Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Haziran 2014 · 54:56
Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, ümürlüğünüzü hayır etsin, enteresan bir şey, şahsi bilgisayarında lisanslı olmayan Windows, ofis ve antivirüs kurulması sıkıntı yaratır. Buna Darül Harp, Darül İslâm hukukun neticesinden bakılacak, Darül Harp, Darül İslâm neticesinden bakılırsa, bir kimsenin, Darül Harp'te bir Müslümanın, bir müminin, canının, malının, dininin, namusunun, bu noktada emniyeti olmadığı gibi, bir harbinin de, malının, canının, emniyeti olmaz hükmü vardır, el-hidayete geçer bu, bu açıdan bakılırsa, o zaman bir kimse harbine zarar verebilir, hükmü çıkar, harbine zarar verebilir, hükmü içerisinde bunu yapabilir, o kimse hükmünü verir bazı hanefiler.
İnsan hep yakın olmak ister, onun yanında onunla beraber koşmak, ancak bu yakınlığı yakalamak için ne gerekir, tecrübe mi, hedef mi yoksa çalışmaktır. Bu yakınlığı yakalamak isterken, kendinden öndekileri ezem yok, çünkü işin bir de hedef kısmı var, ama bu hedef kısmı varken, insan yakın olmak istiyor, bu yakınlığı ne zaman yakılarsak yok ki. Yakınlikten anladığımıza bağlı bu, ve yakınlikten kasıt, hangi noktada ona bağlı, yakın olmalı. Eğer yakın olmayı, Kuran ve Sünnet dairesinde durup, harzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşma ve Allah'ı sevme olarak nitelendiriyorsa yakınlikten, benim anladığım yakınlik bu. Bunun yolu da belli. Bu, o kimse harzları yerine getirecek, nafilelerle Allah'a yaklaşacak ve Allah'ı sevmek.
Eğer yakınlik bir şahsa aitse, o şahsa ait olan yakınlik, o şahsa, şahsın kendi özel kaideleri, kuralları, ne bileyim işte kendince, kendi tarihinde çizmiş olduğu çizgileri vardır. Onlara uyan kimse, onlarla bu noktada tabi olan, o halde duran bir kimse, o şahsa karşı yakın olmuş olur. Eğer bu yakın olma söz konusu, bu fakirle alakalıysa, benden uzak durmanızı tercih eder.
Siz Allah ve Resul'e yakının. Bu noktada, benim kendi şahsi kimliğim, kişinin noktasında bana yakın olmaya çalışmayın. Bunun için özel çaba sarf etmenize gerekir. Özellikle bunu söylüyorum. Bunu böyle tevazu noktasından böyle, yok işte hedef etti de, yok tevazu etti de, öyle şey, işin edebiyatından değil. Bunu ciddi manada söylüyorum. Gerektiği kadar, mümkün olduğu kadar, lazım olduğu kadar. Bu böyle, sizin için belki de, ben böyle işte, yok ya öyle düşünmüyordur burada, öyle söylüyordur noktasında, yok.
Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Siz Kur'an ve sünnete yakın olun. Bu yakınliğin en güzeli. Bu yakınliğin en güzeli. Bu yakınliğin en güzeli. Haramlardan uzak durun. Bu yakınliğin en güzeli. Nefsinize uymayın. Bu yakınliğin en güzeli. En güzeli. Burada bir dini, bir çalışma görüyorsanız, o çalışmalara canla başlasın, sıkı tutunun. Bu yakınliğin en güzeli.
Yakınliğin en güzeli. Yakınlik ise, sünnet-i Resulullah'a sın sıkı sanılır. Bu yakınliğin en güzeli. Bu saatten sonra bana yakın olmaya çalışanlar, benden sıkıntı yaşarlar, acı yaşarlar. Çünkü normalde yakın olmaya çalışan insanlar, karşıdan da yakınlik bekliyorlar. Karşıdan da yakınlik bekleyince, sıkıntılı bir hal olmuş oluyor.
Veya kendisini yakın noktasında görüyor, kendisine özellik istiyor. Veya kendisini yakın noktasında görüyor, bilerek bilmeyerek de olmalık hançerler buluyor. Bu, böyle hakkınızı helal edin. Böyle, ben içi dışında bir insanım. Açık bir şekilde konuşuyorum. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yakın olacaksanız, haramlardan uzak durun.
Bir yakınlik beydah edecekseniz, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i Resulullah'ına yakın olun. Bakın, yakınliği normalde manevi olarak kendi üzerlerinde tesis ettiremeyenler, yakınliği böyle zahiri manada veya vücudi manada alanlar, şeyh efendi o müştah vefat ettikten sonra sudan çıkmış balıya dönüyorlar. Kendilerini Kur'an ve sünnet noktasında dizayn edemiyorlar. Kendilerini böyle bu noktada, olması gereken noktada ve gününde kendilerini tutamıyorlar. Tasavvum, ölçüler dairesinden çıkıp, sadece hislerin ve ne taraftan belli olmayan, nereden geldiği belli olmayan duyguların yolu olmuş oluyor. Kendisini çok yakın gören kimse, dergahın içerisinde en edepsiz haliyle yakalanıyor.
Veyahut da en edepsiz bir noktada duruyor. Çok yakın, ne seviyor, ne seviyor, en gün günahı kebali işliyor. Ama o kendince çok yakın görüyor kendisini. Ona gitseniz ne seviyor o şeyhini? Ama gidiyor, şeyhin en mahrem noktasına dokunuyor. Onun mahremini parçalıyor. Ne seviyor, ne seviyor o kimse? Ama gidiyor, hiç yapılmayacak bir şey yapıyor. Veyah onca öyle seven bir kimsesin bir şeysine dokunmasına gerek yok. O bir şeysine dokunulduğunu zannettiği anda feryat etmeye başlıyor. O yüzden kardeşler, Allah hepinizden de razı olsun. Bu yol böyle şeyhe, zahiri, yakınlık olarak değil. Ben kendimce, kendi dairende yapabildiğim kadarıyla etrafımdaki insanlara, Allah ve Resulüne yakınlığı anlatmaya çalışıyorum.
Mustafa Özbağ'a yakınlığı anlatmaya çalışmıyorum. Mustafa Özbağ'a yakın olmaya çalışmayın. Hani ben böyle tekrar etmek istemem bunu. Ama ben kendimce, kendi üzerinde vermiş olduğum sözleri unutmamaya gayret ediyorum. Hani dedim ya, bir gün gelir sizden bir kaşık su istersen vermeyin dedim. Vermişseniz hakkım helal değil dedim ya. Bunun gibi. Aman derken siz zarar görmeyin diye söylüyorum. Çünkü o yakınlığı götürecek, yakınlığı götürebilecek, yakınlığı böyle taşıyabilecek, insanın o olgunluğa, o erdemliğe, o hale ulaşması lazım. Bununla alakalı o kimse böyle bayağı imtihandan geçer.
O imtihandan geçerken o kimse etrafa da zarar verir. Kaldıramaz da. Zarar verir etrafa. O yüzden yakın olmak sıkıntılı bir noktadır. Ben kendimi hiçbir zaman bir şeyh, bir mürşid-i kamil gibi görmedim. Böyle bir görme lüksüm yok zaten kendimi. Allah beni affetsin. Ama velakin hadis-i kutsi çok enteresan. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ateşler içinde kıvranırken sahabe der ki ya Resulallah, hani bu çektiğin sıkıntı, bu problem, bu bela, bu musibet, hani bu hastalık, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki bela'nın musibetini büyüklüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra o velilerin etrafında duranlaradır der.
O kendisini yakin olarak gören insanlar, gidip eşlerine zulmediyorlar. Kendisini yakin olarak gören insanlar, annelerine babalarına zulmediyorlar. Kendisini yakin olarak gören insanlar, etrafındaki derviş kardeşlere zulmediyorlar. Kendisini yakin olarak gören kardeş, etrafındaki derviş kardeşlere ahkam kesmeyi, onlara tepeden bakmayı, onları kendince sevgiye idare etmeyi, yönetmeyi kendisine hak görüyorlar. Kendisini yakin olarak gören insanlar, hiç vurulmayacak bir hançeri vuruyor. Arkadan dolaşıp yapılmayacak olan bir şeyi yapıyor. Yakin o, o ne yakine? Öyle yakin ki, kendi üzerine haram işlemeyi hak görür. Allah muhafaza eylesin. Bu değil. Ben sonra kendi kendimle çelişkin diye düşünüyorum.
Ya ben ne anlatıyorum diyorum kendime. Ben ne anlattım da adam gitti, eşini hor, hakim gördü. Ben ne anlattım da gitti, eşini olur olmaz şeylerle aldattı. Ben ne anlattım ki, o kimse gitti benim mahremime dokundu. Ben ne anlattım ki, o kimse gitti bu emanet dediğim şeye, emanete dokundu. Ben ne anlattım ki, nasıl bir şey anlattım ki, o kimse bu günah kebayı kendisinde nasıl hak gördü. Bunlar bu kolay şeyler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yakin olmak, kardeşler haklarını helal etsinler. Burada birinci alakada oturmak değil. Yakin olmak, burada ikinci, üçüncü alakada oturmak demek değil. Değil. Bence yakin olmak, Kur'an ve Sünnet dairesinde yolun adabına, erkanına, her şeyine, dört elden sarılmak, yakin olmak, haramlardan uzak durup, harz ibadetlerini yerine getirip, Allah rızası için, Allah için bir noktada nefer olmak.
Yakin olmak o. Yakin olacaksa bir kimse, o bir yerde, bir bölgede, bir belgede, bir mahallede, can bıraş bir şeyin üzerine çalışmak, sana ne diyeyim çalışırken. Koştursun orada o. Yakin olmak o. Ashab bir kelime duyar, onunla kıtalar fethederdi. Bir cümleyle, bir cümleyle kabileleri İslam ederdi.
Bir cümleyle köytü, kazaları, mezraları İslam ederdi. Bir cümleyle, bir derdeyi, bir bölgeyi, bir ülkeyi İslam ederdi. Bence yakin olmak o. Yakin olmak bence, işte bir kimse bir vazifeyi yapıyorsa, o vazifeyi en künce noktasında yapmam. Sema ediyor. Gözünü çevirme demişim, gözünü çevirmiş. Ne yapayım yanımda dursam olacak ki? Oradan bir başka birisi, canı acımış, yanmış. Kızın birisi beni aldattı, dervişler böyle mi olur deyince, ne anladım ki ben oradan? Ve evlenmiş, işte derviş diye evlenmiş millet onunla. Ne? Yakin o.
Öyle bir derviş ki, çok hizmet ekli. Harika. Ama kadının iki gözü iki çeşme, ama adamın iki gözü iki çeşme. Ne anladın mı ki ben o yakınlikten? Ne anladın mı? Bir sayfa dolusu şikayet mesajı almışım, ne anladım ki yakınlikten? Bir sayfa dolusu şikayet mektubu almışım, çok yakın, o öyle yakın. O öyle yakın demiş ki, bir de ahkam kesmiş. Biz de öyle yakınız ki demiş. Biz bir şey yapsak şeyhimiz bizi ikaz eder. Ha şeyhinin başka işi yoktur, seninle uğraşacaktır. Kendini o noktada görmüş. Bir dua edersen helak olursun. Maşallah subhanallah. Helak etmek için çıkmış o. Kendi hatasını görmemiş. Etrafının hatalarına bakmış.
Ne? Yakin. Allah muhafaza edin. Amin. Geçenlerde söyledim. Künce örnek olarak olsun. O da nefsine uymasın. Kayınvalidesi Allah razı olsun dedi. Biz çok bu. Bir kayınvalidenin bir damattan bunu söylemek için, yani böyle bir hayli şey olması lazım. Kolay kolay kayınvalidenin damatların üzerine böyle hükmetmezler. Kızım anda hep böyle bir nefsi o tarafa doğru çeker de olmaz. Ama diyor ki, Allah razı olsun onlar. Biz çok memnunuz. Allah razı olsun. Ben bunu duymak isterim. Efendim bu nasıl bir insanmış? Bu nasıl bir dervişlikmiş? Bitti.
Yakin olsam olacak. Bazen kızarlar, eleştirirler benim etrafımdaki insanları. Hani bu adamları buraya insanları etrafımda tutuyorum gibisinler. Ben diyorum ki, bana bir arkadaş, kardeş göstereyim. Eşi ondan ağzını doldura doldura Allah razı olsun desin. Etrafımdaki insanlar, birinci derecedeki insanlar Allah ondan razı olsun desin.
Sufiliktir bunlar. Dergahın içerisinde herkes birbirine çok iyi. Bundan çıkınca ne yapıyorsun? Ona bakarlar. Evde ne yapıyorsun? Arkadaşlarının arasında ne yapıyorsun? Annene babana ne yapıyorsun? Nişanlığına ne yapıyorsun? Bu onun. Facebook'ta ne yapıyorsun? Allah bizi iyi etmesin. O yüzden kıymetli dostlar. Sımsıkı dine sarıyor.
Haramlardan uzak dur. Farz ifadetlerinizi yerine getirin. Sünnet-i Resulullah'a sımsıkıya fişeyin. Bu güzel ahlak. Güzel ahlakın da güzelini bulur. Yakin olmak istiyorsanız. Yakin olmak istiyorsanız. Allah'ı sevin. Bir vazife. Çay getirecekmişim. En güzel şekilde çayı getirin. En önce sen git. Ne vazifem var? Şu vazifem var. Önce sen git. Herkese orada hizmet et. Sen gelme. Benim gibi olma. En son ben geldim. Benim gibi olma.
Daha ciddi ol. Daha gayretli ol. Disiplinli ol. Yola karşı. Aman beni gördüğünde selam dile verme. Gerçekten. O şart değil. Yok. Aman ya onun gözünün önünde bulunursan yakın olursun. Öyle bir derdim yok benim. Yok benim. Yok. Koşuştur. Kendini disiplin et. Benim derdim bu. Allah bizi yiyemez. Erkeğin kişisel temizliğini yapmayıp ağır derecede kokan ağzı ve vücuduyla kadının cimaya zorlaması zulüm değil midir? Zulümdür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine aykırıdır. Cenab-ı Peygamber asla bu halde değildir.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin fıtri olarak nitelendirdi. Koltuk altında bir yolma işte ve ıstraş etme sünnetini hiç terk etmezdi bu halde. Bu Adem aleyhisselamdan itibaren bütün erkeklere fıtraktır ve sünnettir. Bir kimse işte yaz günü belki de iki günde bir veya gün günde her günde olabilir.
Hadi yaz günü iki günde bir, kış günü hava soğuk olduğundan en az üç günde bir tıraşla alakalı o sünneti yerine getirecek. Yaz günü kendisiyle alakalı muhakkak duş alma veya ne bileyim işte yıkalma yapabiliyorsa her gün yapmaya belirt edecek. Bu sadece kadın için değil, kendisi için erkeğin yapması gerekir.
Bir erkeğin eşine sevimli gelmesi, eşine hoş görünmesi ve eşine hoş bir şekilde davranması ve bu hoş şekilde gelecek şekilde kendini temizlemesi sünnet. Bu noktada kendisini bu noktada tutmuyorsa o kimse kadının bu noktada ona cinsel olarak cevap vermesinde güçlük çekmesinden dolayı ona zulmetmiş olur. Bazı erkeklerin veya kadınların nefesleri ve vücutları kokabilir.
Bu noktada erkekler ve kadınlar da hem ağız bakımına hem de vücut bakımlarına titiz olmaları gerekir. Hele şimdi yaz da geldi, bu titizliği kadınlar da erkekler de bir tamam üzerlerine yerine getirmeliler. Kadınlar da erkekler de bir şekilde evlerinde her gün duş alıp yatmalı, yatağa girmeli veya eve girdiği anda veya kadınların işleri bitmiş, mutfakta işleri bitmiş, duş alıp hazır hale gelmeleri gerekir.
Mümkün ise bu. Bu şekilde yapmayan erkek ve kadınlar eşlerine zulmetmiş olurlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ağız ve diş sağlığına ehemmiyet verir. Her abdestten önce dişlerini misfaklar, her namazdan önce dişlerini misfaklar, her tarzıyla sünnet arasında dişlerini misfaklar, vücut temizliğine ehemmiyet verir, ikide bir de banyo yapar, duş alır. Ve bu noktada mesela enteresandır, cumadan cumaya bir kimsenin ruhsat etmesinin neredeyse vacibe yakın olduğu ile alakalı. Ama bu hiç olmazsa haftada bir yıkanacak yani o kimse, düşünebiliyor musunuz? Ama bunu normalde bu tip mevsimde bu tip zamanlarda insanlara daha hassas davranıp, bu israf değil. Kadın veya erkeğin eşine hoş görülmek için hoş kokulanması, tel kokmaması, güzel kokularla süslenmesi kendisini kokulandırması sünnet.
Hele kadınlar ve erkekler bu noktada insanların her an için nefsine uyanılması mümkün hale gelmişken, erkekler de kadınlar da bu noktada dikkat edecekler. Allah muhafaza eylesin. Kadın cumanın eziyet olduğu bu halde de eşine karşılık vermekle yükümlü müdür? Kadınlarla alakalı hadis şerifte doğurmak için deveye bindirirseniz, eşiniz size talep etse, dönün önce eşinizin gönlünü yapın, ondan sonra gidin doğurun.
Hadis şerifini ölçü alırsak, kadınlar bu noktada eşlerine tabi olacaklar ama erkekler bu noktada tabi olacaklar, kadınlar bize değil, gözlere göre kötü kokularına kadınları mağrulu bırakmayacaklar. Bu noktada erkekler de kadınlar da hassas davranacaklar. Aynı şey kadınlar için de geçerli. Kadınlar da bu noktada mevsimsel olarak kendilerini veya yapmış oldukları işlerle alakalı kendilerini boş bir şekilde tutmakla mükellefler.
Ben evlenmezden önce namaz kılmazdım, bilgimi yaşamazdım. Evlenirken eşimi ona göre seçtim ama sizi tanıdıktan sonra çok değiştim. Eşim bu halimi beğenmiyor ve evde sıkıntı yaratıyor. Boşanma derecesine geldim, ne yapacağım bilmiyorum, yardım edeceğiz. Ya orası ya da ben diyorum ona. Eyvallah. Bunu söyleyen bay mı bayan mı bilmiyorum. O yüzden cevap askıda kaldı. Kıyamet günü de biz Allah'ı görebilecek miyiz veya kimlere gözükecek? Cenab-ı Hak cennet halkına tecelli eder. Hadis şerif, katılım bankalarına para yatırıp kar payı almak uygun mu? Darül Harp, Darül İslah meselesi giriyor. Bu noktada Darül Harp, Darül İslah meselesi girince katılım bankası veya katılım bankası olmayanların arasında bir fark yok.
Katılım bankası dediğimiz bankalar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası'na, icra iflas ve banka hukukuna bağlı. Arasında çok bir fark yok. Günahlardan, haramlardan uzak durur. Fazıları yerine getirdikten sonraki öncelikli tavsiyeniz nedir? Ah ah bunları bitir de tavsiye kalbine gelirse de namaz surelerinin namazda açıktan söylenirken tekbirlerde makam verilerek okunması Nihame, Hicaz gibi caiz miyiz?
Osmanlı uleması buna cevap vermiş. Seçimlerde X partiye oy verdin, iktidar oldu. Sonrasında haksızlıklar ve zulümler yaptı. İkinci ihtimal iyilikler, güzellikler, çok güzel, hayırlı işler yaptı. Verdiğin oyun Allah'a karşı hesabı nasıl bulunur? Her şeyin Allah'a hesabı olur. Bazen de vermemenin de hesabı olsun. Ama biz bir şey seçeceksek, ne olursunuz, bir şey seçeceğiz.
O seçtiğimizden sorumluyuz. İki, seçmediğimizden de sorumluyuz. Şimdi şöyle düşünün. Hani bazen fetva veriyorlar ya, işte Türkiye'deki Müslümanların bu noktada oy vermesi caiz değildir. Ondan sonra buradaki sistemi oy vermekle desteklediler. Bu sistemi oy vermekle destekledikleri için hepsi de küfür hükmündedir. Kafir oldular diye fetva verenler var. Genelde Selefiler bu noktada fetva veriyorlar. Aynı Selefiler Mısır'da Sisi'nin darbesine de destek veriyorlar. Selefiler Türkiye'de oy verilmesini böyle böyle açık açık konuşuyor mu ya burada şimdi? Ya beni tanıyanlar böyle açıktan bir cemaat ismini zikrettiğime çok şahit değillerdir.
Bu konuda bir tehlike görüyorum İslam dünyasında. O yüzden açıktan böyle isim veriyorum. Selefiler mesela Türkiye'de oy verilmeni, Müslümanların oy vermelerini yasaklarlar. Caiz görmezler. Oy verenlerin de bu küfür sistemine destek verdiğinde siz deyip küfrüne fetva verirler. Aynı Selefi kulup Mısır'da Sisi'nin Müslüman kardeşlere karşı darbe yapar.
O darbenin baş öktörüdür. Yanlarında ona destek verirler. Örnek. Kime karşı darbe yapılmıştır? Müslüman kardeşlere. Aynı Müslüman kardeşlere yapılan darbeyle Türkiye'de böyle bazı cemaat mesela müntesipleri de o darbeye destek olmuşlardır. Örneğin Türkiye'deki 28 Şubat'a destek oldukları gibi Mısır'daki Sisi'ye de destek olmuşlardır. Aynı o cemaat mültesipleri bir kısım böyle kendisini Selefi gibi görünen insanlar Suriye'de de Esed'i desteklerler örneğin. Bir şeyi destekliyorlar. Şimdi bir kimsenin katil olduğu belli iken onu desteklemek farklı bir nokta. Ama bir kimseyin normalde ya biz destekledik ama böyle yanlışlıklar yaptı. Biz şimdi bunu destekledik o yaptık diye bunun yanlışlıklarına da ortak olduğumuzu düşünürse sıkıntılı veyahut da yanlış yapabilir hiç kullanmayalım diye düşündü.
Peki yani Türkiye'de camileri kapatan, Kur'an kurslarını kapatan, imam hatikleri kapatan, Türkiye'de dini eğitime balta vuran, ketere vuran, dini eğitimi yerle bir eden bir sistem başa geldi. O zaman sorumlu olmayacak mısınız? Bu daha büyük bir sorumluluğu yüklemeyecek mi insanı? 28 Şubat'ı destekleyen cemaat, tarikat, bilimum her ne kadar dini topluluk var ise 28 Şubat darbeci olduğu belli, Türkiye'deki dindarlara karşı yapıldığı belli ve Kur'an kurslarına yapıldığı belli, kapattılar.
İmam hatiklere karşı yapıldığı belli, kapattılar. İmam hatik mezunlarının üniversiteye girmemelerini yapmak için yaptılar, bunu engellediler, yaptılar. 28 Şubat'ı destekleyen cemaat, tarikat, adına şey, hoca efendi ne dersek diyelim, bunca dini ve dinden olan şeylere yara açıldığında onlara karşı kendilerini sorumlu görmek, kendilerini yükümlü görmek, kendilerini normalde hatta o 28 Şubatçıları destekleyip isterseniz okulların hepsinde, dershanelerin hepsinde size verebiliriz deme noktasına dahi getiren kimseler bunun hesabını nasıl verecekler?
Dikkat edin. Türkiye'de ben normalde AK Parti hükümeti olup olmaması önemli değil, bugün artık bugün için Türkiye'de CHP dahi Ekmelettin'i getirip de Cumhurbaşkanı adayı gösteriyorsa Türkiye'de bitmiş bu mesele. Artık Türkiye'de AK Parti dahi daha ileri İslami düşünüp, daha ileri İslam'ı hareket etmek zorunda. Çünkü Türkiye'deki kitle, halk daha fazla dini özgürlüğün tadını aldı. Daha fazla dini yaşamanın tadını aldı. Bundan geri rüce etmek mümkün değil. Bu Türkiye'deki meseleyi AK Parti meselesi olarak görmeyin. AK Parti dini ve dindarları özgürleştirmede geri adım durur, gerekli adımları artmazsa o ay Türkiye'de ezilip ve yıkılır.
Bitti artık bu. Bu böyle yani hafife alınacak bir şey değil. Bunu daha ilk Şubat'a direnen Türkiye'de, 28 Şubat'a direnen, Cenab-ı Hakk'ın onların kalplerine, onların gönüllerine ilham ettiği, bu direnci sıcak tutturduğu, bu direnci lütfedip, ikram edip, ishal edip, direncin içerisinde yoğurduğu bir dini kitle var.
Bu kitle çok önemli. Yani benim için 28 Şubat Bedir gibi. Bu 28 Şubat'ta bunun o imanın tadını alan, o imanın lezzetini alan Türkiye'de bir kitle var. Bu kitle daha ilerisini istiyor. Bu kitle daha tamını istiyor. Bu kitle daha hakikisini, daha alasını, bunu durdurmanın imkanı yok artık. yani CIA'si gelmiş, Mossad'a gelmiş, KGB'si gelmiş, İngiliz ajanı gelmiş, Alman ajanı gelmiş, top bütün Türkiye'de İslami direnişe, İslami uyanışa karşı, 28 Şubat içeridekiler, dışarıdakınlarla bir darbe yapmışlar. Ve o darbeye de Sisi'nin yanında duran Selefiler gibi, Sisi'nin yanında duran Eser İmamı gibi. Türkiye'nin içerisindeki belirli ağırlığı olan cemaatı da yanlarına almışlar.
Belirli ağırlığı olan birkaç tane tarikatı da yanlarına almışlar. O şeyhleri de yanlarına almışlar. Ama başaramamışlar. Cenab-ı Hak onların başarıya İslam etmemiş. Geride kalanlar ama sessiz, ama sesli, direnmişler ve 28 Şubat'ı püsküpmüşler. Bunun sadece AK Parti görünen siyasi yelpazesidir. Bu direnişe, bu direnişe, kendisi de katıldığından ve kendisi de kapı araladığından Cenab-ı Hak'ın lütfuna ikramına mazhar olmuştur. Yoksa AK Parti böyle o işte gökten zembil etmiş değil. Buna cevap verdiği için halk ona teveccüh etmiştir. Bu cevaptan geri dursa o da manevi tokadı yer, o da yıkılır. Bu yıkılmayacak diye bir kaydı yok. O da manevi tokadı yer. Kim İslami uyanışa, İslami dirilişe, İslami yola kim ketere vurdu?
Bunun adı şeyh olsun, hoca olsun, derviş olsun, mürid olsun, mürşid olsun, havada uçuyor olsun, hem vallada, hem dillada, hem dillada manevi olarak bu tokadı yer mi olur? Sizin içinizdeki kardeşleriniz dahi olsa, bu yolu ketere vursa, bu yola çelme taksa, bilerek bilmeyerek, bu yolun normali içinde fitne fütür çıkarmaya çalışsa, o da manevi tokadı yer, nerede sorunlarca belli olmaz. Burada bu Mustafa Özbağ olsa, Mustafa Özbağ dair, buradaki cemaatim, burada bunlara bir fren yaptırayım. Burada bunlar aman ya, fazla ileri gittiler de diye. Ben dersem, ben kesinlikle daha helak olacağına inanıyorum. Bu öylesine bir ime, bu öylesine bir kartopuk, bu öylesine bir Cenab-ı Hakk'ın lütfü, ikramı ki, bunun önünde duracak olan, bir şeyh, bir parti başkanı, bir mürşid, önemliymişler, bir hoca, bir cemaat, bir tarikat tanımıyor.
Manevi tokadı ya. Ve 28 Şubat'ı destek verenler, bir uçağı kalmışlar. Yerler, yiyecekler, ve yerlere ekser alacaklar. Bundan kurtulmuşları yok. Niçin? İnsanların tırnaklarıyla, gözyaşlarıyla, yoğurdukları o yolu, siz bir başkasına, elin keferesine peşkeş çekemezsiniz. Bunda kimsenin hakkı yok. Bu noktada mücadele eden, tek başına kalsa da bir kimse, onun hiç kimse önünde duramaz. O aklın önünde, içerikten zırhlar olsa erir. O yüzden bu mesele böyle, bununla bir noktadan bakılırsa, bu AK Parti meselesi değil. Bu meseleyi böyle, işte ben bir partiye oy yaptım, işte onların yaptıklarından sorumlu muyum?
Şimdi şimdi başladı bunlar. Niçin? Artık Türkiye'de herkes dini düşünüyor. Türkiye'de herkes artık Allah'ı sevmeye başladı. Neyle aldatacaklar bunu? Dinle aldatacaklar. Düne kadar imam hatipleri kapatan, Kur'an kurslarını kapatan, çocukların da ilkokul çocuklarının, camiye gitmelerini dahi yasaklayamıyor. Uyanın ey! Sizin çocuklarınızın camiye gidin. Elin bağırır. Tatil olmuş okul. Senin camine, senin camine, devletin imamına... Gidip elifadayı öğrenemezken, buna destek veren, hesabın nasıl veren, kendine, kendini din olarak, başbakanla savaşan olarak adamış.
Kardeş, Allah seni başbakanla savaşmakla memretti. Sen dinini anlatsana, dinini yaşasana. Allah sana Müslüman bir tarikatla, Müslüman bir tarikatın başındaki hatalı kusurlu da olsa, şeyhlerle savaşmakla memnun oldun sen. Selefiler oturmuşlar şimdi, her taraftan, ehli tasavvufa, ondan sonra ehli şeyhler, ver yansın, çek uzansın, ne kafirlikleri kalıyor, ne müşriklikleri.
Cemaat oturmuş, her şeyi bırakmışlar, başbakanı devireceğiz diye uğraşıyorlar. Selefiler oturmuş, Müslümanların ehli tarikatı devireceğiz diye uğraşıyor. Bakın, meseleyin dışarı çıkın, geniş bir gözlükle bakıyorsunuz. Türkiye'de bir cemaat var, hedef olarak kendisini başbakana seçmiş, varlığı onu yıkmakla, onu indirmekle uğraşıyor. Her şeyi mübah görüyor. Türkiye'de bir cemaat daha var. Varlarının yollarını, ehli tasavvufa savaş açmakla uğraşmışlar, uğraşıyorlar. Varları da yoklar, ııı yılmışlar. Türkiye'de bazı sivri zekalılar var, onlar da oturmuşlar, varları, yokları, parası olan Müslümanlar. Onlar savaşmakta emri olmuyorlar. Ne o bir tanesi var ya, kitap yazan boyuna, diyanette, ilahiyatçı, o insan var bir tane, bir tane daha var.
Değil, değil. Yaşar Nuri. Yaşar Nuri. Geceydi, ulusal kalanma mı, halk devriyinde mi, değil, gece yarısından sonra. Yaşar Nuri'de, oturmuş, bağırıyor. İhtiyacından fazlasını dağıtacaksınız diyor. Zekat değil, kırkta bir değil. İhtiyaçtan fazlasını dağıtacak. Sen dağıt ence. Buradan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zekatın kırkta bir sünnetini kaldırdı.
Niçin dağıtıp duruyor? Elaçık da var. Buna, bunun gibi destekleyenler de var. Bunlar böyle top yetin, onlar da nereye savaşıyor? Müslümanlar bu on on beş yıl içerisinde, yirmi yıldan beri, otuz yıldan beri, ticaretin tadını aldılar. Biraz para kazandılar. Bunlar para kazanmakla destekliyorlar etraftaki Müslümanları. Bir Kur'an kursu var, adam yardım ediyor, işte bir şey var, oraya yardım ediyor, koşturuyor. E, partinin içerisinde olanlar var muhakkak. Partiye koşturuyorlar. Allah rızası için adam. Daha önceleri Refah Partisi'nin ilk zamanlarında bu çok mükemmel bir noktadaydı. E tabi ondan nemalananlar olmuştur, olmamıştır. Allah'la kendilerinin arasında. Ama bir hizmet, bir şey koşturuldu, bir şey oldu, Müslümanların sesi duyuldu.
Nereden sesi duyuldu? Parayla sesi duyuldu. Bu kolay kolay duyulmayacak. Lazım. Ben bazen yani, yanlış anlaşılmasın, para istediğimden dolayı hiç kimseden de istemiyorum. hiç kimsede vermesin. Böyle bir dertimiz yok. Sonuçta derdim. Bir masrafı var. Tekkenin bir masrafı var. Buranın masrafı var. Elektriği var, suyu var, kirası var. Doğal gazı var. Var. Olmazsa ne olacak? Ona toplanacak yer lazım. Mümkün değil. Başka türlü. E, şimdi bilen, kendi yaşadığı noktada, kendi dairesinde, bir şekilde, koşuşturuyor, hizmet ediyor. Oradan bağırıyor. İhtiyacınızdan fazlasını dağıtın.
Git Sabancı'ya söyle. Sen al Sabancı'nın bütün malını, tasarlık et. Al koçun bütün malını, tasarlık et Türkiye'de. Gidip koça söylesene, bütün malını dağıt diye. Daha evinisini söyle, hatta sen. dediği ey Müslümanlar, bunda hepinizin de payı var. Hepiniz de bunlardan gidin. Ne yapalım? Bu insanlar bunları ne kadar... Ticaret yapan, hasbelkader Allah yolunda koşmaya çalışan,
Müslümanın zenginliğine diki gözünü, o ihtiyacından fazlasını vereyim, dağıtacak onu o. E, gidecek koça gene işçi olacak. Dağıtacak fabrikasını adam. E, gidecek Sabancı'da başüstü olacak. Olabilirse. Selefiler bir taraftan ehli tasavvufa vuruyor. Çünkü, 28 Şubat'a direnen ehli tasavvuf oldu. Bir daha böyle bir daha, biliyorlar, başındaki şeyhlere, üstadlara, hepsinde böyle ufak tefek hataları dahi olsa, kusurları da yanlışları, üzerlerinde haramları dahi olsa, onları bayraklaştırıp onları vuruyor. Selefilerin vazifesi bu.
Onlara biçilmiş vazife bu. Cemaate de bir vazife biçmişler. Onlarla başbakanı ve AK Parti'yi indireceğiz diye uğraşıyor. Onların da vazifeleri bu. O vazifeye biçilmiş onlara. Oturmuş, enteliyette erken, kendince dini profesör, imam, alim hükmünde gören zevat da, oturmuşlar Müslümanların zenginlerine gözlerini dikmişler. Onlar da din adına onlara vuruyor. Neden? Müslümanlar Türkiye'de direnmesinler, uyanmasınlar, ayağa kalkmasınlar, direnirlerse, uyanırlarsa, ayağa kalkarlarsa, kraliçe hazretlerinin, dönen çarkına çomak sokacaklar. Amerikalı George amcanın dönen çarkına çomak sokacaklar.
Orta Doğu'da Yahudi amcanın, onların amcalarının, çünkü onların amcası o. Evet. Geriye doğru gittiğinizde, Naim Cohen'in kim olduğunu öğreneceğiz. Naim Cohen'in kim olduğunu öğreneme işimizin sebebi, Türkiye'de soy isim kanununda. Türkiye'de soy isim kanunu olmasaydı, ad ve isim kanunu olmasaydı, siz kimin ne olduğunu o zaman bilecektiniz. Şimdi bilmiyorsunuz. Adamı siz İbrahim olarak görüyorsunuz. Adamın adı İbrahim değil. Adamı Sami olarak görüyorsunuz. Adamın adı Sami değil. Adamı adına nokta değil. Değil adı.
Sülalelerinin çeneklerini bilmiyorsunuz. Öyle olunca bu bizden diyorsunuz. Onlar da çok rahat, mesela çocuklarının ismini Ahmet, Mehmet, Mustafa koyabiliyor. Zaten böyle bir cemaatın böyle çenişesinin altında oraya para verdiği müddetçe, senin televizyonda dahi çıkıp, çok iyi bir iş adamı olarak, siz orada bu noktada reportajda verebiliyorsunuz.
sıkıntı yok. Ama buradaki oyun şu, buradaki tezgah şu, Müslümanlar Türkiye'de bir fikri planda, iki, dini yaşantı planında, üç, siyasi planda, dört, ekonomik planda, dirilişteler ve direni var. Bunu demek için herkes var gücünle savaşıyor. Evet, bunu inandılar artık. Bu, bunun noktada, hatta, ben daha ileri bir şey düşünüyorum. AK Parti'nin karşısında bütün partiler toplanmalı, yeni bir tüzük oluşturmalılar. Bu tüzüklerini Kur'an ve Sünnet'e göre izah edecekler. başlarına da, işte Türkiye'nin en böyle, dini noktada, hocası, kimse, imam kimse, böyle bir kimse koyacaklar başına.
Ekmelettin, yetmez. Müslümanlar dönüp, Ekmelettin'i şimdi böyle, ha bu çok Müslüman, çok dindar değil, azalmazlar. Şimdi öylesine bir Cumhurbaşkanı Müslümanlar bekliyor ki, daha radikal İslamlar olsun, İslami söyleyenler olsun, dinini daha radikal yaşasın, daha düzgün yaşasın, radikaldan kastım edin, korkmasın, cesaret etsin, namazını saklamasın, orucunu saklamasın, hanımının başörtüsünü saklamasın, dinini asla ve asla, yaşanması ve yaşatılması için mücadele etsin.
Bununla var gücüyle, kiminle çatışılsa çatışsın. Şimdi Müslümanların özlem duyduğu, Cumhurbaşkanı bu. Benim özlem duyduğum bu. Yani dini yasaklayan, dini kısıtlayan, dini söylemi kısıtlayan, kanun, manun ne varsa hepsini bu noktada değiştirsin. İnsanlar dinlerini hür ve özgür bir şekilde. Hem anlatsınlar, hem yaşasınlar, hem söylesinler. Benim istediğim bu şimdi Türkiye'de. Bir daha böyle Müslümanlara karşı darbe idi. İbadetlerini engellemekti. Onlar yok burada işte siz zikrla yapıyorsunuz. Azın hürüyün bakalım. Karakola, nezarete böyle şeyleri. Şu anda yaşamıyor da daha ileri. Bunun hiçbir şekilde, hiçbir şekilde inkıdaya uğratmayacak bir Cumhurbaşkanı.
Benim istediğim bu. Bir kanun bir mahte çıkaracakları zaman Kur'an ve sünneti uygun mu, değil mi diye bakabilecek bir ben yönetim hamz ediyorum. Böyle zevaili kurtaran korkacak. Aman ne derler, nasıl derler. Vay ya şimdi ayağa kalkarlar. Ben bunu yapayım. Bunlar böyle bir şey istemiyorum. Ben ekmel ettimlerdi. Bunu görmüyorum zaten. Mısır'dakine darbe değemedikten sonra. Yok. Allah bizi affetsin. Bu şehri Risalesi, Sufilerden bir topluluk yoktur ki orada cinli kayfesi olmasın. Bizimle birlikte cinlerde var mı sohbete?
Bir de onlardan ihsap eden var mı? Bak bakalım bir. Cebrail aleyhisselam Allah resminde cehennemi anlatırken ağlıyor. Burada şu mu anlaşıyor? Cebrail'in duyduğu ve hisleri mi var? Demek ki var. Hayvanların canını Azrail mi alıyor? Bu konu hakkında ne diyorsun? Ben ne diyeyim? Allah diyor. Bütün canların ruhları kavgeden o. Hala ve men hum. Ne?
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.