huzur eder. Bakar, kalbindeki eksikliklerin noksanlıklara bakar. Benim burada hangi sevgi yatıyor diye bakar kalbine. Kimin sevgisi var diye yatar.
Yani, sevazen dönerken, sema ederken kalbine huzur eder. Kalbine huzur eder, devamlı. Rabıtayı kendi kalbine eder. Kalbini saptırapt altına alır. Der ki, ya Rabbi, senin sevginden başka bir sevgi buraya inmesin. Senin Muhammed'in aşkından başka bir aşk buraya inmesin. Bakmaz isek, kendi kalbimize bakmaz isek, Geçmiş ümmetlerin ve insanların, ve geçmiş insanların, ve günümüz insanların, Kura biz de düşeriz.
Allah muhafaza eylesin. Hiçbir zaman kimsenin dışı ile ilgilenmeyin. Size bir şey sorarsa cevap verin. Siz ona tebliğ edebiliyorsanız, en güzel bir şekilde tebliğ etmeye gayret edin. Siz onu evinden tutup derse götürebiliyorsunuz, ona gayret edin. Sakın şunu söylemeyin. Ha derse gelcen ha, bak kot pantolon giyip de gelme. Derse gelcen ha, kısa kollu giyip de gelme. Derse gelcen ha, böyle batik giyip de gelme. Derse gelcen ha, böyle iki şey yap. Aman sakın ha. O kimse gelsin, Allah desin. Ben hep öyle düşünürüm. Derim ki, buradan cemaattan birisi, kulisi kalp ile, yürekten. Allah dedi. Kimin dediği belli değil. Hepimizin aklına sebep olduk.
Hepimizin aklına sebep oldu. Hepimizin kurtuluşuna sebep oldu. Bir Allah de işte. Nasıl ayırırız? Nasıl ayırırız insanların dışına bakarak da? Asla. Biz kabukla uğraşmayız. Cevizin kabunu kırarsın, içini öyle yersin. Cevizin kabundan yiyebilir misin? Yiyemezsin. O zaman kabukla uğraşmayın. Siz içinizle uğraşın. İçiniz, kendi cebinizi, cevizinizi kendiniz kırın. Ve kendi içinize hükmedin. Kendi içinize tecelledin. Kendi içinize bakın. Bugün ben daha fazla kimi sevdim? Bugün ben daha fazla kimi zikrettim? Bugün ben daha fazla neyi düşündüm? İnsanlar ehlini, iaşesini temin için sarf ettiği nefesten hesaba çekilmez.
Ticaret yapıyorsun, alıyorsun, satıyorsun. Bir yerde çalışıyorsun, alıyorsun, satıyorsun, çalışıyorsun. Orada harcadığı nefesten, orada konuşmak zikrullah gibidir. Onunla alakalı konuşmak, sohbet etmek, onunla alakalı uğraşmak zikrullah gibidir. İnsanlar boş kelimelerden, boş sözlerden hesaba çekilirler. Sakın ha, hamsofluk yapıp, ticaret yapan, memurluk yapan, bir yerde işçilik yapan, iaşesini temin etmek için çalışan kimseyi gaflete düşmüş olarak görme.
Gaflete düşmüş kimse harama düşen insandır. Gaflete düşen insan, gaflete düşen insan, iaşesinin teminini bir başkaları baksın diye gözünün içine bakan, avuç açan kimsedir. Sakın ha, hamsofluk yapmayın. Ticaret yapıyor bir resim, bak, dünya ile uğraşıyor. Sakın ha, evet, o ticaret yaparken sevap kazanıyor. Beş vakit namazını kılarsa, o ticaret yaparken, çoluğunun, çocuğunun, iaşesinin temin için çalışırken sakın ha, o ibadet ediyor.
Ama beş vakit namazını kılmak şartıyla. Hamsoflular vardı, benim ilk derviş olduğum zamanlarda. Yani işte, orada ticaret yapıyor. Onlara laf söylüyorlardı. Yok şeyhi gelmiş de, şeyhi orada geldiği halde hala da ticaret yapıyormuş. Ben diyordum ki, ne yapacaktı adam? Senin gibi boş mu gezecekti? Boş gezip el mi açacaktı? Boş gezip hangisi beni yemeğe davet edecek diye gözünün içine mi bakacaktı? Boş gezip acaba ya kim bana bakar mı diye bakacaktı? Allah muhafaza eylesin. O yüzden kimsenin dışarıdan hükmetmeyin. Kimsenin dışına bakmayın. Bizim yolumuzda bunlar yok. Herkes işine gücüne bakacak, herkes çalışacak.
İşine gücüne bakan derviş kardeşimiz daha çok hoşuma gidiyor. Soruyorum, ne iş yapıyorsun? E ben boşum. Git boş adamdan derviş olmaz. Boş adamdan derviş olmaz. Çalışmayan adamdan derviş olmaz. Ben kırk altı yaşındayım, on dört yaşından beri eve bakıyorum. On dört yaşından beri de çalışıyorum. Dokuz yaşından beri çalışıyorum. Parayı tanıdığımdan beri çalışıyorum ben. İş yokmuş. Laf. İş yok lafına inanmıyorum. Ben çünkü otuz beş yıldır iş var bana. Bana varsa herkes çalışacaksınız. Çalışırken harcadığınız zaman var ya, o çalışırken harcadığınız nefes, evet ibadet hükmünde namazınızı kılarsanız.
Dışarılara, insanı dışarıdan hükmetmeyeceksiniz. Vay ya, bu mal haramsız olmaz. Sana ne? Sen beraber mi çalıştın adamla? Bu arabaya haramsız mes. Sana ne? Beraber mi çalıştın adamla? Kasasını mı tuttun, çeteresini mi tuttun adamı? Allah muhafaza eylesin. Bunların hepsi de kalbi hastalık. Kalbi bize bakacaksınız. Bir başkasını eleştirel olarak baktığınız anda hataya düştüğünüz anda. Bir başkasının kusurunu gördüğünüz anda hataya düştüğünüz andır. Bakın bir başkasının kusurunu gördüğünüz anda diyor. Birinin kusurunu görüyorsun değil mi? Hataya düştüğün an tövbe et. Kalbine dön. İçine dön. Tövbe et içine dön. Kumağın duyuyorsa dayı tıkar.
Kusurunu duyma, işitme. Gözün göreceksen ört. Görme başkasının kusurunu. O senin için bir handikap olur. O senin için atlaması zor bir hendek olur. O senin için geçilmesi zor bir yer olur. Niçin? Bu adam üç gün sonra gelir, şeyhine, peygamber efendimize gördüğünü anlatır. Sen onun kuşkulu davranırsın. Ben geçen gün bunun böyle hata yaptığını görüyorum. Şimdi bir de peygamber efendimizin gördüğünü söylüyor dersin. Onun tövbesini unutursun. Allah'ı unutursun. Allah'ın onun tövbesini kabul edeceğini unutursun. Onun zikrullah halakasında affolacağını unutursun. Onun belki de bir gece yarısında oturup al, gözyaşı dök, kendisini affet, unutursun. Ve dersin ki, adam peygamber onu da göremez.
İşte hükmetti. İşte gitti. O senin ayaklarının sallandığı yerdir. Ondan sonra da kalkar soru sorarsın. Efendim, hem yalan söylüyor hem peygamber efendimizi görüyor. Olur mu bu? Olur. Adam yalan söylemiştir. Tövbe eder. Senin yanında yalan söylemiştir. Doğru. Köşe dönmüştür. Ya Rabbi demiştir. Ben şuradan çok zorlandım. Yalan söylemek zorunda kaldım. Beni affet demiştir. Senin elinde mi? Allah senin oyuncan mı? Allah senin kontrolünün altında mı? Allah muhafaza eylesin. Kalbi hastalıklarından korusun cümlemizi. Ümmet-i Muhammed'i korusun. Bu yüzden kalbinize rabıtanızı kuvvetlendirin. Kendinize kuvvetlendirin.
Eski arkadaşlardan birisi bundan bir buçuk iki yıl önce karşılaştı. Ağladı. Ben dedi, peygamber efendimizi sallallahu aleyhi ve sellem hazretini göremiyorum dedi. Yersin çekiyorum dedim ben. Çekiyorum. Şu oluyor mu oluyor bu oluyor mu oluyor bu oluyor mu oluyor mu oluyor. Ne oldu dedim ya? Ne yaptın dedim ben. Sana küstü daralım dedi. Valla bilmiyorum dedim bana. Suçu neymiş biliyor musunuz? Böyle açık dolaşan, açık dolaşan kadınlar var ya. Hep onların içinden fahiş ediyormuş.
Telefon açtım. Dedim gel. Gelmiş iş yerine. Dedim bu açık dolaşan ortalıkta kadınlar var dedim ben. Onları gördükçe içinden hep fahiş ediyormuş dedim. Ben boynunu büktü. Değiller mi ki dedi. Sen böyle düşündüğün müddetçe ebediyen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretini göremezsin. Böyle baktı. Senden için değişti demişlerdi. Baya değişmişsin sen dedi bana. Dedim sen şeyhini de iyi dinlememişsin dedim ben de. Neden dedi. Senin şeyhin de onları fahiş edemez mi dedim ben. Abdullah Efendi Hazretleri'ye. Bu durdu şimdi. Dedim sen bir istihara yap. Sen bir Allah'a münacat et.
Sen dedim bir Rabbime münacat et inşallah. Cenab-ı Hakk'a dua ediyorum dedim. İnşallah. Sana bunu göstersin. Fusisi olarak. Neyse birkaç gün oruç tutmuş. Yalvarmış yakarmış. Üç gün sonra geldi. Üç dört gün sonra. Dedi. Dediğin doğruymuş. Şeyh Efendi rüyama geldi dedi. Dedi ki dedi. Evladım Mustafa Efendi'nin sözünü ne dinlemiyorsun. Sen ne küstahlık yaptın ona dedi dedi. Tekrar geldi o. Ondan sonra. Dedi ki. Ben sana imtisab etmek istiyorum. Dedim geçti. Allah yolundan çekersin. Neden dedi. Hamagatsın sen dedi. Şeyhimin diliyle tabiriyle söylüyorum. Sen hamagatsın dedim. Doğruyu gördün ve bildiğin halde kabul etmiyorsun. O yüzden sana ders vermeyeceğim dedi.
Peki ben görebilecek miyim Peygamber Efendimiz'i dedi. Hayır dedim. Neden dedi. Sen bu halini korudun müddetçe. Bu halini durduğun müddetçe göremezsin çünkü. Allah bizi affetsin. Kardeşler. Tasavvuk. İnsanın kendisiyle ilgilenmesidir. Başkasının eksiyle, kusuruyla ilgilenmesi değildir. Başkasının yanlışlarıyla ilgilenmesi değildir. Başkasının eksikleriyle ilgilenmesi değildir. Sakın. Bu sizin kardeşliğinizi zedeler. Bu sizin arkadaşlığınızı zedeler. Bu sizin yoldaşlığınızı zedeler. Bu sizin Allah'a doğru yolculukta sizi sıkıntıya uğratır. Sehteye uğratır. Bu sizi birbirinize düşürür. Herkes birbirinin eksikliklerini ve noksanlıklarını araştırmaya başlar ki bunun sonu gelmez.
Bu şeytanın oyunudur. Bu kalbi bir hastalıktır. Rabbi muhafaza eylesin. Bu yüzden bir sorudan sohbet çıktı. Sakın ha. Kendi kalbinizi her tefekkür edin. Kendi kalbinizi bu noktada devamlı labıta altında tutun. Ve kalbinizdeki sevgilerinize bakın. Kalbinizdeki muhabbetlerinize bakın. Kalbinizdeki meyillerinize bakın. Kalbiniz nereye meylediyor? Kalbiniz kime meylediyor? Kalbiniz ne tarafa doğru yolculuk yapıyor? Allah'a doğru yolculuk yapıyor. Peygamber'e doğru yolculuk yapıyor. Üstadına doğru yolculuk yapıyor. Zikrlaha doğru yolculuk yapıyor. Namaza, zikrlaha, Cenab-ı Hak'ın sevdiği amellere doğru yolculuk yapıyor. Yoksa nefis ve şeytanın emrettiği yola doğru yolculuk yapıyor.
Burası çok önemli. Sizin müftünüz, sizin şeyhiniz, sizin Allah'ınız, sizin peygamberiniz, sizin şeytanınız, sizin nefsiniz, hepsi bir kalbinizde. Dışarıda aramayın. Ben burada konuşuyorum bunları. Yine sizin o içinizdeki şeyhinize tavisiniz siz. Bana değil. Açık ve net bir şekilde söylüyorum. Siz çıplak bir şekilde şeyhe tabi olabilecek kadar cesarete sahip değilsiniz. Dışarıdaki şeyhe tabisiniz. Zararı yok. Dışarıdaki şeyhe tabi olun. Onun dedeni yapmın. Razıyım. Benim meşhur sözüm var.
Diyom ki beni dinlemiyorlar. Seni diyorlar herkes bana. Seni herkes çok seviyor. Ben de içimden gülüyorum. Seni herkes çok dinliyor. Ben de içimden gülüyorum. İçin doğrusunu söyleyim. Diyom bir tane beni seven, bir tane beni tam olarak dinleyen olsa onu derdim. Aha halife edeceğim dedi. Dışarıda baktıyorlar. Nasıl dedi. Basmayer dedi. Hatta bizim böyle birisini bulsam sen bu derdan şeyhisin. Ben de senin mülidin önleyeceğim dedi. Bu zor bir şey. İçinize bakın. Kalbinize. Kalbinizdeki sevdiklerinize bakın. Kalbinizdeki sevdiklerinize bakarak da sevmeniz gereken yerle sevmemeniz gereken yerin arasındaki dengeyi kurun. Muazenizi, muazenizi, muazenizi, aritmatiği kendiniz kurun.
Ve deyin ki evet doğru ya. Biz burayı daha fazla sevmemiz gerekirken buraya seviyoruz. Biz Allah'ı daha fazla sevmemiz gerekirken şurayı seviyoruz. Çünkü insanın sevgisi, muhabbet ettiği şey, sevdiği şey o insanı değiştirir, dönüştürür. İnsan bir şeyi seviyorsa sevdiğine benzer. Bir şeyi seviyorsa sevdiğini rahatsız eder. Zor bir şeydir. Haklarınızı helal edin inşallah. Bana bak cümlemizi hayırlı eylesin. Abi bir böyle belli bir bir çekmeyi düşünmedim işin zorlusunu. Vakit az kalıyor diye. Hem böyle sohbet olsun dedim. Bir dahaki dokuzuncu ayar inşallah dedim bir de çekeriz. Tabi bu arada zikrullah yapmayacağız manasında değil. İnşallah Cenab-ı Hak hatmen yine niyet edeceğiz inşallah.
Cenab-ı Hak hatmenizi kabul etsin inşallah. Allah razı olsun. Uzaktan yakından gelmiştir. Teşekkür ederiz. Cenab-ı Hak şimdi hayır için, Allah için bir adım fazla giden, bir adım fazla giden öbür günlerden daha fazla alır götürür. Allah rahmet edersin. Ben Şeyh Efendi'nin etrafında çok giderdim. Etrafındaki insanlar derlerdi ki ya neden bu kadar gelip gidiyorsunuz? Yani gelecek nasıl olsa işte. Bursa'ya gelecek. Ben susardım hep. Ya şuraya gelecek ben susardım hep. Anlamazlar bunlar. İnsan kendi kendine şöyle düşünür. Ya ne amal geldiler ki? Yani bir gün sonra oraya gelecek de. Ne amal gidiyorsunuz ki? Üç gün sonra gelecek, on gün sonra gelecek. Onun tadını almak lazım. Allah tat alır, nardan aydın.
Amin. Ve çihlas bu fatiha şerif. Amin. Masıl olan zıraplar evvelerimizde. Ardından şahinatımız, sayım evvelerimizde. Ömer Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelmiş geçmiş. Bütün peygamber zişan ebdilerimizin yollarına ayrı ayrı hediye edildik. Bahatü ve sadarıyla ya Rabbi. Amin. Ünüzarıyla ya Rabbi. Fezatlar ve hibetler ve şefaatlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Cihar-ı yâli girene müvekkil Sıddır, Ömer-i Fârik, Osman-ı Zümbüriyen, Aliyeb-i Murtaza radıyallahu aleyhi ve sellemizin.
Evlat-ı Resulullah, Vecat-ı Resulullah, Şehad-ı Resulullah, Ashab-ı Resulullah'ın yollarına. İmam-ı Azam-ı Ebu Han-ı Peygam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Muhammed-i Hazreti'nin yollarına. Ayra ayrı hediye edildik. Basir ve sadarıyla ya Rabbi. Amin. Amin. Ünüzarıyla ya Rabbi. Fezatlar ve hibetler ve şefaatlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Seyra ve Fatiha. Amin.
Birimiz Seydaf-ı Karri Geylan'ı, birimiz Seydaf-ı Rufay, birimiz Seydaf-ı Merede ve birimiz Seydaf-ı Rahim'i dosyuki. Birimiz Şahı, Burası'nın Şahı, Şahı'nın Şüven'in Muhammed'in Şahı, Mevlana, Celal'a Fünür, Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahcı Bektaş ve Mahdi Muhit'un yıldızı adanlardan ruhani. Ruhanna tüksel ruhlarına. Amin. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah il-azîm el-Kerîm el-Lezî la ilahe illa hurûr.