mustafaozbag.org

403. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Ağustos 2014 · 1:13:42

Selamun aleyküm. Allah gecenize eylesin inşallah. Cenab-ı Hakk'ın yüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Halim sürekli yapamadıklarımı, yapmadıklarını yüzüme vuruyor. Yavgânî çalıştıklarımda da onlara uygun değilse söyleniyorlar.
Bu bende sürekli hata yapıyorum. Doğru yaptığım hiçbir şey yok düşüncesi oluşturuyor. Zamanla kendime günlerimi de kaybettim. Kendime güvenimi de kaybettim. Bu dini hayatımı da içiyorlar. Arkadaşlarıma karşı da sürekli hata yapıyorum düşüncesiyle kendi içime kopamıyorum. Ailem bu içime kopanışından da şikayetim var. Sorun şu, hiç hata yapmaya, eksik yapmaya, kusur işlemeye hakkım yok mu? Sürekli nasıl mükemmel olabiliyor? Bu bütün büyük, genelde ailelerin hepsinde var. Bütün insanlarda var. Etrafımızdaki insanları devamlı eleştirmek. Bu noktada devamlı oluyor. Yaptıklarında hata, kusur bulmak. Yapamadıklarından dolayı tenkil etmek. Etrafındaki insanları olumlu noktada dizayn etmez.
Bu aile, bir anne, bir baba, bir çavuş, bir zatir, bir eğitici, öğretici, etrafındaki insanları olumlu noktada tenkit etmeli. Bir kimsenin bir eksikliğinden, yanlışlığından, hatasından, usulundan dolayı. Bunun bütün iyi yönlerini de silip süpürücü, onun olumlu taraflarını da yok edebilecek bir tenkit. Bunun böyle iyiliklerini de, güzelliklerini de orta yerden kalınan bir eleştiren bakış açısı İslami değil.
Aile hukukuna, eş hukukuna, çocuk, anne, baba hukukuna, derviş, sakin, nakit hukukuna, derviş, muşit hukukuna uygun değil. İnsanlar hata yapacaklar, bir iş yapıyorlarsa, bir yerde koşturuyorlarsa, bu ev, evde bayanlar yemek hazırlıyorlar, yakacaklar bir gün yemeği. Veya bir şeyi bozacaklar, veya bir şeyi dözecekler, veya deneme yanılma yapacaklar, bir şeyde başarılı olamayan müdürler.
Veya çocuklarınızı yetiştirirken, onların olumlu yönlerini yükseltip, metedip, onları olumlu olarak da bu noktada kazanmayı düşünmek, ama yapamadıkları eksik kalan şeyler varsa, onları tatlı bir şekilde ikaz edip, irşad edip, ikaz etmek, belli noktada, bu sessiz bir şey yapıyorsa, ikaz edilir. Bir kimse hata el bir şey yaptıysa, irşad edilir. Hata el bir şey yapar, bir kimseye nasihat edersiniz. Bu irşad. Ona irşad ettiğinizde, ona söylediğinizde, o hala hatada ısrar ediyorsa, ikaz edilir. O ikazdan da almıyorsa, ceza verilir. Önce irşad edeceğiz, anlatacağız. Anlamıyorum. Aynı şeyi tekrar edelim. İkaz edeceğiz. Aynı şeyde ısrar ediyoruz. O zaman, suçsa, ceza vereceğiz. Bu hani, eşleriniz, serkeşlik yapacağından korkarsanız, anlatın, irşad et. Olmadı. İşte, hafifçe vurdun. Olmadı. Yatağa ait. Ölçü bakımlarına yapacağız. Sizin çocuklarınız, irşad etmekle vazifeliyiz. Bir daha anlatalım. Sonra o
çocuk, anne babaya karşı nefret duygusuyla büyümesin. Bir daha anlatalım. Bir daha anlatalım. Ama çocuk bunu böyle bu noktada kullanıyorsa, alışkanlık haline getiriyorsa, onu bu sefer ikaz edelim. Veyahut da onu bu noktada ceza verelim. Bazen ceza bir şeyi kurtarır. Böyle hani İslam dinini cezasız göstermeye çalışıyorlar. Hani severim, sevimlerim. Yani hiç cezai yönteminin olmadığını veya cezai yöntemini saklamaya, örtmeye çalışıyorlar. Değil. Bir şeyde ceza gerektiren bir şeyde cezai vermezseniz, adaletle hükmetmezseniz, o ceza alması gereken kimseye de zulmetmiş olursunuz. O aileye
de zulmetmiş olursunuz. Kendi ailenizi, kendi ailenizi zulmedersiniz. Kendi dergahınız zulmedersiniz. Hazreti Peygamber Salullah ve Vesellem Hazretleri'nin sözünü unutmayın. Hırsızlık yapan kızım Aişe de olsa bileğini keser. İslam'ın en büyük, en büyük temeli adaletsiz. O yüzden çocuklarınıza da adaletli davranın. Çocuklarınızı ötelemeyin. Çocuklarınızın hepsinde başarısız noktaya koymayın. Etrafınızı da öyle yapmayın. İnsanlar şimdi acımasızca bu kültürü aldılar.
Acımasız bir şekilde bir kimsenin bir hatasından, kusurundan dolayı kökten tıraş edip kazıyıp atıyorken, eleştirirken, tenkit ederken veyahut da ona karşı çıkarken adaletle yapmıyormuş. O yüzden ben şuna inanıyorum. Eleştirecek olan insanlar dostane birbirlerinin yüzlerine karşı dostane bir şekilde gelsinler eleştirsinler. Bu dinin kendi içerisindeki bir mekanizmasıdır.
Çocuklarınızı da bu noktada, çocuk da adı üzerine çocuk, eşlerinizi bilhassa erkekler, kadınlar da aynı şekilde, kadın da kocasını ha bire eleştiriyorsa her şeyini, erkek kadının her şeyini eleştiriyorsa, o ev yaşanacak bir ev olmaz. Yaşanacak ev olmaktan çıkar. Bilhassa herkesler her şeyi eleştirip de böyle hani tabiri caizse çeneleri düşmeyecek evler. Çeneleri düşmeyecek.
Yoksa kadın şöyle diyecek, ben şimdi kuru fasulyeyi nasıl pişirirsem pişirip yine kabahat duracak, beğenmeyecek, eleştirecek. Ben şimdi ütüyü nasıl yaparsam yapayım yine diyecek, eleştirecek. Veyahut da yapacağım olduğu işlerde hep eleştirileceğini düşünecek. Yolda giderken hep kocası tarafından eleştirileceğini düşünecekler. Bir şeyi yaparken kocası tarafından hep eleştirileceğini düşünecek. Veyahut da kaynalılar, gelinlerini eleştire eleştire, gelinler şöyle diyecekler. Ne yaparsak yapalım, biz yaranamıyoruz, hep eleştiriyorum. Veyahut da erkekler şöyle düşünecekler. Ben çalışıyorum, çabalıyorum, var gücümle bir şeyler yapmaya çalışıyorum, hep eleştiriyor.
Toplum içerisinde bir şey söylüyorum, ben ağzımdan çapken daha iyi kadın beni eleştiriyor. Bu eleştirimin dozu kaçtığı zaman insanlar kendi içlerinde doğruyu da yapmakta tereddüt ederler. İş yapmaktan uzak dururlar, Allah muhafaza ederiz. O yüzden çocuklarınızı eleştirerekten büyütmeyin. Onların özgüvenlerini sarsmayın. Derviş kardeşlerinizi eleştirerekten onları büyütmeyin. Onların özgüvenlerini sarsmayın. Aile içerisinde, iş dünyasında etrafınızdaki insanları acımasızca eleştirerekten yürümeyin. Allah bizi muhafaza ederiz. İnsanda vicdan var mı? Bu vicdan yanlış yaptığımızdan mı devreye girer? İnsan kendi kendisinin vicdanıyla mı sordular? Vicdanımız öğrendiğimiz iyiliklerdir. Bize iyilik olarak ne öğretildiyse o bizim vicdanımızı oluşturur içimizde.
Bu duygumuzu da işin içerisine girer. Mesela bir küçük çocuğa biz acımayı, ona merhamet etmeyi, ona şefkat göstermeyi öğrenmiştik. Bu bizim içinizde vicdanımız olur. Zayıflara karşı merhametli davranmak, şefkatli davranmak öğretilmiştir. Bu bizim vicdanımızı oluşturur. Aldığımız dini eğitimler, aldığımız insani eğitimler, aldığımız iyilikler, güzellikler, aldığımız etraftan aldıklarımız ve Cenab-ı Hakk'ın kalbimize ilham ettiği, kalbimize ilham ettiği, vicdan olarak içimize onun çekirdeğini, nüvesini koyduğu şeylerimiz.
Ve bu bizim vicdanımızı oluşturur. Aklımızla, duygumuzla biz, o bizde vardır. Bu toplumsal bir öğreti de söz konusundur. O yüzden siz gitseniz başka bir toplumluya, örneğin işte zayıf insanların olduğu öldürüldüğünü görseniz her daim, oranın bir hukuku, kanunu gibi gelir size. Bununla vicdanımız getiremez, bunun gibi. Bu bir öğretidir, iyi ahirektir.
Tam muhakkak bunda Allah'ın, insanların kalbine koyduğu o nüvenin de muhakkak ki o Cenab-ı Hak bütün insanlığın içerisine koymuştur. Onun payını yok edemeyiz. Vicdan ve bulduğu aynı şey midir? O aynı şey değildir. İman eden ve etmeyenin vicdanı ve duygusu aynı budur değildir. Bu iki şey insanda fıtri midir? Bu noktada normalde iman da fıtriydir, vicdan da fıtriydir. Ama insanlar bu fıtratta ne kadar rüyalar?
O farklı bir şey. İfrat haccı nasıl yapılır demişler. Normalde birkaç kişi sordu, Allah nasip ederse, hacca bu sene niyetliyiz diye. Bana sordular, niye niyetleneceksiniz diye. Ben de ifrat haccına dedim. Bunun altına bir şart düşeyim dedim. İfrat haccı yapmamın sebeplerinden birisi şeyhim. Ben doksan iki yılında hacca gittiğimde Şeyh Efendi Hazretlerine sordum. Efendim ben hangi hacca niyetleneyim diye.
Sen ifrat haccına niyetlen evladım dedi. Öyle deyince ben doksan ikide ifrat haccına niyetlendim. Tabii 2005'te muhtazalarla beraber işte arkadaşlarla beraber tuttuğumuzda ben aynı niyete devam ettim. 2005'te de ben ifrat haccı. Arkadaşlara dedim ki ben ifrat haccı yapacağım. Onlarla Allah razı olsun hepsi de taas olduğundan ifrat haccı yaptılar. Bu Cenab-ı Hak nasip ederse üçüncü haccım olacak dedim inşallah. Bunda da sordular arkadaşlar, niye niyet edeceksiniz diye. Ben de ifrat haccına niyet edeceğim dedim. Benim sufiliğe bakış açım biraz böyle kendimce, kendileyim, kendiliğimde böyle söyledim. Ben onu da üstabımın bana bir emaneti, sana bir yol olarak görüyorum.
O yüzden elimden geldiğince ben o yolda bana tavsiye et diye, bana söylediğim, benim önüme böyle işte yıllar içerisinde, bunu böyle yap, şunu şöyle yap deyip de, böyle günlük meselelerin arzindeki şeylerde ben duymaya gayret ediyorum. Bu yüzden ben şimdi tekrar bana doksan ikide hacca giderken tavsiye etti, şeye uyacağım. Ben inşallah tekrar ifrat haccına niyet edeceğim. İfrat haccı da haccı kran gibidir. Normalde arasında fark, haccı kranda insanlar ilk önce gittiklerinde ömreye niyet ederler. Ömreyi yaptıktan sonra tavaftan çıkarlar, Arafat gününü beklerler. Pardon, ihramdan çıkarlar, Arafat gününü beklerler.
Arafat günü tekrar ihrama niyet ederler. Arafat biter, şeytanı taşlarlar, kurban kestikten sonra ihramdan çıkarlar. Eşlerin yanındaysa haccın tavafını ve haccın sayını yaptıktan sonra da, eşleri onlara bu noktada serbest olur. Haccı kran budur. Pardon, özür dilerim, bu temettüdür. Haccı kranda da aynı şeyler olur ama ihramdan hiç çıkmamlar.
ve ömreden sonra da tavafını yapmazlar, onlar tıraş olup ihramdan çıkmadılar. İfrat haccı haccı kran gibidir ancak bir tek kurban kesmek yoktur. İfrat haccına niyet edenler, işte ihramsız geçilmesi yasak olan mikat mahalline, ihrama niyetlenip girerler, hacca niyetlenip girerler. İlk Beytullah'a gittiklerine kudün tavafı denir ona. Kudün tavafı yaparlar, kudün sayı yaparlar ve şeyde, ihramda beklerler. Ne zamana kadar? Arafat'a kadar. İhramın bütün yasaklarını devam eder. İhramın yasaklarına tali olurlar, duyarlar. Arafat kim? Arafat'a çıkılır. Sabahına Müzdelife vakfesinden sonra şeytan taşlanır.
Şeytan taşlandıktan sonra haccın tavafını ve sayını yapmayanlar, haccın tavafının sayını yaparlar, eşleri helal olur. Haccın tavafını önceden yapanlar şeytan taşladıktan sonra tıraş olup yine eşleri helal olur. Bu noktada haccı ifrata niyet edenler kurban kesmezler. Onlar yanlarında kurbanlık da götürmezler, kurban da kesmezler. Önceden kurbanın yanında götürmek için o kadar insanın orada kurbanlık bulması mümkün değil. Bu yüzden bir de yolda kurbanlık taşıyorlar, eski hacılar. Çünkü oraya gittiklerinde kaç kişi olursa o kadar hayvan bulamama ihtimali var. Öyle olunca kurbanlığını da yanında götürüyorsun. Bu bir tabii o gün için bir müşkülat, bir sıkıntı.
Yanında kurbanlığı olmayanlar haccı ifradan niyet ediyor. Kurban kesmediklerinden dolayı nefislerini kurban ediyorlar. İfradın çünkü şeyin, ihramın yasaklarına devam ediyorlar. Yanında eşi de olsa eşiyle cinsel ilişkiye girmesi yasak, ihramlığın. Böyle olunca işte kaç gün biz şimdi yaklaşık ayın 27'sindir dedim bugün şey bana. Eee sekiz gün oluyor. Yaklaşık sekiz gün mesela işte ifrada diye dediğince sekiz gün ihramda. Kötü konuşmak yok, bir şey koparmak yok, bir şey hoplamak yok, zırlamak yok. Ben diyorum ki melekleşeceğim. Burada diyorum az yiyeceksin, az içeceksin, ondan sonra az uyuyacaksın, ibadete devam edeceksin. Kimse gözünü, kaşını kaldırmayacaksın.
Hani ifradın durumu bu. Öyle olunca tabii sekiz gün duracakmışız. Az tam sekiz gün normalde şimdi eskiler daha fazla durmuşlar. Ama sekiz gün de öyle kafanızı da çok büyütmeyin yani. Ahmet Okur burada mı? Ahmet Okur kaç gün Mekke'de kaldırdık biz o sene? 21-23 gün müydü? Tabii ben 92'de Hacı İhra'da niyet ettiğinde 21-22 gün ihramdaydım.
Böyle olunca tabii Hacı İhra'da niyet edince ihramda duruyorsun. İhramın bütün yasakları devam ediyor. İtikaf gibi oluyor bu. İhrarın durumu bu. Ama normalde işte kurban kesmiyorsun. Kurban kesilecek diye böyle bir kurban kesilmedi mi kesilmedi mi tereddüzi yok. Böyle bir şeyi yok. Normalde işte ihramdan çıkınca bayram sabahı ihramdan çıkmak için önceden Hacı'nın tavafını, Hacı'nın tavafını önceden yaparsan, bayram sabahı şeytanın taşladığında ihramdan çıkıyorsun. Her şey serbest. Eğer eşin yanındaysa Hacı'nın tavafını Hacı'nın tavafını önceden yapmadıysan, onu yaptıktan sonra eş bu noktada serbest oluyor.
O yüzden İhra Hacı, Hacı kırandan bir tek kurban eksiktir. Başka bir şey değil. Bir de ömre yapılmaz o kimse. Bol bol tavaf yapar. Hacı kırana veya temetriye niyet eden Hacı kıran da aslında İhra'ndan çıkamıyor. O da bir sefer ömre yapıyor. Başka ömre yapamıyor çünkü. Ama Hacı temetriye niyet eden bol bol ömre yapar. Ama ömre de bol bol tavaf eder. Allah kabul etsin inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse bugün öyle kendi kendime şey yaptım düşündüm. Ancak gidenler herhalde dergahtan bir üç kişi olacak galiba böyle giderse. Öyle mi? Olmazsa burada hepsini bir lübün tespit edip toparlayıp eğer lübün ise haçla alakalı bir sohbet edebiliriz inşallah. Siz ticaret yapmaya nasıl başladınız?
Günümüzde Ticari İlimler Üniversitesi'ni okuyan bile ticaret yapamıyorum. Gelip bir yere çalışıyorum. Ticaret yetenekle alakalı bir şey değil. Bu konuda biraz daha söylüyorum. E ticaret tabii normalde biz akademik bir ticari adam olarak kendimi görememiz. Ama biz alaylıyız. Neyi cümle? Esnaf. Esnaf. E tabii bu biraz hani tuhaf karşılanabilir. Birisine sorarlar ya işte nasıl şafiyiz oldunuz? Ben doğduğumdan beri şafiyiz söylüyorum diyor ya. Bunun gibi. Birisi işte bir mumsiki aleti çalıyor. Ondan sonra ona soruyorlar hani nasıl öğrendiniz diye. O diyor ki ben üç yaşında başladım, beş yaşında başladım.
Biraz. Bizimki de biraz öyle. Bizim dedemin bakkal dükkanı vardı. Ben parayı tanıdığımdan beri bakkal dükkanıdaydım. Çocukluğumda bakkal dükkanıda çalıştım. Biraz böyle işte dedemin dükkanında sabahları iyi iş olurdu. Yaklaşık iş olmadığı zamanlar iki bin ekmek satardı. İş olduğu zamanlar iki bin beş yüz ekmek satılırdı günlük. Üç tane fırın çalıştırdı bize. Fırınları bazen hep söylüyoruz böyle hani ezberlendi, replik gibi yaptı. Üç tane fırının eşya dükkanı ezbere biliyordu. Hele sabahları böyle önceden şekeri, kilo paketi yapmak mümkün değil. Başkan dükkanında üç dört kişi çalışıyordu. Babam geliyor yardımına.
Biz varız. Abim var. Babaannem var. Oğlunun bazen annem de geliyordu. Çünkü sabah herkes işe gidecek. Sabah herkes işe giderken tarım işçisi herkes. Herkes sabahleyin bütün ihtiyacını dükkanından alacak bir kere. Yani temel ihtiyaçlar çay, şeker, pirinç, fasulye. Ne bileyim gaz yiyor, isklet o bunları bilmezsiniz siz şimdi. Bunlar sabahleyin hızla günlükler olacaklar. Öyle değil mi kalınca? Kaç yıllık baktığınızda? Yirmi altı yıllık. İşe gidecek olanlar sabahtan ihtiyaçlarını görürler. Akşam ekmeklerini de alırlar. Yanlarına götürecekleri ekmeklerini de alırlar. Tarım işçiliği öyleydi. Biz onlara çıkı deriz. Onun yemeğini hazırlamıştır. Sabahleyin yanına bir ekmek bir tek birkaç kişi giyorsa onu da aldım diyecek.
O yüzden ben parayı tanıdım da ilk ticaret dükkanda başladı. Bakkal dükkanında başladı. Sonra biz babam maydanoz ekmeye başladı. Bahçeli bir kenarına. Biz normalde ilk okula giderken biz pazarda maydanoz satıyız. Hiç ihtiyacımız olmamasına rağmen. E şimdi de bu tarafa var. Mühend bize baktığında, sen Ahmet Ekon'un torunu değil misin? Evet, maydanoz satıyonuz. Ağrımıza giderdi bizim çocukken. Ben sonradan hamd ettim. Allah'a şükretti. İyi ki dedim maydanoz satmışız da öğrenmişsin. Babam serginin başına bile gelmezdi. Hiç böyle ihtiyacı yok. Biz tabii maydanoz bir de adetli. İşte kaç pağı?
Yüz bağı. Yüz bağı sattık. Ondan sonra kaç para? Bire bire de yüz lira. Çamadım yüz liraya eve götüreceğim. Babam vefat edince ben o işi devam ettirmeye başladım. Bu sefer cumartesi pazarları İzmir pazarına gitmeye başladım. İzmir'de satmaya başladım. Kendi maydanoz azdı. Ben onu satalım. Kaç pağı var? Yüz bağı. Yüz bağı sattıktan sonra o parayla gider. Satamayan adamın elinden alır. Yani pazarda alır. İşte bir yüz bağı daha bir başkasından olur. Bir daha alır satar. Normalde yüz bağı maydanoz yüz lira. Yüz lira alıp sattıktan iki yüz lira kazandım. Getirdim yüz lira yani direkt görürdüm ben. Kaç pağı maydanoz yaptırmam ne?
Yüz bağı. Al bir yüz bağı yüz lira. Bu senin. Ondan sonra kendi kazancıma yürüdüm. İşte kaç para kazanmışım? Yüz lira. Ondan sonra otuz lira anneme verdim. Otuz lira alma verdim. Otuz lirayı kendim alırdım. Bazen yirmi lirona, yirmi lirona üstünü kendim alırdım. Onlara da ben kendi kazandımdan başlık ederim. Bu okul zamanında böyle devam ediyor. Ben okula girerken her cumartesi pazar İzmir pazarında maydanoz limon sattım. Devam ettim. Ben normalde babam öldükten sonra ailemin bazı zevkini yoktur. Ben. Kendi harçını kendim çıkardım. Kendi paramı kendim yedim. Güzel para yedimler. Gaydi öyle zevkle para yedim bu. Ticaret insanı o günemi verir çünkü.
Ondan sonra devam ettim ben. Sonra ardından ne zaman ben boş kalsam, işsiz kalsam pazarcılığa dönerdim. Askere gidinceye kadar. Sonra işte birkaç böyle ticaret daha da. İşte ayakkabız dikânında çalıştım. Konfeksiyon dikânında çalıştım. Konfeksiyon mağazası ve atölyesinde müdürlük yaptım. Gibi ticaretle ilgili bir oradan itibaren başladı. Çocuklarınıza ticareti öğretin. Bu benim size tavsiye. Bir kimse kendi işini bilir. Kendince bilir. Bir başkası örneğin işte bir memurluk gidiyor. Bir ne bileyim bir yerde çalışma gidiyor.
Ben onlara da saygı duyuyorum ben. Onlara karşı saygı duymuyor değilim. Ama yarın. Bir kimse ticaretle alakalı kafasını bir tarafla ticarete şey akacak. Ne o? Bağlayacak. Resmi işte ben de çalıştım. Ben yine resmi işte çalışırken hafta sonları benim kafam yerine ticaretleydim. Ondan sonra da zaten şey efendi işte istifa ettim. Ödemiş'e gösterdi. Ödemiş'te aynı şeyi de devam ettirebilirim ben. Bir yerde çalıştım. Ondan sonra orayı da bıraktım. Orada odun kömür deposu açtım. Odun kömür deposunu da bırak dedi Şeremenli ortağını bıraktım. Kursa'ya kalktım. Bursa'da da ticarete devam ettim. Şu anda emekliyim dediğime bakmayın. Yolda giderken bir şeyin satılık olduğunu görelim.
Evinin olduğunu görelim. Alın satarım. Şimdi şu an değil. Ben emekliyim diyorum da bir dükkan yok. Bir şey yok. O yüzden. Yoksa şu anki de işim o yine. Bir şey denk gelirse herhangi bir şey. Bu caiz olduğu müddetçe hiç benim için zorundan değildir. Evdir. Arsadır. Arabadır. Ne bileyim. Maldır. Hiç önemli değil. Ben bir şey alırım. Onu satarım. Benim işim bu. Ben az tavrından geri durmam. Ben her şeyi Cenab-ı Hak veririm. Ama sebebi vardır ya orta yerde. Sebebi benim ticaretimdir. Cenab-ı Hak hamdü sena olsun. Rahat rahat bol bol geçinmek için bir kimsenin bu noktada ticaret yapması gerekiyor. Öyle bir dükkana kilitlenip ticaret yapmak ki benim işim değil.
O da benim işim. Ben onu da yaparım. Benim ruhum daralır. İçim daralır benim. Ben aktif olması lazım. Geniş olması lazım. Bir şey küçük dahil başlasa ben onu yürütmeden içim rahat etmem. Onu zirveye taşımam lazım. Zirvede olması lazım. On bir numarası olması lazım. Biri. Böyle de hastalık vardır. O yüzden normalde her bir de yanınızda sahip gibi bir adam varsa. Sahip gibi bir adam da varsa siz normalde küçük yerde bulmazsınız. Ona on kamyon mal olsa bakalım böyle tepelerinde duruyorduk her şey. Böyle bir on kamyon daha alırlar. Ne iş yaparsın?
İş yaptık önemli değil. Cüccaciye yaptık. Tıvı sarar gibi bardakları hızlı alırlar üstlükler. Onun kafası mantığı o. Benim de mantığım o. Benim de mantığım ondan geri değil. Sayıt orada. Normalde fırın kapları var mesela. İstanbullular gelip fotoğraf çekip İstanbul'a götürdüler. Hani bu mantık nereden geliyor diye. Bizimki fırın kapları kutusundan çıkarıyor üst üste koyuyor. Kutusunda satılacak olan malı istif etmeyi sever olmasın. Bunu da seversin. Yılıyor. Adamlar fırın kabı gönderiyorlar bize ahmet boyuna.
Fırın kabı bizden çöküyor. Yok. Toptancıda olmayan kadar mal var bize. Yani bir toptancıya gitse normal bir toptancıda. Bizdeki mal normal bir toptancıda yok. Biz ticaret bu taraftan tatlıdır. Biz oraya ne olur? Benim de derdim olur. Mesela diyelim ki ne yapıyorlar? Bornoz yapıyorum. Bornoz ne olur? Ben öz dileyim elinde stokta on bin tane bornoz yoktur. Bizde var. Ben bir yere borç kapattıydım. Kaç? On bir bin miydi sayı bornoz? Yok. Kaç bin tane verdik biz onun oraya? Yedi bin tane mi vermiştir? Bir kalemde.
Ticaret insanı cesaretle eder. Ticaret insanı bu noktada gerçekten Allah'a yaklaşır. Bakmam kolaydır. Nasıl baktığının farkına varmasın. Çıkmam kolaydır. Nasıl çıktığının farkına varmasın. Gena bak helalından herkese nasip etsin. Benim deneyim barakendecilik değildir. Barakendeciliğinde boynum karandı. Allah beni affetsin. Gücüm seninden değil. Ama o kadar hareket edilip benim işim değil. O yüzden ticaret yapacak olan kimseler işin bir ucundan tutacaklar.
Kendi dallarını seçecekler. O dallarını seçtikten sonra onun üzerinde uğraşacaklar, denilecekler, gayret gösterdikler. Gönlüm arzu eder ki arkadaşların hepsi de kendi yaptıkları işin toptancısı olsunlar. Alıp satıcısı olsunlar. İnşallah. Bakıma muhtaç bir anneannem var. Teyzenler ve annem sırayla bakıyorlar. Babam anneanneme bakmak zorunda olmadığını söyleyip, mallarını evlatlarının miras olarak doğutmuyor. Oturduğu evde haram yediğinde haram kiraya çıksın, malını paylaşlasın demiş. Annemle babam kavga etmiş. Bu konuyu açıklayıp getirebilirsiniz. Normalde bir anneye bakacak olan birinci derecede oğludur.
Oğulları yok ise, bir kadının oğlu yoksa, kızlarının kocaları ona bakma müsaadesi vermek zorunda değiller. Bir erkek şunu diyebilir karısına. Annene bakmanı istemiyorum, evden de içeri çıkmayacaksın. Veya annenin de eve gelmesini istemiyor. Bunu deme hakkına sahip bir damat. Zulm eder, evet zulm eder. Savaşan iki müslümandan da öldüren de cehennemliktir diye. Savaşan iki müslüman değil, bir müslümana kim silah çektiyse önce, silah çeken öldürülse dahi, silah çeken iki katildir öldürülürse.
Ben bir müslümana silah çektim, o kimse beni öldürdü. Ben iki katildim. Bir müslümanın bir müslümana silah çekme hakkı yok. Ancak bu zamanın din, şeyh-i islam veyahut da din alemi veya devlet başkanı, bunun hükmetmesi lazım. Bunun hükmedebilmesi için karşındaki müslümanın bahi, isyancı hükmünde olması lazım. Ancak bahi, isyancı hükmündeki bir kimse, devlet ona karşı öldürebilir, ceza verebilir. Anarşi çıkardığı için. Onun da hükmünü verecek olan devlettir. Bir kimse kendi kendisine de bu hükmü vermez. Eğer bir müslüman bizi öldürmeye gelmiş ise biz kendimizi savunmayalım.
Bunda normalde savunma hakkı var. Ama bir hadis-i şerif var. Ebu Zerif Gifare Hazretleri'ne sen diyor, kılıcını sakla. Başka bir rivayette diyor, kılıcını git, taşa vur. Diyor ki, ya beni öldürmeye gelirlerse? O zaman diyor, sen Adem'in oğlu gibi ol. Başka bir hadis-i şerifte, kısal kısal çekeyim konuyla söyleyeyim, konuyla alakalı. Sen eline bir sopa al diyor, kılıç değil, kendini korumak için. Şimdi bununla alakalı, uleman bir konuda ittifak etmemişler. Oradaki duruma, vaziyete göre o kimsenin kendisini savunma-savunmama mekanizmasını geliştirmesini söylemişler.
Çünkü içinizde bulunduğumuz mevcut ortam, içinizde bulunduğumuz siyasi, askeri, sosyal ortam, orada neyi emrediyorsa ona göre davranılması gerektiğini söylemişler. Bu noktada böyle belli bir köşeleri verdiği bir nokta yok. Bütün Hanefi uleması bu noktada bir ittifak halinde değiller. O zaman şu olabilir, mesela birisi sizin evinizi sizi öldürmeye kastetti. Siz onu öldürebilirsiniz, öldürebilirsiniz. Ama devletle alakalı bir şey oldu değil mi? Bu hadis-i şerifte diyor ki siz bu noktada diyor, devletle savaşmayın. Hadis-i şeriflerin bütün hepsinde de ittifak halinde bu. Eğer sizin başınızdaki diyor devlet sizin hakkınızı gasp ediyorsa, sizin hakkını bir gasp ediyorsa, size kötü muamelede bulunuyorsa, siz ona kılıç çekmeyin diyor.
Mücadeleyi bırakın demiyor, kılıç çekmeyin diyor. Bakın mücadeleyi bırakmak ayrı, kılıç çekmek ayrı. Hanefiler bu noktada bu hadisede ittifak etmişler. Devlete kılıç çekilmeyeceğine dair. Hatta bu noktada o zalim hükümdara nasihat etmek, onunla nasihat ederekten, tebliğ ederekten mücadele etmek en büyük cihattır hükmü var. Adi şeriften. Tabi bunlar böyle cihat etmeye kalkacak olan bir kimsenin, devletle mücadele etmeye kalkacak olan bir kimsenin galibiyetinin mutlak olması gerekiyor. Yani kesin galip geleceğine inanırsa, yani burada karşısında zalim bir devlet var veya zalim bir hükümdar var, oradaki İslam topluluğu kalkışmaya kalktığında, oradaki o devleti, o hükümdarı yeneceği yüzde doksan dokuzsa, o zaman diyor sen kalkışabilirsin.
Eğer bu kalkışmadan galip gelemeyeceğini bile bile kalkışırsan diyor, oradaki, kendi etrafındaki ölenlerin sorumluluğunun hepsinde kalkışmayı organiz eden imama yuklu. Anladınız mı bu mesele? Mesela 28 Şubat'ta kalkışalım diyen ehli tarikat vardı. Veyahut da bunlar gizli servisin oyunu diyor. İşte geldiler bana dediler ki böyle böyle, yok dedim ben silahlı eylemlerle karşıyım. Silahlı hiçbir şey yapmayacağız. Biz dedim mücadelenizi, derslerimizi yaparaktan, zikirlerimizi yaparaktan, sohbetlerimizi yaparaktan devam ettireceğiz dedim. Benim yolumdu dedim ben onlara, çok kızdılar bana. Hatta benim aklımda küfrüme retva verdiler dedim.
Arkadaşlarının içerisine girdiler. İşte bu pasif sizi uyutuyor, sizi kandırıyor, sizi ümmeti uyuşukluk haline getiriyor. Silahlı mücadele etmemiz lazım gibisinden. Arkadaşlarının içerisine böyle bir fikne saldılar o zaman. Hatta birkaç arkadaş oradan buradan bana geldiler bizim arkadaşlardan. Hani böyle nasıl yapıyorsun, cihat edilmesi lazım. Silahlanmak lazım. Omuzlarına vurdum, hadi dedim siz silahlanın, çıkın. Orta yere dedim, bir rüzgar oluşturun, biz arkanızdan gelelim dedim ben onlara. Tabi orta yere çıkan yok. Bunlar böyle gizli servislerin oyunlarıdır. Sonra 28 Şubat zaten bu noktada bazı ehli tarikat ve bazı cemaatlerle birliktelik yaptılar, barıştılar.
Onlar normalde bazı cemaat ve tarikatlar 28 Şubat ile anlaştılar. Ve 28 Şubat her darbecinin, bunu unutmayın, her darbe yapanın etrafında muhakkak dini cemaat, tarikat vardır. Kendisinin dini bir payandadır. O dini payandayla kendisinin bir tarafının da dindar olduğunu gösterir insanlara. Sisi'nin Eser Şeyh'ini yanına alması gibi. İşte 12 Eylül darbesini yapan Tenan Evren'in benim anam da Müslüman, babam da Müslüman değil, mitinglerde Fatiha'yı okuması gibi. Diyanet İşleri Başkanı'nın yanına alması gibi. İşte şimdi böyle açık açık konuşacağım şimdi, meseleler başka yönlere gidecek. Menzil Şeyh'ini yanına alması gibi. O zamanlar Fethullah Gülen Hoca'yı yanına alması gibi.
Onu teylülü, unuttuğumu ben unutmadım. Onu teylülü de Ülke Ocakları Derneği'nde muhasip gündürler. Bakın bu bütün darbeciler bunu yaparlar. 28 Şubat darbesinde da aynı oldu. 28 Şubat darbesini yapanlar da kendilerine birkaç tane az da olsa, küçük de olsa, fazla da olsa örnekleyeyim şimdi, izin vereyim. İzin vereyim. Haydar Baş gibi. Betullah Gülen Hoca'nın cemaati gibi. 12 evlümcülerin peşinde. Pardon. 28 Şubatçıların peşinde. Bunlar da 28 Şubat'ı desteklediler. Ses çıkarmayarak onlarla mücadele etmediler. Desteklediler. Desteklediler açıkça. Bu desteklerini devam ettirdiler.
Tam bu 28 Şubat'ta gizli servisler vardı ortalıkta çok. Çok gizli servis vardı. Mossad'ından tutun da KGB'sinden tutun da CIA'sine kadar. İngilizsiz zaten olmaz. İngilizler de dahil buna. İngilizler de dahil. Bu tip şeylerde böyle mücadele yöntemleri çıkar ortaya. İnsanlar mücadele yöntemleri koyarlar sizin önünüze. Bununla mücadele edelim derler. O esnada siz de böyle Allah muhafaza eylesin. Vatan millet sakar edip dür dür dür elinize silah alıp koşabilirsiniz. Ben 12 Eylül'den sonra bütün arkadaşlara benim tavsiyem hep şudur. Arkadaşlar bu ülkede silahlı sizin elinizde birisi silah tutuşturuyorsa bilin ki o silahın arkasında bir gizli servis var.
Birisi siz de silahlı bir bunu böyle internetten dinleniyor diye söylediğimi zannetmeyin. Böyle bir yerlerden korkumdan çekildimden söylediğimi zannetmeyin. Birisi bu ülkede sizin elinize bir silah veriyorsa ve silahlı mücadele etmemiz gerekiyorsa bilin ki onun arkasında İngiliz uşağı var. Başka kimse yoktur. Başka kimse yoktur. Bu mücadeleden uzak duracaksınız. Mücadeleniz fikri olacak. Mücadeleniz bu noktada eylem açısından ibadet olacak. Müslümanın her şeyi ibadettir. Bir kimse bilinç noktasında, fikir noktasında, toplanma noktasında, mücadeleniz, irşad noktasında kendisini bu noktaya koyacak.
Eyle silah almak yoktur. O yüzden elhamdülillah bu noktada sizden yeni gelenler için söylüyorum. Sizden önde gelen abileriniz sizin yüzünüzü karartacak, sizin yüzünüzü eğrizecek bir eylem yapmadılar. Bu şu, bu dergah Bursa'da, buradaki Bursa'daki kardeşler, Bayındır'daki kardeşler, Bursa'daki kardeşler, Bayındır'daki kardeşler, bu fakiri dinleyen, bu fakirle beraber hareket eden kardeşler, yirmi sekiz Şubat'ta fikri olarak, ders olarak, zikri olarak bu noktada yapılması gerekeni yapıp mücadele ettiler.
Evlerine kapanmadılar. Dersleri iptal etmediler. Dersleri tatil etmediler. Sepeti koluna, hareket yoluna demediler. Davalarını satmadılar. Davalarını satmadılar. Bazen beni eleştirdiler. Eşki arkadaşları neden bu kadar çok tutuyorsun? Ne derdi hiç hani üzerlerine bir şey söylemiyorsun diye. Ben kendimi burada alınmayın. Ben kendi kendime derim ki bunlar yirmi sekiz Şubat'ta benimle beraberdiler. Devrim bir böyle, Allah affetsin, bunu böyle benzetmek istemem asla. Her devrin kıymetlileri vardır. Her zamanın kıymetlileri vardır. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretten Ashab-ı Bedir'i özel koymuş ya. Ashab-ı Bedir'in hukuku da özeldir.
İslam dünyasının içerisinde hukuku özel olan tek topluluk vardır. Ashab-ı Bedir'dir. Bir şey olduğunda o Ashab-ı Bedir'den bırakın onu demişlerdir. Daha ileri söyleyeyim. Ashab-ı Bedir'in içerisinden içki içenler dahi vardır, dokunulmamıştır onlara. Bunu böyle çok söylemezler. Ashab-ı Bedir o kadar kıymetlidir. Hani İstiklal şairimiz Çanakkale şehitleri için der ki, Bedir'in aslanları ancak bu kadar şanlıydı. Bakın Çanakkale'de o bütün dünya milliyetlerinin topladığı ordulara karşı bulan askeri de, İstiklal şairimiz öyle bir yere koyar ki, Der ki Bedir'in aslanları ancak bu kadar şanlıydı.
E 28 Şubat'ta bizimle beraber, benimle beraber hareket eden kardeşler de, Benim nazarımda ancak bu kadar şanlıydı. Belki de o hengamenin içerisinde, kargaşanın içerisinde, o Cürcuna'nın içerisinde, Bu fark edilmedi. Ama herkesin evlerine kapandığı, Herkesin dergahlarını kapattığı, tekkelerini kapattığı, Derslerini tatil ettiği, iptal ettiği, Herkesin evin bozulur, işin bozulur, memurluğun bozulur, işçiliğin bozulur değil, Kılısını fırtısını toparlayıp, evinde dahi saklanırken, kendi evinde saklanırken, Kardeşler de benimle beraber, dersten derse koştular.
Ama, işte takip edildiler. Ama jürnallendiler. Ama o oldu, ama bu oldu. Benim üzerimden operasyonlar yapıldı. Benim üzerimden bir sürü laflar söylendi. Hepsine de kardeşler bu noktada, Dimdik durdular, direndiler. Direndiler. Ve bu sizin içinizde bulunduğunuz, Buradaki bu cemaat, Oradan geldi. Öyle dışarıda, Yüzünüzü eğdirecek, Yüzünüzü karartacak, Dilinizi ensenizden çektirecek, Elhamdülillah bir şey yapmadınız. Hamdolsun. 28 Şubatçılar, Ellerinde ne varsa üzerimize geldiler. Biz la la ilallah demeye devam ettik. Basıldık, basıldık. Öpüldük, öpüldük. Devam ettik.
Elimize silah almadık. Almayız. Sokaplara dökülüp bağırmayız. Bunu da yapmayız. Biz derslerimizle devam ederiz. Eve ev devam ederiz. Mücadelemize devam ederiz. Allah demeye devam ederiz. Dinimizi yaşama ve yaşatma mücadelesine devam ederiz. Yolumuz buydu. 28 Şubat'ta millet, Bizim dergahımız dahil buna. Açık bir şey ama, Bizim dergahımız dahil. Bazı yerlerde, Çoğunlukta, Kapılarına kilit vurdular, Kapattılar, dağıttılar. Evlerde ders yapmamaya başladılar. Yok polis bekliyor, Yok jandarma bekliyor, Yok fizika sürecekler, Yok getirecekler. Bunlar yaptılar. Ben onlara dedim, Yapmayın, etmeyin, kapatmayın. Kapattılar. Benim onlarla olan irtibatımın kesikliğinin temel sebeplerinden birisi de bu.
Benim nazarımda, Bir kimsenin karşısına firavun çıkmış, Düşman çıkmış, Süfyan çıkmış, Şeytaniyet çıkmış, Mücadele ediyorsun. O mücadele esnasında birisi seni bırakıp gittiyse, Bilin ki, O sizi yine bırakır gider. En sıkıntılı anınızda, En dertli anınızda, En problemli anınızda, Birisi sizi bırakıp gittiyse, Bilin ki, o sizi hep bırakır gider.
Bu benim alt ve sebemdir. Sizi en umulmadık yanında size bir hançer vurduysa, O yine en umulmadık zamanda size bir hançer vurdu. Vurun. Mümin bir delikten bir sefer ısırdı. İki değil. Bir sefer ısırdı mı? Bir daha ısırırsınız. Benim felsefem var. Birisi değil, der ki ya, inanmıyorum. Yok. Ve ne zaman fikrinden vazgeçip, Geri döndüysem, Yine ısıttırmıştım bunları kendine. Değişmezmiş. Hiç değişmez bunlar. Yine ısırır o.
Tövbe ettiyse Allah yoluna çıketsin kardeş, Benim yanımda durmasın. Benim felsefem bu. Kim olursa olsun hem bu. Değişmiyor bu işe. Bakın değişmiyor bu işe. Bu noktada benim onlarla olan arana set çekmenin, Birinci sebebi bu. Biz Allah için bir araya gelmiş bir insanlığa topluluğuz. Biz mücadele ederken, koşuştururken, Polisin, jandarmanın, Mitin, Mossad'ın baskısında dururken, Onlar dergahlarına, tekkelerine kilit vurdular.
Onlar geldiler, dediler ki, Efendim bizim iş yerimizi Mustafa abi mi açacak? Bizim çeklerimizi Mustafa abi mi ödeyecek? Bizim çocuğumuza, çocuğumuza Mustafa abi mi bakacak? Biz memurluktan atılırsak bizim çocuğumuza, Çocuğumuza Mustafa abi mi bakacak dediler. Kendilerince aklılardı. Şeyh Efendi de onlara dedi ki, Doğru söylüyorsunuz. Bu inatçı bir adam. Bu kapatmıyor, geri durmuyor. Siz bırakın dedi onlara. Bırakmak istediler, bırakın olun dedi. Onlar kendileri toplandılar. Onların malları var, büyükleri var, paraları var, Memurlukları var, çocukları var, eşleri var, bizim yok. Burada geçiyor. Şimdi bunu biz oturuyoruz burada. Şimdi bunu biz konuşuyoruz.
Onlar çok konuştular. Şimdi biz konuşuyoruz. Biz yirmi sekiz şubatçılarla kol kola gezmedik. Onların operasyonlarını koyun, gitmeyin. Basılacağımızı bile bile zikrullaha devam ediyor. Evet. Bayındırdı da aynı şeyler yaşandı üç aşağı beş yukarı. Oradaki arkadaşlar da yaşadılar. Buradaki arkadaşlar da yaşadılar. Yaşadılar o günkü arkadaşlar. O yüzden burada normalde insanlar mücadele stratejisini oturttururken, Ben kendimce o mücadele stratejisini oturttururken, Ele silah almak yok, sokağa dökülmek yok. Hep eski arkadaşlar görüyoruz. Asla elinize silah almayacaksınız.
Asla sokağa dökülmeyeceksiniz. Bu iki şeyi yapmayacaksınız. Bunu sizi yaptırmaya çalışacaklar, siz yapmayacaksınız. Çünkü aynı tezgahtan geçtik biz on iki yüzyılda. Hütmün bir sefer ısırdı dediğim o. Milletin banka hesaplarında, İsviçre bank hesaplarında paralar çıktı sonrada. O paraların arkasından millet birbiriyle çocuklar, torunlar birbirlerini vuracaklardı. Silahlar çekildi. Biz vatan bizde Sakarya diye koştururken, Kanımızı satıp, dernek kirası önderken biz, millet terilyonları, milyon dolarları götürmüş, İsviçre bank hesaplarında bekletmiş. Evet. Aynı şey İslami cenahta da yaşandı. Öyle bunu ben saklayacak, gizleyecek değilim. Hala da yaşanıyor.
İnsanlar milyon dolarları topluyorlar, nerelere ne yapacağız, nerelere ne götüreceğiz diye uğraşıyorlar bununla. Bu konuda da da alnımız açık. Enam geliyorlar. Ne paramız var ne pulumuz var mı? Orta yerde sizden para pul isteyen? Yok. Bitti. Sizden harçlık isteyen var mı? Yok. Bitti. Bunu bazen işte böyle dolaylı dergahın içerisinde sorup soruşturmalarına kızmıyorum sakın ha. Bin tanesini getiriniz de. Halep kaç yıldır oraya geliyor? Bir kuruşunun var mı bende? Yok. Kim var burada dışarıdan? İzmit'ten kim var?
İzmit'ten birisini gördüm ama var mı? Celil Memil burada kim var? Sen mi varsın? Kim var orada? Evet Ali. Kaç yıldır tanıyorsun beni? İki bin altı. İki bin altı. Var mı bir kuruşun? Dur. Ertan sen buradan İstanbul'a gittin ama oradan İstanbul'a var mı? Kim var orada eskilerden? Açan şey İsa kaç yıldır İstanbul'dan? İki bin dokuz beş yıl olmuş. Bir kuruş var mı? Bitti. Bir şey kaç yıldırsın? Yirmi bin ayı. Bir kuruş var mı hiç? Bilerek bilmeyerek içinizde borcum olan var mı hiç? Başka bir şey değil.
O yüzden bu strateji bizim koyduğumuz strateji kendimizin değil. Bu Kur'an ve Sünnet süzgecinden geçmiş ehli tasavvun stratejisi. Bizim içimizde para dolaşmaz. Bizim içimizde ticaret dolaşmaz. Ama yok biz yurt yapalım, yok okul yapalım, hamam yapalım, dergal yapalım, tekke yapalım, pamuk yerler cebe. Bunu da ben yapamayacağım. Yapmadım, yapamayacağım da. Cenab-ı Hak veriyor, bak kendi kolumuna öyle bir annesini vermiş. Hadi parayla yapın. Karabaş veli tekkesinin sigorta değeri kaç? Üçte milyon buydu. Ya öyleydi, üçte milyon üzerinden bize sigorta ettiriyorlar. O yüzden mücadele bu.
O yüzden Müslümanların birbirlerini öldürme gibi bir dertleri olmaz. Müslümanların böyle bu noktada mücadeleyle alakalı kalkıp da işte birbirlerini katletmeleri İslami bir mücadele değildir. Müslümanlar kendi yerlerinde başlarında zalim bir devlet, zalim bir hükümdar var ise onu tebliğ ederekten, onu bu noktada doğru yola getiremeye çalışarak onu doğru yola getirecekler. Bunun normalde her zaman için değişik yolları vardır. İşte Türkiye'de de o değişik yollardan birisi uygulanıyor. Sonuçta Türkiye'de Kur'an-ı Kerim yasaklanıp, samanlıklarda dahi saklanamazken, başörtüler kapıların önünden sürüklene sürüklene atılırken, Cenab-ı Hakk'ın bu sene olsun, içerideki ve dışarıdaki dönmeler, içerideki ve dışarıdaki Yahudi bozmaları, içerideki ve dışarıdaki neyini bilir sizler, Kur'an'dan ve sünnetten yana neleri yasaklamaya çalışırlarsa çalışsınlar, Cenab-ı Hak bu insanlara dini yaşama, dini yaşatma ve dünya üzerinde,
dünya üzerinde dinin tekrar hakim olmasına bu Cenab-ı Hak bu topraklarındaki insanları nasip edecek. Buna inanıyorum, bunun için mücadele ediyorum. Buna inanıyorum, buna hep inandım. Dervişliğimin başlangıcından öncesine, ülkücülüğümden itibaren buna inandım. Ülkücülüğün yolunda koşarken de inancım buydu. Silah almaktan geçme.
Bu böyle bir gelin kız sabrında kan eviçe işler gibi işlemekten geçiyor. Kan eviçe işler gibi sabırla direnmekten geçiyor. O yapma diyecekler, toplanmayın diyecekler, sen toplanacaksın. Senin nefsin ne diyecek? Zikrullah'a gitme, sen gideceksin. Senin eşin, onun çocuğun da diyecek, gitme derse sen gideceksin. Etrafındaki arkadaşların gitme diyecek, sen gideceksin. Polis buraya toplanacak, gelecek, sen çekecek, giremeyeceksiniz diyeceksin. Ertesi gün gelecek, tekrar gireceksin. Seni alacak götürecek, seni alacak götürecek. Sana istediği eziyeti yapacak, sen ertesi gün akşam evde durmayacaksın. Bırakacak seni, bıraktığının akşamı gideceksin, zikrullah vakasına oturacaksın. Mücadele bu.
Dergahın içerisinde dergah atarsan dergahın içinde duracaksın. Dergahın içerisinde hiç kimsenin namusuna, şerefine, kızına, oğluna, parasına, puluna, etrafına göz dikmeyeceksin. Şundaki çavuşuna, amirine, nakibine, nükamana tabi olacaksın. Kimseyi dinlenen bu dergahın adalı erkanı değildir. Sen dinle olsun. Biz de Allah için buradayız. Hiç kimsenin hiç kimseden maddi bir beklentisi yok. Bir makam beklentisi yok.
Makamsızlık var bizde. Makam beklentisi olan çeksin gitsin, bir makam yok. Para pul beklentisi olan da çeksin gitsin, o da yok. Biz burada para toplayalım, birinin borcunu ödeyelim, yok. Biz para toplayalım, birine iş açalım, yok burada. Para toplayalım, birini evlendirelim, yok burada böyle bir şey var. Yok, biz Allah rızası için toplanıp, Allah'ı zikredip, dinimizi öğrenip da oluyoruz burada. Bu samimiyetin içindeki insanlar bu samimiyetin dışında bir şey burada yaparlarsa hakkım helal değil zaten. Bunu her daim söylüyorum. Bunu her dairesine, kızına, oğluna, osuna busuna göz dikme. Böyle bir yalan yanlış haram yollardan bir şeyler yapmaya çalışanlara hakkım helal değil var ise. Herkes burada Allah rızası için gelmiş, Allah rızası için teslim olmuş.
Herkes eşini, çoluğunu, çocuğunu getirmiş, Allah rızası için getirmiş. Birisinin arkadan dolanıp bir şey yapmasına hakkım helal değil. O kimse burada durmuş olsa dahil. Çünkü buradaki insanlar, Allah yolunda koşarlarken arkalarına bakmıyorlar. Can hıraş, haftanın üç günü, dört günü, beş günü o kimse Allah yolunda koşuyor. Sohbetten sohbete gidiyor. Sen git onun kızına sarkıntılık yap. Yok onun kızınla görüşeceğim diye uğraş. Sen git onun karısına selam vereceğim diye uğraş. Sen git o semazen çocuğa, askıntı ol, onu yolundan edeceğim diye uğraş. Hakkım helal değil. Evlenmek herkesin hakkı. Dostol, çıkar adam gibi evlenir. Evlenmek her kızın, her erkeğin hakkı.
İş kurmak herkesin hakkı. Adam çıkar dostol, işini kurar. Yani bizim derviş kardeşler parayı kulu çok öyle uyanıklı, düzenbazlığı bilmezler ki. Ondan al üç lira, ondan al beş lira, ondan al sıkışıkım on lira. Dervanın içerisinde yirmi beş otuz lira çarptı. Sanki kar etti. Allah onun gözünden, kalbinden, ruhundan çıkarır. Çıkarır. Bu samimi topluluğa birisi hainlik yaparsa Allah onun hesabını görür. Ben yirmi sekiz yıldan beri bu dervanın içinde incelerini gördüm. Allah ilimden söker gibi söküyor. O esna doğru kendince bir şey yaptığınız anlayacağım. İliğinden söker gibi söküyor.
İliğinden, iliğinden. Seyrediyorsun sadece. İliğinden söküyor. Fitursuzluğumuz, bizim içimizde bir menfah bağırtısı olmadı mı? Fitursuzluğumuz, bizim içimizde birbirimize karşı sadece dostluk var. Akşam ekmeği, hiç kimsenin hiç kimseden akşam ekmeği gelmeyecek orada. Sırf Allah için dostluk kurmuşuz. Allah için. Allah için herkes birbirini sevmiş burada. Birisi buraya bir hançer vuruyorsa bilsin ki, kendi iman kalbine hançer buluyor. Kendi evine. Allah muhafaza eylesin. Bu yüzden, kendimizi savunmakla alakalı derdimiz de bu. Elimizde silah almayız. Elimizde balta, tüfek almayız. Biz Allah rızası için yolumuza devam ederiz.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Geçtiğimiz günlerde 17 Ağustos depreminin gün döneminde, bu Allah dostunun gözünden depremi anlatır mısınız? O anda siz neredeydiniz? Nasıl karşıladınız? Bazı illerde, manevi büyüklerin mezarlığından kalkıp, Allah'a secd ettikleri söyleniyor. Bu doğru mudur? Muhakkak söyleniyorsa doğrudur. Biz nerede öyle depremlerle ilgilenen cazurlar, manevi büyükler yapabiliriz? Zerre kadar imanı olan cennete girer buyuruyoruz. Zerre kadar imanı olanın alaviyeti nedir? Bu insanın halleri nedir? Teşekkür ederiz. Namaz kılmaktır. Cemaat ile namaz kılar iken, imama uyduğumuzda biz Allah'a etler, Sen'i Allah'a ürün ve hamid edemesek namazımız olur mu?
Olur. Ramazandan sonra 6 gün oruçları için gece yatmadan önce bir şeyler yedim. Ama yatmadan niyet etmedim. Ve gündüz yemek yedim. Bunun için niyetli mi saydım? Hayır. Güne gün mü yoksa, 1-61 gün mü tutmalıyım? Hayır, güne gün de lazım diye. Niyetlenmediysen oruçlu değilsin çünkü. O Ramazan orucuyla alakalıdır. Bir kimse Ramazan orucuna devam ediyorsa, işte sahura kalktıysa, niyetlenmişseydir. O murta, o kimse Ramazan orucuna devam ediyor. Murta, Ramazan orucuna devam ettiğinden niyetlenmese de, o normalde oruçlu sayılır. Ama özel olarak, niyetlenmediysen. Yani yola çıkacak, niyetlenmiyor. O aynısı. Nafiyede, öğlen namazının vaktine kadar niyetlenemiyor. Bir şeyin ilgili bir iş var. Sınır böyleye kadar.
Üç ihlas ve fakir şeref. Amin. Allah'ın mevzana, celaletin, lumi, Hacı Mettah şöyle, Hacı Bayram veli, Vesel karın, Mahmud
de Zâi, Hazreti Celle'ye toplu, Şakir Sümrül'ü, Söz'e verdi, köfre verdi, Şeyh Muhyiddin Arabi, bütün biri, biran, Hazreti Mubarek, Ruh-i Şerberle, geçmiş bütün evlilerin, mülçün, ikamillerin, evliyalarına, aşık, masadık, amin, ihman, ehl-i iman. Lâ el-i il-ad-lâh, Muhammeden Resulullah. Bütün ehl-i iman-ı ruhanezlere, yaşayanların, yaşamayanların ruhanezlerine hediye edelim. Vasıf ve sadar eyle, ya Rabbi. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah, el-azim-i kerim, el-ezî, la ilahe illa hu. El-hayyil kayyum, kuvvetun ile gönlüm illahe minneş-şeytanü ve cins. Bismillahirrahmanirrahim, estağfurullah, el-azim-i kerim, el-azim-i kerim, el-azim-i kerim, el-azim-i kerim, el-azim-i kerim, el-azim-i kerim, el-azim-i kerim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi