mustafaozbag.org

386. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Nisan 2014 · 57:44

Ayağınızı, yılanı döndüğünüzde, ayağınızı. Bazıları ailesiyle koşturuyor, bazısı da tek başına geliyor. Bunda bir hikmet var mı, yoksa nasip işini? Muhakkak nasip der herkes ama ben bunu gayret çalışma noktada mücadele etmeye bağlı.
Benim böyle İslam aleminde sonradan konuşma bir şey var. Yeteri kadar gayret göstermeyin, yeteri kadar koşuşturmayan, mücadele etmeyen, nasip değil işleyip oturuyor kenara. Böyle işi tembel değil, işi bu noktada böyle gayret etmemeyi nasip değil işe bağlanıyor. Ben o açıdan bakılınca bunun uygun olduğunu gayretlerden değilim. Yani bir şeyi Cenab-ı Hak muhakkak takdir edecek, muhakkak bu noktada Allah o meseleye muhakkak cevap verecek. Ama ve lakin bir kimse o cevabı almak için de mücadele etmesi gerekiyor. Dua edin, duanıza icabet edin. O zaman dua ediyorsak, duamıza icabet ediyorsak bir meselede gayret göstermek, fiili, ona vücut yormak, ona kafa yormak, bir meselede neyi nasıl yaparım diye ince ayrıntılarını dökmek, o hadisede esvaba vurucu etmek, o meselede sebepler dairesinde ne olması gerektiğini tespit edip olması gerekenleri yapmak, kulun üzerine düşen en büyük ibadetlerden birisi.
Ama bunları yapmadan bir kimse nasip değilmiş demesi, biraz işin kolaycılığı, biraz işin böyle bir taraflılara doğru kaçması gibi geliyor bana. O yüzden evet bir kimse ailesi elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Nasibi ne işe ne olacak değil mi? Eşe, elinizin altındakilerden sorumlusunuz. O zaman bir kimse elinin altındakilerden sorumlu. Bu eşi, bu çocuğu elinin altında, bu iş yerine çalışan elemanın işçisi, o esnada elinin altında. Bir öğretmen, bir hoca, o esnada elinin altında. Ama kısıtlı zaman dairesinde. Bir saat, iki saat, üç saat, sekiz saat, on saat. Bu noktada o ailesinin üzerindeki insanları yeterli bir derecedir, gerektiği kadar gayretini gösterecek, gerektirdiği kadar, yeterince kadar çalışacak.
Bu, şöyle bir şey gelmesin aklınıza. Yani çalışacak muhakkak gelecek başka bir alternatif yok. Böyle bir şey aklınıza da gelmesin. Biz çalışalım, gayret edelim. O, Cenab-ı Hak ona lütfen, ikram edecektir. Bu meselede, eğer olmadıysa, Allah vermedi değil. Bizim bir eksikliğimiz, noksanlığımız olmuştur. Bizim bir hatamız olmuştur. Biz sebepler dairesinde yapmamız gereken bir şeyi yapmamışızdır. Bir civatayı sıkmamışızdır biz. Bir civatayı sıkmamışızdır. Biz bir kaynağı yerine getirmemişizdir. Bir aritmatiği düzgün yerine getirmemişizdir. O yüzden olmamıştır. Allah şeytanı neden yok etmedi? Şeytanı yok etmiş olsaydı, imtihanın sırrı kaybolurdu. Şeytan olacak ki, iyiyi ve kötüyü ayırt etsin.
Şeytan olacak ki, yanlış da doğru belli olsun. Şeytan olacak ki, karanlık ve aydınlık belli olsun. Bir şeyde böyle bir negatif bir noktası olacak ki, pozitif noktası belli olsun. İmtihanı sırrı o. Bir kimsenin imtihanının ne olduğu nasıl anlaşılır? Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey imtihandır. Haramla karşılaştığınız şey sizin imtihanınızdır. Çok basit. İmtihanı çok fazla bir şey aramayın. Bir haramla karşılaştığınız, o sizin imtihanınız. İmtihanınız. Haramı işleyip işlememekle imtihan olmuyorsunuz çünkü. Bakın haramı işleyip işlememekle imtihan olmuyorsunuz. Allah sizi helallardan imtihan etmiyor. Bizde şöyle bir oğlu var. Bütün her şey imtihanın içerisinde.
Yok, hayır. Haramla Cenab-ı Hak sizi imtihan etmiş. Çünkü Kardeşi Kudüs'ten diyor ki, her sultanın bir sınırı vardır. Allah'ın da sınırı haramlarla çevrilir. O zaman o sınırı geçen kimse imtihanı kaybediyor. Haramı işleyen kimse imtihanı kaybediyor. Haramı işlemediği müddetçe imtihanı kaybedenlerden olmuyor. Allah bizi onlardan eylesin. Kıymetli arkadaşlar, kıymetli dostlar. Bu manada din harama dalmamak. Haramı işlememek. Hayatınızı örerken, yaşarken kendinizin üzerinizde dikkat edeceğiniz zengin tek bir şey var. Haram işlememek. Günlük hayatınızda dikkat edeceğiniz bir tek bir şey var. Haram işlememek.
Muhakkak ki farz imadetler yerine gelecek. Ama haram işlememeyi kendinizi hedefleyin ve niyetleyin. Onun arkası gelecektir. Çünkü haram işlememekte ibadettir. Dikkat edin. Tekrar söylüyorum. Haram işlememekte ibadettir. Bir kimse haram işleyebileceği halde haram işlemiyorsa o da bir ibadettir. O yüzden birinci derecede kendinizi hedeflerken, kendinizi dizayn ederken, kendinizi bir noktaya odaklarken deyin ki Ya Rabbi beni haramlardan uzak eyle.
Dilinizden, kulağınızdan, elinizden, ayağınızdan, uzunlarınızdan derken kastın cinsel uzununda. Haram söz konusu olmasın. Bitti. Haramdan uzak durmak evliyalık yoludur. Haramdan uzak durmak evliyalık yoludur. Velilik yoludur. Haramdan uzak durmaktır velilik. Allah'ın velileri, Cenab-ı Hak dostlarını tahammül ederken ayeti kerimede onlar haramdan uzak dururlar. Haram işlemezler der. Biz sadece söz konusu olan içki, kumar bunlardan ibaret değil. Namaz kılmamakta haram, oruç tutmamakta haram. Zekat vermemekte haram.
O zaman velilik haram işlememekten geçiyor. Sufilik haram işlememekten geçiyor. Bu noktada gayretimiz haram işlememenin üzerine kurulacak inşallah. İmanımızı arttırabilir miyiz, bizim evimizde midir? Allah'ın dilemesiyle mi olur? Hanefilere göre iman artmaz, eksilmez. Hanefi'ye göre iman işte bir bardağın içinde yarım bardaktır, çeyrektir.
Ondan sonra yarım oldu, ondan sonra işte tamamlandı. Böyle değildir iman. Hanefilere göre iman bir bütün bardaktır. Bunun içerisindeki suyun örneğin su rengine dönmesi lazım. Ne olmuş? İşte rengi bulanmış. İman etmiş ama rengi bulanık su halinde değil. Bu neyle bunun bu bulanıklığı geçecek? İmanını kuvvetlendirmek, ibadet etmek, tövbe etmekle ne yapacak? O bir bardak su berraklaşacak. Bu yapılması gereken bu. Allah'ın dilemesiyle mi? Kainatta onun dilemediği hiçbir şey olmaz. Ama ve lakin onun dilemesi üzerimizde cevri değildir bu tip şeyler. Yani siz buraya o dileseydi gelirdik. Evde oturursunuz. Bir tane tatlıram hali gelip sizi üzerine bindirip buraya getirmeyecek.
Siz niyet edip, niyet edip orta tarafa doğru meyleteceksiniz, yürüyeceksiniz. Bu konuda Hanefilerin bilhassa İmam-ı Atöldi'nin muhteşem tespitleri vardır. Onu okusanız dersiniz ki ya bu enteresan bir şey. Yani o fiiliyatın üzerindeki tecelliyatlarla alakalı Allah bizi yesin inşallah. Akıl hidayeti nasıl olur?
Eski toktoluklar akıl sahibiyken elvadan put yapıp acıktığı zaman bütün yiyorlarmış. Hidayet hidayettir, hidayet bütündür. Cenab-ı Hak bir kimseye hidayet eylediyse o kimsenin aklı da hidayet yolunda çalışır. Ama normalde bir kimseye hidayetten noksanlık varsa onun aklından da noksanlık vardır. O yüzden aklı hidayete ayrı, kalbini hidayete ayrı bunları ayrıştırmak uzun mesela.
Bir bayan yanında eşi ve çocukları olmadan, yalnız otobüsle şehirler arası olarak yolculuk yapabilir mi yoksa yapamaz mı? Bu konuda Hanefi'ye göre yapması mümkün değil. Allah velaki Şafii Maliki Hanbeli uleması yol emniyeti söz konusu ise yolculuk yapılabileceğine dahil hükmetmişler. Hanefi'ye göre bu hüküm yok. O yüzden bir kimse şu anda bu noktada Hanefi'ye göre hüküm olmadığı halde Şafii Maliki Hanbeli ulemasına göre bunu yaşayabilir mi?
El cevap yaşayabilir. Bir şey uygulanamaz halde ise o yüzden ve uygulanabilirdiği diğer imamlardan fetva var ise bu noktada buna fetva verilebilir. Hanefi uleması da buna fetva verebilir. Bunun Osmanlı'da değişik bu noktada ölçüleri var, fetvaları var. Ama velakin insanlar şimdi sadece eski fıkıh kitaplarını okuduklarından Osmanlı'daki fetvalardan haberdar olmadıklarından.
Mesela bunların son örneklerinden birisi Munteka tercümesidir. Ebu Suud Efendi'nin fetvalarıdır. Bunun gibi mesela bu tip fetva kitaplarında Hanefi'de mümkün olmayan yani Hanefi'de cevap olmayan şeyleri Şafii Maliki Hanbeli ulemasından din yaşanabilir olması için devşirdikleri yani oradan aldıkları ve fetva verdikleri vardır. O yüzden bu hadisede de bu noktada fetva verilebilir. Mesela Hanefi'ye göre bir adam ortadan kaybolsa, ölüp ölmediği belli olmamış olsa kadının oraya işte çok enteresandır bu fetva atıldığında böyle beni bir hayli etkilemiştir. Hanefi'ye göre kendi yaşıtları ölünceye kadar bekleyecek kadın. Adamın öldüğüne hükmet bir tekler.
Adamdan ses seda yok, haber yok, orta yerden kaybolmuş adam. Böyle bir şey olunca işte örneğin 25 yaşında adam kayboldu gitti veya çekti gitti, ne yaptı, ne etti belli değil. Kadın örneğin yaşıtları işte ne zaman öldü bekleyecek artık. İlk yaşında öldü, 60 yaşında koşacak, müracaat edecek diyecek ki yaşıtlarından birisi öldü, öldüğüne hükmedin. Kadın hem onun mirasını alacak çünkü veyahut da mirası döneminde kendisini boş etmiş olacak. Öbür türlü boş olmuyor. Şafii Maliki Hanbeli uleması 4 yıl müddeteyi. 4 yıl haber alınamazsa eğer kadın müracaat ederse onu boş etmiş oluyor. Adamın mirası varsa da mirasını kadına veriyor. Çocuğun varsa çocuğuna veriyor gibi.
Bunun gibi şeyler vardır. Bu da onların içerisine girebilir. Ama emniyet söz konusu değilse bu mümkün değil. Abimi defnettik. Hamızı bekliyoruz. Allah sabır versin. Tabi bu arada İsmail kardeşiyle babası refah etti malum. Demir kaçtı. Allah taksiratını affetsin. Amin. Günümüzde o gün malum her gün bir program var bu ara. Katılamadık. İsmail sen de hakkını evvel etmişler. Böyle program günlerinde katılamıyoruz. Ondan sonra sonra bir laf tutuyor. Ne o? Hoşt. İsmail'inler böyle bir şey olmaz da. İsmail'in üzerinde alınmasın da.
Biri söyle demişti bana. İstanbul'a gidiyordum ben. Yoldayım. Birisinin oğlunu vefat etmiş. E yoldayım İstanbul'a gidiyor. Bu sohbet var. Gidemedik tabi. Ben bunu dedi. Cenginlerin cenazesine gidiyor. Bizim gibi fukaraların cenazesine gitmiyor. Gönül ağzı der ki herkesin büyüğüne, derneğine, ne bileyim işte sünnetine, cenazesinin hastalığına gidelim.
Allah bizi affetsin. Allah'ın verilmiş söz olunca işte yarın günahı için verilmiş söz var. Şimdi ne yapacağız? Allah yesin. Cenab-ı Hak yüce kitabı Kur'an-ı Kerim'de Araf Suresi 25. ayette Rabbin içinden yalvararak ve korcarak yüksek olmayan bir sesle sabah, sabah akşam zikretme ve hafirlerden olma diye buyurmuşken biz neden sessiz zikir yapıyoruz? Bu ayeti açıklar mısınız? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sabah sahabeyi toplu ve sessiz zikir yapmış mısınız? Biz yapmamışsız da biz neden yapıyoruz? Hakkımızı helal ediyoruz. Bu konuyla alakalı bu ayeti kerimenin, bu ayeti kerimeyi öne sürerekten cehri zikrullahla alakalı insanların kafasında şüphe vardır.
Ama velakin buna söyleyecek hem ayeti kerimeler var, hem adi şerifler var. Bir insan bir meseleyi çok böyle cevaplamak zorunda kalınca siz de takdir ederseniz ki bunu cevaplamaktan insan bazen dilinde tüy bitiyor. Tüy kalmıyor yani. Bu da onun gibi. Yani dergaha girdimden beri yaklaşık yirmi yirmi sekiz yıldan beri bunu hep defalarca cevaplamak zorunda kalırız. Ama haklı arkadaşlar, böyle yeni gelenler veya bilmeyenler bunu böyle sormakta. Bununla alakalı cehri zikrin şeyiyle alakalı, ayet ve hadislerle, delilleriyle alakalı değişik risaleler var. Bunları okuyabilirsiniz. Allah'ın için anıyoruz ve Abdullah Ağrı'nın bir kitabı var. Bunu okuyabilirsiniz. Ama velakin ben yine de böyle kısaca bir cevap vereyim.
Evet bu ayeti kerime var. Allah'ı böyle işte sabah akşam devamlı içinden zikret diye. Ama öyle ayeti kerimeler var. Allah geçmişte atalarınızı andığınızdan daha şerif bir şekilde Allah'ı alın. Atalarınızı andığınızdan daha şerif bir şekilde gibi ayeti kerimeler de var. O yüzden bu ayeti kerimeye karşılık bir tane ayeti kerime söyleyeyim yeter. Hadis-i şerifler de var bu noktada. İşte bir hadis-i şerif var ya cihada giderlerken sesli zikrular yaparlarken işte siz sağırı mı zikrettiğinizi zannediyorsunuz, sesinizi alçattın, düşman duymasın diye bir hadis-i şerif var. Bununla da alakalı bunu söylerler. Ama cehidici kulların yapıldığına, sahabenin cehidici kullar yaptığına dair, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerin cehidici kullar yaptığına dair de hadis-i şerifler var.
Böyle bir sorular zaman zaman gelince kendi kendine diyorum ki böyle bir ders günü hazırlayın. O ders gününde sırf cehri zikruların bu manada ayet ve hadislerle ciddi bir şekilde anlatayım diye düşünüyorum. Olmazsa inşallah Allah'ta bir şey gelmezse önümüzdeki hafta cehri zikrin bu noktadaki delillerini önümüzdeki hafta bir ders yapalım. Hiç olmazsa o dersin böyle ayına haftasını da belirleyelim. Böyle bir soru sorulduğunda işte filanca yerden bu sorunun cevabıyla alakalı sohbeti dinleyebilirsiniz diyelim. Meseleyi bağlayalım inşallah. Geçen bir sohbette akşam namazını kılmadım aklıma geldi. Namazı kılacaktım ancak unuttum. Zatir sohbete başladığında aklıma geldi.
En ön alakada oturduğum için insanlar rahatsızlık kalkamadım. Vakit de çıkmak üzereydi. Ben de sohbet esnasında ima ile kıldım. Bu namazı kaza etmen gerekir mi? Evet. Kaza etmen gerekir. Hangi hallerde ima ile namaz kılınır? Bir kimsenin olmazsa olmaz bir noktası var ise o zaman ima ile namaz kılabilir bir yok. Ama bu zorunluluk söz konusuysa. Sohbeti kalkarsın yan tarafta namazını kılarsın. Bunda söz konusu zorunluluk yok. Kıymetli dostlar. Yani kolaylaştırınız zorlaştırmayın. Hadis-i şerifi bir kimsenin olmazsa olmaz. Yani namazdan kaçmanın yolu yok. Yani sen hastasındır yatıyorsundur yatakta. Ama beyin kırılmıştır. Ama kolun kırılmıştır. Ama ayağın kırılmıştır.
Senin kumurduyacak halin yoktur. Sen eğer orada hemen bir tuğla bir taş parçası. Hemen orada teyemmüm edersin bir tuğlayı, bir taş parçasına. O durduğun yerden ima ile namazını kılarsın. Bu onunla alakalı. Örneğin. Veyahut da otobüste gidiyorsun. Otobüslün namazla, niyazla alakası yok. Senin için de durmazlar. Çünkü belli mola yerleri var. O mola yerine gittiğinde molayı durduracaksın. Ya otobüs işte dursun ben namaz kılacağım. Demen şansın yok. Böyle cengavelik yapmana da gerek yok. Yapmayacaklar çünkü. İşte örneğin herhangi bir otobüse bittin, mola yerleri bildin. O mola yerine kadar gidinceye kadar namazın geçecekse. O yüzden namaza oturduğun yerde sen koltukta ima ile kılabilirsin.
Yalnız koltuğun üstündeki kumaşla teyemmüm edemezsin. Veyahut da camdan teyemmüm edemezsin. Veyahut da plastiğinden teyemmüm edemezsin. Bu mümkün değil. Bakarsan her şey topraktan. Din o öden hükmetmiş. Toprak ve toprak cinsi. Toprak ve toprak cinsi. Toprak ve toprak cinsini de belirlemişler uleman. Ne toprak, taş, tuğla, tiremit bunlar. Temizleyici hükmünde. Bütün her şey topraktan yaratıldı değil. İşte örneğin. Cam, plastik bir şey. Bu yok. İmamlar hükmetmişler. İmam-ı Azam Hazretleri.
İmam-ı Azam olan uygulasın. Ben İmam-ı Azam olmadığından hükmede bir camı. Ve tasarım işi ile uğraşıyorum. İddia ve şans oyunları siteleri yapmam ve içkili mekanların sitelerini yapmam ziyem uygulamadım. Darül Harp, Darül İslam hukuku giriyor.
Darül Harp hukukuna göre yapabilirsin. Hükmü vardır. Mümkün olduğunca kaç evveltiği yere kadar kaç. 11 sene önce evlendik. 2013 Nisan'ın 26'sında. Benim onun ikinci evliliğimi ben sadece zikre sohbete geliyor Allah korkusu var diye evlendim.
Ama o da nikahdan sonra sohbeti zikri dergaha gelmedi. Bahanesi de beni gösteriyorsun. Burada hizmetli ilgi. Ama şu anda bir hafta önce benden habersizle ev tutup evini, yumruğunu bozarak eşyayı kaçırmaya çalıştır. Sonra da da fikriniz yapacak diyor. Şimdi de anlaşmalı boşanmaya çalışıyor. Dedik beni aydınlatırsan Allah razı olsun. Aydınlatacak bir şey yok. Evlenmiş boşanıyor insanlar. Evlenmek ne kadar haksa boşanmak da o kadar hak. Bu noktada bir soru sorulursa bana, bu haram mı, bu helal mı, bu cahit mi, bu değil mi diye, biz soruya cevap verelim. Sonuçta Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, Hazreti Ömer Efendimiz de bir eşini boşamış.
Sahabelerin içerisinden insanlar eşlerini boşamışlar. Bizde Katolik nikahı yok. Herkes evlenebilir, herkes boşanabilirler. Boşanmanın haram olanı yasaklanmış. Boşanma pek bu noktada methedilmemiş. Ama demiş Allah'ın sevmediği helalı. Hadis-i şerif söz konusu olmuş. Ama ve lakin bizde Katolik nikahı yok. Bir kimse gayet normal nasıl evleniyorsa, gayet normal bir şekilde boşanabilir. Dervişler boşanmıyorsa, gayet normal bir şekilde kaybıyor. Dervişler de Katolik değil. Buradaki topluluğun herkesi evlenmeye de boşanmaya da kadınlar ve erkekler de muhtedir. O yüzden burayı iyi anlayalım. Bir derviş boşanmaz.
Bir derviş böyle yapmaz. Bir derviş böyle etmez. Bir derviş haramdan uzak duracak. Bunda bir sıkıntı yok. Ama bir derviş boşanabilir. Niçin ağırlığımız böyle bu noktada duruyor ki? Kadınlar da erkekler de. Herkes hata yapabilir. Hepimiz için hata kapısı açık. Biz derviş olduk diye hata yapacağız bir kaydı yok. Kadınımız da, erkeğimiz de, zahirimiz de, çavuşumuz da, şeyhimiz de. Hepimiz hata yapabiliriz. Herkesin bu hata kapısı açık. Herkesin bir eksiklik kapısı açık. Bu algıyı yıkmamız lazım. Derviş evet daha az hata yapmalı.
Bunu kabul ediyorum. Daha az, daha temkinli davranmalı. Daha disiplinli olmalı. Daha böyle günahlardan, kusurlardan kaçmaya çalışmalı. Eyvallah. Derviş daha böyle disiplinli yaşamalı. Çok affedersiniz hayvanlar gibi yaşamamalı. Eyvallah. Bunların hepsi de doğru. Ama derviş boşanmaz. Böyle bir şey yok. Yani derviş şunu yapmaz. Helal. Boşanması da helal bir kimse. Boşanabilir. Bazen telefon atıyorlar. İşte beni istemiyor. İstemeyebilir. Bir kadın bir erkeği bir müddet sonra istemeyebilir. Bir erkek bir kadını bir müddet sonra istemeyebilir. İstemeyebilir. Gayet normal bir şey.
Bunu normal algılayın. Karı koca derviş de olsa bu böyle olabilir. Ya bu derviş diye bütün her şey kabirlenecek diye bir kaydı yok. Bir kadın derviş diye erkeğin her şeyini kabirlenecek diye bir kaydı yok. Veya bir erkek derviş diye kadının her şeyini kabirlenecek diye bir kaydı yok. Biz buradaki algımızı biraz değiştirmekte fayda görüyoruz. Ya derviş boşanmaz mesele. Bununla alakalı değil de daha önce de bir iki böyle bir meseleler oldu. Ya derviş boşanabilir. Neden boşanmasın? Yani adam ahlaksızsa kadın boşanacak ondan. Varsa sıkıntılı bir durum boşanacak. Ahlaksız derken vedepsizlik noktasında. Namus noktasında değil. Veya herhangi bir sıkıntılı bir durum varsa boşanabilir.
Neden boşanmasın? Ayrılabilir. Neden ayrılmasın? Bazen mark yok. Kötü muamele yok. Ahlaken düşüklük yok. Bunların hepsi de gayet normal bir şey. Bizde bir şey var. Olgu var. Yerleşmiş böyle. Aslında doğru bir olgu değil. Yani derviş boşanmaz. Boşanır. Gönül arzu eder ki hiç kimse evini yıkmasın. Eşinden ayrılmasın. Herkes evlerini inşallah son nefese kadar götürmeye gayret etsin. Ama bu böyle hayatın sonu değil. Bizde böyle dinin dışında gelenek görenek giriyor işin içerisine. Bir erkek aradığını bulamayabilir.
Bir kadın aradığını bulamayabilir. Bu gayet normal bir şey. Veya hatta birbirisinin çekilecek bir tarafı vardır. Yani çekemeyebilir. Çekmek zorunda değil. Bir erkek öyle işte evine bakmakta sıkıntı yaşıyordu. Kadın onu çekmek zorunda değil. Kadın hem ev hem adam bakıyorsa diyebilir. Ben hem ev bakıyorum hem adam bakıyorum hem çocuk bakıyorum. Ne işin var benim seninle? Yürü git bak işine diyebilir. Veya hatta erkek umduğunu bulamıyordur. Evde kadın düzgün değildir. Temizliğine bakmıyordur. Düzgün hareket etmiyordur. Adam nereye kadar çekecek? Bir yere kadar. Buraya kadar benim diyebilir. İlla ki onu ben bu derviş ömür boyu çekecek diye bir kaydı yok. Bunu kafamızdan silerim.
Veya hatta birisiyle evleniyorsunuz. O iyi derviş. Yani o dervişse o dört dörtlük on numara ahlakı düzgün bir kimse değil. Herkes için geçerli. Biz hepimiz de yamuklardan kurulu bir topluluğuz. Eğriyiz. Geçenlerde burada bir sohbette dediğinin var mı medreseden yetişip buraya gelen bir tanesinin eli katmadığı. Biz bu eriyiz.
Bunu tekrar tekrar söylüyorum ben. Biz onuz üzerinden onluk insanlar değiliz. Kendimizi de saklamıyoruz zaten. Nerede Ali? Hakkı buluttan ben buyum muydun? Neydi? Ben buyumun? Evet. Ya bu böyle kendimizin eksikliğine, noksanlığına prim vermek demek değil bu. Yanlış anlaşılmasın. Ama buradaki arkadaşlarının hepisi de onların adına, sizin adınıza konuşabilir miyim? Önce mi? Tamam. Hepsinde eksiklikleri, noksanlıkları var. Ben de dairim. Böyle biz ya işte oraya gittik ya on numara hepsi değiliz kardeşim. Bizim daha dün adam meyhaneden kalkıp gelmiştir. Dün cigara alayı daha sarmayı bırakıp gelmiştir.
Dün hapı bırakıp gelmiştir. Serkeşliği bırakıp gelmiştir. Hatta serkeşliğine devam ediyordur. Bizim en düzgünümüz Bilal. Ne yapabiliyor? Nereye gitti? Buradaydı ya az önce girdi ya. Ah en düzgün. Gel şuraya gözümlendirdim. Mesela most alalım. Gözümün önünde geliyor her şeyden. En düzgünümüz Bilal Hoca bizim. Yani onun böyle bir serkeş bir hayatının olduğunu ben hiç bilmiyorum çünkü. Tanıdığımdan beri böyle düzgün istikamet üzerinde bir kimse şu anda da Diyanet'te zaten.
Yani sorarlarsa bana bu cemaatin içerisinde en düzgün tanıdığım kim? Bilal Hoca'yı gösterdim. O da kızardı bozardı zaten şu an. O da diyordur şimdi en düzgünüm ben senin. Vah var düzgünüm. İşin latifesi. O yüzden kıymetli dostlarım. Bu bayanlara, herkese bütün herkese bu. Bizden on numaralı bir işe beklemeyin. Değiliz. Değiliz. Biz hepimizin bir tarafları kırık. Biz perşembeleri toplanıyoruz. Kırığımızı tamir etmek için. Bir taraflarımız eksik. Bizim sabre toplanıyoruz. Koşuşturuyoruz bir yerlere ya. Hep eksikiz biz. Eksiğimizi tamamlayalım diye. Soruyorlar. Ya nasıl koşuşturuyoruz? Böyle işte biri söyle dedi. Ya dışarıdan izliyorum dedi.
Deliler gibi koşuyorsunuz dedi. Hiç farkında değilim dedi. Ya nasıl koşuyorsunuz dedi. Dedim bizim her tarafımız kırık. Biz dedim koşuyoruz. Yani bir ümit ediyoruz dedim. Yani bu sohbette düzenemedik. Bir daha sohbette düzenleriz. Biz bu Zikrullah'ta tamir edemedik. Bir dahaki Zikrullah'ta tamir edebiliriz. Burada olmadı. Yarın Yunak'ta olabilir. Yunak'ta olmadı. Ertesi gün Bursa'da kapalı spor salonunda olabilir. Orada da olmadı. Biz Bayrampaşa'da olabilir pazar günü. Ama ondan önce İğitir köyü var. Gündüz İğitir'e gideceğiz öğlen saatinde. Ümit edilir ki İğitir'de olabilir. Orada olmazsa Bayrampaşa'da soluklanacağız. Eksik. Çok.
Biz bu noktada yok. Biz tamız hiçbir iddian olmadı dedim. Siz de bana nasıl olsa erkekler cemaat olarak vekil ettiniz ya adımıza konuşabilirsiniz diye. O yüzden ben eksik olduğundan belki de hepinizde eksik görmüş olabilirim. Mümin, müminin aynasıdır. Ben kendimi öyle mümin de görmüyorum ama sizde eksiklikimden değil. Ben kendi eksikliğimi anlatıyorum. Ben kendi eksikliğinin haberim, kendi eksikliğimden bir nebze olsun haberim var. Çok haberim yok o kadar da çok böyle dafletten çıkmış bir insan değilim. O yüzden biz eksikiz. Öyle olunca bizim arkadaşlar haydi haydi eksik olur. Zannediyorum bayan kardeşler de bana vekalet verirler bizim adımıza konuş diye.
Var mı vekalet? Tamam onlar da eksik. Biz bay bayan cemaat olarak komple eksik bir cemaatiz. Bizim hatalarımız, kusurlarımız, yanlışlıklarımız olur. Bayan kardeşlerde de olur, erkeklerde de olur. İstiyorlarsa bu noktada eksik noksan olarak bildiklerinden dolayı evlenmeyebilirler bizlerle. Evli olanların ikallarını feshedebilirler böyle eksik adamlarla, kadınlarla uğraşmaktansa velah da anamim siz bakın yolunuzda, biz bakalım yolumuzda diyebilirler.
Bunların hepsine de açıkız. Bir sıkıntımız yok. Doğru mu? O yüzden yapacak bir şeyimiz yok. Biz sadece bakın bugün sohbet başladığından beri bir şey söylüyoruz. Haram işlememeye gayret ediliyor. Boşanmak haram mı değil. Haram boşamayız. Üç talak verin. Haram boşamak yok. Boşanacaksan bir ay bekler iddedenin. Bir talak ver. İkinci ay bekler iddedenin. İkinci talak ver. Üçüncü ay bekler. Üçüncü talak ver. Boşama bu. Bunun haricindeki boşama normalde bu noktada helal boşama değil. Böyle bir şey yaparlarsa rüce ettiriyorum ben. Böyle boşa diyorum. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle yaptırmış çünkü.
Hazreti Ömer Efendimiz oğlu Abdullah boşamış üç talak birden. Bakın onlar da boşamışlar. Şey değil mi? Biz katolik değiliz çünkü. Üç talak birden vermiş. Olmaz demiş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Dön geri demiş. Dönmüş üç. Ayrı ayrı birer talak birer talak birer talak vermiş. Bu doğru boşama. Doğru boşama. Helal boşama bu. Bana haram mı helal mı diye sorarlar. Nasıl bunu söyleyeceğim laf bu? Bana böyle ben üç talak da boşadım derse ben diyorum ki dön geri. Sen cahiline gelmiştir bilmem ne gelmiştir. Biz hepimiz eksik noksanız sonuçta din bilen bir insanlar değiliz. Medreseden yetişmedik. Öyle halinde değiliz. Hafızda değiliz.
Çok harika bir din bilgimliğimiz yok. Bilgimiz yok. Ben de yok ki dön geri. Sen üç tane ayrı ayrı talakta boşan. Ömür türü birisi boşanacak boşanacak. Hiç kimseye sen boşanma demem. Hiç kimseye sen boşan demem. Hiç kimseye de böyle emir vakti sen bununla ayrılam demem. Şimdi özellikle Müslümanlara, müminlere, kardeşlerimize gülen yüzlü merhametli olabilmemiz için niye önem verin?
Siz şefkatli olun, merhametli olun. Şefkatli ve merhametli olun. Bu yeter. Sevmek onun üstü tabii. Ama biz şefkatli ve merhametli olmaya gayret edelim. İnşallah. Seyit davetiye. 27 insan pazar saat 11'de.
Yer İdirköy'ü Gürsü. Muhammed'in kardeşlik. İnşallah. Kutu doğumlar. Bütün kardeşleri bekliyor. İdirköy'ü bu noktada şey biliyorsunuz. Merkez oldu. İsmail Efendi seni de meşhur etmişler ya. Allah'a ya bak. Teşekkür ederiz. Ercan, davidimiz için.
İnşallah geleceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse. Şuradan bir paragraf okuyayım olmaz mı? Hibmeti korumak, güzel arkadaşlık etmek ve arkadaşlara hizmet etmek ve gelen dünya geçimliğinde arkadaşlara ihanet etmemek onların edebidir. O zaman dervişliğin, sufilin adatlarından birisi hibmeti korumak.
Yani hibmet birbiriyle yardımlaşmak, birbirini desteklemek. O kimse birbirine yardım edecek, birbirini destekleyecek. Bu noktada kendi kendini bunu desteklemeyi, birbirine yardım etmeyi kendi üzerinde vasife görsün. Güzel arkadaşlık etmek, arkadaşlığını da güzel edecek. Arkadaşlığını güzel etmenin birinci derecede, birinci derecede en önemli şey zarar vermemek.
Biz zarar vermeyelim etrafımızla. Arkadaşlarımıza zarar vermeyelim, arkadaşlarımıza ilk olmuyor. Diyor ki ondan sonra arkadaşlara hizmet etmek. Zarar vermediğimi arkadaşlarımıza hizmet etmek. Kitabı elime alınca aklıma Orhan Hoca geldi. Son İzmir'e gittiğimizde Orhan Hoca böyle anlatıyor. Gitmiş görüşmeler yapmışken anlatırken anlatırken en sonunda ben şimdi dinliyorum. lafı aldı, getirdi şimdi Sülemin'in bu Risalesi'ne getirdi. Böyle işte kitabı met edecek, övecek böyle. İşte aslında dedi Sülemin'in Risalesi'ni okusa bir kimse dedi, ne Mesnevi'ye ihtiyacı kalır dedi, ne Arabi'ye ihtiyacı kalır dedi. Güldüm ben, neden güldünüz dedi, ben dedim yaklaşık yirmi üç yıldan beri oradan ders yapıyorum da ona güldüm.
En sonunda dedi, ya pes ya dedi, seninle bir şey tartışamayacağım hiç dedi. Neden dedim ben, ya şunu diyorum dedi, oradan cevap veriyorsunuz dedi. Ya siz gerçekten dedi Sülemin'in Risalesi'ni mi okuyorsunuz dedi. Senin benim perşembe sohbetlerim dedim, arkadaşları diyorsun, Sülemin'in Risalesi'ndendir dedim. Bizim arkadaşları dedim, Arabi anlamaları dedi, Mesnevi anlamalarının dedi, temelinde dedi, Sülemi yatar dedim. Çünkü dedim ben, Sülemin'in Risalesi'nden yıllardan beri dedim, dönerdi, ben okurum dedi. Elimde kitap olup olmaması önemli değil, benim sufi anlayışım dedim, Sülemin'in Risalesi'ni bağlı. Ya pes dedi ya, desene size biliyorsunuz dedim. Dedim Süleyman Ateş'in doçertlik tesidir o dedim ben, ilk yayınlandığında almıştım dedi.
Ve o günden bugündür dedim ben, Sülemin'in Risalesi'ni ders yaparız. Çünkü o dedim, Kur'an ve Sünnet'e dayalı tasavvuf anlattığı insanlara dedi. Şimdi kitap elimi alınca, Orhan Icaklıma geldi. Ondan sonra o tabii, sohbetlerde notlar tutuyor. Ondan sonra gidiyor, ilahiyat fakültesinde almış olduğu notları bir daha orada istişare ediyorlar. Tabii diğer ilahiyatçılara sonu kovacaklarımız. Demişler yani, sıkılmaya başlamışlar, Allah'ın gerisi. Çünkü kitap elimi alınca, aklıma oldu yani. Benim aklıma geleni söyleyeyim, kırıklık var ya elimizde. Kırıklığımız da duçar oldu böylece. Evet, arkadaşlara hizmet etmek. Ya normalde demek ki, biz hizmeti koruyacağız.
Yardım etme, koruma, muhafaza etme, duygumuzu koruyacağız. Ve o hizmetimizi korumakla arkadaşlarımıza ne yapacağız? Güzel arkadaşlık edeceğiz. Bunun alt zemini, ona zarar vermemek. Dilimizden, gözümüzden, kulağımızdan, elimizden, ayağımızdan arkadaşlarımıza zarar vermeyeceğiz. Çevremize zarar vermeyeceğiz. Sizin en hayırlınız etrafına hiç zarar vermeyeninizdir. İkincisi, yardım etmek. Bakın önce zararı keseceğiz. Üçüncü, yardım etmek geliyor. Üçüncü, yardım etmek ne demek? Evet, sizin en faydalınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Biz etrafımızda yapabildiğimizde, yapabildiğimizde faydalı olmaya çalışacağız. Ve ondan sonra da diyor ki, arkadaşlarımıza hizmet etmek ve genel dünya geçimliğinde arkadaşlara hıyanet etmemek.
Yani birisinin ticareti var, onun ticaretine hıyanet etmemek. Birisinin hakkını yememek arkadaşlar. Birisinin bir işi var, onun işine göz dikmemek. Allah muhafaza eylesin. Her türlü sıkıntılardan kurtulmayan, bazı kardeşlerin üzerinde bu noktada sıkıntılar var. O yüzden korku rahatsızlığı olan, bir şeyden korkan çekinen,
böyle bir işte cimni tayfesini görüyor mu diyen varsa, onlarla ama, bu tedavisi mümkün olmayan hastalıklara, dünçer kalanlar varsa, sarı gibi, kanser gibi, fiziki olarak yapılması, yapılacak bir şey kalmayan bir rahatsızlığı olanlar varsa, bu tip manevi diye adlandırılan ama psikolojik, psikolojik problemler olanlar varsa, herkes bu noktada niyet etsin inşallah.
Kendi üzerinde olmayabilir, kardeşlerin üzerinde, akrabalarının üzerinde, çocuklarının üzerinde, hanımının üzerinde, maddi mananın etrafında kimin ne problemi varsa, inşallah ona niyet edelim. La ilahe illallah La ilahe illallah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi