Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Temmuz 2014 · 59:14
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin. Hayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Bu mübarek Ramazan'ın sonunda af olmayı yürümize nasip eylesin. Kıfrada sadece bir kıfranın cennete gideceğim hazisini birlikte aldım. Ümmet'in sapıklılıkta, yanlışlıkta toplanmaz hadisi ile 73 kırkanın sadece bir kırkanın cennete gideceği hazisini birlikte nasıl değerlendireceğiz?
72 kırkan yanlışta toplanmış oldu. Ümmet'in dediyse ve ümmet'in bir kırkası kurtuluşa erdiyse o bir kırkası demek ki Kur'an ve cennete tabi olur. Ümmet'in hitabına layık olmuştur. Diğer 72 kırka ise kendince Kur'an ve cennet tarihinden sapıklılığa doğru gitmişler ve onlar kurtuluşa eredikler.
İslam tarihi boyunca bu 72 kırkanın içerisinde kimlerin girip, girmediği ile alakalı hep tartışmalar olmuş. İslam tarihi boyunca bunlar içerisinde kim kurtuluşa ermiş, kim kurtuluşa ermiş. Bunların hep kendi gayresinde, kendi zamanında, kendi zamanında, kendi coğrafyasında hep tartışılmış. Biz hem mezhep olarak hem meşref olarak kim La La İllallah Muhammed'in kuruluşa eriyorsa onu tekfir etmeyiz.
Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem adetlerin de tekfir edilmesini yasaklamış. O yüzden bu manada La La İllallah Muhammed'in Resulullah diyenleri cehennemini görme noktasında, küfür ehli görme noktasında da değil. Burada genel tabir olarak, ümmet, yani Kur'an ve sünnete sımsık yapışanlar, sapıklıkta, delalette birleşmezler.
Bunu normalde ister o günün alimleri ve toplulukları, kurulukları, cemaatleri, cemiyetler olarak görür. İster bin dört yüz yıllık gelmiş olan bir silsile olarak görür. Bin dört yüz yıllık silsile içerisinde de bakarsanız bu meseleye, ümmetin toplandığı noktaları görürsünüz. Bin dört yüz yıllık silsile, ister bunu kelam ilmi olarak, ister hadis ilmi olarak, ister fıkıh ilmi olarak, ister teşsil ilmi olarak, ister hakaret ilmi olarak bakarsanız, bin dört yüz yıllık o gelenek, bin dört yüz yıllık o geçmiş, bin dört yüz yıllık o kültür bize yalan söylemez.
Bu mesele bir tarafıdır. Bir de normalde o yüz yılda, o zamanda, o coğrafyada yaşayanlara bakacağız. Bu zamanda, bu coğrafyada, burada yaşayan insanlara bakacağız. Bunlar da eğer ki bu noktada, ümmet noktasında bir yerde toplandılarsa, o zaman yine o yetmiş üç kurkanın, yetmiş ikisinin içerisinde değillerdir demektir. Bu demek değildir ki bazı doğrular vardır, insanlar tek başına kalır. Ama onun o doğruluğunu Kur'an'a, sünnete, ümmetin içerisindeki iştahat planasına dayandıması gerekir. Eğer bir doğru Kur'an'a, sünnete, müştehidlerin iştahatı oluyorsa, ister sonu bütün ümmet karşı çıksın, o doğruluk. Veya bir topluluk düşünün, o topluluk, bir topluluk, küçük bir topluluk da olabilir.
Yapmış olduğu davranış, hareket, fiiliyat, düşünce sistemi, Kur'an'a, sünnete, imamların iştahatına uyuyorsa, isterse etrafında hiç kimse olmasın, çok azınlık bir şey olsun. O doğrudur, o kurtuluşa ermiştir. Delalette değildir. Ama bütün ümmet bir şeye karşı çıkıyorsa, bütün ümmeti bir şey karşısına aldıysa, ve genel olarak, dayanık olarak, elinde Kur'an'dan ve sünnetten, imamların iştahatına bir dayanığı yok ise, o zaman biz onu normalde, o topluluğun doğru olduğuna dair elimizde, bir kesin dini ibare olmaz.
O yüzden, bu ister şahıs pazı olsun, bir kimsenin kendi şahsı dairesinde, fiiliyatı yapmış olduğu hareket ve düşünce sistemi. İsterse bu, içinde bulunduğumuz cemaat olsun, isterse içinde bulunduğumuz ülke olsun, isterse içinde bulunduğumuz İslam coğrafyası olsun, meseleye bakış açımız bu olur. Fiiliyat açısından Kur'an ve sünneti uyuyor mu? Fikriyat açısından Kur'an ve sünneti uyuyor mu? Birinci derecede insanlar fikriyata vehemmiyet verdiler. Evet doğrudur, fikriyat bu noktada tevhid akidesidir. Bir kimse tevhid akidesine söylem olarak sahip olabilir, bu bizi aldatmasın. Yapmış olduğu iş nedir? Biz ona bakalım. Niceleri din adına Müslümanları taktidiyorlar şu anda.
Niceleri din adına Müslümanları kümbü rehli olarak görüyorlar ve gösteriyorlar. O zaman bir kimsenin söylemi değil, fiiliyatı da önemli. Sadece söylemde kalmak, yani dini akidede sadece bir fikir sahibi olmak, muamelet sahibi olmamak, dini noktada sadece bir kimse fikriyatını ortaya koyması, fiiliyatını ortaya koymaması o kimseyi kurtarmaz. İslam fikriyatla muameleti yan yana götürür. İslam düşünceyle fiiliyatı yan yana götürür. Bir kimsenin düşüncesi İslam olabilir, fiiliyatına bakacağız. Benim düşüncem İslam deyip, kührün içerisinde gizebilir bir kimse. Veya bir kimse kendince ben Allah'a ve Resulüne iman ettim deyip, fiiliyat noktasında küfre düşebilir.
O zaman biz o kimsenin hem fikriyatıyla, hem de fiiliyatıyla ilgileneceğiz. Bu şahıs bazında biz kendi kendimize bakarken, kendi fikriyatımıza ve fiiliyatımıza bakacağız. Oruç, farz kabul ettik, ama bütün şartlar yerindeyken orucu terk etmiş göz görevler. Fikriyat açısından Kur'an ve Sünnet'e iman etti. Veya ben Allah'a iman ettim dedi bizim yanımıza, ama orucun farzlığından, farzlığın noktasında sıkıntı var. Yani bir tarafta, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyip, iman ettim deyip, orucun farziyetine inanmıyor. Orucun farziyetine inanmayınca, bakın o, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyişi, ni, orucun farzına inanmamak düşürdü. O yüzden fikriyat önemli, aynı zamanda fiiliyat da önemli. Fiiliyat açısından ne yapıyor?
Allah'ın ve Resulünün lanet ettiği, Allah ve Resulünün asla bunu Müslüman yapmaz dedi, hal ve hareketlerin içerisinde bulunuyormuş. Bu ne gibi? Bu çok affedersin, eşcinseliyet dedi. Bu çocuklara bir bakın, kızmadan. Bir kimse, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah derken, eşcinsellik eğilim değil, eşcinsellik yapıyorsa, göz göre göre, bir tarafta, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah demek var, öbür tarafta da eşcinsellik var.
Eşcinsellik, lanetlenmiş bir iş. O kimse, fiiliyat açısından lanetlenmiş bir işi yapıyor. Lanetlenmiş bir işi yaparken, o kimsenin, o zaman oradaki, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah değişir, açığa düştü. Biz ona imansız diyemeyiz, Allah bizi muhafaza eylesin. Ama açığa düşmüş oldu. Bunun gibi, bir kimsenin, fikriyatı, Kur'an ve sünnete uygun olurken, fiiliyatına da dikkat edecek. Fiiliyat noktasında, Allah'ın menettiği, redettiği, asla olmaz kabul ettiği. Şirk, amin. Cenab-ı Hak şirkte, karşıma gelmeyin demiş. Nicelalâ illallah Muhammeden Resulullah diyenler var ki, şirk üzerindeler. Fikriyat açısından, o kimseyi kendince, imam ehli olarak görüyor kendini. Ama fiiliyat açısından, şirklere, şirklerin içerisine görünmüş.
Bunun gibi, o zaman bu meselede, gerçek, Kur'an ve sünnete tabi olanlar, tarih boyunca, bin dört yüz yıl boyunca, bir cemaattir. Bunlar için de, zaman merfumu söz konusu değildir. Onlar hazır, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin cemaatinden ve asabından da var. Bunlar bin dört yüz yıl boyunca, tarihin akan serüveninin içerisinde, aynı ırmağın su damlasıdır. Bunların birbirlerinden fark görmek mümkün değildir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, beni rüyasında gören, gerçekte görmüş gibidir. Deyip, zaman merhumunu ortadan kaldırıp, hangi zamanda kim, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, Kur'an ve sünnetine sımsıkı yapışıp, onunla, ama, dahili noktada, Kur'an ve sünnetiyle tanışması ve buluşması, ama batili noktada, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleriyle, buluşması, ona bu müjdeyi verir.
O zaman onlar bundan 100 yıl önce de, 200 yıl önce de, 500 yıl önce de, 700 yıl önce de, 800 yıl önce de, 1000 yıl önce de, 1400 yıl önce de, aynı cemaatin insanlarıydı. Onlar Fırkayı, Naciye'deydi. Kurtuluşa erenlerdi. O zaman kurtuluşa erenleri, tarih boyunca bir cemaat olarak nitelendiriydi. Adı bunun Hanevi'miş, adı Rufa'ymiş, adı Kadri'miş, adı Mevlevi'miş, adı işte Şafi'miş, adı Hanbeli'miş, adı sahabeymiş, muhakkak kıymetli, ama yok, işte Tavi'miş, Tema-i Tavi'miş, yok bugünkü Kura ve sünnetin içerisinde, yaşama mücadelesi veren,
Allah dostları'miş. Bunların arasında bir fark yoktur, hepsi de nedir? hepsi de Fırkayı Naciye'dendir. Hepsi de kurtuluşa erenlerdendir. Dünün nasıl Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri'nin zamanda hacileri varsa, nasıl Hazreti Osman Efendimiz'i muasara altına alıp, La La İllallah Muhammeden Resulullah deyip Hazreti Osman'ı katlettilerse, nasıl La La İllallah Muhammeden Resulullah dediği halde ve diyerekten, Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleriyle savaşmışlar ise, nasıl La La İllallah Muhammeden Resulullah diyerekten Hazreti Hüseyin Efendimiz'i şehit ettilerse,
nasıl La La İllallah Muhammeden Resulullah diyerekten Hazreti Hasan Efendimiz'i komptolarla şehit ettilerse, Fırkayı Daile'de 1400 yıldan beri aynı cemaattir. Adem'den beri aynı cemaattir onlar. Nasıl hidayete kavuşanlar Adem'den itibaren aynı cemaatsa, delalet üzerine gidenler de Adem'den itibaren aynı cemaattir. Onlar zaman söz konusu değildir. Nasıl dünün firavunu varsa, Kur'an bize bunu naklediyorsa, nasıl dünün nevredi varsa, bize Kur'an bunu naklediyorsa, nasıl Lut Aleyhisselam'ın kavminde eşcinseller var ise, Kur'an bize bunu naklediyorsa, nasıl ölçüde, tartıda yanlışlık yapanlar var ise, Kur'an bize bunu naklediyorsa, nasıl birbirlerine düşmanlıkla ileri gidenler var ise, geçmiş kavimlerde, Kur'an bize bunları naklediyorsa, nasıl müminlere zulmeden komple Kur'an, müminlerin üzerinde değişik oyunlar yapar ve tarih boyunca müminlerin parakende etmek yenilmesi için,
zaman içerisinde, dünün müşrikleriyle, dünün kafirleriyle, dünün hainleriyle, bir ve beraberlikte bulunan delalet ehli var ise, bugün de vardır. Çünkü Kur'an bize haber veriyor ki, geçmiş ümmetlerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden, siz cennete mi gireceğinizi düşünüyorsunuz? İngiliz'iyle ortak Osmanlı'yı arkadan nasıl vurdularsa, bugün vuracaklar.
Dün nasıl Bizanslılarla beraber, Osmanlı'ya karşı, Müslümanlara karşı savaştılarsa, bugün de, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyip, bugünün Bizanslılarla ortak olup, sünnet mücadelesine karşı, mücadele yürütecek olan, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen, tiplere rastlamamız mümkündür. Hiçbir zaman. Onlar bize birer derstir. Tarihte nasıl olduysa, bugün de bizim başımıza bunlar olacaktır. Nasıl Osmanlı'da din adına, Kur'an adına, Osmanlı'da hilafete savaş açanlar, din adına, Kur'an adına, Müslüman tarih boyunca, Müslümanlık tarihi boyunca, dosdoğru giden bir şeye çomak sokmaya çalışan, gafiller, cahiller, satılmış meyilliler, ruhu fahişe adamlar var ise, bugün de vardır onlar.
Onlar hiç eksilmezler. Hiç eksilmezler. Onlar kah giderler, nasıl Osmanlı'dan kaçıp da, işte Bizanslılarla beraber, tah kavgası verenler var ise, nasıl Selçuklular zamanında bu tip şeyler olduysa, nasıl ondan önceki İslam devletlerinde bunlar görüldüyse, nasıl İslam tarihi boyunca, Hz. Hacı Raddallahu Anh Hazretleri zamanında dahi, haricilerle büyük mücadele edildiyse, nasıl Hz. Hacı Raddallahu Anh Hazretleri zamanında dahi, din adına şehit edildiyse, bizi şehit eden kimse, Hz. Hacı Raddallahu Anh Hazretleri zamanında,
Hz. Ali Efendimiz'in bidatlara boğulduğu, terenemesiyle şehit ettiyse, bizim yazımızı elimizden, dini yazımızı elimizden alınca, biz tarihimizi bilemez oldukuz. Hz. Ali Efendimiz'i şehit edenin fikriyatını bilirsek, bugünkü Ali'leri şehit etmeye çalışanların fikriyatını daha iyi tanıyabiliriz. Ordu'yu tanıyamayız. Biz tarihimizi bilmiyoruz. Biz bugün normalde baktığımız zaman, tarih bilenler, meselenin boyutunu daha farklı görürler. Düşman değişmez. Müşrikler değişmez. Aynıdır onlar.
Onlar da bir nehrin damlacıklarıdır. Hz. Ne demiş koca şair, oluklar çift. Birinden nur akar, bir yerinden kir. İki oluk vardır. Zaman söz konusu değildir. Birinden nur akar, diğerinden kir. Bir kimseden iki fiilya zuhur eder. Ya nurdur, ya kirdir. Başka bir şey değildir. O zaman bütün topluluklarla aynıdır. Siz ya topluluk olarak nur'a koşuyorsunuzdur, ya da nara koşuyorsunuzdur. Değişmez. Aynı şeydir. O yüzden tarih boyunca aynı şeyler yaşanmıştır. Üç aşağı beş yukarıdır. Şahıslar değişir. Tezgah aynı tezgahdır. İpliğin rengini farklı görürsün sen. İplik de aynı renktir, aynı ipliktir.
Değişen bir şey yoktur. Değişen bir şey yoktur. O gün de Firavun'un vardır, bugün de Firavun'un vardır. O gün de Firavun'un yanında din adamları vardır, bugün de Firavun'un yanında din adamları vardır. O gün de Hz. Ali Efendimiz'i din adına şehit ederler, bugün de Hz. Ali'leri din adına şehit ederler. O gün Hz. Hüseyin Efendimiz'i, Hz. Hüseyin Efendimiz'i koltuk için şehit ederler. Bugün de koltuk için şehit ederler. Değişmez bir şey yoktur. O yüzden tarihin bu sürkecinde ümmet yani o koltuğuşa erenler bir ırmağın insanlarıdır. Onlar bin yıl önce, bin yıl sonra erenler değil, aynı ırmakta devam ederler. Ve onlar bu noktada firkeyi naci ederiz. Tanımlamak çok kolay, hadis-i şerif, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinde tanımlama noktasında bize ölçü vermiş.
Nasıl tanırız ya Resulallah? Kim Kur'an ve sünnetime sımsık yapışırsa, o firkeyi naci eder demiş. Bitti. Üçüncü bir şık yok. Allah bizi onlardan eylesin. İşte bunlar delalette toplanmıyorlar. 1400 yıldan beri delalette toplanmamışlar. Bugün de delalette ne yapıyorlar? Toplanmıyorlar ama bizi onlardan eylesin. Allah'ın herhangi bir ismini belli bir sayıda söyleyince insanın bir hastalığına çare olur. Ya da şöyle bir özellik kazanır diye bir kitap gördük. Allah'ın isimlerinin sırları kitabı. Allah'ın isimlerinin muhakkak sırları vardır, muhakkak belli sayılarda çekilirse muhakkak şifası da vardır.
Allah'ın isimlerinin hepsi de şifadır. Ama burada o kimsenin kendi içiyle alakalıdır. Kendi içiyle alakalıdır. Siz gönülden inanır, gönülden dua eder, gönülden Cenab-ı Hak'ın bir ismi şerifini kendinize vesile ederseniz, Allah'ın izniyle İnşallah Rahman Cenab-ı Hak muranınıza nail eder. Allah'ın isimlerinin kalbinde hastalık bulunanlar kimlerdir, çaresi nedir? Kalpteki hastalık, Kur'an ve sünnetin dışında olan her ne var ise kalpte hastalıktır. Kendir, kibirdir, kıymettir, dedikodudur, insanın fikir bozukluğudur, ihlas bozukluğudur. Her şeyin çaresi Kur'an ve sünnette iyi Müslüman, iyi kul olmakta, iyi mümkün olmakta. İçinle dışınla iyi olmaya çalışın. İçinle dışınla.
İçinden farklı şeyler geçirme. İyi Müslüman ol. İçinle dışınla iyi Müslüman olma yolunda gayret et. İyi kul olma yolunda gayret et. Bunun yolu belli, dilini koru. Bunun yolu belli, elini koru, gözünü koru. Kulağını koru, huzurlarını koru. Bunun yolu belli. Hiç kimseye bu noktada eksiklik, nopsanlık yapmamaya çalışın. Hiç kimseye zarar vermemaya çalışın. Bunun yolu belli. Allah bizi onlardan eylesin. Geçtiğimiz senelerde itikapla alakalı ders yapmışsınız. Tekrar itikafta ne yapılması hakkında bir bilgiler verebilirsiniz. Allah razı olsun. İtikas metedilmiş bir ibadet. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri Medine'ye hicret ettikten sonra itikazı hiç terk etmemiş.
Ve her itikafta Cebrail aleyhi ve sellem gelmiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleriyle Kur'an'ı mukabele etmişler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri Medine'deki hayatı boyunca intikafı terk etmemiş. Gönül arzu eder ki kardeşler bu konuda gayretli olsunlar. Bu konuda itikafa niyet edip inşallah mahalle camilerinde 10 gündür itikafa gelsinler.
Bayan kardeşler de mümkün olursa bu itikaflarını evlerinde yapsınlar. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri bir itikafa niyet edip bir Ramazan günü itikafa girdi. Bir sabah kalktı bir de baktı ki birkaç tane daha çadır kurulmuş. Bu çadırlar kimin dedi? Dediler ki işte sizin zevcelerinizin kendi itikaf çadırını yıktı terk etti. O senede o terk etti itikabını Muharrem ayında iade etti. O yüzden Muharrem ayında da da itikafa girmek bu noktada sünnet oldu. Oradan anlaşıldı ki kadınların camilerde itikafa girmeleri caiz değil. Kadınlar itikafa evlerinde gezecekler. Bizim itikaf dersimiz bellidir. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri bu fakiri itikafa katarken normal biz ders virklerimizdeki işte yüzer taneleri beşer yüze çıkıyoruz.
Normal günlük birini o kimse sabahlı akşamlıysa sabahlı akşamlı beş yüz beş yüz çeker. Tevhidler harik. Eğer tek dersi varsa, bir tek günlük dersi varsa günlük dersini beş yüz olarak çeker. Yetmiş bin tevhidi bitirir bir günde. Yapabilenler, mümkün olanlar, müsait olanlar, dünya kelamı konuşmazlar, hayvansal gıda yemezler. Şeyh Efendi'nin beni kattığı itikaf buydu. Bunun için üstaddan özel izin alması gerekir bu noktada. Üstad ona nasıl bir itikaf öngörüyorsa, o da itikafını öyle yapar. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri yağsız, tuzsuz, ondan sonra işte böyle lezzeti olmayan, birinci gün bir dilim, ikinci gün işte yarın dilim, üçüncü gün iki üç lokma.
Bunu öyle itikafa katmıştır. Ondan sonra işte çorba yağsız olacak, tuzsuz olacak, hayvansal gıdağ olmayacak, hiç. Dünya kelamı konuşmayacağım, güneşe çıkmayacağım, insanların yanına çıkmayacak, itikafı böyle yapar. Üç gün bu ders yetmiş bin, yetmiş bin, yetmiş bin ve beşer yüz olarak devam eder. Üç gün içerisinde Hazreti Peygamber Selamullah Aleyhisselam adetlerini görürsen, onunla alakalı bir ses işitirse, onun sarının cübbesini, takkesini, işte ne bileyim, ayakkabısını, evini, onunla alakalı bir eşyasını görürse,
dördüncü gün yine beşer yüzleri çekip, on bin salatu selam getirip, yüz bin lafzayı celal çeker. Ben bizim dergahımıza göre olan itikafı tarif ediyorum. Bunun bitiminde size normal fıkıh kitaplarındaki itikafı da tarif edeceğim. O kimse dördüncü gün yüz bin lafzayı celal çeker, beşinci gün yine beşer yüzleri çekerek de tevhide döner. Yetmiş bin tevhid. Altıncı gün yine beşer yüzleri çeker, yüz bin lafzayı celal. Yedinci gün tevhid, sekizdüncü gün lafzayı celal, dokuzuncu gün tevhid, onuncu gün lafzayı celal ile itikafı biter. İtikaf dolu dolu on gece olması gerekir. On gece, ona göre sadece bayram sabah namazında, bayram sabah namazından sonra, yani bayram namazından sonra itikaf biter.
Ve itikaf bittikten sonra da o kimse evcazine gider. Şeyde girenler için, camide girenler için. Bayan kardeşler de aynı dersleri çekerler, onlar evlerinin bir köşesine bir secdade koyarlar. Evlerinin köşesine bir secdade koyaraktan, o secdadenin üzerinde derslerini çekerekten itikaflarını bitirirler. Bitirirler günlük işlerini, azami aşağı çekerekten, ama evdeki düzeni bozmadan, eşleriyle ve çocuklarıyla olan irtibatlarını intikaya uzatmadan, itikaflarını aynı şekilde bitirler.
Önceden eski Osmanlı evlerinde itikaf hane vardı. Veya hücre derlerdi. İnsanlar böyle bir kişinin namaz kılacağı, en fazla iki kişinin namaz kılacağı kadar bir yer olurmuş. Orada itikaflarını yaparlarmış bayanlar. Erkekler de zaman zaman hayvet ederlermiş. Bir günlük, iki günlük evlerinde böyle. Üç günlük hayvet ederler, hiç dışarı çıkmazlar. Orada zikirle iştigal ederler. İşte oruç tutarlar, öyle evlerinde hayvet ederlermiş. O yüzden bütün buradan dergaha sesleniyorum. İtikafa girmeye müsait olanlar son on gün, on gece yani. İtikafa girmeye gayret etsinler. İnşallah. Evlerinde girmek isteyen bayan kardeşler de evlerinde girsinler. Muhakkak bir belgede itikafa girilmesi gerekir, farz-ı kifa eder.
O belgeye rahmet olur, bereket olur, lütuf olur, ikram olur, ihsan olur, hidayet olur. Eğer bir kimse bu noktada kendisi girerse, itikaf aynı zamanda seyr-i sülük olur. İtikafsız bir seyr-i sülük olmaz. İtikafsız bir dervişlik kolay kolay olmaz. Muhakkak ki itikaf ibadeti önemlidir. O yüzden bizim dergahımızda da itikaf ibadeti bu noktada önemlidir. Bir de işin fıkır noktası vardır. Şeriat'a göre girmek denir buna. O kimse de yine camide girer. O kayvansal gıdalardan uzak durma olmaz ondan. İşte normal yerini yiyer, orucunu tutar, iftarını yapar. İşte gerektiği kadar da konuşabilir. Bunlar da şeriat'a uygundur. Bunda da bir sıkıntı yoktur. Böylece itikafa bir kimse gelebilir.
Onda on günde niyet edebilir namazan itikafı. On gün ama bir günlükte olur, iki günlükte olur, üç günlükte olur, beş günlükte olur, yedi günlükte olur. Veyahut da o kimse saatlik de itikafa gelebilir. İşte teravih kılıncaya kadar, caviden çıkıncaya kadar, mescitten çıkıncaya kadar gibi itikafa niyet edip o kimse de böylece itikaf edebilir. Yarın inşallah durumuna gidiyoruz. Buraya ile alakalı biraz bilgi veriyoruz. Bir de tavaf ederken okunan esmalar varmış, onları da anlatır mısınız? Ömreye gidenlerin ömreleri mübarek olsun.
Yenava kayıza gidip kendilerini nasip et. Gitmeyenlerin en kısa zamanında gitmeyi, gidemelerin de tekrar tekrar gitmeyi nasip et. Namurdan ömresi gerçekten böyle mübarek net edilmiş, rütfedilmiş, ikram edilmiş, ihsan edilmiş diyorlarız. E gidenlerce tadı malumdur. Hani burada da şimdi böyle hiç bal yalamayan bir kimseye kavanozdan bal gösterip bize balı anlatmak gibi bir şey olacak bizimkiler.
İnşallah giden kardeşler ahlaklarına, iç ve dış hallerine iyi dikkat etsinler. Kimseyi kırmadan, incitmeden, üzmeden, kimseyi bu noktada ötelemeden, itelemeden, kimseyle kavga etmeden, kimseyiyle tartışmadan, ilk önce medeniye münevvereye gidiliyor bildiğim kadarıyla. Daha buradan itibaren salatü selam çeke çeke, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne salavat-ı şerife çeke çeke inşallah.
Gelilerine öyle bir noktaya getirmeyi, illa ki Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne misafir olacaklar. Kime misafir olacaklarını bu noktada tefekkür ede eder. İnşallah, yola çıksınlar. Bu noktada medeniye münevvere de bol bol namaz kılsınlar. Bol bol derken, gündüzlerin böyle çarşıda orada burada geçirmesinler. Boş, vakit kalmasın hiç. Komple vakitlerini medeniye münevvere de namazla geçirsinler. Ve mülkün olduğunca her ziyarette Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin bizatihi kabri şerifini ziyaret etsinler. Bizatihi. Bunu yapabilenler her gün yapsınlar. Yapabilenler her namaz vaktinden sonra yapsınlar.
Muhakkak ki Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin bizatihi kabri şerifinin başına geçip orada dua etsinler. Bizatihi. Bizatihi. Bunu böyle Angarya gibi görmek, bunu böyle ya gerek yok işte buraya gelmez mi diye görmek veyahut da ya buradan okuyoruz demek bunların hepsi de hepsinin işidir. Çünkü oraya gidip Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin selamını alıp selamlaşıp gelmek var.
İnşallah giden kardeşlerin hepsinde de bu tecelli eder, gurur eder. O yüzden giderken bol bol tövbe edip, salatu selamla gidip, huzura öyle varmak, edeble, niyazla, duayla huzura varmak gerekir. Ve orada muhakkak böyle çok yemek, işte orada böyle çok kürmek, şakalaşmak, böyle birbirinden lüabalilik yapmak, ciddiyeti kaybetmek, orada sokaklarda, caddelerde sufi ahlak ve azabının dışında hareket etmek, dervişler için herhalde zehirli birer ok olur.
O yüzden suhiler için bu gerçekten sufiliklerinin de alakalı bir sıkıntı yaşayabilirler Allah'ıma bazı edersin. Edebe, Erkan'a riayet etmek, orada başınızda bulunan görevciye riayet etmek, şikayet etmemek, böyle orada işte yok yorgan yatar kavgası yapmamak, orada işte yok arabaydı, oteldi, yan yattı, çamura battı bunların tartışmasını yapmamak. Yapacaksan buradan daha yapmalıdır, orada yapma artık. Huzur ehli olmak, sufi huzur ehlidir. Huzur ehli ise başına gelen her şeyi Rabbinden bilir, şikayet etmez. Kaldı ki misafir olduğunuz yer, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin beldesidir. Orada oranın taşından, toprağından şikayet etmek, suyundan, havasından şikayet etmek, oranın herhangi bir şeyinden şikayet etmek, ev sahibinden şikayet etmek gibidir.
Gitseniz bir eve misafir olsanız, misafir olduğunuz evin, yok koltuğunu beğenmeseniz, yok yemeğini beğenmeseniz, yok evini beğenmeseniz, ev sahibini incitmiş olmaz mısınız? Veya gelse size birisi misafir olsa, misafir olana siz var gücünüzde, bütün gücünüzde, kuvvetinizde, onu en iyi şekilde ağırlayacağım diye uğraşırken, o sizin yemeğinizi yemese, o sizin yatağınızı beğenmesen, havlunuzu beğenmesen, o sizi beğenmesen, sizin yaşadığınız yeri beğenmesen, incinmez misiniz?
O yüzden ben para verdim, şöyle otelde kalacağım, git İstanbul'da beş boyunuzda otel çok, o git orada kal. Ben para verdim, daha yakın kalacağım, sen git o zaman başka bir yerde, bizden uzak dur, nereye gidiyorsan git, onlarla git veya bizden de uzak dur, git sen nerede kalıyorsan kal. Bizim havlulu, bizim oradaki, huzurumuzu boğulma. İşte, ya mağire bizi sattılar, kimse kimseyi satmıyor, herkes serbest. İsteyen istediğin şirkette istediği yere gidebilir, hıh herkes. Bizde öyle bir şey yok. Canı isteyen, canı istediği şirkette gitsin. Bu, bu sefer de böyle, dün de böyleydi, yarın da böyle olacak. Canı isteyen, canı istediği partiye oy atsın. Dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da öyle olacak.
Canı isteyen gitsin, istediği cumhurbaşkanlığının seçiminde, istediği kimseyi desteklesin. Dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Bizim hiç kimsenin başına baskı yapma noktasında değiliz. Ama bizim huzurumuzu boğulma. Biz yanı başımızdan hançer yemek istemiyoruz. Bu bize daha da acı geliyor. İtiraz eşyağından, isyan eşyağından değil. Allah muhafaza eylesin. Huzur boğulma. Bakın hangi şirkette gidiyorsanız gidin. Gerçekten samimi söylüyorum bunu. Ben bin yıl öbürüne gitsen ben yine mahirle gideceğim. Mahir işi bıraktığınızda, işi bırakmadığınızda. Bunun da sebebi şu, bunu defalarca söyledim, tekrar söyledim. Bana şeyhimden bir hatıra. Mustafa ben de oğlum, bu sene biz bununla gitmedik, göndermedim buna ders olsun ama bundan sonraki senelerde bununla devam edeceğiz dedi bana.
Ben inşallah da bunu gittim. Bu benim kendimce. Buradaki arkadaşların hiçbirisi gitmese, ben ömre gidecek olsam, Mahir'e kaldırın telefonu. Mahir ben ömre gideceğim, bunu ortadan yapmam gerekiyorsa, şöyle der, çıkar. Ben gönderebileceğim seni derse, onunla yapacak bir şeyim yok. Veyahut da al, kusura bakma, ben yapamayacağım. Eyvallah, Allah yoluna çık etsin. Bu noktada bir sıkıntım yok. Bu benim kendimce. Yoksa herkes buna mecbur diye bir kaydede yok. Veyahut da ya işte birisi gelsin, burada da ömreye gideceğini söylesin. Bak birisi dışarıdan gelecek, burada işte ömreye gideceğini söyleyecek. Buna da müsaade etme. Burasını da ticaret amel çevirme noktasında değil.
Tam mahir, mahir ticaret gibi görmüyorum onu. Ona şey gibi bana bir emaneti gibi görüyorum. Bu bahta. Ya işte bir başkası gelip orada hani ilan ediyor. Bir başkası gelip tabii bu arkadaşların bir arada toplanmasına sebep oldu da gelsin o burada ilan etsin. Böyle bir de bunları da duyuyorum. Duymuyor değil mi? Bunları da duymuyor değil mi? Kardeşler kimse kimseyi zorlamıyor. İsteydi, istedi, şirkette gitsin. Kimse kimseyi zorlamıyor. Ya filanca varmış şirkette işte gelip de burada açıklayacakmış. Bazen buraya getiriyor ya arkadaşlar. Bir şey de diyemiyorum. Getirmeyin kardeşler buraya. Bir kardeş kendisi götürüyorsa burada gelsin ilan etsin.
Arkadaşlar işte bizim normalde için sayıp burada mı sayıp? Sayıp bu seni kasap olarak götürüyor musun yine? Evet. Ha Said ilan etsin. Söylesin. Buna hakkı var Said'e. Veyahut da kim var? Başka bizim arkadaşlardan harca götüren mi? Adem var. Adem var. Bunu söylesin. Bu hakkı onun. Ama dışarıdan birisinin gelip de burada bir şey söylemesi hakkı değil kardeş.
Bu kadar basit. Allah razı olsun. Bu noktada Medine evine vere gittiğinizde kime misafir olduğunuzu, kimin ziyarete gittiğinizin birincinde olduğunu. Tartışmayın, kavga etmeyin, razı olun. Yiyeceğiz diye uğraşmayın. İşe diye uğraşmayın. Elinizi olur olmaz her şeye sürmeyin. Vay yoğur dağıtıyorlarmış sıraya girmeyin. Bunlar son bir ahlakı değil. Yok hurma dağıtıyorlarmış. Haydi kapçam diye uğraşmayın. Vay filanca yerde yemek dağıtıyorlarmış sıraya çekirge sürüsü gibi oraya gitmeyin. Orada dağıtılacak hurmaya, orada dağıtılacak yoğurda, orada dağıtılacak ekmeğe ihtiyacı olan ömreye gitmesin. Gitmesin. Sufilikte yok böyle bir şey.
Gözlerimle görmemiş olsam buna inanmamdım. Zengin insan, bildiğimiz, tanıdığımız insan eline almış poşeti hurma toplayacağım diye uğraşıyor. Burada dağıtılacak oldukları hurmaları orada sofralardan toplayacağım diye uğraşanları görmüyor. Allah muhafaza eylesin.
Dervişlik yap, Allah'a tabi ol. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öncesinin misafirisi. Açta kalsan, açıkta da kalsan hikmet gör. Burada bir hikmet var ve sabret. Bu noktadan hepsine uyma inşallah. Oradan Mekke'yi bir keremeye giderken de başta artık tevhide. Oranın dersi de tevhide. Orada da aynı. Allah'ın evine misafirsin. Kırma, dökme, incitme. Bir şeyi koparma, öldürme. Yürü, bir yerlere gitme. Sakin ol. Bol bol ömre ibadeti yap. Vay bugün çok sıcak, ömre yapmayalım deme. Ömre yap. Millet fetva verir. Hazreti Ayşe, vademize ait de o fetva. İşte Hazreti Ayşe vademize orada mescitte İgram'a kattı.
Ömre bir sefer, işte İgram'a girmek. Sen kulağını tıkal onları. Sen gerekirse her gün git, ömre mescidine, ömre mescidinde niyetini yap. Gel, tavafını yap, sayını yap, tıraşını ol. Bir ömre yap. Ertesi gün bir ömre daha yap. Bol bol tavaf et. Sıcaktır, oturma. Oturmaya gitmedin, gürümeye gitmedin. Çarşı ziyaretine gitmedin. Ömrenin bir hurma, bir zemzemdir hediyesi. Çarşı dolaş Allah. Bir örtü alacaklar, bir kırık derlik alacak. Bir tane işte fotoğraf makinesi alacak. Yok işte bir tane ne olacak telefonu alacak. Bütün çarşıyı allak bullak edeyim. Dolaşma çarşıya. Dolaşma. İlk harca gittiğimizde şeyhefendi Allah rahmet eylesin doksan ikide şöyle bir şey söyledi bana.
Mustafa efendim bu kapıdan çıkma oğlum, yasak bu kapı dedi. Ben o kapıdan nereye çıkıldığını son onun söylemesiyle öğrendim. Bir kimse Mekke'de, Mekke'de kapı yasaklanır mı bir kimseye? Şerriyatan baktığında olmaz gibi düşünürsün. Ben dedim ki Hikmet var, Mustafa yüz var. O kapıdan çıkmıyor mu ben hiç? En son Mekke'den gideceğiz. Döneceğiz ertesi gün. Mustafa efendim çıktın mı o kapıdan dedi, unutmamış. Yok efendim çıkmadım dedi bana. Bilmiyorum uzun oraya, bilmiyorum efendim diye. Mustafa hiç çıkmadım mı dedi, hiç çıkmadım efendim. Riyada oradan gidiyor şimdi dedi. Çarşıya açılan kapıymış. Ömre kapısının sağında var ya, o çarşıya açılıyordu o zaman eskiden.
Baktım ki çarşıya açılan kapıymış o. Yasaklanan kapı değil, çarşıymış. Bitti Mekke'de bizim programımız Medine'ye geçtik. Medine'ye geçince Medine'nin evvelinde devam kapı. Bizde 92'de o inşaat da vardı o zaman. Son gün bana dedi ki, Mustafa efendim bir şey aldınız mı dedi, ne alınacak efendim dedim ben. Hani ne alınacak, alınacak olanı da bilmiyoruz. Alınacak olanı da bilmiyoruz. Son gün çarşıya çıktı. Onun zorlamasını var. Hatta o da geldi. Ben çıkmıyorum değil. Hacı Ahmetler de o zaman biz de merak verdin. Hacı Ahmet, Allah tekrar nasibesindeyiz efendim. Amin. Amin.
Bak biraz endirnameli oldu ama. Az. Hacı Ahmet'le beraberdik. Allah razı olsun. Tanışmanızı orada. Belen güzel. Ya. Güzel günlerdir ben Cemal Canet. Ondan sonra 94'den, 95'den ömredirdim beraber. Değil mi? Kaçtı? 96 mıydı? 96'da ömredirdim beraber. Efendim? 95'de sınırdan döndük değil mi? Doğru. Doğru. Bizim bir de Reyhan'la acılığımız var. O sınırdan dönmek değil. Hacı'yiz. Bir tek o zaman atledemedik. Kurban kesemedik. Geylama giremedik. Allah bizi gerilsin. Amin. Evet 96'da sonu ömrede beraber. Ömrede beraber. Tekrar.
Allah kabul etsin. Amin. Mekke-i Mükerreme'de de asla çarşıydı, bacaydı. Orada ne vardı? Bırak. Bol bol tavaf et. Sakın teravih namazlarını kıyıp ıttıracağız diye uğraşma. Sakın. Nefis çünkü kaçırıyor oradan. Su kaçırıyor. Teravih namazlarını kılın. Gece namazlarını kılın oradan. Boş kaldığın zaman. Ya ben namaz kıldığında yoruldum oturmak yok. Parz namaz bitti. Öğlen namazı bitti. Çift tavafa. İkindi namazı bitti. Çift tavafa. Akşam namazı hemen geçiyorsun otele. Yemeğini yiyorsun, hırzı vır. Koşa koşa geliyorsun zaten tekrar. O yüzden yakın otelin bu noktada vartacı var.
Yemeği hızla dön geriye. Uzak otel oldu mu kalıyorsun. Yüz lira, iki yüz lira fazla ödün. İbadet edecek insan. Ömür türü ömür yolda geçecek. Beş kilometre ileride. Haydi akşam namazından sonra otele gitsem gidilmiyor. Gittin mi dönülmüyor. Yat otelde. Yatsın namazını otelde kılacak. Be adam. Madem yatsın namazını sen evinde kılacaktın. Otelde kılacaktın. Ne işin var Mekke-i Mükerreme'de senin? Otur evinde. Be adam. Madem yatsın namazını sen evinde kılacaktın. Ne işin var bedide münevvere de senin? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin mescidinde teravi kılınırken, namaz kılınırken senin ne işin var otelde?
Senin ne işin var çarşıda? Bir başkası gidiyormuş. Sen nasıl sufisin kardeş ya? Sen alışverişe mi gittin oraya? Çarşı-baca dolaşmam gittin. Taş-toprak otel görmem gittin. Millet otel ziyaretine gidiyor. Dikkat edin. Pilateyer'de çok güzel bir otel varmış. Onun böyle lobisine gidecek, onun içerisine dolaşacak. Oraya girecek diye böyle fıstıkçılar gibi orada dolaşacak. Ne işin var? Şimdi Medine'desin gidecek olduğun iki yer var. Bir otel. O da ne? O da ihtiyaç karşılamak için. Git abdestini al, iftarını er, hızla gel otela. Namazını kıl, ibadetini er. Yine diyelim ki işte otele gidilecek böyle bir abdest ihtiyacı var. Veya hafta işte sahur edilecek.
Git gel. Otel sadece sahur yemek, iftar yemek, iki üç saat uyumak için. Guz derip abdest almak için. Bu otel ihtiyacı. Dinlenmeye mi gidiyorsun? Adam diyor ki biraz yatayım ya. Aa yatmaya gelmiş adam. Allah muhafaza eylesin. Sakın ha. Mekke'ye gittin. Mekke'de sakın ha. İşte ya bugün çok sıcak. Evde kalayım. Kardeş yürü. Öyle ya kendimi hasta hissediyor. Git. Kabe'de öl. Kabe'de öl. Ne güzel öl. Git orada hasta ol. Ne güzel hastalık orada. Ne güzel hastalık.
Git tarafta sıkış. Ne güzel sıkışma. Cemil terim çatır çatır çatırdasın biz. Git. Bol bol tavaf edin. Millet. Aa çok güneş. Çıkmayalım. Sen çık. Sen çok güneş deyip kenarda oturma. Sen çok sıcak deyip kenarda oturma. Allah sevimliğini verir. Sen de nasıl verir? O yüzden sabah namazından sonra tavaf edin. Gidin otelde hafiften dinlenin. Öğlen namazından önce gidin tavaf edin. Öğlen namazından sonra tavaf edin. İkinci namazından önce tavaf edin. İkinci namazından sonra tavaf edin. Ahşam vaktine kadar tavaf edin böyle. Diliniz dudağınız kurusun. Yapışsın diliniz. Konuşamayın. Birisi gelip nasılsın dese dahi ona cevap verecek mecahitiniz kalmasın.
Uyu, uyu, uyu. Otelde ondan sonra ne lisin, bursalı mısın, kim neredesin, nelerdensin, kaç tane çocuğun var, kaçınıya verdin, ne yaptın, Allah iyiliğini versin senin. Mekke'ye ibadete mi geldin, adamın seceresini mi yazacaksın? Financıya ve pişman cevap tanıyor musun? Mubarek insan, Beytullah'ın karşısında başka muhabbeti mi yok? Veya Medine-i Münevvere'de de aynı. Kendi dilini konuşanlardan uzaklaşması geliyor. Benim yaptığım oydu. Yani gelip nereden geldi? Başınızdaki bu ne? Bir de sarı sarıyor da. Başınızdaki bu ne? Sarık. Başlıyor muhabbet.
Neden sarıyorsunuz? Sizden başka saray yok. Al muhabbeti. At tavafa kendini. Bu arada yan Allah'a döndür. Dili zaten kalitekleşiyor. İkindiden sonra üç tavaf, dört tavaf attık mı? Zaten fazla zaman kalmıyor. Müsahipse dört tavaf. Gevşekse biraz dört tavaf. Yok gevşek değilse üç tavaf. Akşam indir. İlemedin beş, altı av. Dili zaten gidiyor. Öğründen sonra da herkese tavaf ettiysen. Öğren namazından önce de tavaf ettiysen veya sabah namazından sonra bir ömre yaptın mı zaten öğlen namazının vaktini buluyor. Bir ömre yaptın, üzerinde de tavaflar yaptın mı kalmıyor diye. Var mı yok diye elinden boğuyorsun.
Ondan sonra konuşacak mecal yok. Öyle akşam namazına yakın o tavaf daha da harik oldu. Ramazanda herkes düşüyor artık akşam namazından sonra vücudu. Birisi senin böyle birisiyle kalkışacak, gidecek. Böyle demilen şey yapacak mecal yok. Hele o zaman artık böyle sıvı şeyler kalıyor. Aşıkan maşıkan kalıyor. Başka kimse kalmıyor. Millet yürü. İhtar edecek ya. Yiçek düşecek çekirgi gibi bir şeyler arıyor. Millet oraya koşturuyor o esnaları. O esnada yüze düşecekle gözü olmayanların gözü meytullaklar. Onlar bu bakıyor şöyle. Hani Hazreti Peygamber Savunlar ve Selam Hazretleri diyor ya. Yemen tarafından Rahman'ın kokusu geldi diyor. O Rahman'ın kokusu böyle üfür üfür üfür üfür esiyor.
O Yemen'den gelen Rahman yedi. Hiç kimse kalmıyor o saatte. O saatte sen bol bol tavaf et. Bol. İhtarını Beydullah'a baka baka yap. Bir hurma olsun hiç önemli değil. Bir bardak zemzem olsun hiç önemli değil. İhtarı sevgiliye baka baka. Sevgiliyi seyreder seyreder. Sevgiliyi de beraber. Onunla yaptı iftarı. Oh oh. Hiç etrafa bakma. Medine Münevvere'de Hazreti Peygamber Savunlar ve Selam Hazretleri'ne ya. Orada da böyle iftara yakın artık böyle üfür üfür. Herkes bir zikirde, herkes bir Kur'an-ı Kerim okumada. Bizim Türkler de o.
Baban kimdi? Yandaki nasıl oluyor? Millet havre almış Kur'an-ı Kerim'i evinde Kur'an-ı Kerim okuyor. Herkesin evinde Kur'an. Bizim kimler? Anan kim? Baban kim? Biri soruyorum. Sizin dilinizde salat-ı selam olacak. Devamlı salat-ı selam. Devamlı huzur. Devamlı Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'yle alışveriş. Devamlı. Devamlı münacaat. Yarabbi. Oh hadi oğlum. İnşallah. Oruçlu iken musletmeyi gerektiren bir rüya görülürse bu orucu bozar mı? Huzur abdestini alıp kendine alacağız. Bunlar dolu dolusu ver. Rüya verilir mi? Normalde böyle bir rüya gören bayan veya erkek, bayanlar vücutlarının dışında bir ıslaklık görürlerse, yani çamaşırlarında, erkekler de çamaşırlarında bir ıslaklık görürlerse, bunda gusül gerekir.
Eğer bir ıslaklık görünmüyorsa bu su gerekmez. Bu su gerekirse ağza yine normalde bu ağza su kaçmayacak şekilde, dikkatli bir şekilde ağza ömrüne su götürecek. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor, ben Cebrail'i gördüm. Açavra gibi Kâbe ortasında asılıyordu diyor. Hazreti Cebrail aleyhi ve sellem Beytullah'ın resimleri dua ederdi var. Beytullah'a bakanlar normalde kendi makamlarına göre, kendi hallerine göre, Beytullah'ta Hazreti Cebrail aleyhisselamı ve melaikeleri görebilirler. İnsan kalbine gelen avatırlar mesela bir takım kötü, suretsel bir kaşı müdür, özel bir treyde zikir yaparken bunlar çok geliyor, zikir bırakıp yatıyorum.
Bir yandan da zikir yapmak istiyorum fakat böyle şeylerden dolayı korkuyorum, bırakıyorum, ne yapmamayayım. Devam edeceksiniz zikrullah. Aleminahum.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.