Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 19 Eylül 2014 · 25:54
Ya Allah'u Ya. Selamun Aleyküm. Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak gündüzlüğünüzü hayır etsin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayır etsin. Allah-u Teala'ya küfür eden affolun mu? Kim tövbe eder geri dönmezse Cenab-ı Hak bütün günahları attılar. Hazretlerinin, kişinin çocuğunuzda utangaç olması, güzel ahlak sahibi olacağını işarettir.
Sözündeki utangaçlık ve güzel ahlaktan kasıt edilir. Utangaçlık, boş bir şey. Bir kimsenin kendi kendine haddini bilmesi, evli tarihinde edebini bilmesi, güzel ahlak ise haramlardan uzak durmak. Aşk Allah vergesi midir? Evet. Yoksa çalışarak elde edilen bir şey midir? Her çalışılardır. Çalışaraksa bu nasıl olmalı? İyilikler Rabbinizden, kötülükler de nefsinizdendir. Bütün iyilikler Cenab-ı Hak'tandır. O yüzden Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu o iyiliği, insanların arttırması, bunu kemale erdirmesini, insanların kendi gayretiyle arttırır inşallah.
Cumartesi, lokma dağıtımı, kandilde olduğu gibi, pilav dağıtır, bir masalara dağıtırması, acizane bir nerdeniz var, ne dersiniz? Artı tek kede davranışı sıraya geliyor. Hiç güzel görüntü vermiyor. Kuyru yolları kapatıyor. İnsanlar rahat gidip gelemiyor. Kuyruğa gelenler sohbet dinleyemiyor. Görüntü oluyor. Oturalar çizik izleyemiyor. Bazıları 3-4 kere kuyruğa gidiyor. Edebiden hiç lokma yiyemiyor. Bu öneriyi sorduk. İlgilenen olmalı. Sizden istihamınız. Bu sorunu çözerseniz çok mümkün olur. Güzel bir öneri. Güzel bir öneri ama yine de durduramazsınız. Öneri güzel.
Yani bizim insanlıkta enteresan bir nokta var. Enteresan bir şey var. Yani hemen bir şeyde kuyruya giriyorlar. Bu böyle güzel bir şey. Edeb açısından. Hani bir insanın bir sıraya girip bir şey alması. Ama normalde tekke de bu tabi çok hoş bir şey olmuyor. Ama yani insanlar bunun masalarında bekleyip masalarına servis edilmesini bekleyeceklerini tahmin etmiyorlar.
Plavda da millet şey beklemiyor. Yani sıra beklemiyor. Ama bunun ortada bir şey yok. Kaybedeceğimiz bir işi. Deneme yanılma. Bu pazar öyle yapalım deriz. Herkese oturum masalarınıza arkadaşlar masaları getirecek diyebiliriz. Yapalım bu pazar öyle yapalım inşallah. Bir de öyle demeyebiliriz. Ama yok şey yok yani. Pazar demişim. Cuma kesinlikle inşallah. Yani bu böyle bir handikap noktası. Bu konuda arkadaşların hataları, kusurları açık konuşmak gerekirse belli bir noktadan sonra insanlarda metal yorgunluğu gibi yorgunluk oluyor demek ki. Kendilerince o devamlı aynı pratikteki insanları aynı halde görünce böyle sinir kat sayıları artıyor.
Herhalde biraz daha böyle sinirsel boşama yaşıyorlar galiba. Ama bunun önüne geçecek insanlar. Yani normalde hizmet ederler bunu kafalarına yerleştirerek hizmet edecekler. Oradaki hikaye birinci derecede nefsi terbiye ediyor. Lokmanın dağıtılıp dağıtılmaması farklı bir şey. Biz orada hizmet ederken hizmet edenler nefsi terbiye etmek için hizmet ediyorlar. Orada nefsi terbiye etmek ise karşındaki kimse seni hor hakir görecek. İkinci sınıf vatandaş görecek. Beşinci sınıf vatandaş görecek. Böyle normalde işte askeriye de böyle bir sözü aldık ya sivil hayatta sen benim yüzüme bakamazsın. Ama burada askerlik derler ya bu da onun gibi bir şey.
Ya normalde bir kimse o kimse belki de normal hayatım içerisinde sizin yüzünüze bile bakamayabilir. Veyahut da işte ne bileyim sizin hiç tarzınız, tavrınız, yakınınız olmayabilir. Bu noktada sizinle arasında çok mesafe olabilir. Ama tekke kültürü, dervişlik farklı bir şeydir. Dervişlik apaylı bir sanattır çünkü. O dervişlik ilmeği derin almak. Boyduna geçirdiyse bir kimse yani kendi size aslanlık yapar, susarsınız. Hep de öyle olur. Yani dışarıda sesini çıkaramayacak veyahut da sizin böyle gözünüzün üstünde kaşınız var diyemeyecek olan insanlar oturlar, ağız doğrusu size akaret ederler, ağız doğrusu size laf söylerlerler, ağız doğrusu namusunuza varıncaya kadar laf söylerlerler.
Bu dervişlik ilmeği siz ona bir şey diyemiyorsanız, biliyorsunuz onun kedi olduğunu ama o bu dervişlik ilmeğinden size aslanlık yapıyor. O normalde kendince kendisini bir şey zannediyor. Çok bilen görüyor, çok akıllı görüyor, çok maneviyatlı görüyor, çok takva görüyor. Bunları yaşıyoruz hep biz. Bunları yaşaya yaşaya geliyoruz. Buradaki topluluk komple haşa ikinci sınıf vatandaş. Yani o burada olsa dahi o bilinç sınıf vatandaş ve diğerler. Veyahut da işte normalde bu kimsenin Allah'ın zikreden bir kimseyi küçük görüyorsa söylenecek hiçbir söz yok. Ama dervişlik ilmeği bu.
Orada hizmet edecek olan kardeşler, arkadaşlar, gidecekler bu dervişlik ilmeği. Oradaki o kimse gelecek onunla kafa yapacak, onunla alay edecek, ondan bir daha isteyecek. Yani pilav dalatırken ağacına aldığım şey, masada üç kişi oturuyorlar, beş tabak pilavı istiyorlar. Ben beş tabak verdim, bir masada oturuyorlar. İki tane sandalye yok, boş sandalye de yok. İki kişi daha gelecek diyorlar. İki kişi daha gelecek, beş tane pilav bıraktırlar. Döndüm geriye, orada duruyorum ben. Başka bir masaya, olan masaya, bu masaya tepsi geldi bir daha. Elime tepsi geldi, aynı masadan. Kadınlar dediler ki, bize iki tane eksik bıraktı. Ben elli, üç yaşındayım, parayı tanıdığımdan beri ticaret yapıyorum.
Ben döndüm, dedim özür dilerim. İki tane daha bıraktım. Harbından iki, üç dakika geçmedi, bir iki tane daha istediler. Ben hiç kolay zamanına kadar aklıma gelmedim. O esnada dedim, ya bunların devşirdiği bir yer var. Avuzun kaçırdığı bir yer var. Masanın altına doğru baktım, masanın altında, poşetin içerisinde yoğurt kasesi var. Yani o iki, iki yoğurt kasesinin içine gidiyor. Biliyoruz, bu yani. Bu yani normalde, oralarda dursam, o daha iki tane daha isteyecek, daha iki tane daha isteyecek. İstemektedir de o. Diğer o, benden iki, üç tane aldı ya, iki, üç sefer aldı. Diğer dağıtanlardan da iki, üç sefer alacaktır. Bu aldatılacağız, kandırılacağız.
Böyle. Birileri bizi kandırmak için can atıyor. Kandırıyor da. Ama şu filiz, şu neyin dur. Yani göz göre göre insan kandırılır mı? Kandırılır. Göz göre göre aldatılır mı? Aldatılır. Gözümüze soka sokağa insanlar lafı söylüyorlar. Herkes yapıyor. Kendi, biz birbirimize de yapıyoruz burada. Bu saklayacak, gizleyecek, ölçecek bir noktada değiliz. Dervişlik. Böyle bir şey. Buradan herhangi bir kimse de dervişliğini kullanarak, ondan iki lira oluyor, ondan üç lira oluyor, ondan beş lira oluyor. Yapıyor mu? Biz yapmayın, etmeyin, birbirimize vermeyin. Adam daha önce nereden alıyorsa oradan alsın.
Kandırılmaktan bağırıyor. Ama kolay, bilmem nereden işte adamın birisi demiş ki ben Mustafa Özban'ın zahiriyim, yok halifesiyim. Milleti toplamış orada, herkese ders vermiş, milletten para toplamış. Ondan sonra internetten telefonumu bulmuşlar benim. Arıyorlar şeyhim, nereden arıyorsunuz? İşte bizim zahkemimiz bizden şu kadar para aldı. Kardeşim tanımıyorum, kim bu zahkem? Var mı lan? Bizde para toplamak yasak. Biz para toplamayız. Bütün sohbetler, netle zannediyor, sohbetlerde bunu söylüyor mu ya? Bizde para yok, para toplamak yok. Zannediyorlar ki bunu böyle işte, neden bunu iki devirde, birisi öyle dedi. Ya niçin bunu dedi, iki devirde bile getiriyorsunuz?
Bilmiyor ki o, normalde birisi bizim adımıza bir yerlerde bir şeyler yapmıyor. O yüzden derim ya, birisi benim adıma sizden para toplamı isterse vermeyin, bir şey isterse yapmayın. Örneğin, haberimiz yok işte, herhangi bir kimse işte, efendinin haberi var, ben sana geldim, istedim, benden evlenmen lazım. Bunlar hep duyuyoruz biz. Bir şeye karışacaksak, dahil karışamıyoruz, tamam diyoruz, adımız büyük, bir adımız geriye çıkardı. Bunun enteresan noktaları, bunları yok edemiyorsun, bunları bir türlü durduramıyorsun. O yüzden oradaki hizmet eden arkadaşlar kandırılacaklar, laf da söyleyecekler onlara, söyleyecekler. Söyleyecekler, ütecekler, ütecekler, ütecekler.
Oturmuşlar zaten, bayanlar bir öbek, erkekler bir öbek orada, oranın de müdavimleri var. Ben sabah saat 10'da gidiyorum, orada onlar, saat 3'de gidiyorum, orada 5'de gidiyorum, orada 8'de gidiyorum, orada 11'de yine orada, onlar orada. Her şeye maydanoz olan onlar, her şeye karışan onlar, herkese laf söyleyen onlar, herkesin içini içeceğini araştıran onlar, araştırdıktan sonra etrafa yayacağım diye uğraşanlar onlar. Ama hani, hayat olması lazım galiba, tembelhaneye bir ateş vermiş ya, yakmış, tembelhane varmış herhalde, miskinhane, demişler ya bundan nasıl en miskinini, en tembelini tanıcaz, demişler ateşe vermişler ateşe, vermişler ateşe, herkes kaçıyormuş, biri sevilince tıklarıp duruyormuş. Demişler, sen ne doyuyorsun, tamam mı? Şuradan demiş, bir köy düşse de, sildir abi, yaksam dedi, nefis artık tamam, tembel olan bu, kaldırın bunu orada, bir tek bu tembel, geri kalan değil, geri kalan herkes ateşten kaçıyor, aa, yandım var, deyince kaçıyor, ömürlükle kaçmıyor, o bacak bacak eskinatmış, elimde tütün bekliyormuş, demişler sen ne bekliyorsun, demişler, ateş, bir yangından demiş, o ateş düşse de, hani yapılma,
oradan demiş, cigarayı yaksam diye bekliyormuş, demişler ki tamam, bulduk demişler, bir tane, kalkan var, bizimki de o esas, tekkeye bir ateşe mi versek acaba diye, yani sufi olanlar, biz buranın müdaviniyiz, bir müdaviniyiz, yanacaksak burada yanalım diyenler kalacak, geri kalın diyor ya, yangın var, bize gidecek, bunun gibi bir şey, ama gerçek bir şey, bunun alternatifi değil yok, yani çünkü birinci derimse de amaç, orada, bir risk derbiyesi, o kimse sana laf söyleyecek, sana orada, sana, o sana laf söyledi, sen laf söyledin, gitti, o laf söyleyecek, sana susacaksın, hizmetine devam edeceksin, o sana konuşacak, konuşacak, konuşacak,
konuşacak, eleştirecek, eleştirecek, cevap verdiğin an kaybettiğin an, cevap verdiğin kaybettiğin an, bizim arkadaşlardan birisi, sigara içmek yasak demiş, kadının birisine orada, ya o da içerim demiş, o da içemezsin diye, sigarasına böyle bir tane, sigarasına vurmuş, kadın bağırra bağırra, dergâhtan, bir şeyden, tekkeden dışarı çıktım, ben de karşılaştım, bağırra bağırra, dedim ben de üzeri giderim onlardan, sigarasına vurdu diye, içeride sigara içmek yasak, dinlemek istemiyor, her ben tekkeye geldiğimde, kapının önü, erkeklerle dolu olur, o kapının önünde ne var bilmiyorum, bizim arkadaşlardan da dolu, kapının önünde,
ya bir kimse eşiyle içeri girecek, işte bayanlar girip çıkıyor içeri, o kapının önünde ne var bilmiyorum, bizim dervi kardeşlerler de var, övek oluyor orada, gir desen ayrı der, çık desen ayrı der, e tekke, bu kültür oturacak, yerleşecek, yapacaklar, edecekler, oraya hizmet eden bunu göze alarak, bana burada laf söylenecek, söylenecek kardeşim, söylenecek, sen dışarıda esnafsındır, amirsindir, memursundur, ne, sen nesin?
Ama o elbiseyi giydin, sen orada hizmetkarsın, sen semazen elbisesini giydin, semazensin sen, işte mıntırımsan, mıntırıb elbisesini giydin bitti, sen o elbisenin içerisinde bir şey yapamazsın, yapamazsın, o elbise üzerindeyken yapamazsın, yapamazsın, ve o elbiseyi giymişsin, dışarıda da bir şey yapamazsın, yapamazsın, bir başka yerde de yapamazsın, seni tanıyor, aa tekledeki lokma dağıtan arkadaş değil mi bu, bitti, aa bu karabaş üyinin semazeni değil mi, bitti.
Herkes dikkat çıktı inşallah, şabukların başı üzüntüler değil mi bu, hastalık var mı ki ya? Manevi hastalık, hastalık, kürtübek yapmak caiz mi? Caiz, öyle diyorsun yani, Allah yersin. Evet, evet önümüzdeki pazartesi mi şimdi, mahalle dersi, yukarı tekke de ha, inşallah. Önümüzdeki perşembe de, şey demiyoruz şimdi, namazgahtaydı inşallah. Ne koyduğumun adını, namazgahtaydı diyecek miyiz, set başım diyecek miyiz, ne diyecekler. Bir şey demiyoruz.
Namazgahtaydı, yakınsa namazgahtaydı. Ya da Şabaniye tekkesi var, Şabaniye tekkesine sırtımızı verdik mi şimdi? Sırt sırtta değil mi, Şabaniye tekkesiyle. Şabaniye tekkesinde, Cenab-ı Hak versiyede, oradan olasılık bir şey olsun inşallah. Ancak tam böyle, ilerleyelim orada. Arada bir duvar var, bir kıracaksın, Şabaniye tekkesine, alttan gireceksin. Daha da bir duvar yok mu, saracağına, aklanlayacaksın. Bir duvar var değil mi? Ancak ya. He? Bodrumdan bir duvar var. İnşallah. Allah'ın fazla geniş. Eğer burası kaç sene oldu, bu aklımahtaydı hocam.
Şeyh Efendi geldi mi? On bir gün kahramızı çekti burası. Devam. On bir gün kahramızı çekti burası. Oranın direği buradan daha fazla. Bir tek sıkıntı o. Orada. Allah kerim inşallah. O yüzden inşallah. Kınavam. Elmayı bir yöne çevirsin. Allah'ım. Biz bodrumlarda başladık, Bursa'da zaten. Yine yarı bodruma gidiyoruz. Aslında bize edermiş ya. Demek ki biz bodrumlara layıkız.
Böyle toprağın üstü pek bize uygun değil. Biz yine toprağın altına doğru gidiyoruz efendim ki. Cenab-ı Hakk'a bir yöne çevirsin. Allah'ım bize ötesin insanı. Allah'ım bize ötesin insanı. Allah'ım. Mervan. Her şeyi ayarlayan gayarlayan. Her şeyi düzenleyen. İnsanlar muhakkak ki iyi bir güzel doğru olsun diye mücadele ediyorlar. Ama hepsi de her şeyi bir yere kadar biliyor. Yarın bir gün laf küf olmasın. O yüzden buradan ayrılma kararı bana ayır. Arkadaşların üzerinde belki de ben bu konuda fazla tesirli olmuş olabilir. Bu noktada Allah hepimiz de affetsin. Allah'ım.
Şuradan minazımız dolmuş demek ki. Ayrılma kararı verirken de Burayı en son ben üç liradan anlaştırdım. Acab-ı Bey ve Hızışan yılbaşından itibaren beş lira olacak dedim. Öyle olunca biz ben bir yer almaya veya bir yer bakmaya başladık. Aylık beş lira kira verdik yılbaşından itibaren. Biz para toplayan etraftan böyle illaki şu kendimize, şu sıkıntımız var deyip salma salamlı cemaat eğilmesin. O yüzden üç on masabilik makul bir noktada, makul bir daire de bir yerimiz olsun. Böyle işte hani daha makul olurdu. Oraya göçtük.
Göçeceğiz inşallah. Göçeceğiz. O yüzden yalnız işenden de dediğine kadar olan Müsha Hanvasından dolayı ona da huzurlarınızla teşekkür ederim. Cenab-ı Hak onun da eğilmesine, sevabını kat katı versin inşallah. Kira almış olsa da insanın yerini bir dergaha tepkiye vermesi herkesin yapacağı bir iş değil. Herkesin cesaretle yapacağı bir iş değil. O yüzden o tabi şimdi insanlar bu zamanda cesaretle davranabilirler de. Ama geçmiş dönemde yani 2001'lerde, 2002'lerde dahi Türkiye normalleşmemişken 28 Şubat'ın hemen arkasında hatta daha işte zannedip seçimler olmuş muydu? Olmamış. Değil mi? Daha hemen o zamanın arkasında öyle herkesin cesaret edeceği, cesaret edip de yapacağı bir iş değil.
O bu noktada cesaret etti. Böyle bir şeye kucak açtı. Yarın bize kira oldu. O yüzden o gündür, bugündür kiracısıyız onun. Bu noktada kiracısı da olsak, parasını da ödemiş olsak. Yine de onun bu cesareti takdire Şahin'in bir cesareti. Cenab-ı Hak inşallah öbür alemde de ben onu çıkarsın. Rabbim ona da bize de öbürümüzü de hidayet eylesin. E tabi bu normalde on bir yıl, on iki yıl, kaç yılsa geçmiş kolay bir şey değil. Mekanların kendince bir aşinalı olur. İnsanlar mekana alışırlar. Mekan insana alışır. E tabi yaklaşık on yılın üzerinde, on üç, on iki, on üç yıldan beri yaklaşık burada zikrullah oluyor. Ve bu mekan da zikrullah layıklıdır bu.
E burası da bir garip bir çekecektir tabi. İnşallah onun da garip bir uzun sürmezsin. Cenab-ı Hak onu da inşallah garip etmezsin. Cenab-ı Hak mekanı da bu noktada inşallah neşelendirin. İnşallah şenlendirin. Cenab-ı Hak mekanı da bu noktada ayyatı kurdaket ve kettet sahip olayla açar. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.