Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Ağustos 2014 · 39:08
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin, Selamun Aleyküm, Selamun Aleyküm, Selamun Aleyküm, Gündüz'ümüzü hayırlı etsin, hayırınızı yıldığınızı, hayırlı etsin, Allah'ım. Benim çocuğum sürekli olarak sohbetlere katılıyor ama çok karşılık veriyor. Kim olması önemli olmuyor, bana da benim seni dinen görme hakkım vardır. Hiçbir çocuğun anne, babaya, babasının görme hakkı olmaz. Bu haram. Çocuklarınızı iyi eğitin. Çocuklarınızı iyi eğitmezseniz, çocuklarınız gelir, size imtihan olursun. Çocuklarınızı iyi yetiştirmezseniz, çocuklarınızla bu noktada ağır imtihanlar yaşarsınız. Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız çıkar, başka bir şey çıkmaz.
Ne ekersen, onu biçersin. Bir kimse muğday ekliyse, muğday biçerek. İyilik ektiysem, iyilik içeceksin. İyi bir çocuk yetiştirirsem, ondan meyve yiyeceksin. İyi bir meyve. Çocuğunda bir sıkıntı varsa, kendi kendine tövbe. Sıkıntı sendedir. Erkekler, eşinizde bir sıkıntı varsa, sıkıntı sizdedir. Tövbe, kadınlar, eğer kocalarınızda bir sıkıntı varsa, sıkıntı sizdedir.
Başka bir yerde sıkıntı aramayın. Başka bir yerde problem aramayın. O yüzden, ne ekerseniz, onu biçeceksiniz. Ne ekerseniz, fitne eken, fitne biçecek. Yanlışlık eken, yanlışlık biçecek. Bir şekilde soru alacak o kişiden. Kimler müstesna? Tövbe edenler müstesna. Kimler müstesna? Allah'a hakkıyla dönen, her şeyi de Allah'a teslim olanlar müstesna. Geri kalan, bir şekilde ettini biçecek. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, sakın kendinizi öyle, işte, bela, musibetin, işte, sıkıntının büyüğü peygamberlere, sonra velilere gelirmiş deyip de, kendinizi de peygamberler ve veliler zümmesine atmayın.
Biz zayıf, muhtaç, günahkar bunlar, ne ekimizi biçeriz. Ektimizi biçeriz. O yüzden, çocuklarınızı şikayet etmeyin. Dönün, biz nerede yanlış yaptık, deyip. Dönün, biz nerede hatalı yaptık da bu bizim başımıza geldi, deyip. Küçük bir kıssa, sahabeden nakledilir. Çocuk meşhurdu ya, su tulumunu adam sırtına alır, yaşlı, evine gider, evine gidince kadar bakar ki su tulumunda su kalmıyor. Bakar, bir delik var. Bilir ki, bu tulumunda delik yoktur. Geri döner, işaret değil. O akan suyu takip eder, çocuklar oynuyor orada, çocukların bulunduğu yerde. Der ki, çocuklar, benim su tulumumu kim derdi?
Derler ki, filanca çocuk derdi. Evladım, senin baban kim der? O da der ki, filanca. Sahabeler bu isimleri nakletmemişler. Hani, böyle bir gıybet olmasın, suizan olmasın diye. Oradan neyse, dost dolu Hazreti Peygamber'e gitmiş, salallahu aleyhi ve selam. Ya Resulallah, filanca da çocuğunda böyle bir hal görür. Kardeşlerinizin çocuklarında bir sıkıntı görürseniz, hani bir kötülüğü gördüğünüzde, elinizle mümkün değilse, dilinizle, o da mümkün değilse, kalbe muğz ederekten önlemeye çalışın.
Birbirlerinizin çocuklarında bir hata, kusur görürseniz, tatlı bir şekilde onları irşat edin. Babalarına tatlı bir şekilde, annelerine tatlı bir şekilde söyleyin. Tatlı bir şekilde. Tepeden bakaraktan, kibirlenerekten değil. Gitmiş Hazreti Peygamber, salallahu aleyhi ve selam Hazreti Efendimiz, demiş ki, Ya Resulallah, filanca da çocuğunda böyle bir hal zuhur etti. Hemen Hazreti Peygamber, salallahu aleyhi ve selam Hazreti Efendimiz, o sahabesini, demiş ki, ne yaptın? Çocuğun üzerindeki teceviyatı budur. Tefektür etmiş, etmiş, etmiş, sahabeye bak. Demiş, Ya Resulallah, ben kendimde bir şey bulamadım. Biz böyle diyebilir miyiz şimdi kendi üzerimizden? Ashaftaki kılı kırk yarmaya bakın.
Kılı kırk yarma. Demiş, eşine bir sor. Eşine eşi tefekkür etmiş, etmiş, etmiş. Demiş ki, buldum bey. Ben ona hamileyken demiş, aş erdim. Nar canım istedi. Pazardan giderken demiş, örtünün iğnesiyle bir nara sapladım. Onu emredilmiş. Bir nar, iğne ucu. Bunlar ince sohbet şimdi. İnsanların bugünkü noktada, insanların bugünkü noktada, hani Yunus'un deyimiyle, ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın, o söz de buna oturuyor bizim için, benim için. Allah bizi affetsin. Böyle ince, kılı kırk yararaktan yaşamışlar.
Kılı kırk yarmışlar. Ve tövbe etmişler buna. Bakın buna tövbe etmişler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çocuklarınızı iyi yetiştireceksiniz. Haramı, helalı tanıtacaksınız. Bir başkasının malını tanıtacaksınız. Onlara güzel sözler öğreteceksiniz. Evinizin içerisinde güzel sözlerle birbirlerinize hitap edeceksiniz. Sen çocuğunun yanında yanlış verimeler kullanırsan, anneler, babalara itiraz ederseniz çocuklarınızın yanında, babalar, çocuklarınızın yanında annelere hakaret ederseniz, evin düzenini kaçırmazsınız.
Gelecek olan nesebimizin düzenini kaçırırsınız. Gelecek olan neslimiz ahlaksız büyür. Anne iki de bir de adam, adama evde laf yetiştiriyorsa, ona laf söylüyorsa, o kız çocuğu bunun doğru olduğunu inan. Evlerdiğinde başlar adama laf söylemeye, iki de bir de. Adama itiraz etmeye başlar. Erkek iki de bir de eşine küfür ediyorsa, hakaret ediyorsa, o çocuk da bu noktadan yetişir. Yarın öbür gün ya der ki, kadınlara böyle davranmak lazım, küfür etmeye, hakaret etmeye başlar, ya da der ki, bütün babalar kötü. Annelere hakaret ediyor. Anneme yanlış davranıyor değil, gizliden babasından intikam alma duygusuyla büyür.
Ya da kız çocuğu, eğer anne babaya kötü davranıyorsa, ve kız çocuğu babaya karşı mazlum olarak görürse, anneden intikam alma duygusuyla büyür. değişmez bir şey. O çocukta fizik, psikolojik problemler, saplantılar başlar. O çocukta ne yazık ki sapıklıklar başlar. Mesela erkekse kadınlardan intikam alma duygusu. Kadınlara güvenmeme, kadınlardan intikam, kadınları beğenmeme, kadınları ikinci sınıf vatandaş görmeme. Aynı şekilde kız çocuğu ise erkekleri beğenmeme, erkeği bu noktada güvenmeme. Erkekleri ikinci sınıf vatandaş gibi görmeme. Bu çocukların üzerinde tecelli eder. Ta ki bir tarikat terbiyesine girinceye kadar, bir tarikat terbiyesine girer, kendisini sımsıkı disiplin ederse, o zaman kötü ahlakı, iyi ahlaka tebih olur.
Ama normalde hele hele, ben gideyim bir yerden ders alayım, aman ben bir şey yine buldum, ben kurtuldum, bir şey yapmaya gerek yok diyorsak, ondan da hiçbir şey olmaz. Allah muhabadaydı. O yüzden lütfen Allah için çocuklarınızı bu noktada iyi yetiştirmeye gayret edin. Çocuklarınızı sağlam yetiştirmeye gayret edin. Çocuklarınızı ölçülü yetiştirmeye gayret edin. Dilayetli yetiştirmeye gayret edin. Bu noktada onlara böyle meselelerin altından kalkabilecek, meselelerle mücadele edebilecek, işin içinden çıkabilecek bilgiyi, eğitimi, öğretimi verelim inşallah. Tövbe ettiğiniz zaman, tövbenizi sımsıkı durun.
Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Günah kerbalilerden uzak durun. Asla günah kerbale düşmeyin. Asla. Allah nasıl olsa affeder deyip günah işleyicilerden olmayın. Ayaklarımızı uzatıp oturmak, Allah'a karşı bir saygısızlık tutup, çünkü büyüklerimizin karşısında bu şekilde oturamıyoruz. Her daim Allah bizi görüyor. Bunun rağmıdır. Düşünün her otururken, ne de uyurken ayaklarımızı uzatamıyorum, Allah'tan atanlarının olduğu versiyle sen deyip, üç oturuş şekli var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir dizini dikerekten oturmuş, bağdaş kurmuş, bir de ayrı etten işte, iki dizini dikerekten yaslanmış. Toplum içerisinde bu üç oturuş, sünnettir.
Dert ahta adam arkandır. Ön tarafta oturanlar, iki dizlerinin üzerinde otururlar. Hayakları ağır yoksa, ikinci, üçüncü, dördüncü halakalara giderler. Yok daha da ayakları ağır yoksa, daha rahat oturacaksa, en arka halakaya giderler. Onlar ayakları ne olur? İşte uzatırlar. Yaşlılar vardır. Dizleri ağlayanlar vardır. Onlar, alt, arka halakalardan bir şekilde, ayaklarını rahat ettirler. Ama ön halakada oturacak, bir, iki, üç, dört, beş, duruma göre işte. O rotarına iki dizini düzene otururlar. Her yerin bir aya dalı vardır ya, derdanın içerisindeki adat da olur. Camiye giderseniz, camide de yayılamasın. Camide de bağdaş kurarsınız. Ya da işte ayağınızı dikersiniz, bir ayağınızı dikersiniz, ya da iki dizinizin üzerine otursunuz.
Bu tür oturma şekli. Evlerinizde muhakkak, işte bir koltuk sandalye vardır, bunlarda oturmakta bir beis yok. Durum bu. Kıybet kişinin arkasından, sadece kötü mü konuşmaktır, yoksa iyiydi konuşsak, kıybetemizdir abi. Kıybet bir kimsenin arkasında, hoşuna gitmeyecek sözleri söylemek. son günlerde kendimde bir gevşemek seviyorum, sebebi nedir? Dersini çek, zekrimi yap, namazını kıl. Bu enteresan, bunu sonuna bıraktım. Burada isim yok ama, buna bir şerh düşeyim. Başımızdaki sorumlu, ağabeyler bizlerin hemen hemen her şeyimize, işimize, evimize, hatta evleneceğimiz eş seçimine kadar karışıyorlar. O yüzden evlenemiyorum, yaşımda geçiyor.
Abiler ve ailem arasında kalıyorum, mutlaka doğru yapıyorlarlar. Ama bir yerde nefislerinden konuştuklarını hissediyorum. Ve ne kadar doğru sorunu, ağabeylerin, deliklerin, deliklerin yapmıyor musunuz? Bu durum karşısında inanın sıkıntıları, sizin hakkınızda elalık. Bizim dergahımızda adaptır. Biz hiç kimsenin işine, aşına, eşine karışmayız. Birisi gelince istişare edersen, bildiğimiz bir şey varsa, bildiğimiz şeyi söyleriz. Bu bildiğimiz şey de, Kur'an ve Sünnet tarihinde haram el aldık. Geri kalan meselelerde biz hiç kimsenin, bunu ben burada, burada defalarca teyitledim. Bunu defalarca teyitlememel rağmen, bir kardeşin, bu sorumlu kardeşler değil, bu soruyu soran kimse, nefsini uymuş demek değil.
Eğlenecek olan istediğiyle evlenebilir. İş kuracak olan, istediği gibi iş kurabilir. Kimsenin aşına, eşine, işine karışmayız. İstişare ederlerse, istişare açıyorsunuz. O yüzden sorumlu kardeşlerin de, bu noktada yetki ve sorumlulukları yokturlar. Hiç kimsenin yoktur. Ben de dahilim buna. Buna ben de dahilim. Bana sorarlar, görüşün bakın edin, uygunsa evlenin derim, çıkarın. Kimse bununla evlen, bununla evlenme, bunu al, bunu alma. Emir vatibiz şekilden, hiç kimse konuşmayız. konuşmayız. O yüzden dargahımızın adabı erkanıdır. Bu noktada kendi içerisindeki ölçüsüdür. Bunu defalarca ve defalarca ve defalarca söylemişimdir.
kimsenin eşine, kimsenin eşine, işine, aşına karışmayız. Sen bu işi yap yapma, sen bununla evlen, evlenme, bunu boşa, bundan hayırlı, bunlar bizim işimiz değil. Fıkıh noktasından bana soranlar, ben de bildiysem, biliyorsam, fıkıh noktasından cevap verin. Birisi birisiyle evlenmek istiyormuş, görüşün, konuşun, bakın, eğer birbirinizle bu noktada bir sıkıntınız yoksa, evlenin derim, çıkarım işin içine. işin doğrusu da budur çünkü. Bakın, işin doğrusu da budur. Hiç karışmam. Birisi birine talip olur, beni aracı ederse derim ki, filanca bir talip sana, veyahut da senin talibin var. Bu kadar. Bütün kardeşler, sadece bulsa değil, bütün kardeşler, bu noktada hürler, kimse kimseye karışma noktasında değil.
Yok öyle bir şey. Yok hem ki yok diyor. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde bir tavsiye niteliğinde, belki de kardeşler bir şey söylemişlerdir. Hele aileyle, normalde arasına girmek, hiç işimiz değil. Ben hiç kabul etmem böyle bir şeyi. Hiç ama. Herkes istediğiyle evlenmekte hür. Ailesiyle otursun, görüşsün, konuşsun. Ailesi kimi istiyorsa, gitsin alsın. Hatta bir ara, birkaç arkadaşa dedim ki, ailem dedim, o zamanlar, Sibelcan boşanmıştı kocasından. Dedim, ailen Sibelcan'ı almaya kalkarsa, eyvallah size tabir derdim. Tekrar söylüyorum, kadınlara ve erkeklere, ailenin sizi, kimle evlendirmek istiyorsa, evlenmeyin.
Veya evlenmeyin. Karar sizi. hiçbir kardeşimizin, hiçbir kardeşimizin aşına, işine, eşine karışmıyor. Bizi ilgilendirmez. Bu benim dergah ve tarikal anlayışımda değil. birisi sorarsak, ona biz, bu noktada varsa, bir önerimiz, önerimizi ona sunarız. Yakın daireler vardır. Çok yakın dairedir o. O çok yakın daireye, bir kimse müdahale eder, belki de. Kendi nefsim için söylüyorum bunu. Ama öbür vazifeli, arkadaşlarla, dergah içerisinde, en yakınlarına dair, bu noktada, bir şey demeyecekler. Herkes hür çünkü. Hürriyet kadar tatlı bir şey yoktur, Kur'an ve Sünnet dairesinde. Kur'an ve Sünnet dairesinde, kalmak şartıyla, hürriyet kadar tatlı bir şey yoktur.
Herkes hür bir şekilde, dinini yaşasın. Herkes hür bir şekilde, hür bir şekilde, Kur'an ve Sünnet dairesinde, ailesini kursun, evini kursun, çocuğunu, bu noktada yetiştirsin. Biz sadece, burada, Kur'an ve Sünnet dairesinde, güzel ahlakı öğretmek, insanlara nefis terbiyesiyle alakalı, elimizden geldiğince, bir şeyler aktarmakla, bir kellefiz, yükümlülüyoruz. Geri kalan bir kimsenin, ben eşine neden karışayım? Veya evlenmesine neden karışayım? İstediyle evlensin. İstediyle. O yüzden kız çocuklarımızı da, bu noktada, makul dairede, malum dairede, Kur'an ve Sünnet dairesinde, evlenmelerini hür yapın. Deyin ki, evladım, kimi istersen, seni onunla evlendireceğim. Erkek çocuklarınız da, bu noktada, hürriyetini verin evlenme.
Deyin ki, evladım, kimi istersen, seni onunla evlendireceğim. Bu kadar. Biz, dergah olarak, hiç kimsenin, bu noktada, evlenmesine, boşanmasına karışmıyoruz. asla. Bana, fıkıh olarak sorarlar, ben de bildiğim kadarıyla, fıkıh olarak cevap verin. Burası Kur'an uygun, burası değil. Burası Sünnet'e uygun, burası değil. Burası fıkıh açısından, uygun veya değil derim. Geri kalan, beni ilgilendirmez. İlgilendirir, ilgilendirmez. Karışma noktasında, durmam. Bir şeyini gördüysem, dua etmeye çalışırım, dibini dönersin. Hakkınızı helal edin. O yüzden o kardeş de, varsın, bir an önce evlensin, kimle evlenecekse. Sorunun sahibi, muhakkak buradadır. O yüzden bir an önce evlensin. Bu bütün herkese açık.
Hakkınızı helal edin. Bir iki soru alabilirim. Adise yaşadık. Bir bilgi almak istiyorum. Bir yerde, çok istediğim bir şey vardı. Fakat o istediğim şeye, ulaşamıyorum. Bütün zahiri yollar tıkandı. Ben, isteklerimle, bütün yiğitlerimle, bu noktada mücadele ederken, zahiri yollar tıkandı.
Ve başıma birkaç tane de, uygunsuz hadise geldi. Yani, böyle, hani, karşı tarafın ilgilidir gibi bir noktada olunca, kendi halimin iyi olmadığını anlattı. Ve bu hususta, namaz sırasındayken, tövbe etsiniz. Yani, hatamı bilmediğim, hatamı yokusluğumu bulamadığım halde, dedim ki, adamın her halimi tövbe ediyorum. Bu hususta. Ve o, tövbe ettikten sonra, istemiş olduğum, bu, varlık haline gelmeyen, o şey gerçekleşiverdi. Bir yerden, kapısı açıverdi. anladın ki, tövbe, herhangi bir, ne olursa olsun, bir anda, bütün, her şeyin kapısına alışabilecek bir nitelikte. Fakat, bununla ilgisi yoktur. Mesela, tövbe ettiğim konuyla, istediğimin arasında, bir alaka verilmek yoktur.
Bu yüzden, tövbenin bu gücünü soracağım. Tövbe, bütün hayatımızdaki dengeleri, bir anda olumluya mı çeviriyor? Veya, tövbe bizi, bütün eksiklik, size bunu söylemiştiniz ya da, dedim ki, kadın tövbe etsin, aslında çok alakasız gibi gözüküyor. Bu konuda, bütün her yerimizi ve her şeyimizi, bütün fikrimizi ve fikriyatımızı, yaşantımızı, tövbe nasıl etkiliyor? Diğer bir soru. Bu noktadaki gücü nevi, sınırı nevi? Allah tövbe edenleri sever. Allah tövbe temizlenenleri sever. Allah tövbe edenlerle beraber. Tövbe, peygamberi bir iksirdir.
Aslında, tövbenin bu noktada, kendince çok lisanı vardır. Ama belki de, en önemli lisanlarından birisi şudur. Ben acizim, ben fakirim, ve aynı zamanda da üstüne üstlük günahkarım. ve sen de benim Rabbimsin. Beni temizleyeceğim evansın. Ve ben bunu bildiğim için, senin önüne geldim, diş çöktüm, boyun büktü. ben sana dönülecek olanın, sana dönülecek noktada durdum ve sana da durdum. ve anladım ki, senden başka dönülecek olan hiçbir şey yok. Tövbe bu manada, içinde, hem hamdi, hem teşekkürü, hem günahlardan temizlenmeyi, hem zikri, hem tevhidi, hem teşbili, içinde barındıran, enteresan bir olum.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, ben günde yetmişken Allah'a törbederim. Bu bizim için büyük bir müjde ve kapıdır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, günah işlemekten nezer, günah işlemekten temizlenmiş, günah işlemeyi istese dahi, bu noktada, cebri olarak, işleyemeyecek noktadaki bir kimse, onun üzerinde, cebriyet halidir bu.
Cebriyet halidir. Günah işlememek, günahtan masum olmak, günahtan kurtulmak, istese ki günah işeceğim, buna dair müsaade edilmez. Onun içerisinde, günah işleme isteği dahi yoktur. Nefsi, kalbi, ruhu, sırlı, pak, temiz, ameliyatlanmış, tertemiz bir şekilde gönderilmiş, ve tertemiz bırakılmış. Kalbinde, içinde, isteğinde, günah işlemekle alakalı, noktanın, trilyonda bir noktası kadar yoktur. O zaman, o Hazreti Peygamber, Sadullah ve Sellem Hazretleri, günde yetmiş kez tövbe edelim diyor. O günde yetmiş kez tövbe edelim diyorsa, biz günahkarlar, aciz, fukara, mahcurlu, mahkûl, kullar, muhakkak ki daha fazla, tövbeye ihtiyaç duyarlar.
İşte tövbe, bu manada, açılmayan kapıları açan, gidilmeyen yollara, yol koydurttılar. Ulaşılması mümkün olmayan menzillere, ulaştıran, enteresan bir iksirdir. O yüzden, Sufiler, güne tövbeyle başlarlar, Sufiler, günü tövbeyle bitirirler. Ve enteresandır. Böyle enteresan tespitler vardır. Mesela, Haset Ali Radiyallahu anh Hazretleri'ne, bir şikayete gelen, bir sıkıntısını, bir problemini anlatmaya gelen, Haset Ali Radiyallahu anh Hazretleri'ne, hep tövbeyi tavsiye ederdi. Bir kimse, nereden bir derdi varsa, bir problemi varsa, bir sıkıntısı varsa, Haset Ali Radiyallahu anh Hazretleri'ne, bu meseleyi açsa, Haset Ali Efendimiz, ona tövbe ederdi.
Çünkü tövbe, ola ki, hani sizin önünüzde yaptıklarınız vardır, diyorum ya, ola ki, biz bilerek, bilmeyerek, bir yerde bir hata, bir kusur işlemişsizdir. O hata, o kusurunun, tecelliyeti olarak, bizim açılması gereken, yolumuz, kapanıyordur. Ola ki, bir yerde bir yanlışlık, eksiklik, noksanlık yapmışızdır. Biz, bilerek, bilmeyerek, normal giden yolumuz, inkıtaya uğruyordur, herhangi bir noktada. Çünkü, onun sebebi, arkada yaptığımız, bir hainlik, arkada yaptığımız, mübefasızlık, arkada yaptığımız, bir günah-ı kebahir, arkada yaptığımız, ya ne olacak bu küçük bir şey, önemsiz yaptığımız bir şey, veyahut da bir kardeşimize, bir yüzümüzü ekşitmek, veya birisine, normalde, davranılması gerektiği gibi, davranmamak, birisine, mevcudun, nasıl olması gerekiyorsa, o mevcudun dışına çıkıp, bir şekilde, onun şeklini, şemalini bozmak, onun yolunu bozmak, onun fitreye, veya fesada, durçar etmek, orada bir bozulma, bir bozultuya sebep olmak gibi,
binlercesini sayabildiğimiz, irili ufaklı, muhakkak ki yanlışlıklarımız, eksikliklerimiz vardır. O yüzden, bu yanlışlıklarımız, eksikliklerimizden dolayı da, çocuğumuzda, eşimizde, annemizde, babamızda, etrafımızdaki arkadaşlarımızda, veyahut da, Kur'an ve Sünnet Dairesi'nde giden, bir noktada, biz problem yaşayabiliriz onu. Bunu problem yaşamadan önce düşünüp, sabaha tövbeyle başlayıp, gün içerisinde, kılıklık yararcasına, hata yapmamaya gayret edip, ama muhakkak yine, hatamızın, kusurumuzun olacağını düşünüp, yine tövbeyle, bakın, tövbeyle, kapatmak, ama gün içerisinde muhakkak, veyahut da bir meseleyle uğraşırken, veya bir mesele bizim başımıza, bu noktada belalı sıkıntılı problemi geldiğinde, dönüp Allah'a teveccüh etmek, dönüp Allah'a yalvarmak, bilerek bilinerek, ben bir şey işlemişimdir.
Burada bütün hatayı, kusuru, o işin olmayışını, üzerimize alıyoruz. Bir işin olmayışını, Allah'a bırakmak. Allah'a bırakmak ne? Bu işim olmadı, sen vermedin yani. Burası çok tehlikeli bir mecradır. Allah bunun, burası tehlikeli bir mecradır. Şeytanın yoluna doğru götürür, çok ince, çok böyle, derinlemesine bir perde vardır. Halk içinde öyle konuşurlar ya, Allah bunu bize nasip etmedi. Allah vermedi. Kimsenin nefsini temize çıkarmaktır. O kimse kendi nefsini temize çıkardı.
Allah'la bağlatıladı onu. Oysa, bizim peygamberimiz, Hazreti Adem aleyhisselam, hadiseyi kendi üzerine aldı. Ne yaptı? Ben nefsime zulmedenlerden oldum. Ne işleyenlerden oldum. Yanlışlık bana aitti. Yanlışlık bana ait olur. Cenab-ı Hak onu aziz etti. Onu yüceltti. Allah onu yükseltti. Bütün aleme ölçü olarak gönderdik. Bir yol gösterdi Cenab-ı Hak Adem aleyhisselamın üzerinden. Ve onun unutmasını, onun hatasını, peygamberlerin evveli, üzerindeki en büyük tecelliyeti olan.
Cenab-ı Hak'ın hiç konuşmadı dediği, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretlerinin ağzından temizlediği, dedi ki, babmuzdan sorumlu değilsiniz. Ve Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri, zahirin babası olan, nesep olarak Adem aleyhisselamın bu noktada bir daha temizliğine mühür buldu. Unuttuydusun ki yaklaşma denilen yere yaklaşmıştır. İşte tövbe, insanı bu noktada Allah'a yaklaştıran, Allah'la o kimsenin arasında pürüzleri gideren, Allah'la o kimsenin arasındaki yolu berraklaştıran, Allah'la o kimsenin arasındaki yolu kısaltan, aynı zamanda yüksek derecede nura garip edermiyor. O yüzden bir kul, o yüzden Cenab-ı Hak hadisi kutsi de kuluna der ki, kim subhanallahive bihamdehi, subhanallahil azim, ve bihamdehi estağfurullahil azim, günde yüz sefer bunu söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa, onu affederler.
Bu nedir? O kul söylerler, Ya Rabbi beni affedecek olan sensin. Beni temizleyecek olan sensin. Sen Allah'sın. Ben de senin aciz kulunum. Ben günahkarım, ben unutkanım. Ben muhakkak bilerek veya bilmeyerek bir küstahlık işlemişimdir. Ben bilerek veya bilmeyerekten bir firavunluk yapmışımdır. Bir nemrutlaşmışımdır. Benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, içimden bir firavunluk atmıştır. Bilerek, bilmeyerek ne istediysem, ben seni rahat olarak tanıdım. Beni temizledim. Ben senin huzuruna temizlenmeye geldim. Ve ben seni rahat olarak tanıdım. O yüzden onun içerisinde enteresan bir rahmaniyet vardır. Tövbenin içerisinde enteresan bir rahmet vardır.
Tövbenin içerisinde bir hilimlik, yumuşaklık vardır. Tövbenin içerisinde bu noktada bir acziyet, bir fakriyet, bir mahiyet vardır. Tövbenin içerisinde Allah'a yüz sürme. Allah'ın önünde diz çökme vardır. Tövbenin içerisinde, manevi olarak tövbede Allah'ın önünde secde etme vardır. Secde zahiridir. Bir kimse vücudunu eğer, secde eder. Ve bizim bütün namazlarımızda secde vardır. Bu secde zahiridir. Biz vücudumuzu secde ettiririz. Gerçek secde, bu manada Allah'ın önünde aziziyet, fakriyet, mahviyet noktasıdır. Bu da o kulun kendi içerisinde tövbe etmesidir.
Bu da iç secdedir, tövbe. Bir kimse dışında her daim namazda secde eder. Eğer namazdaki secdelerimiz iç ve dış secde olmuş olsa, Biz secdeye vardığımızda, subuhana rabyel ala dediğimizde, Biz kimi zikrettiğimizi görür gibi oluyoruz. Eğer secdede kimi zikrettiğimizi görür gibi değil isek, O zaman bu secde manevi olmadır.
Vücut secde etti, bedel namaz kıldı, bedel kıldı. Eğer namazı kılarken, namaz bizim başımızda değil ise, Ve namazı kılarken kıldığımız namazdan habersizse, Namazımızı dair göremiyorsak, bırakın namazın sahibini, O zaman vücut namaz kıldı. Vücut secde etti, orada kaldı. Bu eksik mi? Eksik. Ama bu yanlış mı? Değil. Sakın bu sohbetten şuraya, Nasıl olsa vücudumuz namaz kılıyor deyip de, Namazı terk edenlerden olmuyor. Ama işte bu tövbe, Bu noktada eksik kalan her şeyi, Tamamlayan en önemli iksirlerden birisi. O yüzden muhakkak, Her anınıza tövbedir.
Muhakkak, Sabah ve akşam tövbedir. Hiç olmazsa sabah ve akşam edin. Hiç olmadı, Akşamdan akşama muhakkak tövbe edin. Tövbesin bir hayat geçirmeyin. Ve gün içerisinde başınıza bir sıkıntı mı geldi? Bir yeri aşmaya mı çalışıyorsunuz? Muhakkak tövbe edin. Cenab-ı Hak kapılarınızı açar. Muhakkak tövbe edin. Cenab-ı Hak yardım edin. Biz atar. Muhakkak tövbe edin. Allah kalbimize ilham eder. Allah kalbimize ilham etsen inşallah. Allah kalbimize ilham erшей ermek. Allah kalbimize ilham eль policymakers işler Allah kalbizey. Ay efter adına.
Allah kalb clever såğfurullah. Allah kalb Irish ikla onları eliứngihspeed hih 91 abuniderin. Allah kalbizey.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.