Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Ağustos 2022 · 45:31
Euzû billâhimineşşeytanurrejim, Bismillahirrahmanirrahim, eftânezikrfâlemennehum, La-Hîm, Hak Muhammeden Resûlullah, cemiyeneldiyâiz, ve nûrselin, velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Selamun aleyküm.
Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Aleyküm. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Aleyküm. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Aleyküm. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi sımsık yapışanlardan eylesin. Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azat eylesin. Evet, dördüncü kapı, hakikat kapısının dokuzuncu makamı, manevi yolculuk. Cenab-ı Hak bütün yarattıklarına ayrı ayrı kendince bir yol biçmiş.
Her varlık eğer cüz-i iradesi yok ise kendisine tespit edilen o yolda yürür. Bu hangisi olursa olsun, cüz-i iradesi yok ise o cebri bir şekilde kendine çizilen yolda yürür. Melekler gibi. Meleklerin cüz-i iradesi yoktur. Meleklerin cüz-i iradesi olmadığı için melekler kendilerine biçilen yolda devam ederler. Onlarda bir sapma söz konusu olmaz. Onlarda bir fikir yürütme veya nefsine uyma söz konusu olmaz. Çünkü meleklerde insan gibi nefis de yoktur. Cenab-ı Hak varlığın mükemmeli olarak insanı yaratmıştır.
Varlığın en mükemmel yaratılığınıdır. Ama bu varlığın en mükemmel yaratılanı da nefis söz konusudur. Ve aynı zamanda da o varlığın en üstün yaratılan insanda cüz-i irade vardır. Cüz-i irade ile o yaptıklarından veyahut da yapmadıklarından sorumludur. İnsan kendi dairesinde bir inanca sahip olur. Bu inanca sahip olunca da o inanç dairesinde yürür. Bu inancı ne olursa olsun bu manada her inanç sahibi kendince bir Rab düşüncesi vardır. O Rab düşüncesinin de kendince yürümeye devam eder. Birisi onu eksik görür, birisi onu küfürlü görür, kimisi onu şirk ehli olur, kimisi onu başka türlü görür. Hepsi de birbirine farklı farklı görür ama herkes kendi inancı dairesinde, kendi yolunda yürür.
Sufilerde de bu söz konusudur. Sufilerde kendilerince, kendi inanç dairelerinde Allah'a yaklaşma, Allah'a yakın olma niyetiyle kendince kendilerinde bir yol yürürler. Bir, Sufilerin genel bir yol anlayışları ve o yolda yürümeleri vardır. İki, o yolun içerisinde bir üstada, bir mürşidi kamile intisap edip onun çizmiş olduğu yolda yürüme vardır.
Bir de o yolun içerisinde bireyin kendi yolu vardır. Bireyin kendi yolu, üstadının çizmiş olduğu yola aykırı değil ise, Kur'an ve sünnete aykırı değil ise, kendince kendi yoludur, doğrudur. Ve bu yolculuk manevi olarak ne zaman bir kimse üstada bağlandı, o bağlanmasıyla beraber onun manevi yolculuğu başladı. Bir yolculuk vardır nedir? Cenab-ı Hak bizi ruhlar aleminde ruhumuzu yarattı, sonra yeryüzünde ruhumuzu bedene üfledi, ve cebri olarak da, cesedin yolculuğu başladı. Bu cebri, bu bir kimse, ben işte bir cesede bürünmeyeceğim, bir cesette bulunmak istemiyorum, ben bu cesede beğenmedim, ben buraya girmeyeceğim. Böyle bir hakkı, hukuku yok.
Ruhun yaratılmama, hakkı, hukuku da yok. Cenab-ı Hak yaratmış, o yaratmış olduğu ruhu da ne yapıyor? Dünya üzerine bir cesede üflüyor. Ve o cesette, o ruhla beraber ne kadarsa ömrü, bu dünyada yaşıyor, bu cesedin yolculuğu. Anne karnında başladı, kabristanda bitti. Bu cesedin yolculuğu, ruhun yolculuğu, ruhlar aleminde başladı. İşte o ruhun yolculuğu nerede bitti, nerede bitecek? Bu farklı bir şey. sebep, kimi yolculuk kabirden sonra cehenneme gitti, kimi yolculuk kabirden sonra cennete gitti, kimi yolculuk var ki, ne cennet ne cehennem ona doğru kulaç attı, ona doğru gitti. Şimdi, bu 4 kapı 40 makamı anlatırken, genel olarak ben kendi idrakimi, kendi anladıklarımı anlatmaya çalışıyorum.
Öyle bir yerlerden kopya çekerekten bunları anlatmıyorum. Çünkü, bu yol aynı zamanda da kendimce, kendi rengim benim. Bir başkası, başka türlü algılayabilir, anlayabilir. Bir başkası, burası eksik, burası kusurlu diyebilir. Ama ben ayeti kerime, enam 153, Hazreti Peygamber'in ağzından diyor, işte benim yolum budur.
Dost doğrudur, ona uyun, başka yollara uymayın ki, sizi Allah'ın yolundan ayırmasın. Allah bunları size sakınasınız diye emretti. Enam ayet 153. Demek ki, yol bu. Benim yolum dediği şey, yol bu. Bu çerçeve dairesinde, hani Cebrail aleyhisselam geldi, Dıhye suretinde, İman nedir, İslam nedir, İhsan nedir diye sordu. İman nedir deyince, Allah'a iman etmek, Peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayra, şerre, meleklerine iman etmek olarak tasnif etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Her söylediğinde, o soran kimse de doğrudur dedi. Ona sonra, İslam nedir dedi. O da dedi ki, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek dedi.
Soran kimse dedi ki, doğrudur. Sonra, İhsan nedir dedi. İhsan nedir diye sorunca, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmen. Allah'ı görüyormuşçasına yaşaman dedi. Sonra ilave etti. Sen Allah'ı göremesen dahi, onun seni gördüğünü her daim idrak edip, öyle ibadet etmen, öyle yaşamandır dedi. Sonra kıyameti sordu. Sonra kıyamet alametlerini sordu. Böylece sorular devam etti. Şimdi, yol, o zaman, iman, İslam, ihsan. Bu manevi yolculuğun, üç adımı. Bunu özellikle söylüyorum. Her zamanın, bir hastalığı vardır. Bugünkü zamanın, hastalığı da şu.
Bir kimse, imanı, imanı, tam değil ise, o kimsenin, manevi yolculuğu olamaz. siz Allah'ı Kur'an'ın ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tarif ettiği şekilde kabul etmez ve iman etmezseniz, sizin İslami olarak, İslam sufiliği olarak bir yolunuz olmaz. Siz peygamber olarak, Muhammed-i Mustafa'nın peygamberliğini kabul etmezseniz, sizin İslam sufiliği olarak bir yolunuz olmaz. siz meleklerin varlığına iman etmezseniz, İslam sufiliği olarak bir manevi yolculuğunuz ve manevi yolunuz olmaz.
En önemli meselelerden birisi, siz kadere iman etmezseniz, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın tarif ettiği şekilde kadere iman etmezseniz, sizin manevi bir yolculuğunuz olmaz. Bu imanla alakalı meseleler. Cennetin, cehennemin varlığına, öyle cennet dünyada, cehennem dünyada, böyle boş tırvıları bırakacaklar.
Cennetin ve cehennemin varlığına, mahşerin varlığına, sorgunun, sualin varlığına, hesaba çekilmeye iman etmesi gerekiyor. Eğer bunlara iman etmezse, o kimsenin manevi yolculuğu olmaz. O tasavvufu bilebilir, o sufiliği kelam olarak bilebilir, kitap olarak bilebilir, çok okumuş olabilir, ama onun manevi olarak yolculuğu olmaz. Önce iman ve imanın şubeleri. İkinci adım. Ne? İslam. Sen kelime-i şehadet getirmezsen, Müslüman olmazsın, İslam olmazsın, senin manevi yolculuğun olmaz. Sen eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resuluhu diyeceksin.
Demezsen, senin İslami olarak manevi yolculuğun olmaz. Oraya buraya kıypıttırma. Oraya buraya kıypıttırma. Sen son peygamber, Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini peygamber olarak kabul etmezsen, manevi yolculuğun olmaz. Sen bütün tasavvuf kitaplarını okusan, senin yine manevi yolculuğun olmaz. Ardından ne geldi? Namaz kılmak. Sen beş vakit farz namazı kılmazsan, senin manevi yolculuğun olmaz. Ölünceye kadar beş vakit farz namazı kılacaksın. Ölünceye kadar farz namazı kılmazsan, senin manevi yolculuğun olmaz.
Otuz Ramazan oruç tutmak farz. Sen Ramazan ayı geldiğinde sağlığın yerinde ise, oruç tutmaya muhtedir isen, otuz Ramazan orucunu tutacaksın, o orucunu tutmazsan, İslami olarak manevi yolculuğun olmaz. Sen kazancının, eğer ki nisap miktarı kadar kazancın var ise, elinde nisap miktarı kadar bir para, bir mal, bir yıl elinde durduysa, sen onun kırkta bir zekatını vereceksin.
Sen o zekat, farz olan zekatı vermezsen, senin manevi yolculuğun olmaz. Bu sözlerin bu cemaate değil, bu sözlerin bizi dışarıdan dinleyenlere ve ölçü olması için söylüyorum. Sen o zekatı vereceksin. Malının zekatını vermeyen bir kimsenin, manevi yolculuğu olmaz. Ardından devam ediyoruz. Hacca gitmeye muhtedir olduğu halde gitmiyorsa, onun manevi yolculuğu olmaz. O hiç olmazsa ömründe bir sefer hacca kapı aralanıyorsa, yol bulabiliyorsa, haç farizasını yerine getirmekle mükellef. Yoksa onun manevi yolculuğu olmaz.
Bize sufi kitaplarından okuduklarını nakletmesin. Manevi yolculuk diye kendince sufi kitaplarından ezberleyip bize okumasın hiç kimse. Manevi yolculuğun temel taşları bunlar. Meşhur ya hadisi kudsi. Bakın temel taşları. Ne diyordu hadisi kudside? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti diyordu ki, her kim benim bir dostuma, bir velime düşmanlık ederse, ben ona karşı harp ilan ederim. Eğer sen velilere, veliliğe, Allah'ın dostlarına harp ilan ettiysen, senin manevi yolculuğun olmaz. Kulum kendisine emrettiğim farzlardan, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz.
Bakın, bakın siz eğer Allah'ın emrettiği farz amelleri yerine getirmezseniz, manevi yolculuğun olmaz. Bu farzların içerisinde yapmaman gereken günah-ı kebairler var. O günah-ı kebairleri tabiri caizse, benim tabirimle Allah'ın gözünün içine baka, baka, baka, işliyorsan, utanmadan, senin manevi yolculuğun olmaz.
Ve Cenab-ı Hak, Hadis-i Kudsi'de, kulun bana farzlara ilavete, nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır. Sen nafile ibadetlerle Allah'a yaklaşmanın yolunu aramıyorsan, böyle bir şeyin yok ise, senin manevi yolculuğun olmaz. Sonraki adım, bunları yaparsan, Allah seni seveceğine dair beyan etmiş. Sen bunları yerine getireceksin ve Cenab-ı Hak beyan ediyor. Ben, diyor ki, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.
Benden ne isterse onu mutlaka veririm, bana sığınırsa onu korurum. İmam Buhari, bakın, bunları yerine getirmeyen bir kimsenin, manevi yolculuğu olmaz. Eksik kalır, noksan kalır. Allah onu sevdim deyinceye kadar, Allah'ın sevgisini kendi üzerine, kendi üzerine cezbedinceye kadar, bunlar kula ait olan şeyler.
Allah seni sevince, senin asıl manevi yolculuğun, manevi yolculuğun, başlamış olacak. Buraya kadar yaptıkların, halk alemine göre, yapacak oldukların senin. Bunları yaptıktan sonra o seni sevecek. Sevince, sen yukarılara doğru kulaç atmaya başlayacaksın. Eğer o seni sevince, kulaç atmaya başladığında, asıl manevi yolculuk başlamış olacak. Şu ana kadar, manevi yolculuğa sen adaysın, manevi yolculuk için gayret gösteren bir sufi adayısın. Sen manevi yolculuğa çıkmak için hazırlık yapmaktasın. Sen o yol için, sen o yol için kendince azık toplamaktasın.
Yapman gerekenleri yapman gerekiyor. Bunlarla iştigal etmen lazım. Bunları üzerinde bulundurman lazım. ahlakını güzelleştirmen, ahlakını tenvir etmen lazım. Etrafa faydalı olman lazım. Müslümanlar senin elinden, dilinden emin olması lazım. bu nereye giderseniz gidin, hangi tarikata, hangi sufiye, sufi topluluğuna, hangi meşrebe, hangi mezhebe giderseniz gidin, nereye giderseniz gidin.
Bunlar olmazsa olmaz olan kaideler ve bu manevi yolculuğun başlaması için bunlar o kimsenin üzerinde muhakkak bulunması lazım. Ama ben böyle bodozlamasına bir yere gireyim şimdi. Bodozlamasına gireceğim yer neresi? Allah'ı sevmekle alakalı. Bakın biz Allah'ı seviyoruz deyip bu az önce bir gizirgah yaptığım bu meseleleri, bu maddeleri kenara atmak yok.
Ama işin sırrı, işin en önemli noktası, işin olmazsa olmazı, işin en kestirmesi, işin en kestirmesi en sağlamı. O müminler ki Allah'ı çok severler. Bakar ayet 165 Ben 35 yıldır bu yolu anlatıyorum.
O müminler ki Allah'ı şedid, kuvvetli bir sevgiyle severler. Bu yol Allah'a ulaşmada, Allah'a yakınlaşmada bu fakir için en kestirme yol. Bu şu demek değildir. Allah'ı şedid bir sevgiyle severler ayeti kerimesini, biz sadece Allah'ı severiz noktası değildir bu. Biz Allah'ı şedid bir sevgiyle severiz.
Allah'ın önüne hiçbir şeyi koymayız. Allah'ın önüne hiçbir şeyi koymayız. Biz Hz. Muhammed Mustafa'yı da severiz. Biz Adem Aleyhisselam'la Muhammed Mustafa arasında her ne kadar peygamber gelip gittiyse hepsinin peygamberliğini iman eder, hepsini de severiz. Muhammed Mustafa'yı daha fazla severiz. Biz ashabın hepsini de severiz. Hepsini de severiz. Ama Ebu Bekir Ömer Osman Ali, Ehli Beyti daha fazla severiz. Aşere-i Mübeşşere'yi daha fazla severiz. Biz bütün imamları severiz. Bu fakir için İmam-ı Azam'ı ayrı severiz. Bu benim bu fakir için, bu benim kendim için. Biz bütün Pir Efendileri severiz.
Abdülkadir Geylan Hazretleri'nden bugüne kadar, şu ana kadar ne kadar Pir Efendi var ise hepsini de severiz. Ama Abdülkadir Geylan Hazretleri'ni ayrı severiz. Ahmet-i Rufa'yı, Rufa'yı, Ahmet-i Bedevi, Hz. Mevlana'yı ayrı severiz. Bu ayrı bir şeydir. Ama hepsini de severiz. Biz bütün Mürşid-i Kamilleri, bütün velileri severiz. Ama üstadımızı biraz daha ayrı severiz. Biz eşimizi severiz. Biz çocuklarımızı severiz. Biz arkadaşlarımızı, dostlarımızı severiz. Biz vatanımızı severiz. Toprağımızı severiz. Yaşadığımız şehri severiz. Biz dergahımızı, tekkemizi severiz. Biz bunları da severiz. Çünkü Allah'ı seviyorum demek, bunları sevmeyeceğim manasında gelmez.
Biz hepsini de severiz. Biz dağları da severiz. Ovaları da severiz. Çiçekleri de severiz. Böcekleri de severiz. Hayvanları da severiz. Taşı toprağı da severiz. Biz Allah'ın yarattığı her şeyi Allah için severiz. Sevmekte kendimizce üstad olmaya çalışırız. Sevebildiğimiz yere kadar severiz. Ama hiçbir şeyi Allah'ın önüne koymayız. Biz şeyhimizi Allah'ın önüne koymayız. Biz pirimizi Allah'ın önüne koymayız. Biz sahabeleri Allah'ın önüne koymayız. Biz peygamberleri ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Allah'ın önüne koymayız. Biz Allah'ı en şedid bir şekilde severiz. Biz Allah'ı severken hesap kitap etmeyiz. Bu yolun en kestirmesidir.
Ve Cenab-ı Hak da kendisini sevenleri bir yola bağlamış. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Biz Hz. Muhammed Mustafa'nın ayak izlerini takip etmemizin sebebi Allah'ı sevdiğimizden dolayıdır. Biz Allah'ı sevdiğimiz için Muhammed Mustafa'nın ayak izlerini takip ederiz. Biz Allah'ı sevdiğimiz için Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetini takip ederiz. Biz Allah'ı sevdiğimiz için Muhammed Mustafa'nın nuraniyetini takip ederiz. Biz Allah'ı sevdiğimiz için Hz. Muhammed Mustafa'nın her türlü izini takip ederiz. akip ederiz. Onun sünneti saniyesini yaşarız ki Hazreti Allah'a olan sevgimizin delili olsun. Biz üstadımızı Allah için severiz. Üstadımızı Allah için sever. Allah'ın hukuku, Allah'ın hükmü. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünneti dairesinde üstadımızı severiz.
Üstatları severiz. Velileri severiz. Mürşidi Kamilleri severiz. Evliyaları severiz. Biz Kur'an sünnet dairesinde müminleri severiz. Yolumuz bu manada Allah sevgisinin üzerine kuruludur. Ve Allah sevgisini önemseriz. Allah sevgisini önde tutarız. Ve Allah'a aşık olmanın yolunu ararız. Ve en kestirme yol olarak Allah'a aşıklığı biliriz. O yolların en kestirmesidir. Tehlikelidir ama kestirmedir. Kaygan bir zemindir ama kestirmedir. Kaygan bir zemindir. Evet. Çünkü kalple alakalıdır. Ve o kalp yolda yürürken muhakkak ki asılanlar olur onu. Muhakkak
ki kalip bir yerlere döndürmeye çalışır bir şeyler. Ta ki nereye kadar? Bugüne kadar duymayacağınız şeyi duyacaksınız. O kalp Allah'ın arşalasına ulaşıncaya kadar kaygan zeminde dolaşır. Ben size maddi alemleri sıralamak istemiyorum. Maddi alemleri yani arşalaya kadar size herkes her şeyi anlatır. Ben arşalaya kadar herkesten her şeyi dinlemekten, okumaktan bıktım. Şeyhler, halifeler, dervişler bana manevi yolculuk anlatırlarken herkes arşalaya kadar anlatıyordu. Bizim derviş kardeşlerimiz de bugüne kadar bana hal anlatanlar, bugüne kadar rüya
anlatanlar, bugüne kadar manevi yolculukla alakalı bana bir şeyler anlatanlar, hep arşalaya kadar anlattılar. Arkadaşlar, kardeşler, Allah'ı öyle sevin ki, öyle sevin ki, ne anneniz, ne babanız, ne eşiniz, ne çocuğunuz, ne sevgiliniz, ne evleriniz, ne atlarınız, ne yatlarınız, ne katlarınız, ne evleriniz, ne dünyanız, ne cennetiniz, ne cehennemeniz, hepsinin üzerinde sevin. Hani İsa Aleyhisselam yola çıktıydı. Hep anlatırım ya, İsa yola çıktığında bir kısmı Allah'ı zikrediyordu. Oturdu onlarla zikretti. Dedi ki, niçin
zikrediyorsunuz? Onlar dediler ki, biz Allah'ın cehenneminden korkuyoruz. Cehenneme girmemek için zikrediyoruz. Yürüdü. Bu fakir, bu hadisi, kutsiyi henüz daha bir şeyhe intisap etmezden önce okudu. Yürüdü, benim aradığım sizler değilsiniz dedi. Bir kısım yine zikreden kimselerle karşılaştı. Onlarla oturdu, zikretti. Dedi ki, niçin Allah'ı zikrediyorsunuz? Onlar dediler ki, biz Allah'ın cennetini istiyoruz. Cennete girmek için Allah'ı zikrediyorsunuz, zikrediyoruz. İsa Aleyhisselam dedi ki, benim aradığım sizler değilsiniz. Benim yolum sizler değilsiniz dedi.
Yürüdü, onları da bıraktı. Kardeşler, arkadaşlar, iyi dinleyin. Bu bir hadisi kutsi. Yürüdü İsa Aleyhisselam. Bir kısım topluluk yine Allah'ı zikrediyordu. Onlarla oturdu, zikretti. Sordu, niçin zikrediyorsunuz? Onlar dediler ki, biz Allah'ı seviyoruz. Biz Allah'ı sevdiğimiz için onu zikrediyoruz dedi. Onlarla oturdu. Dedi ki, aradığım siz dersiniz. Başka bir şey değil. Allah'ı sevdiği için oturdu, onlarla zikretti. Allah'ı sevenlerle oturdu. Allah'ı sevenlerle oturun. Allah'ı sevdiği için zikredenlerle oturun. Mal düşünmeyin, mülk
düşünmeyin, makam düşünmeyin. Şeyhlik düşünmeyin, velilik düşünmeyin. Müritlik düşünmeyin, mürşitlik düşünmeyin, zakirlik düşünmeyin, çavuşluk düşünmeyin. Allah'ı sevin. Allah'ı severseniz yürürsünüz. Sizin, sizi manevi yolculuğa götürecek olan Allah sevgisidir. Bu namaz kılmamak değildir. Bu oruç tutmamak değildir. Bu Allah'ı her şeyden fazla sevmektir. Eğer siz Allah'ı her şeyden fazla severseniz, işte o zaman aklın durduğu, beynin durduğu, kalbin durduğu ve her şeyin lal olduğu arşalanın arkasına doğru yürürsünüz. Eğer buraya yürüyemezseniz, eğer buraya
gidemezsiniz, manevi yolculuğunuz yolculuk değildir. Bu anlatılanların hepsini de silin. Benim bugüne kadar anlattıklarımın da hepsini silin. Bugüne kadar ne dediysem, ne demediysem hepsini de silin. Çünkü hepsini de sakladım, gizledim, anlatamadım, söyleyemedim. Söyleyemedim çünkü hiçbir yer, hiçbir kimse bunu bana kulağıma fısıldamadı. Zahir olarak fısıldamadı. Geçin arşalanın arkasına geçin. Aklın durduğu yer orasıdır. Kalbin sağlam bir zemine bastığı yer orasıdır. Kalbin ruhu da geçip, sırrı da geçip, her şeyi geçip,
mukim olarak durduğu yer orasıdır. Oradan başka bir yerde sağlamlılık yoktur. Oradan başka bir yerde kaygan zeminde dolaşıyor bütün herkes. Ben şeyhim diyenler dahi kaygan zeminlerde dolaşıyorlar. Bilmiyorlar. Arşalanın arkası var. Arşalanın arkası var. Arşalanın arkası var. Rabbim beni affetsin. Ben nasıl anlatayım ki? Ben günlerdir bu sohbete gelmemek için kendi kendime direndim. Yine mi saklayacaksın Mustafa Özbağ dedim. Yine mi örteceksin dedim. Yine mi anlamayacaklar diye düşüneceksin dedim. Ben onu seviyorum. Söylediysem de onu sevdiğim için söyledim. Sakladıysam
da onu sevdiğim için sakladım. Utandım söyleyemedim. Dilim tutuldu söyleyemedim. Hazreti pirler orada. Geri kalan boş. Benim bugüne kadar anlattıklarımı da salı silin atın. Eğer arşalanın üzerine yolculuk yapmıyorsa asıl manevi olan yer orası arşala çünkü yaratılmış. Yaratılmışın arkasına yürümüyorsanız manevi yolculuğunuz yok. Geri kalan emir alemindeki halk alemindeki her şey zaten gözünüzün önüne gelir. Oturun rabıta edin, oturun Allah'ı zikredin. Gözünüzün önüne gelir. Onlara bulaşırsınız, ulaşırsınız. Içinizde arşalayı dolaşan
arşalanın tecelliyetine rağm olan bayanlardan da erkeklerden de derviş kardeşler var. Bekliyorum onları. Birisi dese ki arşalanın arkası varmış efendim. Yemin ediyorum diyeceğim ki vazifen bitmiş Mustafa Esma. Diyeceğim ki rahat rahat ölebilirsin artık. Hakkınızı helal edin. Hangi kitabı açarsanız zaten arşalaya kadar anlatacak size. Ve diyecek ki Allah arşı istiva etti. Allah arşı yerleşti. Ondan sonrasında bir şey diyemeyecek. Belki de ben de bir şey diyemeyeceğim. Ben siz varlığını bilin yeter. Bir şeyin varlığını bildiniz mi? Oraya
doğru koşar insan. Ben oranın varlığını bilmiyordum. Bana hiç kimse anlatmadı oranın varlığını. Benim kulağıma kimse bunu söylemedi zahiren. Ben hep aşk yolunda dahadası vardır derim. Evet. Hakikatin de hakikati vardır. Marifetin de marifeti vardır. Halin de içinde hal vardır. Evet. Evet vardır. Sakın hakikate vardım. Sakın marifete vardım diye düşünme. Dahasını ara. Dahasını ara. Dahasını ara. Göreceksin ki sevdikçe sev. aşık ol Allah'a. Ondan başkasını yüzün görmesin. Ondan başkasını gözün görmesin. Her kara gözlü dendiğinde onun gözleri aklına gelsin. Her deniz gözlü dedin de onun gözleri aklına gelsin. Her melek yüzlü dedin de onun yüzü aklına gelsin.
Her cemalleştiğinde onunla cemalleştiğini gör. Eğer onunla cemalleştiğini görmüyorsan yolda yayan kaldın daha. Yolda kaldın. Selvi boylu mu al yazmalı dedilerse o gelsin aklına. Seni hakkıyla sevemedim kara gözlüm dediyse o gelsin aklına. O gelsin. Dünya sizin arkanızdan eteğinizden çeksin. Sen yüzünü ona dön. Herkes sizi taşlasın. Herkes ağzına geleni söylesin. Sen yüzünü ona dön. Sen onu sev. Sen onunla hemhal ol. Ancak o zaman manevi yolculuğun olacak. Zahirde kalmayın. Zahirde kalmayın. Yolda kalmayın. Bu bu dergaha yakışmaz.
Buraya yakışmaz. Yürüyün. Kanatlanın. Uçun. Allah'ı sevin. Her şeyden fazla sevin. O sevdiğiniz çocuklarınızdan fazla sevin. O sevdiğiniz eşlerinizden fazla sevin. Sevin yine çocuklarınızı. Sevin eşlerinizi. Ama onlardan fazla Allah'ı sevin. sevin. Evlerinizi sevin. Gösterişli evler yapın. Şatafatlı evler yapın. Bol ışıklı evler yapın. Yapın sevin. Ama ondan fazla Allah'ı sevin. Gösterişli arabalarınız olsun olsun.
Son model arabalarınız olsun olsun. Allah daha fazla versin. Ama gidin Allah'ı sevin. Sevilecek olan yer orası. Hani Hz. Mevlana demiş ya. Bizim o kalinusumuz demiş. Kalinus. Kalinus. Yani tıpta en zirve olan kimse. Helenistik çağda. Kalinusumuz. Aşkımız diyor. Aşkımız. Allah'ı sevin. Ona aşık olun. Bu demek değildir ki bir kadını sevmeyeceksiniz. Beni iyi anlamaya çalışın. Hz. Muhammed Mustafa dünyanızdan bana kadın da sevdirildi dedi. Biz kadınımızı da severiz. Bizim muhakkak bir Leyla'mız vardır. Leyla'mız olsun. Ama Leyla'ya bakarken siz onun cemalini görün. Evladınızı severken onun cemalini görün. Siz bir kuşu severken onun cemalini görün. Siz bir gülü koklarken onun cemalini görün.
Onun sıfatlarının tecelliyatını görün. Ve bunların hepsinde geçin. Bunların hepsinde geçin. Bunlar hepsi de birer antrenman. Hani maça çıkacak olan bir kimsenin idman etmesi gibi. Bunlar idmanda kalmayın. Hani maça çıkacak ya boksör. İdman yapıyor boyuna. İdman dövüşü yapıyor. Veyahut da hani futbolcu maça çıkacak ya. Boyuna idman yapıyor ya. Bunların hepsi de idman. Hepsi de lazım ve hepsi de lazım. Ama yürüyecek olduğunuz yol aşk yolu. Yürüyeceğiniz yol o. Benim anladığım manevi yolculuk da o. Ve bu sıraladığım iman, İslam, ihsan. Sıraladığım farzları yerine getirmek, nafilelerle yaklaşmak. Bunların hepsi de olmazsa olmaz olan şeyler. Muhakkak. Ama yürüyeceğiniz yer başka bir şey. Hedefleyeceğiniz yer başka bir şey. Hedefleyeceğiniz yer biraz biraz hep böyle hedef büyütmek gibi gelebilir size.
Hani derdim ya Arşala'nın gölgesinde gölgeleneceğiz diye. Bu hedefin bir çıt ilerisi. O gölgede gölgelendiğinizi gördüğünüz zaman zaten Arşala'dan ileri doğru yolculuğunuz başlayacak. Eğer orada gölgelendiğinizi görmezseniz ileri doğru yolculuğunuz başlamayacak. O zaman üzülürüm. Hepinize de üzülürüm. Birinize, ikinize değil. Hepinize üzülürüm. Evet. Asıl manevi yolculuk orada başlıyor. Tabiri caizse Arşala'da başlıyor.
Ve Arşala'nın bir yönü halk alemine aittir. Arada bir hayal perdesi vardır. Öbür tarafı emir alemine aittir. İlmi ilahiye aittir. Orada akıl yoktur. Orada fikir yoktur. Orada düşünce yoktur. Orada benlik yoktur. Orada sen bende yoktur. Asıl yolculuk oradadır. Bu konuda çok şey anlatmak isterdim size. Ama herhalde anlatılmaz denilen yer burası. Rabbim cümlemizi de affetsin.
Cümlemizi manevi yolculuğu tamamı erenlerden eylesin. Tüm yolculukların bir sonu vardır. Bakın tüm yolculukların bir tek yolculuğun sonu yoktur. O Allah'a olan değil Allah'la olan yolculuktur. Bütün yolculuklar son bulur. Allah'la olan yolculuk son bulmaz. O yüzden yolunuz da yolculuğunuz da Allah'la olsun inşallah. Rabbim cümlemizi o yolda olanlardan eylesin. Bir sürü şey hazırlamışım. Yine olmadı. Hakkınızı helal edin.
El Fatiha. Yunus'tan bir iki şey koyduydum ya. Onları okuyayım inşallah. Kırk bin kırk dört tabakat meşayih evliyalar. Dört kapıdır kırk makam dem evliyade midir? Şeriat tarikat yoldur varana. Hakikat marifet ondan içeri.
Evvel kapı şeriat geçse andan tarikat. Gönül evi marifet. Aşk hakikat içinde. Harabi de güzel anlatmış. Hoşuma gitti. Şer-i şerif inkar olunmaz ama şeriat var şeriattan içeri. Tarikatsız Allah bulunmaz ama tarikat var tarikattan içeri. Gördüğün şeriat şeriat değil. Gittiğin tarikat tarikat değil. Marifet sandığın marifet değil. Marifet var marifetten içeri.
Veç-i harabiye gel eyle dikkat. Hakkın cemalini eylesin rüyet. Sadece hak vardır demek değil hakikat. Hakikat var hakikatten içeri. Rabbim hepinize de Allah ile için Allah ile manevi yolculuk yapanlardan eylesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.