mustafaozbag.org

396. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Temmuz 2014 · 1:11:20

Selam olayım. Soru göndermiştiniz, Allah razı olsun. Şunların bireride geçeyim, arkadaşlara saygısızlık olmasın. Bugün var Orhan Bey, profesör burada, biz daha önce İzmir'de görüştüğümüzde, dedim böyle bir perşembeden gireyim dedim. Onun zamanın, perşembe, cumartesi, onun zamanın, dedim böyle bir sohbet ortamı olsun. Bizdeki böyle bir program yaptık, kendi aramızda. İnşallah bunlara bizler bir geçeyim, ondan sonra sözü hocam alayım. Sabah ezanı okunurken bir şey yiyip içmek olunca etkiler mi? Normalde ezanları şimdi imsak vaktinde okuyorlar. İmsak vaktinde okununca, ondan sonra ezan, Allahu Ekber dendi, vakit girmiştir, yemeği içmeyi keseceksen, keseceksiniz.
Önceden normalde imsak vakti, işte bir sela okunurdu, bir top atılırdı, sonra sabah namazının vaktinde, normal mutlak vaktinde okunduğu zaman bir daha ezan okunurdu, karışıklık olurdu insanlarla. Şimdi iyi bir uygulama var, bunu normalde eleştiriyorlardı insanlar, diyaneti eleştirme adına her şey. O yüzden doğru doğru, güzel güzel, iyi, iyidir her yerde. Bu noktada imsak girdiğinde ezanın okunması zaten Cebrail Aleyhisselam'ın, Hazreti Peygamber Salih Aleyhisselam Hazretleri'ne sabah namazının vaktini öğretirken, ilk geldiği vakitti. Yahu, normalde Cebrail Aleyhisselam ilk önce sabah namazının vaktinin girdiğinde gelir bir namazı kıldırıp, ardından ertesi gün bir de son vakitte güneş doğulmasına yakın, yani daha henüz şeye girmeden, Ceraat'a girmeden bir daha namaz kıldırıp, ikisinin arasıdır der sabah namazının vakti.
O yüzden imsakın girdiği, yani şu anda ezanların okunduğu zaman orucu, yemeği, içmeyi keseceksiniz. Bazen ezan okunurken su içtim, ezan okunurken sahura uyandım, bu durumda içtim, ne yapmam gerekir demiş. Bu noktada bazı hanefi dileması, işte ezan okunurken de, böyle işte daha ezan nasıl biterken geçmiş namazın farzını kılıyorsanız, mesela ikindi namazı, ezanı Allah'a ıkıver dedi, o esnada öğlen namazının farzını kılıyorsunuz.
Çünkü bazı hanefilere göre vakit daha tam bitmedi. Bazından ele alaraktan, işte böyle bir yudum su içme veya bir bardak su içme gibi cevap vermişler, siz uzak durun. Bunu bir fıkıh kitabında okursunuz şimdi, siz uzak durun. Allah yardımcınız diye inşallah. Adı yaman menzil hakkında ne düşünüyorsunuz? Güzel kardeşlerim, biz böyle topluluklarla alakalı, şahıslarla alakalı konuşmayı çok istemiyoruz.
Ama belakim, bize Kur'an ve Sünnet tarihesinde bir şey sorun. Bildiğimiz kadarıyla biz onun Kur'an ve Sünnet tarihesinde bilebildiğimizce cevap verin. Orhan Hocam belki de bir iki kelam sohbet esnasında söyleyebilir bir öğrencisi, bir talebesi, ondan sonra oradan normalde bir asistalı gitmiş, menzili ziyaret etmiş. Ondan sonra kendi görüşlerini, anekdotlarını, profesör şimdi tabii.
Hocam ne isterse o orduniyemiş olsun, senin taleben son sufi adabı örneği var. O yüzden o Mahmut Mahmut Zat'ın tencisiyle de ben hocam vasıtasıyla tanışıyorum. Ondan sonra onun inşallah hocam o konuyla alakalı bir paraket açsın size. Hocam bir şey olursa, o zaman buraya bana güvenme. Eyvallah. Hızır, temat, kalabalık diye böyle yapma. Eyvallah. Zihinsel engelli çocuğum var, bakımı yaşı ilerledikçe zorlaştı. Şu an dolu kız yaşında. Evvelce sizi tanışıp bir bakım merkezine yerleştirmiştik. Bakım merkezinde aradılar, şizofreni hastalarının ona zarar verebileceğini söyledik bir süre kabul etmediklerini belirttiler.
Bakacak durumumuz yok, nasıl davranmalıyız? Devam edin, orada bakım merkezine göz damlası orucu bozuyor mu? Hayır. Göz damlası orucu bozmaz. Kendimi sürekli bir şarta tabi tutuyorum. Mesela kapanırsa dine daha yakın olurum, şeyhin olursa hibadetin dine bakış açısının değişir vesaire.
Ama bundan işten mi gelmesi gerekir? İnsanın kendisini disiplin etmişler açısından bu tür şeyler belki de disipline yardımcı olabilir ama her şeyi Allah için yapalım. Annem dizlerinden ameliyat oldu, doktor yanısına su değmemesi gerektiğini söyledi. Bu durumda nasıl adres alması gerekiyor? Normalde dizlerinden dediğinize göre onun normalde bir tek usul ile alakalı sıkıntısı var. Ameliyat olan yerlerin böyle bir su değmeyecek şekilde örtmeniz mümkün değilse örtüp öyle usul edecek. Örtmeniz mümkün değilse normalde mesle edilecek. Mesle edilirken de ameliyat yerlerine bir şey mesle etmeyeceksiniz. Dostlar, buradan şiir okuyabileceğini düşünmüyorsunuz herhalde değil mi? Bir tek, buradan gözüme takılana söyleyeyim.
Üstadım üzmesinler diye sizi ters eyledim tekkeyi. Nefsin o için. Anlatmadığım hallerini Peygamberimizin meleklere, Hazreti Ali'den gelen haberi, yaktığı haberi birileri. Hepsi de nefis. Nefis. Son zamanlarda Orta Doğu'da, İstanbul'da altında yeni bir örgüt türeni işi. Bu örgüt yapıp yıkıyor. İslam adına savaşan örgüt, Arabistan'ı basıp kahve yıkacağını söylüyor. Bu örgütün İstanbul tarafı var mıdır? Orta Doğu ve İslam dünyası nereye gidiyor? Değerli analiz etkilerini lütfen, lütfen lütfen der misiniz? Dostlar, Adem'den beri insanlar güvürlerini din adına katletmişler.
Bir kimse kendisiyle savaşmayan, kendisine silah doğrultmayan bir kimseye silah doğrultup savaşıyorsa onun haklılığı yoktur. Ne adına olursa olsun. Hele buna Türkiye'de dair, buna İslam dünyası komple dair, İslam dünyasında cemaattir, tarikattır, büyük toplulukların toplandığı yerlerdir. Bunlar ya yönlendirilir, benim meşhur sözüm, ya da yönetilir.
Yönetemediklerini yönlendirirler. Yönetemediklerini yönlendirirler. Ya yönetirler otomatikman. Siz onun başındaki kimseye bir alim görebilirsiniz. Başındaki bir kimseye çok muhteşem bir şeyh görebilirsiniz. Başındaki kimseye muhteşem bir insan görebilirsiniz. Devrim imamı denilebilir, devrim mehdisi denilebilir. O zamanın kutbu denilebilir. O işte zamanın, ahir zamanın velisi denilebilir. İşte o bu mülkü zamanın müceddedidir. Size böyle söylenebilir. Ama söz konusu olan İslam dünyasıysa, o kimseyi öyle elini kolunu sallaya sallaya bırakmazlar. Bir, o cemaatı, o tarikatı elini kolunu sallaya sallaya bırakmazlar. İki, o tarikatı, o cemaatı ya kendi görüş ve düşüncelerine göre yönetirler.
Yönetirler ya da içine adamlar koyanlar yönlendirirler. Bu son 300 yıldan beri, 400 yıldan beri böyle. Bir arada bir dönem var. Osmanlı'nın kuvvetli olduğu bir dönem. O Osmanlı'nın kuvvetli olduğu dönemde bu yaşanmamış. Bazı dini, böyle referans alan kuvvetli devletler çıkmış. Bunlar o zaman böyle şeyler yaşamamışlar. Baba Resul isyanlarını unutmayın. Selçuklu'yu yıkan Baba Resul isyanlarıdır. Çıkış sebebi dindir. Ve Baba Resul dedikleri kimse aslında, Baba Resul normalde peygamberdir. O gün için öyle inanıyor. Öldürülür, öldürüldükten sonra kardeşi geçer. O Baba İsa'tır kardeşi.
Ve yine o öldürülen Baba Resul'ün tekrar yeniden gökyüzünden indirileceğine inanılır. Ve Selçuklu'nun çöküşü olur. Ve bunlar din adına yapılır. Anadolu'yu kasıp kavururlar. Köyleri basarlar. Sivil insanları öldürürler. Kızları ırzına geçerler. Kadınları katlederler. Yani Anadolu'yu talan ederler. Selçuklular Bizanslılardan yardım almak zorunda kalır. Selçuklular Bizanslılardan yardım alarak da Baba Resul isyanını bastırırlar. Ama bu da Selçukluların sonu olur. Her kim, mümin kimse kendisine bir kafir yardımcı alırsa onun sonu büsrar olur. Hz. Peygamber Sabrullah ve Selçukluların müşrik olan kimselerin savaşmasına kendi anlamda müsaade etmelidir. Burası çok önemli.
Şimdi o yüzden normalde şimdi de Irak'ta bir böyle bir örgüt tezgahlandı. Irak'ta böyle bir veya Irak'ta Suriye'de, Türkiye'de, Arabistan'da işte herhangi bir İslam ülkesinde bir örgüt, silahlı bir örgüt. Kendi başına, kendi kendine olması mümkün değil. Buna PKK dahi, buna oradaki bütün örgütler dahi, onun arkasında Yahudi, İngiliz, Amerikan parmağı olmadan o işler olmaz.
O yüzden onun adına İslam diyebilirler. Hatta halifelikte ilan etmişler ya, bu da olabilir. Yarın öbür gün Türkiye'ye dair bir halife gelebilir. Bunlar mümkün hepsine. Asla bunlara asla, asla hiç prim vermeyin. Bunların dinle, diyanetle. Kendileri Müslüman olabilir, oradaki insanları koşturabilir. Ama merkezinde dinle, diyanetle alakası yok. Uzaklık. Malum cumhur adayları belli olduğu Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla İslam liderliğine soyunur mu? İslam hali birliği sancağı Türkiye'den ne zaman şaha kalkar? Değerli görüşlerimizi ücret eder mi sayın? Bu işler böyle soyunmakla, pehli olan gibi çıkmakla olmuyor. Öyle birisi ben İslam liderliğine soyunacağım derse Allah muhafaza eylesin.
Tökezler gider. Kırkınara dair bir kimse soyunurken çelaklıktan geliyor. Bir de ustası oluyor. İnsanların bu tip doldurmuşlarına kalmayın. Bir kimse iyi siyasetçi olabilir, düzgün siyasetçi olabilir, bozuk siyasetçi olabilir. Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuku belli. Layık, demokratik, hukuk devleti. Türkiye Cumhuriyeti İslam devleti değil, başındaki kimse de İslam bir derliğine soyunsun. Bunları unutun artık. Böyle bir tane adam çıkacak, ondan sonra o böyle kahraman olacak. O kahramanın peşine herkes takılacak. O ortalık dizaynı olacak. Bir Ertuğrul Gazi çıkacak, bir Osman Gazi çıkacak, bir Fatih çıkacak. İşte onu tek başına yapacak.
Tek başına bir şey yok. Ertuğrul Gazi de tek başına değildi. Osman Gazi de tek başına değildi. Orhan Gazi de tek başına değildi. Fatih de tek başına değildi. Her biri birer sistemin başında oturuyorlardı. Sistemi iyi idare ediyorlardı. Sistemi. Bunları unutun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri tek başına değildi. Yanında cennetle müjdelenen sahabeler var. Yanında Hazreti Örubakir, Ömer, Osman, Ali var. Yanında Hazreti Hamza var. Ebedullah bin Cerrah var. Yanında Hürzeyvedir, Yemani var. Sahabeler hepsi de ayrı bir inci değerinde. Hepsi de.
Eşleri ayrı bir inci değerinde. Bunlar bir bütün istişare ediyor, emrediyor Hazreti Peygamber'e. Siz etrafınızdaki değerleri yok görürseniz siz de yok olursunuz. Öyle tek adamlık yok, öyle tek kişilik yok. Bir kısım ehl-i sufi böyle davranmaya çalışmış, onlar da bakmışlar. Tek başına yok. Sakın öyle düşünmeyin. Ve birisi de öyle İslam halifeliğine soyulmaz. Sakın böyle de kendi kendinizi aldatmayın. Hakkınızı helal edin. Bir oyunu da kime vereceksiniz, gidip vereceksiniz. O kadar basit. Ve verecek olduğunuz kimse de İslam dünyasının halifesini seçmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne başbakan seçeneği, cumhurbaşkanı seçilecek.
Benim gönlüm arzı ederdi ki milletvekilleri de aday göstermesin. Açık konuşuyorum da. Bir standardı olsun, örneğin işte bir dil bilmesi, işte bir üniversite bitirmesi, hatta boyuna varıncaya kadar. Evet bu standartlar konulabilir. Çünkü devleti ülkeyi temsil edecek. Bu standartlar konulabilir. Hatta daha ilerisi düşünülebilir. Hiçbir standardı yok. Ya on bin kişi aday olacak. Eğlenebilir. Ön seçim olur, şu kadar boy alacak olan aday olacak denilir. Yapılabilir. Sistem nasıl olacaksa. Sonuçta biz yine cumhurbaşkanını seçerken, 20 tane milletvekilinin aday gösterdiği bir cumhurbaşkanını seçiyoruz.
Milletvekili adaylarını biz belirlemiyoruz. Biz belirlenmiş olan milletvekili adaylarını seçiyoruz. Bunların hepsi de arkadan kaldırmacalı hep. Birisi oturuyor milletvekili adaylarını belirliyor. Biz belirlenmiş olan milletvekili adaylarına gidip oyumuzu ev veriyoruz. Oraya bir sandık koyup milletvekili adaylarını bu halk belirleniyor kendisi. Tatmaca var. Bu halk kendi milletvekili adaylarını belirlese eyvallah. O millet belirlenmiş olan milletvekili adaylar. Bu benim kendi şahsi kanaatım, bu benim şahsi düşüncem, bu benim şahsi fikrim. Ben İslam'ın normalde cumhur olarak çoğunun tabi olunmasıyla alakalı ben bulup görüyorum İslam'ın bir sistem olarak, öngörü olarak.
İnsanlar toplayacaklar. Kimi milletvekili görmek istiyor? Hangi partiden görmek istiyor? Onu belirleyecekler sıralamasına. Ama o milletvekillerine kim söz geçirecek o zaman? Kimse söz geçiremez. Demokrasi dedikleri şey şu anda Osmanlı'dan geride, Osmanlı'dan geride, Osmanlı'da halk kendi seçiyor milletvekilini. Ermenilerin milletvekili var, Rumların milletvekili var, azınlıkların milletvekilleri var, kendileri seçiyorlar.
Teva kendi milletvekilini kendi seçiyor. Bakın bu şu anki sistemi Osmanlı'dan ileri zannetmeyin. Tüm dünya üzerinde böyle demokrasi dedikleri şey aldatmacadan ibaret, başka bir şey değil. Bizim önümüze bir kahve konuyor, bizim önümüze bir de az şekerli kahve konuyor. Orta kahve içme şansımız yok. Orta kahve veyahut da ben şekersiz kahve içeceğim şansımız yok. Bu ikisinden birini seçeceksiniz diyor. Size bu ikisi uygun. Bu ikisinden birini tercih et. Biz de onu demokrasi diye yutuyoruz. Ben demokrat değilim. Bu demokrasiye de inanmıyorum dediğim nokta bu benim. Ben embesilim ya, ben bilmem ya, ben düşünemem ya.
Hani vardır ya öyle dinin içerisinde kendisini şeyh, din halimi görenler. Sen bilmezsin. O bilir bir tek. Bu da onun gibi bir şey. Yani bizim yerimizde başkaları biliyor, bizim yerimizde başkaları öngörüyor, bizim yerimizde başkalarını, bizim önümüze birisini getiriyorlar. Diyorlar ki bunu seç. Biz de onu seçim zannediyoruz. Hakkınızı helal edin. Sözüm hocalarına. Selamünaleyküm. Mustafa Bey'le konuştuğumuzda böyle ilgili bir konferans dışı bir şey yapmamı istedim.
Konuyu da görüştük. Konu iki, yani İzmir'de öyle diyoruz her ayki toprağında. Kendisi de önce konuşuyor. Bilimle ilgili bir kısım, din ve inançla ilgili bir kısım. Bunların ikisinin birbirine karıştırılmasının çok tehlikeli, çok yaratıcı ve çok yanlış kararlar verilmesine yol aç demeliyorum yıllar içerisinde. Baştan onu söylemek isterim.
Kendisi, hiçbir sınırınız yok hocam dedi. Onun için konuşmandan ben durdum. Hakkınızı şimdiden helal edin veya tınımda helal edin. Yapım dolayısıyla iyi veya kötü diyebilirsiniz. Boyun eğmeye alışık değilim. Karşımdakinin hoşuna gitsin diye en fazla zarar dokunmayacaksa çevreye söylemeyebilirim. Ama onları yapamadınız. Yapamıyordun. Madem çağırdı. Hocada kendi de dinleyecek şimdi. Böyle bir sohbet olacak. Bakın arkadaşlar. Şu metinleri çok görüyorsunuz. İşte bin dört yüz seneye evvel gelen Kur'an-ı Kerim bunu ifade etmişti. Böyle başlayan cümleler hatırlıyor musun? Çok.
Çok. Çok da peki neyi ifade etmişti? Radyoyu ifade etmişti. Neyi ifade etmişti? İnsanları birbirine yüz yüze gelmeden seslerini duyacaklarını ifade etmişti. Etmişti de etmişti. Peki cevap. Vereceğiniz bir soru daha var. Kim gerçekleştirdi? Kur'an hafızları mı gerçekleştirdi? Hayır. Uydurulan cevap. Onlar Kur'an'ı, uyduruyor, anlıyorlar. Bunları oradan ben yaklaşık on yedi, on sekiz ülkede otuz beş, kırk yabırlıklarla çalıştım. Bunların yarısından fazlası da çok giyerim zeyri yabırlıklarla zaten.
Hiçbir Avrupa'da da Kur'an'ı Kerim görmedim. Görmedim. Türkiye'de. Türkiye'de de ayıp. Görmedim. Sordum da. Zavallı almış. Doktor Kürig'e sordun. Ona sordum. Buna sordun. Haberi bildirim. Bunların hepsi bizim kendimizi daha aşağıda hissetmemek için uydurduklarımız. Bakın. Biz düşünmeye alışmamışız. Alıştırılmamışız. Yakın baktalarına alışmayız. Birileri bana söylemişti. Ben de tekrar ediyorum. Başkası da tekrar ediyor. Biz uyanmadıkça usta ben de söylediği gibi altatmaçı en iyi görürüz. Görürüz. İnsanoğlunun böyle bir deyin yapısı var. Böyle bir yapısı var. Soru şu. İnsana sorarlar.
Bu kitap kimindi? Bu kitap kimin elindeydi? Kim okuyordu bunu? Müslümanların aklı bu kadar düşükse mi yada miydi ki? Hiçbir şey anlamadılar da okumayanlar buradaki sonuçları çıkardı. İşte o zaman çok ders geliriz. Çok mahcup oluruz. O kitapta çok net yazıyor. Yaratılmış olan her şeyin ayet olduğu çok net yazıyor. O ayeti okumamız gerektiği çok net yazıyor. Duymamış mıydınız bunu? Kaç ayak okudunuz? Kendimize bir soralım. Bir elmanın karşısına oturup elmanın bize ne dediğini ne zaman düşündü? Mustafa Bey pişman olacak birazdan beni çağırtınlar. Ama dayak yemayı bana havale ettiği için.
Kabulleniyorum bu işi. Kaç kere bir ağacın yaprağının karşısına oturduk. Evvelki sabah bana birisi yerden aldığı bir yaprak vardı. Düşünün diye. Kaç kere oturdunuz? Çok merak ediyorum. Kaç kere baharda başladığınız aynı kuru dola her gün gidip bakmaya. Ne zaman tomurcuklanıyor? Ne zaman yaprak yiyor? Ne zaman çiçek açıyor? Arkadaşlar dünya altı yüzde yaşamış şahit. Alevi arkadaşlar kendilerine maal etmişler. Bir sürü daha az bir gün önü yanında sas çalıyor. Ben de bir Alevi köyünde konuşmuyor hocam. Konuşmayı olduğu gibi değiştirdim. Bugün de değiştirdim. Hazırlandı çantada, görüntüden menüntülerek. Sonra da Cafer dedi ki aşağıda konuş çalacağım dedi.
Evet dedi ki görüntüleri cumartesi. İyi dedi Cafer tabii emin kuruyuz yaptık. Beraber konuştuk ya ben. Ama öyle olsun. Arkadaşlar şöyle bir meyit geçiyor. Olduğu gibi değiştirdim. Her çiçekte dolaştık. Üç aşağıya beş çıkıyorum. Ben hüznüldan değilim yani. Her çiçekten dolaştık. Mal eyledi. Araya saydılar dedi. Arkadaşlar. Çiçek dolaşmayan. Bal yapmayan bir şeyi arı diyen var mı? İçinizde. Allah rızası için bir el kaldırsın. Çok merak ediyorum yani. Var mı? Kendinize Müslüman derken. Kitabım Kur'an-ı Kerim derken. Kur'an-ı Kerim'deki hükümleri ve görevleri ne kadar yaptım diyip de bir kareli kağıt, çizgili kağıt, hadi boş kağıt alıp da böyle yazan kaç kişi var içinizde?
Çok öner gidiyor. O ayetleri kaçımız okuyoruz? Arkadaşlar. Günler bir nimet. Yeni bir bilgi edinmediğiniz gün, edinmediğimiz gün biraz daha köleleşiyoruz. Ziyanmayan bir köleleşiyoruz. Birileri bize el uzatıyor. Demin emin aldık bir dört saydığım beş tane örnek verdim Mustafa Bey. Köleleştirme örnekler bunlar. Peki bunun çıkış yolu ne? Ben iki yol düşünüyorum. Yani bu benim hayalim. Hayalim değil. Ya öyle görüyorum. Bilimde ilerlemeyen bir toplumun bugünkü dünyada hül ve mürekbeh olması mümkün değil.
Gök boyutu. Mümkün değil. Cebinizdekini alırlar. Elinizdekini alırlar. Alacak bir şey kalmadı mı elinize bir şeyler verirler, sizi kullanırlar. Hepimizin. Üç yolu yok. İki, imanınızı desteklemediğiniz sürece bakın masa nasıl duruyor? Dört ayak. Hadi üç ayak olsun. Ayaklarını kestik masa olur mu? Soruyorum masa olur mu? Bunlar böyle şey. Bilimde, imanda böyle bir masa. Arkadaşlar bu ikisi de ne kadar tam olursa veya tam olmakla gelişirse o kadar insandaşıyoruz. Peki insan değil miyiz?
Hayır. Hayır. Çünkü ayet çok ne? Dekke de aşağı yukarı her semahta okunuyor. Aslıra yemin ediyor. Böyle ifade. Hüsrandasınız. Benim söylediğim hiçbir şey. O kadar akıllı diyorsunuz. Kur'an'dan daha fazla bir şey söyleyecek aklım yok. Hüsrandayız. Dedik, ayette diyor ki hüsrandasınız. Doğru mu? Doğru. Ben hem doğru mu diyeyim hem doğru değil mi? Yani siz de bir tasdik ya da çıksınız. Bir şey yok mu ya? Dur. O zaman biz hüsrandayız. Öyle başlayacağız. İşe öyle başlayacağız. Ben hüsrandayım. Ne yapacağım ya? Hüsrandaysan ne yapacaksın? Boğuşluyum ya. Hüsrandayım ya.
Eve gidecek yüzüm yok. Ne yapacaksın? Hüsrandayız. Bir örnek verdim. Bir alınca. Merhaba dedim dedi. Seni seviyorum dedim dedi. Şok geçirsin dedim. Hüsranda olmamak için yapmak bir gerek yok. Kur'an'da her şey yapmak üzerine yazılır. Var mı içinizde şöyle bir ayet okuyan? Yan gelin yatın. Kalktığınızda cennettesiniz. Allah'ın hızası için böyle bir ayet okuyan var mı? Yok. İyi günler. Hüsranda olmayan kim? Kim? Hayır. Hemen hemen arkasından gelen iki kelimelik ifade ne? Salih amel işleyen. Salih amel üzerinde olan. Arkadaşlar salih amel sal zikretmek nimet. Çalışıp üretip ehli ettiğiniz nimete şubretmektir aynı zamanda.
Ya ben geldim böyle şimdi yaşadığım ben dedi galiba böyle nasihat eder gibi konuşuyorum. Bunu hep kendime söyledim. Adam olayım diye kendime söyledim bir şeyler. Ne kadar olup bilemiyorum. İşte üstad çağırıyor. Biz de geliyoruz. Olduk mu diyelim görüyoruz. Olmuş olarak kabul etmeyin. O zaman çürümeye başlarız. Değil mi? Olgun meyveni. Bir sonraki aşamada çürümeye başlarız. Şimdi arkadaşlar biz salih amelden kim icat etmişse çok merak ediyorum. İslam'daki görevi namaz, uruç, rekat ve hac, kelime-i şahit diye özetleyenler. Kur'an'da daha fazla sayıda salih amel dikiyor. Saydın mı? Sayın. Salih amel veya benzeri ifade. Nasıl böyle bir görev aradan çıkarılır?
Kim cesaret eder? Onu bilmiyorum. Ben de değilim. Ama bunu sormamız lazım. Bizim önümüze İslam konuluyor ve biz, ne bileyim diyor, usta söylüyor. Din icat ediyorlar. Temp ifadesini çok hoşuma gittiği için kullanıyorum müsaadesiyle. Din icat ediyorlar. O din İslam değil. Ben sonra iyi bir şey dedim. Sakın ya dedim. Aynı dinden olduğumuzu düşünmedim. Ben senin dinler değilim. Demin arkamda namaz kılıyordum dedim. Valla cemaatle kılmak mecburiyetinde indirdim muydum. Önce bir şey yok. Yaptığı hareket benim dinim benim. Onun dini var. Benim dinim bana. Peygamber hazırlıyorsunuz. Kur'an böyle öyle. Şimdi arkadaşlar, bir kere İslam iki çok önemli şart ileri sürüyor. Akıllı olmak.
İkincisi ne? Siz kelime işaret getirirken, hür olarak ve aklınız başınızda olarak kelime işaret getirmezseniz, geçerli bir anlaşma yapmadınız. Öyle mi? Noter yazar kendiliği gibi. Bu adam kendi geldi, kendi ifade etti ve aklı başındaydı. Mesela benim yaşımda şimdi bir anlaşma imzalarken oğlum filan itiraz etti de benim psikiyatriye gitmem lazım. 65'i geçtiğim için aklın başında olduğunu, profesörlük geçmiyor ben. Gideceğim adli tüp'e ya da psikiyatriye, aklın başındadır, imzaladır, bir şey satmaya kalktın mesela. Oğlum itiraz etti, yandık. İzlaladır. İzlaladır. Öyle mi? Allah bize bunu hükmettir. Bakın ama çok güzel bir hükmü. Aklınız başınızda kelime işaret getirdiğiniz zaman kendinize aynı zamanda saygı duyarsınız.
Ben bunu bilerek, isteyerek bizzat diyeceğim. Bilimsel çalışma da böyle. Bilerek, isteyerek bizzat diyeyim. Bugün bana bir arkadaşım, dostum yakın yok. Evde yatıyor diyor. On beş gün geçmiş. Yapacağı iş yapılmamış. Rica, minnet ara öyle gittim. İstediği malzemeyi aldım, bir şey yapsın diye inşaata götürüyor. Benim değilim ne olamaz bu insan? Harama yatmış. Zamanı tüketiyor. Karşısına verdiği sözü tutmuyor. Say Allah say. Hüküm Allah'a o başa geldi. O zaman. Peki, bilim bize para o kazandırıyor? Şöhret mi kazandı? Bilim bize daha iyi insan nasıl yapıyor? Şöyle yapıyor. Hatta daha dindar yok. Ben mesela şunu çok duydum. Çok duydum ya.
İktina geldi. Ya hoca, ee Orhan Bey, efendim. Sen Cuma'ya gidiyor musun? Valla yanıldık gidiyorum dedi. Arası da git dedim. Yani yanmıyorum arası da ben. Ben senin bilim adamı biliyorum ya. Allah Allah. Nasıl oluyor? Olamıyor. Niye olamıyor? Sen nasıl hüküm veriyorsun kardeşim? Gel. Peki. Hay hay. Gidip bekanlığa dosyayı açalım bakalım. Benim bilim adamlığın konusunda uluslararası laboratuvar başkanı, hatta 4-5 tanesinde Nova yazmış adam, üst düzey bilim sahibidir diye yazmışsa, senin hükmün mü geçerli, onların hükmün mü geçerli? Tamam abi. Selam sabah keskildi. Bitti. Ne o? İlerici. Biz gelici. Hayvallah. İnsan yaptığı gibi ölçülüyor. O kadar. Onun için bakın, Kur'an'ı hakikaten çok seviyorum.
Çünkü müthin gibi böyle, algoritma diyoruz bizden bilimle, birbirine bağlı ve birbiriyle desteklenen bir ayetler. Ayetleri eğer açıklarken siz size birbirine bağlı ve birbirini destekleyerek açıklamıyorsa, bilmiyor. Bilmiyor. Sizi de yandı. Ele ele yorumu kendine çıkarıyorsak, yandınız. Allah'ın ipine sarılık deyip de, sarığını açıp, ucuna da halat bağlayıp, havada bağlayan milleti takıştırıp, ondan sonra da ya Allah, Bismillah, efendim sana uyduk mu? Onu yaptım, bunu yaptım. Sen misin? Varsın, senden başka hiçbir şey yok diye. Bir de söz alıyorsa, kusura bakmayın, o değil mi? Ya yapanlar ya, o millet beni bilemem. Ama bizim arkadaş, hanımı yapmamış, kendi de sıyırmış sana. Beni yaptırmasın, yani bilmiyorum, dayak yemek belki. E de yerim kendine. Hiç yok. Zaten sevgisi öyle değil hocam, biz de o sesimizi yapmıştık.
Yok böyle bir şey. Bana bunu gösteremez. Tamam, başka bir uygulama olur. Eyvallah, o onun uygulamasıdır. Orada söyleyecek bir şey yok. Tamam, bizim dinimiz ne? Size bu kitabı gönderdim. Cümle ne? Peygamberimiz Muhammed Mustafa'yı gönderdim. Peygamberlik de sorumlu. Sen dediğiyle sorumlusun. Yazılır, hep. Birlerini döv, öbürünü biter. Bunu yapmayalım. Kur'an'da var böyle. Gördünüz mü? Peygamber'e zorlayıcılık olarak emredilen bir şey gördünüz mü? Nasıldır? Sen iyilikle ve güzellikle anlattığın için bu topluluklar oluşmuş. Bize yakışan bu. Peygamber'e yakışan bu olduğuna göre. Bizlere yakışan bu olduğuna göre.
Bizlere yakışan bu. Peki, ne var? Cümle edisyonu ne? Devam edelim. Devam edelim. Dinimizi tamamladık. İcatlar bitti. Bu konuda icatlar bitti. Kur'an-ı Kerim'den. Problem ne? Aaa! Bir de batınisi var. Neymiş batınisi? Kimsenin anlamadığı, benim anladığım var. Efendim, peki? Biz hepimiz gerizekalıyız. O özel insan. Peki özel insansın? Özel insanın bir özelliği vardır. Başka da bir özelliği vardır. Daha iyi anlatabilir. Daha iyi yol gösterebilir. Daha iyi sevdirebilir. Eyvallah. Zekası ona mü sahiptir. Bunu yapar. Daha ufuk açar. Ben kendisini arkadan da söylediğim için, yüzlerini de söylediğim için. Önümü kapatışı sohbet yapsaydınız gelmezdi.
Ha benim gelmememde ne olur? Hiçbir şey olmaz. Ama gelmez. Ama önümü açıp işte bakın. Aynı kitafta sohbet ediyoruz. Ben bu kitabın okuduğunu bekliyorum. Mustafa Bey. Dedim ki ya bütün tasarımı okuyorum okuyorum. Karşıma bir kitap çıkıyor. Esası bu. Aa dedi hocam. Evde var, iş yerinde var, arabada var. Bilimden almış gelmiş. Nasıl oluyor? Mustafa Bey farklı bir hayattan gelmiş. Ben farklı bir hayattan geldim. Ama araştıracağım. Hayret bir şekilde aynı kaynağı. E ben yapmadım. Niye? Sorgulayarak bakmaktan kaynağı. Onun için ölçü, bilimin ölçüsü sorgulamaktır. Bir de böyle. İşte vardı dinde demek. Arkadaşlar ben 45 sene, 45-47 sene yaptım. Bir fiil çalıştım.
Allah'a şükür. Bir fiil laboratuvarla çalıştım. Yedi defa çok önemli, çok metin böyledir. Başkası asla yoktur deyip Nobel almış adamın, Nobel ödüldüğünden dört sene sonra tam tersinin doğru olduğunu anlattım. Duyuyor musunuz benim söyledim? Dininizi de tersine mi anlatacaksınız hocam? Hadi bunu söylediniz. Ne olacak şimdi? Aspirin baş ağrısını geçirir. Taktı oradan birisi dedi ki, bu anca hastalığı olan aspirin içerisinde kalamadan ölür. Hadi ne oldu şimdi? Ne oldu şimdi? Arkadaşlar, bilimin çok önemli bir özelliği, kendisini yalanlamaktır. Bini böyle bir özelliği olabilir mi? Eee nasıl oldu şimdi? Bakın arkadaşlar, ben en son telefon alanlardan biriyim.
Bir kere de değiştirdim. Tam da değiştirirken onun da yanındaydı. Elinizdeki eskiyi atın işte değiştirin diye bir reklam basmış. Fırma tam da belirtti. Bütün ülkelerde ya. Ya dedim burada var artık. Baktın tarafa. Orada birisi vardı. Elinizdeki dedi reklamak olmuş dedi. Aa dedim iyiymiş. Yok dedi eskiliye konuştuk. Artık günü gelmiş diye. Tamam mı? Arkadaşlar, araba alıyor. Telefon alırken yapıyorsunuz. Sanırım da mecburiyet bir eski var ya. Bu kayağı değil. Mecburen yaptı. Bu şeyden, Apple'dan ben oluşturdum. Nokta vermişse öyle bir kenara. Var öyle bir hasisliğimiz vardı. Arkadaşlar, tercih ediyorsunuz.
Eve tencere alırken bile tercih ediyorsunuz. Kriterler koyuyorsunuz değil mi? Kriterler yok dedi hocam. Kriterler koyuyorsunuz. Fiyatı makul olacak. Zehirlemeyecek. Yemeği daha hızlı pişirecek. Kediği daha dayanıklı olacak. Doğru bunlar mı? Peki başka bir firma, aynı fiyata. Daha iyi çelikten bir tencere çıktığı zaman ne olacak? Değiştirecek mi? Şimdi gaz parasından bir sene de fiyatını karşılar diyor yazmış. Sarık olmadığınıza göre, gaz parasıyla karşıladığına göre alacaksınız. Siz almasanız aldırılacaksınız. Böyle. O zaman ikincisini yapan daha hızlı. Şimdi şöyle düşünün arkadaşlar. Dünyada bakın. Şuradaki malzeme.
Bu diyelim on senede daha. On beş senede daha. Bu malzeme nereden geldi? Nereden geldi soruyorum istedim. Dünyanın dışından mı geldiniz? Şimdi geldik bugün bir konuya. Yaradan dışı anlatacağım. Böyle kardeşiyle gidiyoruz. Yani yoldan gidiyoruz. Ne çıkarsa karşımıza. Cumartesi yarattık. Arkadaşlar bunun içerisindeki her şey bu dünyada vardı. Peki elli sene evvel niye yoktu? Nerede? Neredeydi bu? Çağatının altında mıydı? Oradan birisi bulacak. Bulun mu arkadaşlar? Yok öyle bir şey. Asıl yok. Kur'an çok net yazıyor. Elinizle yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız. Yanlış mı? Yanlış şifade ediyor mu?
Uyduruyor muyum? Ayet uyduruyor muyum? Ne? Ayet uyduruyor muyum? Çok net arkadaşlar bu zekattan ibaret değil. Bu ameliyata giren arkadaşımın yaptığı ameliyatla değil. Yaptığınız işle değil. Her şeyle değil. Yaptığınız sadece eliniz değil. Beyniniz, gözünüz, ağzınız. Her şey. Zikir yapıyorsunuz. Ne kadar çalıştınız? Ben biliyorum ne zaman başladığımı. Kendisine de sordum aslında. Dedim bu köşede simit satıyorsun. Gündüzün ortasında, gecenin ortasında yağmur var, çamur var. Şurada iki tane pavyoncu tanıdığın var.
Güzelte hatunlar var. Dönüyorlar. Orada güzel yemeklerini yersin. Bahşişini alırsın. Böyle ne uğraşıyorsun sen? Akıllı adama benziyorsun. Dırdı, dırdı, dırdı bana. Kabul edecek zannettin. Böyle değil mi? Bir şey. Hocam müsaadenizdir. Ben de genel bilgiler. Gidiyor işte. Evet. Herceli bu. Mutlu oluyor. Yapıyor. Müzik öğrenmeden boğulmaz. Arkadaşların yeşili var mıydı? Senin yüzün düzenliğe mi katıldı? Soruyorum ben. Ya aklınızı, ya elinizi, diğer elinizi çalıştıracağız. Çalıştıracağız. İşte o zaman ayet vermeye geliyor. O zaman fark ediyorsun. Eliniz bir şey öğrettiği zaman bu elimde olduğunu anlayın. Aklınız bir şey öğrettiği zaman bu elimde olduğunu anlayın. Aklınız bir şey öğrettiği zaman aklı anlayın. Arkadaşlar bunları anlamadan yapılan şükür ezbere şükür. Ya Rabbi şükür. Neye şükür? Hazırlı ol diyorsun. Hazır yatak, yatıyorsun. Babadan alıyorsun. Neye şükür? Neye şükür? Babam iyi ki öldü bana da miras kaldı. Bak şimdi şükür. Yok, İstanbul'da böyle bir şey yok. Bulursanız zıddını, Mustafa Bey'e de söyleyin.
İkincisi, İkincisi, İkincisi, … Arkadaşlar bunlar vardı bunun içerisinde otuz küsür çeşit malzeme var. Farklı farklı. Neye şükür? Ya Rabbi şükür, hazırlı ol diyorsun. Hazır yatak yatıyorsun, babadan da miras kaldı. Yaşıyorsun. Neye şükür? Babam iyi ki öldü bana da miras kaldı. Bak şimdi şükür. Yok İstanbul'da böyle bir şey yok. Yok, İstanbul'da böyle bir şey yok. Bulursanız zıddını Mustafa Bey'e bir çahtarı da söyleyip iddiazı çağırmasın galiba. Yok. Bunları çok yediririm. Arkadaşlar bunlar vardı. Bunun içerisinde otuz yüzü çeşit malzeme var. Farklı farklı vardı. Birileri değil. Minimum elli bin kişinin en az beş yıl gece gündüz çalışmasının yönündü. Şaka yapmıyormuş. Önemli laf olarak söylemiyorum. Gittiğim çalışma merkezlerinde gece yarısı saat üçte en az lambaların yarısı yanar. En az lambaların yarısı yanar. Bir keresinde bir iş üstüme düştü. Ben ona yapılıyor diye zannettim gittim.
Yapılacak diye yazılmış mektup. Biz de atladık tabii. Gittik. Ondan sonra hoş geldin. Bunu yapacaksın dediler. Bunu nasıl yapacağım? Yapılmak üzere çağırılıyor. Bektimden. İngilizce yoktur. Yapmak üzere çağırılıyor. Yatıyorum da sana öğreteceğim dememiş ki. Yapılmak üzere. Biraz da Karadenizlik var. Başladık. Çalışıyoruz. Sonuç çıktı arkadaşlar. Bir gelişi hafif. İki buçuk ay filan gitmiş. Anam dilim ağlıyor böyle. Evde aşıda yatıyorum geliyorum. Üç dört daha. Hani hocası diyecek ki bravo Türkiye'den geldiniz bunu da
yaptık. Öneri bekliyorum. Sabahleyince uçuk liste geldim. Fotoğrafları çekmişim koymuşum. Böyle baktı. Sağ fonda geleceğim dedi bana anlatırsın bunu da. Ölük araba geçti. Ya aynı da. Sonra anladım ki bu normal. Işim bu. yaptık. Tamam. Bu arada aklıma yarabbı şükür. Ölük yüz bin kara çıkarmadı. O şükür şükür işte. Arkadaşlar kullandığınız her şey yüzlerce insanın alık eri, akıl gücü, el emeri, göz duru olduğunu bilmiyor. Arabaya binip biliyorsunuz bir gaza basmak benzeri parasyonları bilmiyoruz. Araba parasyonları bilmiyoruz. Onun kıymetini bildiğimizde Allah'ı
nasıl insanlar yarattığını düşünebilirsiniz. O zaman yaratılanlar sizin için bunu düşüren insan için daha kıymetli olur. O zaman dilimin çalışanlarının yaptığı iş şu. Bu gördüğün su. Bakın su. Su. Ya bu ateş olur mu? Söyler misiniz bana? Dünya var mı içimizde? Su, ateş olur mu? Petrolün en büyük alternatif şu anda. Neden biliyor musunuz? Bilebildiğimiz bilimsel kainatın oluşu buradan başlıyor. Sudan dönecek. Suyun içinde iki tane madde var. İkisi de gaz. Nasıl hocam ya? Su bardakta iken gaz nasıl oluyor? Nasıl gaz? Oksijen. Hangisi?
Dışarı verdiğim gibi içeriye aldım. Arkadaşlar, içinizde dışarı bir hava yağlan var mı burada? Bir dakikada cevap verdiniz. Benim bir mikropla konuşursanız biraz olur. Bu nasıl hocam? Dakikada ve yarın nitelenmezde hava alıp veriyorsunuz. Şu anda kaç kişi var? Hesaplasak burayı defalarca dolaştık. Hepimiz hepimizin havasını soluyoruz şu anda. Hava kardeşliği var. Evet. Öyle. Mümkün değil. Bilim böyle. Sert ve köşedil. Hidrojen. Oksijen var. Bir de hidrojen. Bu ikisini birleştirdiğiniz anda su olur. Oksijen olmaktan
vazgeçer. Su, hidrojen olmaktan vazgeçer. Hidrojen ise bildiğimiz en küçük atomlardan biri. Çekirdeğinde bin tane atom. Neden bahsediyor uçanlar biliyor musun size? Şu duvara şuradan başlasanız, bu büyüklükte sıfır yazsanız, şurayı dolaşırsınız, o kadar da gelebilir. Ben bahsediyorum. On sene sivmiş. Bu kadar küçük bir şeyden bahsediyorum. İnsanoğlu şu anda bu kadar küçük bir şey bu binadan daha büyükmüş gibi çalışabiliyor. Teknik verin. Hayal edebildiğiniz kadar edin. Bundan ne çıkıyor? Bundan şu çıkıyor. Kainat nasıl
oldu? Derdi seni mi aldı kardeşim? Aldı diyor. Çalışıyor. Peki nasıl olmuş? Nasıl olmuş? Tamam. Hidrojen varsa bir gerisini daha sonra alalım. Tek bir çekirdeğe varsa bu hidrojen, bu hidrojenle birleştiği anda kümlesi varlıklı yok. Nasıl oldu? Nereye gitti şimdi? Diğer yeri nereye gitti? Bir gramla bir gramı birleştirip terazi yapmıyorsan kaç gram olur anlar? Olmaz. Hidrojen de olmaz. Bir nokta yedi, bir nokta sekiz civarında olur. Geri kalan ikisi enerji olur. Geri kalan ikisi enerji olur. Ne işimize yarar? Biz tahmin eden var mı
içerisinde? Bu akşam iftarda yemek yiyen var mı? Söyleyeyim ya. Bak, ekmek yiyen var mı? Fasulye? Belki. Macimek? Belki. Nomur? Belki. Sayın sayın yediğiniz kadar işte o olur. Güneşte güneşte. Şu güneş var ya. Güneşte bu hidrojenlerde koşuyor. Arta kalan enerji bize ışık olarak geliyor. Enerji olarak geliyor. Kesin bakalım. Fasulye bilmez. Bundan bilmez. Arta bilmez. Bilmez oldu bilmez.
Doğru mu? Doğru mu? Doğru mu? Iştada bunu bulmuş. Peki sonra, sonra bu ilani hale eski davet ediyor. Yani sonsuz hal. Altı ila altı buçuk milyar yatıranına güneşte bir hidrojenler bitecek. Güneş, bu hidrojenler bittiği zaman değişleyecek. Etrafındaki her şeyi yutacak. Bir alev topuna dönüşecek. Sonra da saçılacak. Bilimin bulduğu, denediği iş. Hayal, hayal, çocuğun kudu bil. İnsan ömrü 80, 100, 120 olduğuna göre siz bu işi yaptınız. Bizi Allah'ım da affetsin. Allah adına yalan söylemek. Çünkü söylerim ama inancına
sığdır. Baştan öyle bir kuralı dedi. Bilim ve inanç konusunda. Elham okuyorsa böyle bir şey söyleyemek. Çünkü Elham dedi ki hesap gününün sahibi benim. Hesap kesmek yok. Kimseye hesap keser. Hesap gününün sahibi sensin diyeceksin. Günde yılı ve karar yazdığında. Sonra da sen cehennemliksin diyeceksin. Olur mu arkadaşlar? Elham okuyorsanız böyle söylüyorsunuz. Birisi hakkında ahirete hakkında karar verdiğinizde bu anlaşma geçerliliği yıkıyorsun. Yok o da bir yalan olurum sanırım. Elham çok değil. Ya bir hesap gününün sahibi sensin. Her birisini halatına
bağlanırsa beni oradan geçirecek diye bu cümleyi söyleyin. Onu yaparsan bir yerde bir yandan bir olur. Kimse hakkında konuşmuyoruz. Malat hakkında konuşuyoruz. Tamam peki. Şimdi arkadaşlar şu andaki bilim bir bununla başı. Peki soru bu hidrojen nereden? Nereden? Bakın buna farkındalık diyoruz. Ne işimize yarıyor ya? Yövmeyemiz artmaz. Evdeki yatak değişmez. Hatun gene hatun. Çocuklar gene çocuklar. Bilim ve bilsek ne olur? diyebilirsiniz. Dediğiniz anda Allah'ın size verdiği nimeti yok etmiş. Sivdiniz. Isyan. Olmaz mı? Kur'an'da düşünmeyin diye bir cümle var mı? Var mı yok mu? Bak ben Kur'an'da Fransı'yla konuşuyorum. Düşünmeyin diye bir şey var mı? Gören var mı için? Okuyan var mı? Söyleyin hemen şundan kalkayım. Evet. Peki yoksa düşünün diyorlar mı? Sayın ki baka. Sayın ki baka. O bize öyle anlatılmıştı. Bana en azından öyle anlatılmıştı. Tefekkür et. Yani indi gibi düşün. Öyle değil. İşte bundaki tefekkür hesabını, kitabını doğru yap. Hz. Ömer sefere çıkar. Haberci gönderir önüne.
Haberci gönderir önüne. Orada tamam mı? Ve valla. Hop dur dur. Geri döneriz. Devam ver. Varsa bak. Kadevimiz savaşmak. Akıl. Cevabı yok. Dönmek de kademiz. Karar vermek de kademiz. İnsanoğlu günah işlemek gibi bir propansiyeli olmasaydı imanın geçerli değil olur mu? Söylemiyor. Kur'an niye gelsin? Hepimiz melek. O. Meleklere gelmiş mi? Yok. Demin söyledi. İki tane çocuk olduğunda biri birinde öldürüyor. Niye? Kurban için. Senin kurbanın kabul edildi. Benimki edilmedi. İnsan. Her insan. Böyle bir insan. Peki gelelim deminki hikayeye. O zaman bunun şu anda dünyada sekiz tane büyük laboratuvar var. Bu iş için. Neyle uğraşıyorlar? Hiç yoktan yok. Bileceğiniz yok.
Saatinde fazla geçirdik. Bunu da yormayalım. Yok. Yoktan varlık olur mu? Son yirmi yılın en önemli sorusu. Yoktan varlık olur mu? Yüz sene evvel Einstein denilen bir formül yazıyor. Basit. Üç tane harften ibaret. E eşittir. M ck. Artı ck. Biri ışık hızı var. Öbürü tarttığımız tartı madde. Öbürü de enerji. Enerjili ışık hızında karşılaştırırsanız madde edin. Şu anda yani geçtiğimiz dört sene önce hızlandırıcı dediğimiz sistemin içerisinde yüksek enerji partikülleri, yüksek enerji gönderildiğinde maddenin oluştuğu saptandı. Herhamdülillah. Ya bu insanın dünden
çıkarıp Allah diyor ki ol dedim oldu. Bunlar diyor ki enerji verdim oldu. Olmadı şimdi. Eğer dinimizi esas kavramlarıyla anlarsak hiçbir tezat yok. Neden yok? Şunun için yok. Orada bir irade var. O enerjinin öyle koşullarda maddeye oluşacağını kaydedilmiş. Öyle inanıyorum ben. İnsan onu biliyor. Nasıl ki bu telefon yokken oradan cam, buradan madde, buradan platin, buradan altın, oradan birbirine çıkarılır. Bu devreler yetiniyorsa bakın o maddelerle akıl birleştiğinde ve çalışma desteklediğinde telefon ortaya çıkıyor. Yüzünü
görmediğimle konuşuyoruz. Peki bu da böyle. O zaman bilim adamı eğer İslam'da ayarını hep kurması gerekiyor. Yaptığım her şey Allah'ın ünitidir. Yapmayıp çalışmak da ünitidir. O buluyorsa o insan ben de bulurum. Kavinin, kavinin kurbanı kabul ediliyorsa onu öldürmem gerekmiyor. Ben de kabul edilecek bir kurban hazırlayabilirim. Anlatabiliyor mi? Körelik gerekmiyor. Bütün aklımızda, bütün varlığımızda çalışmamız lazım. Fatih, eminim ki elli sene dua etseydi, elli sene dua etseydi, Akşemseddin Doğan'la beraber bütün
ordu Üsküdar'da oturup, Rümeli'nin selamında oturup elli sene dua etselerdi, Bizans hükümlerde buyduğundan hakları efendi demeyecek. Tarihte bir tane örneğini gösteremez. Bir tane Hazreti Peygamber'in sözünü dinlemeyip, nöbet yeri bırakıldığında yüzü baştan aşağıya yarıldı, dişi kırıldı ve zırhı deniliyor. Ne yapar? Akılsızlık elinde ceza. Ceza veya durum. Peygamber okuyu küfleyemiyor mu? Allah ona yardım etmiyor mu? Ama Allah bize ders veriyor. Sisteminizi doğru bulur. Tedbirinizi doğru alın. Bu savaşta tekniğine doğru
uyduruyor. Biz bunları niye görmüyoruz? Fatih'in biliyor musunuz? Yeni İstanbul'a öyle girilmiyor. Hop! Girdin diye girilmiyor. Niye girememiş ancakiler? O gemiler kim akıl eder? Sabahın köyünde surun karşısında gemilerin olacağını? Yetti mi? Yetmedi. O surları görmüş. Bu surlar denilmeden bu ordu telef olur burada. Ne yapmış? Ustasını bulmuş. Ustasını bulmuş. O projelerin, o top projelerin hepsinde kitap bahane yazarlarının doğru kaynaklarına baktığınızda hepsinde kendi matematik hesabı var. Hepsinde matematik hesabı var. Ve daha iyi bir matematikçiyi öğrendiğinde Ali
Kuşçu'yu haberci gönderiyor. Dokuz bin kilometreye dokuz bin ölçtüm markada Ali Kuşçu'nun çalıştığı medreseye haberci gönderiyor. Adımına bir altın veriyorum. Gel benim Fatih meclisesinde çalışıyor. Benim demiyorum. Fatih meclisesinde. Arkadaşlar, Fatih'le övünüyorsanız bir alimin adımına bir altın verildiğini bilin. Sizin çocuğunuz, kendiniz niye alim olmasın? Var mı öyle bir şey? Yok. Herkes de otansiyel var. Insanoğlunun bilimsel olarak bulduğu bir şey var. Biz ancak yaptığımız zaman kabiliyetimizin ne olduğunu
biliyoruz. Siz zikre başladığınızda zikre başlamadan ne kadar zikrin içinde olacağınızı hiç kimse size söyleyemez. Bilimde de aynı şey. Yaptığınız zaman görürsünüz. Ne kaliteli olduğunuzu. Peki, devam edelim şimdi bizim insanoğlunun bugün bilimde geldiği yere bugün insanoğlu enerjiden madde oluşturmayı başaran bir insan. İnanan insan olarak bu özelliği keşfeden insanlar. Çünkü bu özellik o mandira oluştur. Peki, başka ne keşfetmiş durumda? Atomun bölünebildiğini ve bunun daha alt parçalardan oluştuğunu. Aslında bizim demir, bakır,
kalay, nikel, platin, altın diye gördüğümüz şeylerin alt elemanlarının aynı olur. Nasıl aynı olurmuş hocam? Platin, demir, rahim, onu yani şimdi. Getir bir kamyon demir. Bir kamyon platin dediği şeyleri kapalı. Var mı böyle bilinen? Arkadaşlar sayıları farklı. Rakamlar neden ibaret? Bir telefonun üzerinde bir milyon telefon yapabilirsiniz. Bir milyon kişiye farklı telefon edebilirsiniz burada. Kaç tane rakamlar fark eder misiniz? Bir milyon rakam var mı burada? Daha mı yok? Yok. On tane var. Bir, iki, üç, kırk ve beş. Harklı sıralarda bildiğimiz sürece bir milyon
çeşitli yapar. Madde de böyle. Şimdi yirmi altı ya otuz iki arasında parçacıklar ibaret. Ondan beş tane, bundan iki tane, bundan bir tane koyduğunda demir. Şundan şundan koyduğunda bakın, bundan bundan koyduğunda alın. O zaman biz artık bu dünyanın bir enerji denizinde nasıl meydana geldiğini biliyoruz. Artık gezegenlerin nasıl olduğunu biliyoruz. Bu dünya gibi en az bir milyon tanesini bir milyar tanesi bir araya bir galaksi oluşturuyor. Bir beş altı dakikada bitirelim şey ııı sıcak ve terlediğimiz galaksi bir hayal edin. Siz
kendinizi bir düşünün. Bursa'yı bir düşünün. Bursa'da kaç kere adım atmışsınız. O zaman Bursa'nın büyüklüğü hakkında biraz hayaliniz olacak. Dünyayı düşünmeye başladın. Türkiye'yi düşünün. Sonra da dünyayı düşünün. Kırk bin bir yanında çevresi. Bir hayal edin. Sonra bunu bir milyona çarpın. Bu büyüklükte bir yıldız daha var. Bunun gibi büyüklükteki şeyleri yapılır. Bir milyar tanesi bizim Samanyolu galaksimizi oluşturuyor. Hayal edebiliyor musunuz? Bunu hayal ettiğinizde Allah-u Ekber dediğinizde o ekber değişecek. Başka türlü değişmez arkadaşlar. Yüksek sesle
bağırarak değişmez. Aynı ses yüksek. Ama tasavvurunuz attıkça yaraların ne kadar büyük bir gücü olduğunu o zaman anlamaz. Anlayışınız değişecek. Üç oluyoruz. Bilim insanı böyle. Iman diyeyim öyle. Iman size ben ben madde de yapıyorum. Her şeyi yapalım. Allah'a gerek yok der. Bir tane gider mi? Evet. Böyle. Bir tane sikareti. Diyor ki ben bunları düşünebiliyorsam başka düşünen bir şeye ihtiyaç yok. Ben de belgeseyim altına yazdım. Senin düşündüğünü kimse aldı. Böyle hesap bekliyoruz. Bir arkadaş da konferansta fark etti. O dedi, diskavirin yazısını yok dedi. Müsaade dedi. Diskavir yapacağını yapmış ben insanım. Düşünürüm. Yazdır. Cevap varsa sen söyle. Salon başladı. Evet. Tekrar bir şey daha hayal edin. Bunlardan bir milyar tanesini bizim evren dediğimiz şey. Rabbi alemin diyorsunuz. Alim hakkında bir şey bilmeden alem deseniz ne olur? Demeseniz ne olur? Ezbere alem. Ama oturup durma olursanız bakarsanız alem işte o zaman alem. Bakın arkadaşlar son beş yılda keşfedilen bir
şey daha var. Biz bir alemin içerisindeyiz. Buna evren değil, evren diyor. Birisi fark ediyor ki bu evren bu evren bir bir tarafa doğru gidiyor. Milyarlarca dünyanın milyar büyüklüğünden milyarlarca şey kitle halinde bir tarafa gidiyor. Bir de bunu ölçebiliyoruz. Ayrıca bir şey daha bir şey unutmayalım. On üç nokta altı milyar yıl evvel enerji varken maddeler var. Bizim dünya dört nokta altı milyar. Altı da önümüz de var. Aşağıya gidelim. Bu kadar. Peki niye bir tarafa doğru gidiyor? Bir hanım varmıştır. Bir şey teşvik ediyoruz. Başka bir evren de var. O evren çekiyor.
Bakın. Şimdi ben size bir şeyi görüp görmediğinizi soracağım. Pokos pokos yapacağım. Aha lütfen doğru böyle. Ne bunu aşağıya çekti? Gördünüz mü? Bir dakika gören var mı? Gören var mı? Düştüğünü söyleyebilir misiniz? Evet. Çektiğini söyleyebilir misiniz? Gördünüz mü? Çekiyor mu? Bilin böyle bir şey. Izden. Iz, iz. Değişken mi hocam? Efendim? Değişken mi başkasının başkasının? Tabii. Zaten şu anda değişti. Sorduğun anda benim anlattığım andan farklı. Ölçebiliyorsan farklı.
Benim pilon da farklı. Ben değiştim. Ben değiştim. Hiçbir şey YTV yüzeyinde baktığınızda sabit değildi. Kur'an'da da aynen böyle yazardı. Ama bunları öğrendiğiniz zaman yazdığının bu olduğunu anlıyorsunuz. Bakın dikkat edin. Değişmekten lazım. Sabitlenen. Onun için şöyle şu andaki en son bilimsel düşünce bir büyük havuz var. Bu havuzun üzerindeki toplar gibi farklı evrenler var. Ve bunlar birbirini ettiriyor. Şimdi bilim şunu düşün, şunu uğraşıyor. Bu evraklar öbür evrene geçebiliriz. Nokta. Bu ayın konusu, yani bu sıradaki konu
bu. İkinci nokta. Biz petrol bittiğinde, enerji bittiğinde, bu bilgilerimiz suda, hidrojenden ne kadar enerji elde edemiz? Şu kaşığı aslan suyla, yaklaştık bütün yöremini harcadığınız enerji elde edersiniz. Bu hidrojenden, bu suda o kadar enerji var. Nasıl? Bilim bu. Petrol bittiğinde yirmi iler yirmi beş yıl. Eğer biz bu teknolojiye sahipliyse, o teknolojiyi satın alırsınız. Bedava kimse belki çocuklarınız mahkum olur. Allah bunu bize açık tut. Günahla sevabı nasıl açık tutmuşsa, bilimde ilerlemeyi ve ilerlememeyi
açık tutmuş. Onun için Allah inşallah hepimize affetsin ve aklınızı Allah'ın bize verdiği en büyük nimetlerden biri olarak görüp hem iman yolunda hem bilim yolunda birlikte değiştirirsek benim görüşüm daha ahadisi Müslümanlar olur. Bilmiyorum katılıyor musunuz? Hakkınızı helal edin. Allah razı olsun. Sağ olun. Sorulara geçsez bir üç tane üç bir tevhid okuyalım zaman sonu hocamın soru serbest.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi