mustafaozbag.org

4 KAPI, 40 MAKAM HAKİKAT KAPISI - İlahi varlığa kavuşmak 03.09.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Eylül 2022 · 44:38

Ünzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftar-i zikr fâlemennehu, Hak Muhammed'in Resulullah, Cemiyen, Enbiya'yı velmürselin, Velhamdülillahi Rabbil âlemîn, Selamun Aleyküm, Aleyküm Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Amin, Cenab-ı Hak Hakk-ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Amin, Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i zeneyi sımsık yapışanlardan eylesin, Amin.
Evet, en son kaldığımız yer ilahi varlığa kavuşmak olarak nitelendirilmiş, dört kapı kırk makamın, hakikat kapısının kırkıncı makamı. Bunu tabii böyle nitelendirilmiş isim olarak, bunu böyle isminin konu başlığına bakaraktan kendi kendimize ilahi varlığa yani Allah'a haşa ulaşmak olarak bunu ben tanımlamıyorum. Bunu baştan bir şerhimi düşeyim.
Sonra inşallah konuyu aşacağız Allah izin verse inşallah. Çünkü Allah bir şeye, hani bir kimsenin veya bir şeyin Allah'a hulul etmesi, birleşmesi veya ayrışması, bu ayrı bir mesele. Bu konuya biraz daha böyle temelinden alayım istedim, hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak bilinmekliği istedi.
Bilinmekliği isteyince Cenab-ı Hak bir Adem yaratmak istedi. Bilinmekliği isteyince. Bu Adem yaratılanların sonuncusu bu manada. Ama başlangıçta hiçbir şey yok iken kendi ruhundan ve nurundan bir şey yarattı. Hiçbir şey yok iken. Kendi ruhundan ve nurundan bir şey yarattı. Bunun da altının orasını çizeyim. Biz ruhunun ve nurunun ne olduğunu da bilmiyoruz. Eğer biz bunun ruhunu ve nurunun şuna benzer veya bu dediğimizde buna da bizim ayağımız yere sağlam basmaz. Ve Cenab-ı Hak Bakara ayet 30 meleklere dedi ki ben yeryüzünde bir buranın altını çizin.
Halife yaratacağım. Bakın yeryüzünde halife yaratacağım dedi. Halife. Şimdi halife dediğinizde ne aklınıza gelir? Onun adına iş yapan, onun adına elinde mühür olan. Bu gelmez mi aklınıza? Evet. Bunu da ayrıca konuşulur. Ve bu normalde öyle bir Cenab-ı Hak bir halife yaratacağım deyince ve ardından da ona isimleri öğretti.
Halifeyi yaratacağım dedi. Yarattı. Ben kısa kısa geçiyorum bunları. Ve Bakara ayet 31 Allah, Adem'e bütün isimleri öğrettikten sonra onları yani meleklere göstererek şöyle dedi. Eğer doğru söylüyorsanız şunların isimlerini bana bildirin. Cenab-ı Hak Adem'e dikkat edin. Bütün isimleri öğretti. Adem'e bütün isimleri öğretti. Eksik bir isim öğretilmesi, eksik bir sıfatsal tecelliyat yok. Bütün isimleri öğretti. Ayet-i Kerime bu. Böyle olunca insanın yani veyahut da Adem'iyet haline gelen bir kimsenin kıyamete kadar yaratılacak olan bütün varlığın ve eşyanın bilgisi onda mevcut.
Ben bunu kıyametten de öteye taşıyorum. Çünkü hiçbir zaman Allah'ın yaratmasının sonu yoktur. Öyle olunca o isimlerinin öğretilmesi, ona sıfatsal tecelliyatlarının da sonu yok. O yüzden aşığın, aşığın yolunun sonu yoktur dememin sebebi bu. Bir tarikat öğretisinin sonu vardır. Fıkıh öğretisinin bir şekilde sonu vardır. Sufilikte, aşıklıkta son yoktur. Ve Cenab-ı Hak kıyamete değil, ebedi olarak her daim yaratacak. Her daim bir şeyler yaratacaksa, her daim Allah'ın bilinmekte de devam edecek. Allah'ın bilinmekte de devam edecekse bu sonsuz demektir.
Ve Cenab-ı Hak Adem'e bütün isimlerini öğretti. O zaman Cenab-ı Hak insana bitmek, tükenmek bilmeyen hazinelerini aştı. Allah'ın hazinelerinin sonu yoktur. Bitmek, tükenmek bilmez. Biz bunun tamamını ilim olarak atfetsek, ilme atfetsek, Allah'ın ilminin başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur.
O zaman başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoksa, o zaman bir insan-ı kamilin o ilmi öğrenmenin veya yaşamanın da sonu yoktur. Hani bir kısım insanlar derler ya, yani bu kemale erdi. Ben hep bunları böyle temkinli ve tedbirli yaklaşırım. Nerenin kemaline erdi? Sonsuz bir ilmin sahibi olan Allah'ın kulunun ilminin bir sonu olabilir mi? Nefis meratiplerini kat etmiştir. اَمَّارَ الْاَيْوَامَ مُلْهِمَ مُطْمَيْنَا رَادِيَ مَارِ Diye safiye, eyvallah. Bunların esmalarını da bitirmiştir. Kelime-i tevhid, la ilahe illallah, Allah, hu, hay, hak, kayyum, kahar, nefis meratiplerinin de isimleri bitti.
Yani nefis meratibi olarak bitti. Ama bir de kalbin meratibi var. Bu da ne? Yakinlikle alakalı. Ben bunu hani tarif ederken ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin olarak yakınlik tarif ederim. Bunu normalde ilim olarak hani şeriat, tarikat, hakikat, marifet derler ya, Bunun Kur'an tabiri ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. Peki, o zaman buradaki yakinlik kavramını iyi anlayalım. Sonsuz ilme sahip olan Allah'a bir kulun yakinliğinin sonu olmaz. Bunu söyleyenler bu meselenin inceliğine dokunamamış, inceliğine erişememiş insanlar. O yüzden insanın kemalatı hiçbir zaman bitmeyecek. Hiçbir zaman son bulmayacak.
Eğer siz sufili, içinizde bulunduğunuz, içinde bulunduğunuz sufili böyle algılamaz, böyle anlamazsanız, o zaman siz de kendinizi bir makamda görüp, ben de bu makama eriştim deyip, tembellerden olacaksınız. Veyahut da o hayretten hayrete geçmek olarak nitelendirdiğim, yakınlikten yakınliğe, hakikatten hakikate, marifetten marifete geçmemiş olacaksınız. O yüzden son iki yüz elli yılın tarikat hareketlerinin düşmüş olduğu vartaya sizlerin düşmesini istemem. Son iki yüz elli yıllık Türkiye'deki, Anadolu'daki ve İslam dünyasındaki tarikat hareketlerinin yüzde doksan dokuz nokta dokuzu bu vartaya düşmüştür. O kimse kendince, çok özür dilerim, parantez içerisinde söylüyorum, bir icazete nail olduğunda, kendisini oldum bittim noktasına getirmiş, ama nakip olmuş, ama nügabba olmuş, ama halife olmuş, ama ona şeyh icazeti vermişler.
O kendince, kendi kendisini ben oldum kemale erdim noktasında görmüş, ama asıl o yürümesi gereken, yürümesi gereken, asıl mana alemine adım atamamış, veya ona adım attıracak bir üstadı olmamış. Şimdi böyle olunca, insan bütün ilahi sıfatlarının tecelli ettiği aynah hükmündedir. Buradan Arabi'ye dalmak istemiyorum, Arabi'nin aynah metaforuna dalıp da sizi iyice kafanızı bulandırmak, veyahut da kafanızı başka bir yere geçirmek istemiyorum.
Ama insan bu manada Allah'a aynah hükmündedir. Ve insan-ı kamil bu manada bütün Cenab-ı Hak'ın sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olmuş kutup noktasındadır. Bakın kutup noktasındadır. Ama bu zaten o ilahi sıfatların onda tecelli etmesiyle insan-ı kamil olmuştur. Tecelli etmezse o insan-ı kamil değildir.
İnsan-ı kamil olmuş olsa dahi onun kemaliyat yürüyüşü, onun mana yürüyüşü hiçbir zaman bitmeyecektir. Bakın, hiçbir zaman bitmeyecektir. O yüzden buradaki ilahi varlığa ulaşmak veyahut da vuslata ermek olarak nitelendirilen, sufi dilinde, tırnak içerisinde nitelendirilen bunları kabul eden birisi değilim. O yüzden benim ilahi aşk anlayışımda vuslat yoktur. Vuslat oldum zannettin anda, perdelendiğin yerdir. Vuslata erdim dediğin an, nefsine uyduğun andır. Benim yürüyüşüm bitti dediğin an, nefsine uyduğun, köreldiğin, perdelendiğin andır. Allah muhafaza eylesin.
Ve insan bu manada hiçbir zaman varlığın yaratılma noktasında tecelliyatı bitmeyeceği için insanın da kemalatı hiçbir zaman bitmeyecektir. Ve vuslat diye adlandırdığımız her şey bizi aldatacaktır. Bakın bizi aldatacaktır. Diyeceksiniz ki, sonunda vuslat yok ise, sonunda vuslat yok ise, bir gün gelir insan bıkar, yoldan çıkar mı, o senin aşık olmadığını gösterir. Eğer sen aşık isen, sen koluna şevki de takmışsındır. Şevkle, bitmek tükenmez bir enerjiyle, istekle, sen hep hayretten hayrete koşmanın yolunu arayacaksındır. Ve eğer sen hayretten hayrete geçmenin yolunu aramıyorsan, o zaman sen zikrullahın hakikatine de ermemişsindir.
Aşıklığın hakikatine de ermemişsindir. Yolun, yani Allah'a yakin olmanın yolunu da hakikatine ermemişsindir. O zaman sen hakikatten uzaksındır. Allah muhafaza eylesin. Şunu düşünebilirsiniz. Yani insan ayna hükmündeyse, bunun delili nedir? Mesela Cenab-ı Hak, hadis-i şerfi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, Allah Adem'i kendi suretinde yarattı. Buhari'de geçer, İmam-ı Hanbel'de geçer. Diğer hadis kitaplarında da bunu bulmanız mümkün. O zaman insan ilahi varidatların merkezi hükmünde olurken, Cenab-ı Hak onu zaten ona mazhar yaratmıştır. Bakın ona mazhar yaratmıştır. Bu insanın fıtratında vardır. İnsan fıtrat olarak hep böyle kendince iman ettiği, bakın kendince iman ettiği ve sevdiği, peşinden koştuğu ona benzemek ister.
Bakın ona benzemek ister. Ve ona benzeme isteği, bu istek, bu fıtrat onda yaratılışta vardır. Çünkü Cenab-ı Hak onu yaratırken kendi suretinde yarattı. Kendi suretinde yarattığı için o her daim o kendi mabuduna benzemek isteyecektir. Daha doğrusu insan neyi çok severse ona benzemeye çalışır. Neyi çok severse, neyi çok severse onu zikreder, neyi çok severse ona benzemeye çalışır.
Ve insan yaratılış fıtratı olarak buna müsaittir. Ve şunu hiçbir zaman unutmayın. Allah'ın zatı yaratılmış olan her şeyden münezzehtir. Allah'ın zatı yaratılmış olan her şeyden münezzehtir. Yani hiçbir zaman biz onu böyle Allah muhafaza eylesin, farklı bir noktada koymayız. Ama Allah tanınmak için, bilinmek için, tanınmak ve bilinmek için bitmek, tükenmek bilmeyen bir yaratma içindedir.
Bitmek, tükenmek bilmeyen bir yaratma içindedir. Ve o yaratma içerisinde Allah bitmek, tükenmek bilmeyen ilmini de ishar eder. Çünkü her yaratılanın üzerinde birçok ilim tecelli eder. Biz bunun içinden çıkmamız mümkün değildir. Kudrettir, kuvvettir, el alim sıfatıdır gibi birçok onun üzerinde sıfatsal tecelliyatlar vardır yaratılanın üzerinde.
Bu da hiçbir zaman Allah'ın yaratmasında bu bir son olmayacağı için ilmi de bir son olmayacaktır. Ve Allah'ın sıfatları sonradan olgunlaşma veyahut da sonradan eksilme noktasında da değildir. Öyle olunca o yaratma her daim zirvede bir şekilde devam edecektir. Ve Sufi, Allah'a yakınlık besleyecek olan Sufi, her an için bu yaratıma tecelliyatlarına mazhar olup, ayna olup, onun üzerinde her daim kemalata doğru koşması devam edecektir.
Ve Sufiler, özür dilerim, Sufiler seyir üstülüklerinde Allah'tan aldıkları ilim onları öyle bir hale getirir, öyle bir perdeye getirir ki o Sufinin, o insanın kamil olacak olan o Sufinin, bu gelen ilmin arasına şeytan, heva heves, nefis ve bütün olumsuzluklar ondan ayrışır, ayrılır.
Artık seyir üstülük yaşayan, insanı kamilliğe koşan, o Sufinin kalbine gelen ilimlerde şeytanın müdahalesi, kafir cinlilerin müdahalesi, nefsin müdahalesi artık yoktur, kalmamıştır. Ve Sufinin o halde Allah'tan gelen o ilmi tertemiz, paktır. Yalnız bu peygamberlere gelen vahiy ile karıştırılmasın.
Peygamberlere gelen vahiy, Cebrail aleyhisselamla indirilir. Sufinin kalbine gelen ilim ise direkt Allah'tan gelen bir ilimdir. O yüzden bu vahiy ile asla karıştırılmasın. Bazı eserlerde, bazı yerlerde bununla alakalı vahiy nitelendirmesi vardır. Kur'an-ı Kerim'den alıntı Allah Meryem'e vahyetti, Allah arıya vahyetti. Bakın Allah Meryem'e vahyetti. Yani Meryem'e bildirdi, ne yapması gerektiğini bildirdi. Kalbine onun ilham etti. Allah insana ilham eder mi? İnsanı kamile ilham eder. Nasıl Meryem'e ilham ettiyse, nasıl İbrahim'in annesine ilham ettiyse Allah, Allah insanı kamile de böyle ilham eder.
Varlık olarak nasıl arıya vahyettiyse, yani arı ona ne yapması gerektiğini ilim olarak ona verdiyse ve ilmi onun içerisine yerleştirdiyse ve arı lavralıktan direkt kanatlandığı anda o ilimle ne yapması gerektiğini otomatiğe alıp yapması gerekeni yapıyorsa, Allah varlık aleminde hiçbir şey boş bırakmamıştır. hepsini ilmiyle ihata etmiştir. Hepsini de ilmiyle ihata ederekten çiçeğinden böceğine, hayvanından insanına, yıldızından gezegenlerine ve uzaya kadar Allah ilmiyle her şeyi ihata etmiştir. Ve Sufiler Allah'tan aldıkları bu temiz ilimle, insanı kamil noktasındaki bir Sufi Allah'tan almış olduğu bu temiz ilimle yürür. Ve insan bu noktada beşeri olan, beşeri olan bütün vasıflarını bu ilimle beşerilikten kurtarır.
O karanlıktan aydınlığa, o zulümden kurtulup bu manada özgürlüğe kavuşur. Ve ne onda bilgisizlik kalır, ne onda cehalet kalır. O Cenab-ı Hak'ın ondaki ama zati tecelliyatta, ama sıfatsal tecelliyatta, o kimsenin üzerindeki cehaleti, karanlığı, bilgisizliği, onun üzerindeki normalde kendince, o kimsenin üzerindeki hatayı, kusuru Cenab-ı Hak izale eder.
Bu bir müddet sonra zati tecelliyatta olur. Bir müddet sonra zati tecelliyatta olursa, zaten o kimse de bunların hepsi de mahvolmuş olur. Ve o kimse Allah'a, yakınliğe hazırdır artık her şeyle. O yakınliğin de yakınliğine doğru koşacaktır. Ve o hiçbir zaman bu manada, o yakınlikten asla ve asla ayrılamayacaktır. Ve öyle bir hale gelir ki, sudaki balık gibi olur.
Sudaki balık nasıl, eğer siz sudan dışarı çıkarır çıkarmaz, bir müddet çırpınır ölür, öyle değil mi? O insanı kamilde zirveye koşan kimse de artık Allah'a olan yakınlikten bir karış dahi tavizi yoktur. O her haliyle Allah'a yakınliğin noktasında durur. Ve o dairede duraraktan hayatına devam eder. Eğer o kimse nasıl balık sudan çıktığında yaşayamayacaksa, o da yakınlikten uzaklaştığı anda yaşayamaz hale gelir.
Ve bu halde olan o sufinin ilmi berraktır. O sufinin ilmi, ilmi ilahiden gelir. İşte buradaki vuslattan anladığım benim, benim anladığım, benim anladığım o ilahi varlığa ulaşmaktan benim anladığım bu ilme ulaşmak, bu yakınliğe ulaşmak. Rabbim cümlemize bizleri nasip etsin. Ve bu da Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Kula düşen vazife çalışmak, gayret etmek, mücadele etmektir. Ama bu Allah'ın kuluna lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. Bu nasıl hani Cenab-ı Hak bu ilmi Kur'an-ı Kerim'inde Hızır'a verdiyse, bu aynı ilimdir. Hızır'ın ilmiyle bir insan-ı kamilin ilmi bu manada aynı kanaldan gelir.
Peygamberlerin ilmi peygamberlik kanalından gelir. Peygamberler hem nebidirler, hem velidirler. Peygamberlerin bu manada iki ilim kaynakları vardır. Nebilik ve velilik. Ama insan-ı kamillerde nebilik kaynağı bu manada yoktur. Çünkü hadis-i şefde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur ki, ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra bir peygamber nebi veya bir peygamber veya nebi gelmeyecektir demiştir.
O tabiri caizse, peygamberlik müessesesi son bulmuştur. Bir velinin, bir şeyhin kendisini nebi görmesi, onun hezanından aslında onun gerçek bir veli olmadığındandır. Yıllar öncesi söylediğim sözü tekrar söyleyeceğim. Bir kimse kendisini peygamber veya nebi olarak ilan ediyorsa, ya delidir ya kafirdir. İkisinden birisidir. Başka bir şey değildir. Hiç kimse kendi kendine, vay bizim şeyhimize kafir dedi deyip de galayana gelmesin. Peygamberlik kapısı kapanmıştır, peygamberlik son bulmuştur. Hiçbir veli, hiçbir veli, velilik kemalatı ne kadar yükselirse yükselsin, hiçbir zaman bir peygamber olamayacaktır. Zaten peygamber çalışmakla olunmaz.
Hiçbir peygamber çalışmakla peygamber olmamıştır. Peygamberler özel, Allah'ın kendi ilmi ilahisinden seçilmiş ve yaratılmıştır. O yüzden peygamberlerin peygamberliklerine kendilerinden bir dahilleri yoktur. Rabbim bu manada onlara da kıl fikir versin kendisini peygamber görenlere. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. İşte bu hale gelen, yani ilim, hal ve kemaliyat olarak belli bir zirveye gelen bir kimse, yine Bakara ayet 115'te bahsedilen doğuda, batıda Allah'ındır. Her nereye yönelirsiniz, Allah'ın yüzü oradadır. Ayeti kerimesi o kimsenin üzerinde artık tecelli etmiştir.
O kimse o ayetin sırrına ulaşmıştır. O az önceki balık misali artık o ne tarafa dönerse dönsün Allah'ın cemali üzerinedir. Ve her hali zikrullah üzerinedir. Her hali zikrullah üzerinedir. Çünkü ne tarafa dönerse dönsün Allah'ın cemalini tefekkür ediyorsa, bu manada o tecelliyata mazhar ise o daim zikre de ulaşmıştır.
Artık o her nereye bakarsa Allah'ın sıfatı, Allah'ın ilmi noktasından bakar ve her daim zikrullah üzerinedir. Şimdi bu tip zatlar ne tarafa dönerlerse dönsünler, Allah'ın sıfatlarının ve ilminin güzelliklerini, hayretini, Allah'ın ilminin yüksekliğini, derinliğini, genişliğini, her daim, her daim bununla hemhal olduklarından dolayı artık onların ne gündüzleri ne geceleri.
Bakın ne gündüzleri ne geceleri bir fark yoktur. Onların uykusu da uykusuzluktur. Onlar tecelliyat olarak gecede devam ederler tecelliyatlarına. Yakazada sayıklarlar, yok bir şeyler görürler, bir şeyler yaparlar ve bu hal böylece onlar da devam eder. Fakat ne olursa olsun, hangi hale gelirse gelsin, bunu bir öğreti olarak, bir kaide olarak bir tarafınıza yazın ve bundan hiçbir zaman da geri dönmeyin.
Bu hiçbir zaman değişmeyecek bir kaidedir. Allah hiçbir şeyle, hiçbir şeyle bitişmez, birleşmez. Eski dilde hülül. Ve şunu da unutmayın, hiçbir şeyden de ayrılmaz. Allah hiçbir şeyle bitişmez.
Ve zaten sonradan bir bitişme, sonradan bir birleşme de söz konusu değildir. Sohbetin başında dedim ki, Allah'ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz. Öyle olunca Allah'ın bir şeyle bitişmesi veya bir şeyden ayrılması söz konusu değildir. Bunu böyle bir şablon olarak kafanızın bir tarafına yazın. Çünkü bu manada sözler söyleyenlere ölçü olarak bu kalsın sizde. Çünkü bu meseleler gün geçtikçe daha da artacak. Dünyayı idare eden deccalist, kapitalist, vahşi sistem bütün dinleri yok edip yeni bir din oluşturma çalışmalarını bitirdi. Bu yeni dinde cinsiyet olmayacak.
Bu yeni dinde peygamberler olmayacak. Bu yeni dinde kitaplar olmayacak. Bu yeni dinde ölçü olmayacak. Bu yeni dinde sizi metafizik aldatmalarla aldatacaklar. Felsefik aldatmalarla aldatacaklar. Yeryüzünde birçok ilaheler oluşturacaklar. Ve bu ilaheleri oluştururken de sufiliğin manasını kullanacaklar.
Tabiri caizse insanları da bu manada ilahlıkla aldatacaklar. Diyecekler ki sen tanrısın. Bunu normalde böyle direkt söylemeseler dahi insanları şu anda o noktaya doğru götürüyorlar. Ve herkes küçük tanrıcıklık oynuyor. Farkında veya farkında değil. Vahiy burada. Sünnet-i Seniye de burada. Sen bu vahiyin ve sünnet-i Seniye'nin dışında bir şey düşünüyorsan ya peygamberlik iddian var ya Allah'lık iddian var. İslam olarak. Dikkat edin. Vahiy burada. Kur'an-ı Kerim. Sünnet-i Seniye de burada.
Sen bunların dışında bir şey iddia ediyorsan ama felsefi olarak ama hukuk olarak hiç önemli değil. Sen ya peygamberlik iddian var ya ilahlık, Allah'lık iddian var. Şimdi kendi hayatınızı ve düşüncelerinize bakın. Ben de dahilim buna. Biz şimdi kendi hayatlarımızı ve düşüncemizi, felsefemizi içsel olarak imanımızı, İslam'ımızı onu bir yargılarsak o zaman nerede olduğumuzu görürüz.
Sufiler önce kendilerini yargılarlar. Biz kendimizi yargıladığımızda ben kendi nefsim için söyleyeyim battığımızı görüyoruz. Şimdi öyle olunca Allah hiçbir şeyle bitişmez. Hiçbir şeylerden ayrılmaz da Allah bir şey olması için oluşması için de gayret etmez. Sen insansın, gayret edersin. Allah gayret etmez. Allah bir şey verecekse de gayret etmeden verir. Ol der, olur. Allah'ın çalışmasına ihtiyaç yoktur. Gayret etmesine ihtiyaç yoktur. Ve o, şimdi yakinliğe geleceğim. O, her şeyle her an beraberdir. Allah bir şeye özel olarak yakinlik kurmaz.
Uzak olan biz deriz. Perdeli olan da biz deriz. O, eyvallah. Hani şimdi hadisi kutsiye atfedelim, bir adım gelene on adım gelirim. Aslında o Cenab-ı Hakk'ın lütfi ilahisidir. Sen bir adım attığında o senin önünden on perdeyi kaldırır. Sen ona on adım atarsın, o senin kalbinden yüz perdeyi kaldırır.
Sen ona yüz adım gidersin, o senin önünde kendince, kendi zulümlerinden oluşan, kendi yaptığın zulümden, kendi cahilliklerinden, kendi aymazlıklarından olan perdeleri ortadan kaldırır. Yani seni karanlıktan aydınlığa çıkmana yardım eder, lütfeder, ikram eder. Tabiri caizse, Allah zaten her şeyi çepeçevre kuşatmış, çepeçevre sarmış ve yerinde, göğünde nuru Allah.
Her şeyi nuruyla sarmış. Öyle olunca, yakinlik sendendir. Sen gayret edersin, ilmel yakin olursun. Sen gayret edersin, aynel yakin olursun. Sen gayret edersin, hakkel yakin olursun. Sen gayret edersin, hakikatin de hakikati var deyip, hakikate doğru koşarsın. o yüzden buradaki yakinlikten kasıt kulun koşması, mücadele etmesidir. Mücadele edenlere yollarımızı açarız, ayeti kerimesini hiçbir zaman unutmayacağız. ve hangi halde olursanız olun, hangi halin içerisinde olursanız olun, Allah yaptıklarınızı görür ve hangi halde olursan ol, seni çepeçevre çevrelemiş, sarmıştır.
Sen şirkin içerisinde de olsan, o seni ilmiyle sarmıştır. Sen küfrün içinde de olsan, o seni ilmiyle sarmıştır. Ve sen Allah'a ne kadar büyük çirkinlik yaparsan yap, yine ilmiyle sarmıştır. Rabbim hepimizi kendisine yakin olan kullarından eylesin. Şimdi bu yakinliği anlamak, seni çepeçevre sardığını görmek istiyorsan, eskilerin tabiriyle, eline la kılıcını al, ne var ise hayatında kes, at.
Nedir kesip atacağın? Ben heva, heves, nefis, şeytan. Kolununu, kanadını kes demiyorum. Çünkü seni Allah'tan uzaklaştıran en önemli şey, senin nefsin, heva ve hevesin. Bu hali korumanın, bu hali uyanık bir şekilde yaşamanın, ben, bendeki ölçüsü, veyahut da çıkış kapısı, gözünün gördüğü, görmediği her şeyden fazla Allah'ı sevmek ve her daim Allah'ı zikretmek.
Bu sohbetin son noktası bu. O yüzden Allah'a, hani buradaki sözün başındaki ilahi varlığa ulaşma olarak nitelendirdiğimiz kırkıncı makam, bu uzun bir sohbet manzumesi oldu, kırkıncı makamı bununla sonlandıralım. Sizlere bu konuda söyleyebileceğim en kendimce öz nasihat bu.
Allah'ı çok sevin. Ayet-i kerimede Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Onun ölçüsü sünnet-i seniye uymanız. Sünnet-i seniyeden taviz vermeyin hayatınızda. Allah'ı sevmekten taviz vermeyin ve zikrinizden taviz vermeyin.
Eğer bunları oturtturursanız yakınliğinde yakınliğine ulaşmış olursunuz. Rabbim cümlemizi affetsin inşallah. Bir soru geldi, ona da bakalım, sohbeti sonlandıralım. Önümüzdeki hafta nihayet bu şeyi bitirdik. Dört kapı kırk makamı. Belki de tam anlatamadık, tam çözümleyemedik. O yüzden ama dilimizin döndüğü bu Rabbim inşallah daha da ilminde derinleştirsin hepimizi. 1435. Beyt'ten inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Bu şey de enteresan bir beyt bu. Ardından gelen. Yani böyle tam sufilikle alakalı beytler geliyor.
1435. Beyt. Şimdiden heyecanlansın ben kendim Mustafa Özbağ olarak. Hal, güzel bir gelinin cilvesidir. Makam ise o gelinle halvet olup vuslatına erişmektir. Gelinin cilvesini padişah da görür, başkaları da. Fakat onunla vuslat ancak aziz padişaha mahsustur. Gelin havasa da cilve eder, avhama da. Ama onunla halvete giren ancak padişahtır. Bu Hz. Pir'in sufilerin hal olarak nitelendirdiği, halden hakikate geçmelerini gerektirdiği bir beyti.
herhalde bunlar da bu ne diyorlar, hamur çok mu su götürür diyorlar. Hamur mu, un mu? Hamur. Bu hamur yine çok su götürecek inşallah. Önümüzdeki hafta oradan devam edeceğiz. annem ve babamın sadece resmi nikahı vardı, dini nikahları hiç olmadı. Bu evlilikten doğan çocuklar olarak veledi zina mıyız? Bunun bize bir etkisi var mıdır? Bunun için benim yapabileceğim bir şey var mı? Benim de çocuklarım da oldu, çocuklara bir etkisi var mı? Annem ve babam yıllar önce boşandılar. Bu onların günahı, bu onların kusuru.
Ayetle sabit çocuklar annem ve babalarının cezalarını çekmezler, suçlarını çekmezler diye. Rabbim seni de çocuklarını da affetsin inşallah. Haklarınızı helal edin. El-Fatiha Haman Selamat

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi