mustafaozbag.org

4 KAPI, 40 MAKAM (HAKİKAT KAPISI-KİMSENİN AYIPLARINI GÖRMEMEK) 25.06.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Haziran 2022 · 46:57

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâlemenlehu, La ilâhî, Muhammeden Resûlullah, Cemiyenel-Miyyâhi ve Mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim hayatınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden kullarından eylesin,
Batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden, batılın yeryüzünden silinip yok olması için koşturan, savaşan kullarından eylesin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşallah. Tabii mesnevi okumalarının içerisinde öyle bir yere geldik. Dört kapı, kırk makamı geniş olarak anlatalım istedik. Çünkü yukarı Mezopotamya sufiliği dedimiz, o bilhassa Türklerin Hacı Ahmet Yesevi'den itibaren öğrene geldikleri sufilik, bu dört kapı kırk makamın üzerine kurulu.
Horasan'dan itibaren, Ahmet Yesevi'den itibaren bu dört kapı kırk makam genel öğreti olmuş. Herkes, her üstad kendi zamanında bu kırk kapı dört makamı yorumlamış. Sonra gelenler bir daha yorumlamışlar, sonra gelenler bir daha yorumlamışlar. Bu dört kapı kırk makam genel olarak yukarı Mezopotamya sufiliğinin vazgeçilmez ana distorları olmuş. Biz de sonuç itibariyle bu toprakların sufileri olarak bu eski kadim öğretiye devam edenlerdir. Rabbim o yolda bizleri muhkim eylesin inşallah. Bu akşam dört kapı dediğimiz sonuncusu işlediğimiz hakikat kapısının ikinci makamı olan, Allah izin verirse inşallah kimsenin ayıbını görmemek.
Bu konuyu işleyeceğiz. Tarih boyunca insanlar birbirlerinin ayıplarını görmüşler, birbirlerinin ayıplarını nasihat edeceklerine, onların ayıplarını yüzlerine vurmuşlar. Veyahut da insanların ayıplarını araştırmışlar. İnsanların ayıplarını araştırarak insanların üzerinde suizan beslemişler. Veyahut da araştırmaya çalışmışlar. Zaman zaman sufilerin içerisine de bu hastalık düşmüş. Hele bugünkü zamanda bu hastalığa duçar olmayan bir Müslümanı bulmak çok zor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanların ayıplarını araştıran, ayıplarını orta yere çıkarmaya çalışan, hatta birisinin ayıbını yüzüne vuran, hatta o ayıbıyla onu yargılayan, yani geçmişte bir hata işlemiş, kusur işlemiş o kimse, o hatasını, kusurunu öğrenmiş o bir şekilde, onun geçmişte işlemiş olduğu o hatasını, kusurunu, onun yüzüne çarpıp, onu öyle yargılayıp, onunla değerlendiren,
yani tövbe etmiş, geri dönmüş, o hani bırakmış, onu ilgilendirmiyor. O onunla yargılıyor, onu asıyor herkesin önünde. Hatta bugünün hastalığı insanların normalde araştırmak, ayıplarını araştırmak. Allah muhafaza eylesin. Oturduğu yerden günaha giriyor herkes. Ey iman edenler, zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirlerinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Hucurat 12. O yüzden, gizli gizli insanların kusurlarını araştırmak, ve etrafında, başkalarında bulduğu kusurları konuşmaya başlamak, ve aynı zamanda da böyle onların üzerinde fikir yürütmek, onların üzerinde dedikodu, laf üretmek, o insanın sevabını da alıp götürüyor.
Varsa. Yoksa ha bire eksi yazılıyor. O yüzden normalde insanlar o ayıpları araştırıp, o ayıpların üzerinde tesis ediyor. Şimdi bir kimse, kızını verecek bir yere, onu araştırsın, o hak. Veyahut da bir yerden kız alacak. Onu araştırsın, bu hak ona. Ama üzerine farz mı, vacip mi, ne amma insanların ayıplarını, kusurlarını araştırırsın. Ama bu ne yazık ki, şeytanın dürtüklediği büyük hastalıklardan birisi. E böyle devam ettiği müddetçe de, o kimse dedikodudan, gıybetten, mühtandan, suizandan, daha ileri, büyük günahı kebari, iftiradan geri dönemiyor. Hatta, yani doğruysa gıybet ediyor, doğru değilse iftira ediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanların ayıplarını araştırmayacağız.
Bir. İkincisi, etrafımızdaki insanların kusurlarını görmeyeceğiz. Hani, hatasız dost arayan, dostsuz kalır. Hz. Mevlana, Cerahat-ı Rum Hazretlerinin, insanların ayıplarını, kusurlarını örtmekte gece gibi ol. Biz bunları, ne yazık ki Allah muhafaza eylesin, bunlardan uzak duruyoruz. Tirmizi de geçiyor Adi Şerif. Din kardeşini, bir suçundan dolayı, ayıplayan kimse, ayıpladığı şeyi yapmadan ölmez. O zaman insanların hatalarını, kusurlarını araştırma. Onun hatasını, kusurunu, ayıbını gördün. Eğer onu normalde gördükten sonra, bu da yapılır mı dedin, ayıpladın onu, o ayıpladığın şeyi sen yaşamadan ölmüyorsun. Cenab-ı Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, söylediği haktır. Çünkü ayeti kerimede, Cenab-ı Hak onun için, o heva ve hevesinden konuşmaz buyurdu.
Öyle olunca, sen din kardeşinin, bir suçundan dolayı, onu ayıpladın. O senin üzerinde yaşanmadan, sen ölmeyeceksin. Eğer bunu yaşamasan dahi, mahşere gittin. Mahşerde, o kardeşin, seni affetmedikçe, sen cennete gitmeyeceksin. Onun karşılığı kadar, ne kadarsa, senin sevabını alacak. Bu da başka Adi Şerif. O kimseye verilecek. Yetmedi, onun günahından alacaksın, cehennemde yanacaksın, onunla sonra cennete gideceksin. Allah muhafaza eylesin. Ebu Hureyre'den naklediliyor. Muharim, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace, Bunları nakletmiş. Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.
O zaman siz bir kimsenin ayıbını örttünüz, Allah da sizin ayıbınızı örtecek. Sen bir kimsenin ayıbını örttün, görmemez diye geldin. Allah da mahşerde senin kıyamet gününde ayıbını örtecek. Eğer sen o ayıbını insanların içerisinde deşifre etmediysen, hani bir de o da var, yani sen işlemiş olduğun bir günahı insanlara aktarmayacaksın. Gizliden bir günah işlemişsin, bir hata yapmışsın, bir yanlışlık yapmışsın. Sen biliyorsun, Rabbin biliyor. Bunu kalkıp da ertesi gün bir başkasına anlatmayacaksın. Bir hata işledin, bir kusur işledin, bir mahremiyete dokundun kendince. Bunu bir başkasına aktarma, bir başkasına bunu anlatma. Sen de ki, bu benim eşim, yani karından için söylüyorum.
Veya bu benim eşim, kocamdan için söylüyorum. Veya bu benim kardeşim, bu benim arkadaşım, bu benim can dostum. Bu benim her şeyim. Ben ona anlatırım ya, ondan saklı bir şeyim yok. Anlatma canım kardeşim. Bugünün insanı, tabiri caizse, nerede seni satacağı, nerede gevşeklik yapacağı belli değil. Seninle menfaati çatıştığı anda, senin mahremini bir başkasına anlatabilir.
Senin açığını eline geçirdim diye düşünür, kalkar bir başka yerde bunu anlatır. Bugünün insanı ne yazık ki, böyle bir omurgasız. Yani onunla kan düşmanı olsan dahi, onun sırrı bende, benimle beraber ebediyete gider, diyecek insan çok az. O yüzden hatalarınızı, kusurlarınızı, eksikliklerinizi, noksanlıklarınızı, ayıplarınızı, saklayın. Anlatmayın hiç kimseye. Bunu bir başkasına anlatmak, size bir fayda sağlamaz. Anlattığınız kimse, sizden çok çok bilgili, çok çok kemal ehli bir kimse mi? Anlatma. Benim meşhur tarzım vardır, sözüm vardır. Ben derim, bir dervişin, bir sufinin anlatacağı bir kapı vardır, o da üstadıdır.
Üstadı da sır ise, bazı üstadlar vardır, sır değildir. Lütfu ustanın derdini, işte, koca ustaya anlatır. Veyahut da, koca ustanın derdini, Lütfi'ye anlatır. Ondan alır, ona anlatır. Ondan alır, ona anlatır. Ona da yafı söylenmez. Yok. Bir üstad dedim mi, o sırdır. Kimsenin derdini kimseye anlatmaz. Kimsenin açığını kimseye anlatmaz. Böyleyse ona anlatılır. Öbür türlü, hiç kimseye anlatılmaz. O benim kardeşim. Kardeşine devam et kardeşim. Sen açığını anlatmak zorunda değilsin. Veyahut bazı aileler vardır, ailenin içinde bir şey yaşanır. O yaşanan şeye git, Bursa'nın öbür mahallesinden dinle.
Değil. Orada kalmalı o. Orada kalmalı. Onu anlatmamalı. Orada durmalı o. Aile içinde mesele hallolmalı. Onu dışarılara aktarmak hoş değil. İşlediği günahları açıya vuranlar dışında. Bakın, dikkat edin hadis-i şerife. İşlediği günahları açıya vuranlar dışında. Ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bu hadis-i şerif muhteşem. Bir adamın gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü halde, sabahleyin kalkıp, ey falan, ben dün gece şöyle şöyle yaptım demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü halde, geceyi geçirmişti. Fakat o Allah'ın örtüğünü açarak sabahlıyor. Bu harim-i sivim. O zaman sen kendi ayıbını kendin faş etme.
Kendi ayıbını sen kendin anlatma. Büyük veliler, büyük mürşitler, kendi yaptıkları hataları anlatmışlar, ölçü olsun diye. Bakın biz tecrübe ettik. Biz böyle böyle hata yaptık. Böyle böyle yanlış yaptık. Böyle yaptık. Bu tecrübesini aktarmak için. Onlar Rablerinden bir hüccet almışlardır. Onlara korku yoktur, hüzün de yoktur. Dünyada da, ahirette de. Onlar mahzun olmazlar, mahcup olmazlar. Onlar müjdelenmiş. Sen kendini onlarla bir tutma. Sen müjdelenmişlerden değilsin. Daha dünyadayken o müjdeyi almadın sen. O yüzden sen onu kendine ölçü edip, ya Şeyh Efendi anlatıyordu, o da zamanında böyle yapmış.
Bu sana ölçü değil. Sen anlatma. Sen anlatma. Sen açıya çıkarma. Allah seni örtmüş, sen o örtünün altında kal, tövbe et. Allah'ın örtümesini de kendine ölçü bilme. seni gaflete götürmesin o. Cenab-ı Hak onu faş edebilir. Tövbe et, dön geri. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde insanların ayıplarını yüzüne vurmak hoş değil. Ayıplarını da araştırmak hoş değil. Ayıplarını da o kimselerin görmek hoş değil. Bu da hoş değil. O zaman sen kardeşine karşı suizan da beslemiyorsun.
Görmedin. Dua ediyorsun. Gördün. Ya da dua ediyorsun. Allah muhafaza eylesin. Bir cariye zina eder. Ve zina yaptığı da kesinleşirse sahibi ona hat cezası uygulasın. Hadi şerif. Fakat suçunun başına kalkmasın. Dikkat edin. Sonra ikinci defa zina yaparsa aynı şekilde hat uygulasın. Ama yine de suçunu yüzüne vurup kötü sözlerle kınamasın. Sonra bu cariye üçüncü defa zina ederse artık efendisi onu kıldan bir ip ile bedelini bile olsa satsın. Bakın burada Kadişehir'teki incelik şu. Bir cariye zina etti. Biliyorsunuz onlar öldürülmüyor zina edince. Hat cezası vuruluyor. Yani dayak atılıyor. Diyor ki sahibine o zina etti diye kınama onu.
Yine zina etti. Yine hat uyguladın. Yine kınama. Yine zina etti. Yine hat uyguladın. Yine kınama. Onu bedeli bir ip karşılığı da olsa sat. Artık ondan sana hayır yok. O çünkü ahlakı düzgün bir kimse değil. Onu sat. Yani ucuz bir paraya da olsa sat onu. Elinden çıkar. Neden? O zani bir kimse. Bakın Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zina eden bir cariyenin dahi sahibi tarafından kınanmasını yasaklıyor. Zina eden bir cariyenin dahi ayıbının örtülmesini istiyor. Onun kınanmasını istemiyor. Hiç kimsenin yapmış olduğu bir günahtan dolayı kınanmaması gerekir.
Bir kimse bir ayıp işleyebilir. O ayıptan dolayı o kınanmaz. Kınayan kimse kendi başına o tecelli etmedikçe ölmez. Hadis-i şeriflerden çıkan sonuç bu. Allah muhafaza eylesin. Ve bu ayıplar, bu günahlar müminlerin arasında konuşulmaması gerekir ki bu günahlar yayılmasın. Yani işte bir adam zina yapıyor, nasıl zina yaptığını anlatıyor.
Hayasızlığı anlatıyor. Bunu ballandıra ballandıra anlatıyor, hayasızlığı anlatıyor. Müslümanların içerisinde hayasızlığı yaygınlaştırıyor. Açıktan haram işleyenler, Müslümanların arasında hayasızlığı yaygınlaştırıyorlar. Açıktan fuhuş yapanlar, yapmış oldukları fuhuşları, kadın erkek hiç önemli değil. Etraflarını anlatıyorlarsa, hayasızlığı yaygınlaştıran kimseler, Yapmış oldukları hataları, günahları, yanlışlıkları, yapmış oldukları haramları, iffetsizlikleri etrafına anlatan insanlar, Yeryüzünde müminlerin arasında hayasızlığı yaygınlaştıran kimselerdir.
Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Bugün hakikat kapısının üçüncü makamı yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek. Adem'den itibaren bütün peygamberler, Yeryüzünde iyiliğin tesis olması, hakim olması için çalışmış, mücadele etmişlerdir.
Her peygamber, yeryüzünde iyilik, hakkaniyet, hak, hakim olsun diye Allah'ın emirlerini yeryüzünde insanlara tebliğ etmişler. İnsanların yaşamaları için gayret etmişler. Ve ilk Adem ne zamansa, o günden bugüne kadar yeryüzündeki mücadele iyiler ve kötüler arasındadır. Bir tarafta iyiler, bir tarafta kötüler, iyiler Allah taraftarı, kötüler şeytan taraftarı olarak mücadele devam etmiştir.
Ve bu mücadele kıyamete kadar devam edecek. Ve yeryüzünde iyiliği anlatan, iyiliği tebliğ eden, iyiliği bu manada kendisine rehber edilen, Peygamberlerin yolundan gidenler her daim var olacaktır. Ve Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de de içinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. Ali İmran 104 buyuraraktan, Cenab-ı Hak bütün ümmetleri iyiliğe emredip, emredip, insanları hayra davet eden, çağıran ve kötülükten alıkoyan bir topluluğun bulunması gerektiğini söylemiştir. Bu topluluklar, peygamberlerin yolundan giden, peygamberlerin vazifesini yapan topluluklardır. Zaman zaman bunu bazı İslam alimleri, bu ayeti kerimeyi devletlerin görevi olarak görse de, bu ümmet-i Muhammed'in içerisinde bu göreve talip olan herkesi bağlar.
Yani biz iyilikleri emretmekle, kötülüklerden insanları nehyetmekle emrolunmuş bir ümmetiz. Yeryüzünün de iyiliğin hakim olması için mücadele etmekle emrolunmuş bir ümmetiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Hüzeyfe İbni El-Yemmâm rivayetinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şöyle buyurduğunu söyledi. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülüğü yasaklarsınız, ya da Allah size katından bir ceza gönderiverir, sonra ona dua edersiniz de duanıza icabet etmez.
İmam Muhammed Tirmizi ve İbn-i Mace nakletmiş. Demek ki, ya biz iyiliği emrederiz insanlara ve kötülüğü yasaklarız, eğer iyiliği emretmiyorsak, kötülüğü yasaklamıyorsak, bilin ki Cenab-ı Hak katından bize ceza gönderecek. Kıymetli kardeşler, bakın dünya tam bir ahir zaman ve ne yazık ki iyilikler hapsolunmuş, cezalandırılmış, kötülükler serbest bırakılmış, teşvik edilmiş vaziyette.
Her türlü haram dünyanın her yerinde serbest edilmiş ve teşvik ediliyor. Ama ne yazık ki iyilikler ve helal kerih görülüyor. İyilikler ve helal ne yazık ki insanlar nezdinde itibar görmüyor. İyi insanlar da itibar görmüyor. Kötüler revaçta alkışlanıyor, iyiler ise kötüleniyor.
Ve bu ters yüz edilme ne yazık ki İslam dünyasında da alabildiğine gitmiş vaziyette. Bakın İslam dünyasında Kur'an, sünnet-i seniye, imamların iştahatları, fıkıh, ehli tasavvuf, ehli zikir, Kur'an ve sünnet-i seniyi yaşayanlar kötüleniyor. Nerede sapıklık var, nerede içki, kumar, fuhuş, çıplaklık, nerede LGBT artı dediğimiz neydi bilirsiz mahluklar var?
Onlar alkışlanıyor. Kötüler ne yazık ki revaçta. Bakın bir şeyh efendi vefat etti. Cenazesine yüz binler katıldı elhamdülillah. Milyonlar katıldı, olmadık laflar ve iftiralar sergileniyor. Hayatını Kur'an ve sünnet-i seniye adamış bir zat vefat etmiş, binlerce talebe yetiştirmiş, binlerce dervişi olmuş, onun arkasından bütün herkes olanca hakareti yağdırıyor.
Kur'an ve sünnet mücadelesi veren bir kimse kötüleniyor. Kur'an ve sünneti yaşamaya çalışan bir topluluk kötüleniyor. Ama nerede LGBT'ci var, nerede çıplaklar var, nerede fuhuşçular var, içkiciler var, kumarcılar var, sapıklar var, sapkınlıklar var, şeytana hizmet edenler, heva ve hevesini ilahlaştıranlar var, onlar alkışlanıyor.
Kur'an'ın hükümleri yaşanmaz hale getiriliyor ve Kur'an raflarda duruyor. Raflarda durmasından dahi insanlar rahatsız ama Kur'an'ın dışındaki her şey baş tacı ediliyor. Haramlar baş tacı, helallar tu kaka kötü, farzlar tu kaka kötü ama heva ve heves ve şeytaniyet alkışlanıyor baş tacı.
Ve iyilikleri nasihat etmek, iyilikleri anlatmak, Kur'an ve sünneti seniye nasihat etmek, Kur'an ve sünneti anlatmak kötü, Kur'an ve sünnetin dışında her şeyi anlatmak iyi. Bu hale geldik. Ve ne yazık ki din düşmanlığı, dindar düşmanlığı revaçta, revaçta. Eğer meşhur olmak istiyorsanız, dine küfredin, dindarlara küfredin. Meşhur olmak istiyorsanız, Kur'an'a küfredin, ayetleri inkar edin, hadis-i şerifleri inkar edin, meşhur olun. Yok, siz halkın nezdinde yere düşmek istiyorsanız, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışın. Yok, halkın nezdinde alkışlanmak istiyorsanız, küfredin Kur'an'a, sünnete.
Bu hale geldi. Ve ne yazık ki Müslümanlar da bu oyunlara alet oluyor. Müslümanlar da Müslümanların ayıplarını örtmüyor. Ehli tarikat, ehli tarikatın ayıbını örtmüyor. Aynı cemaate müntesip olan dervişler de birbirlerinin ayıplarını örtmüyorlar. Birbirlerinin hatalarını, kusurlarını acımasızca eleştiriyorlar. Kardeşliklerini zedeliyorlar. Baba oğulla olan arasını açıyor. Oğlan babayla olan arasını açıyor. Ne yazık ki. Allah muhafaza eylesin. Biz iyiliği emretme. İyiliği nasihat etme. Kur'an ve sünnet-i seni anlatma. Kur'an ve sünnet-i seni yaşama mücadelesi vermeye devam edeceğiz. Bu da bir iyilik çünkü.
Benim nazarımda iyiliklerin en zirvesi insanlara Kur'an ve sünnet-i seni nasihat etmek. İyiliğin zirvesi bu. Eğer sen vel asrıdaki gibi olmazsan, sen kurtuluşa eremezsin. İman edeceksin. Salih amel işleyeceksin. Hakkı ve sabrı tavsiye edicilerden olacaksın. Eğer bu dört ana kaide senin üzerinde tecelli etmezse, o zaman sen de hüsranı uğrayanlardan olacaksın. Allah muhafaza eylesin. Sizden biri bir kötülük yapıldığını gördüğünde, onu eliyle değiştirsin, düzeltsin. Buna gücü yetmezse, diliyle onu düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle, bu ise imanın en zayıfıdır.
Yine başka bir rivayette, hadis-i şerifin sonunda şu var, bundan sonra bir hardal tanesi kadar dahi, iman yoktur da, Müslüm'de. O zaman bir kötülüğü gördünüz. Elinizle onu değiştirmek, elinizle onu önlemek mümkün ise, elinizle. Bu mümkün değil ise dilinizle, nasihat ederekten. Bu da mümkün değil ise, kalben buğuz ederekten önlemeye çalışın ki, bu da imanın en zayıf noktasıdır. Kıymetli kardeşler, biz iyiliği emredip, kötülükten nehyetme, emriyle emrolunmuş bir ümmetiz. Biz yeryüzünde iyiliğin hakim olması için, mücadele etmekle mükellef bir ümmetiz.
Biz yeryüzünde hak, hakim oluncaya kadar, mücadele etmekle, emrolunmuş bir ümmetiz. O yüzden biz iyilikleri emretme, kötülüklerden nehyetme mücadelesine devam etme mükellefiyetimiz var. Bu umumla alakalı. Yani bizim genel felsefemiz, öyle söyleyelim. Bir de ne var? Bizim kendi dairemiz var. Kime karşı iyilik yapayım ya Resulallah? Soruyoruz ağabey. Dikkat edin buna. Bu cevaba dikkat edin. Kime karşı iyilik yapayım? Annene, sonra babana, sonra kız kardeşine, sonra oğlan kardeşine.
Sıralamaya dikkat edin. Allah Resulüne soruyorlar. Kime karşı iyilik yapayım? Hz. Peygamber cevap veriyor. Bakın bu, Ümmet-i Muhammed'in birbirini koruma, kollama, birbiriyle iç içe geçmenin iksiri, ilacı. Burayı kardeşler iyi dinlesinler. Kime iyilik yapacakmışsın? Birinci derecede annene, ikinci derecede babana, üçüncü derecede kız kardeşine. dördüncü derecede oğlan kardeşine. Sonra azatlına. Yani yanında etrafında çalıştırdığın kimselere.
Öyle anlayalım bu devirde. Şimdi annesine küsenler, şimdi annesiyle ilgilenmeyenler, annesinin yaşlandığında bakımıyla, onun hastalığıyla, onun ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyen Müslümanlar, sonra babasıyla ilgilenmeyen Müslümanlar, babasına bakmayan, babasıyla ilgilenmeyen Müslümanlar, ondan sonra kız kardeşine, kız kardeşiyle ilgilenmeyen, onları görüp gözetmeyen Müslümanlar, sonra oğlan kardeşine, oğlan kardeşine bakmayan, görüp gözetmeyen Müslümanlar, siz toplumun, toplumun ahlakını bozuyorsunuz.
Siz toplumun, birbirine kenetlenmiş, kenetlenmesini bozuyorsunuz. Siz birinci derecede annenize iyilik yapacaksınız. Anneniz bakıma ihtiyacı varsa bakacaksınız. Erkek evlatlar, anne ve babalarına bakmaları farzdır. Erkek evlatlar, kız kardeşlerini görüp gözetmekle sorumludurlar.
Erkek evlatlar, oğlan kardeşlerini görüp gözetmekle de sorumludurlar. Bu sorumluluğu yerine getirmeyen insanlar, İslam dünyasının, çımantosunu bozan insanlardır. Yok benim annem şöyleydi, yok benim annem böyleydi, annen ne olursa olsun, sen annene bakmakla mükellefsin. Yok babam şöyleydi de, yok babam böyleydi de, yok babam şunu yaptı da, yok babam bunu yaptı da, babana bakmakla mükellefsin. Yok benim kız kardeşim beni dinlemedi de, kız kardeşim şöyle insandı da, böyle insandı da, kız kardeşini görüp gözetmekle mükellefsin. Yok oğlan kardeşim benim şöyleydi de, yok oğlan kardeşim benim böyleydi de, yok oğlan kardeşim şurada şunu yaptı da, oğlan kardeşini görüp gözetmekle mükellefsin.
eğer İslam dünyası bu çekirdek ailenin çımantosunu bozduğu için günden güne dağılmıyor, günden güne dağılıyor. Bu dağınıklığın önüne geçilmiyor. Baba oğlunu atmış, oğlan babaya atmış. Baba kızını atmış, kız babaya atmış. Anne baba kızını atmış, kız da anne babaya atmış. Ya içlerine bir mal davası, bir para davası girmiş. Yok senin gelinin şunu dedi, yok senin kocan bunu dedi, yok şu şunu dedi, yok bu bunu dedi, aileler dağılmış vaziyette. Heva hevesine düşmüş herkes.
Mal, mevki, şan, şöhret, gösteriş, aileleri bozmuş. Adam annesine babasına bakmıyor. Bakmıyor. Annesini götürmüş, ne diyorlar? İhtiyarlarının durduğu bakım evine bırakmış. Huzur evine. Adını huzur ev demişler bir de. Bizi böyle aldatmışlar. Anneye babayı götürmüşler, adı ne kadar güzel. Huzur evi. Huzur evi adı. Bakın, bazı tabirler var. Ya ne? Hayat kadınıymış. Değil mi?
Ne kadar tabir hoş geliyor. Hayat kadını. Adam ne? Hayat adamı o zaman. Adam da hayat adamı. Ve ne yazık ki, insanlar, bu hale gelmiş. Anne tanımak yok, baba tanımak yok, kardeş tanımak yok, yeğen tanımak yok, kuzen tanımak yok. Herkes bir tarafının üzerine yıkılmış gitmiş. Ama, iyilik, kimeymiş önce? Önce, anneymiş. Sonra babayamış. Hani başka bir hadis-i şerif var ya, kime iyilik yapayım ya Resulallah? Annene. Sonra kime ya Resulallah? Annene. Sonra kime ya Resulallah? Annene. Sonra kime ya Resulallah?
Babana. Üç sefer. Hani ayeti kerime var ya, hani annelerle alakalı, üç tane önemli özellik söylüyor, ayeti kerimede. Bir, o seni diyor, dokuz ay karnında taşıdı. Sonra diyor, doğum acısı, sancısı çekti, seni doğururken. Üçüncüsünde diyor, o seni emzirdi. Bakın, üç tane annenin iyiliğini koyuyor. Allah Resulü de üç sefer o iyiliğe, üç sefer karşılık görüyor. Kime iyilik yapayım? Annene. Sonra kime? Yine annene. Sonra kime? Yine annene. Sonra kime? Babaya. Anneye iyilik yapılır, babaya itaat edilir. İtaat babayadır. Anneye iyilik yapılır.
Babaya itaat. Hani bir şey daha söyleyeyim. Erkek evlatlar, burayı iyi dinleyin. Burayı iyi dinleyin. Erkek evlatlara söylüyorum bunu. Sahabeden bir kimse geldi. Dedi ki, Ya Resulallah, babam benim, ben evliyim, benim çocuğum var. Babam dedi, benim malımı, benim paramı istiyor, el koyuyor. Tabiri caizse. Ona dedi ki, sen ve malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki, evlatlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyleyse, evlatlarınızın kazançlarından yiyin. Ebu Davud İbni Mace, babanız, sizin kazancınızdan yer. Erkek evlatlara söylüyorum bunu.
Kız evlat, evlendi, evlendi, o babasına bir şey yedirip içirmez. O kocasına tabi. Kız evlat, evlendi, o kocasına tabi. O babasına tabi değil. Bu da bayanları ilgilendiriyor. Evlendiniz, kocanıza tabisiniz. Babanıza değil. Bakın, babanıza değil. Evlendi, bitti. Babaya tabiyet bitti. Kız evladının, babaya tabiyeti, evleninceye kadardır. Evlendi, nikah, kıyıldı, kız evladının babaya tabiyeti kalmaz. Kocaya tabidir o, Kur'an sünnet tarihisinde. Kocası, Kur'an sünnet tarihisinde. Ne derse, ona tabi olur.
Erkek evlat, öyle değildir. Babası ölünceye kadar, o babasına tabidir. Babası, onun malından yer, içer, tasadduk da eder. Karışamaz. Bakın, karışamaz. Evlat, şunu diyemez. baba bu kadar harcamaya. Şimdi iş tersine, şimdi babalar kazanıyor, evlatlar yiyor. Şimdi iş tersine ama olsun, Allah muhafaza eylesin. O yüzden, iyilik kimeymiş? Önce anneye, sonra babaya, sonra kız kardeşe, sonra oğlan kardeşe. Böyle sıra sıra, iyiliklerden, toplum içerisinde olması gereken, toplumun önemli, çimanto vazifesi gören, iyilikleri bunlar.
Neydi? Babaya, anneye, babaya, kız kardeşe ve oğlana. Sonra etrafındaki insanlara. En önemli, yetim. Yetimlere iyilik. Ben ve yetime bakan kimse, cennette şöyleyiz. Yani orta parmağıyla, baş parmağını yan yana getirip, aralarını açarak, kapayarak işaret etmiş. Böyle yani. Dul ve kimsesizler için çalışan, Allah yolunda cihad eden, veya gündüzler oruç tutup, geceleri de ibadet eden kimse gibidir.
Dul ve kimsesizlere yardımcı olan. Yine bir şey daha. Yapılan hayırdan, hiçbir şeyi küçük bulup, hakir görme. Kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa, bunu ehemmiyetsiz görüp, ihmal etme, Müslüm'den. Şimdi, bunlar, bu sıraladığım iyilikler, toplumun çımantosu hükmünde. Paraya, pula bakmaz iyilik. O meseleye gönül vermeye bakar. O yüzden iyilik hakim olsun aranızda. Ailelerinizde iyilik hakim olsun. Akrabaların içerisinde iyilik hakim olsun. Derviş kardeşlerinizin arasında iyilik hakim olsun. Birbirlerinizi gözetir. Birbirlerinizi gözetir. Birbirlerinizi kenetlenin. Birbirlerinizde yardımcı olun.
Birbirlerinizde destek olun. Birbirlerinizde hoşgörülü olun. Birbirlerinizde toleranslı olun. Dilinizde iğnelemeyin. Birbirlerinizde iğnelemeyin. Birbirlerinizde iğnelemeyin insanları. Diliniz tatlı olsun. Gözünüz tatlı olsun. Mimikleriniz tatlı olsun. Bu dünya gelip geçecek. Arkanızdan iyilik bırakın. Arkanızdan iyilik bırakın. Şimdi bütün Şeyh Efendiler sikkelerini önlerine koyup düşünmeleri lazım. Mahmud Efendinin bu kadar cemaat uğurladı onu. İyilik hakim olsun. Kur'an sünnet hakim olsun. Ve bunu Türkiye'deki bütün ehli tasavvuf bu olaya destek çıkması lazım. Bu bizim cemaattendi.
Bu bizim tarikattandı. Bu bizim tarikattan değildi. Bu bizim cemaattan değildi deyip o ağzı bozuk itler kervanına katılmasın hiç kimse. Sufiler, ehli tarikat birbirini desteklemesi lazım. Birbirini kösteklememesi lazım. Birbirinin arkasından kuyu kazmaması lazım. Ölçüyü konuşalım. Kur'an ve sünneti konuşalım. Ama iyilik hakim olsun her şeye. Ve biz iyilik yapmakta yarışalım. İyi olmakta yarışalım. İyi olmakta yarışalım. Ve iyilik dünyaya hakim oluncaya kadar mücadele eden kullarından olalım. El-Fatiha'ma selavat.
Amin. Ey cemaat. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki haftaya Cenab-ı Hak sağlık, afiyet verirse dördüncü makamdan Allah'ın yarattığını sevmekten devam edeceğiz inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi