Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ağustos 2014 · 1:17:06
Allah gecenizi hayır etsin, gündüzlerinizi hayırlı etsin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı etsin, vücudumuzdaki her organın belli bir işlemi ve sınırı var, ancak biz böyle değil, görevinde neredeyse sınır yok, afetlerin de hayırı da çok biraz anlatır mısınız? Dil, insanı kâfir edersin, mümin edersin. Dil, insanı vezir edersin, vezil edersin. Ama dil kâfir ederken veya vezir edersin veya vezil edersin veya iman edersin, yalnız değilsin.
Onun arkasında, onun güç aldığı yer insanın kalbidir. Kalpte nifak var ise, küfür var ise, dilde de nifak ve küfür olacaktır. Kalpte iman, faydah ettiyse, küfür ettiyse, dil imanı söyleyecektir. O yüzden kalpte vezirlik var ise, dilde vezirlik süfür edecek. Kalpte vezirlik varsa, dilde vezirlik süfür edecek. Dil veya diğer huzurlar, bu noktada kalpten gelen hükme göre hareketlerdir.
O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. sizde bir el farkesi var. Orası iyiyse bütün organlar, vücut iyidir. Orası kötüyse bütün vücut ve organlar kötüdür. Bu da kalptir der. Asıl üzerinde durulması gereken, asıl üzerinde ihtimal ile, büyük bir dikkat ve gözün, rahıtanın hiç ayrılmayacağı yer insanın kalbidir. Bir kimsenin kalbinde ne varsa dilinde doğalacaktır. En çok sinirlendiğinde kalbinde ne varsa o çıkacak. En çok sevindiğinde kalbinde ne varsa o çıkacak. En çok kar ettiğinde kalbinde ne varsa o çıkacak. En çok kar ettiğinde kalbinde ne varsa o çıkacak. Bir kimsenin o yüzden en semişli anı, en üzüntülü anı, en kederli anı, en sinirli anı, en böyle bir şeyle karşılaştığın olmazsa olmaz anıdır ölçü olarak.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri imtihan size çarptığı andır. İmtihan o kimsenin bir şeye çarpıldığı andır. Veya bir şeyin ona çarptığı andır. İmtihan başka bir şey değildir. Aşırı sevindiği andır. Aşırı mutlu olduğu andır. Aşırı üzüldüğü andır. Aşırı sinirlendiği andır. Karar ettiği andır. Aşırı kar ettiği andır. Bu noktada insanın kalbi o zaman ne ile karşılaştıysa, kalbi ne haldeyse insan odur başka bir şey değildir.
Kalbinde olan dile sudur eder. Dil, göz, kulak, el, ayak. Dışarı tecelli ettiği şey. Asıl orada işin perde gerisi o kimsenin kalbidir. Dili bu noktada kalbinin tercümanıdır. Gözlük kalbinin tercümanıdır. El, ayağ kalbinin tercümanıdır. Başka bir şey değildir. O yüzden birisi size çok sinirlendik de size ne söylüyorsa size bakış açısı odur. Ben çok sinirliydim, böyle söyledim. Evet doğru söyledim. Senin bakış açın buydu. Ben çok üzüntülüydüm, böyle söyledim. Evet sen çok üzüntülüydün, böyle söyledim. Senin bakış açın buydu. Kalbin buydu. İnancın buydu. İnancın buydu.
Nasıl baktıysanız, nasıl gördüyseniz inancınız o. Sinirli anımızda genelde öfkede kusar insan böyle şeyleri. Genelde çok üzüntülü anında kusar insan bu tür şeyleri. Genelde büyük bir sıkıntıyla, bir imtiharla karşılaştığında o kimse kusar içinde ne varsa. Hani kadının birisi feryat figan ederken Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki seni böyle feryat figan edilen ne ki? O da diyor ki oğlum öldü.
Ona biraz teskin edici bir şey söyleyeceği zaman git başından şimdi dedi. Kadının ona. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yürüdü gitti. Yürüyüp gidince birileri dediler ki sana onu söyleyelim. Bilmiyorum. Deyince dediler ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dedi ki ya Resulallah oğlumun öldüğünden dolayı ben ne yaptığımın farkında değildim.
O zaman dedi Hz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona. İmtihan size çarptı anladı. Bir şey size çarptı anladı. Sizin kalbiniz o yüzden zuhur eder içinde ne var ise. Birisine sevginiz varsa sinirlendiğinizde küfrelemezsiniz. Karşı saygınız varsa sinirlendiğinizde kızamazsınız, kıramazsınız. Birine karşı muhabbetiniz varsa ben üzüldüğünüzde ona üzüntü veremezsiniz. Sinirlendiğinizde yani öftelendiğinizde üzüldüğünüzde sizin ona karşı olan gerçeğiniz çıkarmaydı. Üzgündüm, çok sinirliydim, çok öfteliydim, çok sıkılmıştır. İçimden güler geçerim. Olsun hiç önemli değil helal etmek istiyorsanız daha helal olsun. Senin bana bakışın buymuş.
Senin bana olan hislerin buymuş. Senin bu noktada bana karşı olan kalbi durumun bu. Bu size ölçü oldu. Biz size bir şeyler söyledi. Size baktığını söyledi. Sizde gördüğünü söyledi. Kendisini aktardı. Kendisinin ne seviyede olduğunu gösterdi. Sizi incitti. Kendisinin ne seviyede olduğunu gösterdi. Size olmayacak şeyler söyledi. Kendisinin seviyesini çıkardı. O yüzden birisinin ayağına bastığınız andınız.
Onun size olan bakış açısını gördüğünüz ha. Yer içerken her şey boştur. Tatlıdır her şey. Harika. İzine karşı olan duygusu çıkarmayın ama. Menfaati elinden gittiğinde çıkartın. Bir insanın karşısındaki ne olan duygusudur. Bu acı gerçektir. Bu gerçeği görüp bu gerçeğinizle de barışacaksınız. Veyahut da dervişlik edip. Birisi size bir şeyler söylediğinde ben duymuşum demek hoş bir şey dersin. O yüzden o üzül dediğinde kardeş veya eş veya çocuk veya anne baba hiç önemli değil. Özür dilemene gerek yok. Ben ne olduğumu senin ağzından duydum şimdi dinledim.
Cenab-ı Hakk benim bu halden kurtar. Bir laf. Bir laf. Derviş onu kendisinden görür. Yani birisi geldi ona bu tip rahmet söyledi, bu tip şeyler söyledi. Hakaret vahiy. Derviş şunu diyecek. Allah razı olsun ben ne olduğumu senden dinlemişim. Kocuğu söyleyebilir. Kardeşi söyleyebilir.
Bunu annesi babası söyleyebilir. Bak kendi kendine analize. Söylediğin her şey bende varmış. Allah beni affetsin. Allah beni iddia etsin. Sen böylesin demez. Belki bunlar bende varmışlar. Allah bizi mahfaza eder. İçkiyi bıraksın dua eder. Allah cümlen haram işlerini, haramları terk etmesin. Çalışan işlerinde bardağın başka bir yere gönderiliyorum. Namazı sandalyede. Kılmalıyım yoksa evde kazayım bırakmalıyım. Kılabildiği şekilde kıl. Kılabildiği şekilde kıl. Nefsimizi zulmetmeyin.
Demek ki insanın her istediğini yapması anlamına mı gelir? Bunu nasıl anlamam olur? Nefse zulmetmek birinci derecede en önemli şey haramlarla iştigal etmektir. Bir kimse haramla iştigal ediyorsa o kimse birinci derecede nefsine zulmetmektir. Tam işlemek nefse zulmetmektir. Namaz kılmamak da haramdır. O kimse nefsine zulmetmektir. Oruç, arz, orucu tutmamak nefse zulmetmektir. Bunun gibi bir haram iştirirseniz nefsinize zulmetmektir. Bu işin bu tarafı var. Bir tarafı daha var. İbadet etme kastıyla sünnet çizgisini aşmak. ...gösteririz insana. İşte her gün oruç tutup hiç oruca ara vermemek gibi. Hiç uyumayı istememek gibi.
Burada söz veriyor ya. Bir kimsenin cinsel ilişkiyi terk etmeyi istemesi üçüncü şahıs da bu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azedir diyor ki Allah'tan en fazla korkanınız benim. Bu üçünden de uzak yerim. Cimal ederim diyor. Bir kimse fıtratının üzerinde bir şey isterse, bir şey yaparsa da nefsine zulmetmiş olur. Yapamayacağı bir işe söz verirse nefsine zulmetmiş olur. Ama burada en önemli şey haramlığa alıştigal etmek. Nefse zulmetmektir. Kıyamet elâmetlerinin en büyük.
Kıyamet elâmetlerinin en büyük zamanın başlangıçı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azedirlerinin... ...yol ile başladı. ...deyimiyle ayrı bütün peygamberler ümmetlerini deccal ile korkuttular. Deccal'ı hep anlattılar. Ama deccal anlatıldığı ve deccal konuşulduğu müktemçedir. Deccal'ın zuhuru gecikecek. Tehir edilirler. Deccal konuşulduğu müktemçe deccal'ın zuhuru gecikir, tehir edilirler. Deccal konuşulduğuna göre hâlâ da... Demek ki tehir edilecek demek. Deccal zamanında insanları dinsizliğe sürükleyer. İnsanları Kuran ve sünnetin dışına iten, insanların imanını gönlünden alıp götüren, insanları iman ve islam çizgisinden uzaklaştıran olgu, sistem, konum, durum...
Aklımızda ne gelirse gelsin. Fikir, düşünce, kitap, şahı, devlet... Bunların hepsi de içinde bulunur. O yüzden deccal'ın çok yüzü var. Devlete bakan yüzü var, hukuka bakan yüzü var, asayişe bakan yüzü var, sosyal ilişkilere bakan yüzü var... Kuran ve sünnete bakan yüzü var, dini algıya, anlayışa bakan yüzü var... İnsanların içerisindeki akrabalık ilişkilerine bakan yüzü var... Deccal'ın bakışı bu noktada yüzü çok. Yani şimdi la ilahe illallah Muhammed'e Resulullah diyen bir kimse bilir bilir deccale hizmet edebilir. Dışında bir şeye hizmet eden, bir şeyi olumlu gören kimse deccaliyete hizmet edebilir. Bunu hiçe sayıp, bu noktada aslında kendisini çok basit bir şekilde haramla ilişkilendiren bir kimse deccala hizmet edebilir.
Hatta, bakın, hatta deccal bu noktada öylesine sinsi, öylesine görünen, bakın, öylesine görünen bir oğludur. Tespit ettiği gibi, bunu hep tespit... Kişi İslam dünyası, deccalı, deccaliyeti ve deccalı olacağız.
Bu bir deccalı olacağız, biz deccalı olacağız. Bunun normalde işaretleri var, bunun normalde hadis yorumcuları, kritikçileri bu hadisleri yorumlamışlar. Bu noktada İslam dünyasının alemleri, ulanaları ittifak etmişler. Ve baktığımızda, o deccalın vazifesini yerine getiren her dönemiz, küçük deccalarınız var olunca. Yine her dönemiz, dini yenileyeniz, yine her dönemiz, kendince, her topluluk, bir de reis, kendi dönemlerimiz içerisinde hizmetlerini icra ederler.
Dini mezunmasında, anlatılmasında tıkanıklıkları, müceddetleri, hızlısına göre, saldırısına göre, Cenab-ı Hak ümmetin çıkmış, Pakistan'da birisi çıkmış, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de, Pakistan, Türkmenistan, Afganistan birileri çıkmış, Gidip, orada bir topluluk var, oradan daha geniş coğrafyaya ama daha bir coğrafyaya etkilemişler.
Ama bunlar bir şehri etkilemişler, ama bunlar bir ırkı etkilemişler, ama bunlar bir bölgeyi etkilemişler. Sonuçta, lazım oldu, Cenab-ı Hak onların etrafında bir etki alamamıştır. Kimselerin güçsüzlüğü, kuvvetsizliğini, başkalarının yüzü, kuvveti değil. Lazım olan Cenab-ı Hak bunu tekerle ettirmiş. Kendi dairelerini birisinden yukarıda görmek, diğer birini tamam görmek, en büyük hakaretler birisidir Allah'ın muhabbeti.
Deccariyete hizmet eden Deccal çocukları çıkmıştır. O Deccal'ın veletleri, peşhur çocukları, Bulundukları yerde, Kuran ve Sünnet'e savaş açmışlar. İyiliğe savaş açmışlar. Dine ve dindarlara karşı vurmuşlar, dine ve dindarlara karşı hunharca saldırılar yapmışlar.
Ama fikri planda, ama siyasi planda, ama ekonomik planda, ama askeri planda, ama devletler açmışlar. Kendi içerisinde Deccal piyonları oluşturulup, hukuplar çıkarılmış, ameyasallar, polis ve askeri teşkilatıyla dindarlara ve dine karşı mücadele açmışlar. Din ve dindarlara kan kusturmuşlar. Din ve dindarlara bu noktada en büyük eziyet etmişler. Bir şeydir, din ve dindarlara eziyet edilirken, din ve dindarların özgürlüğü için uğraşan, çaba gösterenlere de, dindarmış gibi görünen Deccal çocukları, onları da boğmaya takmışlar zaman zaman. Say çocuklara karşı, kimsenin peygamber, bir kısmı peygamber olduğunu, böyle bir cemaat gibi bir oluşumdur.
Dindar görmemiştir bu. Dindar görmediği için yeni bir dini oluşum, akım oluştururlar. Işık gibi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığında, yalancı bir peygamber çıkar.
Müseyyem'i tüp kezzaf. Yalancı. Burada çıkar. Sahte peygamber. Ve etrafında kahvanesi ne ders? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra, ben onun peygamberliğini reddetmiyorum. Müseyyem'i tüp kezzaf, Hz. Peygamber'in peygamberliğini reddetmez. Kur'an'ı reddetmez. Dikkat et! Tarih bize örnek getirirse, karşınızda sizin dindar görünen bir kimse vardır. Sizin Allah'ınızı reddetmez. Sizin peygamberinizi reddetmez. Dehcariyet böyle çalışır. Ama der ki, sizden zekatı kaldırdım. Hüseyin'i tüp kezzaf böyle söylüyor. Bir başkası da der ki, ihtiyacınızdan fazlasını dağıtın.
Bu size çok böyle mahkul gibi. Kur'an'dan da ayet getirirler size. Dersin ki, hadis-i şerif var. Kırkta bir bir dekar, hadislerin hangisi sadettir ki der. Dehcal böyle çalışır. Bir gözü şaşırdı çünkü. Bir gözünün şaşı olması, mana itibariyle, hepsi de ittifak etmişler, bütün Ehl-i Sünnet âlimleri. Ehl-i Şia da bunda ittifak etmiş. Bir gözünün şaşı olması, doğruyu görememesi. Bir gözünün şaşı olması, insanlara doğruyu göstermemesi. Din, Kur'an ve Sünnettir. O Sünnet-i Resulullah'a inanet eder. Bunlar, Deccariyet'in örnekleridir.
Deccariyet, İslam'a, din ve dindarlara karşıdan mı savururuz? İki, İslamiyet, din ve dindarlara yanı başından hançerler. Deccariyet, din ve dindarlara karşı yanı başından hançerler. Biz onu bizden zannederiz. Biz onu kendimizden zannederiz. Ayrı zamanda öyle insanlar gelir, onlar sizin dilinizden konuşurlar. Sizin dilinizden konuşurlar. Onlar sizin gibi namaz kılarlar. Sizden değiller. İşte yukarı kılmaz. Onların imanları boğazlarını, bunlar Deccariyet'e tek hizmet ederler. Bir kimse, Kur'an ve Sünnet'le sabit olan bir şeyi gevşetiyorsa, yok sayıyorsa bile bile, hata herkese atıyor.
Bile bile, Kur'an ve Sünnet'in, Kur'an ve Sünnet'in yaşanmasına takot koyuyorsa, bilin ki o Deccariyet'e hizmet ediyor. Bilin ki Deccariyet'e hizmet ediyor. Bilin ki Deccariyet'e hizmet ediyor. Bilin ki Deccal, kol kola. Sarmaş dolaş. Kola sarmaş dolaş. Bunları tanıyın. Bu, kıyamete kadar gidecek olan bir mücadele. Deccal ve çocukları hep olacak. Kıyamete kadar, Deccal ve Deccariyet'in karşısında da Mehdi ve Mehdiyet olacak. Deccal'ın karşısında da Mehdiyet'in çocukları olacak. O, bu noktada, Mehdi de, Deccal ile işin sonunda zuhur edecek.
Bu gerçek. Derlerdi ki, Mehdiyet zuhur etti. İyicez ki, önce Deccal'ın kendisi zuhur etmesi lazım. Çünkü, Deccal ile Mehdiyet'in zuhur at başıdır. Rivayetlerde, Deccal çıkar, ardından Mehdi çıkar der. O yüzden önce, Deccal zuhur eder, hemen ardından Mehdi çıkar. Hemen ardından. Çünkü, kötüyü simgeleyen zuhur eder, Cenab-ı Hak o kötülüğe karşı, hemen iyiliği kuvvetlendirir. Kötüye karşı ne yapar? Hemen iyiliği kuvvetlendirir. Din, iman, orta yerden kalktı. İnsanlar, vahşi bir hayat yaşamaya başladılar. Kötülük, tabiri caizse, insanların tepesini açtı.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gönderdi. Nemrut'un, Nemrut'lu zirve yaptı, Cenab-ı Hak İbrahim'i gönderdi. Firavun'un, Firavun'lu zirve yaptı, Cenab-ı Hak Musa'yı gönderdi. Zirve yapar, Zirve yaptıktan sonra, o kötülüğün karşısına Cenab-ı Hak bir iyilik gönderdi. Deccaliyet zirve yapar, onun karşılığında da Cenab-ı Hak mefkiyeti gönderdi. Ve her beccaliyet numarasına karşı, Cenab-ı Hak bir mehdiyet zuhur ettirir. Her beccal oyununa karşılık, Cenab-ı Hak bir mehdiyete ve mehdi'nin askerlerine kuvvet verir. Kuvvet verir.
İyilerini bir noktada toplayan, hiç kimse kalplerin üzerinde tecelli sahibi olamaz. Tecelli sahibi kalplerin üzerinde, deccaliyet filan kurar, deccaliyet kendince, kendi saflarını verirler, mehdiyete kuvvet versin.
Oyununu bozar, oyunu bozar Allah'tır. Bu Anadolu topraklarından hiç oyunlar bozuldu. Oyunlar kuruldu. Cenab-ı Hak mehdiyeti galip getirdi. O Müslümanlara karşı kurulan tuzaklar bozuldu. 12 Eylül yaptılar. İktidar yaptılar, bozuldu. Bozuldu. Anadolu topraklarından din ve diyanetin konuşulmaması için, harp devrimini yaptılar, din ve diyanetin konuşulmaması için, kubani yasaklar, sünnet-i resulullah din ve diyanetin öğrenilmemesi için, medreseler kapandı, tekkeler kapandı, zaviyeler kapandı, şeyefendiler attılar, dervişleri attılar, hapse attılar.
Alimleri sürüm sürüm sürüm gördüler, hapse attılar. O tufanın altında, yeniden neş-i neva ettirdik. O evli sufi, o evli tarika, ev ev toplanıp zikrulah yaptılar. Evlere bastılar. Toplantıları bastılar. İrticacı bunlar. Bunlar halifeli yerine getirdiler. Bunlar padişanı tekrar geri getirecekler. Bunlar sultanlığı yerine getirecekler. Bunlar gerici, bunlar irticacı değil. Huzurunu yaptılar. Biz memleketimizde yaşananlara bakıyoruz. Bir şey Suriye'de oldu. Bir şey Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'ta, Mısır'da oldu. Bir şey Yemen'de oldu, Pakistan'da oldu, Hindistan'da oldu, Babiledeş'te oldu.
binasına Osmanlı'dan sonra söktü Deccali. Deccal her yere tohumunu etti. İngilizler Osmanlı topraklarının üzerinde kendilerinden olan hükümetler, devletler kurtuldu. İngilizler kendilerinden olan sermaye damlaları kurtuldular. Bütün bürokrasiyi bunlarla yönettiler. Milletvekillerini, partilerini bunlarla yönettiler. Tarikatları, cemaatleri, dini oluşumları bunlarla yönettiler. İşte şimdi seyreti, Vahadur, Allah dinini ve dindarları hakim kılacak. Onların oyunlarının karşısında gizli de olsa, yavaş yavaş da olsa Cenab-ı Hak bütün İslam dünyasında dini istihdam ettirdi.
Bahadırlar çıktı, kendinden geçenler çıktı, aşıklar çıktı, dervişler çıktı, ev ev sufilik yaptılar. Mahalle mahalle, oda oda oda Süleyman Tunahan Hazretleri çıktı, köy köy gezdi. Musebbibi arkasında duran Allah aldıkları yetiştirdi.
Altı köy gezden vermiş, yanında altında Süleyman Efendi Hazretlerinin talebesiyle görüşmüştü. Osmanlı'nın yıkılmasına imza atanlar Dine bakışını ve dindarlığını yazdırıp, insanları yeniden dine ve diyanete davet eden
bir noktaya geçti. Harika eserler çıktı. Ben bazen düşündürüm, bazen şunu düşündürüm, yıkılmaya ait birlerce tuğlanın. Yıkmaya kalkarsanız, karşılığı nedir diye bakarım.
Beni hesap ederiz. Ümit edildi, bu manada soru. Önceden yaptıklarını inşallah Dua'nın bu noktada. Cenab-ı Hak dinini yeniden neşvine vaha etti. Din dahları kuvvetlendirdi. Ardından 12 ev. Ardından 28 Şubat. Tıraştana tıraştana yürüyor. İsterdiler içeriden dışarıdan. Kuvvetlendirdi.
Kuvvetlendirdi tekrar. Ve inşallah İslam binasında Teccariyet'in nefesini kestirecek. İsteydiniz, duamız bu. Başka bir şey değil. O yüzden Kur'an ve Sünnet'in dışında, her ne var ise, her ne var ise, o teccariyettendir. O şeytaniyettendir. Bu kimden gelirse gel. Bu senin yanı başında bir derviş kardeşinden bire görünebilir. Söyleyebilir mi? İnanma, Kur'an ve Sünnet'e bak. Kur'an ve Sünnet'e bak. Bunun sancısını hep çekti İslam dünyası. Yanlışını görmediler.
İçerisinde de var. Sufilerle kendince ya bizim Şeyh Efendi'le hata yapar mı dediler. Şeyh Efendiler, iştihat et. İştihatta isabet etse demeyin, 28 Şubatçılarla beraber oldular. Hoca Efendiler, o gün için dediler ki, ya böyle olması lazım. Arkasından giden talebeler, kekmet vardır hocamızın gözünde değil. 28 Şubatçılarla beraber olabildiler. Oldular. Deccaliyetin oyununu görmediler. Sislinin yanındaki Eser Şeyh'i gibi. Yanındaki Diyanet İşleri Başmanı gibi. Din adamları gibi.
Biz Türkiye'de Müslümanı da görsün. Tam din ve dinden insanların yanında Şeyhler, hocalar,
onun yanında durdular. Ben hiç unutmuyorum, Bayındır'dayken, Bayındır'dayken, Demir Erci'ydi o zamanlar. Ankara'ya gitmişler. Biz de yeni dervişliğimizin ilk başları.
Çatışıyorlar deminle böyle. Ben de Risale'den mektubat 29. mektubat 29. mektup 9. kısım 8. terli, tarikat, tasavuk, hakikat namları altında bu mektubat, bu mektubattan buraya okuyarak onlara cevap veriyor. Tabi bu fakirin evi de o zaman için bir kiralık ev var bizde. Hiç kimse o nurcu kardeşlere elini vermeye cesaret edememişler. İhtirardan sonra oluyor bu. Kendilerinin kiralık, boş daireleri olmasına rağmen bu nurcuların. O zaman bana gelmişler, böyle böyle dershane yapacağız diye. Ne yapıyorsunuz siz? Söylediler, anlattılar. Hani basındasın diye basındasın. Karakola dedim. Yabancı değil. Hatta burdun evi isteyen Hüseyin ablılardır.
Kulaçların çınılması. Hüseyin ablılardır. Sizin ablılardır. Karakola dedim gitmemiştir. Ben giderim dediler. Sonra evvel açınca Çanzacı Necmi Ancavaz. Ondan meşhurdur o. Böyle içeri girmiş çıkmış. Böyle sahadır bir adamdı. O beni görünce de bir kahraman. Hani sen kahraman adamsın. Hani dershaneye teri verdiğinden. Beni davet ettiklerinden. Bana hemen bir sözleri verdiler. Ondan sonra oku bize ders yap diye. Allah'ın hikmeti. Ben de açtım. Bir selfie okudum çatır çatır çatır çatır. Ne biliyorsam söyledim herkes kaldı. Ben de kaldım kendi söylediklerime. Osmanlıncası çok. Çünkü böyle Osmanlınca iyi bilmek lazım.
Risale-i Nur'u anlayabilmek için. Yani Osmanlınca sözlük olacak. Osmanlınca'dan Türk siyamire bakmayın lazım. Böyle kaldı bütün herkes. Ben de gittim. Ondan sonra dediler ki ya sen daha önce şeye gittin mi? Hani Risale derslerinde yok gitmedim dedim. Hiç yaptım. Okudum mu? Hayır. Şunu var mı? Hayır. Ondan sonra neyse Necmi amca geldiğinde beni bir daha da araç ettiler. Bir daha gittim. Tabi hiç kimse sarık sarmıyor. Şey, Tamtece Necmi amca sarıl sarıyo bende. Ondan sonra bakıyom o sarıklığı geri kalan benim gibi çıplak. Bunlar mı Nurcu? Bunlar mı Nurcu? Bunlar mı? Sen misin dedim ben. Nurlara baktım.
Bir tek Nurcu var dedi. Kahraman dedi. Kim dedim ben? Üstad dedi. Bediüzzaman Hazretleri dedi. Geri kalan hepsi de Nur talebesi dedi. Şimdi anlaşıldı dedim ben. Ne oldu dedi? Bende dedim tenafuz oldu. Sen misin Nurcu? Bunlar mısın? Bunlar mı Nurcu? Diyedim ben. Gitti burada. Herkes Nur talebesi burada. Nurcu değil dedi. Bir tek Nurcu var. Odada bir üstad dedi zaman alacak deriz. Tamam dedim. Problem bitti. O her geldiğinde bana haber verdi. O da derviş zaten. Gelsin. Çivesini çekmiş. Bir şeyin çivesini çekmiş insanın yanına gelir.
Miras yedirlerden bir şey alamazsınız. Babasından bir iş kalmış oturuyor. Onu yönetiyor. O babasından kanını yönetiyor. Üstadlıklarda var ya. Doğuda güneydoğuda. Hasbelikader birisi şey olmuş. Babadan oldu. Hasta fazlalaşınca. Hayri bir tane de amca kökü çıkıyor ortaya. Ben de şeyhim diyor. Aman o da bizden ya ona da seslenelim diyor. O amca da şey oluyor. Hayri ondan da bu sefer bir şeyler geliyor. Babadan oldu. İşin içerisinde bir şey var. Bilmiyorum tabi birkaç yer söylediler. Oteller, lokantalar, dermişlerin kalacakları yerler, alışveriş edecek yerler.
Hep böyle ahlava-i tarikat açmışlar her şeyi. Bir amca çocuğu o da şeyhim diye isyan etmesin diye sen otelik çalışıyorsun. Öbür amca çocuğuna sen lokantaya çalışsın. Öbür amca çocuğu otobüs de taşıyor mühenneti. Sarsenlenmiş. Süda leze. Bu şeyler çıkıyor ortaya da tabi. İşin içerisinde. Çile yok. Çile yok. Sıkıntısını çeken yok. O yüzden o işin sıkıntısını çeken kimse bilir kıymeteli. Onun mücadelesini veren kimse bilir kıymeteli. Üç kişi, beş kişi, on kişi elinde toplamış. Onlara yedireceğim, bitireceğim, ders yaptıracağım. Zikrullah öğreteceğim, zikrullah yaptıracağım. Onlara bir şeyler öğreteceğim. O bilir onun sıkıntısı.
Öyle bir derdi yoksa adam, Söyleyeceğim, gereket oradan yarar. Der o olur diyor. Veya ona küssahlık yapar başka birisi. Neden? Bu işin sıkıntısını çekmemiş. Tırmalamamış. Kimse nasıl yetiştirilir, Kimse nasıl getirilir, götürülür, onun üzerine ne yeme karşılığını bilmiyor. Resmi çekmemiş. Diyor ya Hz. Mellana. Beni anacak sevgiliden ayrı düşmüş, perçem perçem olmuş bir gömül ister.
O lazım. Olmazsak o. İşte bunun gibi. Deccaviyet meseleyi toplanıyor. Deccaviyetin kuvvetlendiği yerlerde Allah velikiyeti kuvvetlendirmiş. Müceddikleriyle, velileriyle o umurda uğraşacak, koşturacak mümin insanları onun karşısına geçemiş. Allah bizi onlara anlayın. Amin. Günümüzde açlık sınırı 1000 liranın üzerinde, asker ücret ise 900 lira civarında. Günümüzdeki sistem kölelik sistemi değildir. Evet. Dünya üzerindeki ekonomik modellerin hepsi de köleliğin üzerine kuruludur. Bugün dünya üzerindeki insanlık kölelik mücdetir.
Bir karşı mücadele edecek, bu kölelik sistemini, düzenini değiştirecek inanç olarak bir tek İslam kalmıştır. O İslam'ı da şimdi kendi içerisinden hainlerle bozmaya, değiştirmeye çalışıyor. Dünya üzerindeki kasıtlı fukaralığı, kasıtlı fukaralık şu, insanları fukara bırakmak, kasıtlı fukaralıktır. İnsanları fakirleştirmek, bu kasıtlı fakirleştirmektir. Bir devletin düzeni ve sistemi faize dayalıysa, bir devletin düzeni ve sistemi faize dayalıysa, oradan kölelik var. Kurtulabilmiş ülkelerden birisi değildir. İran'da da vardır, ne tutan, gelip yakıp yıkmaya çalışırlar.
Türkiye'deki RİSE'nin arasında bir fark yok. Bir çıt daha ilerli. Ticaret yapısından NATO'dur.
İç sisteminin siyasi ayağı Birleşmiş Milletler'de raf alır. Ticaret yapısından köleliği böyle kademeleştirirsek bir çıt üstlerine çıkmaz. Merkez Bankası'na faizleri indir. Merkez Bankası'nın ipi hükümetin elinde değil.
Merkez Bankası da indirmiyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Merkez Bankası hükümete para satıyor. Merkez Bankası Maliye Bakanlığı'na para satıyor. Maliye'ye. Maliye diyor ki benim 5 milyon dolara ihtiyacım var bu ay. Merkez Bankası diyor ki %18. Şöyle görmeyin. Merkez Bankası bizim değil mi? %20'si bizim değil mi? Merkez Bankalarının içerisinde yabancı sermayeler varsa ve o yabancı sermaye tanımlanamıyorsa, açıklanamıyorsa işte biz onun kölesiyiz.
Bütün uluslararası bir sistemdir. Ben bunun adını Beccaliyet Sistemi diyor. Kongres. Önemli değil bak Beccaliyet Sistemi senin dininle uğraşmak. Ne zaman uğraşır? Eğer onun ekmeğine sen elini uzatırsan senin elini değil, kolunu keser. Sen Türkiye faizleri sıfıra izin müddesi var ya ne devlet kalır, hükümet. Savaş açarlar mesela. Zaten savaş açmış şu hazretlerde bildiğiniz topla tüpete savaş açarlar. Bir şeyi bahane edip sen benim ne o hani kurt kuduyu yiyecek ya kurt yukarıda, kurt aşağıda demiş ya benim suyumu bulandırıyorum.
O da demiş ya sen yukardasın, tan aşağıdayım. Kurt kuduyu yiyecek ya bir şeyi bahane edip bombalandığınızı görebilirsiniz. Siz şimdi kendi kendiniz aa olmaz diyorsunuz. Sizi de demokrasi getirmek için bütün şehirlerinizi yakıp yıkabilirler. Sizin de demokrasi, no, hukuk ve işte insan haklarına dayalı bir sistem kurulması için sizi yakıp yıkabilirler. Tasvip edersiniz etmezsiniz. Kabul edersiniz etmezsiniz. Kabul edersiniz etmezsiniz. Hiçbir partiye, herhangi bir partiye oy vermiş bir insan değil. En son doksan üç mü doksan dört seçimlerinde kaybol. O seçimlerde oy kullandım ben.
Şeyhimin emriyle. Bir defa ben rhabarandumda evet oyu atat kiliseye. Bir de o zaman oy kullandım. Tasvip edin etmeyin. Bakın tasvip edin etmeyin. Ülkede seçim oluyor. Seçimden bir parti kazanıyor. Yüzde kırk altı oyalıyor. İşte bu çevreler diktatörüye gidiyor diyor. Demokrasi nerede kaldı? Şimdi bunların dediği demokrasi. Demokrasi ile iktidar olacaksınız. Ümmet yanlışta toplanmazdır. Toplanmış. Hani yanlışta toplanmazdı?
Abi şerif buyduk. Bize bunu öğrettiniz. Dedi ki dışarıda herkes bakın tasvip edin etmeyin. Adam kırk altı noktadan çaldı. En son belediye seçimlerinde. Bir de ittifak ettiler hep beraber. Uğraştılar, çalıştılar, zilindiler. Can uğraştılar, yıktılar kendilerini. Seyrediyorum hayretle ben. Hainetle seyrediyorum. Bir cemaat yiyorum. Bir tarikat. Hainetle izliyorum. Gitar'da var ya baş çelik, baş tencere. Kırk altı tutuyor mu? Diyor ki diktatörlüğe koşuyor.
Diktatörlüğü diyor. İngiltere'nin kraliyetle idare edilmesi demokrasiye aykırı değil. Demokrasinin beşiği. İngiltere nasıl biliyor musun? Demokrasinin beşiği. Hindistan'ı katleder. Amerika'daki kızılderileri katleder. Girdiği ülkelerde bütün dininin hükmü yok. Ne olursa olsun katleder. Kat yapar. Devletler yıkar. İnsanların namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini, kızlarını, kadınlarını. Sokakta beş paraya satan hain İngiliz bizim karşımızda demokrasi peşi.
Biz geri kalmış ülkeyiz ya. Onların istemediği, tasvip etmediği bir partiyi seçerseniz siz diktatörsünüz. Kurtulmak yok. Birlikte dünya üzerini kurtaracak inanç olarak biz de İslam kaldık.
İnanç felsefesi olarak. Bizim için dil. Ben onların diliyle söylüyorum. İnanç felsefesi diye. Onlar da bunu görüyorlar. Aç açan İslam dünyasının insanlarına onlarla savaş açıyorlar. Yani işveren işçiyi belli saatler arasında belli ücreti tarzını satın almış olmuyor. Evet. İşveren işçiyi bu saatlerde öyle yapmışlar. Ama ne işverenin alternatifi var ne de işçinin alternatifi var. Antiksiz. Antiksiz. İslam ticaret sisteminde böyle bir şey yok.
Örneğin. İslam ticaret sisteminde gümrüt yok. İslam ticaret sisteminde kota yok. İslam ticaret sisteminde asker ücret yok. Herkesin ehliyetine göre, kendi sistemine göre ücreti var. İçmemizle, geymemizle, gezmemizle, evimizle, barkımızla, köleliğimizi arttırıyorlar bize. Ver daim buna.
Evinde üç taneden en az olarak söylüyorum bunu. Çok değil. Evinde benim sadece üç tane gömleğim var diyeyim var mı? Benim sadece üç tane pantolonum var diyeyim var mı? Başka var mı? İki, üç, dört, beş. Ben şimdi çatayı yükselteceğim. Evinde dört tane gömleği olan var mı? Evinde sadece beş tane gömleği olan var mı? Gömleğiniz değil mi? Evet.
Çoğalt gelebilir. Bunları tutmak için biz köleliğe devam edeceğiz. Bunları tutmak için, onları çoğaltmak için, onları yenilemek için köleliğe devam edeceğiz. Bakın bizim inancımız ne? İhlah.
Bizim Peygamberimiz kim? Sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Muhammed-i Mustafa. İşte o hayat ve düşüncelerin orada taptaze dururken sisteminin başındaki kimseler tarafından yıkılması gerek. Sicacık dururken onun durması dahi rahatsız ediyor çünkü. Sufileri hep böyle şey yaparlardı. Siz bir lokma bir hırkacısınız. Eski bir lokma bir hırkacı kalsaydım. Bir lokma bir hırkacı kalsaydım. Evet. Kahvaltı var. Doktor. İşte orada iki üç çeşit peynir var.
Birkaç çeşit zevkin var. İşte salı salı var, domates var. İşte kahvaltı var. Reçel var, bal var. Arkadaşlar biliyorlar. Doktor Türkler diyorlar ki. Ya baktı bunu. O kahvaltıyı zayıf görüyor. İki üç çeşit peynir. Ne bileyim işte. İsli et. Saman gibi bir şey bilmem o. Oralye Kayseri'nin pastırman gibi. İstli şeyler gibi. Arnavda. O bölgenin. Meşhur böyle pastırması gibi. Türkiye'den gelen karı koca. Doktor. Yüzü resmi. Közenizin resmi.
Biz yemenin, içmenin, yeğmenin kölesiyiz. Gecelerde Hacı Ahmet söylüyor İstanbul'da. Diyor ki. İnsanlar diyor. Kaçak çıkarmış adam evlerin tanesini. Bir buçuk saatten ev bitmiş. Hacı Ahmet kaçak çıkarmışlar? Kaç para demiştin ya? Kaç? Yedi yüz elliden başladı. Dokuz evde bitti. Kaç ev? Bin üç yüz tane ev. Kaç saatte satıldı? Bin üç yüz kişi aldı. Dedi ki.
Normalde yedi yüz elliden başladı. Dokuz elliden bitti. Dedi. Kaç? Dört beş bin kişinin içerisinde. Bin üç yüz tane daire. Bir saatte satmışlar. Bin üç yüz sattım. Ne sattım? Soru bir. İşçi yurt dışına temin etmeliyiz.
Sizce ticarete ilk olarak nasıl başlamalım? Ben marganos satmaktan başladım. Ben dedemin bakkal dükkanında başladım. Ondan sonra marganos sattım. Limon sattım. Kahve ocağında çaycılık yaptım. Ayakkabıcının yanında çalıştım. Satmış pazardan. Karnabağını sattım.
Pazarcılık yaptım. Orman işletmesine çalıştım. Memluluk yaptım. Ardından ölçtüm. Orada bir işletmede ön muhasebe gibi, muhasebe gibi oranın hem mal alımına baktım, hem tahsilatına baktım. Oldum kömür deposu açtım. Beyefendi Allah rahmet eylesin. Bırak oğlum ortağına dedi. Bıraktım ortağıma komple orayı. Hiçbir şey almayayım dedi. Hiçbir şey almadım dedi bana. Hiçbir şey almadım. Bıraktım. Göçtüm Bursa. Bursa'da önce köfteci dükkanı açtım. Hacca gittim geldim. Bir battım. Tekrar battım derken, kimseye borcum yoktu.
28 Şubat'ta yaklaşık 1 milyon dolara yakın borcumu aldım. Cenab-ı Hak yavru girdi. Bildiğim kadarıyla şu anda kimseye borcum yok. dediklerinden sorumlu değilim. Onlar da gelsinler, istesinler, söylesinler. E Cenab-ı Hak verdi. Ticaret yapın. Bir yerden başlayın. Hoşuma gidiyor. Örneğin. Bana dedi, devam edeyim mi? Devam et dedi. Bir insanın bir eğilimi bir tarafa ticareti olacak. Kendisi öğretilmiyorsa. Hayırlısı? Hep Ya Rabbi dedir onun kafası. Hele borcu da varsa hiç Ya Rabbi'den ayrılmam.
Gelecekte bir borç var. Mala girmiş, tek yazmış, senet yazmış. O hep Ya Rabbi makamındadır. Ödemeler sıkışır. Hep Ya Rabbi makamındadır o. Gelmiş, gitmedi, yan yattı, çamura battı. Hep Ya Rabbi makamındadır o. Ya Rabbi yardım et. Sabahleyin okuyor, okuyor gider. Dükkanı okuyor, okuyor açar. Borçlu insan öyle insandır. Borcu olmasa dahi adamın işi akıyorsa, devam ediyorsa o işi daha da büyütür. İş büyütür. E tabi bu sanatla değil, bu ticaretle habersemiş. Ama sanatkarlar dahi ticaretle iştikal etmek zorunda. Bir ayakları ticaret olur. Çok böyle ustalıkta inene gitmiş.
Artık o böyle ticaret değil, ustalığın para kazanır. O ayrı örtülü ticaretle. Yani çeydeti gördüm de o yüzden ayırmış. Ticaretle mağrı değil, ustalıkta artık fiyatı salmış o. Şey değil ya, o ustalığın da iş yapıyor. O ayrı. Veya Cütfuz'da biraz ticaret yapıyor, biraz ustalığı öner. Bunlar alç. Bunlar da sonuçta bir tarafları ticaret. Ticaret yapan kimse hep yarabbim makamındadır. Ticaret yapan kimse daha özgürdür. Ticaret yapan kimse daha böyle aklı kemale eder. Dükkan çalıştıran, yanında insan çalıştıran. O böyle daha özgürdür, daha iyi görür. Herkes böyle mi olacak? Ben isterim ki bütün Sufi kardeşler böyle olsun. Ben isterim ki bütün kardeşler bu noktada olsun.
İki, Tayyip Erdoğan'ın bir sözü para verip yatırım yapmak kolay. Önemli olan para vermeden yapmaktır. Bu harika. Ticaretle anlaşmak dedemin de işi. Bazen bazı arkadaşlara derim ben, işte bir yer satacaklar, bir şey yapacaklar. Ben şu işi yapacağım. Kaç para gelecek oradan sana? 50 bin lira gelecek. Verdim 50 bin lira sana. Ne iş yapacaksın? Söyle diyorum. Kim ticaret yapmak istiyorsan herkesin elini kalacak. Öyle değil mi? Var mı ticaret yapmak isteyenler? Kalırın elinize. Harika bir şey. Ne planın var? Halı mamulya.
Dükkanı açarsın. Çalıştın mı bu konuda hiç? Hala çalışıyorsun. Aferin. Kaç yaşındasın? 20 askerliğini yaptın mı? Askerlik büyük handikap. İki yıl iş yerini açarsan boşta bırakamazsın. Hedefimizdir diri kal. Anlaşıldı. İşin en ince ayrıntısına kadar olarak askerliğini yapacaksın, yâdilde bir yer aracaksın. İnşallah. Abi ne de bu var? Tamam. Başka kim var? Elini kaldırmak gibi. Ne iş yapacaksın? Sanatı ne? İnşaat ustasısın. Şu anda nerede çalışıyorsun? Kendi işini kalkalık yapıyorsunuz. Harika. İnşaatı sıfırdan olup bitirebiliyorsun ya.
Kendi işçiliğinle profesyonel olun. Aferin. İnşaatı. Harika. Hedefiniz olsun. Ticaret yapacaksın değil. Ben şu işi yapacağım, burada ilerleyeceğim. Harika. Kendinizi ona kilitleyin. Resulü bir sure için beni yaşlandırdı buyuruyor. Bunu söyler misiniz, sebebi nedir? Hangi sure için bunu buyuruyorlar? Yaşlanmak mı istiyorsanız? Ey Habibim ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. Selam olsun. Yaşlandırmışsın. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.