mustafaozbag.org

405. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Eylül 2014 · 1:15:10

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi ayıresin inşallah. Selamun Aleyküm, yüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Bu sene sizinle harca gideceğiz inşallah, giderken yanınıza neler almanı tavsiye edersiniz. Hedef, hedef, hedef. Gözün irade, köylü iradenin bir parçasıysa, insan hayırlı da şerri de istediği için Allah belirtir, cennet-i cennetler niye var?
İstediği için var. Bir de köylü iradenin parçası değildir cüz-i irade. Köylü irade bölümün parçalanmaz. O algı yanlış. O yüzden köylü iradenin parçası dersek biz cüz-i iradeye, Cenab-ı Hakk'ın varlığının parçası gibi görürüz insanı da. Bu bizi panteistliğe götürürüz. O zaman bütün kainatı var olan, Cenab-ı Hakk'ın var attığı şeyi, biz Allah'ın zatı olarak görürüz. Ve insanın da zatının bir parçası gibi görürüz ki, bu Yunan felsefesine döndürürüz bizi. Yok, öyle göremiyoruz. Öyle göremediğimiz için biz kendi kendimize, kendi cüz-i irademizi, külli iradenin bir parçası olarak görürüz mümkündür.
İçin kubur kubur etti genel. Söyle, söyle. İnsanların bu yönde bir algıları var. Bunu bizi devamlı soruyorlar. Madem biz bunları belirliyoruz, bu sorularla karşı karşıya biliyoruz. Madem biz cüz-i irademizle belirliyoruz. O zaman külli irademizle, malem her şey mesela... İmtihanın sırrı kalkar o zaman. Eğer cennetimiz ve cehennemimiz, bizim herhangi bir irademiz olmak zorunda, külli irade tarafından tespit edildiyse, biz o zaman cevriyeye gireriz. Bir durum var, çok özür dilerim. Allah dua etini kabul edeyim diyordu.
Burada herhangi bir şart yok. Mümin yok, kâtir yok. Yani Allah muhakkak uvaları kabul eder. Allah muhakkak... Mesela bir insan vardır ki, ömrünün son anlarında veya hayatının her anında soruladığında, der ki Allah ne istediysen ver der. Allah her şeyi onun duasının ve isteğinin üzerine vermişken, aslında o cüz-i irade yoktur da, bütün iradenin tamamı külli irade gibi bilir diye soranlar var. Yani cüz-i iradeyi reddeden var. Bilmedikler mi? Peki, cüz-i iradenin üstünde külli iradenin bir baskısı var mı? Cüz-i iradenin üzerinde külli iradenin bir baskısı söz konusu olursa, yine imtihan ısırı kalkar o zaman. O zaman sadece külli iradenin bir baskısı var mı? İşte o zaman yine imtihan ısırı kalkar. Onlar imtihan ısırını kaldırıyorlar.
Neden aynı duruyorlar? O eğer normalce tecelliyat yönünden varlıkla varlığı yaratanı biz aynı noktada görürsek, o zaman komple varlığı biz, varlığı yaratan olarak görmanız lazım. Ama bir şey ben isteyince, olunca, deyince, ben istedim oldu. O normalde Cenab-ı Hak, Allah ol dediğinde bir şey olur, kul da bunun içerisinde kendi isteklerinden sorumlulur. Ama Allah hiçbir şeye bir kul istemedin, ol demez. Ve yani Allah kendi kendine bağlısı yapmaz. İşte cüz-i iradenin hükmü o. İşte cüz-i irade aslında bir külli iradedir diye kullanılıyor. Bilmediklerinden ödüyorlar. Ayrıldığı yeri mesela bu insanlara ayırt edemezler. Tecelliyat olarak ayrıldığı yeri ayırt edemezler insanlar, cahildir çünkü.
Yeni bilmediklerinden, Cenab-ı Hakk'ı tanımadıklarından ve insanın kendi kendilerini tanımadıklarından. Kendisini tanımış olsa, o kimse kendisini Rabbinin yerine tutmaz. Kendisini tanımış olsa cüz-i iradesini külli iradenin bir parçası gibi görmez. Veyahut da cüz-i iradenin önünde cüz-i iradenin hiçbir hükmü yoktur diyemez. Ama Şibliye Hazretlerinin demir kısasını verirdiniz. O aşkın halidir. O kimse sarhoşken öyle der. Sarhoş bir kimse der ki ben Allah'ım. Onun Allah olduğuna inanır mıyız? Adam iki... Sen inanırsın, ben inanmam. Adam iki düble yapmış, ben valiyim diyor. Ben de başbakanımdayım o zaman. Bu ona benzer. Evet.
Şimdi de bunu verir. O kimse o esnada ateşim derdir. Ateşin kendisi midir? Değildir. Mihaldir. Gelir geçer. O an için doğru görmek. Ona doğru gelir. Bize doğru gelmez. İşte bizim bu noktadaki... Ona doğru... Sabit mi? Ona, onun doğrusudur o esnada o. O sarhoştur. O esnada ben ateşim. Var mı bana yan bakan? Kendi içerisinde ateş görüyor. Ama ehl-i kemal ona baktığında onun özünün demir olduğunu görür. Ehl-i kemal onun normalde demir olduğunu görmez. Onun ateşim dediğini kabul eder. İma eder. Kabul eder.
Ehl-i kemal onun bakan, onun ben ateşim demesinin haykırışının kendi halinde, kendi dairesinde tebessüm eder. Özünün demir olduğunu görür. Bizi iradenin, mesela bu büyük tıksanların üzerinde var. İşte ben bunu çok açıkça söyleyeyim. Bir, ben bir arkadaşımıza üstadımın nimetiyle, sizin nimetiyle, nimetimizle dua ettiğim zaman, o arkadaşın üzerinde geceleri ettiği oluyor. Tövbe edelim inşallah. Evet. Estağfurullah. Böyle bir durum... Nefis, gelin, ışık, içersin. Özür dilerim. Soruyu sormayın.
Sor. Tamam. Böyle bir durumda, bir insanın veya kendi cüz-i iradesinin dışında, başka cüz-i iradelerin üzerinde tasarruf sahibi olan ehliyet ve... Bu farklı bir soru. Bir kimse, kendi cüz-i iradesinin, bir başkasının cüz-i iradesini bağlayabiliyor. Der ki, ben bu konuda sizin iradenizi teslimim. Bu ayrı. Ya Allah, ben bu vesile eder. Bunlar ayrı şeyler. Mesela bir toplumun veya bir halkın üzerinde, bilmediği bir insanın bu hususta bir kuvveti olabilir mi, bir tasarrufu olabilir mi? Cenab-ı Hak ve Resul'un kulların üzerindeki cüz-i irade de Allah'ın onun üzerine takdim ettiği, tahsis ettiği, müntfettiği, ikram ettiği bir şeyler. Cenab-ı Hak o cüz-i iradeyi kulunun üzerine verir, kulunun üzerine vererekten kulu mükellef tutar.
Eğer cüz-i iradeyi Cenab-ı Hak kendi fazlından, kereminden vermemiş olsaydı, kulu mükellef tutmayacaktı. Kul mükellefse, kendi cüz-i iradesi vardır. O zaman büyük şahsiyetten bulundukları toplulukların veya düşüneyip algı devirdikleri toplulukların üzerinden hesaba mı girecekler? Tabi. O zaman iradeleri onların iradelerini yönlendirebilecek kuvvet ve kudret. Muhakkak. Maneviyatları derin. Maneviyatları derin. Bu hesap çizgisinin içerisine giriyor mu? O da işin içine giriyor tabi. Kimse var kendisinden sonra, bu kimse var bin kişiden sonra. Tasarruf dedikleri bu mu bu? Tasarruf da farklı. Peki dünyanın sistematiği, bu tür ehl bir gönüllük üzerinde mi dönüyor? O ayrı bir mesela.
Yani bizim adımıza veya bedevlik kitlelerinin adına düşünüp onlar adına dua etkender de var. Bu hayat nasıl şekillendi, kader nasıl bu noktada şekilleniyor? E dua var. İnsanların üzerinde dua da var. Toplulukların üzerinde dua da var. Müdünlerin üzerinde dua da var. Burası farklı bir şey. O zaman kendi küs-i irademizin üzerinde de bir küs-i irade var. Ve bu küb-i iradenin alt çemsiyesinde var. Muhakkak ki cüz-i iradelerin etkilendiği cüz-i iradeler vardır. İnsan etkilenmeye açık nasıl bir kadından etkileniyorsa bir kadın. Bir arkadaş nasıl etkileniyorsa bir kadınla. Bir kimse okuduğu bir şeyden nasıl etkileniyorsa etkilenmeye açık insan. Ama iradenin altı tüm seyrediler.
O kendi iradesini bir üst iradeye teslim eder. O hayır. Teslim ederse, teslim eder o farklı bir şeydir. Teslim etme sorununa değil. Peki teslim ederse bu noktadaki onun sorumluluğu bir üst iradeye mi? Bunun hesabı bir üst iradeye mi? Yok ama ona teslim edin de o teslim alınca o sorunlanmış. Elinizin altındakilerden sorunlanmış. Peki eee şöyle bir durum var. O teslim ettiği irade olumsuz bile olsa, o teslim eden onu sevgisinden ve muhafettinden görememiş olsa bile, o teslim ettiği veya o noktadaki sevgilin uğruna yanlış bile olsa, o noktadan çıkış yapabilme, samimiyetle eee çıkış yapabilme imkanı var mı? Teslim eden ve teslim olan da Kur'an ve sünnet tarihesinde sorunlu.
İtaat mağruttadır. Hatice. Ama o din mediklerinizden mesul değilseniz diye de bir konu var mı? Teslim olanlar bilmek zorundayız. Teslim eden ne? Teslim eden teslim etmiş zaten. O da bilebildiğin yere kadar sorunlu. Hani mesela bir çobanın içe kıssasını anladınız mı? O farklı bir şey. Hı hı. Ama bir kadın evleniyorsa evliliğin hukukunu bilmek zorunda. Bir erkek evleniyorsa evliliğin hukukunu bilmek zorunda. Bir kimse bir kimsenin iradesini teslim oluyorsa onun hukukunu bilmek zorunda. Bir kimse bir kimseye de hukukunu teslim ediyorsa kendince onu bilmek zorunda. Çobanın çiçeğe olan teslimiyeti. O teslimiyet normalde çobanın çiçeğe olan teslimiyeti. Birisinin iradesini birisine teslim etmek gibidir.
Ama ondan sorumludur. Siz iradenizi kötüye teslim ederseniz ondan sorumlusunuz. Siz iradenizi Nemrut'a teslim ederseniz ondan sorumlusunuz. Ama iyi ve kötüyü ayırt edebiliyorsa neden bir iradesini teslim edersiniz? İnsan iyi ve kötüyü ayırt edebilen varlardır. Bunu herkes ayırt edebilir mi? Bunu herkes ayırt edebilir. Aklın hareketi yerindeyse. Tartışmasız ve istisnasız. Ben tartışmasın ve istisnasız insanın iyiyi ve kötüyü ayırt edebileceğine inanıyorum. İyiyi Cenab-ı Hakk'ın emrettiği noktalarda duran kimsedir. Kur'an'ın vasfettiği insanlardır.
Kur'an bize vasf eder iyileri. Onlar iyi, onlar iman ederler, iyi amel işlerler. Kur'an bize iyi amelleri dargıdır. Namaz kılmak, oruç tutmak, cömertlik yapmak, zekat vermek, hacca gitmek, insanlara iyilik yapmak, yekümleri gözetmek, dulları gözetmek, arkadaşlarını gözetmek, etrafını gözetmek. Olarak Kur'an bize iyilik amellerini dargıdır. Başı boş bırakmaz. Kur'an'a inanmayan bir insan bir yere hayır yaptığı zaman bunun ölçüsü nedir? Normalde o inanmamış olsa dahi zerrece iyilik yapanın iyiliği karşılıksız kalmaz. Zerrece kötülük yapanın da kötülüğü cezasız kalmaz. İnanmasa dahi iyilik yapsa Cenab-ı Hakk'ın cezasını hafifletir. Allah iyiliği hiçbir zaman karşılıksız bırakmaz.
Peki o iyilik mü? İyiliktir. İyilik iyiliktir. Kötüden de dahi çıksa. Kâfir'den de çıksa. İşte benim algılayamadığım yer burası. Yani gerçek iyilik iman ise yani bunun kökünde iman var ise imanın olmadığı yerdeki fiil nasıl iyilik tavırına kavuşabiliyor? Çünkü biz normalde Cenab-ı Hakk kötülerle de iyiliğini yükseltebilir ve arttırır. Peki o zaman şöyle de bir ayet var. Onların yapmış olduğu iyilikte müzgarın önünde bir kül gibi savrulacak. Evet. Onların müzgarın önünde yapmış olduğu iyilik bu şeylerle alakalıdır. Kafirler, münafıklar ve kibirlilerle alakalıdır. Bu hadise onların o iyiliğidir. Onların imanına sebep o cahil alet var. Orta yerdeki bir iyilik fiiliyeti varsa bu iyilik fiiliyeti Allah'ındır çünkü.
Adnan'ın üzerinden tecelli ederse Cenab-ı Hak lütf-i ikram olarak Adnan'a hayır etten sağlıklıdır. İmanın olmadığı yerde iyilik olur mu? İmanın olmadığı yerde de iyilik olur. Bir topluluk vardır. İmanı yoktur o topluluk ama o zaman iyi şeyler olabilir. Yani onun iyilik onun içerisinde diyebilecek. Cenab-ı Hak'ın iyilik olarak affettiği fiiliyeti ne için de Allah'a ayet var çünkü. İmanın olmadığı yerde de iyilik olabilir. Ebu Cehil'in Hazret-i Peygamber sallallahu ve Selam Hazretleri doğruluğunda kaç tane deve kurban etmesi gibi bir şey var. Bu cehil, o kurban, deve infak etmesinin ona dair fayda olacağına inanılmaz.
İmanın olmadığı yerde. Şimdi ben sözü diye tekrar bir şey söyleyeceğim. Mesela mesleğinde anlatılan bir adam var, evinde kırbaç ile ağacın altındaki birisi yatıyor. Böyle uyurken ağzına yılan giriyor. Yılan girince ona söyleyen adam hemen onu kırbaçlamaya başlıyor. Bir de elma yediriyor, çürük elmaları yediriyor. Adam sercenişte bulunuyor, neden bana böyle ediyorsun diye. Ama şöyle de bir durum var. O adamın, bu yan adama yapmış olduğu fiil iyilik değil. Acıtıyor. Peki o zaman iman etmeyenin yapmış olduğunda böyle bir şey olabilir mi? Normaldeşin iman etmeyen kimse farklı bir noktada, ehli kemalin davranışı farklı bir noktada. Sen velilerin davranış biçimi ile ehli iman olmayanın davranış biçimini aynı kefe koyun.
Bir velinin davranış biçimi, o kimsenin kurtuluşu içindesi. Dışarıdan bakıldığında onu azarlamıştır. Bir kimse evladını azarlar mı, azarlar. Evladını azarlaması onun evladını sevmediğinden mi diyor. Hayır, onu kötülükten men etmek için azarlamıştır. Onu yanlışlıkten men etmek için evladını azarlamıştır. Dışarıdan onun baba oğul olmadığını veya baba evladını bilmeyen bir kimse, der ki ya ne kadar sert bir adam, küçücük çocuğu böyle azarladı der.
Dışarıdan örüldü. Ama onun haklı yerde azarlaması evladını sevgilendirir. Bu bakış açısıyla kafirin veya gayrimüslim bir kimsenin veya kötü bir kimsenin iyilik yapması hayli kefede değil. Hayli kefeye koyabiliriz. Bakın orada birisi normalde kötülük değil. Gerçekte, hakikatte iyilik yapıyor. Ötekini gerçekte iman etmenin kötülük yapmış olamaz. Olabilir. Biz orada zahire göre bükle diyoruz. Yine o iyi insanın kırbaçlamasını zahire göre baktığımızda kötülük yapıyor. Zahire kötülük yaptı onu. Zulmetti ona zahire. Biz öyle görürüz onu. Onun hakikatini görmediğimizden sonra. O yüzden kötü bir kimse de iyilik yaptı. Biz zahire bakıyoruz. Ya iyilik yaptı onu diyoruz.
Ama o iyilik yaptığı bir kimse belki de hakikatte kötülük yaptı. Biz onu bilmiyoruz. İşte kalbimiz onu mesela. Cancağızım biz zahire göre hükmediyoruz. O zaman biz şöyle deriz o zaman. Bu iyilik yapan bir kimse hakikatte kötülük yaptı. Cezalandıralım. Onu biz bilemeyiz. Her kavuşmuyor babacım mesela bazı durumlarda. Tembelliğindendir kalbin. Yok kabul etmiyor mesela babacım. O da halkısının açık olmalı. Onu zahire göre kabul etmek zorundayız. Evet. Onun kredi kartı ödemesi var. İcra gelecek. Parasıyor.
Kartın çoğuyla alkol kullanılıyor. Ben de desem arama ortak olurum. Evet. İsrail'in yapmış olduğu olumlu fiilleri olumlu görebilir miyiz? Sonuçta var. Orada olumlu bir şey varsa biz onu nasıl olumsuz göreceğiz? Bizim birisini olan kim ve düşmanlığımız adalette şaşmamızı öngörmez. Bir kimse yüz tane iyiliği olsa bir tane kötülüğü olsa diyebiliriz ki bunun bir tane kötülüğü var.
Ama bir kimsenin yüz tane kötülüğü olsa bir tane iyiliği olsa deriz ki yüz kötülüğü var ama bunun bir de iyiliği var. Bizim yüz kötülük yapan bir kimsenin bir iyiliğini görmeyişimiz adaletten sapmamıza sebep olur. Yüz iyilik yapanın bir tane de kötülüğünü görmeyişimiz yine adaletten sapmamıza sebep olur. Söz konusu olan şey adalet. Onu yok göremeyiz. Zaten dünya üzerindeki insanların büyük bir çoğunluğu bu adaletsizliği, adaletsizce bakış açısına sahip olduğundan dolayı meselenin içinden çıkan. Ama bunu her sesin bilebilmesi mümkün değil. Ama bir kimsenin zerrece iyiliği karşılıklı kalmaz diyen bir Cenab-ı Hakk'ın adaletsizliği söz konusu olmaz.
Allah'a adaletle hükmeder. Zerrece iyiliği varsa o kimseye zerrece iyiliğini karşılığını verir, zerrece kötülüğü varsa bir kimsenin onu da affetmesi cezası eder. Yok edemeyiz. Kadere uymak ne demektir? Bir kimsenin kadere uyması demek beni Cenab-ı Hak erkek yaratmış, ben erkek gibi yaşayayım. Beni kadın yaratmış, ben kadın gibi yaşayayım demesidir. Çocuğumuza isim koyarken niye dikkat etmeliyiz? İşin koyma sünneti, nasıldır, adal nedir? Siz çocuklarına hayırlı isim koyunuz der. Çocuğun ev ömeğinden hakkı üçtür. Birincisi hayırlı isim koyması, ikincisi dinini öğrenmesi, üçüncüsü erkek çocuğuza herhangi bir meslek sahibi onun edilmesi. Kız çocuğuza ev işinden, el işinden onu öğrenilmesidir.
O yüzden çocuk doğduğunda mümkün ise ilk etapta ağzına çiğnemiş vurma vermek sünnettendir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'de ilk doğan, çünkü Medine'de Yahudiler böyle bir dedikodu çıkarmışlardı. Bu dedikodu da bunlar kısır, bunların çocukları olmuyor dedikodusuydu. İlk doğan erkek çocuğu olunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun ağzına kendi ağzından hurma çiğneyerekten verdi. Bu da sünnettendir. Çocuk ilk doğduğunda anne sürdüğü yerine çiğnenmiş hurma ağzına vermek, onu yutturmak veya onu dudağında gezdirmek sünnettendir. Ondan sonra yedi gün içerisinde çocuğun ismi konulması lazım. Hayırlı bir isim konulur. Sağ kulağına ezan okunur, sol kulağına kavmet getirir. Ondan sonra çocuğun ismi iki sefer sağ kulağına ya felan, ya felan. Üçüncüsü de sol kulağına ya felan diye ismi onun nida edilir.
Ondan sonra normalde on bir il Ras-i Fatiha okunalaktan çocuğun ismi konulmuş olur. Çok özür diliyorum. Sufileri reddeden bir dinli algılayışı. Sufileri reddederken neye göre Sufileri reddettiğine dair bir hakaret, bir yazı okuduk. Yazıda Hz. Mevlana'nın, çok özür dilerim bunu söylüyorum, kadınlar hakkındaki bir hakikat penceresi var.
Diyor ki, kadın arşu alaya çıkmış olsa, orada bir erkeğin tenasyon uzmanın normal bir haldeki yani, üreyebilecek bir haldeki halini görünce, arşu aladaki makamını aşağıya atlar diyor. O aşağılık olduğunu bilse bile o dünyaya düşer diyor. İşte diyor, kadının hakikati budur diyor. Bunu gören redd-i sufiyeciler diyor ki, işte Mevlana, Hz. Mevlana böyle bir sakın diyor. Allah'ım bana bunun hakikatini göster diye dua ettir de, bir kadının gerçek amacının insanlığı, müslümanlığı, müminliği, neslinin devamı olduğunu, bu hususta onun doğurmakla bir kadınlığını tamam edeceğini, o yüzden o doğurmaya, anneliğe ve hayret koşarken onun bir vasıta ve sebep olduğunu, aslında onun için en büyük ibadet ve karşı kurulmaz bir hal olduğunu gönlüme geldi ve dedim ki, bu redd-i sufiyeciler burayı göremediler.
Şimdi biz bu noktada Hz. Mevlana'nın bu durumuna da mı redd-i sufiyeciler gibi zaviden hüküm edeceğiz? Bu normalde Hz. Mevlana, fıtrata aykırı bir hal üzerinde hiç kimsenin bulunamayacağını soruyor. Bir erkekle arş-ı alaya çıksa, arş-ı ala da Cenab-ı Hakk'ın huzurunda saf dursa ve ona da evlilikle alakalı bir hüküm söz konusu olsa, o da arş-ı aladan aşağı iner, o da evlidir. Yani kadının için o tenasüloz onun üstüne atlar diye böyle çok keskin bir şey koymuş. Redd-i sufiyeciler de diyor ki, erkek de aynı. Bu bakımdan baktığımızda zahire göre biz burayı red mi edeceğiz? Yok, yani kimi? Yani zahire göre. Hayır, Hz. Mevlana, Celalat-ı Rum Hazretleri'nin söylediği şeyin müstehcen bir şey değil.
Onu benim gönlüm yatıyor. Hayır, bir başkası için mi müstehcen? Zahiren, sapık yıkmıyor burada. Normalde sapık yıkmıyı çıkartacak olan insan çok sapıyor. Her şeyden sapık yıkmıyı çıkar. Ama Hz. Mevlana, Celalat-ı Rum Hazretleri'nin burada söylemiş olduğu şey, hayatın içerisinde var olan şey. Yani tenasül huzurlarıyla alakalı hadislerde de yer olmuş söz kelime. Hadislerde söz konusu olursa, hadis-i şerimlerde bu kullanıldıysa, başka nerede kullanılması neden sapıklık olsun? Yani zahirattan bize bu günlerden sapıklık oldu. Zahire de, hadislerde var bu. Hadis-i şerifte umutkanlığın sebebi, insanların tenasül huzurlarına fazla bakmaktan kaynaklandığına dair hadis var. İnsanlar kendi tenasül huzurlarına fazla bakarlarsa, umutkanlık sebebi.
Hadis-i şerifte sabit. Biz şimdi haşa bu sözü söyleyen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde sapık mı göreceksiniz? Gerizekalı. Hadis bilmiyorlar. Gerçekten İslam toplumu hadis bilmiyorlar. Ya ben bir sohbette Hz. Ayşe annemizin sözünü nakletledim. Tabi internette filan duyuluyor ya. İşte Hz. Ayşe annemiz derviş ki, her gece biz üryan olarak söylenip, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yapana öyle yatarık. Bunu söyleyince, vay ben bunu nasıl söylermişim? Sohbette değil, internettir de bana bir sürü şey, mail atmışlar. Ya bu kitaplarda yazılıp, bizde böyle bir enteresan din algısı var.
Asıl onu öyle gören sapık, kendi kafasında. Yani bir kimsenin tenasul organıyla gözünün arasında ne fark var? Eliyle bir başka organın arasında ne fark var? Organ, organdır. Bunu böyle görmeyin. Farklı noktada gören kimse sapık asılır. Veyahut da insan kendi fıtratıyla savaşacak. İnsanın kendi fıtratıyla savaşması haram. Bir kimsenin evlenmeye muhtedir olduğu halde evlenmemesi haram. Bir kadının evlenmeye muhtedir olması halinde onun evlenmemesi haram. Diyecekler. Açtan nasip olmayanın eşekten farkı yok. Zikrettiğim Allah'ı nasıl tasavvur edeyim?
Ona en çok hangi sıfatını tefekkür edeyim? Ayrıca peygamberimizin sünnetine uymam için dua eder misiniz? Cenab-ı Hak tasavvurdan uzaktır. Tasavvurumuza ne geliyorsa bunu ver dedi. Bir adamın panamını çalıştırıp onun parasını yemesine ne dersiniz? Şu anda hemen hemen herkes çalıştırıyor. Çocukları ya anağın evine bakıyor ya da çalıştıkları yerde büyütüyorlar. Herkesin hayat algısı. Kadınlarla çalışmasın. Asraftan biri gelir. Efendimiz'e sonra kıyamet ne zaman topar. Efendimiz de orası için ne hazırladırlar. Allah ve Resulü'nün sevgisi de günümüzde ibadet etmeyen insanlar bu olaydan kendilerine yol çıkarıyorlar. Sizce bu adamın ibadeti yok mudur?
Yoksa ibadetlerin gözünde hiç olduğu için mi yok diyor mu? Bu sahabe. Allah ve Resulü'nün sevgisi de Allah'ın emirlerini yerine getirip haramlar da işlemez. Nefsi terbiye yollarından biri de açlık. Fakat günümüz dünyasında çalışma saatleri neredeyse 12-13 saat bu çalışmayla bu günün açlık anlayışı nasıl olmalı? Siz dervişinizdir bunu nasıl yaptınız? Açlıktan kasıp hiçbir zaman doymamaklısın. Yemek yerken. Tabiat, tabiattan sahibinin haberi olmadan çalar diyor. Tabiat, tabiattan sahibinin haberi olmadan çalar diyor halinden. Ahlak geçici midir? Ne alakası var mı? Ahlak geçici bir şey değildir. Ahlak kalıcı bir şeydir. Eğer ahlak geçici bir şey dersek o zaman hiç kimse iyi ahlak sahibi olmak için uğraşmaz.
Biz ahlakımızı güzelleştirmekle emrolun düştüğü ümmetiz. Sapıkça sufilerin, sapıkça insanların görüş ve düşünceleri noktasında değiliz. Biz sufiliyiz, biz tasavvufu Kur'an ve sünnet tarihinde algılayıp yaşamaya gayret ediyoruz. Eğer normalde bir kimse işte tabiat dediğimiz şey dışarıdaki olayların güneşin doğması, ayın, dünyanın dönmesi gibi. Yoksa tabiat dediğimiz şey bizim kötü ahlakımız değil. tabiat dediğimiz şey iki gözümüzün, burnumuzun üzerinde olması. Tabiat dediğimiz şey ağzımızın, gözlerimizin önünde, yüzümüzde olması. Tabiat dediğimiz şey bizim ensemizde kulağımızın olmaması. Bunlar tabiatımız. Eğer biz kötü ahlakı değişmeyen bir şey olarak görürsek o zaman dinin bir hükmü kalmaz.
Peygamberlerin gürbüklü kalmaz. İyiliğin gürbüklü kalmaz. Biz o zaman otomatikman cebriyeye düşeriz. Biz otomatikman kaderiyeye düşeriz. Böyle bir algı yok. Herkes iyiyi, doğruyu, düzeli seçip ona koşmak zorunda. Herkes iyi insan olmak zorunda. Herkes iyilik yapmak zorunda. Herkes Cenab-ı Hakk'ın farz ibadetlerini yerine getirmekle mükeller. Mükellef. Mükellef. Mükellefiz. Kadınların doğurması tabiatındandır. Erkeklerin doğurtması tabiatındandır. Tabiat budur. Bir erkeğin doğurabileceğini düşünmeyiz. Nereye kadar ameliyat yaptırırsa yaptırsın bir erkek doğuramaz. Bu.
Bir kadın nereye kadar ameliyat yaptırırsa yaptırsın doğurtamaz. Tabiat bu. Önünde geçilemez. Fıtrat bu. Bunun önüne geçilemez. Bir erkekte bir kadında kendi fıtratına uygun yaşama sevindi vardır. Uygun yaşama sevindi. Hiçbir erkeği hadi doğurmayın diyorsun diyemezsiniz. Fıtrat bu. Bir erkek yüz yaşına gelse haram haramdır, helal helaldir. Yüz yaşına dahi gelse ona bir kadın koysanız onun önüne o kadına döner bakar. Veyahut onunla nikahlanmak ister. Onunla evlenmek ister. Onunla evlenmek ister. Bu erkeğin fıtratıdır. Bir kadın doğurganı var ise, doğurganı var ise kendisine uygun bir erkek gördüğünde ben ondan çocuk sahibi olmak isterim der.
O ondan bir çocuk sahibi olup doğurmak ister. Kadın kadındır. Bu değişmez fıtrat. Değişmez. Bir kimse evlenemeyebilir. Evliliğe muhtedir olmayabilir. Erkek de kadın da. O dahi evlenmeye gözünü diker. Evlenmesini yasaklayamaz hiç kimse. Ancak aldatmak yasaklanılır. Ona denir ki erkek, o erkek negatif noktalarını öne sürmesi lazım. Veyah ailesinin öne sürmesi lazım. Bizim oğlumuz terbeldir. Çalışmasını sevmez. Her gün saat 12'de 1'de kalkar. Bu çalışmayı sevmeyen bir çocuktur. Bu ailesinin bir katkıda bulunmaz. Bu bir insan, bir kadın bakamaz. Çoluk çocuk bakamaz.
Biz annesi babası olarak bunun arkasında duracağız. Bakacağız. Ya da annesi babası arkasında duramayacak. Biz arkasında duramayız. Ama bu evlenmek istedi. Geldik sizin kızınızı istemeyen. Gayet mahkum. Veyah da biz kız çocuğu, annesi babası şunu diyebiliriz. Bu her gün saat 2'de kalkıyor. Ona göre saat 2'de kalkmasını kabul edecekse bu kızın, bu ev işi, ev işi çamaşırdır, bulaşıktır bilmiyor. Bu saat 2'de kalkar, duşunu alır. İşte kahvaltısını yapar, yemeğini yer. İşte kahve içmeye çıkar, akşamına döner, sakınlar. Bunun da hayatı bu. Kabul ediyorsan al evlen. Değiştireceksen al evlen. Bakın bunların böyle söylenmesi de gıybet değildir. Evlenirken bir kimsenin özelliklerini söylemek gıybet değildir. Bu kötülemek değildir.
Kimisi bunu der ki ya kötülemişim beni. Kardeşim seni kötüleyen yok. Senin özelliğin bu değil mi? Evet. Bitti. Bunların birbirlerinin arasında söylenilmesi gıybet değildir. Bana soruyorlar, ne iş yapıyor bilmiyorum diyorum ben. Bakıyor bana şimdi. Kardeşim, bilmiyorum herkesin ne iş yaptığını bilmek mi ki? Bilmek demek mükellef. Gibi. Veya sen nasıl görür, ben bir kötülüğünü görmedim diyor. On gün sonra diyor ki bana, bana böyle dedin. Ya kardeşim ben yine kötülüğünü görmedim ki. Kötülüğünü görmedim bir kimseyi. Nasıl kötü diyeyim? Bunun gibi. Ama özelliklerini söylemekte bir beyiş yok. Kardeş bu erkek var ya benim bildiğim dört beş tane kızla gitti konuştu bir türlü evlenemedi.
Bu yarın Facebook'ta birisini daha görür onun da peşinden gider mi gitmez mi onu bir şey diyemem. gibi. Özellik. Benim bildiğim bu üç tane kızın canını yaktı. Bana çıkardı kızları. Dönün üçünü bilemem. Niçin? Herkes ahlakını üstün tutsun. Milletin başını.
Kimsenin hakkı yok. Kimsenin hakkı yok. O yüzden biz ahlakımızı yüksek tutmakla mükellefiz. Mükellefiz. Fıtratımızda uygun yaşamakla mükellefiz. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Amin. Estağfurullah el azim mi çekelim yoksa subhanallah. Subhanallah el azim. Hangisi evlatlar. Böyle de siz intisap ettiğiniz zaman. Kaç tane istiğfar çekerdiniz günlük. Sen tövbe et de. Sen günah işlemekten geri dön de. Aman yavrum ne çekersen çek. Sen tövbe ettin geri döndüm de. Hangisi diline kolay geliyorsa onu çek.
Sen bir daha günah işleme. İşlemiş olduğun günahları işleme. O yeter tövbe olarak sana. Biz tövbeyi zikir olarak yapıyoruz. Tövbeyi zikir olarak yapma. Tövbeyi güzel ahlak olarak yapma. Sen bir şeyh efendinin Allah rahmet eylesin dediği gibi tavuk tövbesi yapma. Derdi ki tavuk tövbesi gibi tövbe. Tavuk tövbesine tavuğun karnı acıkınca gider çok affedersiniz necis yermiş. İnsan necis, hayvan necis. Karnını döndükten sonra gagasını başlarmış toprağa sürmeye. Tövbe yarabbim bir daha yemeyeceğim derviş. Karnı acıkınca kadar. Sen kıydet etme, sen dedikoday etme. Sen günahlardan uzak dur. İnsanları aldatma, kandırma.
Aldatma insanları. O yeter. Birisini çekersin, çeksen. Sen hiçbir şey çekmesen. Ya Rabbi döndüm bundan sonra senin gözünün içine kalka baka. Ben harap işlemeyeceğim desen. Allah-u Alem. Yeter. Yeter, yeter. Sen yeter ki yapma bir daha. Sen yeter ki bir daha yalan söyleme. Aldatma, kandırma. Sen yeter ki dervişliğini kullanma etrafta. Sen yeter ki üzerindeki haydarınla aldatma. Sen yeter ki başındaki sarınla aldatma. Sen yeter ki etrafındaki arkadaşlarını perişan etme. Sen yeter ki ondan alıp ona verip ondan alıp ona verip onu herkeden çarçur edip at kenara ortalığı atma.
Sen yeter ki dervişliğinle kadınları aldatma. Hanımını aldatma. Etrafını aldatma. Sevgi pıtırcıyı görüp ellenip ertesi gün hakaret etmeye başlama. Sen yeter ki bu dervi bir de şeyhefendinin yanındayım deyip her türlü haldı karıştırma. Sen bu dervi başka bir şey istemiyorsun. Birisinin hanımı bize şikayet etmesin. Yeter ki birisinin arkadaşı demesin. Benim kredim kartımı aldı gitti ödemedi bir daha. Yeter ki birisinin arkadaşı demesin. Benden geldi bir günde bir lira aldı üç yıl geçti. Hala daha ödemiyor. Başka bir şey istemiyor. Allah bize ablesin. Amin. Siz Allah. Yarabbi ben bir daha işlemeyeceğim deyin ama işlemeyin. Bana dedin ki gel.
Helalaş bitsin dedi. Gittim üçüyle de helalaştım bitti. Bir erkeksiz, bir yakışıklı siz, bir iyi derviş siz değilsiniz. Bir yakışıklı derviş siz değilsiniz. Dervişliğini kullan. Gel iki bir hizmet et onu kullan.
Perişan olur insan. Yirmi sekiz yıldan beri biz buradayız. Nice iyi dervişleri gördük. Nice iyi nakipler, nikabalar, zakirler, çavuşlar. Nice iyiler. Allah Allah Allah Allah. Duvarın arkasından haber verenler. Saat kaçta kalktığını seni söyleyenler. Çorabını yıkılır insan.
Yıkılır yıkılır yüzü kaldırmayacağınız. Yıkılır insan. Hiç kimse kendini fasulye gibi nimetten saymasın. Burası dolup taşıyor. Burası dolar taşarı. Bak sen sabit durmaya çalış. O yüzden tövbe. Geri dönmemektir. Üç gün sonra kez kultta yeni bir hatunla konuştuğunu gördüğün zaman ne yapacaksın? Bir şey söylesin ben konuşamam der. Utanlıyor musun bana böyle söylemeye der.
Eşini üzmemek. Tövbe eşine sahip çıkmak. Evine bakmak. Çocuğuna bakmak. Eşine bakmak. Tövbe bu. Bismillahirrahmanirrahim. Estağfurullah. Sen aynı halde gidecek. Senin içine işlesin. Sen de ki bir daha haram işlemeyecek. Bile bile. Kasıtlı. Bir daha yap. Bunun içine baka baka yaşıyor herkes. Bu topluluğun içerisinde haram.
Şu konuda bir erkek telefonum yok. Kıymetli kardeşler. Kendinize çekidüzen verelim. Yapmayın. Çok üzülüyoruz. Bazen kendi kendini sorgulamaya başlar. Bu insanlar nereye gidiyor bu insanlık? Nereye gidiyor?
O yüzden lütfen. Bir de şunu tutturuyor. Bizi kandıracak mısın? Bizi kandırmaya devam mı edeceksin? Binsel ilişki haram. Midenden rahatsızlığım tedavi görüyorum. Abdestim durmadan kaçıyorum.
Öyle ki abdest alırken bile abdestimi tutanların namazını düzgün kılamıyorum. Tedavimi sürüyoruz. Namazımı nasıl kılabilirim? Mesela bir kimse örneğin yerlenmesini hiç durduramayın. O kimse namaz kılacağı zaman abdestini alınca namaza duracak. Namazda yerlenmiş olsa dahi abdesti abdest. Elinden kanama gelin. Yarasından kan akması gibi. Hanefi'ye göre. Bu sülü abdesti aldıktan sonra dişimizde yemek arttığı görsek tekrar mı bu sülü almalıyız? Yoksa dişimizi yıkamamız, fırçalamamız ki abi mi? Buradaki o kimsenin yemek artıntısı bir nohut büyüklüğünde ise ve bir nohut büyüklüğündeki yer dişin üzerine kapladıysa, ağzın içine kapladıysa altına sül girmediğine hükmediyorsan evet normalde bu devamlı oluyorsa o zaman senin ağzını çalkalaman yeterli.
Ama bu arada biri olsa kesin kuru olduğuna inanıyorsan ağzın içerisinde çalkalama, kanefiler, kanefiler ki kustum farzından olduğundan dolayı yeniden kustetmen gerekir. Yağız bilmiyorum hakkını zelal edemiyoruz. Tekkedeki sohbette sahabe bir harf öğrenince onu anlatmak için yol giderdi dediniz. Sizler de bir harf öğrendiğinizde eğer yol gitmiyorsanız imanınızı sorgulayın dediniz.
O an içime oturdu bize anlattığımız halde laf işitiyoruz. Biz anlattığımız halde de laf işitiyoruz. Bize kaç kişiye din anlattın, kaç kişiye tehdit çektirdin diyen sizsiniz. Bize ayette var, yeryüzünde dil oluncaya kadar mücadele edin buyuruyor Allah. Bize ne öğrendin, kendini terbiye ettin ki diyorlar, biz ne yapalım. Diyecekler, öyle diyorlar diye terbiyeden geri duracak değiliz. Haç için pasaport çıkarıp paraları yatırdık fakat şirket tarafından bilgilendirilmedi. Yiyecek, yiyecek neler alacağız? Sarık ve haydarlerimiz aynı mı olacak? Bilgilendirme toplantısı yapacak mısınız? Bilgi ve tecrübelenecek ihtiyacımız var. Allah razı olsun. Ben şirket yetkilisi değilim.
Ben de sizlerle bir harca gidiyorum. Eğer Allah nasip ederse, ben bu tür sorunlara maruz kalmamak için zaten meselenin içinde, önünde bulunmak istemiyorum. Çünkü bu tip meseleleri, bu işleri organize eden şirketler aynı zamanda da Suudi merkezi işlerin hiçbir karakteri yok. Yani siz zannediyorsunuz ki pasaportu aldık, vizeyi de aldık hiçbir problem yok.
Suud'da öyle bir şey var ki adam sana baksa tipini beğenmezse içeri almıyor. Gittiak olduğunuz ülkenin, ülkeyi siz normal bir ülke gibi görüyorsunuz. Veya şimdi bütün ülkelerde üç aşağı beş yukarı aynı oldu. O kimse size bakıyor polis, pasaporttaki polis. Sizin tipinizi beğenmezse mührü vurmuyor, geri gönderebiliyor size. Elinizde bir şey yok. Ne o? Hayır ben bu ülkeye gireceğim deyip de elinizde böyle bir delil yok. Böyle bir şey yok. Bu konuda herkes nasılsa ben de aynıyım. Ben kimsenin haberi yok deyip iki sefer pasaport gönderdim, ikisinden de geri geldim. Vize vermedi bana Suudi.
Ben biliyorum pasaportu verdiğimde arkamı sökün edeceğini. Ama ben de herkes gibi ben de pasaportumu verdim bizim demirin Yakup'a. O dedi ki senin vize çıktı. Hatta vizenin fotokopisinde dedi var. Bana fotokopi de lazım dedi. Ben yola çıktım gitmiştir benim için. Ben pasaportumu gönderdim de gönderdim. Nasibim olursa gelecek. Nasibimiz olursa gideceğiz. Bu noktada Allah affetsin sizler gibi düşünmem için. Birine gidemiyorum dese fevaran eder. Milletin ne üçkağıtçılığını bakır ne beşkağıtçılığını bakır. Hele hakkınızı helal edin. Bunu böyle tabirimi de maruz görün. Öyle Müslümanların dervişlerin önüne geçen öyle parayı filan böyle göndereceğim.
Büyük cesaret işleri bunlar. Evet. O çok böyle makul malum derviş gördüğünüz kimse. Başınıza ejderha kesilir. Ejderha kesilir. Ejderha. Bir sefer insan ısırıyor oradan. Hoş. Yani Allah rızası için olduktan sonra ne kesiliyorsa kesilsin de. Ama insanoğlu onun kafasında Ensesini boza pişirir bu. Boza pişirir boza. Bunu konuşmak istemiyorum da. Ya benim kasada Daha hala da senet var. O biz bir ömreye gidecektik de gidilmedi bir şey olmadı. Millet geldi biz seni tanırız dedi.
Sanki parayı ben cebime koyacak. Ben ondan sonra çekirdim kenara dedim ki yok hayır. Allah muhafaza eylesin. Parayı bana yatırdı. Şirket yetkilisi de ben değilim. İşte herhalde bir adem yazıyor. Bir de şey bizim Yakun Usta yazıyor yani var. İkiniz de aynı şirketlerimiz var. Onlara sor canım. Hoş onlar da ne yapacak ki? Onlar da Allah rızası için yola çıkıyorlar. Ceplerine girer çıkar mı var? Bildiğim kadarıyla artık. Yani Mahir için Ertan yazıyor. Ertan yazıyor. Sanki cebine giren çıkar mı var?
Ya hiç sormadım. İnancı bir şey var. Herkes bin euroya gidip geliyorsa Ertan'ın ömresi iki bin euro. Üç bin euro. Bizim Mahir lese kesindir. Deredil etmem neden? Ya Mahir işte otobüs tutulacak. Ya tutun siz oradan biz tutalım. Hep öyle yaşadık biz. Bilmiyorum değiştirsin değiştirin. Veya bir şey olacak. Eksik olur. Dervişler eksik bir şey istemez. Para ardında. Ama adam eksik yapar ola. Sen utanırsın. Ezilirsin. Yani adam parayı getirmiş sana vermiş ya. Sen sanki şirket etkinizi gibi hissedersin kendini. Sen bir şeyi kaldırırsın ortaya da. Ya ona desen bir dert.
Bunu kaldırdım desen bir dert. Bunu yaptım desen bir dert. Demesen bir dert. Demesen bir dert. Derviş kardeşler. Allah razı olsun. Ömrelerini hışığı içerisinde yaparlar. Gelirler. Ya biz de çok sevdiğimizden ortaya çıkmıyorduk. Şeyh Efendi diyorduk. Oğlum Mustafa Efendi sen ön ayak ol. Emredersiniz efendim. Yaşayacağımı yaşıyorsun. Şikayet yok. Sana ön ayak ol demiş. Ön ayak oluyorsun sen. O zannediyor ki. Vay be. Kaç para kazanıyor acaba burada. Koca koca her biri de hepsi de benden çok çok zengin adamların ciddi havaalanında kaç yedi bin kusur, yeryal, fazlalık eşyadan dolayı para ödeneceği zaman hiç kimse kalmadı diye anlayalım.
Hiç kimse kalmadı. Biz Seyit Taş ile oturduk. Seyit Taş bütün cebindekileri çıkardı. Ben cebindekileri çıkardım. Yalan olmasın. Bir kişi mi iki kişinin daha bir şeyler verdi bize. Onlar da cebindekilerden çıkardılar. Onlar hayatında yaşayamayacağım, yaşamayacağım bir zulü yaşadım. Yetmiyor para. Yok bitti para. Oradan Türk havaalanından bir görevli dedi ki. Şu odaya gideceğim dedi bana. Türkçe konuşuyor. Türkmen Türklerinden. Türkmenistan'dan. Şu odaya gideceğim dedi. Orada dedi müdür var. Sana bağıracak, bağıracak, bağıracak dedi. Aydın böyle. Sen susacaksın dedi. Parayı göstereceksin sadece elindedir dedi. Sadece elinde parayı göstereceksin dedi.
Grup yetmiş kusur kişi. Kuyumcusundan tekstilcisine kadar. Herkende hakkında denikot ediyor. İhlas etti de şöyle oldu da böyle oldu da gittim. Sevda dedim yapacak başka bir şey yok. Adana materyası. Bunu yutacağız biz bugün dedim. Bunu yutulacakmış yutacağız dedim. Gittim ben. Şehrin odasına gittim. Bütün ciltte de ki oradaki herkes biliyor bizim problemimizi. Çok biz içeri mal vermişiz. Herkes almış alacağım. Yanımızda. Ve herkes de diyor ki beni ki otuz kilodan fazla değil. Ben gittim girdim müdürün odasına. bana konuştu, konuştu, tepeden baktı. Araplarda öyle bir şey vardır.
O suvurdular da var ya, suvurdular bir türke hakaret etmeyi, bir türke tepeden bakmayı, bir türkü ezmeyi zevk edinirler ona. Öyle diyorlar. Konuştu, konuştu, konuştu, … Ben zikrediyorum o konuşuyor. En sonunda bir ama o aklı veren de orada. Bunu sen söyledin dedi. Bir de ona kızdı. Anlatsana yatırsınlar dedi. Yatırsın evindeki parayı dedi. Gitsinler dedi. Dedim o oldu o sene. Bir daha dedim. Suud uçağına binmem. Bir daha da binmem. Asla böyle şey yapmam. Bittik paraları yatırdık cebimizin son kuruşuna kadar. Gerisini de söyleyin. Herkes rahat etsin. O sene biz Ankara'ya indik. Ankara'dan buraya, biz Seyiptaş'la aç gördük.
Bir Allah'ın kulu bize de demedi. Karnınız aç mı, çok mu, paramız var mı yok mu? Sevdi o dedim. Sevdi o. Vur dedim bir taraflara artık sen. Üzme kendini dedim. Canını sıkma. Ben onu oraya vermeye başlıyorum. O kahvediyor. Çıkacağım, konuşacağım bunları. Konuşma. Çıkacağım, çalacağım. Söyleme. Çıkacağım, yapacağım. Yapma. Öyle dedi. Bir daha sene, bir daha gidiyor. Bir daha sene, bir daha gidiyor. Ben dedim ki grupta, otuz bir kilo olanı dedim alman eşyasını. Koydum kantarı otelin içerisine. Otuz kilonun fazlasını almıyorum. Otuz kilodan fazlasını almıyorum. Ondan sonra uçağa gidiyor.
Herkes çekildim kenara. Sevdi o da yanımda. Sevdi o bak şimdi dedim. Millet nasıl dedim. Ikılar sıkılar. Sekize katlana katlana uçağa gidiyor dedim. Uçağa girene şeyler ne o. Hostesler kızıyor. Bunlar da ikişer tane valiz herkeste. Hurmalar var. Yanlarında bir yolunda. Enşallah o da herkes. Kardeşler, yola çıkıyorsanız hesap etmeyin. Hesap etmeyin. Hesap ediyorsanız bize takılmayın. Hele bana hiç takılmayın. Allah rızası için. Amanın paranızda, fırınınızda, rahatınızda kaçmasın. Bazen anlatıyorum.
Kafanız değişsin diye. Biz diyorum hacca yolculuğa çıktık. Pasaportunuz elimizde yoktu. Biz Reyhanlı'ya gittik. Pasaportunuz yoktu. Biz güle oynayın. Var mıydı Murtaza elinde pasaport? Gidemeyeceksiniz diye. Bir tane yanındaki arkadaşlardan bir tanesi. Kafasına bile gelmiyor. Biz yiyoruz, içiyoruz, zikrediyoruz, gidiyoruz biz. Kafeyi kırarsınız. Bugün Oktay gelmiş. Burada mı Oktay? Oktay ile bugün biraz sohbet ettik. Murtaza'ya zorla. Dedim söylesek inanmaz hiç kimse dedim. Biz hacca gittik, geldik. Bakın hacca gittik, geldik.
Bir tane gümrük polisinin karşısına çıkmadık biz. Bir tane biz arabadan aşağıya yetinmiyorlar. Bir tane gümrük memuru bizim pasaportumuzu alıp, Mustafa Özbağ bu mu değil mi de. Bunlar gidiyorlardı, gümrükte pasaportta. Biz gidiyorduk.
Hesap kitap yok. Kardeş, benim yakın dayarıma gelmem. Matematik bozuyor beni. Ve bir tane böyle soruyorlar ya. Yanımızda ne götüreceğiz? Az önce diyorum ya. Ede. Giyeceğini bilmem, işeceğini bilmem, bana ne diyeceğini bilmem, bana ne kardeş. Ne alacaksın yanına? İstediğini al. Bir bırakacaksın. İstediğini bırak. Allah yardımcını bırak. Rabbim muhafaza eylesin. Ben gelinlik abiye işi yapıyorum.
Mal satarken ufak tefek yalan söylüyorum. Yaptığım günah olduğunu biliyorum. Bunun boyutu nedir? İnşallah bunu. Tövbe edeceğim. İnşallah. Yalan yok, yalan yok, yalan yok. Aldatlık yok. Allah muhafaza eylesin. Klimalar açısı daha iyi olmaz mı? Zannediyorum klimaların elektriği kesik bildiğim kadarıyla. Tekin yeni bir, tek yeni bir yasa çıkardı. Ondan sonra bu bir abone eğer ki içinde kullanıcısı farklıysa hemen abonelerini sonlandırıyor. Ondan sonra tekrar gidiyorsun. Bir daha senden abone para salıyor. Gibi böyle şeyler var. Tespit ettiğin anda oranın abonelerinin sen olmadığına dair hemen elektrik kesiyor. Buradaki da üç fazı kesti bizim kadarıyla.
Öyle mi? Burada üç faz vardı. Buradaki üç fazı kesti. Her yerde yapıyor bunu. Sadece buraya ait değil. Buranın aboneliği de bizim üzerimizde değil. Bizim üzerimizde olmadığından dolayı. Tek de bunu tespit etti. O yüzden buranın üç fazını kesti. Ama Allah izin verirse herhalde bu ay sonunda burayı boşaltıyoruz. Büyük bir ihtimalle biter mi ay sonunda? Büyük bir ihtimalle herhalde ay sonunda boşaltacağız burayı. Yukarıda bu sert başından namazgaha doğru çıkarken sol tarafta bir yer var. Orayı Adnan Hoca, Allah razı olsun, ilgileniyor, yaptırıyor olayı. Herhalde işte bir tek boyası kaldı, bir de tabanları kaldı herhalde. Değil mi? Bunda boyasını yapamadılar, kurumadı tam olarak.
Kurumadığından dolayı boyasını vuramadılar. Boyasıyla tabanı yapıldığında Allah izin verirse burayı boşaltacağız. Herhalde hacca kadar geçer miyiz? İnşallah. O yüzden buranın da normalde o üç fazının şeyini ne o? Abonelerini yaptırmadı arkadaşlar boşaltıldı herhalde. Durum bu. Sohbetlerimizde Hz. Bebnana'nın meslevisini de şahit ederken ve normalde olamaz.
İnsan ve mümin, surubi, devam, tenzil ele elde yürür. Tenzil noktasında durmayan iman-ı kemal olmaz edeceğiz. Muhittin İbn-i Arabi de Allah'ını bilmek hakkında Allah'ın hiçbir zaman bilemeyeceğini bilmekten bilmekten. Bu hususta Allah kutsi hadiste buyurdular ki ben gizli ve hazineydim, bilinmek isterim. Peki Allah hiçbir zaman bilinemeyecekse ve devamlı elzi edileye girecekse Allah'ın kendini bilinmesini istemesi bir tezat değil mi?
Orada bilinmeklik sıfatlarıyla alakalıdır. Bir kimse sıfatlarını bilir, sıfatlarını bildiği kadar onu bilmiş olur. Sıfatlarını bilir, kendisini bilir. O yüzden bu sıfatlarının da sonu yoktur. Sıfatlarının bilinebilirliği var mı? Sıfatlarının tetriyatını bilebilir. Hakikati değildir belki. Ama o zaman tenzihin anlamı kalmaz birbiri dediği yerde. O yüzden tenzih ediyoruz abi. O zaman bilemediği nasıl bilecek? Bilmediğini bilerekten bilecek. Bilinmeyenin bir sonu yok o zaman. Yok. O zaman neden Allah bilinmeyi istiyor? Bilebildiği yere kadar bil. Bizim bilmemizin bir sonu olacak ki. Yok.
Öğren. Bana ilginç gelmiyor ama senin için ilginç. O zaman. Aslında hissedebiliyorum yani ben boşuma gidiyor. Taptır zaten o zaman. Zevktir yani. Hiç bildiğini bilmedin, bilmedin dediğin oldu mu? Yani ben bunları kelime olarak söylemeye çalıştım ama açıkça söyleyeyim.
Bilhassa, karabah, kirli, teknik soruları üzerinde bunları daha iyi hissediyor. Yani hissi yaşanıyor. Bu anlatılamaz bir şey. Dervişlikte, dervişlikte edeptir. Bir kimse şeyhinin huzurunda örneği. Bildiğini dahil bilmiyorlar. Veya bildiğinin dışında bir şey söyler Şeyh Efendi'yi. Veya zıddına bir şey söyler. Susa. Ben ihramdayken anlattığım bazen olanı. İhramdayken krem sürüyecektim. Daha ihrama niyetlenmedim. Niyetleneceğiz. Krem sürmek için üzüldüm dedim efendim. Krem sürmeyi unutmuşum dedim ben. Hızla dönecektim dedi. Ne kremi dedi. Efendim pişik oluyor da dedim ona krem sürüyorum. Caiz değil mi? Peki efendim kapıyı kilitleyip çıkıyor dedim.
Gittim kapıyı kilitlemeye. Yanındakine demiş. Kudubi demiş ezberinde. Bilir kendisi demiş. Caiz olduğunun. Ama ben caiz değil deyim dedi demiş. Böylelikle konuşmalı demiş. Susa. Geldi o arkadaş bana dedi. Krem sürmek dedi. İhramlanmadan ama. Caiz mi? Caiz dedim ben. E Şeyh Efendi sana sürme dedi. Sürme dedi. Sürme dedi. O sürme deme hakkına sahip dedi. Bana caiz değilmiş dedi. Bunu nasıl yakalayabildin dedi. Hiç muhalefet etmemek lazım. Bu nasıl bir şey dedi. Aklını kenara koymak dedi. O yüzden bilmediğini bilmiyorum dediğin an kazananlardan olmaz. Bilmiyorum dersin.
O sana daha da fazla veriyor. Seni hakkıyla tesbih edemedim. Seni hakkıyla tanıyamadım. Sana hakkıyla kulluk edemedim. Bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Bilinmekle ne olduğunu bilsem burada oturmazdım ki zaten. Ben de bilinmekle ne olduğunu bilmek için burada uğraşıyorum. Anladın?
Anladın mı? Fala vallahu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi