Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 8 Eylül 2020 · 12:24
Padişâhtı o, hem de pek uyanık bir padişah, öz bir kişiydi o, hem de Allah'ın öz kişilerinden, hekimden için söylüyor bunu. Bir kişiyi böyle bir padişah öldürürse, baht ne yandaysa o yana en iyi bir mevkiye çeker, iletir onu. Onun faydasını onu kahredişte görmeseydi o mutlak lütuf nasıl olur da kahretmeyi dilerdi. O hekim, mürşid-i kâmildi. O mürşid-i kâmiller bir şey yaparlarken, Allah'ın emri ve hikmeti üzerine yaparlar. Allah'ın emri ve hikmeti üzerine bir şey yıkarlarsa, onun yenisi ve daha iyisi gelecektir. Onda hikmet ara. Onlar o mürşid-i kâmiller, o Allah'ın velileri, peygamberleri, o Allah'ın dostları.
Bizim gözümüzün önünde bir şeyi böyle yırtar atarlarsa, suizana düşme. Onun yenisini yapacaktır onlar. Yenisiyle emredilmişlerdir. O yüzden onların bir şeyi yırtıp atmasında hikmet vardır. O yüzden onlar nefisle mücadelede senin nefsine zorluk vermelerinde hikmet vardır. Senin nefisle mücadelede sana emrettikleri şeyler, sana acı gelebilir, sana yıkıntı gelebilir, sana ölüm gelebilir.
Bunlar senin yeniden dirilişine sebep, yeniden yenilişine, yenilenmeye sebep olacaktır. Onlar zulmetmek için yola çıkmazlar. Allah kullarına zulmetmek istemez, zulmetmez. Peygamberler ümmetlerine zulmetmezler. Allah'ın dostları, velileri etrafındaki insanlara ve velilere, ümmete ve ihvan kardeşlerine zulmetmezler. Onlara kötülük yapmazlar.
Onlara yanlış ilaç bile bile vermezler. Onlar ihya etmek için, hidayete sebep olmak için, yeniden diriltmek için, yeniden diriliş olması için bir şeyi öldürürler. O yüzden suizana düşmek iyi değil. O yüzden bazen onların kahredişleri fayda verir. Onların yıkmaları bazen fayda verir. Onlar bazen bir şeyi yıkıyormuş gibi görebilirsiniz siz. O yıkıntının altından neşvi neva eder, harika binalar çıkar. O kahredişin arkasından harika binalar çıkar. Çocuk hacamatçının açacağı yaradan titrer durur. Esirgeyici anaysa o solukta sevinçlidir. Çocuğa hacamat yapmaya kalksanız çocuk jileti görür, usturayı görür, titrer korkar.
Ama anne bilir ki o çocuk o hacamattan sonra şifa bulacak. Annesi o titreyen çocuğu sükunete erdirmeye çalışır. Ameliyata girecek olan hasta, kesileceğim bitireceğim ameliyat masasında kalırım korkusuyla titrer durur. Ama onun iyiliğini isteyen dostları onun ameliyat olmasından sevinirler. Birisi bıçağın altına yatmaktan korkarken, onun dostları ise onun iyilişip şifa bulacağını ümit ederekten ameliyat olmasından sevinirler.
Bir başkası onu dışarıdan gördüğünde vah vah demez hiç. Siz ameliyat olup şifa bulacağına inandığınız bir kimsenin ameliyat olmasına vah vah der misiniz? Onun hasta haline vah vah dersiniz ve dersiniz ki neden tedavi olmuyorsun? Tedavi olmak sünnet, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tedavi olmayı teşvik etti. Hatta Müslümanlar hasta olmazdı da Yahudinin birisi göçecekti. Dedi ki Müslümanlar hasta olmuyor, onlar az yerler, az konuşurlar, az uyurlar. O yüzden hasta olmazlar dedi. Demek ki hastalığın sebebi neymiş kıymetli dostlar? Çok yemek, çok konuşmak, çok uyumak. Bunlar insanı maddi manevi hasta eder. Çok yiyenler maddi manevi hasta insanlardır.
Çok konuşanlar olur olmaz her yerde her şeyi konuşurlar. Bunlar maddi manevi hasta insanlardır. Çok uyuyanlar maddi manevi hastadır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o Yahudi doktora dedi ki Müslümanlar az yerler, az konuşurlar, az uyurlar. O yüzden hasta olmazlar. Dikkat edin. Hastalığın sebebidir çok yemek. Hastalığın sebebidir çok uyumak. Hastalık sebebidir. Olur olmaz her şeye konuşmak. Enteresan bir şeydir. Duyduklarınızı sizin anlatmanız yalan olarak yeter. Bakın duyduğunu anlatmak yalan olarak yeter. Duyduğunu dahi anlatma.
Sana yalan olarak yeter diyor. Gıybet etmek, iftira etmek, boş lakırtı etmek, insanları eğlendirmek için konuşmak. Şaklabanlık yapmak için konuşmak. İnsanlara bu noktada şarkı söyleyip de oradan para kazanmak. Çalgıcılık yapıp para kazanmak. Bunlar caiz olmayan şeyler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde işte bir kimse ameliyat olmaya gitse, ameliyat olacak olan kimse belki de titreyebilir. Onu ameliyata gönderenler şifa ümidiyle onun ameliyat olmasından sevinirler. Bu zahiri hastalıklar, batine hastalıklar da aynı. Birisi bir mürşidi kamile gitse, orada maddi manevi hastalıklarından kurtulunacağına inanılsa, insanlar oraya gitmesi için teşvik etmezler mi?
Çekmeyen bilmez. Evde huzursuz, huysuz bir kadın olsa, evde huzursuz, huysuz bir adam olsa, kadın da adam da birbirlerini tedavi olacak yer ararlar. Bakın az önce geçinemiyoruz, bizde büyü mü var diyorlar. Bu derdi ancak onlar bilirler. Onlar nefislerini terbiye etselerdi, onlar nefislerini edeple süslemiş olsalardı, bizim başımızda büyü mü var, nazar mı var deyip, üfürükçülere koşturmazlar, hocalara koşturmazlardı.
Adı hoca onların. Onlar üfürükçü, büyücü, istismarcı. İşte manevi tedavi de budur. O mürşid-i kamiller, o veliler manen tedavi ederler. O manevi tedavi alan kimse iyileşir. Onun iyileştiğini gören kimse sevinir. Oysa o manevi tedavi esnasında acı çekiyordur. Ona yeme demek, bu onun o sözü dinlemesi, çok konuşma demek, onu dinlemesi, bu haram, bu caiz değil, bu normal değil. Şunu şöyle yapacaksın, riyazatları çekmesi, o riyazatları yaparken o kimse acı çeker. Herkes kahvede kağıt oynarken sen oynayamazsın. Herkes mayosunu, bikinisini giyip denizde güneşlenirken sen güneşlenemezsin.
Herkes gidip heva ve hevesini doyururken sen doyuramazsın. Bu dışarıdaki kimselere bakılınca acı gelir. Hatta bunları yapanlar dönerler ona vah vah vah görüyor musunuz? Bunlar yapamıyorlar derler. Hatta kimisi yani yokluk kolay değil yani yaşayamıyor ya böyle bir hayat. Onu yokluktan zanneder. Ama bu riyazattır. Yolun adabı, erkanıdır. Bu yol riyazatsız gidilmez. Yol riyazat ister. Yol çalışmak ister. Gayret ister. Edeb, terbiye ister. Kendini muhafaza etmek, sınırlamak ister. İşte o yüzden bunlar dışarıdan acıymış gibi gelir. Ama hekim bunları verir ki o oradan şifa bulsun. Yarım can alır yüzlerce can bağışlar.
Hekim bunları yaparken o veliler, o mürşidi kamiller bu eğitime tabi tutarken insanları. Sanki canı gider insanın. Yarım canı gider. Ama sen yarım can verirsin, o sana yüzlerce can bağışlar. O can bağışlanma kapısını aralar sana. Sen yüzlerce can bulma kapısını bulursun. Sana yüzlerce can bulmanın yolunu öğretir o. Vehme bile gelmeyen bir şey vardır ya, onu verir işte. Bu hayale bile gelmez. Bu düşünceye bile gelmez. Artık sen Allah'a vuslat yolcususun. Sana onu gösterir. Sana onu verir. Sana binlerce can bağışlar. Sana ebedi can bağışlar. Sen ebedi alemde hep onun cemalini seyrederekten kalırsın. Sen kendine göre kıyaslamadasın ama çok, pek çok uzak düşmüşsün.
İyice bak bir hele. Sen kendi kendine de bunu kıyaslama. Kıyaslamada hata yapıyorsun. O yüzden kıyaslayarak da kendini bu meselenin hikmetinden uzak tutuyorsun. Sen velilerle normal insanları kıyaslama. Sen peygamberlerle normal insanları kıyaslama. Sen yol gidenlerle yolsuzları kıyaslama. Sen delice zeytinle aşı zeytini bir tutup da sen onları böyle bir şey yapma.
Ya sen git o velilerin, o peygamberlerin yolunda yürümeye çalış. Sen git Kur'an ve sünnet dairesinde yürümeye çalış. Diyelim ve cariye padişah hikayesi bitmiş oldu. Bu hikayeyi evlerinde mesnevi olanlar tekrar dönüp bir daha okusunlar. Bu hikayeyi iyice anlamaya çalışsınlar. Çünkü Hz. Mevlana bu hikayeyi bu bizim hikayemiz diye adlandırmış. İnşallah önümüzdeki hafta Allah izin verirse, Cenab-ı Hak sağlık, afiyet verirse bakkalla Dudu Kuşu'nun hikayesine geçeceğiz ki mesnevi'deki ikinci hikaye. El-Fatiha. Selamın, Selamın, Selamın, Selamın.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.