mustafaozbag.org

388. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 16 Mayıs 2014 · 51:01

Selamün aleyküm. Allah'ın gecenizi hayır etsin. Sizin yüzünüzü hayırlı eylesin. Ve yanınızı hayırlı eylesin. Birisi de, kimsenin yüzüne kötülüğünüzde utandım ama. Malik der ki, Allah'ın Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, kimsenin yüzüne hoşlanmadığı bir şey söylemez.
Sufiler, insanların hoşlarına gitmeyecek şeyleri insanların yüzlerine söylemezler. Bu, ayet-i kerime ile de yasaklanmış bir haldir. Çünkü Cenab-ı Hak, insanların yüzüne karşı eleştirmeyi haram etmiştir. Bu demek değildir ki, din nasihattır hükmü uygulanmı. Din nasihattır. Bu nasihata birinci derecede hakkı olan insanın mübbil kardeşleridir. Mübbil kardeşler, birbirlerine güzeli doğruyu nasihat ederler. Birbirlerini genel olarak birbirlerini eleştirir. Birbirlerinin yüzlerine kınamazlar.
Bundan büyük bir şey kaçınırlar. İbarek okuma, aşkım hiç eserler. Şimdi, nerede olduğunu söyleyemeyeceğim. Müsaade edilenlerin sadece peygamberlerin olduğu bir talebinin hocasının, bir kimsenin bu noktada babasının, anne seninlik, bir kimsenin bu noktada kocasının buna müsaade edildiği, diğer insanlara bunu müsaade edilmediği, Bu noktada insanların sadece birbirlerine nasihat etmeleri gerek, tebliğ etmeleri gerektiği anlatılıyor.
Tabi, Sufiler kendilerince kendi arada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerini sünnet-i resulullahından çıkarmak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, genel itibar, hiç kimsenin hatasını, kusurunu, eksikliğini, yanlışlığını yüzüne uymaz, kutubeye çıkar, ümmet-i muhammede mütalik, doğru olması gerektiğini, bütün ümmetler orada bulunanlara tebliğ eder.
Sufiler bunu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin izinden gitmeleri gerekir. O yüzden, Sufilerin atabı, mümin kardeşlerinin eksik ve hatarlarını, kusurlarını, onların yüzüne vurmak, onları arkasından konuşmak, ne bileyim, onları bu noktada yüzüne karşı eleştirmek değildir. İnsanların dostları vardır, birbirine çok yakın dostlar, birbirlerinin yüzüne karşı nasihat edebilirler.
Ya bunu keşke böyle yapmeseydin, keşke bunu böyle etmeseydin veyahut da bunu böyle yapman çok uygun olmuş diyebilirler. Bunu dair bu levan sadece işte peygamberlere, hovalara, devlet başkanlarına ve bu noktada bir talebenin hocasına bu müsaadeyi vermiş. Bir kadının kocasına bu müsaadeyi vermiş. O yüzden kardeşler, kardeşlik hukuklarına riyaret edip, birbirlerini gibi eleştirmek, birbirlerini bu noktada tahkir etmek, birbirlerini bu noktada üzmek, kırmak, incitmek, Sufi ahlakına uygun değil. Bu tip meselelerde varsa bir kardeşinin üzerinde görülmüş olan bir eksiklik noktanını tatlı bir şekilde nasihat etmek, dolaylı bir şekilde onu, o meseleyi anlatmak, işte dolaşaraktan yalan söylenilmesinin hoş olmadığını anlatmak, dolaşaraktan bir işte günah kebaayla alakalı bir eksiklik noktanını anlatmak, meselelerin en hoilden kardeşlerimiz bu noktada meselelerin en hoş tarafına bakıp, dolaylı bir şekilde kardeşlere nasihat edip,
çünkü birbirlerinin gönlünde, kalbinde bu noktada incitici, acıtıcı, birbirlerini bu noktada kendisinin nefis yüzü eleştirmek istemez, kendisinin normalde eleştiriye uğraması, birbirleri işte taciz edilmesi, bu noktada kardeşlerin birbirleriyle arasındaki hukuku incitecektir. ve sufi aralarına uyup, inşallah kardeşlerimin arasında bu erkanı riya edelim. Sonundan beri de ellerindeki azlığa arkadaşlarını toplayıp, Hz. Ali R.A. Hz. şöyle dediği anlattı, Bir kap yemeğe dostlarımdan bazı insanlarını toplasam, benim için sizin çarşınıza gidip, köle satın olarak onu azat etmekten daha iyidir. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, Göğeğe en çok ulaşan sadaka, kişinin ortaya helal bir yemek koyması ve kardeşlerinden bir grup insanın başına toplayıp, Onlarla beraber yemesidir.
Sufiler yalnız başlarına yemek yememeye gayret eder. Mümkün olduğunca sufiler, Arkadaşları varken ve arkadaşlarıyla beraber hareket ederken, Kendini başına bir köşeye çekmek, Veya sıvışık bir lokantada yemek mi, Veya bir gruptan ayrılıp, Herhangi bir yerde, Kendince kendine ait bir yemek yemesi, Hoş, adap değildir. Toplu hareket edilen yerlerde, Sufilerin topluca yemeleri, Topluuca içmeleri, Topluuca dinlenmeleri, Topluuca hareket etmeleri öngörülür. Bu sufi adam, Birisinin kalkıp da o topluluğu bozma, O topluluğundan ayrılma, O topluluğundan kendi başına hareket etme hakkı yoktur. Sufi ahlakı bir otobüs bir yere, Bir hizmete veya bir gezmeye, Bir ziyarete gidiyor.
Onlar bir otobüs beraber hareket ederler. Hep beraber binerler, Hep beraber binerler, Hep beraber yerler, Hep beraber içerler, Hep beraber dinlenirler, Hep beraber bunun ortada ibadet ederler. Bir şey yapılacaksa, Hepsi de beraber olur. İçlerinden birisi, Ben bunu da yaparım, Kimse bana karışamadı derisi, Sufi adabına uygun değildir. Öyle birileri, Ben istersen bunu da yaparım derse, Sufiler kendilerince, O kardeş, Seyahate çıkarmama hakkına sahiptirler. Çünkü başına buyruluk, Bu noktada, Kendine buyruluk, Sufi adabın, Ahlakın içerisinde değildir. Bir yemek geldiyse, Örneğin buraya, Buradaki herkes bir şekilde yemelidir. Veya bir kimse, Dernağın içerisinde, Arkadaşların içerisinde, Bir şeyi paylaşmalıdır.
Bu paylaşımı, Arkadaşlar, Kardeşler, Kendi içlerinde, Kendilerince, Gizayn etmeleridir. Etmeleridir. Etmeleridir. Bu manada, Birilerine yedir. Başka bir kardeşler, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti der ki, Senin yemeğini, Müslüman kardeşin yesin. Senin yemeğini, Mümin kardeşin yesin. O zaman, Yemeğini, Mümin kardeşine yedir. Ve mümin kardeşinle paylaşsın. Bu, O zaman, Sufi kardeşinle beraber ye, Onunla yediğini paylaşsın. Bu işin, Zahir tarafı. Bir de işin, Vardığın tarafı vardır ki, O kimse, Kardeşinin, İyi olmasını ister. Ve kardeşine dua eder. Der ki, Yarabbi sen bunu, Ali eyle. Sen bunu affeyle. Sen bunu muhafaza eyle. Sen bunu koru. Sen bunu hatalardan, Muhafaza edip, Onu, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Madetlerinin, Halakasına, Onun manevi sofrasına, Tuttur diye, Dua etmeli.
Çünkü, Öyle an gelir ki, Sufi'nin, Kendi içerisinde, Seri suyu, Kendi dairesinde, Ama rüyasında, Ama halinde, Bu tip manevi sofralar olur. Bu tip manevi sofralarda, Sufi, Kardeşlerini düşünmeli. Kendisini düşünmemeli. Kardeşleriyle beraber, O sofralarda otur. Kardeşlerini, O sofralarda görmedikçe, O sofraların, Kendisine ait, Olmadığını, O sofralarda, Kendisinin, Oturup, Yemesini, İçmesini, Durulmasının, Kendisi için, Bir utanç vesile sorduğunu, Kardeşleri, Olmadan, Asla, Olamayacağını, Kendi üzerinde, Tesis etmesi gerekir.
Ve kardeşleri, Olmadan, O kimse, Asla ve asla, Manevi olarak, Bir halde, Manevi bir makam noktasında, Manevi bir, Bu noktada, İşaret, Bir manevi bir, Tecelli atıp, Tek başına, Kendisinin, Üzerinde, Tecelli etmesinden, Kendisinin, Utanması, Bu noktada, Kardeşlerinin de yanında, İstemesi, Kardeşlerinin de, Beraber olmasını, İstemeli. Bu, Maddi manevi, Bu yol, Manevi, Kardeşliğin, Tesis edilme yoludur. Bu sadece, Zahiri, Yemek içmekle, Bitmez. Zahiri, Yemek içmek, Bu işin, Zahiri terbiyesidir. Sağın, Zannedilmesin ki, Suhiler, Yemek içmek için, Birbirleriyle paylaşıyorlar, Böyle. Bu işin, Zahiri tarafı olur. Suhiler, Bunu, Mana tarafında, Paylaşmak.
Ve Suhiler, O mana tarafında, Ehemliyet göstermeli. Ve Suhiler, Yemek olunan, Manevi bir sofradan, Kardeşlerinin de pay almasını, Kardeşlerin de, O sofrada bulunmasını, Canı gönülden istemeli, Dua etmelidir. Bunun oluşması için, Önce kardeşler, Zahiri, Bir paylaşımı, Tesis etmeliler, Ve dua ederler, Kardeşler, Birbiriyle, Ve dua ederken, Eğer ki, Ayan edilmiş, Bir kardeşinin, Maddi bir sıkıntısı var ise, Manevi bir problemi var ise, Bununla alakalı, Bu size, Ayan edildi.
O zaman, Sizin, Cud ehli olmanız, Öngördün. Ve, Cud ehli olacak olan, Kendisinden bir şey, İsterip istemeden, Kendisinden bir şey, İsterip istemeden, Bütün, Kardeşlerine, İkram etmeli, Kardeşlerine, Dua etmeli, İslam, Enteresan, Bir dindir. Ve, Enteresan dinde, İnsanlar, Her namazda, Bütün, Namaz kılan, Salat ehline, Dua ederler. Ve, Namaz kılan, Salat ehline, Dua ettiren, Bir, Dinle, Karşı karşıyayız. Ve, Biz, Selam verirken, Bütün, Peygamberlere, Meleklere, Müminlere, Namaz kılanlara, Selam verirken, Ve, Sorumuza da, Selam verirken, Bütün, Bu noktada, Ehli, Mümin, İnsanlara, Selam verirken, Bu noktada, Bütün dünyayı, Bütün, Müslümanları, Kıracaklamaya çalışırız.
Bu işin, Selam bakım, Bizim üzerimizdeki, Bir şeydir. Ama, Bu işin, Bir de, İnsanın, Kendince, Kendi, Cürt, İradesinde, Kendi, İsteğiyle, Yaptığı vardır ki, O işin, En hakikat, Mantıklısıdır. O yüzden, Kardeşlerimize, Biz bu manada, Muhakkak, Dua et, Hiçbir, Kardeşlerimize, Dua etmemiş oluruz. Hiçbir, Namaz, Namaz kılıyor, Hiçbir, Namazımız, Geçme, Biz kardeşlerimize, Dua etmeden, Geçiririz.
Biz, Muhakkak, Tüm kardeşlerimize, Dua et, Ve o duayla, Biz, O duayla, Yürüyeceğiz. Ve o duayla, Biz, Kardeşlerimizin, Arasındaki, Bir manevi, Kardeşliği, Tesis ederlerden, Olacağız. İnşallah. Sufi, Adamlarından, Biri de, Büyüklere, Saygı, Küçüklere, Şefkat, Dostlarla, İyi Geçinmektir.
Hazreti Peygamber, Sallallahu, Ve Selam'a, Rahmet etmeyen, Büyüklerine, Saygılı, Davranmayan, Bizden değilmiş. Bu, Sufilerin, İçerisinde, Bu, Oturmuş, Yaşça, Büyükse, Sizin, Hangi, Makamda, Olduğunuz, Önemli, Değilir. O, Sizden, Yaşça, Büyüktür. Ona, Hürmet, Ve, Hizmet, Edir. Bu, İşin, Olmazsa, Olmazdır. Birisi, Yaşça, Sizden, Büyük. Yaşça, Sizden, Büyükseldir. Nereye, Büyükseldir. Kiminle, Olursanız, Sizden, Yaşça, Büyüksel, O, Hürmet, Ve, Saygıyı, Hak Edir.
Bu, Biri, Eğer, Birisi, Yaşça, Sizde, Küçükse, Sizden, Şevkat, Ve, Merhameti, Hak Ederdir. Siz, Ona, Şevkatli, Ve, Merhametli, Davramak, Zorundasın. Mümin, Kardeşine, Şevkat, Ve, Merhamet, Göstermek, Mümin, Kardeşinin, Senden, Hakkıdır. Bir, Dünya, Saygılı, Davranmak, Hakkıdır. Mümin, Kardeşlerin, Müslümanların, Birbirlerine, Şevkatli, Merhametli, Davranmalı, Birbirlerine, Sufiler, Sufiler, Buna, Şöyle, İlave, Ederdir. Sufilerin, Kendi, İçerisindeki, Vazifeleri, Vardır.
Bu, Vazife, Yapan, Kimseler, Vazife, Yapılanlardan, Daha, Vaziletli, Daha, Fazilesi, Noktası, Değildir. Vazife, Yapan, İnsanlara, Sufiler, Bu, Noktada, Yaşı, Ne, Olur, Sorsun, O, Vazifeli, Kimseye, Hürmet, Etmek, Zorundan, Yaşı, Onu, Büyük, Olur, Peygamber, Sallallahu, Ve, Selam, Mahvederi, Gencecik, Sahabeden, Ölmezden, Anca, Gencecik, Sahabey, Bir, Komutanı, Yaptı.
Ve, Bir, Orduyu, Umutasına, Verdi. O, Çocuktu, O, Gençti, O, İşte, Tecrübesizdi, Bunlara, Kulağını, Tıkadı. Hiç, Kimseyi, Dinlemedik. Hatta, Medine'ler, Ensar, Bundan, Biraz, Rahatsız, Olup, Hazreti Ömer, Radallahu, An, Hazretlerini, Sözcü, Tuttular, Dediler, Konuşsan, Bunu, Sen, Bir, Konuşsan, Hazreti Peygamber, Sallallahu, Aleyhi Vesselam, Hazretleri, Hazreti Resulullah, Sallallahu, Aleyhi Vesselam, Hazretleri, Bunu söyledi.
Hatta, Hastalandı. Hastalanınca, Asker, Sefer'e çıkamadı. Asker, Sefer'e çıkamayınca, En sonunda, Hazreti Peygamber, Sallallahu, Aleyhi Vesselam, Hazretleri, Vefat etti. Vefat ettikten sonra, Aşeri, Bübeşleri, Kent Arasızı'nda, Toplandı. Yeni, Devlet Başkanını, Seçtiler. Hazreti, Ebu Hürekir, Efendim, Ve Hazreti, Devlet Başkanını, Seçtirdikten sonra, Yine, O Medine'li, En sağ, O maktaya, Hazreti, Ömer Efendimiz, Radallahu, Aleyhi Vesselam, Hazretleri, Yeniden, Kendilerine, Sözcü, Hazreti, Ebu Bekir, Efendim, Yardılar.
Hazreti, Ebu Bekir, Efendimiz, Buradan, Hiç, Yeri, Dönmedi. Ve, Dedi ki, Hazreti, Peygamber, Sallallahu, Aleyhi Vesselam, Hazretleri, Onu, O, Kayneti, Dedi, Vallahi, Dedi, Hazreti, Peygamber, Sallallahu, Aleyhi Vesselam, Hazretlerinin, Tayyip ettiğinin, Vazifesini, Ben, Yeraman, Dedi, Oradan, Sufiler, Buradan, Çok, Pay, Çıkarırlar, Kendilerine, Bu, Aleyhi Vesselam, O, Kadar, Çok, Pay, Çıkarırlar, Ki, Kendilerince, Bu, Bir, Edeptir, Kendilerince, Bu, Bir, Adaptır, O, Edebi, O, Adabla, Riayet, Hissene, Çıkarılabilir,
Ama, Konumuzla Alakalı, Bir, Şeye Değilmek, Bu, Noktada, O, Kimseye, Bir, Vazife, Tevdi edildiyse, Anlatıldıysa, Oradaki, Bütün, Herkes, Ona, Hürmet, Etmeşle, Mütellehtir, O, Kardeşle, Oradaki, Arkadaşlara, Kardeşlere, Şefkatli, Ve, Merhametli, Davranmakla, Mütellehtir, Sufiler, Bu, Hiyerarjiye, Riayet, Ederler, Bir, O, Bir Gün Önce, Ders alır, Mesela, Üç Kişi, Dört Kişi, Bir Yere Giseler, Yemek Giseler, Bir Şey Olacak Olsa, Onların İçerisinde, Eğer, Bir Yetkili, Bir Çavuş, Bir Diğim Şey Yoksa, İlk Ders Alan, Ders Yapılır,
İlk Ders Alan, O Esnada, Yolculuk Esnasında, İmamı Olur, Oranın, O İlk Ders Alana, Herkes Tabir Olur, Büyüye, Bunun Hizmet, Hizmettir, Büyüye, İtaattir, O, Kimsele, O Kardeşlerine, Şefkat Ve Merhametle, Davranmakla, Büyüye, Bundan, Şu Hisseyi De, Çıkarabilirsiniz, Suviler, Ona Çok Denemseler, Şeyhleri, Bir Kimseye, Bir Vazife, Tevdi Etteyse, O Şeyh, O Vazifeyi, Tevdi Ettikten Sonra, Vefat Edersen, Onun, Yerine Geçen, Şeyh Efendi, O, Bir Önceki, Şeyh Efendi'nin, Vermiş Olduğu, Vazifeleri, Geri Alamaz, Onların Hepsini,
Yerine Geçen, Buna, Tevdi Eder, Ve, Der Ki, Siz, Şeyhimizin, Zamanında, Ne Vazife Yapıyorsanız, Bu Vazifelerinize, Devam Eteceksiniz, Der, Ve Şeyhlerinin, Tayin Ettiklerini, Kolay Kolay, Geri Almazlar, Bu Noktada, Rucu Etmezler, Bu Hal, Hz. Peygamber, Sallallahu, Vesselem Hazretleri, Vefat Ettikten Sonra, Hz. Ebubekir, Radiyallahu anh Hazretlerinin, Halidir, O Çünkü, Hz. Peygamber, Sallallahu anh Hazretlerinin, Kimi, Neyi, Nereye, Tayin Ettiyse, Hiç Dokunmamıştır, Hiç Dokunmamıştır, Çünkü, Hz. Peygamber, Sallallahu anh Hazretlerinin,
İşaretlerinden, Hikmetler Doğudur, O Yüzyıl, O Yüzyıl, Onun İşaret Ettiği, Variyeyi, Onun İşaret Ettiği, Ordu Komutanına, Onun İşaret Ettiği, Bir Kadıya, Onun İşaret Ettiği, Bir Alime, Bir Hafıza, Hz. Ebubekir, Radiyallahu anh Hazretlerinin, Hiç Dokunmamıştır, Bunu da, Sufili'nin, İlk Yılları, Görmüştüm, Çünkü, Hacı Ali Ayder Efendi, Bir, Hafız Abimiz vardı, Şeyde, Kırşehir'de, Hacı Ali Ayder Efendi, Öylesine, Kur'an'ın, Ben, Kanıştım, Kendisiyle,
Kur'an-ı Kerim'i, Tersinden, Okurdu, O Kadar, Pişkin, Hafız, Her Ramazan, Hacı Ali Ayder Efendi, Namaz, Kırlarmış, Ramazanlarda, Çorum, Hacı Mustafa Efendi, Hazretleri de, Mümkün, Olduğunca, Ramazan Aylarında, Gider, Kırşehir'e, Onun, Arkasında, Ramazan'ı, Orada, Geçirir, Ve, Onun, Şeyhinin, Bir Adama, Erkan'ı, O Şeyhinin, Adamlarına, Riayet eder, Onun, Arkasında, Devam, Mesela, Orada, Bir, Hacı Mustafa, Amca, Vardı, Çavuş, Doğru, Orada, Ders yaptırıldı, O, Hacı Mustafa, Amca, Bir Ders, Ta, Hacı, Ali Ayder Efendi,
Kalmadı, Hacı, Ali Ayder Efendi, Onun, Genç, Yanına, Çavuş, Hacı Mustafa Efendi, Geçmiş, Çavuş, Hacı Mustafa Efendi, Onun, Çavuşluğuna, Dokunmamış, Çavuş, Hacı Mustafa Efendi'den, Sonra, Allah Rahmet Eylül, Şeyh Efendi Hazretleri, Onun, Çavuşluğuna, Dokunmamıştı, Böyle, Şeyh Efendi'den de, İyarşı, Bir Kimseydi, Kendisi, Ve, Şeyh Efendi, Allah Rahmet Eylül, O, Ölmezden önce, Oraya, Giderken, Beraber, Hep beraber, Ziyaret etmiştik, Özür dilerim, Hacı giderken, Ve, Çavuş, O, Mustafa Efendi ile de, Birbirimizi severdik,
Birbirimizi de, İyi geçenildi, Allah, İkanı, Rahmet Eylül, İnser hastalığından, Vefat etti, Ölken, Yine gider, Vefat etti, Öyle, Mâhiyatı, Açık, Hali, Açık, Böyle, İşte, Otobüste giderken, Ondan sonra, Ev hali, Her şey olabilir, Ben, İçimden, Böyle, Bir, Haber, Sabah, Dua ettim, Bir makamda, Boğaçladım, Ya Rabbi, Haber, Kendimce, İşte, Gençlikler, Genç insan, Küstah oluyor, Tecrübesin oluyor, Hoş değişmedik, Biz gene, Küstah'lığımız üzerimizde, Allah, Bizi muhafazayı, Rezman, Bizde, Bizim, Bütün, Her, Gelinleri Vardı,
Herkese, Öyle, Gelinler, Nasibesi, Muhteşem, Gelinleri Vardı, Nasıl, Hizmet, Ederlerdi, Evlerine, Geleni, Çünkü, Hacı Mustafa, Amca'nın, Evinde, Misafir, Ekstromal, Nasıl, Hizmet, Ederlerdi, O, Gelinler, O, Böyle, Babalarından, Fazla Söylediler, Ve, Ailenin, İçerisine, Biraz, Böyle, Yakındım, Gelinler, İhtiyaçlarını, Kocalarına, Söylemezler, Hiç, Kayınpederlerine, Babalarına, Söyledirmiş, Babalar, O, Gelinlerin, Bir Dediğini, İki, Etmiyor, O, Gelinler, O, Babalarının, Bir Dediğini, Zaten İki, İlişki, Kurulmuş, Ve,
O, Böyle, Kolay mı, O, Gözünüz, Vardı, Dedi, Onlar, Kızım, Mustafa, Onlar, Bize, Allah'ın, Emanetidir, Benim, Kızım, Onlar, Benim, Kızım, Da, Var, Ben, Kızlarıma, Kızlarıma, Öyle, Davramam, Dedim, Onların, Koca, Vaksınlar, Kızları, Eşlerine, Dedim, Bunların, Da, O, Benim, Ömrüm, Dedim, O, Çocuklar da, Böyle, Babalarına, Büyük, İşte, Kırşehir, O, Mustafa, Amca, Eski, MHP'lilerden, Ülkücülerden, Böyle, O, Amca, Şey, Değil,
Yani, Sirasi, Tarafı da, Var, Hacalaydar, Efendi'de bir şey dememiş, Örneğin, Bir şey dememiş, Sorumlulmacı Mustafa'nın, Hazretleri de sen neden buradasın diye bir şey dememiş, ondan sonra Allah'ın ahmet eylesi bir şey efendim benim tanıştırdık ya Mustafa'nın bu da sizden de ben durdum, bu da sizden değil de hani efendim bundan kastınız ne diyebiliriz soramazdık yani o etkilerin içerisinde öğrenirdim, edeb buydu ondan sonra bu sizden Mustafa'nın değil de Allah razı olsun efendim dedim, kaldım bizden bir şey yok, sonra baş başa kalınca biraz böyle muhakkak
Bizden bir şey yok, ondan sonra ama o da ben işte benim giyimi tarafının eksim etmiş, biraz böyle geri çekilmiş kendince ama o onu mesela işte Mikoyak'ın başkanını yapmış, işte MHP'de başkanını falan yapmış, o adam öyleydi, şimdi o kimseye dokunmadı, Şeyh Efendi de dokunmadı, onu mesela birkaç kişi, enteresan bir şeydir, bir de bu tip insanlar, bir de şikayetler, Şikayet edenler olur ya, bir yolun böyle cibresi miydir diyeyim artık, ne diyeyim? Yani gitmişler, bize onu da şikayet etmişlerdi şey efendim, değil mi? Allah'a emanet eylesin, Şeyh Efendi de dedi ki, onun da Hacı Aydır Efendi'nden dermişti, millet onu da şikayet ediyor bize dedi, onu da siyasetten şikayet etmişlerdi.
Tabii bizim Mustafa amca, böyle şey, doğum yolculara, Süleyman Demir Efendi, böyle nasıl çıkıyor bu onlara karşı, enteresan bir şey, bizim hafız amca da Süleyman Demir Efendi, ikisi çatışıyorlar. İki koça çınar derviş, ikisi koça çınar, ikisi de Hacı Aydır Efendi'den kaldı, siyasetten çatışıyorlar. Birisi o Hafız Efendi, Süleyman Demir Efendi'yi destekliyor, Mustafa amca da zaten bir ülkücü, nasıl Süleyman Demir Efendi'yi desteklerdi, birkaç sefer şikayet etmiş Şeyh, Mustafa amca'yı, Çorumdacı Mustafa Efendi'yi, Çorumdacı Mustafa Efendi'yi dokunmamış olaydı.
Tabii aynı şey yine de tecelli ettiydi, Şeyh Efendi da var, köylesi dokunmamış olaydı. Hatta da bir hürmet etmiş, bu üye saygını duydum. Hani Hazreti Ali, Rabiallahu anh Hazretlerinin bana bir harf öğretenin kölesi olur, hadisesine, normalde en çok, bu noktada ihtimam göstermiş. İhtimam göstererekten, o büyüklerden kalan, onlara hürmet ve saygıda kusur etmemişler.
Onlar büyük çünkü, onlar büyükse hem yaşça hem de derlişlik açısından, onlar önde gidenlerden. O zaman onları da hiç kimse ne yapmamışlar, hürmet ve saygıda kusur etmemişler. O yüzden büyüklerinize, büyüklerinize hürmet etme, küçüklerinize şefkat ve merhametli davranmak yolumuzun adabıdır. Bu adabın arkasında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin hadisi şerifi var. Hadisi şerifi diyor ki, büyüklerinize hürmet etmeyen, küçüklerinize şefkat ve merhametli davranmayan, bizden değildir. Bu ahlak bizden değildir. Muhakkak o manada demiştir bayraklar. Ama hadisi şerifi hürmetinde diyor ki, bizden değildir. O zaman o fiiliyat, ümmetin fiiliyatı değil. O fiiliyat, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin ahlakından değil.
Herkes, büyüğüne hürmet etmekle mükelle. Herkes, küçüğüne şefkat ve merhamette bulunacak. Bir hadisi şerifi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine buyurur ki, sevgi büyükten küçüğe besin. O zaman sevgi büyükten küçüğe isen, büyük olanlar, dergahın içerisinde, bir ehlisinin içerisinde, evde, iş yerinde, yaşça büyük olanlar, etrafındaki insanlara merhametli ve şefkatli davranacaklar.
Yaşça küçük olanlar, etrafındaki büyüklere hürmet edecekler. Saygıda kusur etmeyecekler. Bu disiplin o kimsede oluşacak ki, o toplulukta bir sevgiye dayalı bir disiplin olsun. O toplulukta sünnete dayalı bir disiplin olsun. O toplulukta insanlar birbirlerine hürmet etsinler, birbirlerine hizmet etsinler, birbirlerine şefkatli ve merhametli davranasınlar.
Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Biri de hareket etmektir ki, ta ki küçük onun yolunu, ahlakını örnek alsın. Hedeflerin en güzeli, insanın sözünden değil, hareketinden alınan edeftir. O zaman, adat zorla, ısırla adatlanan birisi de, büyüklerin kendilerini izin etmektir.
Büyükler gevşeyip oturularsa, küçükler ayaklarımız var. Büyükler yan gelip, küçükler orada davul çalarla. Büyükler, birisi sohbörde de kendince, küçükler orada cirit atarlar. O zaman büyükler, önce kendi üzerlerinde uygulamaya, kendi üzerinde uygulamayan bir kimsenin, bir başkasının üzerinde, ahlak, erkanı uygulamaya hakkı yoktur.
O zaman, sufi ahlaklarından birisi, büyüklerin hareketlerine dikkat etmeleridir. Büyükler, hay ve hareketlerine, oturup kapmalarına, yemelerine, içmelerine, tavır ve davranışlarına dikkat ederler. Küçükler de onları takip etsin. Ben, biz bu terkatta nice insanlar gördük, kaydı gitti deyip, bacak bacak üstüne atıyorsan, arkandan gelenlere bir edep öğretemezsin.
Gençlik davranıyorsan, arkandan gelenlere sen, sıkılık öğretemezsin. O zaman yolun adatlarından ve erkanlarından en önemlisi şudur ki, büyükler, hay ve hareketlerine, tavır ve davranışlar, gürüyüşlerine, konuşmalarına, şurada oturmalarına dahi dikkat edecekler. Dururken disipline oturmaz, yanındaki küçük disipline oturmaz. Sen üzerinde kendini uygulama, bir başkasının senin üzerinde adat erkanını uygulamaya kalkarsak, o zaman biz, kendi nefsimizden birinci derecede, adat ve erkanına riayet, oturmamıza riayet edeceğiz.
Oturuyor, iki disinin üzerinde oturacak. Ağrıyor dizleri, oturma oraya, oturma. Ya ben yakın olacak. Tamam, adabın erkanını kullan, edebini kullan, disiplini kullan, konuşma, yanındakinden gülüşme, yanındakinden şakalaşma. Sohbet anında, disiplini bir şekilde otur. Cumada hutbeyi dinlemek, namaz kılmak gibi. Demek ki dinlenecek. Hutbe okunurken yanındakinden konuşamazsın. Hutbe okunurken oturuşunu yayamazsın. Namazdaymış gibi oturacaksın.
Hutbe okunurken yastan duvara, yapamazsın. Seni görmesin. Kimse caminin içerisinde, ayağını uzatıracaksın. Ön saatte ne işin var? Birisi senin ayrasızlığını anlamayabilir, camiye yeni gelmiştir. Ayağını uzatılıp da namaz kılmıyormuş demek. Der. Ayağını uzatır o. Şeyh Eberna Hazreti, üzerinde aydarisi olacak. Herkes aydarilir olacak.
Herkes sarıklı olacak. Herkes taktesi olacak. Allah'a emanet edersin. Şeyh Eberna Hazreti, büyükler, adaf ve Erkan'a nihayet edecek. Genç adam, ona sen neden yapmıyorsun demeyecek. Kendisi yapacak. Konuşmayacak kendisi. Kendisi adafa aykırı hareket etmeyecek. Kendisi dedikod etmeyecek. Kendisi iftira etmeyecek. Kendisi başka bir dervişin lafını etmeyecek. Kendisi şeyhileleştirmeyecek arkadan. Kendisi şeyhile laf söylemeyecek. Ya bizim arkadaşımız o. Biz kaç yıldır ben. O ne şey o yüzden söylüyor.
Ya bizim arkadaşımız. Dedim abi senin arkadaşın olabilir. Bizim şeyhimiz. Senin şeyhin mi değil mi? Kaldı. Şeyhin. O zaman şeyhin gibi davrandı. Yapma. Üstü genç insan getirmiyoruz. Ve bir sürü gençler gibi. Sen onların yanında Abdullah abi onların yanında bir şeyhe nasıl davranıyorsa öyle davranıyorsanız. Siz kendi aranızda evinizde nasıl davranıyorsanız. Siz samimisinizdir. Beraber yolculuk yaparsanız nasıl davranıyorsanız bizi ilgilendirin. Ama bizim yanımızda sen çoğu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine nasıl? Abdullah Hazretlerine göre davran bize söyle dedim ben arkadaşlarla sen uzak başlayacağım.
Nasıl yani masbredin. Arkadaşlara diyeceğim ki bu abinin yukarıda gitmeyin. Bu abiyle fazla muhabbet etmeyin. Bu abiyle aranıza mesafe koyun. Neden? Senden gerçeklik öğrenecekler. Senden edebe mükayyip işler öğrenecekler. Şeyh Efendi'ye söylemiş. Mustafa 'nın beni fenalırdı efendim. Ne oldu demiş? haklıydı demiş bu mahtar şeyh Efendi'yle karşılaştık Allah'ın tepesine. Mustafa ne dedi oğlum dedim filanca dedi. Ben bir an unutmuşum bu aklı benim efendim yok bir şeyler demişim vurmuş dedi bana öyle dedi Düşündüm ha efendim bir muhabbet oldu dedim.
Dedim efendim adisi oldu da ne yaptı arkadaşların yanında dedi dedim efendim arkadaşlar benim senden gel yani bizden ondan bir edep bir adam öğrenmek için o hatırlığa bir şöyle dedi ya biz işte böyle dedi ya böyledir de işte dedim gevşek davranması veyahut da dedim sizin yanınıza gelip gittin dedim gevşek davranması beni üzüldü dedim ben söyledim siz kendi aranızda böyle doğru söylüyorsun hep şeyli abilerde bu tip şeyler var dedim sizin sakitliğinizden kalma ama bunlar dedim böyle dedim hani şey
davranması var biraz dedim böyle adaba bizim arkadaşlar bu sefer dedim bu noktada dedim kimisi üzülüyor kimisi böyle bir edep alacak o yüzden problem var bunlar böyle birilerin arasında hani büyük abiler böyle davranırlar oysa bu yola vaktamıyoruz büyük abiler daha disiplini davranmalı büyük abiler daha çizgisini netleştirmeli büyük abiler meseleler bu noktada hedef ve ahdap yasınla riayet etmeli çünkü küçükler büyüklerini görerekten davranırlar küçükler büyüklerine bakaraktan yaparlar görür çünkü insan gördüğü gibi
ayet edir hani hazreti peygamber sallallahu ve sellem adetler asabından dedi ki ibadetlerinizi benden gördüğünüz o zaman ibadetlerinizi biz hazreti peygamber sallallahu ve sellem adetlerinden gördüğümüz gibi yapacağız büyük abiler de görecekler küçükler büyük abileri gördükleriniz zaman büyük abilerden gördüklerini yapacaklar büyük abiler kendi aralarında abiler kardeşlerinin arasında adabı erkanlar riayet edecekler ki küçük abiler de onu takip etsin küçükler de ne yapsınlar onlar da bu noktada bir yol bir edeb bir terbiye
öğrensinler ama büyük abiler buna itinalı davranmaz buna titriz davranmazsa Hz. Mevlana'nın dediği noktaya gelir edebe riayet etmeyen yola vurucu olur yola ne yapar o zaman biz yol oturmalarıyla kalkmalarıyla yemeleriyle içmeleriyle yolculuklardaki hal ve hareketleriyle davranışları her yerde sufi adab kanunlar riayet edecekler kendilerini kuran ve sünnetten uzaklaştırmayacaklar kendilerini kuran ve sünnet dairesinde gevşetmeyecekler ibadetlerde gevşetmeyecekler o zaman yemede içmede oturmada kalkmada kardeşlerin arasındaki
hiyeraride hareket arasında davranış biçiminde kuran'ı ve sünneti edebi ve adabı örüntüyü öne koyacaklar nefisleriyle alakalı bu noktada mücadeleyi kendileri sıkı bir şekilde yerine getirecekler ki arkadan gelene onlara bakarak kendilerine bir çekidüzen versinler arkadan gelenler normalde onları ne yapacaklar çizgilerinde gidecekler böylece büyüklerine hürmet ve hizme ve büyüklerin küçüklerine şefkat ve merhameti tesis olmuştur Allah bizi onlardan eylesin Cenab-ı Hakk günlerimizi o harika halledenlerden eylesin inşallah
önümüzdeki altta vücut organlarını daima emirlere uydurmak inşallah mutlursam hatırlatın diye inşallah söyledim Cenab-ı Hakk unutturmasın inşallah içinden hatıya şefkat abim Allah'ın luklarına
imam mazara mahalif ve mahalif imam muhambeli hazretin luklarına hederi fikbas ve seda eyle yav

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi