mustafaozbag.org

387. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Mayıs 2014 · 1:51:45

Bu şöyle, bunun içinden çıkılabilir bu meseleler. Bu meseleler de hani bir kimsenin açlıktan veya oruçluyken ölmesi söz konusuysa o kimsenin haram bir eti yemesinde cevaz yoktur, hükmü var.
Eğer normalde kalp kapakçığıyla alakalı başka bir alternatif yoksa, başka bir alternatif yoksa belki de ona cevap verilebilir. Bu da var mı başka alternatifin? Babacığım, kapakçı değiştirmesi lazım. Yani domuz, buradan başka bir şey var mı? Yani o ameliyat olması zorunlu ise, kapakçık değiştirilecekse ki tıbben öyle, onun başka da, oraya başka bir kapakçık da şu anda yoksa cevaz verilir.
Çok vesveseliyim, bayi yapamıyorum, abdest alamıyorum, namaz kılamıyorum. Bu noktada bolca eşedü en la ilahe illallah ve eşedü en muhammedın amsuluhu ve resuluhu. Bunu söyleyecek o kimse, muhakkak abdestini alacak. Abdestini aldıktan sonra muhakkak felas nas oku, felak ve nasları okuyabilir inşallah. Bir erkeğin kadını ve sevdiklerini kıskanmasının en üst sınırı ne olduğunu, nasıl olmalıdır?
Burada kıskanma haram dairebesinde, tutma noktasında olacak. Hani Allah kıskançtır. Ben de sizin en kıskancınızımdır. Allah kullarının harama gitmesini istemez. Bu noktada Cenab-ı Hak kullarının üzerinde haristir. Kullarının haramla iştigal etmesini, kullarının haramla irtibat kurmasını istemez. Bu manada erkekler de kıskanç olacaklar, eşlerini haramla alakalı noktadan geri tutacaklar. Onların haramla irtibata geçmesini, haramla alakadar olmasını önecekler. Haramla alakalı. Yoksa işte elin içerisinde dururken dahi onu kıskanma. Yok işte camı neden açtın? Yok işte güneşliği neden açtın? Yok nereye gittin? Yok gittiği yeri arkasından takip etmek. Ondan sonra ne bileyim yolda beraber giderken gözünü nereye kaldırdın?
Yok kaşını nereye kaldırdın? Ona böyle devamlı hayatı zehir etmek bu İslam değil. O yüzden bu noktada insanlar bir haram. Bakın şunu unutmayın. Bütün insanlar haramlardan sorumlulursun. Bir insanı haramlardan sorumlulursun. Bir kimse haram işliyorsa elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Elinin altındaki haram işliyorsa onu haramdan men etmeye uğraşacaksınız. En güzel, en iyi, en tatlı yolda. Bir kimsenin haram olmadığı mültece eşiniz olabilir, çocuğunuz olabilir, arkadaşınız olabilir, bir dostunuz olabilir. Haram yoksa üzerinde. Haramla alakalı bir sıkıntı yoksa sizin onu din adına eleştirmeniz, sizin onu din adına bir şeyler söylemeniz, heva ve hevesinizden olun.
Bunu bir sefer kafamıza yerleştirin. Hep beraber. İnsanlar birbirlerine de birbirlerine bakarken de birinci dereceden, haramdan sorunlu. Birinci derecede sorumlu olduğumuz şey haram. Haram değil. Biz ona müdahale ediyorsak heva hevesse. Haram değil. Biz onu kendimizce kendi kafamıza göre bir şeye oturtturmaya çalışıyoruz. Bu bizim nefsimizden. Bu bizim hevamızdan. Bizim arkadaşımızsa, dostumuzsa, bizim yanımızdaysa, haramla alakalı bir şey varsa yapma kardeşim. Yapma. Tatlı bir şekilde. Bu dostun dosttan beklediği bir şey oluyor. O kimse dostluk dairesinde birbirini bu noktada haramdan uzaklaştırma noktasında nasihatta, tavsiyede bulunabilmeli.
Dostluk boş. Ama bir kimsenin bu noktada haramı olmadığı müddetçe, onu böyle kendince belli bir noktaya getirmeye çalışıyorsa, bu onu böyle kendince, kendi kendisini terbiyeci sınıfına koyuyor. Onu kalkıyor, başka bir noktalara götürmeye çalışıyor. Kendi kafasına göre tanzim etmeye çalışıyor onu. Bu çok uygun değil dostluk içinde. Bu demek değildir ki biz ona iyi nasihatlerde bulunmayacağız. Bulunuruz. Biz ona tatlı tatlı bir şey, Allah'ını zikretsen yiyorsan, namazını kılsan yiyorsan. Namaz kılmamak haram da, bu noktada böyle biz onlara tatlı tatlı bir şeyler aktarabiliriz, anlatabiliriz. Bunda bir sıkıntı yok. Ayağı sürçmemiş kimse güzel ahlak sahibi değildir.
Tecrübesiz kimse de hikmet sahibi değildir. E bu sayıdır, Allah'a emanet. E şimdi ayağı sürçmemiş insan yoktur zaten. Yani yoktur. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri'ni sürçmemiş. Geri kalan herkesin ayağı sürçmemiş, bizimki ayağı sürçmemiştir değil. Biz bataklığa dağılmış bir toplumumuz. Kendimize, kendi kendimize. Geçen haftalardan ne o? Şeyle, cesaretle söylüyor. Biz böyle bataklığa dağılmış çıkmış her daim dalıp çıkan her daim bu noktada kendince hata yapmaya müsait ediyoruz. O yüzden bizim için ayağı sürçmek meselesi çok hafif. Hafif. Muhakkak içimizde öyle iyi insanlar vardı.
Bizim hoca gibi. Hoca laflarımcı dolaştı sana geldi. Eyvallah. Bunda bir sıkıntı yok. Ama ve lakin ayağı sürçen kimse, muhakkak tövbe gibi geri dönmesini bilen insan bile ahlak sahibi olur. E tabi tecrübesiz kimse de hikmet sahibi değildir. Evet, hayat tecrübesi, insanların başından hadiselerin gelip geçmesi, etrafındaki insanların başından bir şeyler gelip geçmesi, tecrübe sahibi yapan insana ve tecrübe doğru yerde, doğru şekilde kullanılırsa o insanı hikmet sahibi eder.
Bana, ben bu kendimce, bana deseler ki, yani çok alim, çok tecrübeliyi mi ister mi onlar? Ben çok tecrübeliyi isterim. Ya o alim, evet o alim ama hayat tecrübesi yok. Onun hayat tecrübesi yok. Ya zahiri alim, evet doğru, hayat tecrübesi yok. O vatan görmemişiz, o düşen görmemiş, o bataklığı görmemişiz. O yan yatmış, çamura batmış, kimse görmemişiz. Bir yol görmemiş, bir ağaç yetiştirmemiş, bir çiçek büyütmemiş. O, Allah muhafaza edersin, bunu yanlış anlaşılmasın. Tecrübesizlikten dolayı hata yaptırır.
Ama öbür gün yanını görmüş, batını görmüş, çıkanı görmüş, eksiği görmüş, fazlasını görmüş, tecrübe sahibi. Bence o yol gidilecek kimse. Allah bizi iyilerden eylesin. Küfrün başı doğu tarafındandır. Kendini beğenme, büyüklüğüne, at ve dere sahibi yaygarıcı bedevilerdedir. Vakar ise koyun sahiplerindedir. Normalde tabii doğu bu noktada kibirli, şatafatı, şatahatı şerarar. Doğu gösterişi sever. Yani gidin Avrupa'ya sizin kıyafetleriniz kadar kıyafetleri yoktur olur. Bizden biraz daha doğuya gittin, şatafatı gördün. Görüyorsunuz mu bazen böyle Pakistan, İran, Hindistanlıların arabalarının süslerini.
Doğu bu noktada kendince böyle bunu biz Orta Doğu'yu da alalım komple. Gösterişi, şatafatı, şatahatı, süsü, serebizdir. Yerleşmiş bizim içimize. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerimizde imanları zayıflayanlar mescitleri süslemeye özen gösterdiler. Akşibendi hazretleri de diyor ki insan dışını süslerse içi çökmeye doğru gidiyorlar.
Bu bundan dolayı için dinleştirdiğimizde Doğu insanının içi daha mı çökmüştür? Bir kısmı öyle söylüyor. Yani şatahatı ve diş, görünüme özen gösterenlerin evet işlerin bu noktada sıkıntı olur. Evet, kötüye mi gidiyor? Biraz, tavır. Evleri de aynı. Mesela bir kimse evinin süsüne dikkat ediyorsa, kendi süsüne dikkat ediyorsa, o böyle dışa yönelik yaşıyor. Dışa yönelik yaşayan kimseler hep çökmeye bakmaya mahkum olur. Kendi aile sisteminizi de kurarken dışa yönelik kuruyorsanız, ne derler diyorsanız, ya şunlar gelecek, koltuğumuzun değişmesi lazım, ne derler? Bunlar gelecek, perdelerin değişmesi lazım, ne derler? Veya şu, şu ne der, bu ne der deyip de kendinizi bu noktada şatafata, şatafata sürgülüyorsanız, sıkıntı var.
Tabii, Doğu küfür cehletindendir. Evet, Doğu bu manada bir şekilde de, normalde işin bir de başka tarafı var. Doğu, aklını çalıştırmada mekanizma olarak enteresan bir yapıya sahiptir. Bakın, dünyayı etkileyen en önemli fikir yapıları, felsefe yapılarının çıkış noktası doğrudur. Bu noktada küfrün de, bu manada çıkış noktası da doğrudur.
Bu da insanların kendilerince akıllarının kuvvetli olmasından kaynaklanan. Bir kimsenin aklı, ama negatif noktada, ama pozitif noktada kuvvetliyse, muhakkak o farklı noktalardan farklı şeyler çıkarır. Negatif noktada kuvvetli olunca, o kimsenin kafası küfre çalışır. Pozitif noktada kuvvetli olursa, o kimsenin kafası imana çalışır. Bunun ortası yoktur. Ama insanlar bu noktada ikiye ayırılmışlar zaten. Doğu bu iki kutbu da içine alır. Doğu dediğimizde, Anadolu dair buna. Geriye doğru gidin. Normalde tarih boyunca, insanların başına cebelleş olanlar da, rahmet olanlar da, hep bu doğu cihetinden çıkmış. Ve şatafat, şatahat da doğu cihetinde duruyor.
Bizim ülkemizde de aynı şey var. Genel olarak süsle, şatafata, şatahata düşenler, bizim ülkemizde de doğu cihetindedir. Gidin İzmir bölgesine, Ege bölgesine, yani bir kimse bir gömlek bir pantolon biter işi. Mümkün değil ki, başka bir tarafta böyle bir şey. Mümkün değil. Allah bizi affetsin inşallah. Tabii normalde şeyler, bu kırsal kesimde yaşayan insanlar, Tantana'ya, cafcafa, gösterişe, birbirleriyle görüntülü hayata alışkındırlar. Bir de insanlar kendi mesleklerinin, kendi durdukları dairenin kendi üzerinde etkileri vardır. Onun da etkisi vardır.
Koyun çobanına mütevazıdır dedikleri şey de, mesleğin o kimseyi etkilemesiyle alakalı. Adem ile Havva yaratılmadan önce ciddi tarifesi yaratılmış mıydı? Evet. Varlık derecesinde bütün varlığın son hali Adem aleyhisselam. Ondan önce hepsi de yaratılmış.
Recep'in biriyle 10'u arasında, 11'iyle 20'si arasında, 21'iyle 30'u arasında sadece birer defa olmak üzere kullanacak. Onlar rekat tamamlandırmış. Bu namazlar akşamdan sonra veya yastıdan sonra da kılınılmış. Teheccid vaktinde kılınması daha eftalmış. Böyle bir namaz dinimizde yeri varmıyor. Bilinlemek istiyorum. Bu namaz mümin ve münafı ayırılmış. Lafın tam danışkası. Hiçbir fıkıh hitabında böyle bir namaz okumadım. Yalnız Recep ayı ile alakalı, Recep ayının 10. günü ile alakalı bir namaz var. Bunu normalde kötü bir sinteden okuyabilirsiniz. 10 vekaklık, 12 vekaklık onunla bir namaz olması lazım. Recep'in birinci günü ile alakalı bir tane hadis-i şerif var.
Bir tane var. O da kötü bir sintede bir kimse bu namazı kılabilir mi? Kılabilir bir tane hadis-i şerif var. Ama bu denilen namazı hiç okumadım hiçbir yerde. Aşk, öz yaşı ile gerçekleşir. Allah'ın aşkı ile, Resulullah aşkı ile, Kur'an'ın aşkı ile, hakkın dostları aşkı ile, şehir, Şehir, üstadımızın zikrin, aşkı ile aşk, uzun, sevgiyi tamamlanıyor.
Olmasa bunlar olmuyor. Değil mi? Bu kadar. Ben bir bayanla evlenmek istiyorum. Yalnız babam olmadığından, aile tatlarını hiçbir şekilde ne maddi ne manevi yanımda olmadıklarını söylüyorlar. Benim düğün yapmayın, gücüm yetme. Allah rızası için bir yol gösterin. Ayrıca işim ve mesleğim var. İşim ve mesleğim varsa git, evlenecek olmalıyım. Bayanım, işler. Ben de böyle böyleyim de, Allah rızası için evlencem de evlen. Benim bir sıkıntım var, bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Bundan yaklaşık 6 yıl önce banyo ve tuvaletli koparttılar görmeye başladım.
Daha sonra onlar ise evden dışarı çıktığında beni takip ettiğini takip ettim. Bazen erkek, bazen kadın kulaklarına giriyor. Okumaya başlayınca da gidiyor. Bazen ise nereye gideceğini biliyor, benden önce oraya alıyorum. Uzun ve hankıstası ben bunu ufanda çok rahatsızım. Eşim ve oğlumu anlatıyorum. Bana inanmıyor. Asla sizlerim için deyiz. İşin içinden çıkıyorlar. Sizler bir tanrılık vasıtasıyla, bu gün sizin sohbetlerinize giden bir kardeşim tavsiye etti. Bizzat kendim dağdılardaki yerinize geldim. Fakat sizinle konuşmam fırsatı elde edemedim. Bana bir yol gösterin. Allah rızası için selamun aleyküm. Aleyküm selam. Tedavu ederseniz, Bunlarla alakalı kardeşler şunu söyleyeyim.
Bazı kardeşler böyle etrafa iyilik yapmak istiyorlar. İnsanlara iyilik yapmak istiyorlar. Bununla alakalı bütün herkese söylüyorum. Bayanlar, erkekler, herkese. Bu tip rahatsız olan kimselere. İşte gel üstadım size bir kutsun, bir baksın. Kendi kendime düşünüyorum. Kimsenin kalbini kırmak istemiyorum. Kimseyi incirmek istemiyorum. Arkadaşlar bizim cinli tarifesiyle cinçilik değişimimiz yok. Birisinin böyle bir problemi varmış. Gidecek doktora tedavi olacak. Gidecek tedavi olacak. Bunun alakalı yok işte para edilse ne para istiyorlar sana.
Ya bu meselenin altını üstünü birkaç sefer söylediğim arkadaşlara bir daha söyleyeyim. Bir kimseyin cinli taifesiyle alakalı bir kimse kendisini böyle hissediyorsa, böyle bir şey varsa ona okuyacak olan kimse kaç gün okuyacak diyelim ona? On gün okuduktan sonra on gün de kendisini okuyacak.
Ya bir kimsenin normalde, ona ciddi ciddi okuyacaksa bir kimse, işte yedi gün okunması lazım diyelim için belli şeyler. Yedi gün ona belli şeyleri okuyacak. Yedi gün ona belli şeyleri okuduktan sonra kendisini de muhafaza etmek için yedi günde kendisini okuyacak. Veya bazı okunması gerekenler var. Kırk gün o kimsenin riyazat yapması lazım okurken. Ortalıkta dolaşanlar şarlatan. Kırk gün riyazatla okunacak olan şeyler var. Kırk gün riyazat ne demek biliyor musunuz? Kimseyle konuşmayacağım, kimseyle görüşmeyeceğim. Gideceksin evinin mahzeninde, bodrumunda yaşayacaksın. Veya gideceksin bir mescide kapatacaksın kendini. Güneş yüzü görmeyeceksin. Hiç kimse ocakta pişmiş bir şey yemeyeceksin.
Gideceksin dağdan, çayırdan, ovadan bir şeyler toplayacaksın. Öyle riyazatlar var. Ya ben buradaki sohbeti bırakacağım. Kırk gün riyazat yapacağım öyle mi? Ben Salıbim, Çanakkale kaçta çıktım? On biri geçiyor mu durumda? Çanakkale'de on biri geçiyordu çıktığımda. Ya ben iki buçuk, üçte eve geleceğim bir de onu okuyacağım. Bizim işimiz bu değil arkadaşlar. Bizim işimiz bu değil. Bir kimsenin sağlıkla alakalı problemi varsa hastaneler duruyor. Psikolojik gidecek tedavi olacak. Ya veriyorlar ilacımı iletiyorlar.
Öyle yapıyorlar. Biliyorum. Ama bizim bu tip işlerle işimiz yok. Bunu birkaç sefer söyledim. Bayanlar da, erkekler de. Yani virüs hatta daha enteresan. Ya psikolojik tedavi görenler var. Psikolojik tedavi görenlere gidip benim telefonumu veriyorlar. Ya psikolojik tedavi görüyor. Fahrettin kaç seferdi saydığında arayanın? Bir kişi iki gün içerisinde bin iki yüz sefer almıştı. Fahrettin şahit diye ben onu söylüyorum şimdi. Ya bir başkasına desem inanmaz.
Ya hadi ya olur mu adam iki gün içinde adama bin iki yüz sefer alın o gün de. İki gün içinde Fahrettin'i saydırdım. Fahrettin saydırdım cevapsızlar o zaman. Fahrettin saydırdım bin iki yüz iki gün içinde. Çekildim ben de dedim ki ya Fahrettin gelsin dedim şunun bir telefon atsa. Bunaldım. Şikayet etmek için değil. Birisiyle bir şey konuşmak mümkün değil. Arıyor devamlı. Rahatsız. Kızmıyorum. Fahrettin sen dedim polis memurusun. Ben de vatandaşım dedim şu anda. Rahatsızım dedim. Ara. Görevini yap. Öylesi bitti.
Bitti. Vermeyin telefonumu. Elimizden bir şey gelmiş olsa eyvallah. Yapabilecek bir şeyimiz olsa eyvallah biz yapalım elimizden gelelim. Ama yok böyle bir şey. Uraşamayız. Bununla alakalı uğraşamayız. Uraşamam. Bir derdim yok benim. Böyle bir hadim yok. Allah affetsin. Yok dedikler onu şimdi kendi kendine. Bu tip şeyler öyle. Uraşamam. Vaktim yok. Zamanım yok. Bu tip meselelerle uğraşacak noktada değilim. Gidiyorlar buskacıları dolaşıyorlar. Hocaları dolaşıyorlar. Ükülükçüleri dolaşıyorlar. Daha onlar da ateşi karmaşık hale getirmişler.
Ne kadar büyüğü varsa bilmem ne varsa hepsinin başına çorol bölünmüş. Normal değil. Normal yetirdiler. Ona en az yirmi gün, yirmi bir gün en az veya kimisine kırk gün, kimisine yedi gün oku Allah oku. Okuyacaksın ona. Onu her gün getirecekler, götürecekler sana bir der. Bu tip problemlere düşenlerin yüzde sekseni kadın, yüzde sekseni. Vesveseli her birisi. Kadının büyük bir çoğunluğu bu hale vesveseden düşüyorlar. Temizlik yapacağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım. Temiz olmadı, şu olmadı, bu olmadı. Çamaşır suyunu kompleye kompleye psikolojik rahatsızlık geçiriyorlar. Bu çamaşır sularında bir sıkıntı var. Bu deterjanlarda bir sıkıntı var.
Kadınların büyük, neredeyse içecek kadınlar bu çamaşır sularında. Ya evlere, banyolara, her yerlere sürdükleri yetmiyor. Üstlerini başlarına da sürüyor bak. Eşe olanlarına, ondan sonra işte elbiselerine. Onlar yetmiyor. Koltuklar, halılar, çamaşır suyu her tarafa. En sonunda çekecekler kapıya çamaşır suyundan. Atacaklar bacak bacak üstüne, hayat buymuş diyecekler. O hale geldiler. Bunlardan rahatsız oluyorlar. Allah affetsin. Ondan sonra iş, cinni tarifesine dönüyor. İş dönüyor cinni tarifesine. Bunların bir sürü etkenleri var. Kimisinde hiç böyle bir şey yok. Ama kendisini önemli kılmak için de yapanlar var.
Böyle kendisini önemli kılanlar vardır. Onun telefonları dinlenir. O takip edilir. Bakın bunlar da böyle kendi kendisini önemli kılmaktır. O çok kıymetlidir. Muhakkak önlem alınması gereken bir kimsedir. Onu MİT, Mossad, CIA ne varsa hepsi de onu takip ediyordur. Onun etrafında hep böyle ona kumpas kurmak isteyenler vardır. Bu da ayrı bir psikolojidir. Mesela bu kadınlardan farklı bir şey. Kadınlardan farklıdır bu. Onun evini bozmak isteyenler vardır. Onun kocasını ayırmak isteyenler vardır. Onun geçimini bozmak isteyenler vardır. Kadın böyle projektörlerini yakar, ertaftan onlara arar boyunlar. Bunların hepsini psikolojik rahatsızdır. Hak et onun kaynanası, yok onun halası, yok onun teyzesi, yok adamın, hep bunlar adam tarafından ha.
Bundan böyle psikolojik, böyle kimlikler, kişilikler vardır. Bu kimlikler, kişilikler onun evini, barkını, kocasını, çoluğunu, çocuğuna zarar vermek için uğraşıyoruz. Bu gider bir de uydur kaygın bir faciye, naziye, hocacıya, acıcıya, cinciye, cümciye gider. O da der. İşte biri var etrafında. Salı saçlı mı? O evet sarışın. Mavi göz mü? Evet. Tamam. Hocanın hocalar, erkekleri derim ben. Eşlerimizi asla göndermeyin. Kızlarımızı, gelinlerimizi göndermeyin. Bu adamların büyük bir çoğunluğu üçkağıtçı.
Edepsiz, ahlaksız. Göndermeyin. Aynı şey erkek versiyonunda farklıdır. Erkeği takip edenler vardır. Telefonunu dinleyenler vardır. Onu MIT takip ediyordur. Onu MOSSAT takip ediyordur. Muhakkak.
Psikolojik problemdir. O önemlidir çünkü. Biz de bütün dünya üzerinde ne kadar gizli servis var onu dinliyoruz. Bir ara bir şeye vermenin türisi öyle dedi bana. Cep telefonu kullanmıyor, dinleniyor dedi. E dinlesinler hocam dedim ben. Dinlesinler. Öyle baktı. Dedim efendim dinlesinler. Ne yapıyoruz ki dedim. Dinleseler ne olacak? Mustafa'nın seni de dinliyorlardı. Dinlesinler. Dinleseler ne olacak ki dedim. Biz vatan millet düşmanı değiliz ki. Dinlersin dinlesin. Dinlesin.
Benim telefonumdan ne diyecek hocam dedim. Kur'an, sünnet dinlerdi. Başka ne diyecek benden? Bana sorar millet. Hala mı, helal mi? Şöyle mi yapayım böyle yapayım. Ben varıp da birileri gibi bilmem neredeki bankadan parayı bilmem nereye çekeyim bilmem neredeki fabrikeyi bilmem kim mi alsın, bilmem kim mi satsın gibi böyle bir işim yok ki. Bize millet soruyor bu haram mı, helal mi? Olmadı psikopatlarımız var bizim. Millet zaten o psikopatlardan dinlemekten büküyordu. Dinliyorlarsa açıyorlardır bana zaten. Bu yıllardır ki ya bu adamın hayatı yaşanmaz. Hala da psikopatlarım. Eksik değil elhamdülillah. Gündem mesela.
Tabi eskisi gibi öyle iki gündemin iki yüz tane yok tam. Otur, yetmiş, seksen. Geçenlerde birisini saydırdım. Çünkü demek her şeyde bir işaret lazım, bir şey lazım. Fahrettin bu işin işareti. Dedim bu artıyor. Olmasın dedim. Fahrettin'e müracaat edeyim ben. Arasın. Sekseni geçen var, doksanı geçen var. Mesajı olarak günde doksan tane mesaj atan var mesela. Geçenlerde saydım doksan tane atmış mesaj. Bir de o mesela okulmadığını tahmin ederekten arada bir de soruyor. Bunu okudun mu diyor. Az önce işte dört mesaj önce, beş mesaj önce şöyle yazmışım diyor. Otur, bir köşek tuttu oldu. Diyor ki aman sen ara, şifa olacaksın orada. O şifa buluyor da ben nereye gideceğim belli değil.
Bir gün ben psikiyatrı demişim. Elimde telefon. Çalmasa dahi cevap veriyorum artık. Allah bize affetsin. V'aleyküm selam. Ablaya selam söyleyeyim bizden de inşallah. Peygamber efendimizin maali şerifini taşımak duydu mu? Evet. Taşıya biliriz. Gülerim ben bazen. Şimdi şey efendi Allah'ım da teylesin. Onun için telefon açıl, açıyor. Selamun aleyküm, aleyküm selam. İşte baba nasılsın, iyi misin?
İyiyiz. Siz nasılsınız, iyi misiniz? İyiyiz. Muhabbet bitiyor şimdi. Nevşehir'de hava nasıl efendim? İyi, Nevşehir'de havalar da güzel. İlk etapta nevşehir'de havalar da güzel, elhamdülillah. Eee dağ nasılsınız? İyi. Şey efendi bütün şeyinler, iyi ahlakıyla kırmamak, incitmemek için iyi hikayeler duruyorlar. Ondan sonra söyleyeceğiniz bir şey var mıydı? İşte efendim bir hayırlı zatımız var. Teşekkür ederim. Allah'ım kapatıyorsun. Mustafa Efendi, Nevşehir'e tahavruyu sormak için aramıştır. Gösteriyor bunlar.
Allah bizi affetsin. Dediniz ki Adem Aleyhisselam, varlığı mükemmel olup son demek. Siz mi? Oysa Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Hazretleri ilk yaratılan varlık. O zaman Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Hazretleri insan değil mi? Yani birisi ilk yaratılıyor, birisi son varlık. Derecesinin en son, en mükemmel. Ama velesiz değil. Cinnin tarifesinden bütün varlıktan evvel yaratılıyor. Hatta alemler onun yumruğundan yaratılıyor. İnsan noktasında varlık olarak Adem Aleyhisselam Ahsen-i Takvim üzerine yaratıldı. Bütün varlığın içerisinde Ahsen-i Takvim olarak Adem Aleyhisselam şekilsel, suretsel olarak. En son olarak yaratılıyor.
Evet. Yani meleklerden, cinnin tarifesinden, hayvanlardan, bebeklerden, ağaçlardan, bütün alemi içerisindeki varlıkların sonuncusudur. İnsan varlığı. Alemi insan. O zaman insan varlığından değil mi Peygamber Aleyhisselam? Biz öyle demelim de o normalde varlıkların içerisinde fazilet açısından derece altı en yüksek olması. Bütün bu varlık aleminin en son, en iyi yaratılan hepsini kapsayan bir nesnel değil. Varlık mı? Bütün varlığı kapsayan bir varlık. Yani mesela Hz. Mevla anlatıyor mu ya? Varlığın numinesidir. Her ilk varlık, güzel kokuları onun saçından yer alıyor. Bu varlığın ilk numunesi değil mi? Mesela ağaçlar onun saçı mı? Bu varlığın ilk numunesi.
Muhakkak ağaçların ondan aldığı bir şey var. O zaman o insan değil mi? Sen soruyorsun böyle. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin fiziki açısından, fiziki olarak bizim onu normalde muhakkak o en güzel, ahsen-i takvim üzerinde yaratılmış olanların en akseni takvim üzerinde yaratılmış olanların içerisinde en akseni takvim olanı o.
Yani en akseni takvim olanı işte gözüyle, kaşıyla, burnuyla, dudaklarıyla, yüzüyle, elleriyle, ayaklarıyla, fiziki yapısıyla insanlığın içerisinde ve varlığın içerisinde en akseni takvim olanı olur. Ama varlık alemine bakıldığında, varlık aleminin içerisinde yaratılış olarak son yaratılış insandır. Ve son yaratılış insan o da Adem Aleyhisselam'dır. Bu varlığın içerisinde, varlığın gelmiş olduğu noktadır. Cenab-ı Hak varlık alemini komple yarattı, varlık alemini komple yarattıktan sonra Adem'i yarattı. Adem bu mani var. Varlık aleminin ahseni takvimi, en sonuncusu. Hatta en sonuncusu derken, ahseni takvim olarak en sonuncusu. Aslında ondan sonra da Havva'yı yarattı ondan.
Ama Adem'den o yaratıldığından dolayı en sonuncusu Adem olarak görüntü. Evet, o normalde çünkü mükemmel hale gelmiş olanı Adem. Adem'den diğer varlık, diğer insanlar deri. Ama o yaratılmışın, varlık aleminin son noktası bu noktada Adem Aleyhisselam ve Adem Aleyhisselam'dan insanlar zuhur ettiler. İnsanların da ilki olmuş oluyor. Bu manada Adem Aleyhisselam varlık derecesinde, varlık içerisinde insan olarak son yaratılmış. Hani varlığın içerisinde, insan olarak ilk ama varlığın içerisinde son yaratılmış şey. Son yaratılmış şeyin olmasının kastı, varlığın içerisinde her ne var ise varlıkta, hepsi de Adem'de var. Adem'den sonra varlık aleminde, kıymetsel açısından, insandan daha üstün bir varlık yaratılmıyor.
Ama insanların içerisinde Adem'den de kıymetli olan, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam'ın. Bu mesele hem fiziki açısından fiziki kemalat var, varlığın kemalatı, varlığın kemalatı, Adem'de Adem'in kemalatı Muhammed-i Mustafa'da. Bu mesele de mana olarak, Allah'ın sıfatları, Cenab-ı Hak dedi ki, Adem'e ben sıfatlarımı nakşe ettim, verdim.
Ve dedi ki, Adem'e kim soracaksa sorsun. Adem'e sorun, soracak olanlar, o gün için varlık aleminde, varlığın içerisinde varlığı bilenler Adem'e soracaklardı. Hiçbirisi de Adem'e, bu noktada, Allah'ın zat-ı uluhiyetiyle, Allah'la alakalı bir şey sormayacaklardı. Bütün varlığın bilgisi Adem'e verilmişti.
Varlığın bilgisi, Allah'ın bilgisinin tecelliyatı mı? Evet. Ama varlığın bilgisi varlıkla sınırlı. Burada incelik var. Varlığın bilgisi varlıkla sınırlı. Varlık sınırlı mı? Evet. Varlık sınırlı değil. Muhammed Aleyhisselam'ın bilgisi yaşıyor mu? Sakin ol. Varlıkla sınırlı varlığın bilgisi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kemalatı ise varlıkla sınırlı değil. Onun kemalatı Cenab-ı Hak'la sınırlı. Cenab-ı Hak sınırlı mı? Değil. Bak, onun kemalatı Cenab-ı Hak'la sınırlı. Allah sınırlı mı? Değil.
O zaman onun kemalatı sınırsız bir kemalat. Diğer bütün varlık aleminin kemalatı varlıkla sınırlıdır. Aynı şekilde veliler de farklıdır. Veliler vardır, kemalatları eşyayla sınırlıdır. Veliler vardır, kemalatları kalbiyle sınırlıdır. Veliler vardır, kemalatları ne eşyayla ne kalbiyle sınırlıdır.
Onların kemalatları ise nefsi iledir. Onların kemalat nefsiyle demek, sakın ha eşyayı ve kayyını dışarı attığını düşünmeyin. Nefsin kemalatının sonu yoktur çünkü. Diyeceksiniz ki, kalp sınırsızdır. Eyvallah. Kalp ne zaman sınırsızlaşır bilir misiniz? Nefsin sınırsızlığını yakaladığında kalp sınırsızlaşır. Yoksa Cenab-ı Hak ben kulumun zannı üzeriyim dediğinde her kulun bir zannı vardır, zannı sınırlıdır. Zannı kalbe aittir. Bakın zannı kalbe aittir. Bir kimse zannı üzerine giderse onun kalbinde sınır oluşturur.
Bu inler ince perdedir. Böyle her yerde her şekilde anlatılacak şeyler değildir. Bunu açmak için o kimse her daim nefisle mücadele eder. Bizim yolumuz o yüzden nefisle mücadelenin üzerine kuruludur. Bizim yolumuz kalbin bu noktada, bu manada kalbi güzelleştirmek, kalbi ihata etmenin üzerine kurulu değildir. O çünkü zandır. Sen bugün öyle zannedersin, ertesi gün başta dönün zannedersin, ertesi gün başka dönün zannedersin. Biz sını zannediniz de. Bu üstü zan etmek, bu noktada bir sıkıntı yok ama zandır. Benim burası zaten böyle yani anlattığım mesele çözümlenecek bir şey değil mi? Öyle mi? Yani bu normalde insanlar bu manada zannı üzerinden zandan zana geçerler.
Zandan zana geçerler. Ve her zan kalbe sınırlıdır bu manada. Aslında kalp sınırlı değil de onun zannı sınırlıdır ama o zan o kalbe tecelli eder. Böylece kalbi ne yapmış olur? Sınırlandırmış olur. Herkes burada manevi tecrübelerini, manevi yolunu zannının üzerine götürür. Mesela normal dünya üzerindeki tarikatların büyük bir çoğunluğu bu zannın üzerine gider. Bu yanlış mı? Değil mi? Zan sır değil midir? Zan kendince sır olsan ol, yok olmasa mı? Önemli değil ki burada. Burada normalde nübüvvetle velayetin ayrıldığı noktalardan birisidir bu. Nübüvvetle gidenler bu noktada kalbin üzerinde kalırlar ve orada dururlar. Ve orada kalır o. O kimse zannın üzerine yürür. Hep zanla gider o.
O zandan zana geçer. Biz zandan zana geçmeyiz. Biz hayretten hayrete geçeriz. Aradaki fark budur. Ben oyundan derim hayretten hayrete geçmektir durumumuz diye. Hayretten hayrete geçmektedir. Her daim hayret halinde durup o kimsenin manevi tekamülünün, manevi yolunun devam etmesi demektir. Çünkü zam bir noktada saplantıdır. Zam bir dairede saplantıdır. Zamda kalabilir o kimse. Zamda kaldığında o kimsenin kemalatı artma. Ben arkadaşlarımın üzerinde bunu sezinlemeye başladım son zamanlarda. Ben buradan yola çıktım şimdi. Arkadaşlar böyle burada kolaycılığa gidiyorlar. Zannın üzerine kalıyorlar. Halin üzerinde kalıyorlar. Rüyanın üzerinde kalıyorlar.
Bu normalde rüyalar, haller sizin zannınızda saplantı haline getirmesin. Siz yürüyün. Hepsi tuzak. Yürüyün dememin sebebi o. Ama tuzak olarak görürsen gerek görürsün. Ondan bile Allah'ın lütfu. Biz kahve, ben kahveyi tuzak olarak görenlerden değilim. Ama ben burada kahvede kalırsam tuzak. Kahvede kaldığım an tuzak oldu. Yoksa kahve bana bir ikram yolda gidiyor. Şuna benzetiyorum yani bir gün size sohbet ederken nerede ettiğimi bilmiyorum. Bir koşucu düşünün maraton dedi İstanbul. İstanbul'dan maraton koşucusu. Yolda giderken birisi bir içecek veriyor. İçeceği içiyor o yolda giderken ama koşuyor. Birisi bir sandviç veriyor. Sandviçten de 3-4 dokma alıyor.
Koşuyor. O finale gitmesi lazım. Onun koşması lazım. Yolda yolda yiyecek verecekler, içecek verecekler, su verecekler. Birisi enerji içeceği verecek, limon suyu verecek, birisi serinletmek için su verecek. Herkes o koşucuya can hıraş koşması için yardımcı olacak. Bu can hıraş koşması için yardımcı olanlar varlığın içerisindeki vazifeliler. Bunlar insan görünümünde melek olabilir. Bunlar araba görünümünde melek olabilir. Bunlar ağaç görünümünde melek olabilir. Bunlar kuş görünümünde melek olabilir. Nasıl melek insan suretinde göründüyse insanlar da melek suretinde görünebilir. Melekler insan suretinde görünebilir. O zaman sen Allah koşucusuysan, varlığın içerisindeki Allah'ın emrinde, emir aleminde bununla vazifelendirilmiş vazifeliler vardır.
Hepsi de koşar seninle beraber. Burası çok önemli. Sen koşucuysan, varlığın içerisinde Cenab-ı Hak vazifeliler görevlendirecek. Hani diyor ya bir kimse işte abdesti dolaşırsa Cenab-ı Hak ona bir tane melek görevlendirilir. Korunması için. Bir kimse zikirle inderse ona on tane melek görevlendirilir. Korunması için. On tane koruyucu melek var. Siz yolda zikirle yürürken on tane koruyucu meleğiniz var etrafımızda. Zikirle yürürken korkacak bir şey yok, çekinecek bir şey yok. On tane melek var. Siz Allah yolunda mücadele ediyorsanız, Cenab-ı Hak gökten melekler ordusunu size indirir. Bedirler bitmez. Umutlar bitmez.
O zaman siz Allah yolunda koşucuysanız, sizin etrafınızda melekleri doldurur Cenab-ı Hak. Sen o insandır o esnada. Onu insan gibi görürsün. Aa işte Halit koşturuyor senin için. Allah razı olsun. Halit'in üzerine Cenab-ı Hak tecelli etmiştir. Bir meleğini göndermiştir. Kalbini üfletmiştir onun. Koş burada. O koşa. Burada nedir? Sen kahvede kalırsın. Halit bana bir kahve yaptı. Ya ben Halit'te kalayım. Gönlü hoş oldu. Halit olsaydı hürmet etti, hizmet etti, gönlü hoş oldu. Yayıldı Halit'in yanında. Bitti. Zandıdur. Bu bizim yolumuzda yoktur. Sen orada takılamazsın. Sen koşucusun. Yürün.
Hoş karşıladılar. Ne hizmet ettiler. Ne hürmet ettiler. Latife değil gerçek bu. Ya ben var bir şey. Sen öyle kalır. Bu hizmet duyurlar. Halit affete düşür. Olmadı yok. Bitti. Koşuyorsan güleceksin. Durmak yok. Sana yolda ne yapacaksan, sen harbiden Allah için koşuyorsan ve koşmaya devam ediyorsan Cenab-ı Hak gönderecek sana. Ha ben koştum. Ha bir evim var ya. Ne kadar da güzel şimdi. Harika. Ya yatayım şurada. Bir rahat edeyim. Ha bitti. Herkese nefsim için söylüyorum. Vay İstanbul'a gitsem şimdi ne hürmet ne hizmet.
No buraya kendime gerek yok. Herkese birer gün böyle bir gezsem, dolaşsam, hayatın tadını çıkarsam. Öyle değil mi? Tamam yok. Bak ne oldu? Sen kaldın o. İşte o yüzden normalde nübüvvette bir kimsenin kalacağı, duracağı bir yer yoktur. Yoldaki hadiselere ben normalde kahveyi hayal görenlerden değilim. Kahve gerçek.
O zaman ne lazım? Koşmak lazım. Bu manada büyük bir çoğunluğu, kız yak şimdi herkes bana, harikatların büyük bir çoğunluğu buradaki ince perdeyi görmekten uzaklar. Süsleme sanatı yapacağız diye uğraşıyorlar. Bu Hazreti Mevlana meslevisinde Çinlilerin, Türklerin bir hikayesi vardır ya. Bu hikaye nedir? İşte padişah bir saray yaptırmıştır. Saraya der ki kim en güzel işlemeleri yapacaksa onu saraya baş işlemeci alacağım da. Onu ikram edeceğim, ona hediyeler sunacağım da. Çinliler derler ki biz bir duvarla yapalım. Türkler derler ki bir duvarla biz yapalım. Çinliler en vayi çeşit boya getirtirler.
Türkler de sadece cila getirtirler. Zımpara cila. Türkler derler ki biz bir perde çekeceğiz. Herkesin yaptığı kendine. Türkler bir perde çekerler orta yere. Çinliler binbir türlü boyayla binbir figürler yaparlar. Türkler habire zımpara cila, zımpara cila, zımpara cila. Bakın onlar zımpara cila ile uğraşırlar. Çinliler ise habire resim yapacağız diye uğraşırlar. Padişah arası da vezirini gönderilmiş. Git bak ne yapıyor bunlar? Vezir derviş ki anlayamadım sultanım. Ne oldu? Çinliler habire şekil şemaat çiziyorlar. Figürler çiziyorlar. Türkler de habire cila çekiyorlardı. Mesela gelmiş padişah. Çinlilerin tarafına bakmış demiş.
Harika, çok güzel yapmışsınız. Ben kısadan kesiyorum. Çinliler çok seviymişler. Tabii. Geçmişler Türklerin tarafına. Türklerin tarafına bakınca padişah demiş ki ya, burada hiçbir şey yok. Türkler demişler ki efendim, şu aradaki perdeyi bir kaldırın. Aradaki perdeyi kaldırınca bir bakmış ki padişah, Çinlilerin yaptığı figürler karşıya vurduğu gibi, kendisinin de resmini karşıya vurduğu gibi, padişah demiş ki, güzel, Çinlilerin ki.
Demiş bu çok anlamlı ve muhteşer. Bu çok anlamlı ve muhteşer. Ben o yüzden tarikatları ikiye ayıp, birileri kalbi süsleyeceğiz diye uğraşırlar. Haklarıdır. Onlara bin bir tane renk, işte sayısın manasında bin bir tane figür lazım. Bizim işimiz o değil. Biz, ben kendimce de, kendimce de, ben öyle sıkıntılı işlerle ulaşamam. Bize haberi, bir yerde zımpara, bir yerde cila lazım. Zımpara ne? Tövbe. Hep kendini aciz görmek, hep kendini hakir görmek, hep kendini eksik görmek. Kimin önünde? Allah'ın katında. Cila ne? Zikrullah. Biz zımpara cila.
Tövbe. Ya Rabbi. Biz işliyoruz işlilerle. Yapamıyoruz, eksikiz. Öbürkü ne? Zikrullah. Tevhid. La ilahe illallah. Bazen arkadaşlar, kardeşler rüya anlatıyorlar, rüyasına bir tevhid istiyor. Ben ona diyorum ki, tevhide devam et. Orada kendi kendilerine şöyle düşünüyorlar kimisi. Bir kısmı diyor ki, hani benim rüyamı tevhid etmedi. Bir kısmı diyor ki, herhalde rüyamdan anlamadı. Oysa ona anlatmak istediğim şey şu. Sen burada kalma, buzlanda kalma. İbrahim Aleyhisselam'ı görebilirsin. Yusuf Aleyhisselam'ı görebilirsin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görebilirsin. Bunlar bu yolda harika YouTube'la senin yolunun hak olduğunu gösterir.
Senin gidişinin hak olduğunu gösterir. Senin istikametinin hak olduğunu gösterir. Bunlar delildir. Delilsiz yol gidilmez. Eyvallah. Bakın delilsiz yol gidilmez. Delilsiz yol gidilmez. Gördüğümüz rüya bir beştiraptandır. Delildir bize. Gördüğümüz rüya bize bir habercidir. Delildir bize. Bizim üstadımız delildir bize. Bizim şeyhimiz delildir bize. Bizim şeyhimizin şeyhi delildir. Onun şeyhi delildir. Hepsi de delildir bu. Hasetü Mevlana'dan Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ondan ademe kadar. Bütün peygamberler, bütün kitaplar, bütün veliler, bütün evliyalar delildir bize. Siz sıkıntı yok.
O delil bizim zannımız olur. Biz orada kalırız. Bizim saklantımız olur. Orada kalırız. O delil bizim saklantımız olur. Biz yolcuyuz. Biz yürüceğiz. Hani vardır ya bazıları. İşte şeyhi vefat düştüm. Başka şeyhe gitmez. Saplandı o. Orada kaldı o. Onun için. Ya Allah aciz mi? Allah'ı veli kulunun köpüne çok affedersiniz. Kibri suyu mu döküldü? Cenab-ı Hakk'ın el veli ism-i şerîfi kimin üzerinde tecelli edecek? Her daim bu alemde bir veliler grubu. Delil grubu bunlar. Allah'ın delili. Delil Allah'ın delili. Kendisinin varlığına, velilerinin varlığına. Allah'a giden yolun varlığına değil onlar.
Dünya olmaz. Onlarsız insanlık halen olmaz. Onlarsız kainat olmaz. Onlarsız kainat olmaz. Saplandı kaldı. Velayet böyledir. Sıkıntılıdır. Adamı saplatır bırakır oran. Böyle çorumlarca Mustafa Efendi'de kalmış ama. İşte o tip insanlar yeni şeyhin adabına erkan uydurmazlar.
Şeyh Efendi böyle yapmıyordu. Bu böyle yapıyor. Kıram nereden çıktı şimdi bu? Halbuki Şeyh Efendi'nin yaşadığı zaman ile ortamla coğrafyayla şimdi yaşadığın zaman coğrafya arasında fark var. Aklın arasında fark var. İdrakin arasında fark var. Yaşam standartında fark var. Onu görmez o. Bakın onu görmez. Halit evinde kaç tane kaşık çatal var? Sen bilmiyorsun ben on iki tane değilim. İki düzüne koyayım yirmi dört tane değilim. Üç düzüne koyayım ben. Ne yaptı otuz altı mı yaptı? Daha fazla olmaz herhalde öyle değil mi? Evinde üç düzüne kaşık çatal olan var biliyorum erkeklerden. Üç düzüne bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on beş.
Bu kadar. Üç düzüne kaşık çatal olan var. Hadi kimisi de edeb etti kaldırmadı. Hadi bu on beş kişi daha olsun. Yani evinde altmış, yetmiş tane kaşık çatal olan yoktur arada değil mi? Ya ben şimdi Halit'in oraya gittim. Halit'te akşam yemeği yiyorum. Eski adama göre hiç kimsenin davet edilmesine edilmemesine gerek yok. İşte Adal Hoca'nın bir yeri üstadı şeyhi kimde yemek yiyor. Bütün dervişler davetli hükmündedir. Hepsi de oraya gelir yemeği yiyorum. Hoş geldin 23 deyiz. Bir de orada Allah'ın zikir olur. Bir de zikrullah patlatılır orada.
Oradan derse gidilir. Yani şey efendim yoldan geldiyse, yordunsa kalır orada. Ertesi gün programı. Doğru mu Atlan Hoca? Bak bunu küçülçemek için söyleme. Sakın ha. Bu an. Şimdi nasıl Musa'dan sonra İsa'yı kabul etmedilerse, nasıl İsa'dan sonra Muhammed'i Mustafa'yı da kabul etmedilerse, sakın ha böyle müşrik anlamda böyle algılamayın.
Saplantı noktasında duran müridan da, şeyhinden sonra gelen şeyhide saplantı noktasında kabullenmez. Daha ileri gideceğim şimdi de gitmeye. Bakın Musa'dan sonra İsa Aleyhisselam'ı kabullendi mi Yahudiler? Kabullenmediler büyük bir kısmı öyle değil mi? Peki İsa Aleyhisselam'dan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretlerini, Hristiyanların büyük bir kısmını kabul etti mi?
Etmedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretlerine yeniden iman ederler. Kur'an diyor ki, onlar hepsi de peygamberdir. Ve bize diyor ki, biz hepsine de iman ettik. Biz hepsine de iman ettik. Adem'den Mustafa'ya gelinceye kadar ne kadar peygamberler. İslam'dır, hepsi de Müslüman'dır. İbrahim'de, İsa'da, Musa'da, İsa'da, İsmail'de. Hepsi de Muhammed'idir onlar. Bütün peygamberler, Muhammed'in peygamberler. Ahşer'de, hadretler, şefaat için. Ve bütün peygamberler, tabiri caizse ağır imtihanlara tabir tutulduklarıyla duaları Muhammed'in Mustafa'nın hürmetine.
Ya Rabbi bizden sonra gelecek hürmetine. Ya Rabbi cennette okuduğum o Muhammed'in zulmünden gerçek olan torunumla, Muhammed'in Mustafa'nın hürmetine deyince duası kabul oldu. Bizim böyle dua etmemiz çok normaldir, caizdir, sünnidir, Kuran ve sünnete uygundur. O Vahabilerin, o Selefilerin işte hürmetine olmaz dediklerine takılmayın siz. Bu varlık, Mustafa'nın hürmetine keşif yaşamak. Onun hürmetine, hürmetiyle ayakta durur.
Bu alem ayakta durdurur Allah'ımız diye. Muhammed'in Mustafa'nın ruhaniyetinden, nuraniyetinden yaratmış. Muhammed'in Mustafa'nın izini, tozunu, kokusunu... İnsevilerdir, musevilerdir Muhammed'in Mustafa'yı kabul etmenizler. Saplantıdır çünkü.
Bu saplantıdır. Bu zandır. Biz şimdi kimsenin kültürüne fesla verecek noktada değiliz. Saplantıdır bu. Bu orada zanın bütününde kalın. Onlara müşrik diyor Kulak. Onlar yani insanlık açısından müşrik diyor Kulak biz ama. En bir kitap diyor bazı yerler. Bazı yerler için müşrik diyor. Onlar din kabul ediyorlar. Allah kabul ediyorlar. Mesela bu kendisi... Bunun gibi saplantı Derviş'te olursa, Derviş'teki saplantıda Normalde o kimsenin ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursun. Hadis-i şerifin sonudur o. Hadis-i şeriften başlangıcından itibaren bakıldığında İhtilafların dahi rahmet oldu.
Ve hepsinin ayrı bir faziletinin oldu. Uçulduğunda Muhammed'in Mustafa'ya gelin. Normalde Sufiler değerlendirirken Burada güneş işte Tabiri caizse Allah hükmündedir. Hazreti Muhammed'in Mustafa hükmündedir. Yıldızlar da Veliler hükmündedir. Ve hangi veliye ulaşılırsa Muhammed'in Mustafa'ya ulaşılır. Size yıldız lazım. Çünkü yıldızı getirebilir misiniz siz? Getiremezsiniz.
Karanlık bu gecedir. Bu gece size yol gösterici bir yıldız gereklidir. Bu gece size istikamet verecek bir yıldız gereklidir. Siz zikrullah yapar. Zikrullah esnasında Bir şey yaşarsanız Bir bir vesile Bu gece lazım size. Karırken siz bir yıldızla tabi olun. Karanlıklardan nure çıktığınızda Cenab-ı Hak da diyecektir ki Allah değildir. O yüzden saklantı Talibi bir hastalıktır.
Hiç fark edilmez insan. Fark etmeden Anlaşılmadan İnce bir daireden Manen dahi o kimseyin Önüne körlük olabilir. Manen dahi o insanın önüne körlük olabilir. Bunlar ince perdelerdir. O yüzden Allah kulunun zanlı üzerinedir. Evet. Sen o zanda takılma. O zam o değil. Hani bu ara fazlaca işlemeye başladın. Hemen sen orada tenzih et. Zanda kalma. Zanda kalırsa Zanda kalırsa Zannın dairesinde daralıp gidecek. Ve Kalp Geliş Uçsuz Bir Irgu iken Sen zannınla onu daraltacaksın. Zannınla onu sınırlandıracaksın.
Ve her sınır Allah değildir. Her sınır Allah değildir. Her sını Her sınır Aslında bir meçesinden bakılırsa Küfürdür. Tenzih gerekir. O yüzden bizim yolumuz, bizim yolumuz hayret yoludur. Bizim yolumuz da cila yoludur. Bir reçetten bakılırsa, YouTube'dur, ikramdır, ihsandır, yolda bir nefestir, bir rahatlıktır, bir işarettir, bir delildir.
Ama saplantı halinde kalırsa, körlüktür, küfürdür. O yüzden burada saplantı halinde kalırsa, güzel rüya görebilirsin, kalbine ilham gelebilir. Zikrullah Tahril görebilirsin. Çok iyi zikrullah yapabilirsin, çok iyi dermişlik yapabilirsin, çok iyi hizmet edebilirsin, çok iyi sema edebilirsin, çok iyi derliyip toparlayabilirsin. Hepsi de bunların bir hal lütuftur, bir hal ikramdır. Oldu, bitti. İşte buraya kadar bunlar, o zan noktasında seni götürdü. Allah muhabbet eder. Her daim hayret, her daim hayret. Her daim. Koşma, her daim gözünü helalık yok, tembellik yok, aymazlık yok, gevşeklik yok, yaptık oldu yok, işte yaparız yok. Devamlı koşma, devamlı ciddiye, devamlı disiplin, devamlı disiplin.
Biz bu dünyadan gider olduk. Kalanlara selam olsun. Bu dünyada kalanlar olsunlar kalsın. Bu dünyada kalanlar ne? Kaflete düşer. Rüyaya düşer. Hale düşer. Zanına düşer. Koşmaktan geri duran. Bir arkadaşa küser, kardeşine küser. O bana şöyle dedi, bu bana böyle dedi. Gelmeyen, dönmeyen, gitmeyen. Dünyada kalanlara selam olsun. Ya neredesiniz? Kardeş. Koş. Değilisin. Makla mükerdeler.
Koş, makla mükerdeler. Bize neredesin diye sorma. Neredeyim diye sorma. Neredeyim ben? Beni uzakta görme. Ben uzakta değilim. Bak perşembe buradayım. Ben uzakta değilim işte. Salı. Çanakkale değilim. Uzakta değilim. Ben neredeyim diye sorma. Ben nerede kaldım diye sorma. Ben hangi rüyada asılı kaldım ki? Hangi halde asılı kaldım ki? Ben hangi suizanda asılı kaldım ki? Ben hangi zanda asılı kaldım ki? Beni hangi şeytan aldı da tırnağını bırakmıyor? Beni hangi şeytan geldi de kalbimi aldı götürdü vermiyor?
Hangi şeytan benim gözümü oynuda görmüyor artık? Neredeyim diye sorma. O yüzden bizim yolumuz tövbedir. Ben neredeyim demek. Ben buradayım demek yok. Ben neredeyim? Olamaz mıydım her anında Resulullah, Salullah ve Selam Hazretleriyle olan? Kapatık dışında sevgilinin tecelliyatını seyreder.
Olamaz mıydım her nefesimde o olsun? Olamaz mıydım her bakışımda o olsun? Olamaz mıydım her nefesimde zikrullah olsun? Olamaz mıydım her nefesimde hayretler olsun? Eyvah! Yandı yıkıldı ömrüm. Bir beyhudeye bana tövbe gerek her nefes için. O zaman her nefes için tövbe gerek. O tövbeye de zikir gerek. O zaman her nefes tövbede, zikirde gerek. Teşbih'tir, nefes zikir de tenzihtir. O zaman nefes bir verirken teşbih, bir alırken tenzih olmalı.
O zaman teşbih'ten tenzihe, teşbih'ten tenzihe, teşbih'ten tenzihe. Tenzih de çünkü zikirdir. Teşbih de zikirdir. O zaman biz o zikrin oturgunluğunda teşbih ve tenzihte devam etmekle mütevredeyiz. Biz yapamadık öyle ince kanemişeler gibi işleyelim, kalbimizi süzleyelim. Yapamadık. Elimiz titriyor. Yapamadık. Biz öyle ince ince ince … iğneyle uyutalım. Yapamadık biz. Biz yapamadık. Biz böyle koca bir usulü biraz yapamadık. Biz dedik ki yapan bu iş böyle ona daraltı geliyor bize. Biz ben kendine şimdi söylüyorum. Daraltı geliyor bana. Ben öyle ince ince iğneyle uyutamıyorum. Yapamıyorum. Allah beni affetsin.
O yüzden normalde herhalde verirle travma böyle ince ince ince iğneyle uyutamayanlar duramıyor fazla. Böyle incikli boncukçular vardır ya onlar böyle geniş böyle sabırlı insanlardır. böyle şey değildir. İncini, boncunu, böyle tokasını, osunu, busunu düzelteceğim diye uğraşır. Yok biz de öyle değil. Biz gömlemen düğmesini çözmek için sıkıntı geliyor. Yırtıp atı veriyoruz biz. Yani kendimce söylüyor. Bana sıkıntı geliyor. Ben düğmesini çözmek için dair uğraşamıyorum. Ya kökten çıkarılardım ben böyle. Sıkıntı geliyor çünkü. Düğmeyi tek tek çöz, tek tek topla. Yok. Problemli bir insanım. O yüzden teşvi ve tenzih. Deva. Bir elimizde tövbe bir elimizde zikir. Devam. Bir durakta durmamak. Hani ne güzel söylemiş Hazreti Mevla'nın.
Muhteşem. Her gün bir yere konmak ne güzel. Her gün konduğun yerden göçmek ne güzel. Konar göçer orası. İnşallah. Hakkınıza helal edin. Ben örtürü bir bayan değilim ama namaz kılıyorum. Ezan okunduğunda örtümü örtünüyorum. Bazı teyzeler tuhaf tuhaf okuyor. Onların işidir o. Bazı teyzeler, bazı amcalar, dedeler, nineler işleri o durumda. Onlar böyle ne yaptığı bir şey var onunla tuhaf tuhaf bakarlar. Bu nereden çıktı? Diye. Onların işi. O yüzden onları öyle sevim. Hoş. Onlar bakacaklar. Bazı dedeler, nineler de öler. Ben bir caminin önünde durdum.
Namaz kıldım. Abdest aldım. Soyunacağım, giyeceğim. Adam bakıyor şu narabeye. Ben ne yapacağım diye bakıyor. Ben de arabanın arkasındayım. Adam şimdi çıkartacağım üzerimdekileri. Bakıyor adam. Baktım. Buyurun dedim ben. Baktım dedi. E iyi dedi. Ben şimdi. Baktım değil de ne mi ya? Ben kapattım. E ben programı gideceğim. Orada gideceğim yetişmen lazım. Camide ne? Aralarına yok yapacak bir şey yok. Neyse. Soyunduk, giyindik. Bakıyor şimdi. Ben çıkarıyorum. Biz bir bakıyor. Dedim tamam ya. Evetizim yaşanacak. Son durak dedim. Bakıyor. Ondan sonra neyse Cevdet'e geldim. Cevdet arkasını karar mı bir konu verin? Bakıyor çünkü. Durmuyor adam.
Ama bir bakıyor. Yani yabancı bir araba. Bir yabancı bir adam. Camide geldi. Herkese de arada işte namaz kıldı. Ben de arabanın arkasına geçtim. Olmayacağım. Önüne bineceksin gideceksin. Ben arkadan arabaya geçtim. Şimdi arkada giyineceğim. Soyunacağım, giyineceğim. Adam bakıyor. Bekliyor. Bazı teyzeler, amcalar var. İşleri bu. Bakmak et tuhaf da. Yapacak bir şey yok. Bilal söylersem de sakın ha. Suçlu çıkarsınız. Ha niye her şerifte uyuyanı uyandırmayın? Uyuyanı uyandırırsan uyku sersevi ne yapacağı belli değil onun. Uyuyanı uyandırma. O yüzden onlar bakarlar.
Bu kız nasıl namaz kılar gibisinden? E tabii. Bizde toplumda öyle bir şey vardı. Mesela bir bayan işte örtülü değilse o namaz kılamaz, oruç tutamaz. O zaten namaz kılarsa kabul değildir. Oruç tutarsa kabul değildir. O Müslümanlar değildir. Bunu feyniyeciler, selefiler koyuyor aramıza. Bunu cebriyeciler, kaderiyeciler, hariciler koyuyor aramıza bunları. Demek istemiyordum artık. Canıma tak ediyor çünkü. O normalde Türkiye'de mesela işte var. Pardüsü giymiş kadın. Pardüsü giyenler çıplar. E bir tek çarşaf giyenler örtülü. Böyle takıntılar var ya saplantı bakın bunlar hep.
Aynı saplantı bakın bunlar saplantı psikolojisi. Dini Allah'ın dini olarak algılamayıp, dini halkın dini, belli bir grubun inanışının dini, belli bir cemaatin dini olarak algılayanlar bunlar. Saplantı, saplantı din Allah'ın, din Allah'ın birisi namaz kılıyor. Namaz kılması vaziyet, başı açık dolaşıyor.
O farklı haram. Bütün kıymet edenlerin bir günahı kefali olup, bu aramayışa, saplantı dini cemaatlaştırmak, dini tarikatlaştırmak, dini mezhebinin dairesinin içerisine sokmak, ordu tutmak, dini meşrep meşrepselleştirmek. Oların içerisinde sokmak, ordu bırakmak.
Bunlar saplantı. Dini mahalleleştirmek, dini kasabalaştırmak, dini şehrileştirmek, dini kavimleştirmek. Bunların hepsi de saplantı. Dini kendi cemaatinin dışından, dine kendi tarikatının dışından bakmamak. Dine kendi topluluğunun dışından bakmamak. Hepsi de saplantı bunlar. Ve bu saplantıların hepsi de iman ehli ol. İnat sahibi insan. Bunlar inanç sahibi sadece. İnanç sahibi bunlar iman edildi değil. İman eden Allah'ın dinine iman eder. Allah'ın dini bu değil. Dihninde haramları işleyen bir kimse komple ibadetleri yok olmaz. Haram tövbe diye ettirilir.
Biz bir kimse günahı keba işledi değil, kübür noktasında görmeyiz. Görmemiş ehlisinde. Hazreti Peygamber Efendimiz görmemiş. Hazreti Resulullah, sallallahu ve sellem Hazretleri'nin arkasından giden ashar-ı resulullah görmemiş. Tabi'in görmemiş. Teva-i tabi'in görmemiş. Fatih'in fetvası var. İmam-ı Şafi'nin, İmam-ı Malik'in, İmam-ı Hamlet'in fetvası var. Günah-ı Kebha ve işleyenlerin bu noktada imadetlerin silinmeyeceğine dair. Bunlar sonradan sonradan çıktı. Böyle din mahalleleşiyor şimdi. Büyük sıkıntı bunlar. Dinler cemaatlaşıyor. Din cemaatlaşıyor. Din tarikatlaşıyor. Büyük sıkıntı bunlar. Din mezhekleşiyor. Büyük sıkıntı bunlar.
Bunların problemlerimiz yaşar bu problemlerimiz. Biz o kaosa doğru yürüyormuşuz gibi geliyor bazen bana. Hani hariciler bir tarafta, şıya bir tarafta, mütecile bir tarafta, işte eşhariler bir tarafta, maturidiler bir tarafta. Sanki böyle bir kaos çıkacak. Bizi kavga ettirecekler gibi geliyor bana. Tarikatlar bir tarafta, o zındıklıkta, o kafirlikte, niteliği yok. Bu değil bu. Böyle bir şey yok. Kendi kendime baktığımda öyle bir an böyle diyorum ki ya ne oluyor o insanlara? Biz kadın pantolon giydi diye kafirin ilan ediyoruz biz. Ya bundan 1400 yıl önce bütün kadınlar da aynı şekilde uzun pistten yiyordu erkekler de.
Erkeklerin de kadınların da kıyafetleri üç ayca beş yukarı birbirine yakın. Nereden çıkardınız? Bir de pantolonu nereden çıkardınız? 1400 yıl önceki artistlerde pantolon diye bir şey geçmiyor. Erkeklere özenirse o kadınlar lahmet olsun. Lahmet olsun. Erkekleşmeye kalkarsa bu erkekleşme telefonla da olur, işle de olur. Kıyafete mi bağlayacaksınız? Neye bağlayacaksınız şimdi? Neyi de kadınlaşır bir erkek?
Erkek kendi kendini tıraş etti komple. Ay ben kadınlar gibi pırıl pırıl olmak istiyorum dedi. Yanet olsun ama. İyi, şimdi bıyıklı adam da var. Kadının kendini hisseden ne dikeni? Tanınmayan bilmeyen televizyonlara tıklığında da var. Erkek sevgilisi var artık.
Seni sivri. Neden? Bıyığı var adamın. Bir de pantolon yok. Buradaki dervişlerin hiç kimsenin de öyle bir bıyık yok. Adını hissediyor. İşte anlattığı Hazreti Peygamber sallallahu anh mesele maddelerini söylediği onunla tecelli etmiş. Görünüyor. Kadınlaşmış erkek. Kırıltıyor yolda giderken. Bunu normalde 1400 yıl önceki bakarsanız şeylerine, işaretlerine Hazreti Abbas'ın oğlu işaretleri sıralamış. Demiş ki bu kadınlaşan erkekler işte kırıltarak yürürler. Kırıltarak gülerler. Enteresan.
Gönlekleriniz üzerinden düğme açarlar. Şimdi her düğmeden iki tane açan hanım işte vay kırıtanlardan bu mu diyeceğiz şimdi? İşte bu manada dil. Allah muhafaza. Biz hakkın dinini yaşamaya çalışalım. Bu birinci derecede Kur'an ve sünnet imamların iştahıdır. İmamın değil, imamların. Ben Hanefiyim kendimce. Kendimi tanımarken. Ama onun içerisinde bulamadığım bir şeyin Manefi'den bakarım, Şafi'den bakarım, Hanberi'den bakarım. Birisinin dinini yaşaması için Hanefi'den bulamıyorsak diğer mezheplerden de bakarız. Daha sonra derdaha girarken selam veriyorum. Bazı kişiler selamımı almıyorlar.
Bu kız nasıl zikire geliyor gibisinden bakıyorlar. Evet, işte bazı teyze ve abilerden, amcalardan bizde de var. Bu bizde de var. Bizim kafamızda çünkü bir şekil şemal var. O şekil şemale uymayanı biz Müslümandan görmüyoruz. O şekil ve şemale uymayanı dervişler görmüyoruz. Zikredecek bir kimseden olarak görmüyoruz. Tatlantı halinde bizde bu. Böyle durumlar beni çok rahatsız ediyor. Ne yapmalıyım? Ben şimdi bir şey göstereceğim, bir şey söyleyeceğim ama siz yapmayın. Ben gençliğimde öyle bakarlardı bana ne var, bir şey mi var derdim. Ben tak kafasında ne yerlerdi. Gençliğimde yapardım. Şimdi bayıldırda bir yıllar ya benim eski halim.
Ben camiye girelim, herkes sıralan bakarlar. Ben ilk etapta şimdi hadi seslenme demiş ama yok, bitmiyor. Onda bizim kulakları çınmasın, üzeyin var ve onu cumaya götürdüm ben. Dedim, brader şimdi bana bakarlar orada dedi. Benim de dedi, biliyorsun sen beni dedi. Ben dedim, farklı davranırım orada dedi. Ya beni götürme. Yürü dedim ya kimse bakmaz sana hadi filan geçme. Adam abdest almasını bilmiyorum. Abdest aldık beraber. Devletin için başkanıydı. Anci Sinan'a götürdük, bir de ikinci kata çıkardık bayılda daha. Hani kimse takılmasın bize de. Bir de namaza da yakın verdik. Hani böyle böyle bağırmağız binecek noktada değil zaten. Zaten oturamadı, cam geldi, çamura battı.
Ayağını bir o tarafa koyuyor olmuyor, o tarafa koyuyor olmuyor. Ayağında dar bir kot var o zamanlar meşhur levisler. Amerikan levisleri. Ondan sonra bununla ayağında Amerikan levis. Bir o tarafa olmuyor, bir o tarafa dönüyor olmuyor. Birisi lan böyle dönüyor bakıyor bayılda. Ben işaret ediyorum. Bakma, bak işine deyip. Dönüyor bakıyor. Ben biliyorum üzerine ne yapacağımı. Bir döndü baktı, iki döndü baktı, üç döndü baktı. Ne anlam bilmem ne dedi, ne bakıyorsun lan sen burada dedi. Bir de küfürlü konuştu. Caminin içi. O bakan kimsenin yüzeyere kalkıp bir şey demesi mümkün değil zaten. Zaten öyle bir şey demel kaksa yüzeyere orada döveceğim olsun.
Ben bir gün kafeye çekti, gittim savcıyı döveceğim demiş. Kafeye takmış gitmiş, savcıyı dövmüş kapısından derdim. Öyle bir adam. Caminin dövmüş adamın olacak, önemli değil döverdi ya. Kaldı şimdi adamları. Bir tane daha dönüp baksana arkaya. Bazı ablalarına, benzerlere de bu lazım demek ki. Bazı böyle afire, delire amcalarına bu lazım. Gidim üzeyem bir laf söyledim, bitti iş dedim ben. Şimdi bazen gidiyoruz ben de, ondan sonra bakıyorlar şimdi. Ne haber diyorsun lan? Bir şey mi oldu? Taktan yok kafasına. Ya ne bakıyorsun lan lan? Camii orası. Sana ne? Otur oturduğun yere bak ibadet edin. Burası Allah'ı zikredilen bir yer. Otur oturduğun yere. Sana ne ne bakıyorsun lan lan buna?
Bir de kadınlar, yolu camide cenk gelirdi. Kadıncağız girmiş, örtüyor camiyi dolaşır. Örtün olmadı. Ya sana ne ne? Necranlı Hristiyanlar girmiş. Hazreti Peygamber, Salonlar ve Selam Hazretleri'nin resşidine. Orada ibadet etmişler. Necranlı Hristiyanlar. Hazreti Peygamber Efendimiz'e demişsak ki, İbadet etmek istiyoruz, bize bir yer göster. Resşid-i Nebevi'nin kapısını açmış. Demiş burada ibadetini neli? Necranlı Hristiyanlar, Hazreti Peygamber, Salonlar ve Selam Hazretleri'nin mescidine girip, İbadet ediyor, bizim Müslümanlar başı açık diye mescidine girecekler.
Hristiyanlar, Hazreti Peygamber, Salonlar ve Selam Hazretleri'nin mescidine girip, Hazreti Peygamber Efendimiz'in müsaadesiyle ibadet ediyorlar. Onlarda haç bir şeyler var, muhakkak ne o gün için bin dört yüz yıl önce tabii böyle bir artık hangi noktadaysa ibadetleri bilmiyoruz da ben bilmiyorum. Ama sonuçta Hristiyan adet gelenek göreneğine göre ibadet ettiler. Orada ibadet edebiliyorlar. Bizim Müslümanlar, bir Müslüman bayan başı açık camiye giremiyorlar. E tabii buraya da gelince de herkes dönüp bakıyordur ona. Bir de dönüp bakanlar, öncesinden sanki böyle muntazam, örtümü böyle hani çocukluğundan itibaren, sıfırdan itibaren İslam olarak gelse. Değil, bize öyle insanlar bizi beğenmiyor zaten.
Bizim buraya gelmiyorlar. Burası kırık bir yer. Biz hepimiz kırık dökük insanlarız. Böyle sıfırdan dini ibadetlerle, terbiye olanakten gelen bütün şeyler değiliz. Zaten bizim terbiyemiz bu noktada çok fazla değil. O yüzden teyzeler, abiler, halılar bize yandığınızda bakmayın ona. Bakmayın. Buradaki insanların ayarı yok. Herkes kendi dairesinde, kendi çöplüğünün horozu burada. Kendi masasının horozu. Burada silik insan, silik erkek, silik kadın yok bizim aramızda. Süktüm, küktüm, silik insan yok bizde. Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Herkes horoz burada.
Kadını erkeğin. Böyle çok canınızı sıkarsa, hani böyle dövüşken horozlar vardır ya böyle bir iki tane kanıdını patlatıverir karşındaki horozun. Sersemleşir, ne tarafı döneceğini bilemez karşılık. Bizinkilerin tersi sakattır. Hepimizin. Biz böyle çok halim salim, süklüm büklüm insanlar değiliz. Bizim damarımıza basarlarsa bizim dudağımızın altında dişimiz var. Ne ilgine duruyor deriz. Bunu ısırmak için vermiş deriz. Fıtratına uygun yaşasın, bir ısırık atarız. Bizden böyle çok böyle işte ya vur bir şey demez. Vur, yok öyle değiliz biz. Vurana vurmak istemeyiz. Ama birisi böyle kibirlilik, büyüklülük, böbürlenmelik yapar böyle bize efelik yaparsa ona müsaade etmeyiz. Ona kibirlenene kibirlenir der, kibirleniriz biz ona.
Ona bir şey yaparız biz. Bir tane teyzeler, amcalar, dedeler, mineler.
Susarız ilk önce. Bizim suskunluğumuzu korkaklık zannetmeyin. Bizim yumuşaklığımızı böyle sünepelik zannetmeyin. En az bize laf söyleyenler kadar da laf söylemesini biliriz. Bize çakanlar kadar biz de çakmasını biliriz. Mümkün olduğunca sabreder, sabreder, sabreder. Çakarız mı? Çakmaktan da Allah'tan geldi sana der. Çıkarız işin içinden. Sen bu matematiği de çözemezsin sonra. Ondan sonra komik işlik böyle mi oluyor? E dervişlik böyle olmuyor. İstediğin lafı söyleyeceğim, istediğin gibi oynayacaksın, istediğin gibi zıplayacaksın. Ondan sonra sana birisi oldu. Dervişlik böyle mi oluyor?
Dervişlik böyle mi oluyor? Senin edepsizliğini edep olarak göremeyiz. Senin lafından dönmüştüğünü edep edip, sen lafından dönmedin diyemez. Sen lafından döndün kardeşim. Sen tükürdüğünü yalamaya çalışıyorsun. Kusluğunu yemeye çalışıyorsun. Sen de bundan alınıp yiyecek miyicek? Dervişler böyle mi olur? Demeyecek. E insanlık kusluğunu yemek değil. İnsanlık verdiği sözden geri dönmek değil. Ondan da şikayet et.
Ama kim dedi sana bak diye. Bizim tasavvuf anlayışımız tasavvuf anlayışımız. Kamunun hukukunu korumaktır. Biri gelir bize bir şey söyler. Biz onu kabul ederiz. Laf söylersen kabul etmeyiz. Gelir bizim nefsimizle oynarsınız. Oynarsınız. Bu takımların nefsiyle oynayamazsınız. Biz bayan kardeştir nefsiyle oynan. Bayanlar. Bir kimsenin nefsiyle oynatmayı istedim. Oh, dur bakalım ya. Elene gidene sen ne ters bakıyorsun? Sen ne laf söylüyorsun? Sana mı düştü? Bunun gibi.
Allah bize affetsin. Vaktinizi fazla aldım ama. Neyse iki kelam düşürdüm. Yardımı almak için terk edilecek şeyi terk etmek. Ahmet İbni Hudveren şöyle dedi.
Kim Allah'tan alınsa izzet ile alır. Kim Allah için terk ederse izzet ile terk eder. Kim Allah'tan başkasından alınsa zillet ile alır. Kim Allah'tan başkası için terk ederse zillet ile terk eder. Bu tevhiddir. Alırken Allah'tan almak. İsterken Allah'tan istemektir. Siz isterken Allah'tan isterseniz size Allah'tan gelir. Hazreti Ömer Abdurrahman'a radıyallahu anh hazretlerine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hediye gönderdi. Ona bir şeyler gönderdi.
O dedi ki Ya Resulallah benim ihtiyacım yok. Bunu bir başkasına verseydiniz. Bana göndermeseydiniz. Abdullah. Eğer dedi sen istemeden sana bir şey gelirse onu al. Onu reddetme. Bu sana Allah'tır. İhtiyacın varsa ihtiyacını gör. İhtiyacın yoksa ihtiyaçlı olan bir kimseye ver dedi. Bu manada bizim yolumuzdur. Sen Allah'tan ister. İyyâken hamidü ve iyâken astay. Ancak sana ibadet eder. Ondan ister.
İsteydiğin kadar ister. Bu yolda var mı? İstemezler. Onlar ümmet için isterler. Kardeşleri için isterler. Dostları için isterler. Kendi nefislerini istemezler. Ama Cenab-ı Hak onların ihtiyaçlarını kendisi gör. Hani var ya bir halı. Kulun beni zikrettiğimden dolayı kendisine bir şey istemeye güç yetirmese, zaman kalmasa, kendisini umutsa, bir başkasına bir şeyler isterdiği için isterken kendinden geçmek, kendini unutmak, kendi derdini görmemek, kendi derdini görmemek, kendi derdini dertlenmemek. Bir başkasının derdiyle dertlenmek, bir başkasının ihtiyacıyla hüzünlenmek, bir başkasının sıkıntısı için ağlamak, bir başkasının problemi için feryat etmek ve o kimse bunları yaparken Allah'ın bu çok hoşuna gider ve der ki kulun kendisi için bir şey istemiyor.
Başkaları için feryat figan ediyor. Burada bir taşla çok kuş vurur o kimse. Cenab-ı Hak onun kendisinden geçip, kendi ihtiyaçlarını görmek için istemediğini Cenab-ı Hak lütfeder, onun vekili olur, onun sahibi olur, ona verir. Onun duasını da kabul eder, öbür günlere de verir. Bu işin bir çıt üstüdür. Bu işin, bu noktada normal düzlemin bir kimse kendisi için de Allah'tan ister.
Bu der oldu. Bu eksik ve nakiz değildir. Kendiniz için Allah'tan isteyin. Şeyh'in Allah'a rahmet eylesin, böyle bir arkadaş demiş ki biz ona yardım etmek istiyoruz, borç vermek istiyoruz. O almıyor demiş efendim demiş. Ondan sonra bir söyleseniz daha alsa, bu da bir imtihanım oldu benim elhamdülüm ya. Şeyh Efendi İzmir'de bana dedi, Mustafa Bey'in arkadaşlar sana yardım etmek istiyormuş. Ne almıyorsun oğlum dedi, ben sustum. Oğlum sana gökten zemirle mi inecektir? Vermek istediler, ağır. Ne dersiniz efendim? Sakın bir şey istediğimi düşünmeyin ya. Hiçbir şey istemez. Hiç sakın böyle bir sohbet yaparken ya işte biz de bir şey yardım, öyle bir şey değil ya. Sakın al, Allah'ım al o zayıf. Ama birinize gelen bir yardım Allah'tandır.
Birinize gelen bir kolaylık Allah'tandır. Onu böyle red etmez. Onu böyle istememezlik etmeyin. Bu Allah'tandır. Bir sıkıntımız vardır, dua edersiniz. Cenab-ı Hak birisini vesile kılar, sıkıntınızı ortadan kaldırır. Bu Allah'tandır. Vesileye teşekkür, Allah'a teşekkür ederiz. Vesileye nankörlük de Allah'a nankörlüktür. Bunu da unutmayın. Allah'ım ağzı eylesin. İşte adabımız Allah'tan istemektir. Adabımız Allah için terk etmektir. Şeyhin bebi değil, değil. Ahmet'e iyi görmeyin, Mehmet'e iyi görmeyin, diye değil. Şeyhin sana doğruyu tavsiye etmiştir. Ama Allah için o doğru. Allah bizi onlardan eylesin.
Allah'ım Allah'ım Allah'ım … Allah'

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi