Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 8 Eylül 2020 · 1:35:57
Aşıklar, güzeller kendi elleriyle onları öldürdükleri zamandaki can kadehlerine çekerler. Demek ki aşıkları güzeller öldürürse, aşıklar kendilerini öldüren o güzelin elinden can kadehi içerlermiş. Aşık, maşuku tarafından canının alınmasını ister. Bir kimse gerçek manada mecaza da aşık olsa, canını götürür o mecazın önüne koyar. Hani halk arasında çok konuşulur ya, kadın erkek birbirlerini çok severler. Aşıktırlar ya, kim kimi seviyorsa canını götürür onun eline bırakıverir. Bu mecaz da olsa, bir kimse mecaza böyle bir aşıklık noktasından yaklaşırsa, o zaman o mecaz hakikate dönmeye başlar.
Eğer bir kimse mecaza canını verecek noktaya gelmezse, o kendince kendisini aşık görmesin. Züleyha, Yusuf'a olan aşıklığını anlatırken, ne makamı, ne mevkisi, ne canı, hiçbir şeyi aklına gelmedi. Hiçbir şey, bütün dünyada her ne var ise, elinin tersiyle itiverdi.
Öylesine elinin tersiyle itti ki, o mecaz hakikate döndü. Hani bazen sorarlar sohbetlerde, mecazdan hakikate ulaşılır mı diye. Ben de derim ki, bunun örnekleri var, bu kapıyı kapatamayız. Ama bunun örneği var deyip, her mecazın hakikate geçeceğini de söyleyemeyiz. Mecnun, asıl adı Fuad'tır. Leyla'ya düştü. Leyla, mecazdı. Ama mecazın eline canını koyuverdi. Mecazın eline canını koyuverince, Fuad'ın adı Mecnun oldu. Cenab-ı Hak, onun haliyle onu isimlendirtti. Hiç kimse onu Fuad olarak bilmez.
Hiç kimse ona Fuad da demez. Ona Mecnun dendi ki, binlerce yıldan beri, Leyla, Mecnun hikayesi vardır. Sümerler'de dahi, Leyla, Mecnun hikayesi vardır. Demek ki, aşıklık öyle bir şey ki, hiçbir zaman Cenab-ı Hak, ne mecaza olan aşıklığı, ne de hakikate olan aşıklığı, dünyadan, orta yerden kaldırmıyor. Her devrin kendine göre Mecnun'u var.
Her devrin kendine göre Leyla'sı var. Her devrin kendine göre Cüneydi var. Her devrin kendine göre Hasan-ı Basri'si var. Her devrin kendine göre Rabiyat-ül Adeviye'si var. Her devrin kendine göre Kenan'ı var, aslısı var. Her devrin kendine göre mecazı da var, hakikati de var. İşte aşık odur ki, canının sevgilisi tarafından alınmasını ister.
Bir Sufi, Allah'ı devamlı zikrettiğinden, Azrail geldiğinde onun yanına, onun canını almakta tereddüt eder. Hatta o zikrullah halindeyken alamaz onun canını. Etrafında döner dolaşır Azrail. Ve Cenab-ı Hak ona Azrail'e emreder. Der ki, o benim kulum, dostum, benim zikrullahıma aşık, bana aşık. Sen der, normal bir şekilde ona yanaşamazsın. Normal bir şekilde ona yaklaşamazsın. İşte o hay esmasına aşıktır. Azrail'e der ki, eline hay esmasını yaz. Azrail eline hay esmasını yazar. Aşık hay der canını öyle verir. Seve seve verir.
Koşa koşa verir. Tebessüm ederekten verir. Gülerekten verir. Acısız verir. Ağrısız verir. Bütün insanlar ölürlerken, dikenin ondan sökülüp çıkarıldığı gibi acı çekerler. İnsanlardan hiçbir kimse yoktur ki, ölüm acısını tatmamış olsun. İnsanlardan hiçbir kimse yoktur ki, ölüm onları ırgalamasın.
Aşıklar bunlardan müstesnadır. Hani hadisi kudside dedi ya, kul Allah'a kavuşmak ister. Kavuşmanın kapısı ölümdür. Kul o kavuşma aşkıyla ölüme de aşık olur. Çünkü maşukuna aşıksız kavuşulmaz. O maşukuna kavuşacaksa, maşukuna giden, maşukunun önünde duran, her yol, her engel, her perde onun için maşuktur, aşıklıktır. Ve her yolu, her perdeyi, her engele aşık olur. Çünkü o perde, o engel, o yol onun maşukundandır. Maşukundan olan her şeye ancak aşık olunur.
İşte gerçek aşıklar, o ölümün sancısını çekmezler. Çünkü onlar, ölüme aşık olduklarından, ölmeden önce, ölme sırrına kavuştuklarından, ölmeden önce hesaplarını, kitaplarını, Rabbike, nebike, dinike, imanikeyi gördüklerinden, onlar koşa koşa giderler. İşte o yüzden aşıklar, sevgilileri tarafından öldürülmek, onlar için büyük bir mutluluktur. Onlar için bir şereftir. Onlar için büyük bir kutluluktur. Her aşık, kendi sevgilisinden eliyle, kendi sevgilisinin eliyle, bu dünyada ölmeyi, ve sevgilisinin eliyle, yeniden can bulmayı bekler.
Çünkü, ona maşuğu, binlerce can verecektir. O yüzden aşıklar, canlarını götürürler, maşuklarının eline bırakırlar. İsmail dedi ki, babacığım, elini titretme, gözünü titretme, gönlünü titretme, sen, emrolunduğun işi yap, sana tabi olan, isyan etmeyen, bir oğul göreceksin. İşte aşıklar, giderler, başlarını, maşuklarının önüne, canlarını, maşuklarının önüne bırakırlar. Padişah, o kana, şehvet için girmedi. Kötü zanlı inadı bırak sen, o padişah, elini kana bulamak istemedi.
Padişah, ruhtu. Padişah, ruh iken, nefisle mücadele ederken, o elini kana bulamak için, o yola girmedi. Onun derdi, kan değildi. Onun derdi, şehvet değildi. Onun derdi, makam değildi, mevki değildi. Onun derdi, insanların dünya hırsı, ve şehveti gibi değildi. Hiç de öyle olmamıştı. O yüzden, sen, kötü zanlı bırak. Çünkü kötü zan, seni günah kebair'e götürür. Kötü zan, senin kalbini karartır. Kötü zan, senin ışığını kapatır. Kötü zan, senin yoluna engeldir. Kötü zan, şeytandan sana bir vesvesedir.
Kötü zanla düşme. Kötü zanla düşen, gıybete düşer. Gıybet ise, fuhuştan daha haramdır. Kötü zanla düşen, iftiraya düşer. İftira ise, en büyük, yedi tane günah kebair'den birisidir. Sen, sen ol da, kötü zanla düşme. Hiç kimse için. Çünkü kötü zan, şeytanın sana, atmış olduğu kalbine bir mızraktır. Allah muhafaza eylesin. Sen sandın ki, bulandı, pis bir iş işledi. Su berrak bir hale gelince, bu berraklık, suda bulanıklık, tortu bırakır mı hiç? Sen o kötü zanla, kötü bir iş işlendi zannedersin. Sen o kötü zanla, nefisle terbiye yolunda bakarsın, bazı şeyler yanlışmış gibi gelir sana. O kötü zanla bakarsın.
Hani insanlar edeble otururlar ya, sohbet esnasında, o kötü zanlı, kalbi kararmış olan, o kalbini şeytana satmış olan kimse der ki, ne buluyorlar da bu adamın önünde, edeble oturuyorlar. O kötü zanla düşen kimse, bırak canım oraya gidip de ne dinleyeceksiniz der. Veya o kötü zanla düşen kimse, bir kimse Allah yoluna düşer, bu kesin onun burada menfaati vardır der. Bir kimse Allah der, kötü zanlı kimse der ki, bunun Allah deyişinde farklı bir şey arar. Hazreti Peygamber der ya, kalbini mi yardım baktın? Hani birisi Müslüman olur son anda, kılıcın altında, Usame bir rivayette katleder. Der ki, niçin katlettin ya Usame?
Der ki, ya Resulallah, kılıç korkusundan kelime-i şehadet getirdi. Kalbini mi yardım baktın? Kalbini mi yardım baktın? Kalbini mi yardım baktın der. Usame ise ordu komutanlığı yapabilecek fazilette bir kimsedir. Dikkat edin, askeriyeyi çok iyi bilen, orduyu, harp sanatlarını, harp sanatlarını, harbi, gözü kapalı yapabilecek olan bir kimsedir.
Hazreti Peygamber kim olursa olsun sallallahu aleyhi ve sellem, ikaz ve irşad eder. Kalbini mi yardım baktın? Kötü zan seni şeytanın kucağına oturtturur. O yüzden sakın yolda kötü zanına düşme. Sakın insanların eksikliklerini, noksanlıklarını arama. Sakın insanların yanlışlıklarını, insanların hatalarını, kusurlarını öne çıkarıp onların üzerine bina etmeye çalışma.
Birisinin hatasını bir başkasına söyleyen kimse farkında değil. Kendisini hatasız görüyor. Hazreti Mevlana hataları örtmekte gece gibi ol der. O zaman sen kusur araştırıcı olma. Sen kötü zanına düşüp insanları yanıltma, kendini de yanıltma. Sonradan gün geçer, devran döner, sular durulur, işin hakikati çıkar meydana.
Utanacak yüzün varsa utanır, gider o kimseden helallık istersin. Ama utanacak yüzün dahi yoksa, kösele olduysa Allah muhafaza eylesin. Senin dışın mümin için münafık, fasık olur. Gidip helallık da alamazsın. Gidip bir şey de yapamazsın. Münafıklardan helallık beklemeyin. Mümin fıska düşer, günah işler. Günah işleyen tövbe edip geri dönüyorsa o mümindir. Bir kimse güne kebahirde devam ediyorsa o münafıklık alameti vardır onun üzerinde. Ve bir kimse orta yara bir fitne çıkardı, bir fitne ateşi yaktı. Döndü o fitne ateşini kendi söndürmüyorsa o münafıktır. İnsanlar kötü zandan fitne ateşi çıkarırlar.
Kötü zan onu münafıklığa götürür. Kötü zan onu Allah muhafaza eylesin. Fasıklığa götürür konuma göre. Geri dönenler, gıybetten, iftiradan, dedikodudan geri dönenler. Mümin insanlardır. İnsanlar günah işleyebilirler. Tövbe ederler. Günah işleyenlerin en faziletlisi tövbe edip geri dönenlerdir. Ama günahlarından geri dönmeyip, tövbe etmeyip, aynı günahı keballe ısrar edenler. Allah muhafaza eylesin. Onlar da münafıklık alameti vardır. Siz sakın onlardan geri dönüp helallık isteyecek diye beklemeyin. Bu riyazatlar, bu cefalar potanın gümüşten posaya ayırması içindir.
Senin Kur'an ve Sünnet'e iman etmen. Kur'an ve Sünnet yolunda zorluklara karşı göğüs germen. Otuz Ramazan oruç tutman, sabırlı davranman. Pazartesi, perşembelleri oruç tutman. Ayın başında, ortasında, sonunda oruç tutman. Ayın on üçünde, on dördünde, on beşinde oruç tutman. Riyazat, haramlardan uzak durman. Herkes haramları gülüş ahenk içinde işlerken. Herkes haramlara oluk oluk giderken. Herkes haramı helalmış gibi işlerken. Herkes her türlü melaneti, her türlü fuhşiyatı, her türlü fahşiyatı, her türlü şeytaniyeti, her türlü nefsaniyeti sanki hakkıymış gibi yaparken. O sufi, o Kur'an yolcusu, o Allah yolcusu, o Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izine basan, onun kokusuna müştak, onun nuruna müştak, onun sesine müştak, onun nefesine müştak, onun haline müştak, onun haliyle hallenmeye çalışan.
Kolay değildir. O riyazatları çeker. İşte o riyazatlar, haramdan uzak durmalar. Helallara dahi şüpheli bakma. Olur mu ki üzerinde, üzerinde şüpheli bir şey varsa, işi en ince noktasına kadar bakmak, şüphelilerden dahi uzak durmak. Herkes önüne gelip geleni yerip içerken, o şüphelidir noktasında, aman uzak durayım şüphelilerden deyip, hayatı takvanın üzerine kurmaya çalışmak.
Herkes her şeyi yaparken, utanmak, arlanmak, edeblenmek. O beni görüyor demek. O beni duyuyor demek. O beni işitiyor demek. Hakikata riayet etmek. İnsanların içerisinde, edeplice, terbiyelice, takvalıca durmaya çalışmak. Herkesin her şeyi, her şeyi, fitursuzca işlerken, o riyazatları çekmek. Boşuna değil, has ile kalp ayrılacak. Güzel ile çirkin ayrılacak. Edebli ile edepsiz ayrılacak. Mümin ile münafık ayrılacak. Halis kullar ile kafirler ayrılacak. Şeytanın peşinden gidenlerle, Allah'ın peşinden gidenler ayrılacak. Bir tarafta şeytanın taraftarları, bir tarafta Allah'ın taraftarları.
Yol ayırımı. Bu riyazatlar, bu potada altın nasıl ayrılacaksa, potada altın ayırmak için en yüksek derecede ateşte kaynatırlar. Sen de o yüksek dereceli ateşlerin içinden geçeceksin. Hani Hazreti Peygamber der ya sallallahu aleyhi ve sellem, ahir zamanda iman ateşten bir kor olacak. Tutanın eli yanacak. Atan ise dinden imandan olacak. Tutanın eli yanacak. Elin yanmıyorsa, imanın kemale ermemiş. O elindeki yangını yüreğin hissetmiyorsa, imanın kemale ermemiş. Sen hala da günah-ı keballeri rahat bir şekilde işliyorsun demek. Sen hala da gıybeti rahat bir şekilde yapıyorsun.
İftirayı rahat bir şekilde yapıyorsun. Sen haram helal demeden yutuyorsun. Sen eksik noksan demeden atıyorsun. Senin dilin, dilin çok serbest kalmış. Burada dilini serbest bırakırsan, mahşerde dilin büyüyecek. O dilini çekemeyeceksin. Elin çok serbest kalmış. Mahşerde o elin senden hesap soracak. Senin uzuvların çok serbest kalmış. Haram helal dememişsin, dokunmuşsun. O zaman iman, insanın elini yakacak. İman, yüreğine ferahlık verirken, elin yangın yeri olacak. İman, ruhuna ferahlık verirken, nefsin yangın yeri olacak. İman, ruhuna ferahlık verir. Ama nefse dar gelir.
Ben camiye girince daralıyorum diyor. Niçin? Nefsine dar geliyor. Ben başımı örtüyom, nefsim daralıyor diyor. Daralıyor. Bütün, bana öyle dedi birisi. Ben dedi, başımı örttüm de, dünyayı tabemde taşıyorum sanki dedi. Nefsine zar geliyor. İman, ruha ferahlık. Nefse ise cehennem ateşi. İmanın öyle bir tecelliyatı var. Sakın, eğer ki nefsiniz orada zorlanıyorsa, bilin ki Allah'ın hoşuna gidiyor. Hani oruç tutmaktan zorlanır ya o kimse. O Allah'ın hoşuna gidiyor. Namaz kılmaktan zorlanır ya, hadi ya akşama hepsini kılıveririm der ya o kimse. Akşam olur, akşama da hepsini bir yerden kılamaz ha. Ya ne yapayım işte ya, ben gene namazı terk ettim. Bak ben ne tembel adamım der. Uyur orada o. Onun nefsine tatlı geliyor.
O nefsi sen zorla. Sen o namazı kıl. Namaz müminin miracı. O riyazatı yap. Secdeye alnını koy. Secdeye alnını koymuyorsan, bil ki nefsin seni uçuruyor. Sakın. Alnını secdeye koymayanlar, şeytanın önünde eğilirler gerçekte. Şeytan çünkü secdeye gitmez. Seytan secdeye gidilmesinden de hoşlanmaz. Nerede şeytan sana vurdu, git orada alnını secdeye ver. Yolda, yolda, belde, belde, camide, camide, evde, evde, gösterişmiş, gösteriş olsun. Git secdeye. Secdeye git. Şeytan seni kandırıyor. Şeytan seni aldatıyor.
Şeytan önüne geçmiş, kucaklamış seni. Almış kucağına. Sen şeytanın öpüşlerine aldanmışsın. Eğer bir riyazatın yoksa, şeytanın öpüşlerine kanmışsın. Sende şeytanın kokusu var. Sende şeytanın izi var. Sende şeytanın damgası var. Şeytan damgalamış seni. Allah değil. Allah'ın damgasını alsaydın üzerine, gidip secde edecektin. Ama sen şeytanın damgasını almış, alnına vurmuşsun kendi eliyle. Sen o damgayla secdeye gidemezsin. Önce alnını sil, şeytanın damgasını çıkar, ondan sonra secdeye git. Git Allah'ın damgasını vur. Kimin kulusun? Düşün. Kimin yolundasın? Düşün. Riyazatı terk etme. Bize riyazat denilince, özel sizi odalara katıp, özel sizi hücrelerde bırakmayacağım.
Onu dedemleri mezardan kaldırsam, desem ki, girin bu odada Allah'ı zikredin, onlar girerler, Allah'ı zikrederler. O riyazat değil dostlar. Onlar riyazat değil. Yolumuzda bir odaya çekilip, bir camiye çekilip, bir mescide çekilip, bir mağaraya çekilip, riyazat yapmak yolumuzun adabı, erkanı, disturu değil. Yolumuzun adabı, insanların içerisinde durup, günaha girmeden, günahla arana set çekip, Kur'an ve sünneti yaşamak ve yaşatmaktır. Riyazat budur. Gıybet edilen bir yerde, susun diyebilmektir riyazat. İftira eden bir kimse, sus kardeş, gözünle gördün mü, görmedin, kulağınla duydun mu, duymadın, iftira attın, lütfen susar mısın, diyebilmektir riyazat.
Yoksa, vallahi de, billahi de, yemin ediyorum, aha burada, hücre, girerim oraya otururum. Tatil, tatil. Gidip bir hücreye oturmak, tatil şimdi. Bu riyazatlar boşuna değil. 13 yaşındaki çocuk, 500 kilometre gidiyor, 500 kilometre geliyor. Boşuna değil. 9 yaşında, 8 yaşında, 6 yaşında, 5 yaşındaki çocuk, sema edeceğim diye, 500 kilometre geliyor, 500 kilometre geliyor. Riyazat, evde fosur fosur uyuyorsun, televizyon karşında, tesbih de elinde benim gibi. Riyazat, yola çıkmak.
Hani sufiler seyahat ederdi? Hani seyahatin nerede? Nereye Allah için sen çıktın yola, bir şey anlatmaya? Riyazat, evde yi yemekleri, şişir göberni. Nerede kaldı riyazat? Kimin işi yok? Herkesin işi var. Herkes ev bakıyor. Herkes çoluk çocuk bakıyor. Sen ne yapıyorsun? Ben yarın sabah işim var benim. Eee, erken kalkmam lazım. Eee, yani bu akşam gidemeyeceğim sohbete. Yarın giderim. Olur. Yarın da gidemezsin sen. Ertesi gün gidersin. Ya ben geliyorum, çok ter kokuyor orası. Ter kokuyor. Ya ben gelmeyeyim tekkeye. Neden? Ya tekke de bir sürü kadın var ya. E bakma. Ben gelmeyeyim tekkeye. Neden?
Ya işte, sokağa çıkıyor musun dedim. Evet. Dükkanına kadın geliyor mu? Evet. Otobüste kadınlarla karşılaşıyor musun? Evet. Sen sapık mısın yoksa dedim. Otobüsteki kadınlara sarkıntılık ediyor musun sen? Hayır. Sokak sakınları ediyor musun? Hayır. Ne yapacaksın? Tekkede kimlere mi edeceksin dedim. Hayır. E neden sana mı sarkıntılık yapacaklar dedim. Kaldı. Ben dedim bin bir tane kadın olsam dönüp bakmam sana. Üzme sen kendini dedim. Sen kendi nefsini bir yüklenttirme dedim. Riyazat. Yol yürü. Mücadele et. Boşuna değil. Neden? Altınla gümüş ayrılacak. Neden? Altınla bakır ayrılacak. Neden? Posası ayrılacak.
Neden demiri ayrılacak. Neden? Kim neymiş meydana çıkacak. Cenab-ı Hak Adem'i yarattı. Adem'i yaratınca şeytanın, şeytanın melek olmadığı ve şeytanın alim olmadığı çıktı meydana. Cenab-ı Hak dedi ki, Adem'e secde edin. Adem'e secde edin. Emri gelinceye kadar şeytan şeytandı. Ve bütün herkes onu meleklerin hocası olarak biliyordu. Ve o meleklerin hocası olarak ahkam kesiyordu. Baş köşede oturuyordu. Kürsüde oturuyordu. Ne zaman Adem'e secde edin dedi. Gerçeği çıktı meydana. Ne zaman namaz kılın dendi. Gerçeği çıktı meydana. Namaz farz mı? Evet. Namazı kılıp kılmadıysan Adem gibi.
Adem'e secde edin. Etmem. Niçin? Çünkü o benden daha kötü bir yaratılışla yaratıldı. Benim cevherim ondan daha iyi. Secde et kardeş Allah'a. Neden secde etmedin? Sen Allah'tan daha mı kıymetli gördün kendini? Hayır. Ama kıymetli gördün. Nefsinde o var. Nefsinde kibirlilik var. Aldatma. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gönderilmezden evvelde Ebu Cehil'in adı Ebu'l-Hikem'di.
Hikmetin babası. Asıl hikmet sahibi gelince o cehaletin babası olarak kaldı. Bak. Kıyamete kadar, ebediyete kadar cehaletin babası olarak kalacak. Senin de nefsin o riyazata katlanmazsa sen de cehaletin babası olacaksın. Riyazat ne? Kur'an ve sünnet. Riyazat ne? Riyazat ne? Haramlardan uzak durup farzları yerine getirme. Riyazat ne? Nafilelerle Allah'a yaklaşma. Riyazat ne? Allah'a aşık olma. Allah'ı sevme. Herkes pop severken, herkes top severken, herkes topçuların peşinde koştururken, topların peşinde koştururken, sen Kur'an ve sünnet yolunda koşacaksın.
Riyazat o, herkes bilmem hangi pop şarkıcısının bütün şarkılarını ezberinde bilerken, sen Kur'an'dan beş ayet bilmezken, nereye gideceksin? Tarkan'ın bütün şarkılarını ezberlemek kolay, Kur'an'dan on ayet ezberlemeyince nereye gideceksin? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kim kırk tane hadis-i şerifi hıfz ederse, cehennem ona haram olur.
Hz. Peygamber söylüyor sallallahu aleyhi ve sellem, kırk tane hadis, kırk tane hadis, namazla alakalı beş hadis, oruçla alakalı beş hadis, zekatla alakalı beş hadis, haçla alakalı beş hadis, kırk hadis. Kırk hadis ezberinde yok. Ferdi'nin bütün şarkıları ezberinde, Orhan'ın bütün şarkıları ezberinde. Hey Müslüman kardeşlerim benim, hangi popçunun kaç tane şarkısı olduğu ezberinde?
Yirmi tane ayeti kerime yok ezberinde. Yirmi tane yok. Oturup yirmi tane Türkçesinden Kur'an-ı Kerim meali okumak yok. Günde üç tane, beş tane, on tane okuyan yok. O Kur'an-ı Kerim'i bir sefer oku, kendi nefsime söylüyorum. Yok. Al bir tane küçük bir hadis kitabı, küçüğünden olsun. Al, iki yüz elli hadis var. İki yüz elli hadisi al. İki yüz hadisi al. Git, yedi tane imamın birleştirdiği bir hadis kitabı var. Neydi adı? Yedi imamın birleştirdiği hadisler. Bilen elini kaldırırsın. Kimin? Kettani'nin. Kettani'nin.
Bir cildik. Bir cildik. Git al. Buhari-Müslüm hadisleri var. Birleştikleri. İki cildik. Git al. İki cildik. İçicik. Git oku. Ticareti çok iyi biliyoruz. Senedi, çekedi, çeki çok iyi biliyoruz. Oooo. Ondan sonra bank hesaplarını çok iyi biliyoruz. Kredi kartlarını çok iyi biliyoruz. Adamın cebinde beş tane kredi kartı var. Kafasında beş tane hadis kitabı, hadis-i şerif yok. Cebinde beş tane kredi kartı var. Kafasında beş tane hadis-i şerif yok. Sıraladığı zaman kredi kartları sıralanıyor. Adamın kafasında telefon numarası var. Bilmem kaç tane telefon numarası biliyor adam.
Beş tane hadis-i şerif bilmiyor. Soruyorum. Evinin adresini biliyor musun? Biliyorsun. İmanla alakalı bir hadis-i şerif söyle bana. İmanla alakalı bir hadis-i şerif söyle. Kaldı. Evinin adresini söyle. Tatatak tak söyledi. İmanla alakalı bir hadis-i şerif söyle. Yok. Yok. Riyazat. Bu riyazatlar boşuna değil. Bu Kur'an ve sünnete yapışma. Boşuna değil. Bu Kur'an ve sünnetin emirlerini yerine getirme. Boşuna değil. Bu haramlardan uzak duruş. Boşuna değil. Bu helal dairede yaşamak. Boşuna değil. Haram o kadar insana tatlı gelirken o tadı terk edip helalın lezzetine dalmak. Boşuna değil. Haramın bütün cafcaflığı üzerindeyken helalın sadeliğini yaşamak boşuna değil.
Bu riyazatlar hepsi de lazım olan şeyler. İyinin, kötünün sınanması kaynayıp kötü tortudan ayrılması üstte ağması içindir altının. O potanın içerisine dünya bir pota. Dünyayı bir pota olarak görün. Cenab-ı Hak bütün insanlık alemini atmış bu potanın içerisine. Habire çamaşır makinesi gibi kaynatıyor, döndürüyor. Habire pota gibi içeriden veriyor ateşi, veriyor közü, veriyor sıcaklığı. Kaynıyor boyuna. Kaynıyor. Hani zeytin, biz zeytinciyiz ya, zeytinyağı sıkılacağı zaman biz gideriz, gideriz yani. Dedem Allah rahmet eylesin. Haber verirler. Ahmet Aka senin zeytinler sıkılıyor.
Ooo çok önemli. Hırsızlık olmasın, ursuzluk olmasın. Yani'nin başında bekleyeceksin. Çuvallar karışmasın. İki çuval başkasına atmasın. İki çuval sana başkasından gelmesin. Senin zeytinini değiştirmesin. Olur mu olur? Hile hurda yapar. Dip zeytin alır. Seni zeytinin içine koyar. Yağacı çıkar. Başında bekliyorsun. Zeytinin başında. Biz de çocukuz. Gidiyoruz biz başında. O zaman görüyorum ben. Zeytinleri yıkıyorlar. Yıkadıktan sonra atıyorlar taşın altına. Kocaman böyle benim göğsüme kadar gelecek kadar bir mermer taş. Ortası delik. Orada bir tane şey var onun. Kocaman demiri var bağlanık. O teknenin içerisinde güldür güldür güldür … boyuna dönüyor.
Habire onun altına da ilk önce atıyorlar zeytinleri. O zeytini eziyor. Merhem gibi yapıyor. Zeytinin çekirdeği de içinde, kabuğu da içinde, çerin çöpü de içinde, toprağı da içinde, taşı da içinde. Hepsi de içinde. Ne varsa eritiyor onu. Güldür güldür güldür güldür merhem gibi oluyor. İçinde bir tane böyle eline gelecek bir şey yok. Merhem gibi olmuş. Onu haberi onun kürekleri var. Taşın altına atıyorsun boynunu. Kenarlarda kalmasın diye. Onu böyle şeyden, kendirden yapılma çuvallar var. Onların içerisine az az konuluyor. Baskülün altına konuluyor onlar. Sıcak suyu basıyorlar. Baskül de basıyor bir taraftan. Akıyor boyuna oluğundan. Oluğundan akarken havuza gidiyor o su.
Havuza gidince, zeytinyağı en üstüne çıkıyor. Birinci baskı. En güzel yağ o. Onu ayırıyorlar. İlk ağız yağı, birinci baskı yağı. Adam kendine yemeklik yapacaksa, o yağ kıymetli. Bir daha basıyor. İkinci yağ çıkıyor. Bir daha basıyor. Üçüncü yağ çıkıyor. En kötü yağ. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. O birinci yağ var ya, en üstte çıkan. Yağın hası. İç içe bildiğin kadar. Sürün sürüne bildiğin kadar. Şifa. Şifa.
İkincisi işte. Beranar. Üçüncüsü, yağ neye satılıyor o? Şey için. Sıkma parası. Veya bilmeyenler alıyor. Hani siz alıyorsunuz ya şimdi marketlerde yağ. Zeytinyağı alıyorsunuz ya siz. Aldığınız o zeytinyağlar, üçüncü kalite yağlar. İstedikleri kadar desinler, birinci kalite yalan söylüyorlar. Yağcıların hiçbirisi de memleketinde birinci ilk ağız yağını kendisi yer, eşine, dostuna yedirir.
Zaten onu pahalı orada alırlar ki. Hacı Mehmet kaç para yağın kilosu şimdi? Bayındır da. Beş liradır. Onu almaz ki o satanlar var. Kaça satıyor adam? Sekiz liraya zeytinyağı satıyor değil mi? O şeyi, üçüncü kalite tabii. Aynı. Neden onu bastı? Yağını çıkarmak için. Altından posası kalıyor ya, o posayı daha büyük yanelere götürüyorlar. Onların baskülleri daha fazla. Onlar götürüyorlar, onları bir daha işliyorlar, bir daha yağ çıkıyor. Ondan sabun yapıyorlar. İçine biraz çiçek yağı karıştırıp zeytinyağı diye de satıyorlar. O çıkan posaya atmıyorlar.
Zeytin kıymetli ayetle sabit ya. Çıkan posası da ya yakacak oluyor, yakacaktan önce bir daha basıyorlar onu. Şey yapıyorlar, hayvan yiyeceği yapıyorlar. Onun hiçbir şeyisi mübarek ağaç. Hiçbir şey satılmıyor. Yaprağından ilaç yaparlar. Öyle bir onun bir şey satılmaz hiç. Çekirdağı dahi kıymetli. İşte niçin? Yağını posasını ayırmak için. Yağı posası ayrılacak. Bu dünya bir pota. Bu pota kaynayacak. İyi kötü ayrılacak. İyiler suyun üzerine çıkacak. İyiler üstüne çıkacak. İyiler ayrılacak. Onların kanalları ayrı. Hiç siz altının aktığı kanaldan bakırın aktığını gördünüz mü? Çocuk mu lan? Iı dedi bak. Seyretmiş.
Altının kanalı ayrı. Hiç altının zerresi yabana gider mi? Gitmez. O altın işleyicileri süpürmezler hiç onlar. Adam elbiseleri dahi orada bıraktırır işçilerin. İşçiler elbiselerini orada bırakırlar. Başka elbise girerler giderler. Altının tozu dahi orada kalacak. Altının tozu dahi kıymetlidir. Düşünün siz velilerin nasıl kıymetli olduğunu. İyilerin nasıl kıymetli olduğunu. Yaptığı iş Allah'ın ilhamıyla olmasaydı. O yırtıcı bir köpek olurdu. Padişah olamazdı. O kimsenin yaptığı iş Allah'ın emirlerine uygun olmasaydı. O yaptığı iş Allah'ın ilhamıyla olmasaydı. O nefsine uymuş olurdu.
O yırtıcı köpek nefistir. Köpek sufilikte nefise simgeler. Rüyanızda bir köpek görürseniz o sizin nefsinizdir. Kendinizi köpek gibi görürseniz o sizin nefsinizdir. Karşıdaki kimseyi köpek suretinde görürseniz o sizin nefsinizdir. Bir köpek gelir sizi ısırırsa o sizin nefsinizdir. Sakın aa filanca geldi beni ısırdı o köpek öyle düşünmeyin. Sen ısırdın onu. Sen nefsine uydun. Rüya görene ait. Rüyada köpek gördün bil ki nefsin işi. Ve en aşağı kademede. En aşağı kademede. Sevinme bir daha hay karabaşı gördüm ben diye. Gördün sen karabaşı. Nefsin düşmüş en dibe senin.
Allah muhafaza eylesin. Şehvetten de arınmıştı. Hırstan da tamahtan da. Şehvet. Hırs. Tamah. Bu üçlüye dikkat. Şehvet. Hırs. Tamah. Bu üçlüden arınmazsan kalbin selamete ermez. Bu üçlüden arınmazsan başın selamete ermez. Bu üçlüden arınmazsan akıl normalde çalışmaz. Bu üçlü sende devam ederse senin aklını zapturapt altına alır bu. Şehvet sadece cinsellik değildir. Ben araba alacağım şehvettir. Ben zengin olacağım şehvettir. Benim evim şöyle olmalı şehvettir. Hırs makamdır.
Sakın ben şu makama oturacağım. Ben milletvekili olacağım. Ben belediye başkanı olacağım. Ben siyasetin başı olacağım. Ben şuranın başı olacağım. Ben buranın başı olacağım. Hırs batırır insanı. Hırs batırır. Tamah seni kuruzana düşürür. Tamah etmek. Benim de iyi elbiselerim olsun. Benim de iyi arabalarım olsun. Kadınlar. Benim güzel bir mutfağım olmayacak mı? Elindekine şükret. Benim güzel elbiselerim olmayacak mı? Haline hamd et. Erkekler tamaha düşmeyin. Hırs, tamah, şehvet. Şu anda insanlığı oluk oluk, oluk oluk, kanını, damarını, ilmini, imanını, irfanını, faziletini, insanlığını, içiyor.
Oluk oluk içiyor. Düşmüş şehvetin peşine. 118 sefer bakıyor bilmem nerem nasıl göründü diye. Düşmüş şehvetin peşine. Saçını nasıl tarardı adamlar nasıl ona bakar? Onun peşinde. Düşmüş şehvetin peşine. Benim gibi gelmiş 50 yaşına, saçı sakalı ağarmış. Onları siyaha boyayacağım da nasıl kandıracağım genç kızları diye uğraşıyor. Şehvetin peşine düşmüş. Şehvet ilahı olmuş insanların. İlah. Tanrısı şehveti. Tanrısı hırsı. Hırs onun tanrısı olmuş. İlahı olmuş. Tamah onun tanrısı olmuş. İlahı olmuş. İbadetlerini ederken dahi şehvet, hırs, tamah bırakmıyor onu. Yiyip bitiriyor.
Yiyip bitiriyor. Almış onun içine. Müthiş üçlü. Müthiş üçlü. Şehvet, hırs ve tamah. Allah muhafaza eylesin. İyi yaptı. Fakat kötü görünür bir iyi işti bu. Bazen velilerin öyle işleri vardır. O özünde iyidir. Ama gözü perdeli olanlar onu kötü görür. Bazen peygamberlerin yaptıkları iş vardır. Gözü perdeli olanlar onu kötü görürler. Hani Hazreti Ömer Efendimiz geldi ya. Dedi ki bu vahiy mi bu anlaşma? Değil dedi Hazreti Peygamber. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ya Resulallah dedi bunda Müslümanların zararına maddeler var.
Önce Ömer Efendimiz Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e gitti. Dedi ki ya Ebu Bekir. Muhammed dedi böyle bir anlaşma yapmış. Doğru dedi. Ya Ebu Bekir dedi. Onun yanlışlıkları var. Eksiklikleri var. Dedi ki Hazreti Peygamber ne yaptıysa doğru yapmıştır. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ebu Bekir gibi olma. Onun sıddıklığında bir hayat yaşama. Koşturdu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Dedi ki bunda Müslümanların zararına maddeler var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sabırlı, inançlı ve istikameti belli. Dedi ki onun altına Muhammed'i Mustafa imza attı. Geri dönüşü yoktur artık.
Sallallahu aleyhi ve sellem. Senin gözünü bazen perde bürür. Sen yapılan işi kötü görürsün. Özünde iyidir o. Hakikatinde iyidir o. Ama onu anlayamazsın. İlmin yetmez. Kafan yetmez. Bilgin yetmez. Dini ilmin yetmez. Dini ilmin yetmez. Siyasetin yetmez. Kendi kendince sen bu kötü bir iş yaptı dersin. Bazen geliyorlar bana söylüyorlar. Böyle iyi. Bununla alakalı gördün mü sen? Ben hayır diyor. Duydun mu hayır. Nereden bu kanıya vardın o kimse için? Kalıyor. İlim farklı bir şey. İlim farklı bir şey.
Benim burada Atatürk'le alakalı söylediklerim vardı ya. Herkes dedi ki nasıl söyler. Ben nasıl söyler demedim. Dedim ki yazıya dökün getirin. Deyin ki şurasında günahı kebahire girdin. Şurada yanlış konuşmuşsun. Ben de helallık isteyeyim herkesten. Evet. Sohbetin hepsinde dedim. Çevirin. Çekin dedim yazıya. Risale halinde hazırlayın. Hazırla. Ve ondan sonra kırmızılarla işaretle. Burada haram işledin. Burada haram işledin. Yok. Öyle bir şey yapan da yok. Şu ana kadar olmadı ha. Öyle itiraz edenlerden şu ana kadar olmadı. Kulis yapıyorlar. Herkes bir laf söylüyor. Yaz.
Yazacak ilim yok. Yaz. Not düş oraya ayet hadis ışığında. Biz de gelelim özür dileyelim cevap veremiyorsak. Yok. İşte senin gözün kör. Senin kulağın sağır. Sen perdelisin. Önce tövbe et. Tövbe et de Allah senin gözünü kulağına açsın. Tövbe et de Allah senin kalbini açsın. Tövbe et de Allah senin idrakini açsın. Anlamazsın sen. Bu halinde duymazsın çünkü. Bu halinde görmezsin. Sen bilemezsin bu halinde. Demek ki nice işler vardır. Senin gözün perdeli olduğundan göremezsin sen. Hatta gözün perdeliyse cinni tayfesi bile aldatır seni. Gözün perdeliyse şeytan bile aldatır seni.
Gözün perdeliyse iki ayaklı şeytan bile aldatır seni. Gözün perdeliyse iki ayaklı şeytan bile seni aldatır. Kulağın perdeli senin. Gözün perdeli. Gelir sana bir laf söyler. İnanırsın sen. Neden? Perdelisin sen. Perdeli. Sen iyiyi hakikati göremezsin. Perdelisin. İyi hakikati görseydin devamlı zikir ehli olacaktın. İyi hakikati görseydin secde ehli olacaktın. İyi hakikati görseydin haram dairede değil helal dairede yaşayacaktın. İyi hakikati görseydin harama düşmeyecektin. Helal dairede durduğun için senin idrakin, kalbin, ufkun, gözün, gönlün açık olacaktı. Duvarın arkasını bile görecektin sen. Senin gözün perdeli olmasaydı kabri dahi görecektin. Ne yaptı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri?
Başlarına birer tane hurma dalı dikti. Dediler ki ne oldu ya Resulallah? Niçin başlarına birer hurma dalı diktin? Bu kardeşleriniz dedi kabir azabı çekiyor. Birisi dedi diline sahip değildi, laf dolaştırırdı. Birisi de dedi dikkat etmezdi. Bevle derken ayakta Bevle derdi. Üzerine sidik sıçratırdı. Bu iki şeyden dolayı kabir azabı çekiyorlar dedi. Ve ondan sonra dedi eğer siz de dilinize hakim olsaydınız benim gördüğümü görür, benim duyduğumu duyardınız dedi. Dikkat et ey mümin kardeş! Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gördüğünü görmüyorsan, duyduğunu duymuyorsan diline sahip çık çok tövbe et. Diline sahip çık ve çok tövbe et.
Çünkü senin kulağın da gözün de perdelenmiş. Zikrullah halakasında, halakayı zikrullaha gelenden haberin yoksa, kalbine ilham gelmiyorsa, ağzını çokça temizleyip de gel o halakaya. Çokça temizleyerekten gel. Kendini muhafaza et dışarıda. Onun gördüğünü görürsün. O kapı açık. Benim gördüğümü görürdünüz. Benim gördüğümü görürdünüz. Müjdeye bakın. Hazreti Peygamber diyor bunu sallallahu aleyhi ve sellem. Benim gördüğümü görürdünüz. Onun gördüğünü görürsünüz. O neyi gördüyse yola bakın yola. O Muhammed-i Mustafa'nın yoluna bakın.
Onun yolundan, onun izinden gidenler, onun gördüklerini görürler. Onun yolundan, onun izinden gidenler, onun duyduklarını duyarlar. Muhammed-i Mustafa söylüyor sallallahu aleyhi ve sellem. O zaman sen o iyi iş yaptı, kötü iş yaptı. Sen bilmeden konuşma. Suizana düşme. İlmi hakikatin varsa konuş. İlmi hakikatin yoksa dinle. Dinle. Kur'an ve sünnet bilgin varsa bak, kıyas et. Bilmiyorsan dinle. Git bir bilene sor. Git bir bilene sor. Git bir alime sor. Git bir arife sor. Git bir aşığa sor. Kafandan davranma. Nefsinden davranma.
Heva hevesinden davranma. Allah muhafaza eylesin. Hızır denizde gemiyi deldi ama bu delişince yüzlerce sağlamlık var. Sen meselenin zahirine bakma. Hızır gitti gemiyi deldi. Gemiyi deldi. Hızır zamana, mekana, vakte hükmedendi. O gemiyi delse de onun için önemli değil. Sakın sen de sahtekar Hızırlar gibi gemiyi delme batırırsın sen. Onun delişinde türlü hikmetler vardır. Hızır gemiyi deldi. Su başladı fışkırmaya. Musa aleyhisselam başladı feryada ona. Sen Hızır değilsin dedi ya. Sen nesin ki? Sen dedi bu genç çocuklar bizi aldılar dedi filikalarına. Gemilerine bindirdiler.
Şehre getirdiler. Sen onun gemilerini deliyorsun dedi. Ona dedi ki ya Musa tabi olacaktın. Tabi olacaktın. Öyle söz vermiştin. İtiraz etmeyecektin. Ben sana demedim mi? Benim ilmim ilmi ledündür. Acı görünür dışarıdan. Buna sabretmek zordur. Buna susmak zordur. Buna tahammül etmek zordur. Sen nefsine uyarsın. Aklına uyarsın. Gemi delinir mi dersin? Senin nefsin, senin aklın gemiyi delmeyi kabul etmez. Doğru ama sen akıl muazenesinde konuşursun. Ama biz akıl muazenesinde konuşmayız. Biz hakikatten bakarız. Hakikatten konuşuruz. Cenab-ı Hak Hızır'a zamanın ve mekanın tasarrufunu vermiştir. Su gelir domburmaya başlar.
Suya elini uzatır. Dur sakin ol der. Su kalır. Dolmaz da, taşmaz da, gelmez de gitmez de. Öyle kalır havuz gibi. Hadi der şimdi çıkalım. Yürü. Şimdi çıkalım der. Musa aleyhisselam onu görür. Aklınla bakarsan yine teslim olmazsın. Birinci keramet. Çıkarlar şehre. Şehirde hiç durmaz. Şehrin kenarına kadar gelirler. Bir duvar yıkılmak üzeredir. Hızır aleyhisselam paçayı, kolusu var. Musa aleyhisselama der. Hadi çamur kar. Hadi çamur kararlar. Çamur getir, toprak getir, harç getir, taş getir. Duvarı ördürler.
Musa aleyhisselam der ki ya bittim. Elimde ayağımda can kalmadı. Ne almasam der. Bu terk edilmiş virane bir evin duvarını tamir ettirdin. Başka işin mi yok senin? Yaparken de hep söylenir. Musa aleyhisselam. Ya nereden takıldın bu adama derler ya. Gündüzü mü gece etti, gece mi gündüz etti. Öyledir yol. Dışarıdakiler de bakar böyle. Lan bu ahmaklar, bu duvarı ne yapmaya örüyorlar. Orada öğrenlerden birisini çağırırlar. Takılmayın bu adamın peşine size. Bu duvarı ördürüyor bak. Bu kafayı yemiş. Siz de kafayı yiyeceksiniz bundan. Bu deli, siz de delireceksiniz. Bu akılsız bak. Bak boşu boşuna iş yaptı. Bilmez. Hadi. Musa Hızır aleyhisselam döner. Yeter artık der ya.
Hani derler ya ilimi kemiğimi kuruttun diye. Hili mi kemiğimi kuruttun. Düş yakamdan o zaman. Yok der ben devam edeceğim seninle. Yolda giderken bir çocuğu öldürüverir Hızır aleyhisselam. Bunu böyle akılları çok ileride olanlar. Ben diyorum ki bunu anlatırken. Çocuğu öldürüverdi. Boğazından bıçakla kesiverdi demiyorum. İlmi siyaset yapıyorum. Diyorum Hızır aleyhisselam. Seddar Allah dedi. Kayboldu. Gitti diyorum. Bir katırın arkasında bir iğne batırdı. Katır da onu bir tekme çekti diyorum ben. Çocuk öldü. Hazreti Mevlana bu meseleyi anlatırken tam kitabın ortasından anlatıyor. Diyor ki çocuğun boynunu kesip atıverdi. Yani inancaksan dostları inan oradan buradan kulağını çevirme.
Buna katlancaksan katlan. Ha Hızır aleyhisselam çocuğun boynunu kesmiş. Bunlar demek ki böyle ulu orta katil insanlar da çek git çekip gideceksen. Önemli değil. O ilmin insana ihtiyacı yok. Oraya dem vuruyor. Diyor Hızır denizde gemiyi deldi ama bu delişinde yüzlerce diyor sağlamlık var. Neden? Tahta çürüktür Hızır'ın sözünün yanında. Sen tahtayı sağlam zannedersin. Bir velinin nazarı binlerce tahtayı helak ediverir. Sen demirden evleri sağlam, betondan evleri sağlam zannedersin. Cenab-ı Hak yapsa fazla gelir. Yapsa fazla gelir.
O yüzden sen onların işini aklınla oynama. Aklını kaybedersin. Zaten yok sende fazla. O yüzden sen onu koru. Ya da tümden at. Volant kayışını at. Boşta çevrilsin gitsin. Değil mi? En sağlamı bu. Değil mi? Rahatı bu. Atıyorsun volant kayışını değil mi? O harika. Hiçbir yere takılmıyor o zaman. Bu da bu üniversitede öğretim üyesi. Talebeler diyecek ki hoca bizim volant kayışını atmış. O kadar ışıkla, o kadar parlaklıkla Musa'nın vehmi bile perde ardında kaldı. Şimdi bazı müfessirler, bazı alimler, Musa o zaman peygamber değildi. Peygamberliğinden önceydi. O yüzden Hızır'a tabi oldu. Böyle şerh ederler.
Yok öyle değil. Öyle değil. Musa aleyhisselam peygamberdi. Yine yıkılacak ortalık şimdi. Musa aleyhisselam peygamber iken Cenab-ı Hak ona ilmi ledin için Hızır'a gönderdi. Musa aleyhisselam peygamber olmasaydı şunu demezdi. Dediler ki ya Musa senden daha alim bir kimse var mı? Yok dedi Musa. Cenab-ı Hakk'ın bu tacubuna gitti. Dedi ki ya Musa filanca sohbette böyle dedin. Musa aleyhisselam konuşamaz oldu. Araya perde girdi. Araya perde girince Musa aleyhisselam can hıraş yalvar yakar ne oldu diye. Tövbe, namaz, secde, gözyaşı. Cenab-ı Hak dedi ki ya Musa filanca yerde konuşuyordun ya.
Evet orada birisi sana sordu ya. Benden daha, senden daha alim bir kimse var mı? Evet sende benden daha alim bir kimse yok dedin ya. Evet bu Allah'ın tacubuna gitti. Bu Allah'ın hoşuna gitmedi. Musa aleyhisselam dedi ki ya Rabbi benden daha alim bir kimse var mı? Var ya Musa dedi. Senden daha alimi var. Kim ya Rabbi? Dedi ki yanına kurutulmuş bir balık al. Kızıldeniz'in kenarında yürü. Orada dedi ne zaman balık canlandı denize gitti? Orada dedi bir kulun var. Git ona tabi ol. O senden daha alim. O ilm-i ledin sahibi. Musa aleyhisselam peygamberken ilme bu kadar haris. Allah'ın emrini yerine getirdi. Geldi konuşa konuşa.
Kur'an-ı Kerim'de bu hadise geçer. Bu yeni ahitte geçer. İncil'de geçer. Bu eski ahitte geçer. Tevrat'ta geçer. Hızır'la Musa aleyhisselam kıssası. Hem İncil'de geçer. Hem Tevrat'ta geçer. Hem de Kur'an-ı Kerim'de vardır. Bu ayının bu kıssayı onlardan okuyabilirsiniz. Küçük lafız değişiklikleriyle. Ve dedi ki. Bir ara kendini sohbet ederken. Kendilerini kaybettiler. Bir baktılar ki balık yok. Dedi ki. Niçin söylemedin? Sözünüzü kesmek istemedim. Edebe bakın. Tabi yanındaki de peygamber. Sözünü kesmiyor. O konuşurken. Efendim diyor. Sözünüzü kesmek istemedim. Balığın gittiği yeri biliyorum ben. Balık çıvdı.
Heybeden. Gitti. Kurutulmuş balık. Salamura balık. Tuzlanmış balık. Canlandı çıvdı. Ben size söyleyemedim. Geri döndüler. Dediler ki nerede? İşte burada. Musa aleyhisselam etrafına bir bakındı. Hani kepenek altında nice veliler yatarmış ya. Hızır aleyhisselam da böyle yan gelmiş denize karşı. Kepeneği de çekmiş kafasından. Musa aleyhisselam selam verdi. Selamun aleyküm dedi. Ve aleyküm selam ya Musa dedi. Kendini tanıtmasına gerek yok. Yardımcısına dedi ki aradığımızı bulduk. Peygamber. Çünkü ismiyle hitap etti onun tanışmadığı halde. Dedi ki aradığımı buldum. Hadi sen geriye dön git sen artık. Bundan sonra dedi bizim yolculuğumuz öyle.
İşte diyor ki o Musa'nın gemi delmesinde sen çürüklük görürsün. Onda diyor binlerce sağlamlık vardır. Neden? Sen suya söz geçiremezsin. O söz geçirir. Sen balıya söz geçiremezsin. O söz geçirir. Hani birisi geldi ya. İbrahim Ethem'e. Dedi ki tacı tahtı terk ettin. Şimdi dedi kendi söküğünü mü dikersin ihtiyar. Ne buldun ki dedi. Ne buldun ki tacı tahtı terk etmekle. Şimdi bak dedi. Fakir fukara sökük dikmektesin. Veliler incedir. Sanki böyle gözü görmüyormuş da. İğneyi düşürüvermiş gibi yaptı. Atıverdi. Denizin içerisine iğnesini.
Dedi ki eyvah yaşlılık. İğnemi de düşürdüm dedi denize. Ya bak dedi gözlerini de görmüyor. Hala daha sökümünü dikeceğim diye uğraşıyorsun. Deyince İbrahim Ethem dönüverdi okyanusa. Hey balıklar dedi. İğnemi düşürdüm. Binlerce balık hepsinin ağzında altından bir iğne çığmaya başladılar. Beninkini al. O zaman o kimse anladı ki tacı tahtı terk etmiş ama Allah ona mananın ve maddenin tahtına oturtmuş. Lütfedip bir tanesini aldı. Muhammed ümmetinden de çünkü. Eyyub aleyhisselam gibi bütün altın kelebekleri toplamak için uğraşmadı. Hani Eyyub aleyhisselam mağarada yıkandı ya.
Mağarada yıkanınca onun o üzerinden düşen kurtlar birer altın kelebek haline geldi. Altın kelebek haline gelince Eyyub aleyhisselam onlardan tutmaya çalıştı. Tuttu. Ona dediler ki niçin altını tutmaya tevessül ettin. Allah'ın rahmetini, lütfunu, ikramını bana ikram etmiş. Onu tutmak istedim dedi. Şeriatan söyledi. Bak Muhammed ümmetinden sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ümmetinden olan veli İbrahim Ethem balıkların getirdiği iğnelerin hepsini toplayacağım diye uğraşmadı. İşini görecek ya bir tanesini aldı. Altın iğneyle söküğünü dikti. Atıverdi gene denizin içine. Haa.
Demek ki onun attığı başka. Onun ilmi başka. O Hızır'ın yolunda. O balıklar bir iğne deyince ne geliyor ona? Ona bütün balıklar altın iğne getiriyor. Altın iğne. Hani rivayet edilir ya yine. Hacca gidiyormuş İbrahim Ethem. Şefaati üzerimize olsun. Her adımda iki rekat namaz kılarmış. Anlatırken utanıyorum. Bu nasıl bir sabır? Bu nasıl bir iman? Bu nasıl bir teslimiyet? Bu nasıl bir muhabbet? Bu nasıl bir aşk? Bu nasıl bir aşıklık? Hafızalası almaz insanın. Her adımda iki rekat namaz kılmak.
Her adımda. Her adımda. Abdest tazelecek. Kuyuya atar kovasını. Çeker. Bir bakar ki bir kova altın. Bir kova altın. Orada insanlar etrafında insanlar var. Aynı kuyudan o zaman su yok mu yok hiçbir şey yok. Herkes abdest alacak ihtiyaç görecek. Kuyunun etrafı yaşam alanı. Çeker bir kova. Suyu altın. Bir kova altın. Bakar ki altın. Döker kuyunun içerisine. Başlar tövbe edip ağlamaya, paralamaya kendini. Ya Rabbi. Ben sana ibadet etmek için abdest alacaktım. Kastım buydu. Niyetim abdest almaktı.
Niyetim dünya değildi. Niyetim para değildi. Niyetim altın değildi. Niyetim sendin. Su kendiliğinden yükselir kuyudan. Oluktan başlar kendiliğinden akmaya. Bir hitap. Ey kulum. Buyur abdestini al. Senden razıyım. Demek ki onların işleri akla ermiyor. Hani Hazreti Ali Efendimiz'e kadı yedi tane altın hükmeder ya. Yahudinin birisi gelir. Der ki benim emirel mümininden alacağım var. Kadı der ki yemin edebilir misin?
Ehl-i beyete yemin haram der. O zaman yedi altın hükmettin borçlusun der. Yahudiye. Hazreti Ali Efendimiz çıkar mahkemenin kapısından. Bir avuç toprak alır. Üç ihlas bir fatiha kur. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyetine bağışlar. Der ki ya Rabbi halim sana malumdur. Yedi altın der. Düşünün. Emirel müminindir. Evinde ve kesesinde yedi altın yoktur. Emirel müminindir. Yedi altın ona verecek belki de insan çoktur. Ama bir yere gidip o yedi altın istemez. Emirel müminindir. Emirel müminin. Devletin kasasından yedi altın alamaz kendisi için. Ne zaman ki böyle emirel mümininlere biz tabi olduk. Kurtuluşumuz o zaman.
Ne zaman bizim devlet başkanlarımız, hükümet başkanlarımız, valilerimiz. Ne zaman bizim hakimlerimiz, amirlerimiz, hakimlerimiz, alimlerimiz Hazreti Ali Efendimiz'in yoluna düştü. O Hazreti Ali Efendimiz'in haliyle ahallendi. O zaman ümmetin kurtuluşu. O zaman ümmetin dirilişi. O zaman ümmetin haykırışı var. Başka zaman yok. Beklemeyin. Başka zaman yok. Hani Yavuz'a gelir ya o günün başbakanı. Haşmetlüm der elbisenizi değiştirsek. Koca Yavuz'un iki kat elbisesi vardır. Padişahlığının son dönemlerinde külü aldığından dolayı elbise dar gelir. Almanya-Macaristan sefiri gelir.
Yeni atanmış suncak mektubu ya. Sorar başbakan. Der ki haşmetlimizin kıyafetini nasıl buldunuz? Der ki o kadar haşmetli, o kadar azametliydi ki. Vallahi der ayağının ucundan başka bir yere bakamadım. Koca Yavuz padişahlığı esnasında devletten devlet işleri için iki kat elbise alır. Sevmedikleri 33 yıl, 33 yıl padişahlık yapan Abdülhamid Han Hazretlerinin iki kat elbisesi vardır.
İki kat. Üç kat değil. Devletten aldığı iki kat elbisesi vardır. İki kat. Devlet işi sabahleyin mesai başladığında o elbise giyilir. Akşam mesai bittiğinde tekrar çıkarılır. O devletin parasıyla, akçesiyle alınmıştır. O gece giyilmez. O başka günlerde giyilmez. Devletin işi olduğu zaman giyilir. Hani Hazreti Ömer Efendimiz'e birisi ziyarete gider. O esnada hiç konuşmaz. Bütün yazışmaları bitirir, imzalaşmaları bitirir. Kandili üfler, söndürür. Ondan sonra gider oradan başka bir kandil alır, onu yakar. Şimdi konuşabiliriz der. Hoş geldin, nasılsın, iyi misin? Az önce der devletin işini yapıyordum. Devletin işini yaptığımızdan Beytülmal'ın malıydı der kandil. Ama der şimdi devletin işi bitti.
Bu da benim kendi kandilim der. Onu da şimdi konuşuyoruz. Kendi kandilinde. Devletin kandilinde değil. Devletin malını yiyen ne o? Yemeyen keriz. Öyle değil. Öyle değil. Devletin malı deniz, yemeyen keriz. Böyle şu işe bak. Ne hale gelmiş ümmet. Ne hale gelmiş. Öyle ola ola ola … şu memleketin iki yakası bir araya gelmedi zaten. Devletin malı deniz dediler. Habire yediler. Habire yediler. Bankaları boşalttılar. Fabrikaları boşalttılar. Kamu iktisadi kuruluşları boşalttılar. Atatürkçüyüz dediler boşalttılar. Kemalistiz dediler boşalttılar. Laikiz dediler boşalttılar. Boşalt Allah boşalt.
Ye Allah ye. Gazinoları ayrı, barları ayrı, pavyonları ayrı, otelleri ayrı, balıları ayrı, içkileri ayrı, her şeyleri ayrı. Ye Allah ye. Peşkeş çektiler her şeyi. Kendi etraflarına. Devletin malı deniz. Öyle yaptılar. Allah muhafaza eylesin. İşte ne zaman ki Ali gibi oldular. Yani birer veli terbiyesine girdiler. Hazreti Ali Efendimiz veli terbiyesi de veli terbiyesi. Seyr-i sülük yaşamış, riyazat yapmış. Muhammed-i Mustafa'nın izinden gitmiş. Onun izinden zerrece ayırmamış. Ayrılmamış.
Hızır'ın yolu. İbrahim Ethem'in yolu. Beyazıt-ı Bestam'ın yolu. Hallâc-ı Mansûr'un yolu. Abdülkadir Geylan'ın yolu. Hazreti Mevlana'nın yolu. İşte onların işleri. Normal, akılla değil. Herkes gitmiş. Hazreti Ali Efendimiz'in avuç aldığı, bir avuç toprak aldığı yere. Herkes bir avuç toprak, herkes okumuş. Yedi altın demiş ama yok. Demişler ki ya Ali, fark ne? Ağız demiş, Ali'nin ağzı değil. Sizin okuduğunuz dua tamam, ihlas okudunuz. Fatiha'yı da okudunuz, o da doğru. Hazreti Peygamber Efendimiz'e de bağışladınız, o da doğru. Ama demiş, Ali'nin ağzı değil. Şeyh Efendi Hazretleri, Allah rahmet eylesin. Böyle bir hasta geldi, hastaya bir Fatiha okudu.
O biraz da böyle bilirler, saklamaz böyle Fatiha okuduğunu. Mırıldandı, kimisi böyle ne okuduğunu saklar. Sanki aman, sanki keramet okuduğunda. Kimisi böyle saklar. Mübarek okur, Fatiha okudu. Açtı ağzını, açtı ağzını, açtı ağzını dedi, tükürdü onun ağzını. İyileşti. Öbür taraftan biri dedi ki, ya Fatiha'yı okudu ya dedi. Kulağım duyuyor benim. Döndüm, sen ne okumadın dedim. Kaldı. Böyle baktı. Şimdi gençlik de var ya o zaman. Bizde gene edep-adap yok da, o zaman hiç yok. Baktım, mırıldanıyor. Dedim, senin dilinde ne var?
Nasıl yan dedi. E dedim, baksana diline. Bu dilini uzattı, şimdi bakıyor. Ne var dedi, görmüyor musun dedim ben. Yok dedi. O yüzden işte dedim, Fatiha tesirli olmuyor senin dedim. Ne var ki dilimde dedi. Çok affedersiniz. B, O, K söyledim ben. Bu var senin dilinde dedi. Kaldı. Şimdi onun Fatiha okumasını o kendince şöyle görüyor. Yani ne olacak ki bir Fatiha okudu. Yani iyileşti. Ben de Fatiha'yı biliyorum. Herkes biliyor Fatiha'yı. Fatiha'yı bilmeyen mi var? Yok. Onun Fatiha okumasına da gerek yoktu aslında. Ona böyle bakacaktı, geçti diyecekti. Geçecekti o. Veya bakmasına da gerek yoktu. Bir de insanın içi hoş olmaz ya böyle dışarıdan gören.
Ağzına tükürüyor birisi. Ya ne kadar iritedici bir şey değil mi? Birinin ağzına tükürmesi. Ben giderdim böyle efendim bir kansırsan bana derdim. Yalnız kaldığımızda. Milletin önünde diyemezdim de. Ne oldu gene şu benim nefsim beni perişan ediyor derdim. Aç ağzımı derdim. Sert ben açardım. Yapardı benim ağzıma. Allah razı olsun efendim derdim. Bana bir gün dedi. Ne oldu dedi. Yoksa nefsim benim dedim. Bir türlü aşağı inmiyor dedim. Hep kaldırıyor kafasını dedim. Kabargın benim nefsim dedim. Öyledir o nefis dedi. Bu şimdi. Merhamete geldim. Aç bakayım bir daha ağzını dedi. Allah rahmet eylesin. Açtım ağzımı ben. Puh yaptı bir daha. Hah şimdi oldu dedi. Allah razı olsun efendim.
Amin. Tabi. Bir gün göre öyle hamamdayız. Sivas'ta kaplıcada yanıyor. Tam kaplıcanın çıkış noktası. Herkes kızıyor alana. Neden buraya aldın? Kimse giremeyecek içine. Ya baba buraya girer mi kardeşim? Kaynıyor burası diyor. Tam ağzı diyor. Gerçekten de o bir iki üç tane orada sıralya banyo var. O sıcak kaplıcada kimse oraya almıyor. Kimse almıyormuş zaten. Alanı da Allah rahmet eylesin. Ahmet Duran abi boş yer yok. Bütün kaplıcalar dolu. Bir orası boşmuş. Oraya almış. Herkesin derdi kaplıca. Benim derdim ayrı. Ben oturdum önüne. Dedim ben iyi değilim. Benim bu nefsim dedim. Beni perişan ediyor dedim ben. Aç ağzını dedi.
Açtım ben ağzımı. Onlar konuşuyorlar boyuna. Sivas'taki arkadaşlar. Burayı neden aldınız? İşte kim aldı kim almadı falan. Tükürdü. Bana bir güzel. Tamam mı dedi. Allah razı olsun efendim dedim ben. Onlar konuşuyorlar ama boyuna şimdi. Hani çok sıcak girilmez çıkılmaz diye. Hadi gir şuraya dedi. Ben hiç cımbırla. Millet konuşuyor girilmez diye ben içindeyim. Böyle kolumu oynattıydım. Yandı. Kolum bir anda. He dedim ben. Tabi girerken işin doğrusu şimdi. Destur üstadım dedim. Girdim ben. Ondan sonra. Destur üstadım dedim. Girdim. Öyle duruyorum ben şimdi. Burama kadar. Önce bir durdum öyle. Her tarafım karıncalaştı sanki.
Uyuştu böyle. Şöyle kolumu oynattayım dedi. Yandı kolum. Hiç oynatmadım. Öyle durdum. Ben duruyorum şimdi öyle. Böyle hani çok affedersiniz. Kurbağalar durur ya böyle. Ben duruyorum böyle şimdi sıcağın içinde. Kımıldadığın anda yanıyorsun çünkü. Yanıyor. Onlara dedi döndü böyle. Ne oluyor dedi. Efendi baba burası çok sıcaktı. Onlar görmemişler bile benim girdiğimi. E Mustafa Efendi girdi ya dedi. Bir baktılar ben oradayım. Suyun içinde. Bram bram yüzümden tarakıyor ama benim. Mustafa Efendi. Güzel mi oğlum dedi. Çok güzel efendim dedim ben. Ala o zaman dedi. Cumhurlopo da girdi.
Bana dedi. Anlaşılmıyor konuşmayalnız. Öyle bir şey oldu içeride. Duymuyorlar öbür günler bizi. O da bir kımıldamış o da yanmış. Mustafa Efendi dedi. Ne o? Kımıldamak değil de. Depreşme içeri dedi. Dedim ben kımıldandım yandım efendim dedim. Hah dedi. Hah dedi. Sakın depreşme dedi. Biz öyle duruyoruz. Onlar sonradan uyandılar bizim girdiğimizi. Siz burada mısınız? Nereye konuşacağım ben? Öyle duruyorum. Allah'ın sefer. Suyun içindeyim ben. Kaynıyor ortalık. Duman duman. Bu buhar. Yanıyor ortalık. Kimse girmiyormuş oraya. Ben böyle duruyorum içinde.
Benim bir tek boğazım meydanda. Şeyh Efendi'nin de boğazım meydanda. İkimiz böyle yüz yüz yiyiz. Tamam yakınız böyle. Zaten daracık kuvvecik. Onlar şeyler. Yüz yüz. Onlar konuşuyorlar. Biz duyuyoruz onlarınkini. Bizim konuştuğumuzu onlar duymuyorlar. Mustafa Efendi dedi. Oğlum bunlar bizi duymuyor herhalde. Duymuyorlar efendim dedim ben. Hey duymasınlar o zaman dedi. E duymasınlar efendim dedim. Onlar ha bile daha burayı neden tuttunuz, neden ettiniz diyorlar. Muhabbet onların daha o. Onlar da böyle peştamalları üstlerinde giremeyecekler ya onlar. Onlar kaldı meydanda. Biz içerideyiz ama. Şimdi bir başkası bakar ayağını sokar. Onlar bir ara ayağını soktular.
Ayağının parmağını sokuyorlar. Pat atıyorlar. Sıcak giremezler. Bir başkası sıcak girmez dediği yere sen giriverirsin. Akıl işi değil bu. Bakın bu akıl işi değil. Akılla alakalı değil. O suya da hükmeder. O Hızır'ın yolundan. Ali'nin yolundan o. Keremallahu veç. O Hz. Muhammed Mustafa'nın husisi yolundan. Sallallahu aleyhi ve sellem. O suya da, denize de, balıya da, çama da, ağaca da. Ne dedi Hz. Peygamber Efendimiz? Ağaç mı gelsin dedi. Gelsin deyince o daha ala ya. Hani o olmayacak. Ağaca dedi gel. Ağaç yerinden kalktı geldi. Aa o varlığa da hükmediyor.
O dedi ki. Ben mi dedi senin elindekini söyleyeyim. Yoksa elindekinler mi beni söylesin. Bak müşrik kafası. Örtülü, kör, ama. Dedi ki. Benim elimdekinler seni söylesin. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammeden abduhu ve resuluhu. Resuluhu deyince taşlar, tak attı taşlar elinden. Başkasının değil o. Ne yaptı Davut? Sapan taşı. Kimi? Callut'u. Üç tane taş. Üç tane bildiğiniz taş. Callut'taki zırh kimsede yok. Callut'un ortasındaki, ordusundaki zırh kimsede yok. Ama Davut'ta sapan taşı var. Davut'un sapan taşı atom bombası. Davut'un sapan taşı füze.
Bütün zırhları delacak olan füze. Ve taşlar dile geldiler yolda giderken. Ey Davut al beni. Ben Callut'u dedi vuracağım. Callut benim üzerimden öldürülecek. Davut aldı. Taş dile geliyor ona söylüyor. Beni al. Öbür taş dedi ki beni al. Aldı. Öbür taş dedi ki beni al. Aldı. Üçünü bir yere koydu. Sapan taşını attı. Callut'la beraber iki komutan felç. Bir atışta üçü. Davut, Davut oldu. Davut, Davut oldu. Sen füze atarsın vuramazsın. O sapan taşı. O çünkü sen atmadın ben attım sırrına vakıf. O sen atmadın ben attım sırrıyla sır olmuş. O sen öldürmedin ben öldürdüm olmuş.
O biz değiliz. O olmuş. O yüzden onların suyu senin binlerce tahtandan sağlandır. Onun bir nazarı senin binlerce kuvvetli evinden barkından sağlamdır. Musa'nın vehmi bile ne yaptı? Bu işi anlayamadı, algılayamadı. Artık tutup da kanatsız uçmaya kalkışmasan mübarek olsun. Sen kanatsız uçmaya kalkma. Kanatsız uçmaya kalkarsan ne olur? Kedilere yem olursun. Kanatsız uçan kuş ne olur? Kedilere yem olur. Uyanık kediler vardır. Kuş yuvalarının altında beklerler yavru zamanı. İçinden salak embesil kuşlar kanatları çıkmadan uçsan diye uğraşır. Yuvadan düşer.
Yuvadan düşünce kediye yem olur o. Sen yuvada dur. Yuvada beslen. Yuvada kanatlan. Sen yuvada tüylen. Uçacak zamana gel. Uçarsın sen. Üzme kendini. Seni uçurur. Ama sen şehvetine düşersen. Hırs yapar. Tamah edersen. Kanatsız uçmaya kalkarsan. Kedi köpeği yem olursun sen. Kedi köpeği. Hiç kartal yavrusu. Kartal kediye yem olur mu? Kanatsız uçmaya kalkarsa kedi yem olur. Hiç şahin. Kediye yem olur mu? Ama kanatsız uçmaya kalkarsa kedi yem olur o. Sen padişahın omuzuna koncak şahinsin. Bekle.
Dinle. Hırs yapma. Tamah yapma. Şehvete düşme. Padişah omuzuna kon. Sen madem ki iyi bir şahinsin. Padişah omuzuna yakışırsın. Ne zaman? Eğitildikten sonra. Seni eğitmeden koyarlar mı padişahın omuzuna? Seni eğitmeden koyarlar mı padişahın koluna? Yok. Eğitimli olanlar, riyazat yapanlar. Konar oraya. Riyazat yapmayanlar konmaz. O zaman sen nefsine uyup, palazlanmadan çıkma meydana. Nefsine uyup, tüylenmeden. Tüylendim zannetme. İki tane sarı tüyü görüp de. Sen parmağının üzerine bir damla su görüp, kendini ummanlarda zannetme. Ummanlarda zannetme.
Karınca misali. Hani bir karınca varmış ya, mesnevide geçer. Eline bir saman çöpü oluşturmuş, saman çöpünün üzerine geçmiş. Bir de at sidi, at sidi'nin üzerinde, saman çöpünün üzerinde karınca. Derviş ki, kaptanı derya benim. Karınca gibi olma. Sidi'nin üstünde, saman çöpünde kaptanı derya zannetme kendini. Sidi'nin üstünde, saman çöpünün üstünde kendini mürşidi kamillerden görme. Kendini velilerden görme. İki rüya görüp kendini evliya sınıfına koyma. İki hal anlatıp, geçici şeylerden dolayı kendini dev aynasında görme. Kanatsız, uçmaya çalışma. Uçamazsın.
Ya, kedi köpeğe yem olur gidersin. Allah muhafaza eylesin. O kızılgüldür. O veliler var ya, o Hızır'ın yolunda gidenler. O Muhammed-i Mustafa'nın yolunda gidenler. Onlar kızılgüldür. Yani, kırmızı gül. Onlar aşkın rengine bayanmışlar. Onlar aşkın haliyle hallenmişler. Onlar aşkın kendisi olmuşlar. Sakın onlara sen kan deme. Senin gözün perdelenmiş, sen aşka kan diyorsun. Senin gözün perdelenmiş, sen kırmızı güle kan diyorsun. Senin gözün perdeli, senin aklın perdeli. Senin duyuların kapanmış, senin maneviyatın kapanmış. Allah muhafaza eylesin. Akıldan sarhoş olmuştur o. Onlar akıldan sarhoş olmuşlar.
Akılı içmişler, içmişler, içmişler. Akıl sarhoş olmuşlar. Bir kimse az olur, onu aramaya koşar. Bir şeyin çoğu da sarhoş eder insanı. Onlar akıl sarhoş olmuş. Kendini akıllı zannetme. Kendini akıllı zannetme. Onlar akıl sarhoşu. Deli adını takma ona. Sen sakın onlara da deli deme. Dese de Hazreti Mevla'na deceksin sen. Neden? Hadi şerif tecelli edecek. Siz Allah'ı öyle zikredin ki dışarıdan görenler size bunlar deli olmuş desin. Sen öyle zikredeceksin ki dışarıdan görenler seni yine deli olmuş bu diyecekler. Allah bize affetsin inşallah. 240'dan devam edeceğiz önümüzdeki hafta. İnşallah. Allah izin verirse.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.