Üstad Mustafa Özbağ

4. Siyasal İslam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Ekim 2019 · 50:44

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı övrünün, hayırlı eylesin. Boğasınada yaklaşık, pazartesi, samur, çarşamba, karsın ve cuma, gece üst üste değişik kentlerden sohbet, sema, dua aldım. Oradaki kardeşlerin, arkadaşların, herkese selamı aldım.
Bugün, biraz geciktik herhalde, inşallah, vakti saat gelince, oralarla alakalı anlattık inşallah. Siyaset, bir yönüyle en iyinin araştırılması, olan ile olması gerekir arasındaki karşıtlıklar, bir yönüyle üzerinde siyaset felsefesinin inşa edildiği etik bir paradigmayı belirlenmektir. İbn-i Haldun'a göre, insan, yaratılış gereği nedenidir. İnsan için sosyal hayat, iyi bir ihtiyaçtır.
Düşünün, bu kademede devlet kelimesinin yerine mülk kavramınız. İbn-i Haldun, siyaseti iki kategoride edilir. Bir akli siyasi, siyasi otoritenin uyguladığı kanunlarının bir devletin ineri gelenleri, akıl ve basiret sahibi kimseler tarafından, konulması halinde akli esaslanan bir temele dayanan bir siyasi rejimi muhtemelen çıkar ki, bu akli siyasettir. Siyaseti akliye, dini siyaset, siyasi otoritenin uyguladığı kanunun bir peygamber aracılığı ile tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halindeki kısım, dini siyasettir. Siyaset, akli siyasi şekli olduğu fikrindedir.
Ona göre bunlardan biri genel olarak halkın çıkarlarını ön plan alan, yöneticinin çıkarlarını ise bunlara bağlı olarak gözeten idare şeklidir. Burada önemli olan halkın çıkarı yanında devletin devletçe akımından sağlam bir idare şeklini oluşturmaktadır. İdni Halil'in bu idare şeklini hikmet ve akla dayanan bir idare şeklidir ve meskul idare şeklini, Farsların idaresine örnek, akli siyaseti diğer şekli ise öncekinin aksine yöneticinin menfaatlerini ön plana alan idare, bu siyaset şeklinde devlet idaresi tarafından halka karşı şiddet ve zulüm söz konusudur.
İdni Halil'in, akli siyasetin iki şeklinde dini siyaseti diğerleri bakımından ele almak ve bu kıyaslamada dini siyaseti daha üstün olduğu sonucuna ulaşır. İdni Halil'in de siyasi ortakları meşhuriyet yolları. Şimdi baştan analiz ederek edebilecek. Siyaset bir yönüyle en yeni susmuk güzel bir şeydir. Sufiler susmanın üzerine büyük analizler etmişler.
Susmayı ibadetten saymıyor. Öylesine ki konuşmayı hele bir büyük, çok büyük edepsizlik olur. Bu sadece sufilerin öğretisi değildir ama. Mesleminin başlangıçı da dinledirsin. Dinlemek için susman gerekir. Ancak susan kimse dinler. Bir kimse konuşuyorsa dinlemiyordur. Dinlemiyorsa bilmiyor. Bilmiyorsa bilmediğini de bilmiyordur. Bilmediğini bilmemek zır cahildir, kör cahildir. Şeytanın maskasıdır.
Eğer bir kimsenin bilmediğini de bilmediğini görüyorsanız, bilmediğini de bilmiyor çünkü. Hani ayet-i kerimede siz cahilleri gördüğünüzde onlara sırt dönünüz, yüz çeviririz diyor ya. Bunlar onlar. O yüzden susmak elden biridir. Eski Yunan eğitiminde ise soru dair soramaz evlat. Sadece dinlerler. O aristolar, evlatunlar, platonlar öyle yetişiyor. Dinli onlar sadece. Bakın tekrar söylüyorum. Sormak dahi yok. Bu nedir dahi soramıyorum. Eski Yunan eğitim, şimdi dünya toplumu okuyor.
Her okumuyor, her dinlemiyor. Toplumlar Amerikalısından, Almanyalısından, Müslümanından, Hristiyanından, Yahudisine kadar, işte Katolik'den Ortodoks'una kadar cahil. Hani size diyorlar ya, işte Avrupa cahil değil diye cahil. Dünya toplulukların bu sizce cahil bırakılıyor yönlendirmek ve yönetilmek için.
Siz okuyan bir topluluğu yönlendiremezsiniz, yönetemezsiniz. Okumayan bir topluluğu yönlendirip yönetirsiniz. O yüzden biz ne yazık ki elinden her türlü kitabı alınmış, okumaktan uzaklaştırılmış topluluklarız. Bütün dünya insanlığı olarak. Bütün dünya insanlığı olarak. Sadece Müslümanlar ait değil, Ortodokslarda ve Katoliklerde veya Protestanlarda dini kitapları da okumazlar. Orada dini bir tek işte onların tabiriyle işte papazlar bilir, hahamlar bilir. Normal halk da bilmez değil. O yüzden dinlemek erdemliliktir.
Hoşunuza gitmiyorsa dinlemezsiniz, müsaade edersiniz, çekilirsiniz, gidersiniz. Veya dinlemek istemiyorsanız, selamun aleyküm derseniz bir topluluğu terk eder, gidersiniz. Dinlemek istemiyorsanız, bunda bir sıkıntı yok. Zorluk, kimse kimseyi dinle. Tek değil ama dinlemek istemeyen kimse dinleyenleri rahatsız etme hakkına sahip değil. Burada böyle bir toplantı var, böyle bir toplantının olduğunu bütün herkes biliyor. Burayı dinlemek için geliyor. Dinlemeyecekse burayı terk eder. Çok açık, çok basit. Kapı açık. Bir toplantıya gittiniz. Siz gittiniz.
Bir konferansa gittiniz. Siz gittiniz. Dinleyeceksiniz. Dinlemeyeceksiniz. Yavaraşlıca, sakin bir şekilde, hiç kimseye rahatsız etmeden gidersiniz. Ama Müslümanlar enteresan. Cuma namazında, Cuma hutbesini de dinlemek. Cuma namazında Cuma hutbesini dinlemek farz. Cumanın farzlarından. Bir kimse Cuma hutbesini dinlerken namazda otururmuş gibi oturacak. Namazda nasıl oturuyorsan, Cuma hutbesinde de öyle oturacak. Hutbeyi beğenmiyorsan, oturursun Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hutbeyle alakalı doğru hutbe okunmuyor. Faydalı hutbe okunmuyor.
Bu tip hutbeler okunması lazım. Bu tip hutbelerin olması lazım diye yazarsın. Ve hutbe esnasında, hocaya da eleştiremez. Onu da susturamazsın. O da günahı kebayır. Bakın hutbe okuyan hocayı susturmak. Hutbe okuyan hocayı konuşturmamak. Günahı kebayır. Hutbeyi dinlememek farzı terk etmek. Dinleyeceksin hutbeyi. Dinleyeceksin. Çaresi yok. Kuşuna gitmiyorsa odur. Mektup yaz. İl Müftülüğü'ne yaz. Diyanet İşleri Başkanlığı'na yaz.
Bir hutbe tanzim ediyorsunuz. Örnekliyorum bunu. İşte çarşı esnafına uygun değil. Çarşı esnafına faizden bahsedin. Kandırmaktan bahsedin. Kandırmaktan bahsedin. Tartıda ölçüde yanlışlık yapmamaktan bahsedin. Çarşı esnafı. Malı satarken yalan söylememek. Malı alırken malı yermemek. Kötü dememek. Ticaretin genel kaydelerini, dinin kaydelerini anlatın diyebilirsiniz. Ama dinlemekle mükellefsiniz. Cuma'ya gitmişsiniz. Dinleyeceksiniz. Bayram namazından gitmişsiniz. Hutbe, bayram namazının olmazsa olmazlarından dinleyeceksiniz. Bir sohbete gittiniz. Dinleyeceksiniz. Dinlemek istemiyorsun. Gitmezsin.
El gitmişsin. Ah baktım. Ya benim tarzıma, tavrıma uykun değil. Ya ben başka bir şey. Ben dini sohbet diye gittim. Ah baktım. İşte para topluyorlar burada. Benim tarzım değil. Selamun Aleyküm. Dini sohbet diye gittim. Milleti taciz ediyorlar. İşte şunu vereceksiniz. Bunu vereceksiniz. Bunu vereceksiniz. Şunu toplayacaksınız. Ah iyi. Benim tarzım değil. Selamun Aleyküm. Yine sizin orada bir şey demeye hakkınız yok. Veya altta bir yerde bir topluluk var. Orada birisi bir sohbet ediyor. Evini kaldır. Ben bir şey söylemek istiyorum. Sorun varsa sor. Bir şey söyleyeceksen git evini aç. Topluyorum dedi. Söyle. Bir de bunlar var. Bir şey söyleyebilir miyim?
Bak kardeşim burada biz sen bir şey söyleyesin diye toplanmadı ki bunu. Git evini aç. Git bir tane salon kirala. Git bir tane yer kirala. Herkese de benim diyeceklerim var arkadaşlar. Toplanın burada de. Toplansınlar. Dediyeceğim. Bir başkası senin için toplamadı ya. Gidiyorum bir yere sohbet etmeye. Köye kelten. Bir yere toplanmış. Geliyor böylece. Selamun Aleyküm Aleyküm. Ben bir şey okuyacaktım. Git evin de oku kardeşim. Ama benim burada okumam lazım. Git evin de oku kardeşim. Topla milleti. Bunların hepsini tanıyor musun? E tanıyor mu? Evine davet et. Ben bir şey okuyacağım der. Topla evin de oku. Arada. Toplanmış ya orası herkes.
Onun için. Hakkınızı helal et. O yüzden dinleme esnasında dinlemeliyiz. İnşallah. Siyaset bir yönüyle en iyinin araştırılmasıdır. Olan ile olması gereken arasındaki karşıtlıklar bir gibi üzerinde siyaset felsefesinin inşa edildiği etik bir paradigmi belirlemektir. Demokrasi gibi bu siyasi tanımında.
Yani siyasi en iyi araştırılması iyi. En iyi araştırılacak da en iyi araştırılıyor mu? Hayır. Kime göre en iyi? Neye göre? En iyinin karşılığında en kötüsü ne? Ne en kötü ki? Biz onun zıttı olan en iyiyi bulalım. Siyaset bu noktada evin araştırılması olarak görüyorsak evet iyi niyet noktasında güzel bir şey. Ama baktığımızda iki bin yıllık, üç bin yıllık siyasi tarihe genel olarak insanları en iyi araştırmamışlar. Siyasi, yani siyaseti hep kendi seva, hevesleri ve güçleri için kullanmışlar.
Bugün de dünya üzerindeki siyaset ve siyasi oluşum insanların güç elde etme savaşı haline gelmiş. Siyaset insanları en iyiye doğru götürme mesleği veya en iyi araştırma felsefesi noktasında değil. Benim kendimce tespitlerim bunlar. İbn-i Hacı'na göre insan yaratılış gereği medenidir. İnsan için sosyal hayat tabi bir ihtiyaçtır. Evet. İnsan medenidir. Eğer hayvandan aşağı bir dereceye düşmezse, biz insanı insan olarak kabul eder, onun medeni olduğunu hükmederiz. Ama o insan ayet-i kerimenin belirlediği gibi nefsine ve şeytana uyarsa hayvandan daha aşağı bir mahluk olur.
Bugün medeni dediğimiz Avrupa toplulukları, örnek gösterilen Avrupa topluluklarından kadınlara ve çocuklara taciz Müslüman topluluklardan fazladır. Kadınların darp edilmesi, dövülmesi, kadınların bu noktada aşağılanması, yani bu böyle hiç bize söylenmez, Avrupa'da Türkiye'den daha fazladır. Müslüman dünyadan daha fazladır.
Tacizler, tecavüzler, kadınların dövülmesi, kadınların bu noktada yaralanması, kadınların fiziki olarak şiddete uğraması ne yazık ki Avrupa'da daha fazladır. Bizde de fazlalaşmaktadır. Neden fazlalaşmaktadır? Şehirleşme, bizde de medeniyet getirmemektedir. Avrupa'da nasıl sanayi ve şehirleşme Avrupa'ya medeniliği getirmediyse, bizde de sanayi ve şehirleşme medeniliği getirmemektedir.
Sebep, çünkü önceden insanlar komün bir hayat yaşıyorlardı. Büyük dede, nine, amca, dayı, işte hala, herkes bir bahçenin içinde çocuklar belli bir büyük küçük eğitimi alıp, belli bir de dini eğitimi aldıklarından dolayı bundan yirmi yıl önce, otuz yıl önce insanlar daha medeni idi. Bizden belki de otuz yıl önce daha medeni idi.
Biz medeniliği cebimizde onar milyonluk iPhone taşımakla eş değer görüyoruz. O medenilik değil. Evet, insan medeni olarak kabul edilir. Ama bugünkü dünya üzerinde insanı medeni olarak kabul etmemiz çok güç. İbn-i Haldun kendi zamanında insanları medeni olarak kabul etmekte haklıydı. Bugün dünya toplulukları bu kadar medeni değil.
Medeni bir insan sivillerin üzerinde bombayı adırır mı? Medeni bir insan, medeni bir insan şehirleri bir bombayla yok eder mi? Medeni bir insan tankların, topların, tüfeklerin altında gençleri ezer mi? Medeni bir insan insanların ibadet hanelerini yıkar mı? Ben Bosna'dan, Banuluka'dan geliyordum.
Osmanlı zamanında Banuluka denilen yerde yüzün üzerinde cami varken son savaşta kırk kusur tane cami kalmış. Son savaşta kırk kusur tane camiyi yerle bir etmiş sırtlar. Ve çarşının merkezindeki koca koca Osmanlı'dan kalan camileri de yerle yeksan etmişler. Peki medeni dediğimiz şey Avrupa'nın göbeğinde Müslümanların ibadet haneleri olan camileri yerle yeksan etmek mi?
Ve camilerin bulunduğu yeri dozerlerle yıkıp üzerine mıcır serip park yapmak mı? Hem de otopark ve dünyanın gözünün önünde. Dünyanın gözünün önünde. Ve hiç kimse dünyanın gözünün içine baka baka. Medeniyet dediğimiz insanlar Irak komple bombalamak mı? Medeniyet Suriye'yi komple bombalamak mı? Medeniyet hiçbir hukuk tanımadan Fransa'nın Libya'yı bir yerde bombalaması mı? Medeniyet hala daha Fransa'nın Afrika'daki ülkelerden devamlı vergi alması mı? Öşür olduğu gibi insanlar orada açlıktan ölürlerken medeniyet dediğimiz şey İngiltere'nin, Fransa'nın, İspanya'nın, İtalya'nın, Almanya'nın sömürgelerinden hala da Hollanda'nın sömürgelerinden hala da bütün o sömürgelerin kazandıklarını almak mı?
Evet. Hepin haline göre insan medenidir. Medeni olması gerekir. Ama bugün için biz insanlığın medeni olduğunu, medeniyetten nasibinin olduğunu düşünemeyiz. Bugün ne yazık ki insanlık bu noktada değildir. Ne yazık ki değildir. Çünkü şu anda dünya üzerinde bütün insanlığa mutluluk verecek bir medeniyet eksikliği vardır.
Medeni bir insanın gelişmesi için medeniyet kurulması gerekir. Eğer bir medeniyet yok ise oradaki insanların medeni olduğu toplum olarak düşünülemez. Ve dünya üzerinde şu anda hiçbir medeniyet yoktur. Batı medeniyeti dediğimiz şey medeniyetsizliği, medeniyet olarak insanların üzerinde baskıyla kabul ettirmeleridir. Batı medeniyeti diye bir şey yoktur çünkü.
Bize var olmuş gibi gösteriyorlar. Yok. Medeni bir ülke dediğinizde oradaki kadınlar, oradaki kadınlar, oradaki çocuklar can güvenliği, mal güvenliği, medeni bir topluluk için lazım olan şeyler var. Akıl güvenliği. Bir medeni toplulukta insanların akıl güvenliği vardır. Medeni bir toplulukta insanların can güvenliği vardır. Medeni bir toplulukta insanların namus güvenliği vardır. Medeni bir toplulukta insanların mal güvenliği vardır. Medeni bir toplulukta insanların din güvenliği vardır. Din güvenliği, inanç güvenliği vardır. Bir medeni toplulukta olmazsa olmaz olan beş ana madde vardır. Bunun birincisi akıl güvenliğe gelir.
Medeni bir topluluk kendi topluluğunun akıl güvenliğini sağlar. Medeni bir topluluk kendi topluluğunun can güvenliğini sağlar. Medeni bir topluluk kendi topluluğunun namus güvenliğini sağlar. Medeni bir topluluk o topluluğunun mal güvenliğini sağlar. Medeni bir topluluk onun dini ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun onun dini inanç güvenliğini sağlar.
Bu İslam ülkesinde de olsa siz bir kiliseyi yıkamazsınız. Siz bir kiliseye zarar veremezsiniz. Siz bir havraya zarar veremezsiniz. Siz bir tapınağa zarar veremezsiniz. Siz Hristiyan bir topluluğu öldüremezsiniz. Siz Musevi bir topluluğu öldüremezsiniz. Olmazsa olmazsa olmazsa. Hz. Muhammed Mustafa bunun sallallahu ve sellem açık örneğidir. Medeni münevvere'de Yahudiler de hür ve özgür bir şekilde yaşarlar ve ibadetlerini yaparlardı. Hristiyanlar da hür ve özgür bir şekilde yaşarlar ve ibadetlerini yapıp yerine getirirlerdi. Hatta farklı hukuk uygulanması da Medeni münevvere'de vardı. Mesela bir Yahudi kadın zina etmişti.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, senin dinine göre mi hükmedeyim yoksa benim dinime göre mi hükmedeyim dedi. Bakın senin dinine göre mi hükmedeyim yani Yahudiliğe göre mi hükmedeyim yoksa Müslümanlığa göre mi hükmedeyim. O zaman bir medeni topluluk, medeni topluluk, kendi topluluğunun dini inançlarına, dini inançlarına hür bir şekilde yerine getirmesini sağlamak mecburiyetindedir.
Bu hoşgörü filan değildir, bu saygı filan değildir. Ne hoşgörüsün. Benim hoşgörülmeye ihtiyacım yok, ben Müslümanım, Müslümanca yaşayacağım. Beni hoşgörme kardeşim, bu benim Allah'ın bana vermiş olduğu hak, insani hakkım. Sen de bir Hristiyana hoşgörüyle yaklaşamazsın. Sebep, onun da dini hakkıdır. O Hristiyanlığını yaşayacak. Sen ona hoşgörüyle yaklaşamazsın. Hoşgörüyle yaklaşmak, ben büyüğüm, ben kuvvetliyim. Ben seni istersen ezerim, ama ben seni hoşgörüyorum şimdi. Bu Allah'ın aya geliyor. Hani birisi hata yapıyor, suç işliyor ya, hoşgörüyle biz onu ya. Yani çocuk ya. Yok hayır, öyle bir şey yok.
Şimdi, o yüzden normalde medeni dediğimizde, insan medenidir birey olarak. İnsan medeni ise, medeni bir insan, etrafındaki bütün hak ve hukuka riayet eden insandır. Bilmiyor, o zaman medeni değil. Bakın bilmiyor. O zaman medeni değil. Çocuğunun hakkını bilmeyen, eşin hakkını bilmeyen, anne babanın hakkını bilmeyen, komşunun hakkını bilmeyen, işte belediyenin hakkını bilmeyen, sokağın, caddenin hakkını bilmeyen, hayvanın, börtünün, böceğin hakkını bilmeyen bir kimse nasıl medeni olabilir?
Değil mi? Olamaz. Sokaktaki taşın dahi hakkını bilmeyen bir kimse medeni olamaz. Yaptık bir şey. Evet, ona dahi tekmeyle vurma. Medeniyet böyle bir şeydir. Siz ağacın hakkını gözetirsiniz. Susunsa su vermek zorundasınız. Siz gereksiz ağaç kesemezsiniz. Meyveli ağacı siz kalkıp da talan edemezsiniz. Onun hakkını gözetmek zorundasınız. Medeniyet, bütün herkesin ve her şeyin hukukuna uygun davranılmasıdır. O yüzden evet insan medenidir, ancak cahiller, müstesna, onlar medeni değildir. Allah muhafaza eylesin.
Düşünün, yani İbn-i Haldun, mukaddemede devlet kelimesinin yerine büyük kavramını kullanır. İbn-i Haldun'un mukaddemesi meşhurdur. Aslında devlet idare edenlerin büyük bir çoğunluğu bu mukaddemeyi okumak gerekir. Sağlı soğudu yanlış. İbn-i Haldun'un siyaseti iki kategoride ele alır.
Bir, ahli siyaset. Siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir devletin ileri gelenlere akıl ve basitiyet sahibi kimseler tarafından konulması halinde aklı esas alan bir temele dayanan bir siyasi rejim ortaya çıkar ki bu ahli siyasettir. Siyaseti ahliye. Böyle bir şey var ama dünya arasında böyle bir şey saf temiz bir şekilde kullanıldığı çok enderdir. Bu felsefik olarak, tanımlama olarak böyle bir şey var ama bu ahli siyasetin uzun süre uygulanabildiği bir devlet modeli bilmiyorum. Biraz bu konularda kafayı yormuş bir kimse olarak söylüyorum. Yani bunu dünya tarihi boyunca uzun ziddet uygulayabilen kimse kalmamış.
Çünkü devlet idaresinde idarecilerin, halkın ve idareyi ele geçirmek isteyenlerin her daim mücadelesi vardır. Bu akli siyaset içerisinde. Böyle olunca hem devleti koruma hem siyaseti elinde tutanların kendilerini koruma söz konusu olduğundan akıl çoğunlukla geriye düşer. İnsanın hırsları, tamamları, güç gösterileri, kibirlilikleri, tabiri caizse nefisleri öne çıkar.
Dini siyaset. Siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir peygamber aracılığıyla tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halindeki rejim dini siyaseti. Siyaseti dini. Bu tarih boyunca zaman zaman tarih boyunca diyorum. Çünkü bir kısım peygamberler vardı, komutandı, devlet başkanıydı. Bu işte Süleyman aleyhisselam gibi, Harun aleyhisselam gibi, Harun özür dilerim, Davut aleyhisselam gibi.
Bunlar normalde aynı zamanda devlet başkanıydı. Bundan mesela Şit aleyhisselam gibi. O da aynı zamanda hem devlet başkanı hem komutandı. Kardeşine karşı savaştı. Abisine karşı savaştı. İlk hem devlet başkanı hem komutan olan peygamber Şit aleyhisselam'dır. Kendisi hem devlet başkanıdır, hem peygamberdir, hem de komutandır.
Ve Kabil'e karşı savaşır. Kabil, Adem aleyhisselam'ın oğludur, Habil'i öldürendir. Sonra babasından ayrılır, ovalara yerleşirler, ondan da çoğalırlar, ordular kurarlar. Şit büyür, şit büyüdükten sonra o da bir ordu kurar, devlet kurar. Ve şirk devleti olan Kabil'i şehirlerini fetheder, oraları İslam'a döndürür.
Ve oradaki o şirk devletini yıkar. O yüzden tarihte ilk İslam üzerine devlet kurar Şit aleyhisselam'dı. Ondan sonra işte değişik peygamberler, bunların meşhurları, işte Davut aleyhisselam, Süleyman aleyhisselam. Bunlar aynı zamanda devlet başkanıydı, aynı zamanda komutanlarıydı. Yusuf aleyhisselam, o malum bakan, bugünkü tabiriyle bakan noktasındaydı. Mısır'da. Yani hem peygamberdi hem de bugünün manasıyla ekonomi bakan noktasındaydı. Öyle söyleyeyim. Şimdi bu siyasi otoriterin uyguladığı kanunların bir peygamber aracılığı ile tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halinde rejim dini siyasetler. Yani bu bir peygamber tarafından böyle tanzim edilir, kurulursa o peygamberin yolundan devam ettirenler buna devam ederler.
Mesela enteresan bir şey burada not düşeyim. İsa aleyhisselam bir devlet başkanı, bir komutan peygamber değildir. Hristiyanlığa bulan Müslümanların arasındaki hukuksal sıkıntılar bunlardan kaynaklıdır. Mesela İsevilik de hukuk önde değildir. Çünkü İseviler aslında Beni İsrail'dir.
İseviler beni, İsa aleyhisselam Beni İsrail peygamberidir. Tabi Beni İsrail bunu kabul etmediğinden biz onu öyle bilmiyoruz. İsa aleyhisselam da Beni İsrail'dir. Ve İsa aleyhisselamın hukuku eski ahittir. Yani Musevilerin hukukudur. Tabi şimdi bunu kabul etmiyorlar Hristiyanlar ama yani onların mevcut da aslında İsa aleyhisselam kendi sağlığı döneminde hukuki olarak ona fazlaca da bir ayet inmemiştir.
O yüzden bir İsevi devlet modeli yoktur. Bunun altını tekrar çiziyorum. İsevi bir devlet modeli yoktur. Bizim zaten Hristiyan dünyayla çatışmamızın sebeplerinden birisi budur. Muhammed'i bir devlet sistemi vardır ama İsevi bir devlet sistemi yoktur.
Ve İseviler, bugünkü İseviler yani bin yıllık, bin beş yüz yıllık İseviler kendi kitaplarının hükümlerini kendileri değiştirebilirler. Bunların bugünkü kendi inançlarına göre, kendi dini kaidelerine göre onlar için uygundur. Yani Papa daha önce haram olan bir şeyi helal olarak yayınlayabilir.
Helal olan bir şeyi de haram edebilir. Ama Müslümanlar için böyle bir şey söz konusu değildir. Mümkün de değildir. Müslümanların normalde devletle alakalı meselelerde de çizgisi belirlidir. Bunun dışına da çıkması mümkün değildir. Şimdi siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir peygamber aracılığıyla Tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halindeki rejim dini siyasettir.
Siyaseti diniye bu en son dönem olarak söylüyorum. Bunu sıralarsak, Şit Aleyhisselam uygulamış, böyle sıralarsak, Davut Aleyhisselam uygulamış, sıralarsak, bunu Süleyman Aleyhisselam uygulamış, sıralarsak biz bunun son zamanımıza gelirsek, mesela Musa Aleyhisselam da böyle bir devlet modeli ve sistemi kurmamış. Musa Aleyhisselam da böyle bir dini devlet sistemi modeli yok.
Ama din, İslam dini zaman içerisinde olgunlaşaraktan peygamber, peygamber, peygamber olgunlaşaraktan gelen bir din. İsevilik de, Musevilik de bunun içerisinde. Hazreti Muhammed Mustafa'dan kemale ermiş vaziyette. Kemal'e erince, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri bir devletin iş reisinin nasıl olması gerektiğiyle alakalı örneklerin öncü. Örnekleri var. Yani dini, siyaseti diniyeyle alakalı Müslümanlar kendilerince bir argüman eksiklikleri yok. Felsefe eksiklikleri yok. Kanun ve hüküm eksiklikleri yok. Uygulanamaz değil.
Bunun hevesden dolmatik olarak yeniden icat edilmesine de gerekiyor. Çünkü bizim Kur'an'ımız, sünnetimiz, bu noktada ashabın tavır ve davranışları, sözleri ve Hazreti Ebubekir Ömer Osman ve Hazreti Ali Radillahi An Hazretleri'nin dönemleri bizim elimizde mevcut. Hem yazılı olarak mevcut, hem de uygulama örnekleriyle mevcut. Bundan yakın tarihe baktığımızda bunu ben Osmanlı'yı yüzde yüz örnek olarak görmem. Ama Osmanlı bu noktada çok kötü bir örnekte değil. Bakın Osmanlı çok kötü bir örnekte değil. Osmanlı'yı kendi çağdaş devletleriyle karşılaştırdığımızda Osmanlı onların üzerinde yüz puanlarla fazla olur.
Yani Osmanlı İmparatorluğu'nun çağdaşı dediğimizde Macaristan İmparatorluğu vardır, İngiltere vardır, Vatikan vardır, çağdaşıdır bunların. Rus çağdaşı vardır, çağdaşıdır. Çağdaşıdır, Çin vardır, çağdaşıdır. Osmanlı'yı o çağdaş İmparatorluklarla, Krallıklarla kıyasladığımızda Osmanlı'nın medeniyeti diğer Krallıklarının üzerinde yüz basar. Her şeyde. Ama biz kendi tarihimizi küfretmeyi seviyoruz ya, kendi cedimizi götürürmeyi de seviyoruz. Bunu bir başarıymış gibi görüyoruz bir de. Osmanlı'ya küfretmek önceden başarıydı. Hatta devlete memur olacaksanız Osmanlı'ya küfrederekten devlete memur oluyordunuz. Veya bir dönem Osmanlı düşmanı, öğretmenler, memurlar, bürokratlar yetişti bu ülkede.
Osmanlı düşmanı olurken hem de din, hem Kur'an, hem sünnet, hem de dinin diğer kaidelerine düşman insanlar yetişti bu ülkede. Şimdi de bu tarafı var. Şimdi öyle bakanca hani bazen zaman zaman şöyle bir şeyle önümüzde çıkıyorlar. Yani dinin bir devlet modeli sistemi yok ki, var kardeşim ya, neden yok dedin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Medine devleti nereye koyacaksın?
Yaşattı ve sonra Hazreti Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Hazreti Ali Efendimiz'in devam ettirdiği. O sistem, o model elimizde mevcut duruyor. Nasıl yok görürsün? Ben Ebevileri zaten dini bir devlet, siyaset, dini bir devlet olarak görmüyorum. Ebeviler, Abbasiler, onlar öyle görmüyor. Bunu da açık açık söyleyeyim. Osmanlı'yı da dini görmeyişinin sebebi hanedanlık kurulması. İstanbul'da hanedanlık yok. Hazreti Ebu Bekir radallahu anh hazretleri vefat ettiği zaman oğlu Abdullah geçmedi devletin başına. Hazreti Ömer radallahu anh hazretleri vefat ettiğinde, şehit edildiğinde oğlu Abdullah geçmedi devletin başına. Ya bu İslam'ın bu ilk yıllarında böyle bir şey yok zaten.
Yani orada da bir tartışma var ya Şia ile alakalı. Hani Şia'nın da oradaki iddiası Hazreti Ali Efendimiz halife olması lazımdı diyenler var. Bu tabi tarihçilerin işi, ayrı bir mesele. Şimdi o yüzden siyasi otoritenin dini kaynakları kendisine ölçü alarak devleti idare ettirme modeli var mı? El cevap var. Akli siyasetin iki şekli olduğu fikrindedir İbni Hadun. Ona göre bunlardan biri genel olarak halkın çıkarlarını ön plana alan, yöneticinin çıkarlarını ise bunlara bağlı olarak gözeten idare şeklidir. Bunu daha önce dedim ya böyle bir idare şekli bugüne kadar tam olarak uygulanmış bir idare şekli yok. Yani bunu böyle devletleri idare edenlerin zaman zaman değişik kanun ve kaidelerle bunları değiştirmişler hep.
Yani çok basit örnekler verin. Yani böyle bir, biz kendi ülkemizden örnek verin. Celal Bayer'in asılması bir gecelik kanunla değişir biliyor musunuz? Celal Bayer'in asılacak bir gecede kanun çıkarırlar. Derler ki ondan sonra altmış yaşın üstü asılamaz. Asılmaktan bir gecede kurtulur. Diğerleri asılır Adnan Menderes, Polatkan, Zorlu.
Onlar asıldıktan sonra Celal Bayer asılmazlar. Neden otuz üç dereceden masumdur? Neden Vatikam Kilisesi'nin adamıdır? Bunlar uzun meseleler. Ve bir gecede bu ülkede kanun değişir. Bir gecede bir gecede. Altmış yaşın üstü asılamazlar. Celal Bayer kurtulur. Ondan sonra kanunu tekrar geri getirirler. Laf ederler. Bu akli olarak, bu mümkün değil. Bir gecede bir kanun hükmünde kararname çıkar. Örneğin işte atıyorum. Beş yüz ton şekerini ithal edilmesine izin verilmiştir. Kaç gün içerisinde? On gün içerisinde. Beş gün içerisinde. Beş yüz ton şekeri birisi getirmiştir. Gemileri dayanmıştır limanı. Sen zaten gidip bir şeker fabrikasından şeker alıp getirince kadar üç ay geçecektir.
Beş yüz ton şeker hazırdır. Adam gemilerle dayanmıştır limana. Beş yüz ton şekeri döker adam. Tonu da kapatır. Şeker ithalatını da kapatır. Bakar devlet. Oradaki memur. Beş yüz ton müsaade edilmiştir. Beş yüz ton da içeri girmiştir. Kapattın ithalatı da. Kişiye özel ithalat kapısı açılır. Kanun açılır. Bu mevzular yani akli olarak hani görünen şeyler işte idarecilerin, siyasetçilerin ne yazık ki böyle etrafına mama dağıttı, pay dağıttı bir idare sistemine dönüşüyor. Nerede, nasıl, ne şekilde, kim yaparsa yapsın. Bu kaçınılmaz son olur. Amerika'sı da aynıdır, Almanya'sı da aynıdır. Fransa'sı da, İngiltere'si de aynıdır.
Türkiye'si de, İran'ı da, Suudi Arabistan'ı da aynıdır. Çünkü dünya üzerinde şu anda hani siyaseti, diniye üzerinde hükmedilen, idare edilen bir devlet yok. Burada önemli olan halkın çıkarı yanında devletin devletçilik bakımından sağlam bir idare şeklini oluşturmaktır. İbni Ağdın bu idare şeklini hikmet ve akla dayanan bir idare şekli olarak nitelendirir ve meşgul idare şeklinde Fars'ın idaresini örnek verir. Çok iyi kullanması lazım. Akli siyasetin diğer şekli ise, öncekinin aksine yöneticilerin menfaatlerini ön plan alan idare edilir. Bu siyaset şeklinde devlet idaresi tarafından halka karşı şiddet ve üzülüm söz konusudur. Normalde bu akli siyaseti, ister birinci kısım olsun, ister ikinci kısım olsun, mükemmel bir şekilde böyle bir idare altında kalan bir ülke ben tarih boyunca tanımıyorum.
Yani bu böyle ne yazık ki şeyde, ya idareciler devletten nemalandıklarında devleti koruma adına kendilerini güçlendiriyorlar. Bir sonra firavuni bir sistem çıkıyor ortaya. Bakın firavuni bir sistem çıkıyor. Bunu kısaca söylemek gerekirse aslında tarih boyunca iki sistem çatışmış. Bir firavuni sistem veya sistemler, iki peygamberi sistemler. Bunun başka iddia tarzı yok, çok basit bu. İbn-i Haccun'un felsefeci olduğundan, bunların bu noktada devlet felsefecisidir aynı zamanda. Bunları böyle geniş geniş açıklamış. Çok basit. Bakın çok, ya siz firavuni sistemle yönetiliyorsunuzdur, yönlendiriliyorsunuzdur. Bunun normalde halkının lehine olan yerler olabilir, zaman zaman insanların rahat ettiği, huzura erdiği zamanlar olur zaman zaman.
Ya da peygamberi bir sistemle yönetiliyorsunuzdur. İbn-i Haccun adli siyasetin iki şeklini ve dini siyasetin değerleri bakımından el alır ve bu kıyaslamada dini siyasetin daha üstün olduğu sonucuna ulaşır. Ben de buraya ulaşıyorum, buradan devam ediyorum. Beşinci sekanın yarısından. Tamam, hatırlatın. Hakkınızı helal edin. Bizden yanına da helal olsun. Cenab-ı Hak tiyar ve yardımcınız olsun inşallah. Burada sorular var ama ve lakin bugün sorulara bakabilecek zamanım yok. Soruları sahipler de helal etsinler inşallah. Geceniz hayır olsun. Rabbim iyi bir köyüze lütfen nesnizi baş başa bıraksın. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi