mustafaozbag.org

389. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Mayıs 2014 · 1:24:08

Allah'ın ismini, salamun aleyküm, hasta bir sormuz, salamun. Hani insanın bir uyarıcılık hali var. Yani bu olsun, doğrusu, değerli, değerli, değerli hayatımda, yani öyle değil, zikir halinde olduğunu biliyorum. Zikir bekleminin farkında. Bir de buafiyet hali var. Bu buafiyet halinde de kimi zaman fark etmiyor, kimi zaman da fark etmiyor ki zikirsizlik halinde.
Yani kendi halinde de bazen böyle fark etmiyor, ben zikir etmiyor. O bir kapte da o bir tanem bir kimi yakalayamıyor. O sürekli zikir halinde, o sürekli bir kimi. Yani bu yapıcı galiba onun bir türlü yakalayamıyor. Bu da yani göz göre göre yakalayamıyor. Ben de çabukmak da değil. Yani görüyorum, ben zikredemiyor, zikretmiyor. Bu halde de doluyor aynı zamanda yani sıkıntı yaratıyor. Ey Zavut uyanık ol. Hadisi kutsi, Sufi ruh uyanıklılığını vakti vakti ekleyerekten. Mesela namaz kılmak uyanıklıdır. Allah'ı zikretmek uyanıklıdır. Oruç tutan uyanıklıdır. Sufi ruh uyanıklılığını vakti, zamanları ekleyerekten her dair uyanık olmaya çalışıyor.
Bunda her dair uyanık olmaya çalışmak, gafletten uzaklaşmaya çalışıyor. Sufi için her vaktin bir ibadeti vardır. Her vaktin bir ameli vardır. O vaktin ibadetini, vaktin amelini yaparken, diğer vakti kendisini rahat eder. Bu arada da o kimse mümkün olduğunca Allah'ı zikirle, günü amellerle, iyiliklerle geçirmeye karakter eder. Hiç olmazsa günah kefailere düşmez, günahlara düşmez. Kendini bu noktada her dair uyanık etmeye çalışır ki, o uyanıklılığı arttıkça, o kimsenin bu noktada Allah'a olan yakınlığı devam edecek. Bu Allah'a olan o yakınlığı her dair uyanıklılıkla elde edilecek bir şey. O yüzden bu zaman içerisinde oluşması lazım. Uyanıklılık haline, yani uyanıklılıkken insan günahçlıyor.
İşler. Yani ben görüyorum onu, onu görerek yapıyorum. Hatta yani içim cize diye ama yani, duyamıyorum yani onu rahfetle değil. İşler. Bu hal, yani en azından üretileceğim, rahfettiğim diyorum. Bu nefis, yok nefis her daim bizim için en büyük mücadele eminiyeti gereken onludur. O yüzden bir kimse uyanıklılık dediği anda yıkılır zaten. Dervişlerin yıkıldığı yerler vardır. Hal gören derviş yıkılır, dünya gören derviş yıkılır. Kendince zikrediyorum diyen derviş yıkılır. Kendince bir şey yapıyorum diyen derviş yıkılır. Asıl onlar yıkılır. O yüzden bunaltıldığı nefse eminlik söz konusu olmalı. Bir kimse kendisini emin göremez. Bir kimse kendisinin ben uyanıklılık, bana bir şey olmalı dediği anda çok şeyin olduğunu görür.
Çok şeyin olduğunu görür. Bir kimse ben yakınım dediği de çok uzak olduğunu görür. Bu manada o kimse her daim kendisini tevazuda, her daim kendisini acziyette görmesi lazım. Her daim kendisini tevazuda ve acziyette görmezse sıkıntı yaşamak. Zikir halinde dair bu bazı sohbetlerde anlattığımız o zikri insanın kendisinden görmesi bunlanır. O zikri kendisinden görürse çünkü hayrı ver. Nefis ona uğrulaşmaz. Şeytan meydur vermez. Ama nefsi kendisinden bu noktayı yapmış olur. Hani bu ayet-i keriminde muhteşem bir şey var. İyilikleri Rabbimizden, kötülükleri de nefsimizden verir. O zaman bizim üzerinde her daim tecevye eden her ne var ise, İlyar noktasında, hepsi de Rabbinin virtudu, ikramıdır, ihsanı olsun.
Onun sıfatlarını tecevyeye tutuyorsun. Bize kavga bulursak, biz onun tek başımıza kalırsak onu yapamayız. O yüzden... اِهْتِنَسْ سَلَاتَ الْمُفْتَقِينَ سَلَاتَ الْلَزِنَا نَوْ تَعْلِينَ يَا رَبِّمِذِي سَلَات-ı مُفْتَقِمْدَ اَيْلَ سَلَاتَ الْمُفْتَقِمْدَ اَيْلِينَ İlhanberler, İslâm etkin, Hükam etkinlerine beraber eğilir. Bu, okunun aziziyetini, mahfiyetini gösteriyor. Bir kimse, ben kendim Sufi namletesi açısından, bunu ben kendim yaptım derseniz sıkıntı doğar. Ama bunun normalde bir türlü de, sanki cüz-i irade yok görülmüş oluyor, değil. Burada biz kendi cüz-i iradenizle, kendi üzerindeki bir fiiliyatı, bir tecelliyatı onun sahibine teslim ediyoruz.
Yani bu tabiri caizse, o bize bir fincan kahve sunmuş, biz diyoruz ki, biz bir fincan kahveyi almak için elimizi uzatmışız, gayret göstermişiz. Diyoruz ki ama sonunda, bu benim gayretimden değil. Ama gayret göstermeyene o fincan kahve verilmez. Bizim mantalitemiz budur. Eğer bu kahveye ulaşmak çıkıyorsan, sen bunun için gayret göstermelisin. Mücahede edenlere yollarımızı açarız diyoruz. Mücahede etmeyene yolunu açmıyor o zaman. Yolunda mücahede edene yolunu açtık. Ama yolunda mücahede ettik, biz şunu diyemiyoruz o zaman. Ya biz mücadele ettik de bunu kazandık. Burada Sufi derviyesi geliyor.
Ehdina sılatel muslar, değil mi? Sılatel lezinen nântâ aleykîn. Biz nefsimizi kaldırdık orta yanda. Kendi benliğimizi kaldırdık, kendi yaptığımızı kaldırdık orta yanda. Kendi cüz-i irademizle bu iyilikleri, bu güzellikleri ona teslim ettik. Dedi ki sensin bunların bütün sebepleri. Sensin bütün bunların ihtiyaçları. Bu Adem aleyhisselam'a öğretilen ilimdir. Adem aleyhisselam nefsini zem etti. Nefsini zem ederekten Cenab-ı Hakk'a demedi. Sen bunu benim alnıma yazdın kaderiyeciler mi? Sen bunu da onun üzerime cevretme cevreyciler mi? Demedin. Dedi ki ben nefsine zulmedenlerden oldum, beni affet. Ben nefsine zulmedenlerden oldum deyince, ister kaderin cilve-i Rabbaniyesinden başına geçirilmiş bir kereter olsun, bir halakı olsun.
İster o kendi cüz-i iradesinin neticesinde bir suçu olsun. Bunu aldı, kendi üzerine tesis etti. Bakın burası çok önemli. İster kader-i cilviyenin, kader-i cilviyenin başına geçirdiği bir harakı olsun. Yani bir kerete olsun, bir sıkıntı olsun. İsterse kendi nefsinin tecelliyeti olarak bir sıkıntı olsun. Burada normalde ehl-i şeryat olarak düşünecek olursak, diyeceğiz ki bu nefsinin sıkıntısıydı. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın yaklaşmadığı yere yaklaştı, yapma dediğini unuttu. Bir taraftan da diyeceğiz ki biz, bu hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifte Musa aleyhisselam ve Adem aleyhisselamın münazarsını anlatır bize. Peygamberlerin, Adem aleyhisselamın münazarsını anlatır. Bazı peygamberler, yani Musa aleyhisselam der ki, Ya Adem niçin meyve yedi ki?
Adem aleyhisselamın, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yerinden cevabı muhteşemdir. Ezeli kaderde takdir, ezeli kaderde benim bana takdir edilen şeyden mi beni sorunuz? Burası bir sır parçasıdır. Ama Adem aleyhisselam, ister oradan olsun, yani ezeli takdirde beyan edilen, emredilen, kaderin bir cilve-i Rabbaniyesi olsun başına geçen sıkıntı, isterse biz ehl-i şeriat gözüyle bakalım, kendi nefsinden kaynaklanan olsun.
Ama burada biz en önemlisi işin hakikat tarafıdır. Yani kaderin bir takdirini Adem aleyhisselam kendi üzerine alaraktan Allah'a çok sevimli gelir. Bu açıdan bakınca, biz bu noktada varsa üzerimizde bir iyilik, bunu Cenab-ı Hak'a tehdit ederiz. Varsa bizden sudum eden bir sıkıntı, bunu da kendi nefsimize tehdit ederiz. Deriz ki biz nefsimize uyduk da böyle oluruz. Biz bu noktada kendi kendimize yanlışlığa gittik de böyle oluruz. Biz kahvete düşenlerden oluruz. Biz yanlışlığa düşenlerden oluruz. Biz eksikliğe düşenlerden oluruz. Biz bu noktada, yani burada kaderi suçlamak, hani bazıları der ya kader böyleymiş. Süzgüler kader suçlamalılar, kader böyleymiş demeliler. Kader böyleymiş demek, direkt yazanın üzerinden suç istemektir.
Suç yüklemektir. Kader böyleymiş demek, direkt Allah'ını suçlamaktır. Bu noktada kader böyleymiş değil, muhakkak bizim nefsimizden bir hata olmuştur ki, bu bizim başımıza gelmiştir. Ehli şeriat noktasında sizin önünüzde sizin işledikleriniz vardır. Bazen benim önümde benim işlediklerim var. Ben hani, rüzgar eken fırtına biçer deriz ya biz. Yeni ahitte de, yani incirde de, ateş eken kol toplarda. Aset-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in zeteri de ne ekersen onu biçersinler. Bu bizim alacağımız derstir. Biz çünkü ilahi takdirde bize ne takdir edildiğini bilmiyoruz. Ama biz kendi cüz-i irademizi bu noktaya koşarız. O yüzden bu işin normalde dağlanıp budaklandırmadan en tatlı hali, en tatlı hali.
Biz üzerimize bir iyilik işaret ettiyse, bunu bizim cüz-i irademizin küçük de olsa, gayretinden dolayı da olsa onu görmeyin. Bu Allah'ın lütfu demektir. Bir üzerimizden kötülük sudur ettiyse, bu da bizim nefsimizdendir demektir. Bu uyanıklı arttırma işidir sufi. Hani Hz. Mevlana sufi vaktin çocuğudur der. Sufi vaktin çocuğudur, şer'i olarak durduğu nokta. Hani bir sufinin üzerine bıraktığı vazife, her vaktin ibadeti vardır. Akşam oldu dersin var, senin akşam dersin çekecek. Sabah oldu, sabah dersin varsa senin sabah dersin var. Sabah namazı var, sabah namazından sonra öğlen, öğleninden sonra ikinci, ikincinden sonra akşam, akşamdan sonra yasından sonra gece namazı var.
Bunların hepsi de vakitlerin birbiri ardına gelen şeydir. Her vaktin kendine ait önemli bir işi vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in günlük hayatına baktığımızda, her vaktin bir işi vardır. Bir ibadeti vardır, bir işi vardır, bir fiiliyat vardır. Ama bu nedir, bir kimsenin işte, şimdi görüyorum ben, memur arkadaşlar var, onların vakti var. O kimsenin kalkıp da kendisine, ya benim ibadet etmem lazım, ben bütün günüm. Hayır, onun işi var, vakti var burada, ibadet edecek. İşine bakacak. Namaz vakti geldi, gittik ben gidecek namazını kutuyor. İşte burada herkes, Adnan'ın dükkanı var. Adam normalde, sabah dedin gidecek dükkanını açacak. İşi var orada, o vaktin işini, o normalde ibadetlerini ettiği müddetçe, o aradaki günah işlemediği her ay, onun için ibadet hükmüne geçecek.
Vakti birbirini tamamlıyor çünkü. Namazın vakti var, namazın arasında tesbihatı var, tesbihatını çekecek. Yolda yürüyor bir tarafta, Allah'ını zikrederekten yürüyecek. Her vaktin kendi içerisinde bir kıymeti var. Ben bugün sırf ibadet edeceğim, bir işim olmayacak. Böyle bir şey yok. Bizim sürüfi algımızda bu yok mesela. Bütün günümü ben ibadetle geçireceğim, gideceğim bir mescide kapatacağım. Yok öyle bir şey. Hadi akşam oldu, yemek inecek, hanımı şöyle diyecektim. Ben bütün gün zikrettim, yemek yapmadım. Yok öyle bir şey. Ben zikir yapmaktan evime bakamadım. Yok öyle bir şey. Metodafaya kullanılabiliriz.
Bakın, bizim bir işimiz var. Ne? Şu, biz o işimizi en iyi şekilde yapmaya gayret edeceğiz. Sufi vaktin çökü. Ya işte, o mu o mu? Her vakit kıymetlidir. Öğlen namazın mı kıymetli, ikindi namazın mı kıymetli diye soruyoruz mu? Hayır. Öğlen de kıymetli, ikindi de kıymetli. İkindi vaktinde ikindi namazın kıymetli. Öğlen vaktinde öğlen namazın kıymetli. Sabah vaktinde sabah namazın kıymetli. Sabah namazıyla öğlen arasında çalışmak kıymetli. İşin var, işin yapmak kıymetli. Öğle yıkıldın. Öğle ile ikindi arasında çalışmak kıymetli. İşin var, işine bakacaksın. İkindi ile akşam arası ne var? İşin var, çalışmak kıymetli. Akşam ile yastı arası eve gittin, çoluğun çocuğun ailen var.
Onlar kıymetli. Bak evine gittin, evinde çoluğun çocuğun kıymetli. Hanım nasılsın, evlat nasılsın, çocuk nasılsın? Yatsıyla sabah namazına kadar. Bak orada da evliysem kıymetli zamanlar var. Eşin, sizde diyor eşinizin sizde hakkı vardır. Nefsinizin sizde hakkı vardır. Çocuklarınızın sizde hakkı vardır. Bakın kıymetlere bakın. Bir kimse ben Sufiyim hanımı bıraktı, ben Sufiyim erkeği bıraktı. Yok öyle bir şey. Hakkı var. Hz. Aişe validemizin diyor ki ya Aişe müsaade eder misin? Az bir şey Allah'a ibadet edeyim. Müsaade eder misin? İnceliğe, zerafete bak. Bu da ne zaman? Hz. Aişe validemizle cinsel ilişkiye girdikten sonra ben ibadet ediyorum deyip hanımı orada bırakmak yok.
Bizde ruhbanlık yok. Bizde bu noktada evlenmeye muhtedil olanlar evlenecekler. Evlenmeye muhtedil olanlar evlenecekler. Eee o zaman bak her vaktin bir işi var. İslam diyor ki hanımınızla ilişkiye girmek namile ibadet gibi. Namile namaz kılmak gibi. Bak onun da vaktin işi. Bak bütün hepsini de toparladığımızda bir Müslümanın 24 saati her vakitte kendine ait bir kıymetli bir işi var.
vefiyyatı var, bir ibadeti var. Onları birbirine eklediğinde o kimse için 24 saat uyanıp geçti. 24 saat. Mesela bazen anlatırlar işte ne yaptı? Evlenmiş. Kendine vakfetmiş. Kendine zulmetmiş. Nasıl? Basmayan sünneti terk etmiş. Eğer fizikli durumu, ruhi durumu yerindeyse farzı terk etmiş. Evleniniz dilinizin yanısını tamamlayın.
Ve evlenmeyip kutsallaştırmak yok. Evlenmeyen sıkıntılar. Bizde tersine evlenmemiş bir kimse biz onu kutsallaştırıyoruz. O kutsal değil. Hanım nerede kaldın diyecek. Çocuğun bakımı var, hanımın bakımı var, evin bakımı var. Onların idaresi var, onların yetişmesi var. Evlenmeyip nesi var ki? Haklı yok, kendisi de yok. Eş yok, akıl yok. Eş yok, akıl yok. Eş yok, akıl olmaz. O yüzden normal. Bütün her şey. O zaman bu yalnızlık üst üste devam eder. Üst üste de okuyun birkaç akısı vardı da. Bu Kadir Kadirseyin.
İki yay mesafesi arasında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, bir Hazreti Ayşe radıyallahu anh validemizden biri, ilk İbn-i Abbas adıyallahu anh rivayette, bir rivayette diyor ki, Cevail aleyhisselam iki kez çok yakın mesafede gördü. Diğer rivayette diyor ki, iki kez Allah Celle Celaluhu hazretlerini gördü diyor. Burada, Hazreti Ayşe validemiz yemin duyuyor hatta. Vallahi böyle bir şey olamadı bismillah. İbn-i Abbas adıyallahu anh da gördüğünü söylüyor. Bir çeşitli rivayetler var. Burada, Hazreti Miraç hadisesinde, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde, Hazreti Ayşe validemiz, henüz evli değiller daha. O yüzden burada, ilk, Miraç hadisesinin yaşanmış olduğu, yaşanılan mamandaki, Müslümanların rivayetleri bu noktada daha önde geliyor.
Hazreti Ayşe validemiz sonuçta, nakil ile bu meseleyi alıyorlar. Ama, Hazreti Abbas olsun, veyahut da ilk Müslümanlar, Mekke'deki ilk Müslümanlar olsun, Miraç'ı direkt, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından dinliyorlar. O yüzden, bu benim, eee, kendimcesi. O yüzden, bu, fenakuz gibi bir meseleler, Hazreti Ayşe validemizin yorumu o. Bu, şey gibi, Hazreti Ayşe validemiz diyor ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eli hiçbir namaherem kadına değmedi. Doğru. Neden doğru? Görmedi çünkü. Bir de, kıskançtır. Yalan söyleyecek değil, ama görmedi. O yüzden, bir kimse görmediğim bir şeyi gördüm diyemez. Hazreti Ayşe validemiz bunu görmediğini diyor ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eli, hiç mahrem bir kadına değmedi.
Bak bu, Hazreti Ayşe validemizin görüşü. Hazreti Ayşe validemizin tespiti. Tespiti yalnız mı? Haşa ve kella. Doğru. Ama bunu görenler var bir de. Görenler de diyor ki, biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine örneğin, Mekke'de işte, Hint elini uzattın diye meşhur şey var, rivayet var. Bunun gibi. Ama orada Mekke'nin fethinde elini uzattığını görenler var. Hazreti Ayşe validemiz Mekke'nin fethinde yok. O Medine-i Münevvere'de o estağfurullah. Bunun gibi. O yüzden, bir sahabenin tespiti farklı bir şeydir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği farklı bir şeydir. Onun normalde hadislerini okurken onu ayırt etmekte fayda vardır.
Ben iyi olduğumu sordum. Şu açıdan iyi olduğum. Çünkü mesela, hadisler kendi içlerinde sınıf sınıftır. Bir ashabın yorumu var. O ashabın kendisiyle alakalıdır. Biz onu yine hadisler sınıfından alalım. Ama, bir de söz vardır. Ben Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden duydum. Dedik deyince, o Hazreti Peygamber efendimiz sordur. Anlatabildim mi? Mesela o, Hazreti Aişe Validemiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Miraç hadisesinde, Cenab-ı Hak'ı, cıplak gözde görmediğini iddia eder. Hadiseyi böyledir. Onun söylediği söz budur. O normalde, onun görüşüdür. Hazreti Aişe Validemizin görüşünü kabul eden bir kim, bu iştahat gibidir.
Bu fıkıh gibidir. Hazreti Aişe Validemizin görüşünü kabul eden bir kimse, Hazreti Aişe Validemizin bu görüşüne dayanarak da, görmediğine inanabilir. Bu onun hakkı mıdır? Ev cevap evet. Asrafı yıldızlar gibidir. Hazreti Aişe Validemizin de yıldızlardan birisidir. Bir kimse onun üzerinden, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bulabilir mi? Evet. Dininizin yarısını bu kadından tamamlayın. Bu hadis-i şerifte var mıdır? Ev cevap evet. Ama, Hazreti Abbas gibi, Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah gibi, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah gibi, onun sona, işte, bu tip büyük zevap, zatlarda, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde, Miraç'ta, Cenab-ı Hakk'ın bizatihi gördüğünü sorar.
Yaklaştığını. Çünkü, Ayet-i Kerime de bunu destekler. Ayet-i Kerime der ki, gözünün gördüğünü kalbi tasdikledi. O hadisedeki ayet çok önemli. Biz bir meseleye bakarken, çünkü ayet olmadığı hadis, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü, olmadığı ashabın sözü, ondan sonra imamların iştihadına bakacağız. Yol buysa, o zaman Ayet-i Kerime'de diyor ki, gözünün gördüğünü kalbi tasdikledi. Şimdi göz bir şey gördü, onu tasdikleyecek. Ben aklını gördüm, aklını benim kalbim tasdik etti. Bakın aklı değil. Dikkat et. Aklı tasdikledi demiyor. Akıl yanılabilir.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde, aklı da kalbi de yanılmaz. Ama burada bize bir işaret var. Ümmete işaret var. Diyor ki, gözünün gördüğünü kalbi tasdik etti. Ne gördü de kalbi tasdik ettik o zaman. Anlaşıldı. O zaman bir şey görmemiş olsaydı gözüyle, kalbi neyi tasdik edecekti ki? Tabi Miraç'la alakalı mesela, bir sürü şey çıkarlar ortaya. Bu son dönemde çıktı. İşte gördüğünü görmediğini, gözüyle gördüğünü, hani Ayet-i Kerime var ya, hiçbir göz onu göremez. Musa Aleyhisselam'la alakalı kısa da. Musa Aleyhisselam'a söylenen bir söz. Musa Aleyhisselam'a diyor ki, hiçbir göz onu göremez. Evet.
Musa Aleyhisselam için geçerli. Görme derecesi var mıdır? Vardır. Herkes belki madrisel olarak aynı yere bakabilir ama, kimi yerde mesela Hızır Aleyhisselam'a bakar, kimi göz onu görür. Ama kimi göz vardır oraya bakar ama görmez. Asal Resulullah'ın ve insanların arasında, gözlerin bakışında mı farklı var mı? Vardır. Bu bakış farklılığı nefis terbiyesi ile alakalı olsun kalbi ile mi alakalı kalbi ile alakalı o zaman gözü yani kalbin belirli bir dereceye geldiği vakit gözle bunu uyar nefis belli bir dereceye gelince kalbin tecelliyatı farklılaşır burada nefis belli bir dereceye nefisle mücadelede belli bir dereceye gelmeyince kalbin devraklığı parlaklığı kalbin bu noktada aynı oluş hali saflaşmaz o zaman gören göz değildir önemli mi ki görenin ne olduğu görünenin ne olduğu gören gözü olsan olacak olmasın olacak yani sufi ıslıklarında gören normal bir göz olsan olacak gözden kasıt uzağa geri gösterir sonuçta kalbi de baksan gören gözdür olur elinde görsün gözdür görün herşeyi gözdür
işte bir insan aynı nesnel gözle bakar da göremez bir diğeri farklı olayları ve varlıkları aynı sahnelerin içerisinde görebiliyor görür o zaman gören göz değildir gözdür göze yükmeden bir yer var mı? göze yükmeden gözdür gözün özünde neresi vardır? gözün özü gözdür o zaman sıfat yani şimdi Cenab-ı Hakk'ın görmesine hükmeden nedir? görmesidir orada Haset-i Ayşe Validemiz'in yorum kendine göre doğru olup da aynı anda iknafas Radiyabla'nın hasetlerinde yorum doğru olabilir mi? o da doğru olabilir çünkü onların kendi yanına Cenab-ı Hakk kulunun zannı üzerinde bir meseleye baktığında herkes kendi zannı üzerinde gördü kendi zannı üzerinde gördüğünde her görgünün bir derecata çıkar bir kimse yedinci makamdadır, yedinci makamdadır gören kimsenin baktığı, gördüğü, aynı şey olsa da ondan aldığı, çıkardığı ders farklı bir şeydir
nefse mahalledeki bir kimse bakarsa farklı bir şeydir aynı şeydir sizin anlatımınız var mesela camide Hızır Aleyhisselam'ı tanımanız birçok kimse o Hızır Aleyhisselam'a bakıyorlar fakat sizin onu tanıtan nedir? eğer sizdeki göz ise o şurada gördüğünüz herkeste var bu gözden benim kastım sahibi göz değil nereden görürsen, nasıl görürsen gör, gözle bakıyor o zaman gören bu değil gören o oğlusu olmadığı, olmasın olmadığı sen hala da huzurlarda kalıyorsun Sufi bu gözün mü gördü, bu gözün mü gördü diye onu ayrıştırmaya kalkmaz ki
onu ayrıştırmaya kalkarsan, ayrıştırmanın içerisinde boğuldu kalırsın şimdi normalde burada bir kimse otururken bir anda Hz. Peygamber sallallahu ve selam maddeleri girdi içeri normalde herkesin içerisinde yürüyor normalde o kimseyi böyle anlatırken çıplak görürse gördüm şimdi o kimse ben o gözümden bu gözümden mi gördüm diye işte bu görme derecesi neyle herhalde? nefis ve mücadele ilerliyor o zaman Hz. Afas'la Hz. Ayşe annemizin arasında fark vardı muhakkak dereces var şimdi normal veya o bir meselede de de dereces var o zaman o eşe olmamasına bağlıyoruz çünkü değil mi? gayetim değildi o zaman niye o? İbn-i Abbas radiyallahu anh Hazretleri neden bir kimseyi illa kizir ve şikayetine ulaşalım ki biz?
neden onun olduğu gibi görmenin o da lazım kabul ediyorum da ama sahabenin biz, Cenab-ı Hak peygamberleri derece derece kimisini kimisinden fazilette yarattı insanlar da kimisinden kimisini fazilette yarattı şöyle bir soru geliyor sahabenin hepsini aynı seviyede fazilette görmüş olsak sahabenin içerisinde zina eden mümkününü bilemeyeceğiz hepsini aynı fazilet derecesini aynı fazilet derecesini görmüş olsak savaşa gitmeyen bir kimsenin hükmünü bilemeyeceğiz aynı fazilet derecesini görsek malın tamamını Allah ve Resul'ün yolunu harcayanla
yarısının harcayanın arasındaki farkı nereden diyeceğiz? ama şöyle bir abise ortaya geliyor minenin yarısını Ayşe'den mi tamamlayalım? kadınlarla alakalı yoralım atarım tedara ama Hazreti Peygamber Efendimiz en çok kimi seversin? Ayşe'yi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler Hazreti Ayşe validemizi sevebilir ne olmuş değil? sevgi bu noktada nasıl tecelli edip de Hazreti Ayşe annemiz o hale olan vahit olamıyor yani İbn-i Afrası'la diye Allah'a olan hazretleri var kendisi evlenmezden önce olmuş diyor hadise bununla bağlayabiliyoruz bağladım attım zaten matematik yapma herkesin derecatı vardır her şeyin bir derecatı vardır zaman da değişir mi?
her değişir adamın nefisle mücadele eder değişir sevgisi artan değişir eksilir değişir bir soru daha soruyorum ilham eder muayidir nedir? insan üzerinde nasıl etkiler gösterir? nasıl anlaşılır? ilham oldu? insanlar, dervişler bunu nasıl ayırt etmeliler? neden ayırt etmek için uğraşsınlar? dervişler bunları ayırt etmek için uğraşmazlar hayatın tamamını ilham görürler hayatı ilhama göre idare ettirirler bir derviş öyleyse öyle görebilir önemli değil ki bu umuma umumun aynı noktada olması düşünülemez ki buradaki herkes şimdi aynı derecede aynı noktada düşünülemez ki mümkün değil herkese inham gelir mi?
hepsine de geliyor bu da benim kendimi düşünüyorum ama derece at olarak kimisine örneğin işte bir tane gelir kimisine beş tane gelir ama gelir hepsine her yerden gelir mi? her yerden de gelir her şeyden de gelir her şeyden de gelir her şeyden gelir kedi den gelir köpekten gelir her şeyden deyince neden daha sınıflara giriyorsun?
üniversite işte her şeyden gelir kahvenin içerisine bakar kahvenin içerisinde Allah yazılsın diyor ilham değil mi? gitti su içecek suyun içerisinde bakar Allah yazılıyor suyun içerisine bakar Hz. Peygamber sallallahu ve selam hazretleri görür ilham değil mi? rüya görüyor ilham değil mi? her güne gelen düşünce kalbine gelen de ilham kılıp hepsini de ilhamın içerisine koy davranışlarını neye göre belirlemeli?
Kuran ve sünnete göre ilham ikinci planda kalıyor ilham ikinci planda gelmedi Kuran ve sünnete uygunsa gelen ilhamla şey birleşti zahir ilim ve batın ilim birleşti her de git şimdi mesela doktoru öpüyor bu hususta Kuran ve sünnete uyuyor Kuran ve sünnete göre senin doktoru öpmen dahil değil ben tanımamaya çalışıyorum ben de tanımım ben de senin tanımım ben de desem ki öpebilir misin? hiçten öpeceğim her zaman kendimi tanımamaya çalışıyorum tamam geldim tanımım tanımadığından soruyorum ama sen Allah'ı tanısa kim? gelsin bizim bu noktada kapının bütün ne o?
yer halkına da gök halkına da çık Allah'ın zikir halakası kim gelsin Allah'ın zikir halakası kim gelsin herkes Allah'ın zikir halakası kim gelsin herkes Allah'ın zikir halakası kim gelsin herkes Allah desin arlışma yok bu cevahta bu noktada bu zikir halakasında bu zikir halakasında hiç kimsenin dini dili ırkı messebi messebi hiç mesele değil burası zikir halakası başka tarikattanmış başka cemaattanmış başka dindenmiş sıkıntı yok ama birisi gelse biz burada böyle yapalım desin biz ona müsaade etmeliyiz biz deriz ki kardeşim
biz burada kuram ve sünneteyim ve kuram ve sünnet tarihesindeki bir tasavvufu anlatmaya çalışıyoruz ardından da Allah'ı zikir ediyoruz buranın prosedürü buranın ibadeti buranın yolu bu bunu değiştirmeye hiç kimseye müsaade etmeliyiz anlaşıldı Yahudi gelmiş gelsin otursun burada Allah diyorsa Allah diyorsa Allah desin şeklinde yok veya Hristiyan veya ateist buraya ateistler mi geliyor çünkü yani ona bakacak olursan bir dinlinin gelmesi dinsizin gelmesi var burada dinsizler de geliyor buraya sıkıntı yok ama bak şimdi
bir Yahudi bir Hristiyan işte Kabe'ye giremez anlatabildim mi oraya giremez camiye girer mi her cevap girer Hz. Peygamber sallallahu ve selam hazretleri Necran'ın Hristiyanlığı Mescid-i Nebevisinde ibadet etmelerine müsaade etti ölçüsü de bu Necran'ın Hristiyanlar geldiler hem de din tartışmaya gelmişlerdi bize ibadet edecek yer lazım Ya Muhammed deyince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretleri Mescid-i Nebevi'yi açtı onlar onlar da orada ibadet etmelerini yaptılar buradan hareket ederekten bir gayrimiştim bir kimse
bir camiye girecek olsa müsaade edilir o bir kardeş ibadetini veya geziyorlar gezebilirler onların yani sufilerin adatlarından biri de vücut organlarına daima emirlere uydurmaktır o zaman bizim vücut sufinin sufinin adatlarından biri vücut azalarını Allah'ın emirlerine Resulullah sallallahu aleyhi ve selam hazretlerini edebile ve sünnetlerine uydurmaktır o zaman bunun birinci derecesi bütün vücut azalarını haramdan korunmak haramdan muhafaza etmek
haramdan sakındırmaktır bu işin olmazsa olmazıdır bu meselenin farzıdır bakın bütün subi öğretinin içerisinde kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli işi yapan hadisi kutsisini her yerde göreceksiniz her meseleler o zaman sufi adatlarından birisi azalarını haramdan uzak tutmak bunun en önemli noktası birinci derecesi dilidir insanın dilini o zaman haramlardan uzak tutacaksın sufisen dilini edeplendireceksin senin dilin edepli olacak dilinin edebi yoksa bil ki dinin de yok dilini koruyamayan dilini koruması mümkün değil
o zaman dilinin afatlarından korunacaksın yalandı yemindi meyvetti delikoduydu iftiraydı küfürdür ağır sözdür insanların kaldıramayacağı şakaydı hicvetmek insanın insanın kabullenemeyeceği lakab takmak insanın yüzüne karşı eleştirmek ona laf söylemek onun kötülemek dilin afatlarıdır bunlar dilin afatları o zaman subiler uzuvlarını muhafaza etmekte en önemli en önemli dikkat edecekleri uzuv dinleri dili ya hayır söyle ya sus kul cehenneme bir adım getirir bir adım kalır cehenneme girmek için söylediği bir sözden dolayı
cehennemden kurtulup cennete girer cennete bir adım kalır girmek için söylemiş olduğu bir sözden dolayı cehenneme girer adım şerif o zaman biz dilinizi korumakla mütelelim uzuvlardan birincisi dihi korumak ama bir başkasının özel hayatı bir başkasının arkasından çekiştirmek ona laf söylemek bugün için İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi bu ağzına geleni söylüyor herkes ağzına geleni bilmez söylüyor Çin'i öne geçmiş nefreti öne geçmiş siyaseti öne geçmiş cemaati öne geçmiş tarikatı öne geçmiş hocası şeyhi öne geçmiş
dinden önde bunlar nasıl dinden önde ya bir kimse işte hocanın şeyhi hocası lideri Kur'an ve sünnet tarihesinin dışında bir şey yapmış dili dinden önde bunu böyle büyük bir taraftırlıkla o yapmaz böyle bir şey diyor veya filanca yapmıştır taraf kirlikten gözündün mü gözünle yok gözünle gördün mü hayır nereden buna hükmettin neyse iftira ettin Allah'u muhafaza elinin afatlarını açtırma elini kaldırmak için elinin haram muhafaza et
uzuvlarını sohbetin başındaki uyanıklık gözünün afatlarından kendini koru şiştandan menzuru alıp da kadının eteğinin boyunu açmaya kalkma göz menzuresi gözünün afatları bir de onu kötü vererek şehvetin dönüp bakırsa ona yaz geliyor şimdi kadınlar bu imtihanın içi bakma gözünün afatlarından sakın derviş kardeşlerine bakma derviş bacılarına bakma etrafına bakma gözünün afatlarından
ben evlat cinsel huzurlarından kendini koru elini muhafaza eyle kalbinden günah kebahiler geçirme kalbinden yanlışlıkları geçirme Hz. Mevlana'nın dediği gibi sen diyor o boş hayallere kaptırma kendini o hayallere kaptırırsan şeytanı buğri görürsün kalbini bu noktada zikrullah ile tövbe ile tembir eyle zikrullah ile diri eyle kalbini zikrullah ile temiz eyle uzuvlarını bu noktada
sen bir şekilde haramlardan uzak tut sizde bir et parçası vardır o iyi olursa bütün müdür iyidir o da kalptır kalbini hüsnü zanla besler Allah'ın üzerine hüsnü zan besler Allah'ın üzerine ümit besler Allah'ı zikret Allah'ı tesbih et Allah'ı tesbih et Allah'ı tenzil et ondan bekle her şeyi ve onunla ilişki kurmaya çalış ve ondan yardım diler Ya Rabbi uzuvlarından bir hata bir kusur çıkmaması için bana yardım eyle uzuvlarından senin emrine muhalif bir şey çıkmaması için bana yardım eyle Amin çünkü insanlar bir an gaflete düşebilir
bir an yanlışlığa eksikliğe düşebilir bunun için Allah'tan yardım diler bunun için Allah'tan bu noktada muhafaza diler Allah'tan korunma diler her halinde her fiilyatta her atacağın atında Allah'tan yardım diler de ki Ya Rabbi bana yardım eyle de ki Ya Rabbi beni muhafaza eyle beni koru bütün kardeşleri koru bütün müslümanları koru bütün müminleri koru evimden çıkıyorum bol hızıkla evime döndürmeyi nasip eyle evimden çıkıyorum bol hayırla evime döndürmeyi nasip eyle evimden çıkıyorum helalından aman yediğiniz helal olsun
içtiğiniz helal olsun baktığınız helal olsun tuttuğunuz helal olsun yürüdünüz helal olsun düşündüğünüz helal olsun helal düşünene Allah bereketlendirir Allah nimetlendirir aman kimsenin malına kimsenin çoluğuna çocuğuna karısına evine farkına göz dikme başkalarının üzerindekinlere göz dikersen sen Allah'ın sana verdiklerine hamlet etmemiş olursun Allah'ın sana verdiklerine vazifenin yerine getir koştun Allah yardımcıdır mümitsizliğe düşme alay iş verin alay iş verin okuduğun aklına mümitsizlik yok bu gelmez gelir
bu bitmez biter buradan çıkılmaz çıkarsın sizlik yok bütün uzuvlarınla sen mücahade et ne iş üzerinde bulunuyorsan hangi işi yapıyorsan hangi noktadaysan hangi dairedeysen hangi fiyataysan Allah'tan başarıyorsun Allah yardımcı bu noktada biz bütün helala odaklıyoruz yaptığımız işe odaklıyoruz yani gözün burada evin de orada olsun aklın orada fikrin orada gölün orada ayarın ne yapacağım yarın ne yapacağım dedim her şeyine odakla zikrullah da odaklayın zikrullaha
her şeyinle onu zikret ona içine dışına her şeyinle onu zikret ona teslim et o temir edecek o temizleyecek o düzenleyecek o dizayn edecek mülkü sahibi ol teslim oldum ya Rabbi teslim oldum sen kendini ona teslim elinle gözlerinle kulaklarınla huzurlarınla her şeyini ibadet hükmünde yaşamayacağız işte o zaman o her daim uyanık olmayı biz telli üzerimizde görürüz inşallah yine sufi adamlarından birisi de primizinin sözüdür edep o şekilde hareket etmektir ki büyükler onu
kınamasın demek ki öyle edepli olacağız ki yapmış olduğumuz işten büyükler bizi kınamayacak bizim edebimiz öyle olacak ki bizim büyüklerimiz bizi kınamayacak abilerimiz bizi kınamayacak büyüklerimiz başımızda kınlar bunu neden yaptın demeyecek bize biz edebimizi ona göre dizayn edeceğiz nefsimize uymayacağız heva hevesimize uymayacağız yanlışlıklara eksikliklere uymayacağız biz öyle ibadet edeceğiz ki biz abidliğimize zarar getirmeyeceğiz ne demek bu namazda gevşeklik olmayacak oruçta gevşeklik olmayacak abidliğe zarar vermek yok
ya bizim zikrimiz yeter namaz kılmasak da olur hayır bunlar sapıkça düşünceler sapıkça anlayışlar sizin siz siz Allah'a ulaşamadığınızdan namaz kılıyorsun bunlar sapıkça düşünceler bir kısım ehli tasavvufun içerisinden bazıları bu tip şeyler söylemişler bunlar yok bizde biz abidliğimize zarar gelmeyecek şekilde sufilik yaşarız biz zahitliğimize zarar gelmeyecek şekilde sufiliğimizi yaşarız bu ne demektir biz dünyayı sevmeyiz dünyaya aşık olmayız dünya için ahiretimizi terk etmeyiz biz para kazanacağız mal kazanacağız
iş yapacağız deyip ibadeti terk edenlerden zikrullahı terk edenlerden olmayız derslerimizi terk edenlerden olmayız bizim abidliğimiz de bizim zahitliğimiz de bizim sufiliğimiz de ayakta durur sufiliğin arındandır o yüzden ibadeti terk etmek abidlik terk etmek yok abidliğimiz devam dünya sevgisiyle alakalı Hz. Mevlana der ki dünyayı sevmek zem olundu kötülendi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünya cife de sözü diyor bu dünya sevgisiyle alakalıdır o zaman dünya sevgisine aşık olmayacağız dünyaya aşık olunca gitmez
o kafası böyle olan kafası salak olan hem sarhoşluktur onun gönül kıblesi değişir onun gönül kahvesi değişir dünyaya aşık asla ve asla şah bulmaz zahitlik algımız bizim dünya için terk etmemektir işimize gideriz bugün evdeyiz dersimize gideriz bildimiz var bildimizi çekeriz bugün sohbet var sohbetimize gideriz suhiliğimizi terk etmemektir dünya sevgisi dünya sevgisi iş yapmış Allah mübarek etsin kardeşim işi gücerek etsin
ilgilendirmez bu kadar bir başkasının bir başkasının malına bir başkasının elindekine gözümüzü dikmeyiz zahitliğimizi bu noktada koruruz ki zahitler bizi kınamasın abitliğimizi koruruz ki abitler bizi kınamasın kınamasın suhiliğimizi koruruz ki sufiler ne yapsın bizi kınamasın biz kendimizi bu noktada terbiye etmeye çalışırız Allah bizi muhafaza eylesin inşallah mevlasıyla yalnız kaldığı zaman o şekilde olmaktır ki hafaza melekten oğlu kınamasın yalnız kaldığımızda da biz evimize erkanımıza ibadetliğimize zürtlüğümüzü
zahitliğimizi devam ettiririz herkesin içerisinde namazın normalde sünnetlerinde kıl herkesin içerisinde bir tamam kıl eve gittiğinde farz vacip gün bedek aşağı herkesin içerisinde ne takvasın Allah Allah Allah eve gidince gün bedek aşağı yalnız kaldın yalnız kaldığında her türlü fitne fikiri düşün yalnız kaldığında her türlü alavereyi zalevereyi düşün öyle değil yalnız kaldığında kendini haramlardan haramlara kaldır öyle değil yurt dışına çıktın ya seni gören yok masaj salonlarından çıkma yurt dışına çıktın ya oradaki kadınlar haram değil
her türlü uçuşa geçebilirsin başka şehre gittin ya o şehrin Allah'ı ayrı orada istediğin haltı karıştırabilirsin yalnız kalmak bu bir değişim bu zarfı var buradan gittin işte örnek nereye Rize'ye Rize'de seni tanıyan yok izledin altı karıştır sen orada orada bir sufi arkadaş yok orada bir derviş arkadaş yok yalnız kaldın ya orada izledin altı karıştır hayır orada da sufiliğine devam et nerede olursan ol sufiliğine devam et nerede olursan ol sufiliğine abidine zahitliğine devam et bu üç sıfat bizim kardeşlerimizin üzerinde olacak
abidlik ibadet etmek dünyayı sevmeme dünyaya aşık ol üzerimizde bulunacak sufiliğine Allah'ı sevmek ve edebine erkanına riayet etmek üzerimizde duracak her daim bunlar yolda yürüyorsun dikkat et bakın o esnaf bütün ibadeti edebine riayet et ezan okundu vaktin ibadeti namazını kıl abidlik ya bütün dünyayı kazanayım vakit ol ya biraz dünyaya aşık ol dünyaya aşıklığını arttırma
Allah'ım hafız et edebin esası bu imam-ı temizinin bu söz büyük hadis alemi malum bu söz onun kendisi de aynı zamanda sufidir imam-ı temizli sufidir kendisi diyor ki edebin esası edebin özür ve tamamı neye baksa istemektir imam-ı temizli edebin nereye baksa mevlasını görme bu işin nesi zirvesi bunları bu anlatılanları üzerinde tecelli ettirirsen
edebin esası edebin özü edebin hası sen de tecelli edecek ve nereye baksan onu göreceksin ve devamlı onun rızası için koşun koşun hocam Allah bizi onlardan eylesin son adamı söylerim bitirelim sufi adamından birisi de az yemek az uyumaktır az yemek az uyumak bugünkü müslümanların en büyük handikapı en büyük handikapı yarım saat aç kalsa adamın evine dolaşıyor yiyecek artık adam yarım saat uyumasa dünyası kararıyor müslümanların handikapları uykusuna dokunma yemeğine dokunma parasına dokunma ne yaparsan dokunma
bunları dokundun yandın bunları dokundun yandın adamlar sallallahu ve sellem hazretleri dedi ki az duyun ama hakkı konuşanlar bundan müstesna ama uykumuzu ne yapacağız horul horul bütün gece uyumak yok benim gibi vur kafayı yat yok sabahtan akşama kadar yok öyle bir şey az uyuyacağız az yemek yiyeceğiz muhteşem cüneyn-i bağdafi sufi hasta bunu devam ediyor boğulan
insanları geçip boğuluyor işte ne yapacak Allah bizi muhafazayı versin yine buyuruyor uykudan ve yemeğine uzak kal yersen pembeleşirsin uyursan gaflete düşersin gaflete düşersin yersen tembelleşirsin uyursan gaflete düşersin o zaman az yiyeceğiz az uyuyacağız az yiyip kendimize destur edeceğiz kocaman kocaman yersen bize gaflet basar ya terse gitmeyeyim ya uyuyayım uyku bastı şimdi deriz Allah muhafaza eylesin o yüzden
yemek uykuyu getirir yemek uykuyu getirir çok yemek uyku getirir az yersek o zaman uykumuzda az olanlardan oluruz Allah bizi onlardan eylesin üç ihlas bir fatiha şerife o zaman bir fatiha o zaman ve mübarek mübarek Adem Aleyhisselam'dan ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamberimiz, Zişan Efendilerimizin mübarek bu iş evlerinden.
Amin. İmammız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Muhammed, İmam Eşşar, İmam Akırdi, İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam İmameyla Zettel müruhlarla. İsmail Seyyid Abdülkadir, İmam Seyyid Ahmet Ar-Rufay, Seyyid Ahmet Ar-Bedevin, Seyyid İbrahim Nusuf-i Şehev-i Asana'lı Şazeli, Şah'ın Akşümen'in Muhammed'in Bahad'in, Şah'ın Evlana Celaleti'nin Rumi, Hacı Bektaş veli Hacı Bayram veli Vesselkar'ın Muhammed'in Halbet-i Celbet-i Uşak'e Kümbeli Sühreverdi Kühreverdi Şeyh Muhittin Arabi, Bütün Piri Piran Hazretleri Mübarek Ruhşşevlerine.
Geçmiş Bütün Velilerin Evliyalarına Aşıktan Sadıkan, Müfan Ehl-i İman, La İlahe İllallah Muhammed-i Resulullah Diyen dünyanın ruhlarına, yaşayan Müşid-i Kamillerin, Velilerin, Aşıkların, Sadıkların, Cümle Ehl-i Müminin Ruhanetlerine. Burada bulunan kardeşlerimizin Ruhanetleri, Mutsiyerlerine, burada bulunan kardeşlerimizin de Ruhanet-i Mutsiyerlerine hediyeledik. Vası ve sadar eyle ya! Amin! Estağfurullah! Estağfurullah! Estağfurullah el-Azim ve Kelim el-Nezid la ilahe illa hu! El-Hayyul-Gayyum ve Tevküle Gözübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftan-ı Zikir Fâlim ennâhu. Süleyman! Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim.
Ey merhametine, ben merhametlisin. Senin merhametine, senin aklına, senin yurtuna, senin ikramına, senin. Bizlere o şansın yaransın, yerden birileri kovmayan. Amin! Sen merhametine, ben merhametlisin. Sen kuvvetlilerin kuvvetlisin. Sen kudretlilerin en... Sen valikün mülksün. İstediğini istediğin yere evrensin. İstediğini istediğin yere çevrensin. İstediğini adim edensin. Adiletin kullarından eyle. Amin! Ümmet-i Muhammed'in kullarından eyle. Amin! Amin! Sen üflesen hayra döner.
Sen üflesen şerde döner. Sen üflesen sana döner. Sen üflesen şerde döner. Sen üflesen şerde döner. Yavrum. Kendine döktürdün. Kendine üfledin. Kendine çevirdin. Kalbini kendinle doldurdun. Ve kulları daha da eyle. Amin!

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi