mustafaozbag.org

394. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 27 Haziran 2014 · 1:14:31

Allah gecenizi eylesin inşallah, gözünüzü hayırlı eylesin, gözünüzü hayırlı eylesin, gözünüzü hayırlı eylesin, gözünüzün ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak bakar da 183'te size oruç farz kılındı dedi. Oruç bu noktadan ayet-i kerime mucibinde farzdır. Din, İslam dini beş şeyin, beş esasın üzerine oturur. Bunun birisi de oruçtur. Oruç, belirli günler üzerinde, Ramazan orucuyla alakalı, o belirli gün, belirli saat, belirli vakitler arasında, her la ilahe illallah, Muhammeden Resulullah diyen kimseye, oruç tutmak şarttır.
Ama ve lakin, oruç tutamayacak olanlar, dinin kendi içerisinde hükmedilmiş, onlar oruç tutmazlar. Bu noktada, ayet-i kerime açıktır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadis-i şevklerinde bu noktada, tevatür noktasındadır. Bunun üzerinde şek şüphe yok. Zaten İslam diniyatı da bunun üzerinde herhangi bir şek şüphe etmemiş. Tabi, oruç yine o muayyen zaman içerisinde denilirken, Ramazan'ın başlangıcı, hilali gözetleyenler, bu noktada oruç başladığına hükmederler. Hükmedilince de insanlar Ramazan ayının normalde oruca başlarlar. Teknoloji ilerledik, teknoloji ilerleyince insanlar ayın ve güneşin ve dünyanın yörüngesini hesaplayıp bunu önceden belirliyorlar.
Hayretle diyanet kendi içerisinde oruç gözetleme merkezleri var. Oruç gözetleme merkezlerinde normalde, pardon hilal gözetleme merkezleri var. Hilal gözetleme merkezlerinde hilali çıplak gözle de gözetleyip, teknoloji ile birleştirip orucun başlangıçı ve sonunu tayin ediyorlar. Bazen buna itiraz edenler oluyor. Bir dahaki senenin orucu dahi belli, nasıl olacak falan gibisinden. Sonuçta diyanet hem teknolojik olarak hem de hilali gözetleme noktasında, gözetleme merkezlerinde bu konunun uzmanlarını çıkararak da gözetlettiğini söylüyor. Gözetlettiğini söyleyince bizim bir cemaat, bir tarikat olarak hilali gözetleme gibi, hilali gözetleyebilecek noktalarda, noktalara adam çıkarma gibi bir durumumuz olmadığından dolayı biz de bunlara tabi oluyoruz.
Normalde o zaman Ramazan orucu başladığı zaman, belli bir zaman dilimindeki oruçlarda o kimseler tutmakla mükellefler, eğer ki mümin iseler. Ramazan orucunun niyeti, şafilerde geceden başlar. Şafiler bugün mesela yarın oruç tutacaklarsa, mesela işte bugün akşam namazından sonra geceden oruca niyetlenirler. Hanefiler ise geceden niyetlenme şafi yoktur.
Hanefiler, işte sahura kalktıklarında niyetlenirler. Sahura kalkmak da niyetlenir. Bir kimse oruç kastıyla sahura kalksa, bir bardak su içse yine niyetlenir. Ama onlar ki uyudu kaldı, sabah uyandı, niyetlenir, yine niyetlenir. Saat 10'a kadar, 11'e kadar bir şey giyip içmedi, o esnada niyetlenir. Ramazan orucu olarak yine niyetlenir. Niyettir. Ama gün aşarsa, yani öğlen namazının vakti giderse, o zaman o kimsenin orucu, o gün için niyeti niyet olmaz. Genelde böyle bu tip meselelerde insanlar çok soru sorduğu için, sorular sorularla alakalı böyle kendimce, kendi kafalığımdan derlediğim şeyleri sohbet edeyim diye düşündüm. O yüzden, mesela hilali görmenin hükmü, 29. günden itibaren, Şaban'ın 29. gününden itibaren, hilali gözetlenmeye başlar.
Hilali gözetleyenler, normalde hilali gördüklerinde etrafa ihlal ederler. Derler ki, işte hilali bu noktada gördük, oruca başlayın derler. Sorucu bozan, bozmayan hallerle alakalı bazı kaideler var. İnşallah onları da bir kısaca, bir ders şeklinde geçelim.
Hızlıca bir şekilde oruç bahsini bitirmiş olalım, bir geceye sığdıralım inşallah. Oruçlu olan kimse, eğer unutarak yer, içer, yal, cinsel bir şekilde bulunursa, onun orucu bozulmaz. Yine oruçluyken, bu yiyip içenlerle alakalı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı, adı şerifinde der ki, unutarak yere, yiyene, içene Allah nimetlendirmiştir, Allah lütuflandırmıştır der.
Bu adı şeriften dolayı, hanefiler orucu bozulmadığına hükmederler. Uykuda ihtilam olan kimsenin de orucu bozulmaz. Bir kimse ihtilam olursa, kadın erkek uykusunda onun orucu bozulmaz. Bu noktada bir kimse az bir şey kusarsa da orucu bozulmaz. Kustuğunu yutarsa orucunu bozulur. Kan aldırmak orucu bozmaz. Bir kimse kendiliğinden, eğer erkek, kadından veya erkekten, herhangi bir sıvı gelirse, şehvali noktadan, kendiliğinden gelirse, oruç bozulmaz. Bir kimse vücuduna yağ sürerse, oruç bozulmaz. Yağ sürdü, oruç bozulmaz.
Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı, saçlarını yağlardı. Bilhassa sıcakta daha fazla yağ vardı. O yüzden yağlanmak orucu bozmaz. Gözlerine sürme çekmekten oruç bozulmaz. Eğer bir kimse bir kadını öper veya ona dokunur da, ondan şehvetle meni çıkarsa orucu bozulur. Oruçlu olduğunu hatırladığı halde boğazına bir sinek kaçan kimsenin orucu bu noktada yutmadığı müddetçe bozulmaz.
Dişlerinin arasına kalan yemek kırıntısını yutan kimsenin orucu, eğer kırıntı büyükse bozulur, küçükse bozulmaz. Eğer o kırıntıyı bir kimse elinden alıp tekrar yutarsa o orucu bozulur. Onun orucu bozulur. Midesi bulandı, kendiliğinden kustu bir kimse. Midesi bulandı, kendiliğinden kustu. Bu noktada onun orucu bozulmaz. Eğer kasten kusarsa kimse, o zaman onun orucu bozulur. Cinsel ilişkiye giren bile bile orucu bozulur. Bersin bir asıl sebebi şu, dün akşam televizyonda Adil Aziz Bayındır'ı istedi. Adil Aziz Bayındır, orucun kazasının olmadığını söyledi.
Kefaretinin de olmadığını söyledi. Kulaklarını da duymamış olsam sıkıntı yaşayacağım. Açıkça asla kefaretin olmadığını bir hadis yeri söyledi. İşte bir kimse orucunu tutmazsa, bütün ömrünü oruçlu, farz orucu, bu Ramazan orucunu terk ederse, bütün ömrünü oruçlu geçirse, o bir gün orucunun karşılığı yine değildir.
Hadis-i şerifini söyledi. Bu noktada orucun kazasını kabul etmedi. O kadınların tutamadığı günleri sonra kaza etsinler bahsini, normalde ona da girmedi hiç. Şimdi Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kim ki Ramazan orucunu bozarsa, zihar yeminini yapan kimseye lazım gelen kefaret, ona lazım gelir. Hadis-i şerifini söylemiş. Meşhur bir hadise var. Hani bir bedele gelir, der ki yandım ya Resulallah, mahvoldum. Ne oldu? Ben eşimle cinsel ilişkiye girdim der. Öyle deyip de, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, ona bir köle azadı. Der ki, bende hiç köle yok. Devam eder.
Peş ve şey iki ay oruçlu. O yine der ki, bu felaket oruçtan başıma geldi. Ben yine bunu tutamam. O zaman ona der ki, 60 kişi doyur. Yani bir güne bir kişi. Bedevi der ki, ben bunu da doyuramam. O zaman Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, bunu gider, bir tas kurma getir. Der ki, al bunu çoluk çocuğa dağır, etrafa dağır, yoksullara dağır. O da der ki, benden daha yoksulların birisi var mı? O zaman al götür evine der, Allah seni affetsin. Şimdi bir kimse göz göre göre, orucunu kasten bozarsa, iki ay kefaret ödemesi gerekir. Ödemeye muhtedir değil, hikaye, oruç tutmaya muhtedir değil.
60 kişiyi doyurur. Buna da muhtedir değil. O zaman Allah onu affetsin. Bir kimse rahatsız. Oruç tutamıyor. Kefaret. Bir güne bir fakir. 30 gün oruç tutamadık. 30 fakir. 30 fakirin yiyeceği. Ne yiyorsa kendisi. Ama Abdülaziz bayındır bunu otomatikman ortaya kaldırdı. Hanefelerin bu iştahı. Ve otomatikman orucun bu noktada kazasını da kaldırdık, kefaretini de kaldırdık. Bir kimse tuttu, tuttu, tutmadı, tutmadı, tutmadı, yaktı gitti. Allah bizi affetsin inşallah. Evet. Enfiyet çeker, kulağına ilaç damlatan kimsenin orucu bozulur.
Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetler. Hadi şerifte birisinin içerisine, yani vücuduna bir şey girerse o orucunu bozar demiş. Hadi şerif. Vücudunuzdan içeri bir şey girerse o sizin orucunuzu bozar. Vücudunuzdan bir şey çıkarsa o sizin abdestinizi bozar. Vücudunuzdan bir şey çıktı. Bu abdestinizi bozar. Vücudunuza oruçluyken bir şey girdi. Bilişti, kasıttı, bile bile. Bu da sizin orucunuzu bozar. Allah'ım hafaza eylesin. Beslenme veya tedavi maksadıyla herhangi bir şeyi yiyen veya içen kimseye hem kaza hem kefaret lazım gelir. Kişi karnına girer, karnına veya kafasında bulunan derin bir yarayı tedavi ederken ilaç, karın veya kafa boşluğuna kadar inerse İmam Ebu Hanife'ye göre orucu bozulur.
Bir şeyi ağzına koyup tadına bakan kimsenin orucu bozulmaz. Kadının çocuğu için yemekleri çiğnemesi de eğer başka imkan varsa aynı sebebi binan mekruttur. Fakat eğer başka imkan bulunmazsa çocuğun korunması için sakıncası yoktur. Sakız çiğnemek de orucu bozmaz. Ama İmamların büyük bir çoğunluğu bunu mekruh görmüştür. Oruçlu olan kimsenin gözlerine sürme çekmesinde ve beytilerine yağ sürmesinde sakınca yoktur. Oruçlu olan kimse ister sabah ister akşam pastır olsun ağzına yaşmışlık sürmesi sünnettir. Bu mekruh değildir. Oruçlu olan kimse geçici rahatsızlıklar bulunan kimseler Oruç tutmakla hastalığa atıyorsa tutmadığı günleri Ramazan'dan sonra kaza etmek üzere Ramazan'da tutmayabilir.
Yolculukta olan kimse için ise eğer oruç tutmakta ona bir zarar gelmiyorsa Oruç tutmak daha iyidir. Bununla beraber tutmamak da caildir. Kişi isterse mağrılıklı olarak isterse peş peşe kaza edebilir. Gebe veya emzikli olan kadın eğer kendisi veya çocuğu için endişe ediyorsa orucunu sonra kaza etmek üzere bozar ve orucunu bozmakta mazur olduğu için kendisine ne kefaret ne de fidye lazım gelir.
Oruç tutamayacak kadar yıpranık güçsüzleşen kimseler tutmayıp ancak her bir gün için bir yoksula kefaretlerde olduğu gibi ya yarım sağ huvda ya da bir sağ kuru hurma veya arpa verirler. Çünkü ayeti görene de oruç tutmayan güçleri yetmeyenlere bir yoksula doyurabileceği kadar yemek yedirmek gerekir buyurulmuştur. Biz harama düşeriz endişesiyle helalın 10.9'unu terk ederdik. Sözünü açar mısınız?
Helal daireden harama nasıl düşülür? Böyle bir durumda helal haram dengesi nasıl gözetilir? Bu durumda içimizde vesvese ve şüphelerden nasıl emin oluruz? Siz haramlardan uzak durun bize din olarak yeterli. Cenazede tefilden sonra yapılan zikrullahın önemi nedir? Bu zikrullahla alakalı sünnette veya sahabenin sünnetinde örnekler, uygulamalar olmuş mu? Biz cenazelerden sonra kavru şerifin başında Allah'ı zikrederiz. Zikretmek bu noktada farzdır. Ve o zikretlerden olacak olan sevabı da o kavru şerifte bulunan köklerin üzerine hediye ederiz. O yüzden cenazelerin arkasından veyahut da kabuldekilere zikrullah yapılır. Bununla alakalı sahabede de örnekler var.
Yeni evrendim, yurt dışında yaşıyoruz. Eşim Süleyman Efendi cemaatine bağlı. Şimdiye kadar orucunun, diyanetin takvimine göre tutup açıyorduk. Eşim buna karşı çıkıyor. Ne yapmam lazım? Hangisi doğru? Diyanete tabi olur bu noktada. Başımıza gelen bir kaza veya müşribeti Allah'ın ikazı olarak algılamak doğru mudur? Başımıza gelen herhangi bir şey bizim kendi elimizle yaptığımız herhangi bir hadiseden kaynaklı olur. O yüzden biz başımıza gelen belanı müşribetleri nefsimizden gidelim. Tövbe edelim inşallah. Çişinin nefsi şeydinin gölgesi ile mümkün. Nasıl? Hiç kimsenin nefsi ölmez. Ancak insanların nefsi terbiye olur. İnsanlar kendi nefislerini öldürmeyi hedefliyorlar. Bunları nereden duyuyorlarsa oradan duyuyorlar, bir yerlerden bir şeyler duyuyorlar.
Kardeşler, nefis ölmez. Hiçbir din, hiçbir kimsenin nefsini öldüremez. Nefsin ölmesi mecazi olarak algılanabilir. Yani işte nefsi terbiye olur. Nefsi terbiye olduysa olduğu yere kadar olmuştur. Nefis ve mücadele son nefese kadar devam eder. Yaptığım ibadetlerde bir yağ kokusu alıyorum. Amel-i salihine nasıl ulaşılır?
Kokusunu alıyorsam çok ağır. Demek ki belli bir adım atmışız. Onların kalplerindeki kini söküp attık. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Bunlar kimler, kalpteki kim nasıl ulaşılır? Bir kalbinize bakın. Kalbinizde birisine karşı kim besliyorsanız, nefsinizi bu noktada terbiye etmemişiniz. Kim beslediniz kimseyle gidin helalı kalın. Bana bir hediyede bulunun. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen herkes kardeştir. O zaman kardeşlerinize kim beslemeyin. İmkâla gibi çocuğum var, su temizliyorum. Oruç da tutmak istiyorum ama süt gider diye de korkuyorum. Ne yapayım?
Allah yardımcın olsun inşallah. Oruç tutmaya muktedir olamayanlar kendi kendilerini bu noktada bir tutmaya zorlasınlar. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede bunların tutamayacaklarını ama tutarlarsa daha iyi bir şey olacağını soruyor. Mesela yolculuğa çıkan gibi. Yolculuğa çıkan kimse orucunu bozabilir mi? Her cevap bozabilir mi? Ama tutmaya muktedir ise, o kimse tutmak için mücadele ederse, bu ayet-i kerime ile met edilmiş. Veya bir kimse hasta, oruç tutmaması gerekir ama o kimse tutmak için gayret sarf ederse, bu met edilmiş. Bir hamile bayağı tutamayabilir ama sağlığını ve çocuğun sağlığını bozmayacak şekilde gayret ederse, met edilmiş. İşte süt emdiren kadın gayret ederse, met edilmiş.
Veyahut da yaşlı, ihtiyar, güç yetiremeyecek bir kimse gayret ederse, o met edilmiş. Burada gayret edilenler hep met edilmişler. Dinde gayret sahibi olmak, iyilikte gayret sahibi olmak, doğruda gayret sahibi olmak hep met edilmiş. Biz o met edilenlerin safında olalım inşallah. Nefisle mücadele ediyoruz. Yapabildiğimiz kadar peki haramlarla mücadele ederse, nefse en ağır gelen haram hangisidir? Mesela herkesin başaramadığı, yıkıldığı, bir de nefse emare hallerini, çıkış yolunu anlatır mısın? Herkesin kendince yıkıldığı yer kendine aittir. Herkesin yıkıldığı yer vardır. Bu noktada işte en fazla insana nefis buradan vurur, şuradan vurur.
Bu bir başkası için geçerli olmayabilir. Bir erkekte kadın, kadına karşı sayılıklığı çok fazladır, onu oradan vurur. Öbürküne para hırsından vurur, öbürküne makam hırsından vurur. Öbürküne namaz zor geliyordur, namaz kılmak istemez. Öbürküne oruç zor geliyordur, oruç tutmak istemez örneğin. Çünkü oruç tutmamak da haramdır, namaz kılmamak da haramdır. Başka bir kadına tesettür zor gelir. Tesettürü terk etmek de haramdır. Veya bir erkeğe kadınlara bakmak tat verir, onu terk edemez. Ona da oradan vurur nefis. Bunun gibi, herkesin kendince, kendi nefsinin zayıf bir noktası vardır. İnsanlar bunlarla mücadele edecekler. O kendi kendisini tanımlayacak, kendi kendisini tanımlayarak da kendisinin en zayıf noktasını görür.
Ve en zayıf noktasını bu noktada kendince kuvvetli tutmaya çalışacak ve bununla mücadele edecek. Nefisle mücadele bu. Birkaç hafta önce bir gömlekten bahsettiniz. Kuyuda Yusuf Aleyhisselam'a kuyabilmiş. Bir mürsü nikahının da emare kuyusunda olan müritlerine manevi gömlek giydiyorum. Eğer mürcü gömleği var mı? O ne ara? Mücadele etmenin bir gömlek giydin gidelim, öyle mi? Kardeşlerle tokalaşırken, üçlemenin sünnet olduğuna dair söylemlerde bulunduğumuz. Dergah dışında bir ortamda bu sünneti nadislerde geçip geçmediğine dair bir soru alalım.
Böyle bir hadis-i şerifte rastlamadım, hakkınızı helal edin. Bu konuyla ilgili bilgiye nereden ulaşabiliriz? Bu üçlemek ne bu anlamadık. Ben musaffa etmenin sünnet olduğunu biliyorum. Musaffa etmek de normalde bir kimse işte kardeşiyle karşılaştığında sarılıp biter.
Bu da. Bir sefer şey yapmamı, sarılmamı ama Allah için, Resul için, Ehli Beyt için olduğunu söylüyorlar. Benim okuduğum adi şerifte de musaffa etmek var. Bir kimse Müslüman kardeşini gördüğünü musaffa eder. Bir sefer sarılıp biter. Böyle yanak yanaya sarılmak, onun yananda öpmek. Bunlar yok sünnetten. Kafanın kafasını tokuşturmak yok sünnetten. Yok. Kadınların birbirlerine karşısında çok sıkı böyle sarılmaları, birbirlerini böyle okşar gibi yapmaları, böyle iyice sıkmaları yok. Bir sefer musaffa etmenin var olduğunu biliyorum. Okuduğum sünnet bu. Tavsiye ettiğiniz bir yayın evi şeyle alakalı, no, meal ile alakalı.
Genelde ben elmalı hamdi yazılı mealine bakıyorum. Bakabilirsiniz elmalının bu noktada mealine. Hayatını eşcinsellik üzerine kurmuş bir kimsenin dini manada kendine bir tedavi uygulaması mümkün müdür? Kur'an ve sünnet dairesinde bu konuya bakış açımız nasıl olmalıdır? Hakkımızı helal edin. Kur'an gibi eşcinsellik davranmış. Din sonuçta içkiyi haram kılmış. Bir erkeğin bir kadınla mikahsız ilişkisine haram kılmış. Zina hükmüne kurmuş. Bir kadının bir kadınla cinsel ilişkisine de haram kılmış. Onun da zina hükmüne kurmuş. Bir erkeğin bir erkekle de cinsel ilişkisini haram görmüş. Ona da zina hükmüne kurmuş.
Her haramı terk eden bir kimse o haramdan tedavi olmuş. Bunu normalde yani bir kimse kendi kafasında eşcinselliğe karşı farklı bir noktaya koydu. Veya Batı toplumun eşcinselliği farklı bir noktaya koydu. Eşcinselliği farklı bir noktaya koyaraktan eşcinselleri farklılaştırıyorlar. Ve her eşcinsel kimse kendisini farklı bir kategoriye koyduğundan kendince farklı göstermeye çalışıyor kendini.
Ve bir kısmı bunu işte benim duygularım böyle gibisinden fizik psikolojik bir dengesizliğini farklı bir noktaya göstermeye çalışıyor. Kendini masum ve masum göstermeye çalışıyor. Yani onun suçu yok bu Allah'ın kendi dilleriyle Tanrı'nın bir onlara verdiği bir şey. Bakın her haramı işleyen kimse kendisini masum göstermeye, mazlum göstermeye çalışırsa bunun altından kalkınmaz. O zaman din haram etmiş, haksız yere adam öldürmeyi bir kimse der bu Tanrı'nın isteği isteği, Tanrı bana bunu, bu gömleği giydirmiş, bu hali giydirmiş deyip gidip birisini katledebilir o. Ve o katliamı da kendince mazur ve masum gösterebilir. Kardeşler din bunu yasak etmiş, İsevilik bunu yasak etmiş, Musevilik bunu yasak etmiş, İbrahimilik bunu yasak etmiş.
Bu insanlık tarihi boyunca bütün dinlerin yasakladığı, haram kıldığı bir haram, aram bir haram. Nasıl zina haramsa Adem'den itibaren, nasıl içki haramsa Adem'den itibaren, nasıl namaz farz ise Adem'den itibaren, nasıl oruç farz ise Adem'den itibaren, eşcinsellikte haramdır Adem'den itibaren. Bu noktada bu haramı işleyen kimseler, bu haramı işleyen insanlar, bu haramdan kendilerini uzak tutacaklar, nasıl sarhoş edici, her türlü içki uyuşturucu haram ise, ve bundan kurtulmanın yollarını bulup, o kimseler bundan kurtulmakla mükellef iseler, eşcinsel noktada duran kimseler de, haram noktasında bu meseleyi kendilerine inandırıp, bu noktada imanlarını kuvvetlendirip, bundan uzak duracaklar.
Kendilerini burada kilitleyecekler, diyecekler ki haram, erkek erkeğe cinsel ilişkide bulunmak haram, bunu yapan da yaptıran da meyuludur, evi günah-ı kebale girmiş olur. Eşcinsellikle ilişkilendirenlerin namazları kabul olunmaz, ibadetleri kabul olunmaz, bu insanlık suçudur, insanlık suçu. Bu fıtratullaha aykırı bir suçtur, bu fıtratı bozulu bir şey, bu ama o kimse fizik psikolojik olarak rahatsız, tedaviye ihtiyacı olabilir, ama o kimse şehvetlere düşmüş, harama düşmüş.
Bu noktada kendisini ne yapacak? Haram noktasından geri hazır. Ve bunlara şu söyleniyor, bu tip kimselerle çok konuştuk, bunlarla çok konuştuk. Niçin, neden, nasıl olduğunu kendimce araştırmaya çalıştık. Psikoloji, doktorlarla görüştuk, psikologlarla görüştuk. Psikologlar ikiye ayrılmışlar.
Dünya üzerinde Afrika'nın desteklediği bir kısım psikologlar var. Bunları normalde bir rahatsızlık, bir hastalık gibi görmeyin. Bunlar işte kendi bedel özgürlüklerini sağlayabilir diye böyle dinsiz, ateist bir noktada duran bir tıbbın bir bölümü var. Bunlar diyorlar ki işte bu bir rahatsızlık değil, bu bir hastalık değil. O kimse kendisini böyle hissediyorsa böyle yaşaması lazım. Ama yine batıdan örnek vereceksek, batıda dini sütakta, dini dairede duran tık diyorlar ki bunlar bir rahatsızlık, bunların tedavi edilmesi gerekir. Psikolojik, psikolojik rahatsızlık var diyorlar. Türkiye'de de ilk etapta bunlar sanki insanların özgür seçimleriymiş gibi gösterildi.
Ve dünya üzerinde böyle bir zaten oynanan bir oyun var. Yani eşcinsellerin kendilerince kendilerini kadın hissedenlerin birkaç tanesini sanatçı adı altında zirve yaptırıp eşcinselliğe böyle yani kadınlaştırmaya karşı böyle bir yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. Kuhuş bir yasasında, fuhuşa yönlendiriyorlar. Hem ne kadar onlar bir fuhuş biz fuhuş yapmıyoruz deseler de fuhuşa yönlendiriyorlar. Her biri fuhuşun birer argümanı birer materyali olup çıkıyor. Bu bir kuhuş tuzağı. Kuhuş tuzağı. Bu bir hastalık. Bir kimsenin alkolik olması gibi. Bir kimsenin bu noktada eroinmen olması gibi. Bir kimsenin işte uyuşturucu kullanması gibi. Bir kimsenin sevaplı kadınları düşünüp kazımlarla yatıp kalkıp zina etmeyi düşünmesi gibi.
Bir kimsenin faizcilik yapması gibi. Bir kimsenin hırsızlığı böyle sanat haline getirmesi gibi. Adam hiçbir şey yapmazsa bir odadan bir odaya çalıyor. Hiçbir şey çalamazsa babasının malını çalıyor. Hiçbir şey çalamazsa annesinin bileziğini çalıyor. Hastalık hiçbir şey çalamazsa gelininin altından da çalıyor. Hiç kimsenin haberi yok. Aileler yıkılıyor. Gelinin altını kaynana çalıyor. Gelinin altını kayıp kadar çalıyor. Hırsız, hasta. Ondan sonra aileler aldım diyemiyor. İnsanların aileleri de alıyor. Hastalık. O yüzden eşcinsellikte bir veçesiyle hastalık. Bunun tedavisi o kimsenin harama düşmemesi.
Bir. Birinci derecede haram. Bunu düşünmeyecek. Birinci derecede bir erkeği istemeyecek. Bu bir haram. Bir erkek, bir erkekle cinsel ilişkiye girmeyi istemeyecek. Haram. Helal da bilsin evlensin. O yüzden çocuklarınızı evlendirin. Anneler, babalar, yanlış olan erkek çocuklarınızı evlendirin. Çocuklarınızı koruyun. Çocuklarınızı erkek gibi yetiştirin. Kız çocuklarınızı kız gibi yetiştirin. Dikkat edin. Bu tip saplantılara gidebilir düşüncesiyle erkek çocuklarınızı bu noktada bir erkek çocuk nasıl olması gerekiyorsa öyle yetiştirin. Hiç kimsenin evladının başına böyle bir mazarat gelmesin.
Bu noktada çocukların üzerinde, erkek çocukların üzerinde çocuklar kimlerle gidip dolaşıyor? Ne yapıyorlar? Buna da dikkat edin. Çünkü bir başkası çocuğu küçük kentten böyle alıştırabilir. Alıştırabilir. Veyahut da evlenemeyen bir erkek çocuk psikolojisini bozup başka bir erkeğe kendisini yaptırabilir. Allah'ım varlığa zeylesine. Bu noktada bu mesele bir rahatsızlık nazarıyla bakılabilir. Bir de harama düşme noktasından bakılabilir. Uzak duracak. Haram. Bir erkeğin üzerinde böyle düşünceler varsa kız da evlensin. Bu düşünceden kendisini uzaklaştırsın. Allah muhafaza etmesin. Ticarette bir iş anlaşması yapılırken fiyat bölüşürüp ödeme yapıldıktan sonra şartlar değiştirilir.
Fiyat değiştirilebilir miyim? Normalde mesela mal satan kimse alıcının lehine fiyatı değiştirebilir. Bu caizdir. Ben Adnan Hoca'ya bu kağıdı satıyorum. Adnan Hoca'ya dedim ki Adnan Hoca bu kağıdı on liradan sana sattım. Aldım dedi o da. Aradan daha alışveriş bitti. Fiyat konuşuldu. Akit bitti. Ertesi gün Adnan Hoca bu malı sana dokuz buçuk liraya indirdim diyebilirim. Bu caiz. Ama ben sattı Adnan Hoca'ya sattığım malı yarın fiyatlar değişti on bir lira oldu dersem bu faiz olur. Ömre için fiyat belirlenip ödeme yapıldıktan sonra otel şartları değişti denilerek de fiyat arttırılabilir mi? Fiyat arttırılmaya kalkılırsa anlaşılan otelden daha iyi bir otel tutuldu.
Fiyat arttırılır derse normalde o kimsenin kabul etmeme hakkı var. Ama bunu açık kapı bırakıldıysa o zaman bu farklı. Mesela şöyle bir şey. Biz ömre gidiyoruz. Ben Mahir'e dedim ki Mahir sen güzel bir oteldir. Farkını bana söyle ben farkını toplarım dedim. Çünkü giden grubun başkanı benim. Herkese de aynı şeyi söyledi. Gittim güzel bir otel buldum. Ben benim yanımda hesabım kitabı yaptım. Fark vardı arkadaşlarımdan topladım farkı. Herkese bu noktada şey yaptım. Çünkü anlaşmam benim öyle gidiyor. Normalde eğer ki bu noktada antlaşmaya karşı tarafın uyması gerekir. Karşı taraf uymalı.
O zaman o kimse antlaşmayı kendi tarafından bozabilir. O yükümlülüğü de karşındaki kimse çeker. Zannediyorum böyle bir problem var şimdi öyle değil mi? O yüzden normalde Mahir vaat ettiği noktada kabul etmeyenleri o otele göndermek zorunda. 5 kilometre yerden bir otel tutmayı vaat etmiş. Ben 5 kilometre yere gideceğim 200 kilo vermek zorunda değilim. Bu oteli tuttuk beni ilgilendirmez kardeş diyebilirim kardeşlerim. Mesela anlaşıldı değil mi? Evet kabul etmeyenler mesela dedik ki işte planca yerdeki oteli tutacakmış arkadaşlar. Burada gidecek kabul etmeyenler. Yani iki grup olmuş olacak bir sefer. Mekke'ye yakın otelde bulunmak isteyenler 200 lira fark vardır. Uzakta bulunmak isteyenler 200 liraya ucuza gidecekler.
İşin hukuku bu. Çünkü anlaşma yapılmış. O kimse demiş ki 5 kilometre yerde bir oteler hazi. Kaç para o? 1360 lira. Ben kardeşim 1360 lira veririm. 5 kilometre her yerdeki otelde kalın. Öbürkü de 1560 verecek. Veytullah'a yakın yerde tutursun. Anlaşıldı mı? Ben oradan otel bulmadım. Buradan tuttum. O zaman onun parasını iade edecek. Yani diyelim ki ben buradan otel tuttum. Çare yok başka. Oradan size otel tutamam 200 lira ucuza diyorsa. O zaman o kimsenin bütün parasını veriyorlar. O kimse caymaması. Bu 5 kilometre otele 1360 liraya altlaşmış. Anlatabildim mi? 200 euro falan diğerlerden fark vereceksiniz. Vermek zorunda değil.
Bu da 5 kilometre otelde ben kalacağım diyor. E ben oradan otel tutmadım. Parasını iade edeceğim. Aslında o zaman parasını iade edeceğim. O kimse alacak pasaportunu başka bir yerle gidebilir. Evet. Ayrıdır. O kimse diyebilir. Veyahut da herkes diyebilir. Biz orada kalabiliriz. Veyahut bir kimse değil. Benim ayağım ağrı. Ben kardeşim uzağa gidemem. Bana desek her gün 5 kilometre yüzeceğim 5 kilometre geleceğim. Ben yapamam derim. Örneğin. Ben kendin hepsini çekeceğim. Neden? Benim ayaklarım onu kaldırmaz. Onu götürmez. Ben ibadete o 5 kilometreyi ayırırım derim kendimce. Ve ben 200 lira fazladan veririm.
Ama herkes aynı noktada olacak diye bir kaydı yok. Veyahut parası yetmiyor diyor. Gücü yetmiyor diyor. Hakkı varlıyalı bir sistemde çalışan bir kişi iş sonraları haftanın 3 gününü dış programı ile 4 gününü tekke ile geçirse. Tekke 7 gün. Kalan günleri de eşine ve ailesine ve çevresine ayırmaya çalışsa. Haftanın 3 gününü dış. 4 günde tekke değil ki 7 gün daha. Nerede gün kaldı ki ya? Doğru da yanlışlık var. Dikkatli okumazsak biz de gün müte gideceğiz. Diyeceğiz ki tamam 4 günü öyle, 3 gün evine ayırsa yeter diyeceğiz.
Kıyamet kopacak. 7 gün burada soruda yanlışlık var. Soru tam değil. Dünyada yaşayan insanlar ve yaşamış insanlar, Müslümanları kabul edenler, cennete girecekler, Müslümanları yaşamayanlar. Birçok insan var, bu insanların birçok çok iyi ve etrafına hiç zarar vermeyen kimseye zararı olmayan insanlar, insanlığa hizmet eden, etmeye çalışan insanlar, bu insanların Müslümanlığı yaşamadıkları için cehennemlikler, iman etmesi öyle.
Nasıl yargılanacaklar, kelime-i şahit getirmeyip Müslümanlığı kabul etmedikleri için direkt cehenneme mi gidecekler? Evet, ama cehennemde de iyilerin ve kötülerin cehennemlikleri ayrı. Biraz daha iyisini az yakacaklar bu mesela. Ama vahiyelerden oluşan Kur'an-ı Kerim'in ayet ve süreler halinde parça parça indirilmesi, 23 yıllık bir zaman kapsar.
Biz Kur'an'ı insanlara duran duran kıyasın diye ayet ayet ayırdık ve onu feydate indirdik. Buna göre Ramazan'da mukabele okunmalı mı ve okutulmalı mı? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem döneminde Kur'an nasıl hatmedilmiştir? Sahabe Ramazan'da mukabele okudur. Cebrail aleyhisselam her Ramazan'da gelir, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine o güne kadar gelmiş olan Kur'an-ı Kerim'in tekrar mukabele eder, okurlardır.
Mukabele etmek, birisinin okur, birisinin dinlemesi gerek. O yüzden Cebrail aleyhisselam okur, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dinler veyahut da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine okur, Cebrail aleyhisselam dinler. Sünnet, tabi buna da karşı çıkıyorlar da şimdi, her sünnete karşı çıktıkları gibi bu sünnete de karşı çıkıyorlar. İstiyorlar ki insanlar Kur'an-ı Kerim'i hıfz etmesinler, hafızlık oluşmasın, insanlar harıl harıl camilere gidip Kur'an mukabelesine katılmasın. Aslında televizyonlarda mukabele takip edilmesine de karşıyım. İnsanların cami ile ayağını kesiyorlar.
Ne enteresan ki dini kanallar bile gece yarısı saat ikiden sonra Kur'an-ı Kerim mukabelesi ediyor. Gündüz programlarında hiç böyle Kur'an-ı Kerim okuyan var mı? Yok. Gündüz dansa da oynatıyorlar, gece mukabele var. Tekkede bazı sorumlu abilerin kendi kolluk günlerinde adamlarını takip etmeyip sürekli kolluk günlerinde programa çıkması.
Hiçbir şey anlamadım burada da. Sürekli kolluk günlerinde programa çıkması için diretmesi ve o günde, o gününde mahalle dersine denk gelmesi, sırf şok yapacak diye benim hak etmediğim halde mahalle zikrimden geri kalmam ne kadar doğru. Bunu samimi olarak üzülerek yazdım. Ben anlayamadım Atman Hoca'dan nasıl bir şey?
Efendim, soruyu ben yazdım da izniniz olursa. Ben çarşamba günleri mahalle dersine kendimce gidiyorum. Yani gitmeye dikkat ediyorum. Tekkede de acizane kolluk günüme çıkıyorum. Onun dışında da kendime plan atmak değil de tekkede olmadığı zaman yeni gelen arkadaşlarla destek çıkmaya çalışıyorum kendimce. Ama kolluk günüm olmamaya rağmen zikir günüme denk gelmesinden bazı sorumlu gününe denk gelen yani kolluk gününe denk gelen sorumlu abiler çıkmadım diye tehdit bahari ve agresif hareketlerle horlamalar oluyor bana.
Yani kendi şahsıma doğru. Bunu işte Cafer abiye söyleyeceğim, ona bunu söyleyeceğim diyerek bu tarz şeylerle karşılaşımdan bunu yazdım. Biraz karışık, sıkıntılı olduğundayım yazamadım. Bana daha açık bir şekilde anlatır mısın? Çarşamba günleri mahalle derslerim oluyor benim kendimde. Ne haber? Onun dışında da cuma günü tekke de ilahi okuyorum, ilahiciyim kendimce. Tamam. Eee cuma günleri grubuma çıkıyorum günüme. Onun dışında da sürekli tekke de bulunduğundan akşamları programlara çıkıyorum. Abiler çık diyor. Çıkıyorum. Çıkmadığım günlerde hani çıktığım günler oluyor, çıkmadığım günlerde niye çıkmıyorum diye diretinip horlanıyorum. Yani kendimce. Böyle bir şey olur mu işte tekke de az adam var, çıkması gerekiyor.
Sorumlu olarak eee normalde onun kendi kolluğu günü geldiği zaman sorumluluğunu eee adamların takip etmesi gerekiyor mu gerekmiyor mu? Bu anlamda yani. Herkes kendi nöbet tutan arkadaşlarını takip ediyor. Bir sorumlu takip etmesi gerekiyor değil mi efendim? Sorumlu takip edecek. Takip etmeyen kişi zikir gününe denk gelmiş ve aşağılanır bir şekilde bunu Cafer'ye söyleyeceğim, böyle söyleyeceğim. Bu anlamda hakkı yok abi. Eee ben sinirden dedim, isterse Cafer abiye söyleyin dedim. Böyle bir şey olamaz. Bu ben hayatım boyunca, yani uzattım lafı, kısaca arkamızda herhalde değil. Eee ben çocukluğumdan beri sizi tanıyorum, hiçbir zaman ben dergâhtan uzaklaştım. Ama dergâhtan uzaklaştım, ettim, nefsime uydum, kendi nefsime, dergâh hiçbir ağabeyle, kardeşlerle paylaştın mı bu meseleyi?
Paylaşmaya fırsat bırakmadın, ağabeyle mi sorunlu olmuşsun? Bu, bu problemi ağabeyle paylaştın. Yok efendim, paylaşma. Ben göremedim kendisinden, paylaşamadım. Şey yapma, özür düzmeyin. Kardeş, arkadaşlar, bu tip meseleler birinci derecede sorumlularınız var, onlarla bu meseleyi istişare edin. Söyleyin, herkes için geçerli olur. Problem hallolmazsa evet, bize getirin. Tamam mı? Ama yapılan yanlış, o halde. Bir kimse sadece bu noktada, kendi günlerinden sorunlu. Diğer günlerde, bu, kendi sorumluluğunun bu noktada sorumluluğunu halletmiş. Ama, ben şunu da mesela işte, derim hiç böyle bir, nasıl söyleyeyim, otur. Benim kendi hayatımda böyle bir şey kendimce, işte ya bugün benim günüm değil, zamanım olmadı benim.
Ama, biz arkadaşlar evlerine de işte hayat, kendi özel hayatlarına da zaman ayırsınlar diye, herkes belli bir zamanlarda belli dairede vazife alıyorlar. Vazifelerine gelmeyen kimselerin, vazifelerine gelmeyen kimseler, bu noktada göz göre göre vazifeyi terk etmiş oluyorlar. Allah'a affetsin, benim buram serttir.
Mesela ben bir kimse Adnan'a desem ki, Adnan bu şeyi yapar mısın? Adnan dedi ki, yaparım. Veya Adnan dedi ki, ben bu vazifeyi yaparım, götürürüm. Adnan bunu yapmamış olsa, ben bir daha Adnan'a buraya gel, bunu yap demem. Bu, ben bu dergahın içerisindeki hizmeti ben Allah'a hizmet olarak görüyorum. Ben o kimseye bir daha gel demem, bu işi yap demem. Kendiliğinden yapacağım demiş, buyursun yapsın.
Ama kendiliğinden yapacağım dediği bir şeyi terk etmiş, gelmiyor. Ben ona neden gelmiyorsun, gelme bir daha demem. Burası sıkıntı var. Hemen yerine birisini koyarım. Mesela ben ilahi, orada benim bir, diyelim ki benim sorumluluğunda altı tane ilahici arkadaş var. Üç tane ilahici arkadaş var. Bu hafta birisi gelmedi. Ben hemen oradan, evet, birisine rica ederim, gel benim bu borçluğumu doldur.
Ya bu bir tanesi gelmedi. Ben kalkıp da, ya haftaya gelir diye düşünmem. Ben hemen bulurum bir ilahi söyleyecek arkadaş, bulamazsam giderim tutarım birisini parayla. Gel kardeşim burada ilahi söyle bize. Kaç parayı yömeyen senin akşamını? 15 lira verdim sana 15 lira. Gel burada bana bu gece ilahi söyle. Örneğin işte, ilahicilerden tahsil sorumlu. Tahsine demem bile, abi filanca arkadaş gelmiyor. Ben ne yapayım? Demem.
Ben daha şeyhime, ben daha şeyhime bir sefer demedim. Bu filanca gelmiyor. Ben ne yapayım? Bir kimseye bir yetki verildiyse, bir sorumluluğu o kimse aldıysa, onu o en güzel şekilde yapmakla mükelle. O yüzden işte, kimin mesela bu zamanında olduğu, işte o akşam kim var şimdi sorumluluğun geceleri içerisinde ilahi olsun.
Senin olsun. Mesela Tahsin, o gece üç kişi yok yanında, üç kişi olması lazım. Aman yok. Ben kalkıp da Adnan'a demem, Adnan abi işte buradan bir kişi geldi diye. Giderim, birisini tutar, oturturmamalıyım. O kimse geldi bir laka haftaya. Kardeş, Allah yolundan çıkersin. Geçen hafta sen gelmedin. Abi şu işin vardı, haber vermedim. Haber vermedim. Ben bir arkadaş tutturdum, senin yerini oturtturma. Bitti.
Benim bakış açım var. Bir, bir kimse dergahın içerisinde bir işi yapma mecburiyetinde değil. Hiç herkes için yeterli. Öyle söyleyince, evet arkadaşlar, kardeşler, biz gönüllülük esasına göre yaşıyoruz. Sufi gruplar gönüllülük esasına göredir. Hiç kimse burada çay dağıtma zorunluluğu yok. Birisi ben çay dağıtırım burada demiş. İlk kardeş al dağıt.
E bu akşam onun çay dağıtma sırası gelmemiş. Haber vermiş mi yok? Söylemiş mi yok? Anında oraya çay dağıtacak bir kimse. Ben kalkarak kendim dağıtırım. Bir dahaki o kimse geldiğinde kusura bakma kardeş. Çayı dağıtıyorlar. Ya ben de o çektim. Geçen hafta gelmedim. Ben her hafta aynı pazara gidiyorum. Eğer adam bir pazar, yani çarşın bölümünün pazar günü ne satıyor adam? Domates satıyor. Her hafta ben domates ondan mı alıyorum? Evet.
O hafta domates almaya gittiğinde o adam yoksa bir dahaki hafta ben ondan domates almıyorum. Hacı abi diyorum geçen hafta yoktu insan. Ya işte hacı abi. Oğlum geçen hafta yoktur. Ben geçen hafta buradaydım. Gittim mi başkasından aldım bu domatesi. Bir daha senden asla domates almam. Ne zamana kadar? Adam da gelmeyinceye kadar. Bitti. Ben hayatımda öyle işim. Benim sorumluluğumda bir kimse işte ben işte aa ne o ilahi söyleyecekti gelmedi. Haber de verdim hiç bana. Yok. Büyük konuşmayayım bir daha ben ona geldim. Bulurmam mı alternatifim. Bazen latife olarak anlatıyor ama aslında ders olsun diye anlatıyor.
Bizde bir neyzen kardeş vardı. Cafer dedi ki gönderiyorum. Gönder Cafer dedim ben. Çekemeyeceğim artık bunu dedi. Yani yetti artık bu dedi. Tamam sen yetti diyorsan gönderdim ben. Neysen yok bizde hiç. Gönderdin Cafer. Günlerden cumartesi biz normalde şey ne o? Birisi gelmiş. İzmir'den. Sencer hocamın selamı var. Sen Sencer'in hocadan dedim. Neyi dersin alıyorsun? Ne yaptın? İşte ses çıkarıyorsun. Kafasına bir tane sikke giydin buna dedim. Bir de cübbe giydin. Haydi dedim. Sen görürsün. Üfle orada. Ben hiçbir şey bilmiyorum. Üflüyormuş gibi yap dedim. Üflemen şart değil. Üflüyormuş gibi yap. İlahi söylemen şart değil. Gelmedi hiç kimse. Hiç kimseyi bulmadın. Vallahi de billahi de illa ilahisiz o semayı yaparım orada.
O adımı da bir daha katmam orada. Sen cepheyi terk ettin kardeşim. Ne zaman terk edeceğim belli değil. Sen bir sefer gitti. Bir daha ne zaman gideceğim diye ben senin gözün ne zaman kireçte dönecek diye bakamam. Sen tekrar gidersin. Sen tekrar yaparsın. Sen bir sefer dinlememişsin. Bir daha dinlemezsin. Tamam kardeşim. Sen tövbeli senin kabul etmeyecek noktada değil.
Alıp ben sana bir daha görüyorum. Gelmeyecek. Kaldır telefon. Selamun aleyküm aleyküm selam. Abi ben yarın ölüyorum. O yüzden gelemeyecek. Hasta olacağım. O yüzden gelemeyecek. Abi ben hastayım gelemiyorum. Yok. Abi benim adımımı atacak halim yok. İki arkadaş bana gönderir misin? Beni sevdiğiler oraya getirsinler. Benim bildiğim bu. Benim bildiğim bu. Diyeceksiniz ki ya bu kadar sert olma. Ne yapayım? Ben de hayatımı böyle yaşıyorum.
Bunamıyormuşum. Olsun. O zaman grup başı var. İlahide. Dört. O zaman bu arkadaşlar bu noktada girayeti geliyor. Şunu bir sefer hayatınızın bir kenarına yazın. Bir şeye ihtiyaç duyduğunuz anda o şeyin siz mahkumu, o şeyin kölesi olursunuz. Ey oğul bağı çöz. Ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın? Esir olacaksın.
Altın ve gümüşün ne oldu? O herkes altın ve gümüşü para pol zanacak. Değil. Sen neğer kendini bağını hissediyorsan o senin altının gümüşündür. Yok. Babuç ödeceksin. Mecbur hissetmeyeceksin kendini. Bütün kardeşler kendilerini mecbur hissetmesinler. Çok açık. Bir hizmet yapacaksın. Kendiliğinden çıkmışsın yola. Ben sema edeceğim. Buyur kardeşler.
Aa bugün senin vazifen değil mi? Neredesin? E yok. Aa demek ki cepheyi terk ettin. Benim nazarımla o cepheyi terk et. Onlar kendi kendime şöyle düşünüyorlar. Ne zaman gideceğim böyle diyorlar. Her an gidebilir. Her an gidebilir. Allah muhafaza ekleyin. Kardeşler. Nefis ve mücadele disiplin etmektir insanın kendisi. Adam kendi şeyinde ne o nöbetinde kendi arkadaşlarını disiplin edememiş.
Oraya tekkeye gelmiş adam. Oraya gelen adamı disiplin etmeye çalışıyor. Bu da zayıflı. Ben o adama da demem gel burada sema gel burada ne o? İlahi söyledi. Kendimden geliyorsa gel. Gelmiyorsa ben iki kişiyle söylerim. Bulamadım o gün. Kalmışım yolda. Olmadık zaman da beni bırakmış. Ben yemin et, yemin etmeyeyim ben dönüp de o adama bir daha bakmam gel burada bunu yap diye.
Haber vermiş başım gözüm üstüne. İki gün, üç gün öncesinden bir işi çıkmış haber vermiş. Başım gözüm üstüne. Ben gideyim nöbetimi tutuvereyim ona. Başım gözüm üstüne. Allah muhafaza etsin. Yapmayın. Gücünüzün yettiğinden sorumlusunuz. Abi ben on beş gündedir nöbete geliyorum. Kabul ediyoruz he.
Ben işte şey varımızda benim nişanlım orada görsün beni. Ben o yüzden geliyorum. Eyvallah. Kabul ediyorlarsa söyleyecek sözüm yok mu? Abi mahalleden insanlar gelecek ya ben o gün çıkayım şeyde ne o? İlahiye söyleyeyim veyahut da semayiye. Allah söyleyeyim Allah söyleyecek sözüm yok kimseye. Ama yol değil. Yol o değil. Herkes sorumluluğunun bilincinde olacak. Hiç kimse cepheyi terk etmeyecek. İşin varsa ona göre nöbet al kendine. Nöbet al. Ona göre kendince, kendin bir sorumluluğun içerisine al. Yapamayacaksan yapamayacağım da git selamun aleyküm aleyküm selam. Abi yanılmışsın. Evvel aldandım pek kolay sandım.
Al yok ben. Ben koşabilecek noktada değilim. Eyvallah. Seni kimse dövmeyecekse övmeyecek. Allah bize affetsin. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Amin. Tabi bu arada işte bir dört günlük Bosna ziyareti oldu. Orada Ayvalde deşenliklerine katıldık. Bizimle beraber gelen kardeşlerin hepsine de huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Benim gözümün gördüğü bir olumsuzluk, bir yanlışlık olmadı. ama gayet mutazam bir şekilde, edep tarihinde. Dört günlük o böyle aslında farkında değil hiç kimse ama böyle yoğun bir program yaşandı. O yüzden kardeşler elhamdülillah bütün gelen kardeşler ellerinden geldiğince, güçlerin yettiğince koşuşturdular. Böyle bir işte yorgunluklarını bana hissettirmediler.
Bıkkınlık göstermediler. Allah razı olsun programlarda böyle aman bugün hiçbir şey yoktu. Bugün hiçbir şey yok dediğimiz bir gün olmadı. Hemen hemen her gün belli bir şekilde dolu geçti. Her gece de dolu geçti. Hem işte Ayvalde'de şenliklerinde cumartesi gün, gündüz bir yürüyüş. Gecesine oradaki zikir. Pazar gününde işte oradaki yayla gibi bir yerde. Orada işte hem zikir hem sema hepsinin bir yerde. Ardından tekrar işte buraya misafir olan Hacı Kazım Beyliç Efendi'nin dergolarına gittik. Pazar günü akşam. Orada da hemen burada Sikrullah oldu, Sohbetler oldu. 12'ye geçiyordu oradan çıktım. Oradan tekrar Bahşehir'e geldik. Ertesi günde Sinan Oba Tekkesi'ne gittik. Orada da ders oldu, zikir oldu.
Gece, 12'ye, yarın da bittik. Cenab-ı Hak hamdolsun güzel bir çalışma oldu. Böyle bir benim hoşuma gitti. İnşallah benim hoşuma gitti derken böyle iyi bir çalışma oldu. Böyle boş bir gezi, turistik, seyahat gibi olmadı. Hamdolsun böyle dolu dolu bir dört gün yaşandı. O yüzden oradaki hem Hacı Kazım Beyliç ve arkadaşları hem işte Halil Evinç Efendi'nin, kendisinin ve arkadaşlarının hepimizin de selamını alalım.
Gayet yumuşak, iyi ahlaklı, temiz insanlar. Gerçekten o ahlakları, o temizlikleri, o hoşgörleri, o yumuşaklıkları yorumluğe değerdir. İnşallah bütün kardeşler bu noktada oraya destek verirler. Gerçekten destek verilmesi gereken bir yer. Gerçekten uğraşılması, koşturulması gereken bir yer. Hem devlet hem belediyeler bir hayli destek oluyorlar. İnşallah orada Anadolu'nun uç kalesi gibi onların da orada ayakta durmuştular. Oradaki arkadaşlarım veya ondan gelenlerin bu noktada eksik, nakıl, noktan görmeden onlara kucak açıp, onlarla kardeşliği tesis ettik de fayda mülahaza ediyorum. İnşallah.
O yüzden onlar oraya da kısaca öyle değilmiş olalım. Kardeşlerim de bu noktada bakışları, görüşleri gayet konulundur. İnşallah tekrar tekrar yarabak hayırlı hizmetler yapın. Nasip eylesin. Aleymanlarım. Aleymanlarım.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi