mustafaozbag.org

406. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Eylül 2014 · 2:00:41

Benim için elimden geleni yapıyorum. Ama bu meslekle ilgili çok iyi şeyler duymadım. Tek kayyem Allah'ın dailemi, kendime ve insanları sizin kadar bu mezara yarın olabiliyor. Sizin düşünceniz benim için çok önemli. Kim bu? İmamlık, Türkiye'nin meslektir. Öğrenmedik ki, polislik gibi, vergi dairesi, memurluğu gibi, ne bileyim, devlet dairesi, herhangi bir memurluk düşün. İmamlık da bunun içerisindedir.
Bu noktada yapacak olduğun mesleğe kudsiyet atfet var. Bir, anlatabildim mi? Kudsiyet açısından senin imamlığınla, hocam öğretmenin arasında bir fark yok. Veya senin imamlığınla, bizim Cemil'in mesleği arasında bir fark yok. Senin imamlığınla, mesleğin çünkü, ne iş yapıyordun? O tatamürlüsü. O tatamürlüsü. Arasında bir fark yok. Kudsiyet açısından.
Anlaşıldı. Ama gönlüm arzu eder ki, imamlar, Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı bağlı, sufine'ye düşman olmayan insanlarla olsun. Anlatabildim mi? Yani o mesleği, gerçekten ehil olanlar yapsınlar. Her mesleği ehil olan yapsın ama, imamlık mesleğini, daha böyle kendisine layık, insanlara layık, dine layık insanlar yapsınlar. Gönlüm onu arzu eder. O yüzden ama, şunu düşünme. Ben imamlık yapıyorum, kutsal bir mesleğim var diye kendi kendine bir başkasından fazla, kendine kudsiyet atfetme.
Anlaşıldı. Devam ediyorum. Allah yardımcım olsun. Allah yardımcım olsun. İsterim ki böyle düzgün insana öğretmen olsunlar, imam olsunlar. Yani, mesela ben bütün arkadaşları şimdi imam hatiklere yönlendiriyor. Bütün arkadaşları imam hatikten sonra ilahiyata yönlendiriyor. Bütün hafız, hafize ne varsa hepsinde imam hatiklere ve ilahiyata yönlendiriyor. Çünkü önümüzdeki yıllarda düzgün insanlar lazım Türkiye'ye. Düzgün imamlar, düzgün mühtüler, düzgün öğretmen her zaman lazım ama önümüzdeki aslında kaybedilmiş bir on yıllık vaka var. 28 Şubat'ın Türkiye'ye getirmiş olduğu, 28 Şubat'ın Türkiye'nin içerisine bırakmış olduğu bir on yıllık cehalet dönemi var. Bu on üç, on dört yıllık dönem Türkiye için Türkiye'nin bir on dört yıllıkta önünde bir zaman akışı getirdi.
Yoksa o süreç baltaya vurmasaydı, sürece balta vurulmasaydı, o süreç devam etseydi kendi yolunda, Türkiye şu anda daha bambaşka bir noktadaydı. Türkiye'nin bin başka noktada olması demek, bölgenin başka noktada olması demek. Bunu hesap eden global güçler, sonuçta Türkiye'nin on beş yılına oynadılar. Bu sefer Türkiye ile beraber İslam ülkelerine, İslam dünyasını da on beş yıl geriye attılar. Türkiye'nin şu anda on beş yıla ihtiyacı var. Sırf bu 28 Şubat'tan kaynaklanan şey. Bugün imam hatıbe yeni başlayacak olan bir çocuk, dört yıl orta kulu var, dört yıl daha bunun lisesi var, sekiz yıl. Dört yılda bunun üniversitesi var, on iki, ağzım yüzüm, on beş yıl. On beş yıla ihtiyacı var memlekete. En az.
Bana diyorlar ki, yirmi sekiz Şubat'ta çok hiddetleniyorsun. Ya memleketimi seven insan. Bugün yirmi sekiz Şubat olmamış olsaydı, yani Türkiye'de, bugün Suriye böyle olmazdı, Irak böyle olmazdı, Filistin böyle olmazdı, olmazdı. Mısır böyle olmazdı. Fas, Tunus, Cezayir böyle olmazdı. Olmazdı. Pakistan, Afganistan böyle olmazdı. Türkiye daha güçlü olması gerekiyor. Daha dindar, daha derinlemesine İslam'ı yaşamasını gerekiyor. Daha dindar ve daha derinlemesine yaşamasını gerekiyor. Bu AK Parti meselesi değil. Bundan sonra Türkiye'ye iki binden itibaren hangi parti gelirse gelsin, Türkiye hızla dindarlaşacak müsaade. Dini cephesine alan bütün partiler, kurumlar, kuruluşlar hepsi de yıkılacak.
Bunu göremiyoruz. Dünya üzerinde böyle olacak. Bugün İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da, Amerika'da dindarlaşmak zorunda. Ve kendilerince kurtuluş aracaklar. Kurtuluş aracaklar. Dünya kendine kurtuluş arıyor şu anda. Uçukluğun en ucunda yaşıyorlar. Uyuşturucu en ucunda, fuhuş en ucunda, kumar en ucunda, anarşi en ucunda. İnsanlar bu en ucunda yaşadıklarından başladılar, çirgince sapıklık yaşıyorlar. Kadın kadına, erkek erkek, toplu, uyuşturucu, hat safhalı, sokaklarda peynir ekmek gibi satılıyor. Bitti, çöktü. Aynı çökültüyü ülkeye sokmak istiyorlar. Hızla dindarlaşacak. Göreceksiniz, Türkiye'de bir tarafta hızla dindarlaşanlar, bir tarafta hızla dinden uzaklaşanlar yaşayacak.
Ve o dinden uzaklaşanlar görecekler. Yani bu hayat hayat değil. Meseleyi şimdi AK Parti noktasına getiriyorlar, algılıyorlar. Öyle bir algı oluşturuyorlar. AK Parti de bu algıyı kullanıyor zaten. Bak. AK Parti'nin ekmeğine yağ sürüyor bu. Bütün dindar ve muhafazakarlar bina mecbur. Din karşıtlarından dolayı AK Parti'nin arkasına geçmek zorunda kalıyor. Kendini muhafaza etmek için. AK Parti de diyor ki, kendin kutucukları benim etrafında. Başka alternatif yok çünkü. Bakın başka alternatif yok önünde. Dindar bir kimsenin önünde alternatif yok. Dindar bir kimse, kendine dini savunan, dindarlığı savunan, daha böyle dini isteyen bir bulumu lazım. Yok.
Yok. Aslında böyle bir ülke üzerinde bir paradoks yaşamıyor. Dindar bir kimse sen AK Partilisin diyor. Adam kendi kendine diyor ki, AK Partili olmasa dair kendince şöyle düşünüyor. Bunlar beni reddetti. Beni reddetti diyor. Nereye gidecek bu adam? Gidecek olduğu bir yer yok. MHP, MKYT üyesi arkadaşım var, tanıdım. Şeye demiş ki, Alpastan Türk yaşa. Böyle böyle demiş ya. Çok eski tanıdım var bir tane demiş. Böyle böyle. İşte böyle bir şey. Böyle işte bizim eski arkadaşlarla gayet sert bir şekilde dönüş. Senin ne alakam var onlarla demiş. Bizatihi adam, benim arkadaşım ya bana söyledi. Ben dedim ki onu kendisine, sakın devlete söyleme.
Neden dedi. Ya ben devletin gelişini biliyorum dedim. Biz de geliştik o zaman. Ben onun gelişini biliyorum dedim. Dedim bırak, sakın ha söyleme dedi. Muhit bir söylemiş. Demiş ya böyle böyle yıllar sonra karşılaştık, tanıştık demiş. Görüştük demiş. Böyle böyle. Senin ne alaka var onlarla demiş. Onlarla demiş. İş sert yapmış ona. Kaldı. Sonra 5-6 ay sonra karşılaştı. Dedim ne yapıyorsun diye misin? Söyledin mi dedim ben? Ya sen. Söyledim ya dedim. Ters mi yaptı dedim ben? Senin dediğin yolu dedim. Bakın Türkiye'de dindar bir kimsenin siyasi bir olarak gideceği bir kapıyı organizasyon yok. Gideceği bir yer yok, alternatif yok.
Ama bu sefer onlar da görecekler bunu. Ama iş işten geçecek. İnsanlar diyecekler ki ya dün neredeydi? Ben şimdi 28 Şubat'ta neredeydim adamı? Neden 28 Şubat'ta benim yanımda duran lazım? Bunun gibi. Hızla ülke. Ben bunu 10 yıl önce söylüyordum. Kimse beni dinlemiyordu. Öyle değil mi? Ben 8 yıl öncesinde faydalarını koltaklıkta söyledim. Evet. Hızla daha dindar. Bundan da daha fazla dindar yapacaklar. Ve yeni kurulacak olan hükümetler, yeni gelecek olan siyasetçiler daha dindar söylemlere sahip olacaklar. Çünkü insanlar hızla dinini öğrenip dindarlaşıyorlar. Bugün en açık kadın dahi dinini öğreniyor. En serkeş gibi gördüğünüz insan dahi dinini öğreniyor.
Neyin doğru neyin yanlış olduğunu biliyor. Biz serkeş görüyoruz onu. Onu yeni biliyor. Google hazretlerinden öğreniyor, bir yerden öğreniyor. Biliyor. O yüzden inşallah hızla doğru imam olmak için yürük koştuk. Çok sağ olun. Şimdi yeni başbakan geliyor. Bu şimdi daha teknokrat, daha teknik bir din anlayışı getirecek size.
Daha internetten, daha medeniyet bir çizgisi getirecek şimdi. Benim hakkım zorundaydı. Sekiz yıl önce, daha danışmarken demiştiniz ki efendim. Bu adıma dikkat edin, bir soru sormuştuk. Naberci o zamanı tanımıyorduk. Naberci o zamanı tanımıyorduk. O zaman ben şahsını tanımıyordum. Dahil bir insan demiştiniz. Bundan sonra dişişlere bakan oldu. Şimdi başka bir kameride. Bundan sonra... İstanbul'dan birisi arıyor. Bu adam diyor, daha danışmaktan. Dediniz ki bu geleceğin başbakanı. Sohbet ediyor. İstanbul'da demiş. Öyle mi? Bu adam, şu an bugüne kadar gelmiş başbakanın içerisinde, en entelektüel kimsenin.
Şimdi kimse vardır. Protip olarak, Müslümandır, dini sanılır, dindarlığı sanılır. Ama onun bir entelektüel bir birikimi ve derinliği yoktur. O insanlar, topluluğun önüne bir vizyon açamazlar. Onlar bir medeniyet oluşturma çabası yoktur onlar. Tipik siyasetçidir onlar. Tayyip Erdoğan. Örnek. Tayyip Erdoğan bir medeniyeti savunur. Medeniyet kuramaz. Anladınız mı? Efendim? Namı yapan, anlıkta oturabileceğim. Evet. O medeniyet kuramaz. Medeniyet kurmak, ayrı bir değildir.
Ama o iyi vuruşur. Mesela Tayyip Erdoğan bir vuruşmacı insanımız. O vuruşur, vuruşa vuruşa gider. Onun arkasını dolduracak, vuruşup da alan açtığı yeri dolduracak, entelektüel bir birikim gerekecek. Tayyip Erdoğan tipik bir koçbaşıdır. Onun alan açtığı yere entelektüel bir birikim dolması lazım ki orayı yoksa başka bir şey doldurur.
Tabiatın kanununa aykırıdır bu. Orayı dolduran hep arkada şeydi. Ne o? Davutoğlu'ydı. Şimdi sakın şöyle bir şey düşünmeyin. Biraz siyasi analiz gibi oldu ama bu böyle benim derdim benim memleket Türkiye. Tayyip Erdoğan'ın koçbaşlığı hâlâ da devam edecek. Devam etmedi zaten. Bakın devam edecek ve devam etmedi.
Devam edecek ve devam etmedi. Memleketin faydası için bu. Arkayı yine dolduracak, entelektüel birikimler lazım. Mesela bu denklemin içerisinde böyle açık açık konuşmak gerekirse cemaat falsa yaptı. Oysa o koçbaşlığına devam edip entelektüelik olarak cemaat arkayı bulduracak. Devam edecek. Ama cemaat bu noktada onun içinde bir şey dediğini söylemem. Efendim şöyle bir şey var. Sizin alttan yücudur. Bizden sohbetlerden bahsetmediniz. Gerek başbakan, gerek tavuk soruları. Şeyleri kullanıyor efendim. Yani o kelimelerde. Söylemleri. Yeni takip edelim. Yükliyor musunuz efendim? Allah iyisin.
İyi olur insanlar. O yüzden memleket meselinde kaldık biraz. İslam bir medeniyet dinidir çünkü. İslam bir sokak dini değildir. İslam çok özür dilerekten söyleyeceğim size. Bir köy dini değildir. İslam geri kalmışlık bir dini değildir. Ama belli şeylerde belli fedakarlıklar, belli şeylerin olması gerekiyor. Allah iyisin inşallah. Kalp nedir? Et parçası. Kalp dili zikir nasıl yapılır? Zikir kalbi nasıl indirilir? Dille başlar, o kimse iyi ahlak sahibi olur.
Bu dinini güzel yaşarsa kalbe de zikrullah iner. Gafletten kurtulmanın yolu abdest alıp zikre devam etmektir. Sufiler öyle düşünürler. Vesveseden nasıl kurtulabiliriz? İyilik yapıyorum, vesveseye düşüyorum. Namaz kılıyorum, vesveseye düşüyorum. Allah razı olsun. Vesvesenin türleri var. Mesela bir kimse namazı üç mü kıldım, dört mü kıldım diyorsa onun türü ayrı. Abdest aldın mı, almadın mı, türü ayrı. Düşmeyi yıkadın mı, yıkamadın mı, türü ayrı. Kapıdan içeri birisi girdi mi, girmedi mi diye düşünmesi türü ayrı. Evden çıktı gitti, yemeğin altını yaktın mı, sürdürdün mü, türü ayrı. Vesvesenin türlü halleri var.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem eşlerine nasıl davranırdı? Eşlerine kızmadaki ölçüsü nasıldı? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşlerine karşı gayet müşhit, gayet af yolunu seçen, onların eksiklerini, kusurlarını araştırmayan, onların eksik ve kusurlarını bu noktada gözünün önüne sermeyen, şikayet etmeyen, asla birisine kötü söz kullanmadığı, bir fiske dahi vurmadığı, hiç hakaret etmediği bir kimseydi.
Eşe kızmadaki ölçüsü nasıldı diyor, kızmadı ki eşlerine hiç. Üzüldü, üzüntüsünden dama çıktı. Kızgınlığından değil, üzüntüsünden. Eşe kızmak yoktu. Bir kimse eşine sinirleniyorsa, kısıyorsa, kendi kendini kontrol altında düştü.
En azından bir fiske dahi vurmasın. Eşlerinize bir fiske dahi vurmayın. Ben yeni derviş olduğunda Şeyh Efendi Hazretleri, Allah rahmet eylesin, derin yanında eşine bir fiske dahi vurmadığını, hakaret etmediğini anlatıyordu. Ben kendi içimde söz dermiştim. Dedim ki, ben de evlendiğimde bir fiske vurmadım. Cenab-ı Hak şu ana kadar yaşattı öyle.
Ben de yaklaşık 26-27 yıl oldum. Sünnet. Ayet-i Kerime'de var, Sünnet-i Resulullah'ta yok. Ayet-i Kerime'de var, Sünnet-i Resulullah'ta yok. Çünkü Sufilik, Sünnet-i Resulullah'a uymaktadır. Sufi bir hayat kuruluyorsanız, Haset-i Peygamber sallallahu aleyhi ve ayak izlerini takip edin. O size tasavvuf olarak da tarikat olarak da, hakikat olarak da yeter. Günlük hayatınızı dizayn etmede o Sünnet-i Resulullah size yeter. Siz onun ayak izlerine basın.
Hiç görmemiş, hiç görmeyin. Hiç hakaret etmemiş, hiç etmeyin. Hiç eşlerine sesini yükseltmemiş, yükseltmeyin. Bakın, yükseltmeyin. Diyeceksiniz ki, bizim eşlerimiz Hz. Peygamber eşleri gibi olmayabilir. Siz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selamın izinden gidin. Onun izinden gidin. Siz sesinizi yükseltmeyin. Siz bağırıp çağırmayın, dövüp sövmeyin, hakaret etmeyin. İncitmeyin. Bu Sufilik ölçüsü. Etrafınızdaki arkadaşlarınızı da incitmeyin. İncitmeyin. Kadını dövmek erkeklikteydir. Kadına küfretmek, hakaret etmek erkeklikteydir.
Vasifesini yapmamış olsa da, hani Kur'an bahseder, serkeşlik yapacağından korktuğunuz. Hanefiler şerh düşerler, açıklarlar. İşte dövmenin sebepleri. Evden çıkma dedin, çıktı. İşte konuşma dedin, konuştu. Veya bir kadın erkeği reddetti, yatmak istemedi onunla. Bu Sufi yolu değildir. Seninle yatmak istemiyorsa istemezsin. Ben çok basitti. Ben derim ki, yatmak istemiyor. Boşa. Döveceğim de uğraşmıyor. Zorla mı yatıracaksın sen? Zorla mı yemek yaptıracaksın? Zorla mı evite tutacaksın? Hakaret ederekten mi sana bir şey yapacaksın? Yok. Allah razı olsun Hatun. Sen yolunda ben yorumunu madem ki sen istemeyin, ne yapayım?
Bu kadar basit. Dün bir sorunu hakaret etmeye gerek yok. Kavle etmeye gerek yok. Erkek olarak kavga etmeye gerek yok. Varsa Kur'an ve Sünnet dışında bir halimiz değiştirelim. Düzeltelim kendimizi. Mesela ben böyleyim. Ben buna da karşıyım. Ben sinirliyim. Ne alakası öyle. Ya beni tanımadın mı? Ben böyleyim. Yok arkadaş öyle. Öyle kimsenin hakkı yok. O zaman ben de senin gözünü şişereyim. Ben böyleyim diyorum. Ben böyle bir şeyim. Yok. Kimse kimse zulmetmeyecek. Kimsenin kimse zulmetmeye hakkı yok. Kadının erkeği yok. Erkeğin kadını yok.
Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Aynen. Kur'an'ın kereline geçiyor. O Sünnet Resulullah da yok dedi. Bazı Türkler düşünürler bizi burada red ederler. İşte Kur'an'ın reddini veriyorlar. Aşa. Kur'an'ın yazılığını bize öyle dönebilir. Bize onu söyleyebilir. O durum sıkıntılı olmuyor. Sünnet Resulullah'a eyvallah. Onu Kur'an'ın kereline geçer. Ey hafibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana buyur. sufi topluluğu demek Allah'ı sevme yolunda topluluğu demek. Ben bu topluluğaya söylüyorum. Yani ben dövmeyi veya o kötülüğü savunmak değilim. Anladım. Anladım. Ben bu topluluğaya söylüyorum. ben bu topluluğaya söylüyorum. Ben diyorum ki biz Allah'ı sevdiğimiz için buraya toplandık öyle değil mi?
Sevme yolunda olduğumuz için buraya toplandık öyle değil mi? Sevme yolunda olduğumuz için buraya toplandık öyle değil mi? Biz bir yol varmış. Ne bu yolumuz? Biz Allah'ı sevmek, Allah'ı sevdiğimiz için Allah'ı sevme yolunda olduğumuz için buradayız. Bu da Allah'ı sevmenin göstergesi. toplamak zorundan mü? Bu da Allah'ı sevmenin göstergesi. Toplamak zorundan mü? Biz burada değiliz. Bu da onun gibi bir şey. Mesela, o kötülüğü savunmak zorundan mü? Veya o kötülüğü savunmak zorundan mü? Anladım. Anladım. Ben bu topluluğaya söylüyorum. Ben diyorum ki biz Allah'ı sevdiğimiz için buraya toplandık öyle değil mi? Sevme yolunda olduğumuz için buraya toplandık öyle değil mi? Sevme yolunda olduğumuz için buraya toplandık biz. Biz bir yol varmış. Ne bu yolumuz? Biz Allah'ı sevmek, Allah'ı sevdiğimiz için, Allah'ı sevme yolunda olduğumuz için buradayız. Bu da Allah'ı sevmenin göstergesi. Toplamak zorundan mü? Biz burada değiliz. Bu da onun gibi bir şey. Mesela ona bakarsan, 30 Ramazan oruç var.
Kur'an'da başka oruç var mı? Yok. Bitti. Bir kimse der ki, onu savunan kimse, bu sefer bunu da söylüyorlar ya. Kardeşim tuttuğunuz oruç Kur'an'da geçmiyor diyor. Pazartesi Perşembe orucu Kur'an'da var mı? Yok. Tutmam diyor adam. Tutmam diyor. Bitti. Biz ona illa ki tut diye bastırıyor muyuz? Hayır. Diyoruz ki tamam, sen tutma kardeş. Biz Sünnet-i Resulullah'a uyacağız. O Pazartesi Perşembe tutardı. Biz de tutacağız. Sana ne? Biz eşimizi dövmeyeceğiz. Sen git ağzına vur. Nuf at. Ben dövmeyeceğim. Sana ne ya? Birisi bana dedi, hiç mi dedi senin eşinin dövülecek hal yok dedi.
Valla benim eşim dedim. Teşekkür değil. Kaldın. Ben demiyorum şimdi eşit mi dedim. Ben öyle bir şey söylemedim dedim. Sen öyle alıyorsun. Cahil insanları yola getirmek için döversiniz. Medeniyetten nasibini almamış insanları cezalandırarak da yola getirirsiniz. Esferi safiline düşen insanları ceza yöntemiyle yola getirmeye çalışırsınız. Korkutursunuz. Var Kur'an'da bu. Ayet-i Kerime'de de diyor, serkeşlik diyor zaten. Ben eşimi serkeş görmek istemiyorum. Serkeş gördüğüm kimseyle aynı evde yaşayacağım. Kendimi çok kötü hissederim. Yani evde bir cehaletin kol geçtiği bir kimseyle yaşıyorum ben.
Kendimi çok kötü hissederim. Boşarım daha ayrıldır benim için. Bu benim kendim için diyorum. Ama bu neye benziyor evde katilimle yaşıyorsun? Benim için cehalet katillikten daha aşağıdır. Benim için kötü ahlak katillikten daha aşağıdır. Allah muhafaza yersin. Yapamam ben. Bu benim kendim, kendimce. Kendimce. Yapamam. Burada bir arkadaşa ceza versen, ben onunla beraber aynı yerde duramam. Derim ki ben arkadaşım. Kusura bakma. Sen bizim toplantımıza gel. Açık. Böyle bir hayat algısı, sufi hayat algısı değildir zaten. Sufi ince, naiftir.
Sufi edeplidir, terbiyelidir. O yolda giden insanlar, meselelerini konuşaraktan, imkan ederekten, anlataraktan hallederler. Sevgiyi de hallederler. Sevgiyle. Bir adam bıdı bıdı bıdı … bıdı bıdı konuşmaz. Bir kadın bıdı bıdı bıdı … konuşmaz. Yok, böyle bir hayat çekilmez. Yani yirmi altı, yirmi yedi bıdı bıdı bıdı çekilir mi? Bu neden böyle oldu da şöyle oldu da şu oldu da da bu oldu da bitmiyor. Yaşanmaz böyle bir şey. Gerçekten yaşanmaz. Kadınlar da erkekler de kimsenin hayatını zehir etmesinler. Her gün bir evde tartışma olur mu? Her gün bir evde atışma olur mu? Her gün evde huzursuzluk olur mu? Bu olmaz.
Herkese zulüm olur. Herkese zulüm. Mesela bana anlatırlar, Allah razı olsun böyle anlatıyorlar diyorum. Böyle bir adamla yaşama kadın. Bu adam bu kadar kötü ise boşan. Kalıyor şimdi. Benden böyle bir tepki beklemiyor. Böyle bir şey beklemiyor. Veyahut da adam hanımını soruyor. Diyorum ya böyle bir kadınla bir ömür geçmez. Boşan kardeşim bu da hak. Kimseye hayatı cehenneme etmeyin. Gerek yok. İslâm bu değil. Din bu değil. Boşanmak da hak. Ne hayatını zehir edeceğim? Yani bir kadın düşünün ne zaman adamın kendisinin bağıracağını bekliyor. Bir erkek düşünün hep hanımını eleştirecek. Bekliyor kadın.
Makinalı tüfek gibi. Kapıyı arala tak tak tak … Bütün mermiyeye in aşağı. Karı koca hayatı değil bu eş. Hayatı değil bu. Burada hiç kimseye böyle bir hayatı tavsiye ederim. Hayatınızı renklendirin. Güzelleştirin. Hayafleştirin. Ahlakı incik noktaya getirin. Siz susun. Lafe laf vermeyin. Birisi başladı mı böyle laf konuşma. Bir iki şeytanına hakim olmuş. Evizi besmele çekin içinizde. Gidin abdest alın hemen namazı durun. Başladı hanım veya erkek makinalı tüfek gibi sayma. Hiç konuşma. Kadın veya erkek hiç önünde kim konuşuyorsa hemen git. Abdestin var. Bir daha abdest var. Bu konuşmaya devam etsin.
Allah-u Ekber namazadır. Bir arkadaşa erkek arkadaş öyle söyledi. Git dedim böyle yap. Böyle mi yapıyor? Böyle yap dedim ben. Hanımı makinalı tüfek gibi. Bana geldi bana tak tak tak … sayıyor bana. Dedim sen rahatsızsın bak. Böyle yapma. Bir gün dedim olmayacak bir noktaya gidersin. Adama dedim hiç konuşma. Git dedim namazadır. Dervişik yaptın diyor. Peki abi dedim. O zaman geçiyor bu mesele oldu. Bu işini konuşmaya başlayınca hemen adam abdest alınmış. Allah-u Ekber namazadır olmuş. Bu dersten geliyormuş şimdi. Sen gene işte şöyle yaptın da bu oldu, bu oldu. Hemen adam abdest alıp Allah-u Ekber namazadır olmuş. Bu işini konuşmaya başlayınca hemen adam abdest alınmış.
Allah-u Ekber namazadır olmuş. Bu dersten geliyormuş şimdi. Sen gene işte şöyle yaptın da bu oldu, bu oldu. Hemen adam abdest alıp Allah-u Ekber namazadır olmuş. En sonunda kadın gelmiş namazda bunu yakasından tutmuş. Beni boşa demiş ya boşa. Böyle bakmış tamam mı? Adam diyor ki seni gördüm kadının arkasında. Dedi ki şimdi sırası, boşadım ben. Pardon şimdi sırası. Boşlayacaksan kendi kendisini boşasın demiş. Çocuk bana diyor. Demiş ki sen boşanmak istiyorsan kendi kendisini boşayamıyorsan. Boşalım seni demiş. Yarın da gideceğim demiş. Vereceğim dilekçeyi. Sen de imza. Tamam tamam. Bunlar ertesi gün sabahleyin gidiyorlar. Veriyorlar dilekçeleri. İmza alıyorlar.
Çocuk beni aradı. Selamun aleyküm aleyküm selam. Dedi abi böyle böyle oldu. Sen ayrılmayı düşünüyor musun? Abi dedi ya ben. Korkturuyorum ben de. Allah razı olsun senden. Gitme eve dedi. Eve gitme dedi. Hemen bir ev bulduk kendine dedi. Abi iş yerine geçelim. Göç dedim iş yerine. Hemen gitmiş. Eşyalarını da valizini de hazırlamış alır. Gitmiş. Eşyalarını almaya geldi. Değil mi demiş. Tamam. Al demiş. Kapının önünde eşyalar. Defol git. Seni istemiyorum. Sor bana dedi. Görünce yılan görmüş gibi oluyorsun. Domuz görmüş gibi oluyorsun. Bir daha geri dönmesin. Tamam mı? Tamam. Tamam. Bir daha geri dönmesin. Gelmesin istemiyorum. Gelmesin. Tamam mı? Çocuk dedi.
Abi sen ne düşünüyorsun? Allah beni kurtarıyordu. Allah seni kurtarsın. Allah seni kurtarsın. Bunlar bu fırslar, bu fırslar, bu fırslar gitti kadın. Bir tek çerse de boşandı. Ondan sonra. Adam kaldı dışarı. E iş yerine yattı. Bir git bir ev tut. Yerine bir ev tuttu. Bir ev tuttu. Ondan sonra. Aradan 4 ay, 5 ay geçti. Ondan sonra. Ne düşünüyorsun? Tam çocuklarının yanında konuşuyorlar. Çocuklar geldiler. Mustafa amca ne açıldı? O ne açıldı? O ne açıldı? Aranızda uşamayın. Galip tam olmuşsun. Biz nereye gidelim? Siz babanızın yanına gidelim. Çocuklar daha istedik. Şimdi meydanlar. Daha çekemedik. Nasıl oluyor? Namaz kılın.
En sonunda namazda kılın. Onu tokatlamış adam. Şimdi gitmiş. Bir de mahkemeye taşmış. Mahkemede kendi söylenmiş. Ben kavga etmeye başlayınca namaz kılın. Düşüyor. Sinir mıyız atıyor. O yüzden boşamak tutuyor. Boşak tutuyor. Adam kalp bir iş atıyor. Güzel. Ah bu kadar bir şey olmaz. Herkese layık oldu. İş böyledir. O yüzden kahve tartışmak. Budu budu budu budu. Bunlara gerek yok. Olur ki insanın bir an böyle hani Saat yok. Küçük bir şey yaşanır belki de Bir saat olmaz. Ya bir saat olmaz. Bir anlıktır.
Devam ediyorsa Sufi gene bağırıp çağırıp kavga etmez. Şeyh efendi Allah rahmet eylesin. Bana derdi Mustafa oğlum. Mustafa oğlum. Sana bir laf söyleme olursa sen de söyle. Neden efendim? Oğlum dedi söylemeyince bana evet işin içerisine gelmedi. O perişan oldu. Birinin perişan olmasını istemiyorsun. Sen de ona laf söyle. Kalk. Ya oğlum. Oğlum sustu mu dedi. Allah vekil oldu. Sen dedi. Karşındaki kimse perişan olmasın. Karşındaki kimse perişan olmasını istemiyorsan de ki ya işte hanım erkek neyse. Ya bil susattı. Yeter. Devam ediyor. Kibirleniyor çünkü. Sen susunca. Allah kibirlenir.
Hiç sevmez. Sufi susan. O kibirlenir. Şeytan ona galip geldi. Adamı ben ne laflar söyledim. Hanıma ben ne laflar söyledim. Bu kibirliliktir. Bakın sevmez değil. İbare şu. Allah kibirlenenleri hiç sevmez. Kapı anılamıyor mu hiç? Bütün kapıyı kapatıyor. Allah muhafaza eylesin. Sen bir şey mi? Kul hakkı affedilir mi? Evet. Bütün öğretilerimiz içinde. Şimdi.
Sen. On tane kula benim hakkım geçti. Yani. Veya daha fazla. Kapan matematik yapıyor değil ki. Maalesef. Kram mutluğunda limit kesmiyor. Ama birini affeder ikisini affetmez. İşte buna çok büyük bir zarar verdi. Bunun üzerinde çok büyük bir hakkını var. Örtüyor, tartıyor ama. Kapı tam. Tanıyor. Çünkü. Okuduk, söylendi. Allah affeder ama kul hakkıyla işte gelmiyor. Bunu da affeder. Şimdi kendi kendinize diyeceksiniz ya bu nereden çıktı şimdi? Bakın. Muhakkak kul hakkıdır. Bir kimse bir şeyi yetiştirmeye, yapmaya güç getiremiyor. İflas etti.
Adam geldi birisi çarptakanı iflas etti. Adam da sorumluluklarını yerine getiremiyor. Adam vazifelerini yerine getiremiyor. Ama gücü nisbetini de yerine getirecek. Gayret ediyor o. Gayret ediyor. Allah'ın affeder. Bizde şöyle bir ibare var. Arkasında da yazmışlar zaten. Ezan kavgaşmışlar. Ne ile gelirsen gel, kul hakkıyla gelmiyor. Değil. Sen onun huzuruna şirkle git. Allah şirki hiç affet. Allah affetmeyeceklerini sıralamış. Allah şirki affetmez.
Allah içki içmeye devam edeni affetmez. Allah zina etmeye devam edeni affetmez. Allah faizle iştigal etmeye devam edeni affetmez. Allah anne babaya asi olmakta devam edeni affetmez. Evet. Bir kimse güç yetirememiş bir şey. Gerçekten evet o kulun hakkına girmiş o kimse.
Burada o kulun hakkını Cenab-ı Hak zayi etmez. Birisinden alacağı var o kimsenin. Onu zayi etmez. Atıyorum işte. İsmail abinin benden alacağı var. Ben var gücümle onu ödemek için gayret sarf ediyorum ama yetişmiyor. İsmail abinin alacağı alacak. Ama Allah beni affeder. Hadis-i şerif vardır. Kul gayret ediyor yerine getiremiyor. Allah der ki diyor hadisi kudisi. Allah der ki diyor. Bu kulun gayret etti. Ama ona ben vermedim. Okudun mu hocam bu hadisi kudisi? Okumadım. Okumadım. Var mı bunu okuyan?
Evet. Allah der ki diyor. Kulun gayret etti. Ona ben vermedim. Alacaklısına der ki diyor. Ey felanca. İşte sana cennetteki makamı. Oraya mı gitmek istersin? Bundan alacağını mı istersin? O alacaklı kimse der ki diyor. Cennetteki makamını görünce. Bütün davasından vazgeçer. Oraya doğru koşturur. Öyle kendi kendinizi. Allah affetmez deyip. Allah'ın yerine kendinizi koyun. Ha bunu böyle görün de. İnsanların hakkına, hukukuna da tecavüz etmeyin. Bile bile insanların hakkını, hukukunu yemeyin. Ama güç yetiremediğinizden de sorunlu değilsiniz. Gönül arzu eder ki, şuna da inanaraktan çalışın. Bizim kardeşlerimiz, kul hakkıyla Allah'ın huzuruna çıkmazlar.
Gayret edin, çalışın, koşturun. Allah size yardım eder. Ve kul hakkınız kalmaz kimseye. Yolda da koşturun, işinizde de koşturun. Çalışın. Bazen arkadaşlar ümitsizliğe düşerler. Borçları var, harçları var. Ben gülerim onlara. Derim ki ödemeyecek olsaydı, benimki ödenmezdi. Ödemeyecek olsaydı, benimki ödenmezdi derdim ben. Derim ben. Bazen hatta derim, kaç para borcu var? İşte yirmi lira otuz lira. Yirmi lira otuz lira, borcu mu düşünüyorsun? Bir sene koştu, ticaret yapıyordu o. Memurluktan ödenmez, işçilik yaparaktan ödenmez. O ödenmez.
Ticaretle ödenir. Ticaretle ödenir. Bir insan bir yerde işliyor, sayın fazla maaş az, iki lira maaş alır. Zaten yer konu ayın içerisinde. Bununla borç ödenmez. Öyle yaşayan bir kimse de neden otuz lira borç yapar? Kırtlara borç yapar? O da ayrı tanışma borusu. Ne oldu? İnsan hata yaptı, gaflete düştü. Millette var ya şimdi plastik para. Kredi kartı. Tamam. Çız çız geçiyor ya. O ödemeyeceğim zannediyor. Ben de bağırıyorum. Benim kredi kartım yok diyorum. Bakın ben bağırıyorum. Benim kredi kartım yok. Benim halada kredi kartım yok. Benim hayat standartım, hayat bakışım bu.
Cebimde varsa Mustafa'nın bağıracak. Cebimde yok. Allah yoluna çık etsin. Almayı ver, yemeği ver, gitmeyi ver. Gezmeyi ver, içmeyi ver. Benim standartım bu. Hiç umurumda değilim. Ben önce evimin iaşesiyle arabanın iaşesini düşünüyorum. Arabanın iaşesi lazım bana. İşte ayda ortalama üç aşağı beş yukarı beş bin kilometre atıyorum. Dört binden aşağı düşmüyorum. Kendi kendime düşünüyorum işte. Örnek atıyorum. Dört yüz lira yaksa beş bin kilometre ise iki bin lira. Diyor Mustafa Özbağ. İki bin lira şeyin ne o? Arabanın işi. Arabanın işi. Benim araba bir ev. Benim başka bir dardim yok. Öyle olmasına rağmen ben kredi kartı kullanmıyorum beni.
Varlık yokum. Beni ilgilendirmiyor. Varsa da kullanmıyorum, yoksa da kullanmıyorum. Yok. Bakıyorum cebimde otuz liralık. Biliyorum benzinliye otuz liralık mazot kayıyor. Biliyorum ben. Bakıyorum. Bir araba bir bakıyor, bir bana bakıyor. Bu arada otuz liralık mazot diye düşünüyorum. Biliyorum ben. Beni yüz kilometre götürüyor duymaz senin. Koy. Hiç ilgilendirmiyor beni. Ben kendi kendime de nefis yapmıyorum. Vay ya otuz liralık mazot alıyor. Aman ne ya? Cebimde otuz liralık. On otuz liralık. Benim işimi gördü. Gittim geldim. Tamam. Bitti. Hayat arası. O yüzden normalde evet ticaret adamı borçla yapar, borçlanır da. Ödenir ama. Çalışın, gayret edin. Esnaf adam öder, gayret edin, çalışın.
İşinize sahip çıkın. Sabah herkes dokuzda açıyormuş. Sen sekiz buçukta açın. Sen sekiz buçukta açın. Çarşı dokuzda kapatıyormuş. Sen dokuz buçukta kapatın. Benim ticaret felsefemdir. Bizim çarşı örneğin en son yaptırmış dokuzda açılıyor. Bizimki sekiz buçukta açılıyor. Ben sekiz buçukta açın. Hiç kimse yok çarşıda. Çaycı dahil. Bizim kepekler açılıyor. Ben sekiz buçukta, tek gözüm açık dahiyorsa. Ben telefondan bakıyorum. Açıldım, açılmadım. Sayıyorum elemanları. Kamera koydum ben. Bunun içinde de kamera var. Kapının önünde bakan kamera var. Ben sekiz buçuktan önce kameraya bakıyorum.
Kapının önünde kimler geldi? Sayıyorum ben. O geldi, bu geldi, bu geldi, bu geldi. Bir tek gözüm açık ha. Başım ağrıyor. Şeker tavan. Ben işi takip edeceğim. Sekiz buçuk oldu. Dım, telefonu açıyorum ben. Sekiz yirmi beş kişi değil. Tam buçuktan. Hemen kaldırıyorum izi telefonu. Filancıyı görmedim diyorum ben. İşe mi gelmedi? Nerede? Gelmedi daha. Not alın oraya diyor. Not alın. Hemen beş dakika sonra arıyorlar. Geldi. Tamam beş dakikasını not alın oraya diyor. Beş dakika geç geldi. Not alın dedi. Öğlen saati beş dakika. Sen herkes yarım saat. Sen yirmi beş dakika yapacaksın. Sen sabayla beş dakika geçin. İşin iyisi takip edin.
Meridyen sekiz buçukta kapanıyor. Biz dokuzda kapatıyoruz. Ben akit yaparım. On iki saat çalışacağım. Sabah sekiz buçuk, akşam sekiz buçuk. Maaşın bu kabul ediyorsan başla. İşinizi takip edin. Ödenmeyecek borç yok. Çalışın, gayret edin. İşinizi gevşetmeyin. Kardeşiniz dahi olsa işte gevşekliği kaldırmayın. Babanız, babanız iş mi yapıyor orada? Baba hakkını helal et. Sen başın gözün üstünesin. İstediğin saat istedin gel git. Ama çalışıyorsan burada sekiz buçuk da burada olacak. Öldüm, gel git baba. İstediğin gibi geldim.
Ama sen, iş deyip ayraktan yok. Değil mi? Kendi yeğenimi kapının önüne koydun. Adam, sen buraya ait değilsin. Ailenin içerisinde ortalık karıştı. Abim konuşmadı benden aylarca. Hiç umurumda değil. Sonra dedim Harun'a, abi orası iş yeri. Orası ciddiyet lazım. Benim işim var. Benim işim bu. Ben yeğenimdi deyip, ona kalkıp da ben iş yerine serkeşlik yaptırmam. Yaptırmam. Dergah! Serkeşlik yaptırmam buradan. Buraya bir ciddiyet kalsın. Selman herkesten önce gelecek buraya. Benden sonra gelmeyecek Selman.
Yok öyle bir şey. Belki olursanız olun. İşin hukukunu koyacağınız, kendiniz de uyacağınız hukuka. Öyle. İş yapamadım, yok bende. Olmuyor işler, yok bende öyle şeyler. Dervişlikte olmuyor, yok bende öyle şeyler. Çalış kardeşim sen koştur. Allah verici olana. Sen çalış, koş. Sen koş. Nerede görülmüş koşanın vermediği? O yüzden borçla ödenir. Öyle kul hakkı da ödenir. Ödenmez diye kendi kendinize uğraşmıyor. Veyahut da kul hakkıyla işte ya çalıştın gayret ettin. Sen bir lira götür adam. Koştur, çalış. İşi olmuyor diye düşünme.
Arkada bizim İbrahim var şimdi. İbrahim'i şikayet ettiğini duydu mu işler benim? Yok. Ne derim ben hep? Yok, çalışmaya devam. Bütün iş, yani iş yapan esnafların hepsi de bana telefon açarlar. Bana sorarlar, abi ya işler ya, efendim ya işler işte nasıl olacak falan. Benim bir tek bildiğim bir şey var. Ne iş yapıyorsun sen kardeşim? İşine devam etsin abi sen. Ulan dolar çıkacakmış, çıksın incekmiş, insin. Ekonomi duracakmış, dursun. Sen durdun bana. Sen ne duruyorsun? Sen malını tamamla, çeşidini tamamla. Sen al malını. Doların üzerine oturup da bir şey mi kazanacaksın?
Malını al sen, iş yap, ticaret yap. Ben doldururum malını ticaretten. Bir tane boş bir yer olacak. Var mı cebimde para var? Alın ben o boş yerinde bir tane oraya çomak sokarım. Oraya nemli bir çapıç sokarım. Bir şey alın oraya koyarım. Kör alıcının kör satıcının kör alıcısının. Onun da ben olmalım da sahibi gelir alırım. Ticaret yaparken kenarda param yoktur benim. Hiç ama. Bende çek vardır, mal vardır, para yoktur ben. Hiç hayatım boyunca öyle ticaret yapmadım. Al malını koysan oraya. Git dolaş piyasadan.
Ucuz mal al. Cebine koy parayı. Al piyasanın içerisine. Bir yerden körü körüne de alma. On yerde baş. On beş yerde baş. Koy cebine parayı. Bu kaç para, bu kaç para, bu kaç para olur. Dolaş. Şimdi oturduğu yerden para kazanacağım diyor. Lastikçi oturuyor. Oturduğu yerden lastik fiyat alacak. Yok öyle bir şey. Giderim İstanbul'da ne kadar ithalatçi varsa dolaşırım. Bir taneye bağlanmam. Girelim altını üstünü getiririm. Bütün ithalatçılarını. Fiyzan'da varsa fiyzan evde. Ben onun en vücudunu almam lazım. Şimdi insanlar ticaret yapıyorlar. Oturdukları yerden.
Kaldırıya telefonla. Alo şu var bu var. Gönder abi. Gönder ya da. Bunun ne alakası var? Git. Yerine git. Ne işin var benim burada? Bilemem mübarik. Kim bu sevdemen? Hayat felsefesi. Gördünüz mü sahabeler yerinde mi oturdu? Ticaret yapan sahabelerin içerisindekiler yerinde mi oturdular? Hindistan'dan mal getirdiler. İran'dan mal getirdiler. Yemen'den mal getirdiler. Bizans'tan mal getirdiler. Mısır'dan mal getirdiler. Medine'nin içerisinde Medine pazarı bulmuşlar. Var mı oturan? Yok. Eyüp el Ensari İstanbul sorularının önünde ne işi var mı? Seksen üç yaşında. Hayat felsefenizi değiştir.
Bunu ticaretinize, bunu evinize, ailenize, derganıza, her şeyinize aksettin. Yürüyün, koşun. Bu adam sabah sekiz buçuk gelecek, akşam sekiz buçuk çıkacak. Tüccar adam turman durdu ya. Kime bağlısın lastikte? İthalatçı firmalar. Marka olarak? Michelin, Bruston, fabrikalara da bağlı. Genelde ithalatçı firmalar ve fabrikalar. Geziyor musun ithalatçılar İstanbul'da? Gezdiğimizi oraya yapıyorum. Cebine parayı koyacaksın. Kaç tane lastik alacaksın? İki üç tane, üç yüz tane. Bağlantı yapacaksın. Cebine parayı koyacaksın, başlayacağım gezmeye. Abi kaç para yaparsın en şey?
Ona gideceksin, kaç para yaparsın en şey? Geçeceksin. Uydur Allah, döndür Allah. Herkes gidecek. Diyecek ki ya burada para var şimdi. Ulan gidecek öbürküne parayı verir mi? Verir. Öbürkü bunun cebinden parayı almak ister mi? Asla bir daha hesaplayacak. Bir daha hesaplayacak. Para var ya, insanların ilahı şimdi. O ilahı cebine koyacaksın. Ucundan göstersen adamın. Onun ilahı o. O görecek böyle şimdi, böyle içi gidecek onun. İçi gidecek. İlahı o çünkü o.
Şuna inanmam hiç ben. Abi nereye gidersen git bu paraya. Yalan söylüyor. Yalan o. O ticaretin kuralına aykır. Nereye gidersen git aynı para değil de bu. İçinden birisi parayı sever aşıktır. Ona para gelsin o. Bir kuruş kal ettin yeter ona. O parayı birisine kaçacak diye ödü kopar o. O der ki böyle kendi kendine durur o. Der ki ya bu parayı gidecek şimdi birisine vercek. Onu kaçırmıyor. Bitti. Sana da gelsin sen de kaçırmazsın. Aynı şey. Senin para ilahın değil. Ama dükkan açmışsın, ticaret yapacaksın. İş yapacaksın. O zaman sen o parayı iyi kullanacaksın. Parayı sıkı tutacaksın. Böyle çek de mal almaya kalkarsan para kazanmazsın. Sağlam ticaret yapacaksın.
Kimsenin hakkını hukukunu deyemeyeceksiniz. İnşallah. Müslümanlar neden birlik olamıyorlar? Birlik olması için neler yapılabilir? Bu hal böyle şimdi mesnevi de bir beyt geçer. Der ki sen testini doldurmaya bak. Bir gün gelir birisi o testini kırar da testideki sular. Birbirlerine karışıp yol olup nasıl deryaya ulaşır der. Müslümanlar şu anda tarikatlar, cemaatler, devletler, kilitler. Testisini doldurmaya bakıyorlar. Testi doldurmak maddi değil. Gün gelir, siz Kur'an ve sünnet dairesinde durun. Allah izniyle ne ol? Bir yol bulur. Bir avuç topluluk bütün insanlığa, Müslümanlara soykırım yapıyor.
İçimiz sızıyor ama bir şey yapamıyoruz. Bu zulüm ne zaman bitecek? Bir avuç olarak gördünüz kim? İsrail değil mi? Öyle bir avuç olarak onu görüyorsanız, Allah onu size bir avuç gösteriyor. Ben bir avuç olarak görmüyorum onu. İsrail'i kurduran oraya İngiltere. Osmanlı İmparatorluğu'nu dağıtan İngiltere.
Osmanlı İmparatorluğu'ndan bilmem kaç tane devlet çıkaran da İngiltere. O tam Orta Doğu'nun göbeni İsrail'i kurduran da İngiltere. Ve şu anda İsrail üzerinden Orta Doğu'da o zulüm yapan da Amerika, Avrupa ve İngiltere. Nereden bir avuç? Bir avuçmuş bu. Biz ümmet olarak bin sekiz yüzde yenilmiş bir ümmetiz.
Biz siyaseten, askeri olarak, içtimai olarak, sosyal olarak, ekonomik olarak, bilim olarak, ilim olarak yenilmişiz. Bunu bir kere yerli yerine koyalım. Biz yenilmişiz. Osmanlı'yla beraber ümmet yenilmiş. Evet bizim dinimiz sağlap, eyvallah. Ama biz siyasete yenilmişiz. Askeri olarak yenilmişiz. Biz içtimai, sosyal hayat olarak yenilmişiz. Biz bilim, ilim, teknoloji olarak yenilmişiz. Bu yenilmişliğimizin sebebi biziz yine. Dini doğru algılamamamız. Fıkıhı doğru algılamamamız. Dinin kaidelerini, kurallarını doğru algılamamamız. Dünyayı doğru algılamamamız.
İnsanların gelmiş olduğu, toplumların gelmiş olduğu, dünyanın gelmiş olduğu noktayı, daireyi algılayamayışımızdan yenildik. Algılayamayan, alimlerimiz algılayamadığı, şeyhlerimiz algılayamadığı, devlet büyüklerimiz algılayamadığı, algılayamadılar. Ve yenildik. Yenildik. Yenildik. Yenilmişliğin neticesinde bir sürü devletler kuruldu. Yenilmişliğin neticesinde devletlerin başına, yani siz bir imparatorluk yıkmışsınız. O imparatorluğun başına gelecek olan kimseyi siz, kendi valinize atarsınız. Yani Afganistan'a Amerika girdi, işgal etti, çıkarken kimi atadı oraya? Karzai'ye atadı. Karzai nereden geldi ki? Afganistan'da mı yaşıyordu? Osmanlı çekildiği, Suriye'nin başına devlet başkanı olarak atanan kimse kimdi?
Suud'un başına kimi atadılar? Ürdünün başına kimi atadı başına? Mısır'ın başına kimi atadı? Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurduğurken başına kimi atadı ki? Cumhuriyet kurulurken İstanbul'da hala daha İngilizlerin bölge valisi, merkez valisi vardı.
İstanbul'da İngiliz valisi vardı, kaçıncı yıla kadar vali vazife yaptı İstanbul'da biliyor musun? Hangi güç Merkez Bankası'nı kurdurdu bize? Neden o gün için Osmanlı Bankası vardı, İş Bankası vardı, Merkez Bankası'nı, onların vazifesini onların üzerine vermediler de yeni bir merkez bankası kurdular? Dünya üzerindeki merkez bankalarını veyahut da Orta Doğu'da Osmanlı'dan sonra kurulan devletlerin merkez bankalarında kimin hissesi vardı?
Kimlerin hissesi vardı? Bazen bağırıyorum, hiç araştırdınız mı Türkiye Merkez Bankası'nın yüzde yirmisi kimin diye? Efendim, bulamadınız değil mi? Yasmıyor değil mi? Millet meclisinde sadece bir milletvekili soru sormuş, AK Parti milletvekili bir de, yabancı da değil öyle. Hadi MHP'li birisi sordu, CHP'li birisi sordu desem kinayesi ne olacak diye.
AK Parti milletvekili soruyor, cevap yok. Biz şimdi diyeceğiz ki, İsrail bir avuç değil mi? Bir avuçmuş mu? Değil bir avuç. Bak Suriye kendi vatandaşının üzerinden bombayı aldırıyor. Yıllardan beri Golan Tepeleri işgal altında.
Aynı yönetim Golan Tepeleri için savaşmayı göze aldı mı? Golan Tepelerindeki vatandaşlar, Suriyeli ve Filistinli vatandaşlar, oradaki vatandaşlar neredeler acaba? Orada ziraatlarına devam ediyorlar, ekip dikmeye devam ediyorlar. Öyle değil mi? Kime satıyorlar mallarını? İsrail'ler. Gidip oraya satamıyorlar. İsrail tüccarları geliyor, onların yerinden alıyor. Onlar köleliğe devam ediyor. Rehkim var, tarım da yapılıyor. Ekili büklüyor, bir tek sulak herhalde orası. İsrail'in baskı sulak herhalde yok. İçme suyunu da Golan'dan aldı. Savaşmadılar, öyle değil mi?
İşgal altında. Laf, Birleşmiş Milletler de laf. Yutturmaca, bir avuç değil karşınadaki. Bir avuç görün, aldanmıyor. Bugüne kadar İsrail'e Gür Seda'yla bir şey diyen olmuş mu? 47'den beri.
100 yıldır İsrail, onda katliam öpüyor. 100 yıldır, 100 yıldır katliam var orada. 100 yıldır, 100 yıldır katliam var orada. O günler gelecek inşallah. Kur'an-ı Kerim okumasını biliyorum ama anlamıyorum. Arapça olduğu için bu durum açıklar mısınız? Anlamak zorunda değiliz. İnşallah anlamaya çalışalım. Bunun sorumlusu ve suçlusu bundan 100 yıl önce insanlar okudukları Kur'an'ı anlıyorlardı. 100 yıl önce bu topraklarda İslam coğrafyasında ortak bir dil vardı. Herkes birbirini anlayıp dinleyebiliyordu.
Okuduklarını da anlayabiliyorlardı. Şimdi Süleymanlı Kütüphanesi'nden gidip de birisinin bir şey okuma şansı yok. Bu şuna benziyor. Çin yaklaşık tarihçiler diyorlar ki 5000 yıllık bir Çin kültürü var. Size düşecekler ki Çin, Çin edeceğiz ki bu kargacık, burgacık yazını at, yatın yazısını geçeceğiz.
Bu medeniyet oluşmuş, 1000 yıllık o medeniyetin yazısı ve dili de oluşmuş. Doğru, yanlış. Siz 1000 yıllık yazılı ve sözlü medeniyetinizi attınız çöpe, yeni bir dil oluşturdunuz. Şimdi o yeni dil oluşturduğunuzda kitabınızı anlamıyorsunuz, eski tefsirlerinizi anlamıyorsunuz, yazılan ilim, matematik, kimya, fizik kitaplarını anlamıyorsunuz.
Meslek Lisesi'nde Tire'ye giderken, Tire'de İbni Melek Hazretlerinin kütüphanesi var. Meşhur, çok eski yazıma eserleri bulunmuş bir kütüphane. İzmir'den, Ege Üniversitesi'nden, Tıp Fakültesi'nden tıp öğrencileri bitirme tezi için o kütüphanede tıp kitapları vardı. Tıp kitaplarından bitirme tezi hazırlayacaklar. Tire'de harıl harıl, Osmanlıca bilen eski insan arayıp, o tıp kitaplarından bitirme tezi hazırlayacağız diye uğraşırlar. Biz o zaman meslek Lisesi'nde. Herhalde halimizi açıklamaya geçiyor. Zaman zaman İslam Devleti kurduklarını ya da Müslümanların lideri olduğunu söyleyip, bunlara destek verilmesi gerektiğini söyleyenler oluyor.
İslam Devleti olmanın ve Müslümanların emri olmanın şartları nedir? Bunların hiçbirisi de değildir. Bugüne kadar olmuş olanların hepsi de sahte karım tekidir. Bunun oluşması için, olması için o kadar çok daha kaide kurallar ki, ilan etmek de olmaz ki. Sizin İslam hukukunu icra etmeniz gerekir.
İslam hukukunu icra edemiyorsanız siz İslam Devleti değilsinizdir. Bir parantez açıp kapatayım bu konuyu. İslam Devleti diye de bir algı, bir anlayış yoktur zaten. İslam'ın devleti olmaz. Böyle bir algı operasyonu yapıyorlar. İslam Devleti diye. İslam Devleti diye bir algı yok. Bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ömer Osman Ali radiyallahu anh hazretlerinde yaşandı bitti. Bir daha ne zaman? Ahir zamanda yaşadı. Bu aradaki olan devletlerin hiçbirisi de İslam Devleti değildir. Bunu kafamıza bir yerleştirelim, algı operasyonu yapmasın kimse üzerimize.
Osmanlı Devleti de İslam Devleti değildir. Selçuklu Devleti de İslam Devleti değildir. Alparslan'ın Devleti de İslam Devleti değildir. Tuğrul Şah'ın Devleti de İslam Devleti değildir. Devleti idare edenler idare sistemini İslam'dan kaynaklanmış ölçü olarak alırlar kabul. Dini kendilerine ölçü, hukuku kendilerine ölçü alabilirler. O yine de İslam Devleti olmaz. Çünkü bir yerde o devlet hata yapar, kusur işler, yanlış yapar. O zaman İslam yanlış yapmış olur. Bir kimse İslam Devleti'ni, İslam'ın Devleti'ni, İslam'ın Devleti'ni temsil edemez. Bir kimse İslam'ı temsil edemez. Bir kurum, bir kuruluş İslam'ın temsilcisi değildir.
Böyle bir algı yok. Yoksa Hristiyanlaşırız. Hristiyan dininin temsilcisidir Papa. İslam dininin temsilcisi yoktur. Din tamam oldu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yaşadı ve zahiren öldü. İslam'ı temsil edecek olan bir kimse yok şu an. Bunu kafamıza yerleştirelim, yanlış yerlere gitmeyelim, yanlış şeyler düşünmeyelim. Bizim üzerimizden, dinin üzerinden operasyon yapmasınlar, bize algı oluşturmasınlar. Hiç kimse İslam dininin temsilcisi değildir. Hiçbir kurum, hiçbir kuruluş, hiçbir kimlik, kişilik, devlet İslam dininin temsilcisi değildir. Bunların hepsi de yanlış. Ya bir cemaatı İslam'ın temsilcisi gibi gösteriyorlar. Yok böyle bir şey.
İslam adına hiç kimsenin konuşmaya hakkı yoktur. Dini tebliğ ederiz. Dini anlatmaya çalışırız. Bu İslam adına konuşmak değildir. Fıkıh ederiz. İştahat ederiz. Bu İslam adına konuşmak değildir. Her şeyi yerli yerine koyarım. Allah müzaffer etsin. O yüzden İslam devleti oldusu diye bir olgu yok. Devleti idare ederler ne kadar İslam'ın hukuktan, İslam'ın kaidelerden kendilerini alırlar, nasiplendirler, hukuklarını ona göre dizayn ederlerse o kadar dine hizmet etmişler. Osmanlı devleti İslam dinine hizmet eden, hizmet etmeye çalışan bir devletti. İslam devleti değildir. Algı yanlış. Selçuklular İslam dinine hizmet ederlerdi.
Batıda en dürüst İslam'a hizmet eden bir devletti. İslam devleti değildi. Şimdi biz İran'ı İslam Cumhuriyeti deyip de İslam devleti olarak mı göreceğiz? Suudi Arabistan, Mekke'ye, Medine'ye hizmet ettiğini söylüyor. İslam devleti olarak mı göreceğiz? Sakın ha! İslam devleti olgusu yok. İslam devleti de şu anda yok. Ne? Adam yazmış oraya. IŞİD, İslam ne? Şam, İslam federe devleti. Laf, vardı ya Almanya'da da tahtadan tüfeklerle ondan sonra Anadolu İslam federe devleti kurmuşlardı. Cemalettin Kaplan.
28 Şubat'ta ensemizde boza piştirdilerken onlar orada tahtadan tüfeklerle spor salonlarında yürüyorlardı. Bir tane kukla deviriyorlardı, bağırıyorlardı. Nereden buluyorlar bunu bilmiyorum. Bir bayrak yakıp bağırıyorlar ya, seyrediyorlar. Değil mi bayrağını yakarsa aksın. Var ya işte İsrail'le Amerikan bayrağı yakıyorlar ya, bağırıyorlar. Geç, cebinde Malvora var. Bence cebindeki Malvora'yı yakın. Şimdi artık kotları Türkiye üretiyor. Önceden Amerika'dan geliyordu ya. Biz ülkücülük zamanımızda onu diyordun ben.
Kıçında Lewis kot var, kahrolsun Amerika diye bağırıyor. Kıçındaki kot ne diyordun ben. Aynı şekilde bizim ülkücü abilerimiz de var. Aynı şekilde değişmiyordu bize. Sonradan İslam'la ben tanışınca, aa baktım, aa burada da aynı. Böyle çok böyle İslami Mücahit olarak gördüğümüz kimse Tak Pro'yu yaptı. Ne? Havana'dan Pro gelmiş. Mücahit ana, Vefa Partisi'nde. Tak Pro. Mustafa Çevk'in de ben bir tane çevirdim. Aa tak, şey ne o? İftar daveti. Nerede? Beş yıldızlı otelde.
Ne yapacağız orada? İftar edeceğiz. Kim geliyor? Necbettin Hoca geliyor. Nerede? Bu beş yıldızlı otelde mi iftar olacak? Evet. Ya bu otel, yıl boyunca her türlü şeye hizmet ediyor. Eee? Necbettin Hoca'sı orada iftar edecek. Ben geldim, Allah razı. Estağfurullah abi ya, olur mu öyle şey ya? Kaç para, şey iftar? İşte kaç para dediler ya? Otuz lira. Ya ben gelmeyeyim abi. Ya önemli değil, ben senin otuz liranı verdim. Ya otuz lira. Değil abi. Ben şimdi. Ya ne var ya? Ya aklıma bir şey geldi. Söylemeyeyim şimdi sana. Ya söyle ya. Hz. Peygamber Efendimiz'i düşündüm sallallahu aleyhi ve sellem. O otel'e girer miydi gelmezdi. Ya abi nereden çıkardın şimdi bunu ya?
Ya işte. Ya işte. Ya. Kemküm. Çok basit. Ya sonuçta insanlar davalarını veyahut da idealistliklerini kaybediyorlar. Bunları yaşadık. Allah bizi affetsin. On yıllık evliydim. On birinci borç yapmış diyeyim. Haberim yoktu. Tariyli borç yaptı. Ne kadar borç olduğunu bilmiyorum. Bir mahkemede bitti. Boşandı. Hayırlısı olsun. Bütün vücudun elimi tuttuğunu baktığım her şey hak hak zikrini söylüyorlar. Bu durumda nasıl bir yol izlemediyim?
Bu arkadaş beni arasın kimse sonra. Zikir meclislerinin Kur'an'daki yeri ile ilgili bilgi verir misiniz? Kim Allah'ı zikrederse Allah torununu zikreder. Kim Allah'ı cemaat içinde zikrederse Allah torununu daha iyi bir cemaat içinde zikreder. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sema yapmış mıdır?
Kur'an'da semadan bahseder mi? Yok bahsetmez Kur'an. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin için böyle bir işte Allah deyip bir sefer kendi etrafına döndüğü ve hırkasının düştüğü rivayet edilir. Hz. Ali radiyallahu an hazretlerinin hicret esnasında Ya Ali senin kanın benim kanımdandır sen de benim ahiret kardeşimsin dediğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin etrafında ve kendi etrafında döndüğü rivayet edilir.
Hicretten dönen Hz. Ali radiyallahu an hazretlerinin kardeşi Cafer-i tayyarı Bir rivayette anından bir rivayette dudağından öptüğü söylenir. Hz. Peygamber Efendimiz'in hicretten döndüğünde Cafer-i tayyarın da etrafında döndüğüne dahil bir rivayet var. Doğru, yanlış, eksik, fazla. Ama bu noktada Kur'an-ı Kerim'in içerisinde İşte şöyle sema edilir diye Böyle sema vardır diye bir ayet, bir ibadet bulmak mümkün değil. Bu noktada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Sema edin diye böyle bir kaidesi kuralı da söz konusu değil. Bunları arıyorsak eğer, eğer Kur'an-ı Kerim'den bir ölçü arıyorsak Örneğin namazların rekatları da yok. Nasıl kılındığı da yok. Nasıl kılındığı da yok. Namazların rekatları da yok. Orucun neleri bozuk neleri bozulacak tam olarak yok.
Otuz gün oruç var, başka oruç da yok. Zekatın miktarı da yok. Yani bu Türkiye'de yeni bir anlayış başladı, bu Kur'an'da var mı? Yok diyorum ben. Bu Kur'an'da yok. Ne yapacaksın? Kur'an'daki her şeye mi uyacaksın? Evet diyor, kadınların dörde kadar nikahlayınız diyor ben. Ne yapacaksın? Kalıyor. Kur'an'a motomat mi uyacaksın? Evet. Hadi namaz kılın diyor ben. Namaz kıl, nasıl kılacaksan kıl. Ne kadar kılacağım diyor ben. Bakıyor gözümün içine. Bunları söylediğim İstanbul'da oluyor. İstanbul'a yeni giderken oraya böyle bir şeyciler var ilk zamanlarda.
Onlukuzcular var. Neydi onlar yani? Onların içerisinde. O iyi babası, sünni bir alimdi. Onun oğlu, Metin Yüksel. Onlar geliyorlardı. Bir hafta geldi birisi öyle bir şeyler söyleyince ben dedi ki benim fazla bir mülkem yok. Önümüzdeki haftayı hoca mı getireceğim? Getirdi dedim ben. Bu hadiseler Barbaros'un evinde yaşanıyor. Haftaya hocasını getirdi. Allah affetsin. Hocasını da çarptım ben. Dedim ki hocam var benim bir tane daha. Haftaya o gelecek, o gelsin dedim ben. O da geldi, o da çarpıldı. Metin Yüksel'i getirecekler artık. O en son gelen İstanbul'un imamı diye sorumlusuydu. Dedim bir adım sonrası Metin Yüksel. O da Amerika'da dedim.
Onu nasıl getireceksiniz? Öyle ya. Hepsi de tokatlandı gitti. Kaldılar, bir daha gelmediler. Onlar sünneti Resulullah'a komple karşılardı. Onlar o son lakatçayı de zaten Kur'an'dan saymıyor. Oraya doğru gidiyorlar. İşte Abdülaziz Bayındır çıkıyor. Bir bakıyorsun bir sohbetinde meseleye hadis-i şeriften örnek veriyor. Öbür sohbetinde hadisleri reddediyor. Talebesine dedim oğlum söylemiyorsunuz mu ona dedim ben. Dersten kovuyor bizi öyle deyince dedi. Diyorlarmış ki hocam geçen ders sünnetten bahsettiniz. Bu ders sünneti reddediyorsunuz. Çık sen de söyleymiş. Gerçekten ölemiyor. Gerçekten ölemiyor dedim. Dedi talebelerden etrafında olanlar var mı?
E milletin hoşuna gidiyor dedi sünneti terk etmek dedi. Talebelerden etrafında duranlar var dedi. Bu şimdi yeni çıkıyor Türkiye'de. Ölüşüyor mu? Biraz da din cahili olan, böyle dini kendi dairesinde bana böyle çok entelektüelmiş gibi gösterir kendini. Onlar kendilerini entelektüelmiş gibi gösteriyor. Yani bu Kur'an'da var mı? Bir de sorulayıcı bir şekilde. Bu kardeş için söylemiyor mu? Televizyonda orada burada böyle onlar çok. Ben diyorum ki hiç Kur'an-ı Kerim'i okudun mu? Çok basit. Kalıyor. Hadi gel diyorum Kur'an-ı Kerim'e beraber uyalım. İçki içmek haram. Faiz haram. Fuhuş haram. Başlıyorum şimdi.
Domuz eti haram. Allah adına kesilmemiş etler haram. Başlıyorum haramlarını sıralama. Uyuyor musun bunlara? Ses yok. Örtünme var. Uyuyor musun? E bu örtünme öyledir. Ya örtünün diyor mu? Uyuyor musun? Yok. Gelin Kur'an'da mı birleşmek istiyorsunuz? İyi. Peygamberime itaat edin diyor. Hadi. İslamiyet'te rejim cezası var budur. Hükmün nedir? Hükmün rejimdir zaten. Bu İslam tarihi boyunca Osmanlılar'da beş veya altı kez uygulanmış. Osmanlı'dan önce de işte üç dört yerde uygulanmış.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin zamanında bazı rivayetlerde bir, bazı rivayetlerde iki kez uygulanmış. Bu iki kez olunca birisinin Yahudi bir kadın olduğunu söyleniyor. Birisinin işte bir Müslüman kadın olduğunu söyleniyor ondan sonra. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin Osmanlı'ya kadar dört beş kez uygulanmış. Osmanlı'da da dört beş kez uygulanmış. Bir tarihçinin tespitine göre yaklaşık Osmanlı'nın yıkılıncaya kadar rejim cezasının kesildiği on iki, on üç vaka var. Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin zamanında dahil. Genelde çünkü bunu tespit etmek, bunu şahitlendirmek bir kimsenin kendince itirafı olmadığı müddetçe inkansız bir şey.
İnkansız, ancak bir kimse çok ihlaslı ve samimiyetli o suçu işledi, temizlenmek istiyorsa itiraf edip ancak öyle olur. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin zamanında da ikisini itiraf etmişler, şahitlendirilmemiş. Müslüman kadın kendisi itiraf etmiş, Yahudi kadın da kendisi itiraf etmiş. O itiraf edenler de Hz. Peygamber Efendimiz kabilelerine haber salmış, bunların akli dengesi yerinde mi değil mi?
Hatta birisi hamileymiş, doğur gel demiş, doğurmuş gelmiş demiş, çocuğunu emzir gel. Emzirmiş gelmiş, demiş ki beni temizler. Bu sefer kabilesine sormuş, ya gerçekten bunların akli dengesi yerinde mi değil mi? Çünkü erkek reddedir, akli dengesi yerinde. Bu sefer Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cezaevini buluyor, rejim ettiriyor. Rejim ettirince de sahabeden bir Resul'a kerih bahçe buluyor, ona bir kızıyor ki. Diyor ki sakın ona kerih bakma. Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Dikkat edin. Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Onu kerih göster. Çünkü bir kimse suçunun cezasını çekersin. Temizlik birini görmek istiyorsanız.
O yüzden bu rejim cezası var orada. Osmanlı'daki 4-5 tane olayın iki tanesi de siyasi. Birisi dönme bir kadın. Fransız kocası gizli teşkilatlarla işbirliği halinde ve Fransa'ya ders olsun diye yapılan bir şey. İstanbul'da oluyor. Öbür türlü Osmanlı'nın içerisinde zinadan dolayı katledilen 3 kişinin 4 kişinin ne? Onlar da kendileri itiraf ediyorlar. Bu teza var mı? Var. Amma ve lakin işte böyle bir onun çünkü ispat edilmesi mümkün değil. Bir kimsenin zina yaptığını, tam zina fiilini, tam fiilini 4 tane erkek görsün. Bu mümkün değil.
Yani bir erkek kadının kendi kocası dahi hanımını o şekilde yakalasa onun sözünle yine rejim etmiyor. Adama diyor ki sen görmüş olabilirsin. Doğrudur da 3 erkek daha şahit lazım. Var mı? Yok. O zaman diyor onu rejim etemeliz. Ama bir talakta boşatıyor. Bu teza var mı? Er cevap var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bizlere şefaat edecek midir? İnşallah. Şefaat yalnızca Allah'tan değil midir? Evet. Allah müsaade eder. Allah der şefaat etmeye müsaade ettiklerinden başka kimse şefaat edemez. Ayet-i Kerime öyledir. Başka yerlerde hiç kimse şefaat edemezler. Öyle ayetlerde var.
Ama ayrıyetten şefaat edici melekler ve şefaat etmeye müsaade ettikleri var der. Bunları da yok sayamayız. Büyük Orta Doğu Projesi bu hakkında bilgilendirirseniz sevinirim. Büyük Orta Doğu Projesi diye bir proje vardır. Ama uygulama neticesinde nereye kadar uyguluyorlar, uygulayamıyorlar? Bu zaten orta yerde görünüyor. Bugüne kadar Batı, Orta Doğu'nun üzerine hep projelerle gelmiş. Büyük Orta Doğu Projesi dedikleri proje katliamdan ibarettir. Başka bir şey değil. Adını proje diyorlar. Onu insanların kulağına tatlı gelsin deyip projelendiriyorlar. Demokrasi gibi. Kulağımıza tatlı geliyor. Demokrasi getireceğiz diyor katlediyorlar.
Biz hürriyet getireceğiz deyip katlediyorlar. Büyük Orta Doğu Projesi dediklerinde böyle bir katliam projesi. Başka bir şey değil. O yüzden normalde bunların hiçbirisine de kulak asmayalım. Bu tip projelerde üçlü isimler varsa hepsi de var. İslam dünyasının üzerinde katliam projesi var. Demokrasi, insan hakları, evrensel hukuktur. Katliam projesi de bunlar. Üçlü testis inancının alır. Büyük Orta Doğu Projesi, üçlü testis inancının alır. Bunların hepsi de katliam projesi. Hepsinin de bunların yan payandaları vardır. İstanbul ülkelerinde. Cemaatler, tarikatlar, şeyhler, siyasi liderler, bürokrat insanlar, askeri ve sivil bürokratlar. Bunun içerisine girer de.
Evet. Bu Büyük Orta Doğu Projesi'nin uygulanıyor diye bağıranlar dahi bu projenin içindediriz. Bundan şikayet edenler bu projenin savunucularıdır. Büyük Orta Doğu Projesi'ne karşıyız diyenlerin hepsi de İslam karşıtı. Büyük Orta Doğu Projesi'ni bozmak istiyorsa bir insan Kuran ve Sünnet'e sımsık yapışacak.
Bunu bozmak istiyorsa İslam kardeşliğine sımsık yapışacak. Bakın ülke siyasetine, Orta Doğu siyasetine, bütün Orta Doğu'ya kim Kuran ve Sünnet'e sımsık yapışıp İslam kardeşliğini tesis etmeye çalışıyor, kim Kuran ve Sünnet'e karşı çıkıp İslam kardeşliğini bozmaya çalışıyor. Çok basit. Çok basit. Oturun kenara çekilin. Türkiye'de Kuran ve Sünnet'le mücadele eden siyasi partileri koyun. Kuran ve Sünnet'le mücadele eden bürokratları, askeri bürokratları, sivil bürokratları koyun. Kuran ve Sünnet'le savaşan siyasetçileri ve partileri de koyun. Çıkın Türkiye'de. Suriye'de, Irak'ta, İran'da, Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Bahreyn'de, Tunus'ta, Filistin'de, nereye giderseniz gidin.
Bakın tam Kuran ve Sünnet çizgisinden kim duruyor, kim mücadele eder. Kuran ve Sünnet çizgisiyle mücadele edenler, buna karşı savaş açanların dillerine bakmayın siz, yaptıklarına bakın. Büyük Orta Doğu Projesi'ni desteklediklerini görürsünüz. Çok basit, çok basit. İslam Kardeşliği'ni hangisi hançerliyorsa Büyük Orta Doğu Projesi'nin arkasında varmış.
Söze değil fiili adı mı? CHP eleştiriyor değil mi? AK Parti'yi Büyük Orta Doğu Projesi'ni siz diyor, ne olur? Eş başkasını. Öyle değil mi? Kendisi neyin başkanı? Altı oku alıp koyun.
Söyleme değil, faaliyete bakıyor. Faaliyete baktığınızda uyursunuz. Allah yesin inşallah. Unutmak ve hatırlamak nasıldır?
Unuttuğumuzu bildiğimiz bir şeye irademizle hatırlayabilir miyiz? Akıl dediğimiz o beyinden, bütün bu normalde hatıraların toplandığı, resimlerin toplandığı beynin bir bölgesidir. O bölgede toplanıyor bunların hepsine. Ve biz bir daha gördüğümüzde otomatikman beyni oradan dosyadan çıkarıyor. O sesi de dosyadan çıkarıyor. O beynin o bölgesine, beyinden elektrik gitmezse hiçbir şey hatırlıyorum. Unuttuklarımızdan sorunlu olmamamızın sebebi bu. Teknik arıza var. Oraya enerji gitmiyor. Enerji gitmeyince gücümüzün yettiklerinden sorunluyuz.
Yetmediklerinden sorunlu değiliz. Enerji gitmeyince sorunlu olmamışsınız. Çibirden kurtulmak için ne yapmak gerekir? Hiç kimseden kendinizi daha kıymetli görmeyin. Hiç kimseden kendinizi daha üstün görmeyin. Günlük tesbih yolda giderken çekilebilir mi? Evet. İnsanlarla cinliler evlenebilirler mi? Bu bir algıdır. Öyle zanneder o kimse. Cinliler ona aldatırlar. Erkek kadın değişmez. O kimse kendisini cinlilerle evli zanneder. Cinli ona da der ki evliyiz biz. Aha burada çocuklarımız var der. Kadın gider banyoda küvetin içerisinde küçücük bir su birekintisi vardır. Çocukların orada değil çocukları sevmeye başladılar. Banyoda bir tasın içerisinde su vardır.
Kadın kimseye de bunu söyleyemez. Kocasına da söyleyemez. İkide bir de tasa gider bakar. Adam evden gidince tasın etrafında pervane döner. Onlarla konuşur. Onun içerisinde çocukları var der. Mutha bir köşesinde bir tencerenin içerisinde çocukların var zanneder. Odanın bir köşesinde çocukların var zanneder. Onlar oynuyorlardır orada. Onlara öyle gelir. Kendisini onlarla evlenmiş zanneder. Bu mümkün değildir aslında. Şimdi bunu daha açık mı anlatayım? Nasıl anlatayım bilmiyorum. Bu erkeklerde de olur, kadınlarda da olur. Bunu normalde bir kimsenin tespit etmesi çok güçtür. Bunu normalde bir kimsenin anlaması da çok güçtür. Gece kadın yattığı yerde çok özür dilerim sevişiyormuş gibi bir hal olur.
Ve kadın sevişir, organizm olur. Ve cinni der ki artık sen benimsin. Senden çocuklarımız var. Veya erkekle bir cinni yani onların dişilerine peri denir, denir sevişir. Erkeğe der ki, erkek de bu noktada ihtilam olur. Erkeğe der ki, artık çocuklarımız var. Ne haber? Şu. Küçücük küçücük minyatür var. Çocukları da görürler. Kimlidir onlar? Bitti. Hayat buraya kadar. Adamın haberi olmaz. Günden güne artık kadın adamdan kaçmaya başlar. Uzaklaşmaya başlar. Kendi çocuklarınla ilişkisini, alakasını aşağı azaltır. Banyodan çıkmaz hale gelir.
Tuvaletten çıkmaz hale gelir. Mutfaktaysa mutfaktan çıkmaz hale gelir. Odadaysa odadan çıkmaz hale gelir. Orada kendi kendine konuşmaya, onlarla konuşmaya başlar. Kadınlar bu tip şeylere daha açıktırlar. Yıkılıyor oradan. Merak etme cinni tarifesi geldi. O yüzden kadın kardeşlere derim ki banyoda çok fazla durmayın. Mutfakta çok fazla durmayın. Tuvaletlerde çok fazla durmayın. İlla ki temizlice deyip de kendinizi çamaşır sularını boğup kendinizi orada sarhoş etmeyin. Usul müddet orada durmayın diye ben söylerim. Bu tip böyle rahatsızlıkları olanlar banyoda fazla durmayacaklar. Böyle üryan bir şekilde banyoda durmayacaklar. Şimdi banyolar büyük üryan şekilde duruyorlar.
Kadınlar ve erkekler de. Biz batılılaştır derlerken, derken biz imanımızdan inancımızı yitirdik. Kocaman banyolar, şimdi düşe kabinler çıktı biraz iyi. Önceden kocaman banyolar, küvetler var. Her şey meydanda. Her şey meydanda olunca cinnin tarifesi daha çabuk musallat olur. Çünkü her şey meydanda kan onun muhafazası koruması kalmaz kadın erkek. O yüzden banyolarınız iki kol genişliğinden fazla olmayacak dört tarafı. İki kol genişliğinden büyükse tesettüre riayet etmek gerekiyor. Edeb yerlerinizi kapatacaksınız dinen. Neyle kapatıyorlar? Ev alırken dikkatli olun. Mezarlıklardan, çöplüklerden, eski mezarlıklardan, eski çöplüklerden, çöplerin yanı başında olan yerlerden ev almayın.
Bu tip yerlere ev yapmayın, yaptırmayın. Ovalarda ev yapmayın, ev yaptırmayın. Deniz kenarlarından ev almayın, ev yaptırmayın. Dağın eteklerinden, yüksek yerlerden ev yaptırın veya ev alın. Oturacağınız yerler dağın etekleri olsun, yüksek yerler olsun. Ne kadar lüks olursa olsun ovalardan ve alçak yerlerden ve deniz kenarlarından ev yaptırmayın. Her türlü hastalığa, rahatsızlığa, manevi, psikolojik etkilere açık yerler. Dünyanın yaratılışında insanlar ve cinniler yokturup, cinni insanlar, hani mitolojik varlıklar gibi. Gerçek midir, yoktur bir riayet midir? Yok, değil.
Daha sonra bakmış, atlantısı vesaire gibi. Yok, dünyada daha önce cinni tayfesi yaşıyordu. Doğru. İnsan cinni yok yani. O yüzden buralara dolaşın. Banyolarda fazla zaman harcamayın. Erkekler de kadınlar. Gir, duşunu al çık. Gir, temizlem çık. Gir, abdestini al çık. Tuvalete girin. Gir. Olmadı tuvaletin, gelmedi. Çıktı, söylemeyi günler tuvaletten. Biz aldık Amerikan filmlerini. O tuvalette Allah bırakın, tuvalette oturmuş, gaz tokuyor. Bizimki nerede gaz toplayacak? O kadar okuyan bir milletiz ki biz. Tuvalette gaz toplayacağız. Diğer zaman kalmadı. Vardık tuvaletlerde. Ben böyle ya hakkınızı helal edin.
Yani İzmir'de çalışırken böyle işte davetleri filan gidiyoruz. O zamanlar böyle söylüyor, millet hayret ediyor. Gecelik abiye işi yapan bir firmada müdürüm ben. Mankenler, modelistler, stilistler gırla bizden. Böyle büyük salonla evler, modeller giyiyorlar gelinlikleri, gece kıyafetlerini, işte sabahlıkları.
Şey değil bunlar gayet normal, basit. Yiyeniliyor, içiliyor. Stilistler, modelistler kalkıyorlar. Mankenlerin üzerinde değişiklik yapıyorlar. Orasını mı yırtsak, burasını mı söksek. Bunlar çok basit, normal şey. Böyle gittiğimiz yerlerde şeyler var mesela. İşte tuvalete gidiyorsunuz. Tuvalette dergiler var. Hoş geçirmiyorsunuz. Tuvalette de kakanızı yaparken dergileri göz gezdiriyorsunuz. Böyle bir hayat alması onlar. Modernizmin son duranında yaşıyorlar. Üç yolda Hatay'da, filmlerde gördüğüm evleri görüyorum ben. Yani basamaklardan salona iniyorsunuz. Ellerde kadehler. Tabi, aa, modelist bilmem kim geliyor. İşte stilist bilmem kim geliyor.
İşte manken bilmem kim geliyor. Hakkınızı helal edin, bu hayattan gelmiyor. Şimdi buçuk yaşadın diyene bakıyorum. Ne yaşadın sen? Ben orada, orada da görüyorum. Yani dergiler tuvalette böyle. Dergi yeri var tuvalette. Siz oturduğunuzda dergileri karıştırın. Ondan sonra başlıyorlar attırmaya. Birisi mi var orada diye. E tabi var. Olmaz mı? Şeylerde, yatak odalarında, Ketsitinlislar, Albamalar, tabi öyle. Şeylerde, geri kalmış yerlerde, Ferdi Tayfur'la Orhan Gencebay var. Tabi, onlar arabesk takılıyor. İzmir'de Gümüşboğlu'ya gidersen, Yıkıkkemere gidersen, kızların evlerinde kader inanır var.
Orhan Gencebay var. Ferdi Tayfur var. Baksın bu dünya var. Ama Hatay'a, Üç yola, nokta durağına doğru yürüdüğünüzde, Orada ayrı resimler var. Oradaki odalara girdiğinizde, Orada işte, Ketsitinlis'in, Albamalar'ın, Yok bilmem kimin, Şeyleri var, Posterleri var. Bildiğiniz yatak odalarında, Veyahut da salonlarda böyle, Enteresan şeyler var. Veyahut mesela işte, Bir matbaacının evine gittiğinde, Adam böyle, Çok büyük matbaacı, Salonda Atatürk'ün büstü var. Kafa duruyor orada. Dedim, Bu ne? E babam, Niye Atatürkçüdür? Dedi. Tabi bildiğiniz, Salonda Atatürk'ün büstü var. Ben ilk defa gördüm. Biz okulda görmüştüm.
Bir tek, Erkek kenarda duruyor orada. Elimde var adamız. Bir de diyor, Ben her gün ondan selamlaşırım diyor. Tabi adamda, Türk filmleri gibi, Rock to Shambur adamda, Elimde şarap, Biz öyle karşılıyoruz. Çocuklar, Hoş geldiniz dedi. Dedim, Ben, Türk film ünlemeyeyim. Kıza dedim, Beni nereye getirdin? Eve getirdin dedim. Dedim, Burası, Senin yaşadığın yer mi? Evet dedim. Kaldı mı? Biz, Şeylerden ne o? Merdivenlerden indik salona. Babası, Rock to Shambur bağlı, Elimde şarap kadar yer mi? Merdivenlerden indik. Türk film ünlemeyeyim. Türk film ünlemeyeyim. Ben, Fakir oğlan. Dedim, Ben ayakkabı ile giremem.
Yok yok gir dedim. Ya giremem dedi. Yok gir gir. Ben, Sil Allah sil. Tabi, Beyefendi, Ayakkabı tutarlar. Üzerini, Gömleğinin üzerine. Hiç olup yok mu? Hala adam gözümün önünde. Hiç gitmedi. Ben, Türk filmindeki Fakir oğlan. Durdum ben. Ondan sonra, Bir müddet sonra dedim, Nerede namaz kılacağım? Herkes kaldı. Ben, İnadım inat. Ben namazı kılacağım. O zaman, Bir dergaha falan, Tarikata bağlı değilmiş, Bir yere bağlı değil. Dedim, Nerede namaz kılacağım? Namaz kılacak, Koskoca, Malikane gibi evde bir yer bulamadılar. Ben, Akşam yorulmasını kılacağım. En sonunda, Hanımefendi dedi ki, Gel geldim odamda kıl.
Olur dedim ben. Secda da bulamadılar. Ayakkabılarla dolaşıyorlar ya, Dedi ki, Çarşaf, Marşaf, Bir şey ver dedim, Onun üstünde kılayım var. Çarşafın üzerinde kılacağız ama, Odanın içi hep şey, Ne? Posterlerle doldu. Bir tanesini, Kıble tarafındakini, Ters getirdik. Unadı, Unat namazı kıldırmak. Böyleydi insanların hayatı. Allah'ımıza affetsin. Bu yüzden tamam. Normalde o tip insanlar, o tip yerlerde bir kimse dinini yaşıyorsa arada diye derede kalıyor. Dindarlı varsa arada derede kalıyor. Ona cimi tayfesi bulaşıyor. Arada derede. Küt o tarafta, hiç bulaşmıyor. Küt tam bu tarafta, ona da bulaşmıyor. Ona bulaşamıyor zaten bu taraftaysa tam.
O taraftaysa ona da bulaşmıyor. Zaten o tarafta tabiri caizse elinin altında. Biz böyle gelgitler yaşıyoruz ya. Gelgit yaşayanlar da var. Acaba yaşayanlar da var. Bir de onlar böyle kendi hayatlarını, işte Avrupalı olacak ya kendince, kendince böyle özentilerin içerisinde. O özentilerin içerisinde olunca, işte kendince fazla oralarda zamanla eğilince böyle gelip gidiyorlar. Allah'ım hafaza edesin inşallah. Böyle şeylere de inanmıyor. Yok fincanı attı da. Fincan da o açtı da. Bir de onlar var. Gece aram var benim. Gece saat iki. Çok yürüz, yeni telefon çalar. Ben kalırım telefonu. Selamünaleyküm. Hocam Kırta. Ne oldu? Ne oldu? Cimniler evimizi bastı. Geldi her bir tarafa diyor bana.
Nasıl diyor, basma. Söyle onlara, de ki Mustafa Özbağın yanına gelir. Ağlıyor mu şimdi? Öyle bir şey hani düşünemiyor mu? Diyorum, sen şimdi diyor. Söyle onlara, Mustafa Özbağın selamı var. O Allah'a bak, siz de ona şikayet ederim de diyor. Tuhaf geliyor ona. Tamam mı? Bazen de iyi oluyor. Neden biliyor musun? Allah akıllarına geliyor. Üzülüyor böyle bir şey yap. Ben üzülmüyorum hiç. Ona diyorum ki, bak sen dindarlaşmazsan bununla seni bırakmaz. Dindarlaşıyor. Kurban olduğumla Allah'ını duymak. Sen kafir cinlilere de dinine hizmet ettiriyorsun. Lazım. Yoksa guslu bilmiyorlar, abdesti bilmiyorlar, orucu bilmiyorlar. Diğerde alıp gökde yiyorlar. Bir musibet, bir nasihattan ayırılır ya.
Haydi, bir bakıyorsun dindar oluyor. Bir kadının birisini getirdi bizim diyarda da. Bak sorular cinni tayfesinden. Cinni tayfesinden bahseder misiniz? Bahsetsem eve gidemeyeceksiniz. Anlatsam evden içeri girerken yüzlüğüm zembat düşüneceksiniz. Bizim bir arkadaş getirdi. Onun arkadaşıymış bu hanımı. İşte böyle sıkıntıya bir çağırılmış. Gençlik yılları tabii bizim de. Dergahta, Bursa'da. Oku Allah, oku dedim okurum bir şartla. Ne olacak dedim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırsan onu oku. Kimse okumuyorum dedim okurum. Bizim arkadaş çok ısrar etti. Kocası da yani. Kadın da yani. Kadın dedi ki söz verin beni kurtarmış. Ben dedi Kur'an sünneti afiyet yapışacağım. Dedim ki bak benim manevi sorumlumun içerisine alm.
Büyüsene söylüyorum dedim. Allah'ım bu sana söz verdi. Kur'an ve sünnete uyacak. Kur'an ve sünnete uyuduğum müddetçe benim okumamuk geçerli kaldı. Kur'an ve sünneti uyumazsam eski haline gelirsin dedim. Yüzüne kadar. Adama da sünneti. Kabul ettiler. Anlaşmadım. Tamam dedim. Tamam. Yürün gidin siz de. Şimdi insanlar bunu bilmiyorlar. Yani bir cinin taifesini okuduğu zaman kaç gün okudun mu? 21 gün. 21 gün de kendini okucak. Kendini de muhafaza edecek. Millet diyor ki aman hocam okuver. Ya kardeşim okuyalım. 21 gün okusan 21 gün de kendini okucak. Okuma ağacı olursa. Yani 7 gün okucak 7 gün de kendini okucak. Kırk gün okuncak olanlar var. Kırk gün okucak 40 gün de kendini okucak. 80 gün. Bunu zaten böyle bilmeyenler böyle böyle zaten kendini okumayanlar O cini taifesi. Onun çoluğundan çocuğundan ötük ama. Onlar 800 yıl, 900 yıl yaşıyorlar.
Din yaşında olan cini var. Sana tarihi anlatsın. Oku günlerce dinle. O anlatsın sen dinle. Bir de öylesine denk geldin de kafir olanına vay yavrum vay. Oku demek kolay. Dedim okurum. Ne olduğunu kim olduğunu bilmiyorsun. Dedim ama ne günü kaç gün okucak belli değil.
Valla dedim şaşarsan, saparsan. Gençlik de var o zaman ya. Dedim ona göre bak. Tamam tamam. İyi. Ne? İyileşti anda dedim bana söyleyin okumayı keseceğim çünkü. Normal değil. Bu kolay şeyler değil. 7 gün bu ne olmadı iyileşmiş. 7 gün de kendini okudum. Biz öyle geçirdik. Okucakla okudum. Aradım. 5-6 ay geçtim. Okucak geldiler tekrar. Hocam kapına geldi. Ne oldu? E hasta oldu. Evet dedim o kural ve sünnetten çıkmıştı dışarı. Nasıl ya? Bu hastaydı. Yok. Getirin gelin. İyi işte gelmek istemiyorum. Tabii gelmek istemeyecek dedim. O dediğim farzları terk etti. Ben şimdi direkt. Adam durdu şimdi. Bizim arkadaşa dedim getirene. Ben sana demedim mi dedim. Al getir. Aldı getirdi şimdi.
Şimdi kadın böyle öflüyor, pufluyor. Biraz da artık hani suçunu şey yaptı dedi. Dedim hiç ağızlayıp puflama. Bu hastalıkla devam edeceksin. İtiraf et dedim. Yalan söyleme. Ne yaptım? Başımı açtım. Adama dedim. Ya hocam düğüne gidiyorduk da. Aa iyi. Bunlar bir tanıdıklarında düğünü varmış. Tanıdıklarında düğünle giderken kapalı gitmeye utanmışlar. Bu açılıyor. Düğünde de Ankara'nın bağları şakır şakır da bunlar. Bir oynuyorlar herkese. Oh. Akşama dınk. Ertesi gün koş. Mustafa Özman. Dedim yok. Allah yolunuzu açık etsin. Sizden bir ücret talep eden oldu mu? Yok. Sizden bir şey isteyen oldu mu? Yok. Ne istedim sizden dedim. Allah rızası için dininizi yaşayın. Kadına dedim. Açman mı lazımdı?
Çıkıp oynaman mı lazımdı? Adama dedim bir de kader mi tokuşturman lazımdı? Hocam sen hepsini de gördün mü? Ha dedim yani. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Haydi Allah yolunuzu açık etsin. Bazen bu tür şeylerin faydası da oluyor. Okumaya başlıyorlar. Okumak akıllarına geliyor. Dindarlaşmak akıllarına geliyor o zaman. İçimden diyorum ki aa bir musibetin bin nasihattan faydası var. E söylüyor söylüyor dinlemiyor. Dinlemiyor insanlar. Allah bize affetsin inşallah. O yüzden cinni taifesiyle de fazla uğraşmayın. Kafanıza da bunu takmayın. İbadetlerinizi edin. İnancınızı yaşayın. Kur'an ve sünneti yaşayın. Haramlardan uzak durun. Hayatınıza devam edin. İnşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi