mustafaozbag.org

402. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Ağustos 2014 · 1:43:05

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, dayınızı, yılınızı, gündüzünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bugün Rabia'nın birinci yılı, sancılı geçen bu dönemler sonrası İslam'ın dünyaya hakim olacağına inancımızdan, bulunduğumuz döneme göre geleceği yönelik öngörümüzde de neler olacağını düşünüyoruz. Hiç böyle şeyler düşünmüyorum. Gelecekle alakalı herhangi bir böyle öngörüm yok. Biz bulunduğumuz anda, günümüzde, saatimizde, dakikamızda, anımızda, Kur'an ve sünnetin emrettiği şekilde yaşamaya çalışalım. İnsanlar bu tip geleceğe ait gaybi bilimler ışığında, kendilerince kendilerini dizayn etmeleri aldatıcı gibi geliyor bana.
Mehdi'yi beklemek gibi. Veyahut da ne bileyim işte sübyan ortasının çıkmasını beklemek gibi. Veyahut da önümüzdeki günlerde böyle böyle böyle bunlar olabilir. Böyle bir öngörü var. Bunun göre kendini dizayn etme, tanzim etme gibi. Bunlar benim hayatım boyunca, kendimce, kendi önüme, yaşam felsefesi olarak koyduğum şeyler değil. Benden bugün beklenen ne? Benim bugün yaptığım ne? Ben ona bakıyorum. Önce birinci derecede kendi nefsimize bakalım. Biz bugün ne kadar haram işledik, ne kadar haram işlemedik. Biz bugün kaç kişi dini tebliğ ettik? Yarın Mehdi çıksa, siz daha farklı mı yaşayacaksınız? Evet, Türkiye'ye savaşa girecek.
Ne yapacaksınız? Un mu gürektireceksiniz? Türkiye'ye savaşa girecek dediğim için Almanya'ya mı yüzületeceksiniz? Göç mü edeceksiniz savaştan kaçmak için? Gerek yok. Siz bugününüzü tam olarak yaşamaya çalışın. Bugün perşembe, bugün burada zikrullah var, ders var. Herkes için. Kendi bulunduğu derse, kendi bulunduğu cemaate, tarikata, kendi bulunduğu çevreye ne kadar hizmet etti, ne kadar sarıldı, o önemli. Ne kadar insanlara iyilik yaptın, o önemli. Geleceğe yönelik düşünmek güzel, kolay hem bir de hayali. Bugün eşini kırdın mı? Bugün çocuğunu sevdin mi?
Bugün bir arkadaşını ziyaret ettin mi? Bugün bir açı doyurdun mu? Bugün oruçlu geçirdin mi? Bugün dersini yaptın mı? Bugün bir dulu sevindirdin mi? Bir yetimin başını okşadın mı? Bugün ihtiyacı olan bir arkadaşının ihtiyacını giderdin mi? Bugün kaç kişiye biz Kur'an ve Sünnet tarihinde yargınca olduk veya ona bir şeyler anlatabildik?
Bence bunlar daha önemli şeyler. Bugün kaç kişiye tebessüm ettiniz? Bugün kaç kişinin gıybetini ettiniz? Bugün kaç kişiye iftira attınız? Bugün kaç sefer la elâ illallah dedik? Veya bugün namazlarımızı tam kılabildik mi? Yarın için, geleceği bırakın, yarına. Kendimizce Allah için neyin tanzimini yaptık? Neyin planını, programını kurduk? O yüzden bırakın, Cenab-ı Hak elini dünyadan çekmez hiç. Onun eli bir tarafları karıştırır ki. O muhakkak bir taraflara bir tarafları yönlendirir. Önemli olan bizim nerede durduğumuzdur, ne yaptığımızdır. Biz önce kendi nefsimizden sorguya çekeceğiz.
Hani kul kabre indirilir ömründe. Rabbike, nebike, dinike, imanike. Ondan sonra bakın, kulunun namazı tamam mı? Bakın, kulunun namazı tamam mı? Biz önce ona bakalım. Biz önce kendi hem ibadet açısından, hem ahlak açısından, hem imanın hakikatine ulaşabilme açısından neredeyiz ona bakalım. Bir kişiye sen tekkeye gelme, sen dergaha gelme denmesi ne kadar doğru. Halbuki bizlere geçmiş kişilerden örnek veren ağabeylerimiz var. Örnek Şah'ın Akşimendi Hazretleri gibi. Gidecek başka kapı mı var demesi? Hatalıyız, kusurluyuz. Eyvallah. Ama tekkeye gelme denilmesi ne kadar doğru. Evet, bu normalde rahmet, bereket, lütuf, ikram, ne olursan ol gel düşüncesi vardır ya, bununla alakalı bazı şeyler sanki çatışıyormuş gibi görünür.
Evet, herkese kapımız açıktır. Herkes tekkeye gelir, herkes buraya gelir. Herkese caminin kapısı açıktır. Ama camiye bikiniyle giremezsiniz. Herkese caminin kapısı açıktır. Camide içki içemezsiniz. Herkese caminin kapısı açıktır. Siz camide mini şorta dolaşamazsınız.
Herkese caminin kapısı açıktır. Ama siz bile bile caminin göberine işeyemezsiniz. Bedevi işedi, bilmediğinde. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, onun bilmediğini biliyordu. Ona tebliğ etti, nasihat etti. Dedi ki, ibadethanelere bellilmez. İbadethanelere belledilmez. Tekkelere belledilmez. Dergahlara belledilmez. Herkese burası açık mı? Açık. Ama oranın adabını, erkanını öğrendiğin halde, adabını erkanına riayet etmiyorsan, o zaman sen kibirli ve küstahsın. Sen oranın adabını bile bile çiğniyorsan, sen o zaman Hazreti Mevlana'nın, edepsizler dünyayı ateşe verir dedikleri edepsizlerdensin.
Hakkını, eğer sen dünyayı ateşe verecek edepsizlerdensen, o zaman sana gelme derler. Gelmesin, denilenlerin hepsinde bana sorarlar. Derler ki, böyle böyle böyle böyle bir sıkıntı var. Ben de derim, söyleyeyim. Tekke'ye gelmesin. Aşağı derse gelsin. Bir kısmını bu dersi, buraya da yasaklar. Edebin öyle bir noktasına gelmiştir ki, ateşe verir. Bu şuna benzer. Savaş halindesiniz, serkeş bir tane askeriniz var.
Sizi dinlemiyor hiç. Ve kafasına göre bir şey yapmaya çalışıyor. Bütün planınızı, programınızı yok edecek sizi. Büyük bir gedik başlar. Uhud'da, mevzilerini terk eden okçular gözümüzün önünde, serkeşlik ettiler. Emri dinlemediler. Emri dinlemeyince, ne yazık ki savaşın galibi belli olmalı.
Müslümanlar galip iken, neredeyse mağlup duruma düşeceklerdir. O zaman bir askerin, bir dervişin hareketi, şöyle düşünülemez. Bütün cemaati bağlamaz. Bal gibi bağlar. İnsanların davranış biçimleri vardır, kendisini bağlar. Ama insanların davranış biçimleri vardır, cemaatini bağlar. Tahrikatını bağlar. Tekkesini bağlar. O yüzden onun kendi kendine, benim şu özgürlüğüm var deme, hakkı yoktur. O özgürlüğünü, yerine getirecekse, cemaatinden birkaç adım çıksın, o özgürlüğünü yerine getirsin. Bu tekkenin herkese kapısı açık, herkese kapısı açık. Törbe edenler, Allah kapısını açmış, biz neden kapatalım?
Ama, tekkenin içerisinde, aynı ahlaksızlıklarını, ve edepsizliklerini, devam ettirme hakları yok. Siz tekkenin içerisinde, tekkenin adamına, erkanına uymazsanız, siz ne yazık ki, buna maruz kalırsınız. Bir sistem, cezasız ayakta duramaz. Eğer bir sistemin içerisinde, cezai yöntemler yok ise, orada disiplini yok edersiniz. Oradaki cezai yöntemler de, Kur'an ve Sünnet'e uygun olması gerekir. Cihada, katılmaktan gevşeklik davranan sahabeye, selamı kesin cezası verir. O sahabeye, hiç kimse selam vermedi. Hiç kimse, hiç kimse selam vermedi.
Hiç kimse, o ne yaparsan yap değil, ne olursan ol, ne yaparsan yap ile, ne olursan bunu karıştırmayın. Bize sizin ırkınız, bizi ilgilendirmiyor. Laz mısınız, Kürt müsünüz, Çerkez misiniz, Türk müsünüz? Bu ilgilendirmiyor. Hangi ırktan olduğunuzu, bu tekkede soran var mı? Hangi renkten olduğunuzu, bu tekkede soran var mı? Sizin ırkınızdan, sizin bilinizden, renginizden dolayı, bu tekkede ikinci sınıf, üçüncü sınıf, vatandaş muamelesi, göreniniz var mı? Sizin günahını da araştıranınız var mı? Sen ne günahı işlediydin, ona göre tekkeye gel diyen var mı?
Yok. Ama ne yaparsan, yap bu tekkede duracaksın, böyle bir şey de yok. Dikkat edin. Ne olursan olma, ne yaparsan yap, ayrı şeylerdir. Biz şerri hukukun içerisinde değiliz. Şerri atan birisinin parmağını kesecek, ne bileyim işte, birisine kırbaç vuracak, birisine değnek vuracak, cezai yöntemimiz yok. Ama gözümüzün içine baka baka, olmazsa olmazlarımızı çiğneme, hakkınız da yok. Hiç kimsenin yok benim diyor. Hiç kimsenin yok benim diyor. E o zaman arkadaşlar, kardeşler, ne yaparsanız yapın, burada duramazsınız. Böyle bir şey yok. Olmazsa olmaz, yeni tane büyük günah-i kebahiri, gözümün içine baka baka, dergahın içerisinde yaşamaya çalışanlara, müsaade edemem.
Böyle. Yapmayın demiş, yapma. Yapma. İnsanların içerisinde, öylesine günah-i kebahirler vardır ki, o topluluğu imsad eder. Derler ki, müsaade edilmez. Hani, meşhurdur ya, Süleyman Aleyhisselam'la, güverçinin kıssası, hani güvercini, birisi tutmaya kalkmış, o esnada kanadını kırmış, güvercin, şikayetçi olmuş.
Demiş ki, güvercini tutacak olan, ben yaklaştım, yaklaştım, yaklaştım, kaçmadı. En son, Türk çantama, uçmaya kalktı, kanadı kırıldı demiş. Süleyman Aleyhisselam demiş, güvercini, haklı, neden kaçmadı? Ama demiş, ey Süleyman, bunun başında demiş, sufi sarı vardı. Üzerinde, sufi kıyafeti vardı. Ben ona kandım demiş, ona inandım. E dönmüş, bu sefer, rütüne, avcıya demiş, haklı. Demiş, o zaman bunun da kolunu kırılalım. Güvercin demiş, hayır, ben bunun kolunu kırılmasını istemiyorum. Ya, demiş, kolu tamir olur yine. Ama bu aynı kıyafetler de demiş, benim arkadaşlarım, kardeşlerim yine zarar vermeye çalışır. Bunun kıyafetini çıkaralım demiş.
Dergahlarda önceden, sakalını tıraş edip, sarının cübbesini çıkartmak vardı, ceza olarak. O kimsenin sakalını keserler, tekkeye ait, haydarisi, sarı, takkesi ne varsa alınır, bu, dergahta, bu noktada, ona, işte, dervişlik alametlerinin hepsini üzerinden alınıp, orta yere bırakılır. Asıl, üryan olmak buydu. Üryanlık buydu. E şimdi öyle bir ceza versek de değişmiyor. hiç kimsenin dervişlik hırkasıyla dolaşmıyor dışarıda. Ama dervişlik hırkasıyla, dervişlik tacıyla, dervişlik sakalı haydarisiyle, insanlar kendilerine dikkat edecekler. Her yerin kendince bir adabı, erkanın, her yerin kendince bir disiplini vardır.
Orada öyle davranmak gerekir. Orada sema edenler, orada bir başka bir kızla, kadınla, işte, Facebook'ta, orada burada görüşmeye kalkarsa, bunu da abiler veya ben, tespit edersen, onu orada sema ettirmeyiz. Açık. Ben bilinmez bir yolu söylemem için, herkes yolu bilir. Tekkede hizmet edenler, gözlerini, kaşlarını, ellerine dikkat edecekler. Facebook'ta, orada burada, saklıdan, gizliden konuşmaya kalksalar da, Cenab-ı Hak ölüme çıkarıyor beni. Yapmaya hakları yok. Semazenliklerini bu yolda kullanmayacaklar. Dervişliklerini bu yolda kullanmayacaklar. Erkekler de, bayanlar da.
Açık. Tekkede hizmet eden kardeşler belli. Oraya bir hizmet ekibi kuruldu. Lokmacısı belli, hizmetkarı belli. Hizmet edenler ve lokma dökenlerin kıyafetleri de belli. Bu şu demek aslında, ey buraya gelen halk, ey buraya gelen insanlar, bu özel kıyafetli insanların ahlaklarına, bu özel kıyafetli insanların edeplerine, terviyelerine, insanlıklarına, biz teviliz.
Dergah olarak. Bu kardeşler, sizin eşlerinize, çocuklarınıza, kızlarınıza, burada herhangi bir işe, asla ve asla, ihanet etmeyecekler. Burası bir emanet. Buraya gelen herkes emanet. O yüzden emanete hıyanet etmeyecekler. Emanete hıyanet etmeyeceklerine dair, biz tefiliz. Eşinizi buraya bırakabilirsiniz. Kız çocuklarınızı buraya bırakabilirsiniz. Küçük çocuklarınızı buraya bırakabilirsiniz. Kadın, kız, erkek hiç önemli değil. Buradaki kardeşler, emin insanlar. Buradaki gelen insanların, insanların emanetlerine hıyayet edecekler. Bu o demek. Ya ben hizmet edeceğim, bir tepsi kaldırayım kardeş.
Orada hizmetten sorunlu bir arkadaş var. Hizmet edecek olabilirler, gidip bu arkadaşa isimlerini yazdıracaklar. Sen o hizmete layık, edep, adabın var ise, sen orada hizmet edeceksin. Yol geçen anı değil orası. Lokmadan sorunlu arkadaşlar. Ya ben lokmada çalışıyorum. Bana söylüyorlar şimdi. Ben lokmada çalışmak istiyorum kardeş. Lokmanın sorunlusu var. Git ona yardım etsin. Şimdi gitse ona, bana gelecek o, biliyorum ben. O dolaylı olarak bana gelecek. Ya gitti, sınıf geçmedi, bana geliyor. Ya da, böyle, arkadan dolaşacak, doğan alacak. Orada bir eminlik otel. Bu arkadaş semazen, elbisesi giymiş.
Aa, arkadaşlar, bu semazen, bunun gözü, fildir fiş değil. Bunun gözleri, baykuş gözü değil. Bu etrafa bakmaz. Bu böyle baykuş gözlüyse, o zaman onun sorunlusu burada. Onun defterini bütçeği olan da burada. Aa, yoksa ben kullanmayacağım sana. Böyle bir şey yok. Varsa, gözümüzü açacağız. Gözümüzden kaçtı, kulağımızı açacağız. Kulağımızdan kaçtı. Allah'a yaluracağız ya Rabbi. Biz hiç kimsenin eksiğinden, kusurundan uğraşacak noktada değiliz. Ama bir vazifemiz var. Burası emanet bize. Bu dört yüz elli yıllık tektir bize emanet. Emanet.
Bu emaneti, nefesimiz var olduğu müddetçe, bizden sonrakilere temiz olarak bırakacağız. Şunu demeyecekler. Karabaşı veli tekkesi. Bırak ya şunları. Karabaşı veli tekkesi. Bırak kardeşim, aman uzak durun orla. Ne oldu? Ya biz hanım, çoluk, çocuk oraya gittirdik, sema izleyelim diye. Orada semazenin birisi, bizim kıza askıntı oldu. Bunu duymak ister misiniz? Geriye böyle bir şey bırakmak ister misiniz? Kimse bırakmak istemez. Öyle değil mi? Bakın gençler topluluğu burası. İçimizde belki de en yaşlısı verin. Hacı Mehmet abiyi tabii saymaz tam.
Arkalarda Adnan'ın babasını. Değil mi? Benden daha yaşlısı var mı? Dede vardır. Sen benden yaşlısın ya. Bir tane daha varmış. Benden yaşlı var. He? Hiç kimse geriye böyle bir şey bırakmak istemez. Ben bırakmak istemem.
Ve bu noktada tekke ama burası bin dört yüz yıllık bir silsilenin durunur. Bizden sonraki nerde var. Ya bırak karabaş veli tekkesini. Ne oldu? Ya içinde dervişim deyip de para satanlar da var. İçinde dervişim deyip de şöyle yapanlar da var. İçinde dervişim yapıp deyip de oradan böyle edenler de var. Bunu duymak kim ister? Kimse istemez. O zaman biz evet. Tekkeye gelme denilebilir bir kimseye. Öyle icap etmiştir. Öyle görünmüştür. Vardı orada mesela ben tespit ben gittim de görüyordum ben. İşte bir tane birisi vardı. Masa masa dolaşıyor orta. Cevapar dedi bunu göndereyim.
Hemen gönderdi. Geldi bana tekke ben nasıl gelme dersin? Deriz dedim ben. Senin ne işin var orada bayanların masalarına gidiyorsun dedim. Bana bir şeyler soruyorlar. Sen otur oturduğun yerde kim sana gelip soracaksa gelsin sorsun. Eğer senin böyle bir halin varsa git dedim dışarı bir tane biru aç. Sorulan sorulara cevap verilir diye yaz üstüne dedim otur oraya. Böyle bir hak yok. İnsanları rahatsız etmek. Masa masa dolaşmak. İşte ne bileyim daha başka şeyler yapmak. Tekke orası. Büyücüsü geliyor, muskacısı geliyor. Hepsi de geliyor her. Hepsi de geliyor. Rüyacısı geliyor. Üçkağıtçısı geliyor. Beşkağıtçısı geliyor. Adam çok affedersiniz. Bana tekkeyi anlatıyor.
Ben susuyorum şimdi. Öyle kendisine prim yaptırıyor. Bir de ne diyor? Hacı abi diyor. Cumartesilerin gelsem diyor. Bir sohbet ediyor diyor. Şey efendim diyor. Ağlarsın her cumartesi diyor. Vay be diyorum ben. Çok iyi sohbet ediyor. Hacı abi mükemmel ya diyor. Sen her cumartesi dinlemeye gidiyor musun? Her cumartesi dinlemeye gidiyorum diyor. Hem de oradaki tam tanıştıracak beni. O da ona tanıştıracak beni. Dedim ki kendi kendime. Vay ondan mal istiyor. Ve o da dondu kaldı. Ölümünce.
İşte o gene ticarete girdi. Ondan sonra. Sonra görüşelim dedi ona. Onu gönderdi. Allah gönderdi seni bana dedi. Çarpacak yoksa bu böyle demek. Tekkeyle çarpacak. Evet. Tekkeyle evlenecek. Tekkeyle ticaret yapacak. Tekkeyle kariyer yapacak. Tekkeyle kendisine bir konum. Teşkil ettirecek. Var. Bunu yok etmemiz mümkün değil. Bunu böyle ne bileyim işte. Bir şekilde ayıklamamız mümkün değil. Ama şunu unutmayın. Ne olursan ol der. Ne yaparsan yap deyin. Allah bize affetsin. Bu yüzden herkes bile değil gibi yaşamayacak. Tekkenin çatısının altında. Ve dergan çatısının altında. Allah için seven kimsenin hesabı. Tek hitabı da Allah verir.
Allah iledir demiştir. Biz hakkıyla nasıl sevebiliriz? Allah rızası için Allah için sevmenin yolunun başlangıcı haramlardan uzaktır. Bile bile kasıtlı haram işlemek. Sevmenin delili gerek. Bir kimse Allah'ı seviyorsa haramlardan uzak çözün. Cehri zikri açıklarsanız seviniyor. Cehri zikrullah, sesli zikrullah. Hep bunun dersini yapacağım diyor, unutuyorum. İnşallah. Allah tecedi etmesin. Amin. Bunu böyle bir ayıbı. Bazı şeyler var burada. Dua ile alakalı şeyler. Buna inşallah bütün kardeşler amin desin diye okuyorum. Bu tip şeyleri inşallah Cenab-ı Hak herkese kurtarsın.
Amin. Babamın alkolden kurtulması için dua eder misiniz? Allah'ı kurtarsın inşallah. Amin. Abim rahatsız, duallarınızı bekleriz demiş. Allah şifa versin inşallah. Amin. Haftaya çarşamba düğünümüz var. Müsaade ederseniz bu akşam dini nikahımızı kıyar mısınız? Zeybeklerden bir özgün. Aya. Aya? Aya mı? Değil mi? Aya mı? İnşallah. Ben kendimi çamura saplanmış gibi hissediyorum. Her fırtınlığa çalıştığımda başka hata yapıyorum. Bunun ardından bana bir boş vermiş.
Geliyor ve her şeye boş veriyorum. Olsun geçen de günah işledi. Bir daha işledi. Ne olacaktı? Değilimi kaybettim sanırım. Evet doğru. Kaybettim seni. Ne yapmamı tavsiye edersin. Cenab-ı Hak'a hamdolsun ki kardeşler kendi cehaletlerini veyahut da hatalarını görme noktasında var. Buna seviniyor. Bir kimse vardır yapmış olduğu hatayı hata olarak görmez. Kendini iyilerden zanneder. Bu kötüdür. Allah'ın Allah'ın adı. Allah'ın adı. Ama bir kimse vardır yapmış olduğu hatayı yapmış olduğu kusurun farkındadır. Bu aslında bir sevinilecek bir noktadır. Bu noktada nefis o kimseye vurur. Nefis o kimseyi böyle ayağından çelme çakmaya çalışır.
Nefis o kimseyi geri çekmeye çalışır. Bir hata, bir kusur, bir yanlışlık yapar, bir günah işler. İşte içki içer, kumar oynar, işte böyle bir kadın-kuz meselesi olur. filan erkekler de kadınlar da böyle bir cinsel noktadan günahlar olur. İnsan hemen nefesi, insan otomatikman geriye iter. Vurur, sen oraya layık değilsin, gitme, yapma, etme, bu kaçıncı tövbe, bu kaçıncı tövbe, bu kaçıncı tövbe, buluşun filan diye. Hadisi kutsi, kul günah işler ve günah işledikten sonra tövbe eder. Allah der ki, kulun kendisini affedecek olan ilahını hatırladı. Allah'ını affeder. Kul bir daha günah işler, yine tövbe eder. Cenab-ı Hak der ki, Allah kendisini affedecek olan kulunu, hatırlayan kulunu, kendisini affettirecek olan Allah'ı hatırlayan kulunu, affederler.
Bir daha günah işler kul, yine tövbe eder, Allah onu yine affeder. Bu yol, kimsenin ümit kapısını kapatma haddimize değil. Bu yol vardır Allah. O yüzden tövbe edip geri dönmekte fayda vardır. Bir daha düşmemek için tövbe edip, yeniden sarılmakta fayda vardır. Bir daha eksiklik, yoksanlık yapmamak için tövbe edip, yeniden sarılmakta fayda vardır. Bu manada nefsinize fayda vermeyin, inşallah, tövbe edip, bu noktada yolunuza devam etmeye gayret edeceğiz. Allah bizi onlardan etmesin inşallah. Varsa kısa bir sorusu olan oraya. Efendim, çünkü diyor ya, işte Hazır'a bir afuk oldu Tebrik Efendi. Bu noktunda insan kendini buradayken hiç seviyor ama dışarı çıktığı zaman analiz yapabiliyor ya, dünün, dünün de denk olan, gaflet dedi, kötü olan ise lanetlenmiş dedi.
Yani insan böyle buradayken iyi, hoş, güzel, buraya bir şey girer, girmez, perşemba, güzel ama bunlar çıktıktan sonra, çıktıktan sonra bir iki saat değil, güzel ama ondan sonra bir hafta gelmiyor sanki yani, o hafifli kötü yani, hiç iyi olmuyor. Bir haftamızda cennet günü olsun ya, haftanın bir günü de. İşte altı gün çok kötü geçiyor. Demek ki biri altı oluyor. Onu normalde her gününü cennet günü yapmak için, bu kimsenin normalde mesela zikrullahın olmadığı günlere gidemediği günleri, oruçlu geçirebilir. Ama yine de halak-ı zikrullaha denk olmaz. Gönül arzu eder ki insanlar, her gününü halak-ı zikrullahta sorbette geçirsin ama bu tabii mümkün olmuyor.
O yüzden sahabe bunu hissettiyse artık biz ne yapalım bilmiyor. Allah bize affet etsin. Cenab-ı Allah ayetleri değiştiriyor Kur'an-ı Kerim'in İzal Suresi içerisinde 23 senede. Bazı ayetlerin hükmünü kaldırıp bazı ayetlerin yerine yeni bir hükmü getiriyor. Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azetleri de insanların durumlarına, kişiliklerine göre de dini, bazı hükümlerini kendi içerisinde yeniliyor.
Sufi ıslahında din hükümlerinin zamanı ve kişiye göre ilgilenmesi var mıdır? Nasıl? Hukuk açısından yoktur ama tatmikatla alakalı şahsa göre değişik tatmikatlar var. Bunda sınır yenil hükümlerini sünnetin içerisinde. Sünnetin içerisinde. Yani mesela sünnette temeli olduğu müddetçe sünnet temelli içinden ihtaat etmek vardır. Mesela sünnet temelli. Öyle sünnetler var ki bir sünneti yaptığımızda diğer bir sünneti yapamayarak anlayacağız. Yani karşılıklı ama orada Peygamber Efendimiz onun haline göre bunu söylemiş. Diğerine göre söylemiş. Yani bir sünnet, diğerini o sünnette edecek. Bir sünnette beş tane doğru olabilir. Bir sünnette üç tane aynı şekilde doğru olabilir.
Bunun nesletimi o kimsenin kendi selayetinde değildir. Bu kimse bu noktada, iştahadi noktada, hanefi ise hanefi iştahdına göre hayatını yaşar. Ama ibadetin dışındaki ahlakla ve muamele ile alakalı meselelerde Sufiler için üstadları olmadı denildi. Üstadı o kimsenin üzerinde bir şeyin neshedebilir. Bu hak sadece üstada verilmiş Sufilik'te. Sufi üstadı ona diyebilir. Sen işte orucu pazartesi, perşembe tut. Her gün tutma gibi. Veya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Hazreti Ali Efendimiz'in şeyin, Süfyan'ın kızını nikahlamasını istememesi. Bunun gibi bir üstad da derlişin üzerinde bu tip hükümler hükmedebilir. Sünnette varsa temel bazında ona da tabi olur.
Önemli olan bu da sünnette temelinin olmasıdır. Mesela bir veriliyor. Bin bir tane şunu çek. Sayılı bir vermek. Sünnetin temelinde var mı? Var. Sayılı bir verebilir. Sayısını belirlemek bir noktasında, sünnette temel noktasında var mı? Var. Onun da sayısını belirler. Öyle. Bunun gibi. Veya da Sufiye başka bir virt vermek. Başka bir virt vermek. O virt vermek sünnetin temelinde var mı? Var. Bunun gibi. Yaşadığımız dünyanın içerisinde veya yaşadığımız alemin içerisinde, kendi şahsımızın veya kendi benliğimizin dışındaki bütün suretler, birer aynı hükmelerindir. Birer aynı hükmelerindir. Gerçek değil mi? Aynı gerçek demektir. Aynen.
Bir şekilde gerçektir. Yani bütün herkes mesela kişinin üstantı dahil olmak üzere, Hazreti Resulullah Efendimiz'e dahil olmak üzere birer suret midir? Bu suretlerin varlığı Allah'ın büyüklüğünü tanımak ve tanıtmak için midir? Aslında yoklar mıdır yani? Mesela şu suretlerin her biri kendi içerisinde kurum belirli bir noktaya gidebilmesi için birer vazife midir? Birer araç mıdır? Bunları böyle görmemizde sıkıntı olabilir mi? Burada normalde dışarı bakmaktansa önce o kimsenin kendi bakışını düzeltmesi, kendi bakışına bakması gerekir. Biz karşımızdaki kimseyi biraz ayrımlı olarak görürsek, biz o zaman her baktığımızda normalde kendi eksikliklerimizi görme noktasında birinci derecede aynıdır.
Bu Sufi'nin yoludur. Sufi ilk önce dışarı bakarken kendi eksikliklerini görme noktasında görür bunu. İkinci derecede senin dediğin her şey Allah'a götüren olduğu noktasında seyrillah'ta görür. O seyrillah noktasında artık bütün her şey bir noktada Allah'ı seyrettirir o kimseye. Ama ondan önce seyrif illahı yaşar o kimseye.
Bütün her şey Allah'ın fiilidir. Onu seyreder. Ondan önce bütün her şey Allah'a gidiyordur. Onu seyreder. Bu noktada o seyir noktasına gelmezden önce o kimse kendi bu seyir noktası çünkü meselenin bir açısından bakılırsa o kimsenin seyri sürük etmesidir. Seyri sürükte o seyir hallerini yaşar. Ama seyri sürükten önce o kimse kendi nefsini terbiye etmesi gerekir. Nefsini terbiye etmeyen bir kimsenin seyri sürükü başlaması. Nefsini terbiye edecekse derviş her dair bir köyde her gördüğünde kendi eksikliğini görür. O zaman derviş kendilerini tamamlamaya çalışan derviş kardeşlerini aynı olarak görmektense kendisini bir şekilde tamamlamış olan üstadını aynı olarak kendine seçer. Olar ki dervişlerin üzerindeki eksiklikleri ve noksanlıkları nefsine uyup sonradan bilgine döşeyebilirdik.
O yüzden derviş için ayna olacaksa birinci derecede üstadını, üstadını ayna noktasına koyar. Ve üstadını ayna noktasını koyarsa her gördüğü şey kendisine aittir. O zaman kendi eksikliklerini tamamlayacaktır. Kendi eksikliklerini tamamlarsa üstadının üzerinden onun seyri sürükü başlar. Ama üstadını ayna görmeyen kimselerin bu noktada seyri sürükleri mümkün değil.
Peki bu alemi ne olarak tanımlaması gerekir ve nasıl yaklaşabilir? Onun tanımlaması kendi manevi haline göre olur. Bir, makamına göre olur. İki, sabitlik yoktur. Makamda sabitlik vardır. Makam sabittir ama hal sabit değildir. Hal geçicidir. Makam kalıcıdır. Ama makamın içerisindeki hal de sabit değildir. O yüzden makam ehli olmadan o kimsenin sükun bulması mümkün değildir. O yüzden... Makamın sınırlandığı bir yer var mı? Yok. O zaman sükunet nasıl mümkün? Sükunet. Bu noktada o makam içerisinde sükunet. Sağ olun. Hendi makam kendim içerisinde. Hiçbir zaman sükunet yok. Cancağızım. Bir şey daha sorabilir miyim? Şimdi analizasyon çukurunun yanından geçiyoruz.
Orada da çok alın bir koku var. Oradan geçen Sufi adayımı, Allah'ım benim buradaki koku aslında gerçek değil. Benim burnum bu kokuya alıyor. O yüzden benim burnum bu kokuya aldığı için tövbe ederim demesi hakkı olur mu? Yani bunlara uğraşmaya gerek yok. Bu dünyanın içerisinde kendisine ait bize öğretilmiş, bize öğretilmiş, öyle öğretilmiş, akıl algısı öyle oluşmuş şeyler vardır. Biz onu yani nasıl... Biz o öğretidir. O öğretiden çıkmadıktan sonra onu şey yapamaz o kimse. O kokuyu güzel alabilir. O kokuyu güzel almak veya kokuyu çirkin almak değil. O normalde bu alemden çıkmakla mümkün. Bu nasıl mümkün o anda mesela? Ah cancağızım. Yani işte o benim burnuma tövbe ederim demekten... Benim burnuma tövbe ederim demekten mümkün.
Ama zaten abdest alırken hep burnumla tövbe ederler ya insanlar. Mesela abdestin duası var zaten. Burnumla işlemiş olduğum kötü kokular aldı ya. O kötü kokulardan da sana sığındırım. Burnumu temizlemek isterim der abdest alan bir kimse. Ama orada normalde o kötü koku denilen kokuyu biz kötü görmemek yükümünde değiliz. Ama onun öğretisinde kötü kokuyu bazıları öyle öğretir. Derler ki bu kötü kokuyu kötü görmeyeceksin. Ben öyle öğretmem Allah'a affetsin. Ben derim ki bu kötü koku. Bize bu koku kötü olarak öğretildi. Bunu neden iyi göreyim? Gerçekte kötü mü?
Önemli değil gerçeğe. Öğretisine fark. Hiçbir şey bu alemde gerçek olmayabilir. Öğreti gerçek. Ama Kur'an ve Sünnet'in içerisinde... Hiçbir şey bu alemde gerçek olmayabilir. Öğreti gerçek. Öğreti kimin öğretisi? Allah'ın... Allah ona kötü kokrayımış mı? Allah ona necis demiş. Domuzdan kaçın demiş. Necasetten uzak durun demiş. Ondan temizlenin demiş. Onun kötü deyip dememesi önemli değil. Biz ondan kaç dediği için kaçıyoruz. Öğreti gerçek. Bak öğreti gerçek. Senin o necis görmen de gerçek. Kendi gerçeğisin senin. Necis görmeme bir halimiz olabilir mi? O olmaz. Yok. Bu bizde yok.
Cenab-ı Hak onu necis bize beyan etmiş. Biz de onun beyanına göre onu necis görür ve temizleriz. Diş görme adısını istemez. Ama o dişini gördü. Gerçek. Ama herkes deşi gördüler. Herkes deşi gördü. O dişi gördü. Böyle bir hal mümkün değil. Bu mümkün. Bak leşte dişi görmek mümkün. Bu leşi görmediği manası çıkmaz bunu da. Odak olarak en güzel yerini gördü. Senin birisi odak olarak en güzel yeri binkörü dedi. Örnek. Diğer yerin çirkin değil. En güzel yeri bıyır. Örnek. O leşin diğer yönü çirkin değil. En güzel yeri bıyır. Oradaki ibaret şu. Ne kadar güzel dişleri var. En güzel yerini gördü.
Peki görüyor mu bu leşi o zaman? Evet. Onun leş olduğunu görebiliyor. Evet. Hiç yemedi. Önemli bir ruh üstü ve hal mevcut değil insan. Var. O bir peygamber şeriatı tesis etmekle mükeller. Şeriatı tesis etmekle mükellerse onun bir ayağı insaniyette halkın içerisinde bir ayağı ailenleri seyran etmektir.
Bizim öğretimizle olmalı. Bizim öğretimiz de aynı. Bir ayağımız halkın içerisinde. Allah bilmediği gibi yaşatır insanı. Biz vazifemizi yerine getiririz. Necasetten kaçarız. Kandan kaçarız. Kaçarız. Temizleriz. Birinden kaçarız. Temizleriz. Örneğin görülmüş. Bize denmiş ki örneğin bu kahvenin telvesi. Kahvenin telvesiymiş bu. Ya bu kahvenin gerçekte telvesi değil aslında. Bu öğreti kahvenin telvesi.
Ha ona bakarsan bu iş felsefik olarak bu sefer işin içinden eşkiliçe çıkamaz. Ben de etiyorum bu kahvenin telvesi değil. Sence ne o zaman? Diyebilirsin. Bak hukuk çıkıyor şimdi. Değil mi orta yerden? Zimhanesi çıktı. Başladı da o. Bir sene önce böyle bir şey yoktu. Bir sene sonra da olmayacaktı. Bunun varlığının bir anlamı yoktu. Yani bunu tanımlarken Bunu beş binlerden önce de okumları. Yoktu bir şey. Evet. Olmayacaklar. Yani o neye göre fincan ve onun gerçeği ne? Diyorsunuz ya telve ve onun gerçeği ne?
O şu anlık bir şekil. Şu anlık bir anlam ve mani. Ama gerçek değil. Bunun gerçeği ne? Veya çevremizde bulunan Gerçek. Çevremizde bulunan algı. Her şey gerçek. Nasıl bakıyorsunuz bunu gerçek olarak? Öğrenmek istiyorum bunu. Ben biliyorum öğrenmek istedin. Sen kendine sıkıntı yapma. Sen de gerçeksin. Şimdi eğer gerçek olarak görmezsen o zaman benim sana zulmettiğimi de gerçeğin olmadığını gösterin. Bir ayağımız yerde insanların içerisinde Kur'an ve sünnete göre hükmetmek Kur'an ve sünnete göre yaşamak vazifemiz. Kimse gecesinin hangi bulutun üzerinde sema ettiğini sormak. Bu gerçeği gerçeklikten dışarı çıkarmak demek halkın içerisinde din öğretisi olarak bunu vermek gerçek değil.
Bu da orada. İçimizdeki bakış açımız ne olmalı? İçindeki bakış açı Resulü kuna göre değişecek. Bu da sabit değil mi? Bu halende hiçbir şey sabit değil. Yani bu halende bir şey sabit olmuş olsaydı işte bunu bin yıl öncekini sabitliğini nereden çıkartan çıkaramazsın. Az önce dediğin gibi bu bin yıl önce yok. Veya bin yıl önce var olsan olacak ya bin yıl dediğiniz şey göz açık kapatıncaya kadar bir şey. Yani bin milyar yıl önce neredeydi bu? Bir örgüye Arabiye okudu. Mesela her sözünde onu bir var diyor. hemen ardından onu yok diyor. İşte diyor bu varlıkla yokluğu bildiğiniz yani birleştirebildiğiniz zaman yolun diyor sırrı yani yolun hikmeti ortaya çıkacak.
Bu bütün var olan varlığa bakış açısı. Var olan varlık yoktur. Varlık diye bir şey yoktur. Aslında ayetleri söylememin nedeni de bu yani. Var bir var bir yoktur. Evet varlık hiçbir şey yok idi. O varlık. O zaman bir tane var var. hiçbir şey yok iken o var idi. O zaman hiçbir şey yok. Hiçbir şey bir anda yok olarak görebilirsin. Ama sadece sen görebilirsin. Gerçekte görüyorsun. Bu evliliyatta değil. ben mesela yokluğu hissedemiyorum. Yani çok hissetmek ve anlamak istiyor. Ama ben yokluğu hissedip anlayamıyorum.
Tanımlayamıyorum mesela. Biz herhalde salı sohbetini şimdiden başladık. Ben bir alıştırmaya böyle kendi içimde. Birazcık karıştı hafta yokluk Allah'tır. Arabi de bunu yapıyor mesela. Bir varlık Allah'tır diyor. Peşinde yokluk Allah'tır. Yokluk Allah'tır demem sebebi şu. Hiçbir şey yok iken o vardı. O yokluktan yarattı her şeyi. O zaman bu şimdi mesele farklı bir kategoriye girecek. Varlığın kendi içerisinde varlık dereceleri vardır. O varlık makamları var. Varlık dereceleriyle varlık makamları farklı şeylerdir. Bu varlık dereceleriyle varlık makamlarını anlayamayan bir kimsenin bunları anlaması mümkün değildir.
E şimdi daha burada varlık makamlarını anlatmaya kalksam bunu burada sabah olur. Arabiye göre varlık makamlarını Arabiye göre varlık dereceleri farklı. Bunun küstahlık gibi algılanmasın şimdi. Benim kendimce varlık dereceleri ve makamları farklı. Bu Arabi yok görmek Arabiyi hiçe saymak gibi değil. Ben Arabi değilim. Ben Arabi olmadığım için benim için 7 nefis meratimi var 7 de varlık makamı var. 7 de varlık derecesi var. 7 varlık makamıyla 7 nefis meratimi birbirine örtüşen şeyler. Varlığın en aşağı kısmı nefis mertebesinin de en aşağı kısmı. Hayvanlar daha aşağıdır dediği nokta. Varlığın kendi derecatının içerisinde bu var mı var? Makam olarak da bu var mı var? O zaman varlığın en derecat noktasında en aşağı makamı nefsin derecat açısından en aşağı makamı.
bu insanı ilgilendiren tarafı var. Bir de varlık komple alemi ilgilendiren bir tarafı var. Bizi insanı ilgilendiren tarafı bizim için geçerli. İnsanı ilgilendiren tarafı bizim için geçerli olunca o zaman insan aynı zamanda Mürşid-i Kamil ve aynı zamanda Allah'ın halifesi bu varlığın hem makamat hem derecat olarak en üstün zirvesi. Ama aynı insan aynı zamanda esferi safilinden de aşağı makamat ve derecat olarak insan olarak ele aldığımızda en aşağı madem ki insan alemin suretinde o zaman biz insandan aleme bakarsak alemin de makamat açısından en aşağıda ve derecat olarak en aşağıda olan halı var.
O zaman bu makamat ve derecat birbirinden ayırt etmek mümkün değil. Ama Arabi'ye göre bu farklı. Arabi'ye göre varlığın beş derecesi vardır, makamı vardır ve varlığın beş makamı varken nefis meratibleri olarak yedi makamı vardır. Nefis meratibleri olarak yedi makamı olan bir yerde varlığın derecatı beş tenakuz olmuş olur. Bu bana göre. Ben kendimcesini söylüyorum buna. Bunu Arabi'den söylemiyorum. Arabi makamatın derecesini beş yapar, nefis meratibleri derecesi yedidir zaten. Kur'an'la sabittir. Ama bu noktada nefis meratibinin de karşılığı olan bir varlık derecesinin bulunması gerekir ki o varlıkta en aşağı duran bir kimse varlık boyutunda da en aşağı noktada yaşıyordur.
O insanların içerisinde gaye olabilir, insanların içerisinde varlık alemi olarak en aşağı varlık alemindedir. o bizim gibi yer içer bizim gibi yaşıyormuş gibi görünür ama varlık derecesinin en aşağısının aşağısındadır. Ve insanların içindedir. Ve insanların içerisinde yaşarken derecat olarak, makamat olarak bunu göremeyecek olan insanlar onlarla beraber aynı sofraya bile oturabilir. Hatta onlarla beraber aynı toplulukta dair bulunabilirler. Çünkü onların burunları koku almaz, gözleri görmez, kulakları duymaz. Sağırdır, bir noktada kördür. Sağır ve kör oldukları için hissedemezler. Bu sadece kafirlere ait ayet-i kerime değildir. Bu aynı zamanda müminlerin derecat açısından, varlığı açısından bir makama sahip olamayanlar içinde geçerlidir.
Onu görmez ve bilmez, onunla aynı hali yaşar. Mesela işte Allah affetsin. Hakkınızı helal edin. anlamanız için söylüyorum. Örneğin hırsız, hırsız da dost olur. Dönültaşlık yapar. Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyle. Ooo! Hazreti Ebubekir Efendi'yi söylüyor. Bak, makamat ve derecat olarak aynı halde yaşıyorlar. Ve örneğin işte lüvati erkek ve iki erkeğin birbirleriyle livata etmesi Allah'ın ve meleklere lanetlediği bir şey, lanetlenmiş bir şey, iki lanetlenmiş şey yapıyor.
Makamat ve derecat olan bir noktaya düştü. Bir an nefsine uydu, yaptı, o efkanda yaptı, tövbe etti, çıktı, tamam. Devam ediyor. Aynı ve işte şimdi o varlık mertebeleri, mertebesi olarak en aşağıda, nefis mertebesi olarak da en aşağıda. Bir makamın, bir halin yaşanabilmesi için ona makam gerekiyor, ona yer gerekiyor. Bir halin tezahürü için ona bir tecelliyat alanı gerekiyor. O zaman nefis meratibleri olarak en aşağı nefis meratibinde yaşayan bir kimsenin varlığın içerisinde de makamata olması gerekiyor, makam olması gerekiyor. O zaman biz bunu yok göremeyiz. Biz onu belki de nefsim için söylüyorum, yok görürsem onu, o zaman her noktada ben varlığın, derecatını inkar etmiş olurum.
varlığın mu derecatı var mı? Var. Varlığın içerisinden, ben varlığın sohbetlerde, varlığın dereceleri var. Hazreti Cebrail aleyhisselamın varlık derecesi ve makamı ile birinci kat gökteki meleğin varlık derecesi ve makamı aynı değildir. İkisi de melektir. Ama birisinin varlık makamı ve derecesi ile birinci kat gökteki meleğin birinci kat gökteki meleğin varlık derecesi ve makamı aynı değildir. Birinci kat gökteki meleğin ikinci kat göğe çıkma o hali yaşama hali yoktur. O birinci kat gökünün sonuna gelip vazifesi biter. O oradan yukarı çıkamaz. Makamı olur, derecesi olur, hali olur. Onun artma eksilme noktası da yoktur. O birinci kat gökte duracaktır. Birinci kat gökte devam edecektir. O birinci kat gökteki meleklerle beraber Beytullah'ı tavaf edecektir.
O ikinci kat gökteki meleklerle beraber Beytullah'ı tavaf edemez. İkinci kat gökteki melekler de Beytullah'ı tavaf eder. Onun hali makamatı derecata ayrıdır. Zikrullah halakası zikrullah halakasının haline durumuna göre meleklerin teveccühü var. Öyle. İnsanlık alevi bu noktada bütün derecattaki bütün makamattaki bütün teceviyat herkes derecatına ve makamatına göre tecevye eder. O zaman mesela öyle bir zikrullah yapılır ki burada yedinci kat gömün melekleri gelir. Öyle bir zikrullah olur aşağının meleklere gelir. Öyle bir zikrullah olur o iki yay mesafesinin arası gibi olan hal yaşarır. Oraya melek de giremez. Bakın bunların hepsi de derecat ve makamat olarak değişir. O zaman her manevi halin bir makamata olması gerekir.
Ve o manevi halin makamata oluşursa o kimsede o yer oluşur. Yer edinir. Derim ya ben bir yer edinin bir yer edinme vardır. Burası makamattır. Bir kimse bu noktada o zaman hal yaşadı. Örneğin o kimse zikrullah'ta Hazreti Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretlerini gördü. Onunla konuştu. Hazreti Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleri varlığın en üst derecesinde makam olarak da hal olarak da varlığın en üst derecesinde varlığın en üst derecesinde duran Hazreti Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleriyle görüşen manada görüşen konuşan ve onu gören kimse o esnada hal olarak oraya çıktı makam olarak değil.
Sabit değil. Bakın o zaman normalde bizim bu noktada varı yok görme gibi lüksümüz yok ama bütün varlar yokluktan gelecek. Bu farklı. Varlık derecesindeki yedi merhaleyle lüks derecesindeki yedi merhale bütün insanlar illa bu yedinin içerisinde zubur etmelidir. Mesela hepsini bu yedinin içindedir. Aslında mesela kırk bin insan varsa kırk bin ayrı varlık derecesi var diyebilir. Hiç önemli değil ki hepsi de bu yedinin içindedir. İstediği kadar çoğal. Yani Arabiye göre beş, size göre yedi. Bu mesela ama bu normalde değişmez bir şey. Yani bana göre yedi derken Arabi belki de üst üst dallık gibi algılanmasın bu.
Arabi bunu beşte yapmış varlık derecesi olarak beşte olabilirdi. Hata yapabiliriz. Ben ben hata yapabilirim. Bu noktada şey değil yani. Bu noktada belki doğru deme noktasında değilim. Şöyle bir şey olabilir mesela bu yeri artık her insan adetince bir varlık derecesi olması bir yollardır. Bunu böyle konuşulacak olursa herkes için kendi nefsine ait bir yollardır ama hepsi de bir ayrı bir varlık derecesi olsa dahil varlık dereceleri birdir. Belli değil. Belli bir daha. Mesela iki tane luti aynı varlık derecesinde dedik ya bu birisini olup geliyordu birisinin kalbi aynı yere acıyordu. Peki bu aynı varlık derecesindekiler zahiri olarak iyi olmasa bile aynı acıları çekmiyorlar aynı gözyaşları atıp diyorlar veya o onun haliyle hallenmiyorsa ona aynı varlık derecesinde dememiz o zaman yedinin içerisinde nasıl bu kadar insanı sığırlayabiliriz?
Sorsanız sığırlayabiliriz? O şey değil mesela bir Mürşid-i Kamil bir Mürşid-i Kamil aynı olarak bütün hallerini birbirlerini seyretmiyorlarsa aynı varlık derecelerinde aynı tam katil olduğunu söyleyebilir miyiz? Yani bu noktada bütün şeylere kaide koymak mümkün değil ama vela teriktir.
Varlığın bir üstünde yani diyelim ki bu tabi beşe kadar insanların manevi hallerinde böyle çok açık olmaz. Hani nefis merasibi olarak beşinci hale geldiğinde variyet derecesi olarak beşinci makamda çıkar. O zaman onlar dördü üçü böyle görürler en azından o yüzden bizim kardeşler görürler mesela ama onlara böyle derviş sizin halleri kapanır görürsün kimisinin fesat çıkmasın diye kimisinin hali bile kapanır kendini anlarsa yoldan çıkar diye bunlar şeyin işler biraz böyle bulutların üstündeki işler ama normalde o müşidik
hamilerin halleri de kendilerine aittir ama o normalde makamat olarak aynı makamatta olanı derecatları da normalde derecat olarak aynı olmuş olsa dahi yol olarak kendilerine ait yollar olarak farklılır ama Cenab-ı Hak birbirlerine onları gösterir ne gösterir gösterir sonra burada söz konusu olan varlığın dereceleri ile karşılığında bir nefsin gerçek anlayamadım ben bitti mesela Adem Alemin Söyü o müthiş anlattı bana yani anlayamadın anlayamadın buradaki hallerinin çoşkunluğu oluyor mesela işte yani sizi mesela bir insanın
her an seyretmesi mümkün olmuyor sizin aleminizde bile olsa veya işte karnınız acıkacak karnı acıkacak tuvalete geçeceksiniz tuvalete gelecek veya güney darlinlığın dilimleri gibi kütopya bu giremin halimize sahip değilse nasıl aynı varlık derecesindir diyebileceğiz o hale bulaşmak tüm koşu mesela işte luti ile luti nasıl bu hali yaşayabilirse luti evinde diğerinde evinde onun da bu hali yaşaması lazım o zaman böyle bir şey o esmeri safilin olumunda olmaz yok ama mümkünde mesela olur yaşanır o üzgün olur üzülür sabah bir kalkar
üzgün evet sabah bir kalkar neşeli neşeli evet canı bir şey ister evet onlar yaşanır vücut hastalık zaten zaten burası çok böyle tehlikeli bir anda orada burada seven kimsenin kendi kendisine iddia sahibi olmaması gerekir yani ben iddia girdim bu işin içerisinde sıkıntı ol yani ben o yüzden dün gece demiştim göğsümü gere gere içimi sere sere birisine seni seviyorum diyemeden götürp gideceğim bu dünyadan dedim büyük bir iddiadır çünkü bu iddia ispat gerekir ya bunu böyle söylüyorum Allah affetsin büyüklenmek için değil
şeyhin kaldırın bu telefonu başkalarına öğretmek için yapalım ustaz ben şimdi neredeyim Allah affetsin ben söylerdim şöyle şöyle şöyle yerdesiniz bir gün öyle dedi buradaki kadınların orta renklerini söyledi bunlar şata yani bir böyle bir şey efendinin müridine olan güveni hali olan güveni makamata olan güveni bunlar kolay şeyler değil Allah rahmet eylesin içerideki başladığından kadınların orta renklerini söyle önümüzde oturan üç kişi var onların üçünün orta beyaz onun arkasında oturan dört kişi var onun birisi şu renk
polisi bu renk polisi bu renk o da kaldı telefonda maşallah Mustafa Allah'a emanet olun teşekkür ederim hakkını helal kapattı ondan sonra geldi oğlum nasıl severim diyorsun böyle o da merak ettir şimdi hani sabah üzgün olur üzgün olur bu iddiadır o yüzden ben birisi seni çok seviyorum değil de içimden gülerim keşke demeseydin onu böyle ispat etmek istemem utandırmak istemem ama seni çok seviyorum diyelim kapısının önünde dört kuru benden bir haber kalırsa da sabahleyin gidiyorum dedim yalancıymışsın sen bu da acı bir şeydir
kimseyi utandırmamak için kolay kolay söylemem ama sabahse her vaktinde de çeker giderim onun haberi yoktur benim onun kapısından da bekledim bu beni gitti zanneder ama da gitmem ben yine de seviyorum demek yalan da olsa güzel bir şey o yüzden sizin demeye devam edin ne olur sırayla ben sizin kapınızın önünde durdurum hakikaten selam tamam bir iddia değil bu sadece şu sakın ola ki şöyle düşünmeyin bu tip şeyler yaşanmaz hani görmeyen merteci görmüyor
zanneder ya duymayan merteci duymuyor zanneder öyle olmayın bilin ki yaşadığınız bu boyutta bu halde bu noktada çok boyut yaşayabilirsiniz yaşadığınız bu dünyada bu makamda başka makamlara sıçrayabilirsiniz başka halde yaşayabilirsiniz o yüzden bir başkası da başka şeyler yaşıyor olabilir onu normalde bakarken de ona kim bilir hangi haldedir diye düşünür bu eşiniz olabilir bu çocuğunuz olabilir bu arkadaşınız olabilir bu zatiriniz çavuşunuz kardeşiniz olabilir ona ki o o esnada başka bir makamda başka bir halde olabilir
olabilir bu o kimselere karşı böyle kendinizce onların her şeyi yapabileceğine dair bir kapı aralamasın ama bunları da bilin ben mesela birisi şimdi haset-i peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle görüşle konuşla yalanlayabilir miyiz onu makamını düşünebiliyor musunuz o esnadaki halin o esnadaki derecatını düşünebiliyor musunuz ve o kimse herkesin içinde yaşıyor herkesi veya zikrullah esnasında arş-halada sema ediyor ama orada zikrullah da seninle beraber aynı halakada birisi alacağım satacağım diye
uğraşıyor orada birisi hastalığına dua ediyor hepsi de doğru bunların birisi evlenmek için dua ediyor birisi işte işi gücü için dua ediyor birisi başka bir şey için dua ediyor zikrullah da birisi de diyor ya bitse de gitsek simsiyecek burası terledik ya nereden getirdi beni bu adam ya bu adamı bir daha davet ettiği yere girilmedi bu da zikrullah arakasında oluyor onlar hepsi o zannediyor ki ya burada o toplanmışlar işte hay huy gidiyorlar haşa Allah muhafaza o kendinden kimsenin haberi olmadığını zannediyor şurada
en altıya gideyim de burada iki kadar gideyim ya zikrullah başladığında sınışıp gideyim şuradan bir iki başlamı kurtarayım diyor gideceğim ama diyor şöyle eğile eğile gideyim kimse görmeden diyor hepsi de var işin içinde hepsi de o hali yaşıyorlar oysa baktığımızda hepsi de zikrullahın içerisinde mekan olarak bir mekanda var ama makam ve hal olarak aynı makam ve halde değiller aynı mekandalar aynı makam ve halde değiller değiliz hiçbirimizde şimdi zikrullah başlıyor veya sohbette de aynı ya bu bir namada uzun tuttu
daha zikrlar yapmaya geldik konuş Allah konuş konuş oldu öyle bu normalde bakın bu bütün aynı dışarı çıkın herkesin mekanı olarak aynı dünyayı mekanı olarak alırsanız herkes bir dünya mekanının içinde yaşıyor dünya değişiyor durumumuzda mekan olarak dünyadayız ama makam ve derece olarak hepimiz aynı makamda ve derecede değiliz varlık olarak mekansal olarak baktığımızda bir mekandayız ama makam ve derecat olarak aynı makam ve derecatta değiliz hatta daha iyi derece biz bunun içerisine alemi de koyalım her makam bir alem
her derece bir alem her hal bir alem o zaman biz aynı mekanı paylaşırken aynı alemde aynı derecatta aynı makamda aynı halde bu insan öyle tezbeder ki insanı böyle girip bir hani bilmezliğe doğru giden böyle bakın bir emer ya insanı emer böyle ve insan bu noktada hayretten hayrete halden hale geçer çünkü öyle bir noktaya gidersiniz ki öyle bir noktaya çıkarsınız veya öyle bir helezonik yapıya tarzı olursunuz ki her anınız ayrı bir alem ayrı bir makam ayrı bir mekan ayrı bir derece ayrı bir hal olur bu sefer kendinizi oradan
hiç alamazsınız ve her daim aklınız fikriniz gönlünüz orada olmaya başlar çünkü orası farklı bir dünyada orası farklı bir alem farklı bir makam farklı bir derece at vardır farklı bir hal vardır sizi sizlikten çıkarır siz an ve an an ve an hep böyle o anda yaşamak orada yaşamak istersiniz burası çok güç bir şeydir ve her bir an gelir bir şey sizin göğsünüzden durdurur dur burada da siz tekrar geri döner tekrar yürür tekrar geri döner tekrar yürür halden hale geçersiniz ne yaşadığınızı bilemezsiniz o yüzden bakarsınız
mekan olarak herkes bir mekanda yaşıyor ne bu dünya dünya bu noktada vücutların mekanıdır vücut mekanıdır ve siz vücut mekanında yaşamak zorundasınızdır ne kadarsınız ama bu vücut mekanında kaldığınız müddetçe ruhun vücutta hapis olduğu gibi siz de dünya mekanında hapis olursunuz vur ayağını çık buradan buradan çıkmadıktan sonra özgürlüğüne kavuşamışsın asıl özgürlük dünya mekanından serfinaz edip çıkmakla mümkündür ve her şey sizin için artık cennet kokusu olur her şey sizin için bu dünya ile alakalı değildir böyle bir hale
gelirsiniz ki dersiniz ki kendi kendinize cennette yaşıyorum bu normalde dünya mekanından ayağını vurup çıkmakla mümkündür bu da dünyayı sevmemekle mümkündür bu da dünyaya aşık olmamakla mümkündür bu aralardan uzak durmak mümkündür bu aşkın yoluna düşmekle mümkündür bu sevdanın yoluna düşmekle mümkündür aslında işin en enteresan noktası siz neyi sevdiğinizi bildiğinizi zannedersiniz ama sevdikçe bilmediğinizi görürsünüz ve aslında siz yola çıkarken bilmediğiniz bir sevdaya yola çıkmışsınızdır ve yola çıkış noktasında
sizin hayalinizde ufkunuzda sizin altınızda bir sevgili var ama her o sevgiliye yaklaştığınızda hayalinizdeki sevgilinin o olmadığını görürsünüz her öpüş yeni öpüşü getirir her koklayış yeni bir koklayışı getirir her adım yeni bir adıma getirir her tebessüm yeni bir tebessümü getirir her adım her ayak her yukarı doğru süzülüş yeni süzülüşlere gebedir ve durmak binmek durmak tükenmek binmeyen binmeyen bir enerjiyle yürürsünüz işte bu sizi yürüten koşturtan şey sizin sevdanızdır ve bu yine sizdedir bu başka bir yerde
değildir ama siz yine de insanoğlu hani böyle kendince hep böyle daha da dar ya daha da istersiniz daha da daha da daha da dersiniz bitmek tükenmek bilmez makam bitmek tükenmez bilmeyen derece altına ulaşırsınız yine bitmez yine tükenmez ama işin en hüzün dolu yanı vardır siz akşam olduğunda yine geri dönmek zorundasınızdır veyahut da akşamınız sabahınız dünyaya göre değişiklik olursak sabah olduğunuzda siz tekrar dünyaya dönerseniz aslında o sabah değil sizin akşamınızdır yine beklersiniz akşam oldu hüzünlendir yine
der o ayrı akşam hep hüzünlendir neyin akşamı ötelerin akşamı dünyanın akşamı ötelerin sabahıdır sabah olduğunda senin için gece başlıyordur o yüzden dersin ki akşam oldu hüzünlendim ben yine o bu türkü bu şarkı ebediyen devamlı söyleseniz bu şarkı haline gelir ve sonuçta kendi kendinize dersiniz evet yine sabah oldu dünyaya göre yine karanlık çöktü yine sabahı beklemek gerek denir akşam gece yarısını beklersiniz o öyledir çünkü evet o öyledir çünkü öyle devam edersiniz yapacak bir şey yok o yüzden evet bu dünya bizim yaşadığımız
mekandır ben reddedicilerden değilimdir reddetmek elinden bir şey geçmez ben kalkacağım size şimdi diyeceğim ki dünya hayalden ibarettir onu yaşamadıktan sonra sizin için hayal değil boş bir edebiyat olacak o zaman diyeceksiniz ki biz de hayaliz boş edebiyat olacak boş olmayacak mı evet evli olanlar buradan evlerine gidecekler bakacaklar ki bir evleri var eşleri var evde çocukları var sabah olduğunda işleri var diyeceğiz ki biz ona boş hayat yok hayır bu dünya bizim yaşadığımız mekan şu anda bu yaşadığımız mekanın
realitesini yaşayın bunu yok görmeye çalışmayın boş ver yormayın kendinizi bakın bu yoruncu bir şey bu çok yorulursunuz hiç gerek yok Cenab-ı Hak küm demiş ol demiş olmuş yaratmış bir şey Allah'ın yaratmış olduğu bir şeyi yok görmek ayrı bir şeydir o şeyin yokluktan geldiğini görmek ayrı bir şeydir belki de geçmiş sufiler bütün varlığın yokluktan geldiğinin bilincine vardılar onu anlatmaya çalıştılar belki de ama onu anlayamayanlar belki de dediler ki bunlar varlığı yok görüyorlar yok Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
bana dünyanızdan üç şey sevdirilmiş var var sevdirilmiş bir şeyler ne işte iyi güzel kadın güzel koku gözümün nuru da namazın enteresan bir şey ha bu tarafa fazla dalmak istemiyorum saat on bir buçuk oldu güzel kadın dediğinde güzellik böyle insanın algısına anlayışına göre değişir ama güzel kadın vardır gözünün önündedir güzel koku kokudur koklarsınız vardır bunun çıktığı yer vardır yanınızda dersiniz ki kokuyor
kokuyu gösterebilir misin başka yere götürmeye çalışır başka yere götürür seni ardından da der gözünün nuru namazdır fiili olarak vardır fiili yatak kalkarsınız küçümsemek için söylemiyorum yatıp kalkmak mıdır gözünün nuru bunu yoksa nasıl bir namazdır ki gözünün nurudur o nasıl bir namazdır ki gözünün nurudur o nasıl bir namazdır hangi namazdır nasıl kılınır nerede kılınır
ve namaz nasıl gözünün nuru bir kimsenin gözünün nuru dediğinde bütün görmesinin alt sebebi namazdır bakın dikkat edin görmesinin alt sebebi namazdır namazın arkasına bakmak lazım namaza tekrar bakmak lazım namaza tekrar bakmak lazım kokuya tekrar bakmak lazım kadına tekrar bakmak lazım bakın kadına da tekrar bakmak lazım o zaman kadına zulmedenler ikinci sınıf vatandaşı görenler değer vermeyenler kıymet vermeyenler acaba gerçekte neye değer ve kıymet vermiyorlar
varlığın hangi derece adına ve makamına göre kadına değer vermiyorlar kadın varlığın hangi derecatında makamında bu güzel koku varlığın hangi derecatında makamında bana rahmanın kokusu geliyor yemenden derken kokunun üzerine bir ne bindirmemiz lazım biz neyi koklamamız lazım güzel koku derken böyle çiçekten böcekten ottan çökten alınan materyallerden oluşturulan koku mu yoksa rahmanın kokusu bana yemenden geliyor dediği koku mu o zaman dünya üzerinde güzel kokudan alınacağımız alınacağımız ne bizim burnumuz neyi koklaması
lazım biz neyi kokuyoruz hangi varlık derecesinde hangi makamda hangi kokuyor almamız gerekiyor ki Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin bana dünyamızdan sevdirildi dediği o kokuyu koklayabildik mi ardından enteresan bir nokta yani gözümün nuru da namazdır deyince sona almış gözümün nuru da namazdır gözümün nuru da namazdır o zaman hangi makamatta hangi derece hatta bir namaz kılınır ki o kimsenin gözünün nuru olur ve gözünün nuru olunca acaba gören gözünün nuru mu oldu yoksa gören kendisi mi oldu
o nurla nurlanan göz nereyi görür acaba niçin gözünün nuru neyi görür acaba o gözünün nuru olmazsa neyi görür neyi göremez o zaman gözünün nuru oluşmayan bir kimsenin hani daldan dal atlıyormuş gibi geleceğim şimdi size de o gözünün nuru oluşmadan nasıl onu görebilecek ki o kimse o zaman demek ki gözünün nuru nuru görecek nur nurlanmazsa orta yerde nur belli olmazsa o zaman nuru görmekten veya nurun sahibini görmekten sıfattan sıfata geçmek nasıl tezahür edecek gözünün nuru bu noktada onun nuruyla nurlanan bir gözün
bakması şaşı olur mu görmesi şaşı olur mu hangi biz acaba namaza düşünürken namaza dururken bunları tefekkür edip duracağız meseleyi toparlayın çıkayın işin içinden o zaman normalde bir mekanı yok görmek değil siz bir makamı yok görmek değil burada derdiniz bir hali yok görmek değil derdiniz biz hepimiz bu dünyada ne kadar yaşayacaksak emrolunluysak o kadar yaşayacağız yaşayacak olduğum bu dünyayı yok görme derdinde değilim kendimi yoramam nasıl ana rahmini yok göremiyorsam kendimi yormuyorsam yormuşum kendimi orada yoracağım
kadar düşürmeye çalışmışlar düşüttürmemiş Cenab-ı Hak tutulmuşum inatla sonuçta orayı nasıl yok göremiyorsam yaşamışım onu nasıl yaşadıysam ondan önceki gelmiş olduğum yolu da nasıl yok göremiyorsam yaşadıysam ve bakıldığında ana rahmine düşmezden önceki hayatından kesitleri de bir şekilde algılayıp anlayıp nerelerde neler yaşadığını göremiyorsam bir şeyi yok görmene gerek yok sana üflemiş sana can vermiş sana ruhundan üflemiş bu var olan bir şeyi yok görme noktasında diyelim kendimi yormayacağım yormak da istemiyorum zaten
kün demiş aleme yani onun kün dediğini nasıl ben aa ben ol dedim oldu ol dediğini yok olmadı mı diyeyim oldu o zaman eğer bundan sonrasını da görebiliyorsan gözünün nuru var ise o zaman bu dünyayı işte yaşadığın bir ev gibi görüyorsun bir mekan nasıl insanlar bir odadan bir odaya geçiyorsa bir evden eve geçiyorsa veya Hazreti Mevlam'ın deyişi ne güzel öyle değil mi her gün bir yere konmak ne güzel her gün bir yerden göçmek ne güzel her gün planı pırkını toplayıp göçüyorsun büyük bir ümüyle ve yine oranın akşamı oluyor
yolla arka burası konaklama yeri yine konaklıyorsun oradan ondan sonra arkasının yine sabah oluyor yine bir yerden göç başlıyor taşınıyorsun yine hangi yere gideceğim belli değil bir meçhule doğru gidiyorsun ama heyecan veriyor sana ve o yolculuk esnasında yorluyorsun terliyorsun kendince ayrı şeyler yaşıyorsun o da lazım bazen düşünüyorsun konmak olmasaydı diyorsun hayatın sonuna kadar nasıl yaşardı insan konuyorsun bir yere bir yerde diyor ki kervancıbaşı durun diyor ki geceyi burada geçireceğiz oysa yaşadığın mekana
bakıyorsun sabah olmuş herkes herkes hırıl hırıl kendi dünyasına koşuyor senin için gece olmuş hadi uyumak lazım şimdi kaygıyla zaman diyorsun yatıyorsun alem ayrı mekan aynı makam ayrı her şey ayrı bir alem ve kapıdan dışarı çektiğinde bir bakıyor ki dünyada herkes koşuşturuyor bazen o kokuşturmanın içerisine bakıyorsun sen de seyrediyorsun diyorsun ki akşam olsa da şuradan bir kurtulsam yuhaya göre bu alem böyle geçecek bunlar da geçecek benden sonunda diyeceksiniz ki belki de böyle demince çırgınca laflar söyledi
gitti nereye götürün nereye götürün bilemeyiz Allah'ın ayet

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi