Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Eylül 2014 · 1:03:11
Evet, hastalık. Sen bu âlemi hayal izlerimi görüyorsunuz. Bir sohbetinizde kıymet cinadan daha büyük bir günah demiştiniz. Kıybeti yapılan bir kişi, söylenilenler iyi veya kötü olsun, doğru veya yanlış olursa olsun, hakkında kıymetinin yapıldığını duyduğunda anlatana da, dinleyene de hakkın helal değil dersen, o kişilerin o kimseden helallik almaları gerekir.
Evet. Ama normalde bir kimsenin arkasından onun iyiliğine konuşmak, kıymet değildir. Bir kimsenin arkasından boşuna gitmeyecek bir şeyin söylenmesi bilet. Velev ki bu doğru olmuş olsa dahi. Ama Müslümanları böyle kandıran, Müslümanları aldatan, Müslümanları bu noktada sapıklığa iten, Müslümanları bu noktada yorunu, bozukluğuna uğratan bir şey var ise, o kimsenin öyle tanınması kıymet değildir. Ama insanların asla kadar kendilerinde, kendi dairelerinde hataları, kusurları olup, kendi dairelerinde o hatalarını, kusurlarını etrafta konuşan, etrafa yayan veyahut da bunun hakkında konuşan kimseler,
gıybet etmiş oluyorlar. Hadis-i şerit-i baziyette Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, gıybetin zinadan daha ağır bir günah olduğu, zina edenlerin tövbe ederekten af olunabileceğini, ama velakin gıybet ezenlerin, gıybetlerini ettikleri kimseyle helallaşmadan af olmayacağına dair hadis-i şerit var. Yani bir kimse gıybet etti, o gıybet ettiği kimseyle helallaşmazsa, onun af olması mümkün değil.
O gıybetler, o kimse sorumluluk olsun. Ama bizi muhafaza etmiyorlar. O yüzden normalde bir kimsenin arkasından iyiliğini konuşmak, bu manada gıybet değil, ama onun hoşuna gitmeyiz, bu şeyi artışlığına konuşmak, Allah muhafaza için gıybetler. Tarikatta mürşet müridinin dersini alabilir mi, alırsa hükmü neye göre görülür? Normalde eski dergahlarda, tarikatlarda bir kimsenin dersi alımındı. Dersi alındıktan sonra eskiden dergahların, tarikatlarının kendine göre bir kıyafetleri vardı. Kendine göre üzerlerinde işaretleri, alametleri bulmadı. O kimsenin dersi alınmasa, kendi üzerindeki o tehtiye ait, o tarikata ait olan işaretleri ve alametleri alınıp, o kimse göndermiyordu.
Hatta bazı zamanlarda onlarla alakalı bir hüküm ferman edilir, yazılır. O hüküm ferman edilir, yazılır. Zamanın kadısına mühürletilir, imzalatılır. Ve zamanın kadısının emriyle o kimsenin boynuna asılır. Ve böylece o kimse başka hiçbir dergaha, hiçbir tekkeye giremezdi, kabul olunmazdı. Bu İslam'ın kendi hukukunun içerisinde de mesela sümgün cezaları vardır. İnsanlar edeben, ahlak ve merdi bir edeb ve ahlak sınırlarını aşağılarsan, sadece şehriye olarak cezalandırılmanın haricinde bir de şehrin içerisinde bir köyün, bir yerleşim merkezinde oturulmama, oturtulmama cezası verir derdi. O kimseler bir şehrin içerisine girip şehirde ikamet edemezlerdi. İşte örneğin, şehrin dışında mezra bir şey, mezra da değil.
Hiç kimsenin yaşamadığı bir yere gider bir ev yaparlar, orada yaşandı. Geçimlerine orada devam etmelerdi. Ve orada böyle şehirde yaşamayan bir insanların kızlarını hiç kimse bu noktada şehre gelin almaz. Onların oğullarına da kız vermezlerdi. Bilirlerdi ki, şehrin dışında yaşayan insanlar, tek başına yaşayan insanlar sürgün edilmiş insanlardı. O yüzden onlar tecrit edilirlerdi. Bir hastalık, bir ahlaksızlık, bir edepsizlik bulaşmasın diye. Bunun gibi tasarrufta, tarikatlarda da bir kimsenin dersinin anlaması, o kimseyle alakalı, o kimsenin irtibatının kesilmesiyle alakalı. Ve o kimse o dergaha, o sekteye bir daha göremezdi, girmezdi. Bunun adabı, erkanı buydu.
O yüzden normalde bu tip, Suhu Güney'in içerisinde, tasavufun içerisinde bu tip işler, bu tip giyat, bu tip ceza sistemi var. O yüzden bu noktada bir dergahdan, bir tarikattan bir kimse dersi alınmasa, o kimse o dergaha, o tarikata, mağbolun bağlantısı kalmamış demektir. Bu, arkadaşın annesi yeğenine, teyzesi hasta olduğu için bir keleliğine sütünden vermiş.
Hanefi ve Şafi'ye göre iki kıza mutluluğun da evlenebilir. Normalde bir Hanefi'ye göre, o kimse, işte çocuk bir çay kaşığı falan, bir çay kaşığı falan, biraz daha fazla öl olması lazım. Çünkü süt emzirdiyse, o kimse süt kardeşi olmuş olur. Süt kardeşi olunca da, onun yıkanını alamaz. Buradan da bakalım süt kardeşliğe inşallah. Süt emmenin azı veya çoğu muayyen müddeti içinde vaki olduğu takdirde mahrimlik meydanı tedirir. Ebu Hanefi'ye göre süt emmenin müddeti doğumundan itibaren 30 aydır.
İmamayi'ne göre de iki yıldır. Bu müddet geçtikten sonra süt emmek mahrimlik tesis etmez. Evet, o yüzden bir kimse süt emziyse, onu mahrim olur, onun yıkanını alır. Şahfiy'in göre fethiye yok burada. Bu türü yol gün gördün mü? Ben sizden ne yapayım? Ben dert olansa, ama bir kent var, bir de yok. Töp'an bir kent var, bir de yok. Şahfiy'e göre bakıvereyim inşallah, tamam mı? Hatırlatırsam ama. Şahfiy'in nesebine göre bakıvereyim. Ben yine, Şahfiy'in nesebininde bu var. Yaşanmıyor mu? İki buçuk yaşında yasak mı? Çocuk normalde şeye göre, hafiy'e göre... İki yaş, İmamayi'ne göre otuz ay, daha fazla.
İki buçuk yaşında yavrum, iki buçuk yaşında. Üç yaşında yavrum, üç yaşında yavrum, kardeş olmuş. Çocuk üç yaşında yavrum, kardeş olmuş. Genişleme, ilaçlar mı? Bir kadın, süt olmadığı veren bir de, o zaman süt saldırıldığı zaman, yetimhaneden aldığı bir çocuk, emsildiği zaman, bir tanesi olur. Olur. Ömer'in ama sütü emmesi için. Sütü emdiyse, bu noktada Mehmet'e süt emdi veya Mehmet Aya Mehmet'e sağdılar sütü. Onu içebilirler, baktıklar. Normalde süt kaldırıyor. Soru bitti. Soru soralım başkan. Efendim.
Alan bir kimse, erken alan bir kimse, daha sonra rahatsız ettiği için satabilir mi onu? Bir iki ay kala alsa, işte bir komşulara şikayet falan, rahatsız olduğu için satabilir mi onu? Daha sonra tekrar bölünmek şartıyla. Bildiğim kadarıyla kurbanlık aldıysa o kimse, kurbanlığını satamıyor galiba, yine de bakmak lazım. İlk adamı aldı da bu şekilde orada satmış. Onu normalde bakmam lazım. İnsan nedir tanımını yapar mısınız? Ayet-i kerimeler veçesiyle bakarsak, insan bir tarafı akıllı bir varlığı.
Ayet-i kerimeler veçesiyle baktığında, aynı ol akıllı varlığın, durdur, unutkan. Bir taraftan ayet-i kerimeler veçesiyle sabırlı bir varlığı, akıllı varlığı için. Bir taraftan da o kimse, sabırlılığın karşısında sabırsız bir kimse. Ayet-i kerime noktasında bir tarafta, Allah'ın haifesi, yeryüzünde ve bütün hikayenatta. Bir taraftan da şeytana tabi olunca, şeytanın velisiyiz hükmünde. O zaman insan dediğimizde, Cenab-ı Hakk'ın kendi ruhundan ve nurundan yarattığı, ama kendi ruhundan yüklediği, bir ruh ile mana bulan bir varlık.
Biz bu noktada, bir ruh ile mana bulan varlık demezsek, insanı sadece fiziki açısından bakmış oluruz. O yüzden insan, üzerinde Cenab-ı Hakk'ın üflemiş olduğu ruhu taşıyan, bir veçesiyle halife, bir veçesiyle şeytana kulluk eden bir varlık. Bunu ayet-i kerime de bir veçesiyle, hayvandan daha aşağı mahlûf, bir veçesiyle Allah'a dost mahlûf olarak tanımlayabilir.
O yüzden insan üzerinde, çok geniş konuşulabilir, ama genel kaideleri itibariyle, bu, Allah'ın yaratmış olduğu bir varlık. Veyahut da Allah'ın, akıllı olarak yaratmış olduğu bir varlık. Bunu normalde, akılla bağdaştırıp, sadece akıl üzerinden biz bunu koyarsak, bu sefer metafizikçiler gibi, pardon, bu böyle mantıkçiler gibi, materyalistler gibi olur, bu sefer onun üzerindeki ruhun tecelliyesini kabul etmemiş olur.
Ama sadece ruhun tecelliyatını kabul etmemiş, ve sanki sadece ruhtan ibadet etmemiş, diyoruz, metafizikçilerin sınıfına gideriz ki, bu da bizi doğru yerde oturtturmaz. O yüzden kimsel, bir veçesiyle metafizik, bir veçesiyle materyal bir varlık. O yüzden, bir veçesiyle, madde, bir veçesiyle, biz eskimizde, mana değil, bu meseleyi sonlandırabiliriz, inşallah. Ailemizden, sevdiklerimizden biri, haksız olduğunu, ya da suçlu olduğunu bildiğimiz halde, onun suçlu olduğu ve haksız olduğu kişiye karşı savunmalıyız. İyiyi, doğruyu, güzeli, hayrı, hasenatı savunmak zorundayız. Eğer biz iyiyi ve iyilikleri savunmazsak, kainata kötü ve kötülükler hakim olur. Eğer biz doğruyu ve doğruları savunmazsak, o zaman kainatı, doğrunun dışındaki eğri ve yanlışlar kainata hakim olur.
İnsan, iyiyi, doğruyu, güzeli seçmekle, iyiyi, doğruyu, güzeli yaşamakla, iyiyi, doğruyu, güzeli tavsiye etmekle mükellez. Bu mükellefiyetleri üzerinde bulundurmakla zorunluyuz biz. Bir, iyiyi, doğruyu, güzeli seçeceğiz. Bu bizim vazifemiz. İki, iyiyi, doğruyu, güzeli yaşayacağız. Bu da bizim vazifemiz. Üç, biz iyiyi, doğruyu, güzeli tebliğ edeceğiz. İnsanlara anlatacağız. İnsanlara bunu biz ne yapacağız? Götüreceğiz. İnsanlara bunun hikmetini, bunun hakikatini anlatacağız. Yoksa biz bu noktada, iyiyi, doğruyu, güzeli seçmekle kalırsak, sadece seçmiş oluruz.
İyiyi, doğruyu, güzeli yaşamakla da mükellefiz. Madem ki bir şey iyi, onu seçtik. O iyi şey bizim üzerimizde tecelli etmedi. Madem ki bir şey iyi, biz seçtik hem de yaşıyoruz. Bir başkasına da bizim ona anlatıp tebliğ edip, onun da yaşamasını sağlamakla, onun da yaşaması için mücadele etmekle mükellefiz. İnsanlar saadeti seçmekle sorumluluklarını bitiremezler. Siz iyi bir seçim yapmış olabilirsiniz. Bu sizin için yeterli değildir. Siz yapmış olduğunuz o iyi seçimi hayata çevirmekle, hayata döndürmekle mükellefiz. Bunu hayata döktürseniz, bunu hayatla evhal etseniz yetmez. Ya onu bir başkasına da tavsiye etme, bir başkasına da anlatmakla mükellefsiniz. Bu şuna benziyor.
Karnınız aç ama sizle beraber çok insan da aç. Siz açlığınızı gidereceğiniz harika bir demek bulmuşunuz. Bunu sadece kendiniz yerseniz, kendi nefsinizi düşünmüş olursunuz. Bunu muhakkak paylaşmanız, muhakkak bunu tavsiye etmeniz gerekir. Eğer bunu paylaşmazsanız, o zaman bencil bir insansınız. Sadece kendinizi düşünüyorsunuz. Ve sadece kendinizi istiyorsunuz. Bu doğru bir hareket ve davranış değildir. Bugün devgaliyetin kapitalist sistemin, bugün dünya üzerindeki Jacoben baskıcı sistemin bizim önümüze getirdiği en önemli handikaplardan birisi. Bir, biz kafa karışıklığı yaşıyoruz. Bizim kafamızı karıştırıyorlar.
Doğruyu, iyiyi, güzeli biz tam olarak tanımlayıp bunu biz doğruyu, iyiyi, güzeli seçme noktasında kafa karışıklığı yaşıyoruz. Biz neyin iyi, neyin doğru, neyin güzel olduğunu artık bilincinde değiliz. Bizim öyle bir kafamızı karıştırdılar. Bizi öyle bir hale getirdiler ki, biz en iyi, en kötü, en doğruyu, en eğri, en çirkini, en güzel olarak tanımlamaya başladık. Bizim öyle gözlerimizi kör attılar. Bizim öyle kulaklarımızı tıkattılar. Bizim öyle aklımızı iyi diş ettiler ki, bizim kalbimizi öyle karattılar ki, biz iyinin, doğrunun, güzelin yanında olmayı kendimizce ar kabul ediyoruz. Yani birileri bizim önümüze evrensel olarak, din evrensel açısından, din evrensel açısından iyiyi bize sunduğunda, bizim kafamız artık o kadar Allah kullar ki, biz onu kötü görüyoruz.
Bize doğruyu önümüze koyduklarında, bizim doğru anlımız, doğru bilincimiz, o kadar yanlış oturmuş ki, biz doğruyu algılamaktan uzakız. Çünkü bizim için biz, neyin iyi, neyin doğru olabileceğine alakalı hükümleri bilmiyoruz. Bunun yolu, Kur'an ve sünneti çok iyi öğrenmektedir. Bunun yolu, Kur'an ve sünneti çok iyi yaşamaktadır. Bunun yolu, Kur'an ve sünneti çok iyi bir şekilde etrafını da tebliğ etmektedir. Biz artık kendi kendimizi yönetemez hale geldik. Biz kendimizi yönetemiyoruz. Biz kendimizi yönetemeyiz. Sebebi cehaletimiz. Bu noktada biz annemizin, babamızın yanında doğruyu konuşamıyoruz.
Kocalarımızın yanında doğruyu konuşamıyoruz. Kadınlarımızın yanında doğruyu konuşamıyoruz. Biz arkadaşlarımızın yanında doğruyu konuşamıyoruz. Biz etrafımızda doğruyu konuşamıyoruz. Biz etrafımızda iyiyi, doğruyu, güzeli savunamaz hale geldik. Bir kadın eşinin yüzüne iyi, doğruyu, güzeli söyleyemiyor. Bir anne baba çocuğuna iyi, doğruyu, güzeli anlatamıyor çünkü kendisi de bilmiyor. Çünkü kendisinin de yanlışlıklarını biliyor. Ve kendi yanlışlığını iyi ve doğru ve güzel olarak anlatıyor. Kendi yanlışlığını. Ve biz kendi yanlışlıklarımızı kendimizce doğru olarak görenlerdeniz. Çünkü kendi yanlışlığımızı doğru görmezsek biz kendi kendimize olmayan vicdanımızla problem yaşayacağız. Aslında hepimiz hakikati biliyoruz.
Aslında hepimiz de gerçeği biliyoruz. O gerçek ve hakikat bize ürkütücü geliyor. O gerçek ve hakikat bizi çünkü normalde çok zorlayacak, sanki köşeye sıkıştıracakmış gibi geliyor. Biz onu kabullenmek istemiyoruz. Ailemizde, iş yerimizde, dergâhta, arkadaşlarımızın arasında, etrafımızda biz o iyi, doğru ve güzeli savunacak noktada değiliz. Çünkü bir kasırga var dünya üzerinde. Bu kasırga Adem'den itibaren var. Adem'in çocuğu kendi kardeşini katlederken kendince iyi iş yaptığını söylemişti. Bunu hak görüyordu çünkü. Bunu kendine hak gördüğü için katletti kardeşini. Eğer bunu kendine hak görmemiş olsaydı, kardeşini katletmeyecekti. Biz Kur'an ve Sünnet orada dururken, Kur'an ve Sünnet'in hukuku ve hükmü orada dururken, kendi yaşadığımız, kendi algımız, kendi zahlemizdeki hayat standartımız, bizim iyiyi, doğruyu, güzeli yaşamamızı ve tavsiye etmemizi, bizim iyiyi, doğruyu, güzeli anlatmamıza engel teşkil ediyor.
Biz mesela çok rahat bir şekilde bir şeyin iyi olduğunu bildiğimiz halde onu savunamıyoruz. Çok rahat bir şekilde bir şeyin kötü olduğunu bildiğimiz halde biz bu kötü diyelim. Kendimiz için düşünüyoruz, eşimiz kırılabilir, çocuğumuz kırılabilir, annemiz kırılabilir, babamız kırılabilir, arkadaşımız kırılabilir. Ya ne diyeyim ben şimdi buna ya? Onu kıymet etme demek, onun kırılacağını düşünüyoruz. Oysa o kıymeti biz ağzımızın suyu arka arka dinliyoruz. Bizi ilgilendirmeyen bir meselede biz kendi kendimize ağzımızın suyu arka arka ahkam kesebiliyoruz örneğin. Ve biz iyiyse bu iyiliğin karşısında, arkasında duramıyoruz. Oysa iyiliklerin arkasında durulmaya ihtiyacı yoktur.
Biz iyiliğin arkasında duraraktan kendi iyiliğimizi gösteririz. İyi bir adamın arkasında durulmasına ihtiyaç yoktur. İyi bir adamın arkasında duran Allah'tır. İyiliğin arkasında duran Allah'tır. Cenab-ı Hak der ki, iyilikler Rabbinizdendir. Madem ki iyilikler Rabbimizdendir, bir kimse iyi ve iyilik doğrultusunda duruyorsa, onun arkasında duran Rabbidir. Bir iyiliğin arkasında durmak da Rabbin işidir. O zaman iyiliğin arkasında duran kişi gerçekte Rabbin işini yapmış olur. Aslında iyiliğin arkasında durulmasına iyiliğin ihtiyacı yok. İyiliğin arkasında durmak insanların ihtiyacı.
Hani iyilikten yana mısın, kötülükten yana mısın? Doğrudan yana mısın, eğriden yana mısın? Güzelden yana mısın, çiftinden yana mısın? Bunun imtihanıdır. Bunun sırrıdır aslında. Biz ama şöyle aldırırız. Bir iyilik, ben onun arkasında durursam o ayakta durur diye düşünürüz. Hayır. Adem'den beri iyiliğin sahibi Allah'tır. Adem'den beri insanlar iyiliğin arkasında durmakla Allah'tan yana olmanın yolundadır Allah. İnsanlar iyiliğin arkasında durduğu için iyilik sağ ve ayakta değil. Dikkat edin. Bir şeyh, dervişler arkasında durduğu için şeyh değildir.
Bir alim, talebeler onun arkasında durduğu için alim değildir. Bir işçeri sahibi, elemanlar onun arkasında durduğu için patron değildir o. Halit Hoca talebeler arkasında durduğu için hoca değil. Doktor hastalar onun arkasında durduğu için doktor değil. Veya öğretmen, talebeler arkasında durduğu için öğretmen değil.
Peygamberler ümmetleri arkasında durdukları için peygamber olmadılar. Hatta peygamber olduklarında ümmetleri de yoktur. Onları kendisine peygamber seçti. Kendisine peygamber seçtiyse o peygamber. Hiç arkasında ümmet olmasa da peygamber, arkasında kendisine talih olan da olmasa peygamber. Ki öyle peygamberler oldu, arkasındaki hiç tabi olanlar olmadılar.
Ama peygamberdir. Peygamberdir. O yüzden iyilik ebedidir. İyilik ebedi olduğu için, aynı zamanda da iyilik ezelidir der. İyiliğin arkasında duranlar, o ezel ve ebed kokusuyla kokulanırlar. İyilikle fiiliyat açısından hemhal olanlar, aslında ezel ve ebed noktasında hemhal olurlar.
Bunu biraz daha ileri götürürüm, kafamız karışır, benim kafam karışır, toparlayamam diye düşünüyorum. Allah'ın sıfatları sonradan değişip dönüştürülmez. Allah'ın sıfatı orada durur. Allah'ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz. Allah'ın sıfatları sonradan kemal ermez. Allah'ın sıfatları sonradan eksilmez, sonradan noksanlaşmaz. Allah'ın sıfatları tamdır. İyilik bu manada Allah'ın sıfatıdır. İyiliğin arkasında durmanla iyiliği olgunlaştıramazsın. İyiliğin arkasında durmakla iyiliği kuvvetlendiremezsin, böyle bir şey yok. İyilik orada durur. Sen onun rengine boyanırsın.
Allah'ın rengine boyanmak vardı ya ayeti kerimede. Sen iyilikle Allah'ın rengine boyanmış olursun. Sen iyi davranmakla Allah'ın bir renginin, işte diyelim ki bu teşbih de hata olmaz. Ama sonunda teşbihi de tenzih ederiz. Teşbih lazımdır ama tenzihe ihtiyacı vardır. Allah'ın renginin, bütün renkler Allah'ın rengidir desek yine biz bunun tenzihe ihtiyacı vardır.
Ama iyilik Allah'ın renklerinden bir renktir. Biz iyi olmakla, iyiliğin arkasında durmakla Allah'ın renklerinden bir rengi üzerinizde taşımış oluruz. Bunun karşıtlığı kötülüktür. Kötülük nasıl iyilikte bir kimse iyilik yapamasa dahi iyi düşünse, iyiyi sevse, iyiliği kalben desteklese, iyiliği alkışlasa, iyiliği yapmış gibi sevama girer ise, zıttı olan kötülük de kötülüğü düşünse, kötülüğü alkışlasa, kötülüğe sussa, kötülüğü yapmış gibi kötülük işlemiş olur.
O zaman insana düşen, insana düşen, iyilere düşen vazgeçlerdir. İyi insanlar, iyi insanlar, iyiliklerin arkasında dururlar. İyi insanlar, iyi ahlaklılar, iyiliği desteklerler. İyiler, iyilerle beraberdir. İyiler, iyilerle beraberdir. Kötüler, kötülerle beraberdir. Bir kimse burada kötü düşünse, burada uzun müddet duramaz. Bakın, klimalar çalışmıyor birkaç haftada, adet düşüyor. Bana mesaj çekiyorlar, neyi çekiyorlar, klimalar çalışıyor mu hocam, çalışacak mı? Ne zaman çalışıyor?
Birkaç arkadaşa da söylemiştim. Dedim, yok, ne yapalım, sıcakta şimdi böyle diyorum lan, bir güzel takıyoruz. Hatta kim dedi, ilk 15 dakikası ağır imtihan dedi, sen mi demiştin? Kim dedi ya bana? Birisi öyle dedi, ilk girişte ilk 15 dakikası ağır imtihan dedi. Sonradan açılıyor insan dedi bana. Ama ilk 15 dakika girince böyle, işte sıcak, ter. Ona sonra sonradan açılıyor dedi. Şimdi tabii derviş kardeşler böyle şey şimdi, biraz daha böyle nasıl söyleyeyim? Naminler. Vay biz ne terlerdik biz, şeyin altında ne o? Bodrumlardaydık biz. Böyle terlemek ne? Duman dumanı, buhar buhar böyle göz gözü görmezdi. Kapıyı pencereyi açtığımızda olup gibi böyle buhar çıkardı orada.
Öyleydi. Öyleydi. Ya öyleydi. Şimdi tabii çocuklar diyor, insanlar çabuk tutuyorlar böyle. Çabuk tutacaklar oluyorlar. Yani herhalde benden kaynaklanan bir şey. İyi motive etemiyorum yani. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden normal mesela zikredenler, zikredenlerle beraber olacak. Böyle enteresan bir şeydir. Yani böyle adam zikrullah yapmak istemiyorsa, zikrin biraz uzaksa sen onu yağlasan, bağlasan, böreklesen oturtamazsın buraya.
Böyle enteresan bir şey bu. Otursam dair, üç gün, beş gün, ne zaman ihtiyar belli değil. Böyle insanın oraya kendi kendine aidiyet kespetmesi lazım. Yani bu normalde yirmi sekiz yıl, yirmi dokuz yıllık tecrübenin içerisinde ben onu gördüm. Yani o mesela işte enteresan bir olma bu. Buna neden, niçin, sorusunu dair sormak abes oluyor. Ya bir kimseye hiç böyle tuhaf gelmiyor ama yirmi başkasına tuhaf geliyor bir şeyler. O ona bir şeylerin tuhaf gelmesiyle o kimse kendince oraya aidiyet kespetmiyor. Ve bir müddet sana bir şey bahan oluyor. Normalde o zikrullah halakasından, zikir cemaatinden hayırlıyor o kimse. Onun sebebi çok da var. Bakın bunu unutmayın hiç.
Bu tarihi noktadır. Gidip namaz kılmayan bir kimseye, namaz kılmaması ile alakalı o kadar çok sebebim vardır ki. Camilerin kokmasından tutun da camiye gelenlerin kokmasından tutun da işte namaz kılanların eksikliklerini, noksallıklarını bil. Namaz kılmıyor bir insandan öğren. Yani o şunu demeyecektir size. Evet ben nefsime uyuyum, Allah'ın bu farzını terk ediyorum demeyecektir. Veya bu meşruttur ya mesela işte bir kadın, örtünmek farz. Örtünmüyordur, size örtülülerin bütün suç ve kabahatlerini size döker. Örtünmemesine sebep, örtünlülerin suçları ve kabahatleridir. Bir kimse bir şeyhe intisap etmez. İntisap etmemesine sebep, şeyhe intisap edenlerin hata kusurlarıdır. İndirin aşağıya kadar.
Ve bana sıralanlar ben hepsi de doğru diyorum. Doğru hepsi de. Bakın doğru. Bakıyor şimdi o. Bu tespitlerinizin hepsi de doğru diyorum ben. Bu değişmeyecek ki. Bundan bin yıl önce de aynı şeydi. Beş yüz yıl önce de aynı şeydi. Beş yüz yıl sonra da aynı şey olacak. Ya bundan beş yüz yıl önce ehl tasavuktan birisi peygamberliğini ilan etmişti. Bundan şimdi de peygamberliğini ilan edenler var. Değişmeyecek bir şey. Bundan beş yüz yıl önce de dervişliği, sufini istismar edenler vardı. Bundan beş yüz yıl sonra da dervişliği, sufini istismar edenler olacak. Bundan beş yüz yıl önce şeyhli istismar edenler vardı. Şimdi de var. Beş yüz yıl sonra da olacak.
Değişmeyecek bir şey bundan. Bundan beş yüz yıl önce, bin yıl önce, bin dört yüz yıl önce ashabın içerisinde zina edenler vardı. Evet. Zina yasak olmasına rağmen zina edenler vardı. Sonra da zina edenler vardı. Bugün de var. Yarın da olacak. Yarın da olacak. Bundan beş bin yıl önce de eşiğinden boşanan kadınlar vardı. İnsanlar evlenmekten vazgeçiyor mu? Eşinden boşanan erkekler var diye kadınlar evlenmekten vazgeçiyor mu? Çocuğu hayırlısız olan anne ve babalar evden daha önceki zamanlarda var mıydı? Vardı.
Şimdi de var mı? Var. insanlar yine çocuk edinmekten, çocuğun olsun sevdasından vazgeçiyorlar mı? Vazgeçmiyorlar. İşte iyilik, ezeli ve ebedi. Adem'den itibaren iyilik var. Adem'den itibaren iyiler de var. Adem'den önce de iyilik vardı. Adem'le beraber Cenab-ı Hak iyiliğini insanların üzerinde tecelli ettirdi.
Adem'den itibaren de kötülük var. Adem'den itibaren de kötülük var ise, o kötüler ve kötülükler de olacak. Bizden sonra da olacak. O zaman bize düşen vazife var. Bize düşen vazife bu. Biz iyiden, doğrudan ve güzelden yanamayız. Biz kötüden, eğriden, çirkinden yanamayız. Biz iyiyi, doğruyu, güzeli destekleyen bir noktada mıyız? Biz yoksa kötüyü destekleyen bir noktada mıyız? Bir de bu kötünün daha kötüsü var. Eğrini, iyiliği engellemek. Bu kötünün daha kötüsü. Doğruyu engellemek. Eğrini daha eğrisi. Güzelliği çirkinleştirmek. Çirkinin daha çirkini bu.
Bir kimse kendisi çirkinlik yapıyordur. Ama bir de güzeli çirkinleştireceğim diye uğraşıyordur. Bu çirkinin de çirkini. Bir kimse eğridir. O doğruyu da eğrilirken diye uğraşıyordur. Bu eğrinin eğrisidir. Bir kimse kötüdür. Ama iyileri de kötülüğe alıştırmayan, kötülüğe sevk ediyordur. O kötünün de kötüsüdür. O zaman bize bir iş düşer. Bütün insanlardır bu. Ama birinci derecede İslami müminlerdir. İslami müminlerdir yok. İsevi müminler de olabilir. Musevi müminler de olabilir. Onlar da kendilerine inanıyorlar. İsevi'nin de iyisi makbuldür. Musevi'nin de iyisi makbuldür. İyilik her zaman için makbuldür. İyi ve iyilik doğru, güzel.
Bütün kavimlerin, bütün insanların, bütün inananların ortak değeri. Ortak değeri. İyilik başka bir inanç sahibinden çıktı diye iyiliği reddetme. İyilik Allah'ın sıfatı çünkü. İsevi'nin iyiliği olmaz deme. İyilik her yerde olur. İsevi'nin iyiliği de methettir ki, iyi iyidir. Musevi'nin de iyisini methettir. Musevi'nin de iyisi iyidir. Bir iyiyi gördüğünde, bir iyiliği gördüğünde onu sakın görmemezlik etme. Bu iyiliğe karşı hainliktir çünkü. Bu iyiliğe karşı nankörlüktür. Bu Allah'ın sıfatına karşı haşa küfürdür. Küfür örtmektir çünkü. Nerede bir iyi, nerede bir iyilik, nerede bir doğru, nerede bir doğruluk, nerede bir güzel, nerede bir güzellik var?
Onun birisi örtmeye çalışırsa aslında bu noktada küfre düşmüş olur. Allah'a muhafaza edersin. Bu yüzden küfür örtmektir. Örtmek. O zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e de der ki, siz birisinden bir iyilik gördüyseniz o iyiliğe karşı iyilik de cevap verin. Ona iyilik yapın. İyilik yapabilecek noktada değilseniz onun iyiliğini söyleyin etrafta. Enteresan bir şeydir. Birisi bir iyilik, birisi size bir kitap hediye etti. Harika. Allah razı olsun. Mümkünse misliyle mukabelede bulunun. Hadis de sabit. Mümkün değilse ayniyle mukabelede bulunun. Hadis de sabit.
Mümkün değilse onun iyiliği için dua edin ve iyiliğini söyleyin. Deyin ki ne kadar iyi bir arkadaş. Allah razı olsun. Biz de böyle bir iyilik yaptık. O iyi bir arkadaş. O cömert bir arkadaş. İnsanlara iyiliği vardır. O iyi bir arkadaşdır. Onlara iyiyi anlatır, iyiyi emreder. O iyi bir arkadaşdır. Dula, yetime, kimsesizlerin arkasında durur. O iyi bir arkadaşdır. Açları buyurur. O iyi bir arkadaşdır. İyiliği nasihat eder, anlatır. İyi bir arkadaşdır. Allah yolunda koşturur. Zikreder, zikrettirir. Yürür. Bakın, iyiliğin arkasında durmak iyiliği yapmış gibi. İyiliğin arkasında durmak. O iyiliğin yapmış olduğu iyiliklere manet ortak olmak.
Hani hadis-i şerit-i şerit-i şerit-i … şerit. İnsan severse de birisini sevdi. Sevdiğinin amelini işlemezse dahi onun ameline ortak olurlar. Bakın siz iyiyi seversiniz. O iyi kadar amel işlememiş olabilirsiniz. İşleyemezsiniz de dahi de. Ama onun iyiliklerine ortak olursunuz. Kötüyü severseniz, kötüyü işlemediğiniz halde onun kötülüklerine ortak olursunuz.
Din, Adem'den itibaren insanların içerisinde bize iyiliği emreder. Adem'den itibaren bütün peygamberler iyiliği, doğruluğu ve güzelliği tebliğ etmek, yaşama ve yaşatmak için indirilmişlerdi. O zaman kötü, kötülük, çirkinlik bizim anne babamızdan da gelse biz o kötüye, kötülüğe ve çirkinliğe karşı mücadele etmekle emri olurduk. Kötü ve kötülük kimden gelirse gelsin, biz ona karşı mücadele etmekle emri olurduk. O yüzden birisi sizin yanınızda kötüyü, kötülüğü, yanlışı savunmanızı isteyip konuşuyorsa mümkünse elinizde. Ulema demiş ki bu devlete. Mümkün değilse dilinizde.
Ulema demiş ki bu alimlere, velillere, mürşitlere. O da mümkün değilse kalben ruh zelere, bu da avamın işidir demişler. Önlemeye çalışıyoruz. O zaman biz çirkinliği, eğriliği, kötülüğü önlemekle mütevlet bir günleriz. Biz o zaman bir şey gözümüzün önünde Kur'an ve sünnete aykırı olduğunu görüyorsak, Kur'an ve sünnete aykırı olduğuna dair elimizde bir bilgi var ise biz ona karşı mücadele etmekle emri olurduk.
Geri taraf boş. Allah bizi onlardan etmiyor. Amin. Benim babam hep içki ve bira içip her eve geldiğinde hem beni hem de annemi görüyor. Öldükten sonra tekrardan içmeye gidiyor. Ama babamın bir huyu var, hem içiyor hem de Kur'an okuyor, samaz kılıyor. Henüz dokuz yaşındayım. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin birisinin böyle bir yanlışlıklar yaptığını, yani bir rivayette böyle benim okuduğumda üstün körü geçiliyordu. Yani içtiğine dair o kimsenin.
Bunu söylüyor o hasta. Diyor ki namaz insanı kötülüklerden alık ol. Ayet-i kerimeye söylüyor. Bir kimsenin namaz kılması onun için büyük bir müjde, bir ümit, bir umut iyiliğe dönmesi için. İnşallah Cenab-ı Hak'ın bu kötülükten ruh halden o kardeşimizin orasını inşallah Cenab-ı Hak men etsin, alsın. Amin. Kurtarsın. Amin. Kolay bir şey değildir. Yani insanın hem böyle onun için de fizişik, psikolojik bir yıkıntıdır. Bu kimsenin hem namaz kılması hem de içki içkimesi. Çünkü namaz kılan kimsenin kalbinde, beyin gerisinde içkinin de haram olduğunu bilir. Bunu bile bile yaptığı için de büyük bir vicdani yıkım içindedir.
Bu vicdani yıkımın da geri dönüşü etrafına böyle saldırganın olabilir. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. İnşallah Cenab-ı Hak kurtarsın. Amin. Uludağ gazozunun içinde alkol var diyor Allah bilgersiniz. İçmediğimden bilmiyorum. Hiç böyle bir şey okumadım. Ama genelde bu gazlı, bu tip gazozlu, kolaydır, bu tip o işte meyvelilardır. Gazlı içeceklerin içerisinde zannediyorum. Belki miktarda alkol var. Ama bu alkol hangi alkolderdir? Ondan sonra kaç içinde grandır, dirhendır? Mutasyona uğramış mıdır, uğramamış mıdır? Bundanla alakalı bir bilgim olmadığı için bir şey diyebilirim. Maksesi günü bilgisayarda hızlı yazma sınavına gireceğim.
Çok çalıştığım sınav için ne tavsiye edersiniz, dua ederim. 21 tane pirinci oku yok. Muhakkak ki okumanın, gerçekten okunmuş bir şekerin, pirinci insanın üzerinde etkisi vardır. Bunu normalde manevi olarak etkisi yok demiş olsan, duanın muhakkak etkisi vardır. Bunu etkisiz görenlerden değilim.
Ama şundan da değilim. Hani işte 21 tane pirince, bundan kaç tane bilmem ne otur. Ondan sonra yut, sınavı biiznillah kazanırsın. Bundan da değilim. Ya bir de bunun böyle kitaplarını yazanlar varmış. Millet okuyup, ordunuz bırakmıyor bana. Yazmış, üniversiteye girme namazı. Üniversiteye girme namazı. Yani senin orta okul, lise o kadar çalış, ardından git dershanelerde, uğraş. Bir de Türkiye'deki eğitim sistemi de enteresan. Türkiye'deki eğitim sistemi batmış vaziyette. Bugüne kadar Cumhuriyetler öncesinden alıp 200 yıldan beri bu topraklarda eğitim sistemi bir türlü izlenilen düzeye getirilemedi.
Bakmış vaziyette. Biz harika yollar yapıyoruz, fabrikalar kuruyoruz, hava alanları kuruyoruz, harika. Eğitim sistemini düzeltemiyoruz abi. Düzeltemedikler. Düzeltemedik. Böyle enteresan bir şey. Bakanlar değişiyor, müdürler değişiyor, hükümetler değişiyor. Ben bildiğin günleri eğitim sistemi bir türlü düzelmedim. Düzelmedim. Yani ümitsiz değilim düzelmedim bugüne kadar. Her gelen bir çomak soktu, her gelen bir parmak attı, her gelen kendinizce bir şey yaptı. Olan şu topraklarda büyüyen insanların nesne gençleri oluyor. Yani biz kendi kendimize dedik ya bize olan oldu bizden sonra kimler olmasın. Yok bizden sonra kimler dahil değişmiyor işte.
Biz kendi kendimize ben kendi kendime avuttum. Yok işte terör vardı. Yok işte solculuk, sağcılık vardı. Yok türkücülük, türkücülük, komünistlik vardı. Biz dövüşmekten, kavga etmekten, kırışmakten okuyamadık. Rahat okullara gidip gelemedik. Yani lise 2'ye giden bir kimsenin belinde 2 tane silah ne arar? Ben kendimi söylüyorum. Bu dünya ne? Biz kendi kendimize dedik ki bizim neslimiz gitti. Biz ihtilalden sonra diyorduk ki etrafımızda kalın. Aman kardeşim siyasete girmeyin, uğraşmayın, koşmayın. Hayatınızı karartmayın, hayatınızı yok etmeyin. Aman okuyun, düzgün hayat kurun, düzgün bir şeyler yapın. Ya yok olmadı. Bizden sonra da bitmedi yani bu işler.
Bizden sonra durup durduğumuz yerde bir başörtüsü meselesi çıktı. Ardından haydi bir imam hatip meselesi çıktı. Haydi 5 yıllık buydu, 3 yıllık buydu, 8 yıllık buydu, haydi şuydu, buydu. Bir garvaltılanın içerisinde yürüdük gittik. Ve bunun neticesinde eğitim sistemin bozukluğundan faydalanan insanlar çıktı. Harıl harıl okullardan fazla neredeyse dershane kurdular. Sanki eğitim sistemi dershanelere çalıştı. Ya dershaneye gitmeyen bir kimse üniversiteyi kazanamaz hale getirildi. Sonradan öğrenilir ki sorular da dershanelere kadar hazırlanmış. Yani ilkokul bire giden çocuğa dershane teklif ettiler. İlkokul bire gidiyor. Okula gidilip problemanın okulun öğretmeni dershane öğreniyor.
İlkokul bire giden çocuğa. Şimdi okullar yine açılacak. Okullar çocuklara açılmıyor. Okullar veliler açılıyor tekrar. Veliler hazır olun, okulunuz açılıyor. Bir dahasa anneler hazır olun. Ne oldu? Okul açılıyor annelere. Babaya, hatunları unutun. Neden? Okul açılıyor. Kadınların birinci vazifesi çocuklarının okulla alakalı ilişkilerini götürmek. Öğretmenlere hediyeler almak. Öğretmenle iyi geçinmek. Öğretmenin gönlünü yapmak. Öğretmenler tatlı olmak. Öğretmenden aşırı meşhur olmak. Ardından öğrenciyle aşırı meşhur olmak. Çocuklara üç saat, dört saat, beş saat evde ders çalıştırmak.
Hayat eden var mı evde? Bu ne biz? Eğitim sistemi var. Yok kardeş. Yok. Her gelen bir parmak çalmış. Ondan bu çıkıyor. Eğitim sisteminin düzgün olmayışı var. Eğitim sistemin bozukluğundan Bilmem kaç tane bilmem ne okuyup üniversite kazanmak çıkıyor. Eğitim sistemin bozukluğundan üniversiteyi kazanma namazı çıkıyor.
Ben diyorum kardeşim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle bir namaz kılmadı. Böyle bir namaz yok. Ne namazları kılınca farzlar, nafileler fıkıh kitaplarında belli. Aç Ömer Nasuh Bilmem Hoca'nın fıkıh kitabını. Aç Fikri Yavuz'un fıkıh kitabını. Hadi geriye doğru el hidayiymiş. Yok işte durer durermiş. Yok işte kuduriymiş. Yok mültekar tersimesiymiş. Yok el ihtiyarmış. Yok İbn Amid'inmiş. Ya git ya bu üstünceli yani Diyanet'in bir fıkıh kitabını al. Git bir Ömer Nasuh Bilmem Hoca'nın fıkıh kitabını al. Bu kadar. Bak içinde üniversite kazanma namazı var mı? Bak içinde ne namazları var. İbadetse namazsa bunlar kılıncaktır.
Yok üniversiteyi kılma namazı değil namazıydın. Allah bize. O yüzden hızlı yazmakmış. Evet sen onu çok hızlı bir şekilde alış. Onun eğitimini al. Onu kendi üzerinde eğip. Allah'a da dua et. Cenab-ı Hak bakteri ihsan etsin. Biz çalışalım. Birinci derecede çalışmaktan bizim derkeniz. Biz çalışalım. Allah'tan da dua edelim isteyelim. Dedim ki ya Rabbi. Biz hasbelkader çalıştık. Biz de bahşere ihsan etsin. Bu sen dükkanı açmazsan dükkanı açmadan müşteri bekliyor. Müşteri bekliyoruz biz. Dükkana mal koymadan müşteri bekliyoruz. Dükkanda mal yok. Müşteri bekliyor adam.
Ben bakıyorum dükkanda mal yok abi. Senin bu dükkanda diyorum ben. Herhangi bir estampi hiç önemli değil. Bakıyorum benim gözümün içine. Diyor mal olacak. Çeşit olacak içeride. Ev alma. Kas yat alma. Alma. Alma. Ya. Ticaret yapıyorum. Malını doldur içine. Tatile gitme. Yazdır gitme. Gitme. On yıl gidilmeyecekse on yıl gitme. Gitme. On yıl o arabeye binilmeyecek. Binme kardeş. Beş liralık arabalık git gel içine. Sen bak. Malını doldur. Sen bak ticaretini yap. Senin işin ticaret. Senin işin ne? İşte memurunuz.
İyi çalış. Sen orada yükselmeye bak. İyi çalış. Ne sınavı varsa gir. Müdürün sınavı gir. Müdürün müdür olacak sınav var gir. Genel müdür olacak gir. Sınavına gir. Çalış orada. Senin işin o. Bir yere memur olarak gir. Genel müdür olarak çık. Memur olarak girdi. Genel müdür olarak çık. Memur devam edecek orada. Salla başını al maaşını. Yok böyle bir şey İslam'da. Bu dünya ısın değil. Bu dünyaya takmak değil. Bu içinde bulunduğun ne? Fiiliyat var ise o fiiliyatın hakkını verme. Hakkını verme. Çalışma.
Gayret etme. İlaç atmazsanız meyve kurt kuş basar mı? İlaç atman lazım. Her ilacın bir zamanı vakti var mı? Vaktinde zamanında atmazsan meyve olur mu? Bütün her şeyi yaptıktan sonra Allah'a dua edin değil mi? Dolu olmasın. Soğuk olmasın. Şu olmasın. Bu olmasın. Öyle değil mi? Bunlar onun işi. Bizim işimiz ne? Biz o meyve ağaçlarını ilaçlayacağız. Çapalacağız. Güzelce bakacağız. İşimiz bu bizim. Biz süreceğiz dibini. Sulamasına dikkat edeceğiz. İlaçlanacak gelmiş zamanı. İlaçlayacağız. Ya bizimkini korunur ya. Bir hafta sonra atalım. Yok öyle bir şey.
Sen günü gününe at ilacını. Günü gününe. Her gün bak tarlana, bahçana. Her gün ağacına bak. Her gün meyvana bak. Her gün esnafsın. Sen rafına bak. Her gün çeşidine bak. Lastikçi. Her gün lastiklerine bakacaksın. Elinde ne eksik var göreceksin. Anladın? Adam geldi işte. Etmem lastiği de. 165'e kaç oluyor? 80'e 13. Adam geldi. 165'e 80'e 13. Adam da gelmiş ama bir şekilde lastik yok. Örnek. E ne oldu? Adam şunu diyecek. Vay, zaten zayıf bir yere gelmiş. Ne? Gelmeyecek.
Neden? Terebilecek. Aradığım bulunmuyor. Bir kişinin söylemesi yeter mi? Bir kişi, bir kişi. Bir kişi dükkandan çıksın, desin ki aradığınızı bulamadık. O yüz on sekiz kişiye ulaşacak. Bu kadar da bir esnafı. Örnek veririm ya ben. Tim'den, koca Mimar Sinan'dan. Selimi'yi yapıyormuş. Çocuğun birisi demiş ki. Çocuklarla oynuyor. Çocuğun birisi demiş ki. Minare yamuk. Minare birisi yamuk demiş. Mimar Sinan buna dönmüş. Evladım gel bakayım buraya demiş. Hangisi yamuk?
Şu yamuk demiş. Ne tarafa doğru yamuk demiş. İşte bu tarafa doğru yamuk demiş. Kalfayı çalmış. Kalfa çabuk gelin buraya. Gör ne demiş. Çabuk bağlayın halakları. Halakları bağlamışlar binareye. Çocuğa demiş. Çocuğum bak. Ben şimdi demiş. Halaklarla çektireceğim bu binareyi. Düzeldiğinde sen tamam da demiş. Çektiriyor mu şimdi işçilere? Bir, iki, üç, çek çekiyorlarmış. Çocuğa soruyormuş. Evladım tamam mı? Yok diyormuş. Biraz daha çeksinler. Biraz daha biraz daha. Çocuk demiş ki tamam şimdi. Şimdi yerine geldim. Tamam. Yerine geldim. Kalfa demişler mi? Kalfa demiş ki. Efendim bu ihmetler. Eğer ki demiş. Çocuk der geçer.
Onun burası eğri dediğini düzeltmezsem demiş. Çocuk bütün Edirne'ye yaya bulunur. Koca mimar Sinan minare-i eğri yap. Ve herkes demiş buna inanın. Hiç kimse demiş onun doğru olduğunu inandıramaz. Algı. Anlaşıldı mı? Evet. Birisi gelir sizin ticarethanenize bu yok der. Algı. Birisi gelir buraya burada şu yok der. Algı. Siz onun var olduğunuz, onun öyle olmadığını bir türde ispat edemezsiniz. Size düşen vazife çalışmaktır. Gayret etmektir. Üniversite üniversite. İş iş. Dergah dergah. Bir yerde çalışıyorsun.
Hiç önemli değil. Nerede ne yapıyorsanız yapın. Nerede hangi iş üzerinizde olursanız olun. Gücünüzün yettiğince çalışma, gayret etmek ve dua etmekle mükerrell etmesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.