Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 18 Nisan 2014 · 42:10
Allah gecenizi öylesin. Cenâb-ı Gündüz'ünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, namlınızı hayırlı eylesin. Umutlarınızdan nail eylesin. Kortuklarınızdan hıfz-ı muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak mühmet-i Muhammed'e birlik, birlik, beraberlik etsin. Şafirlerin karşısında tek vücud eylesin. Âmin. Âmin-i İslam'ı Cenâb-ı Hak münafıkların, mültehlerin, müşriklerin, katillerin üzerinden her daim kuvvet eylesin. Âmin. Allah ümmet-i Muhammed'i o güzel günleri göstersin. Âmin. Âmin. Bir hanımla evlenmek için görüşmeye başladığında bu işin olması için aşırı derecede güçlenmek. Bu anlamak doğru mudur?
Yoksa nasibin ise zaten olacaktır değil. Normal akışına mı bırakılır? Bu böyle kaidesi, kuralı olan bir şey değil. Bu bir meselelerde insanlar kendilerince, kendi dairelerinde kendince mücadele ederler. Bir kimse hayırlısı, nasip değilmiş deyip geri dönebilir. Ama bir kimse işin sonuna varıncaya kadar olması için de mücadele edebilir. Bu o kimsenin kendi hayata bakışıyla, hayata yüklediği yükle önemli. Şimdi böyle yaptığım deli değil, hemen kısadan bir örnek vereyim. İşte dün İstanbul'a gidecektim ben. Saat 3'e, Mudanya'ya bilet aldık yetişir miyiz, yetişemez miyiz diye düşünürken, biz halk gayret, halk gayretle yetişemeyiz diye düşündüğümüz olmasına rağmen, hani böyle belli değil, biz Mudanya'ya kadar gittik.
Kendimce baktım, gemiyi kaçırdım. Gayet selametli bir şekilde döndüm gönü. Kendimce dedim ki, ben ne oluyor? Yani elimden geleni yaptım. Ben sonuna kadar iki görüşteme kadar mücadele ettim. Almadı dedim, döndüm gönü. Gitmeseydim rahatsız olur. O yüzden bir kimse bu tip meselelere bakarken, kendince davranıyor. Bir şeyde dil harama, helala karışıyor. Bir kendi içerisinde kayıtları vardır. Bu tip meselede bir erkek veya bir kadın haram bir şey istemez olur. O yüzden dil, hadisi kutsi mucibince haramlarla örülüyor. Yani haramlar bellidir. Bir kimse o haramın üzerinde herhangi bir şey, haramın üzerine bir şey ölmez. Haramın üzerine gitmez. Haramı işlemez.
Ölürtüm o kimse kendi halet-i ruhiyesine göre davranacak. Kimisi fazla sıkıntıya gelemez. Fazla ısrarı gelemez. Bir şeyde muhkün bıramaz. Ne demişler, ya nasip böyle demişler. Kendince böyle çekilir. Ben öyle olanlardan değilim. Ben bir şeyin böyle sonuna kadar gitmekten, sonuna kadar sürmekten yana. Allah bizi affetsin. Bir insan diğer insanlardan sıkılıyorsa, onlardan uzak kalmak istiyor. Ve hep içinde bir sıkıntı hissediyorsa, ne yap? O da bir kardeş nefsine uymuyor. Buna nefis ve şeytan insanlardan uzaklaştırıyor bunu. Nefis ve şeytan bunu insanlarla arasında bir noktada kopukluk koyuyor, perde koyuyor. Eğer bu noktada insanlardan sıkılıp, kendi kendinize yalnız kalmak istiyorsanız, bilin ki Kur'an ve Sünnet'in kendi içerisindeki kaidesinden uzaklaşıyorsunuz.
İşte insanları beğenmemek, insanları kötü görmek, insanlardan sıkılıp, kendi başına bir hayat, kendine göre bir hayat kurulamaya çalışmak, Kur'an ve Sünnet öğretisinin içerisinde olan bir öğreti değil. Bazı hadis-i şerifler var. İşte fitne zamanında dağlara çekilmek, fitne zamanında işte çobanlık yapmak, koyunların peşine düşmek, fitne zamanında yalnız kalıp, işte ağaç kabuğu dahi yemek zorunda kalınsa, onu tercih etmek gibi hadis-i şerifler var. Bu hadis-i şerifler, bu da insanların aleti ruhiyesine göre yapabileceği hiçbir şey kalmazsa o kimsenin veya o kimse kendince yapacak bir şey göremiyorsa, bulamıyorsa, bunun içindir o. Yoksa bir kimseye bir kendini anlatabiliyorsa, bir kimse namaz kılabiliyorsa, insanların önünde namaz kılabilecek gücü var ise, insanlara la ilahe illallah diyecek kadar gücü var ise, insanlara hiç olmazsa bir doğru biliyorsa ve o doğruyu aktarabilecek, kendinde bir doğruyu da aktarabilecek bir kapasite var ise, o kimsenin kenara çekilmesi, insanlardan uzaklaşması,
Kuran ve Sünnet mücadelesi veren İslam dünyasının tam kalbine vurulmuş bir hançer gibi. O yüzden bir Müslüman'ın geri çekilmesi, geri adım atması, bir Müslüman'ın dağa çekilmesi, bir Müslüman'ın bir şeyden yani Kuran ve Sünnet tarihsindeki hizmetten, koşuşturmaktan elini eteni çekmesi, o Müslüman'ın Allah'ın onun üzerine vermiş olduğu nimetlere ihanet etmesidir. Allah muhafaza eylesin. İşte ben küstüm gittim, ben darıldım gittim, ben yandım gittim, ben gittim, beni anlamadılar, beni tanımadılar, bana şunu dediler, bana bunu dediler, bu insanlar da böyleyse ben evime çekilirim, bu insanlar böyleyse ben gitmem, hepsi de heva hevesin şeytanın aldatmacısı. Şeytan o kimseye almış, kucağında dolaştırıyor.
Hatta kucağında da dolaştırmamış, şeytan o kimseyi yutmuş, midesinde dolaştırıyor. Bizim yolumuz halkın içerisinde durup, halkın eziyetlerine katlanarak da Kuran ve Sünnet tarihsinde yaşama ve yaşatma mücadelesi verme yolu. Biz insanların içerisinde duracağız, insanların içerisinde Kuran ve Sünnet'in hakim olması için mücadele edeceğiz. Bu mücadelenin içerisinde laf da söylenecek, eleştirilecek, eleştirilecek de küfrümüze de fetva verilecek, arkadaşlarımız da laf söyleyecek, kardeşlerimiz de laf söyleyecek, çekiştirecekler, itelecekler, çimcekleyecekler, tırmalacaklar, kolumuzu kıracaklar, ayağımızı kıracaklar, başımızı kıracaklar, gözümüzü çıkaracaklar, malımız gidecek, canımız gidecek, çoluğumuz çocuğumuzdan ayrı kalacak, malın her şeyimiz, her türlü sıkıntıyı yaşayacağız.
Ve onun içerisinde onları yaşarken dahi, Kuran ve Sünnet tarihsinde, yaşama ve yaşatma mücadelesinde bir kılımız, bir tüyümüz dahi iş yapacaksa, biz ayakta durup, orada durup devam edeceğiz. İnsanlardan sıkıldık, insanlar şöyle kötü, dervişler böyle kötü, cemaat böyle kötü, cemaattekinler böyle kötü, işte arkadaşlar beni anlamadılar, tanımadılar, yağ yaptılar, çamura battılar, sen çok iyiydin de hiç kimse anlamadı.
Hepsi de heva ve heves ve şeytanın meselesinden başka bir şey değil. Önemli olan, ayakta olmak, devam etmektir. Benim meşhur bir sözüm vardır, burada olmaktır. Ben, bir kimse hata yapar, kusur işler, yanlış yapar, içki içer, kumar oynar, zina eder, hovarlılık eder, yan yatar, çamura batar, ne yaparsa yapar, yapar insan o. Perşembe günü derse geleceğim diyorsa, hepsini de temizleniyorum. O kimse derse gelecek, burada olacak o kimse. Ne yaptıysa yaptı, yaptı, burada olacak Perşembe günü. Hani buradaların meşhur bir sözü var, Ulu Camii ile alakalı derler ki, sen minarenin gölgesini terk etme, hani Ulu Camii'nin gölgesinden terk etme, gölgesinin etrafından çıkma derler, dergahın gölgesinin etrafından çıkmayın.
İnsanlardan uzak durmayın, insanlardan kaçmayın, insanlardan sıkılmayın, derviş kardeşlerinizden sıkılmayın. Kadir-i Şerif'te ne diyor? Sıddık. O kimsedir. Gelmeyene gider, selam vermeyene selam verir. Kendisini aç bırakanı doyurur. Sıddıklik o. Allah bizi onlardan eylesin. Cennette de Allah'ı kendi zannımızla göreceğiz demişlerdir, açıklanmışsınız.
Demişimdir. Dediğin doğruluysa dörte vesel ol, dediğin doğru değilse atın gitsin. Bütün kim Allah'ı tanıdığını iddia ederse o kendi zannımca tanınmıştır. Ve kendi zannı ve kapasitesince tanınmıştır. Yine olduğu gibi tanıyamazsın. Olduğu gibi bilemez. Herkes bildin der. Bir an gelir, bildin diyen bir, bilmediğinden der. İki, sarkoştur. Sarkoştur. Ayıp değildir. Bilmeyenler bildin derler. Zahir ulema kendince bildin der. Veya dervişliğin sıyırıntısından nasiptar olan.
Sıyırıntısı. O böyle yalan yapacak onun dudağına bir parmak bal çalmışlar. O yalan yapacak iki kelime öğrenmiş, üç beş cümle kurmasını biliyor. Öyle sufi, çok özür dilerim. Sözüm mezişten dışarı. Çok çok özür dilerim. Öyle sufi bozultuları vardır. Ağır bir tabir oldu ama, bunun başka türlü ifade edemiyorum ben. Onlar sufi bozultusudur. Üç beş kelime öğrenirler, namazı hafife alırlar. Üç beş kelime öğrenirler, orucu hafife alırlar. Haram, helal çizgisini hafife alırlar. Üç beş kelime öğrenirler, böyle sufilin içerisinde olmazsa olmaz kaideleri hafife alırlar. Üç beş cümle kelime öğrenirler, islamın olmazsa olmazlarını hafife alırlar. Onlar sufi bozultusudur.
Onların başında sarı takke de olsa, onların üstünde cübbe de olsa, onların üzerindeki sarı takke, cübbe soyulup, böyle tabiri caizse, yani kıyafetsiz manasında değil, sufi kıyafetlerinden onların soyulup cız çıbrat meydana çıkarılması gerekir. Onlar sufi bozultusudur. Bu tip kimseler bildiklerini iddia edebilirler. Ve biliyoruz diyebilirler. Kim ne biliyorsa bilsin, bakacak olduğunuz noktası şeriatı olacak. Bizi bağlayan olur. Bir kimsenin Kur'an ve sünnet dairesinde şeriatı muhkem olacak, sağlam olacak. Şeriattan sapması olmayacak o kimsenin. Tarikatın kendi içerisindeki sünnet-i Resulullah'tan alınma, kaideleri o kimsenin üzerinde tesis edecek.
Bizim şeran bakacak olduğunuz yerler bunlar. Geri kalan takvası iç alemi Allah Allah kendisinin arasında bizi ilgilendirmez. İşte böyle bir kimse ise o bildin demez. Derse sarhoşluğuna veririz biz onu. Deriz ki bu sarhoş olmuş, bir kadar içmiş. Bu öylesine bir Allah demiş. Öyle bir Allah dediğinde bu kendinden geçmiş. Ve kendinden geçtiği için kendi zannınca, kendi zannınca gördüğünün ve bildiğinin bu kadar olduğunu zannediyor. O yüzden bu kadar olduğunu zannettiği için o bildim demiş. Onu hoş görürüz. Sarhoş. Ayıldığında deriz biz ona. Sen böyle mi dedin, böyle mi demek istedin? Yok ya ben öyle mi dedim diyorsa sarhoşlığına verdin.
Kale alınmaz. Rütütü bir kimse bildim diyemez. Ve bilen kimse o esnada binebildiği yere kadar binmiştir. Kimisi bir bardak suda boğulur, kimisi bir tesli suda boğulur. Kimisi bir küçük gölde boğulur. Orayı derya zanneder. Kimisi Akdeniz'i pardon, Marmara'yı derya zanneder. Çocuk okyanusu görmediyse Marmara'nın kenarına koysamını Marmara'yı okyanus zanneder. Ona desen ki bundan daha büyük deniz var. İşte Akdeniz'e götürsen, Akdeniz'e öyle cebeli tarihe doğru diyor baksa çocuk, der ki ya okyanus burasıymış, burası değilmiş. Bu şuna benzer.
Hani İbrahim Aleyhisselam bir gece Marmara'ndan dışarı çıktı. Bir baktı ki yıldızlar var. Dedi ki olsa olsa Rabbim benim bunlardır. İçinden bir tane de parlak yıldız Silris yıldızın olduğu söyledi. Onu gördü, içlerinden en parlak bu dedi. Olsa olsa budur benim Rabbim. Ama ay ardından ay böyle salına salına çıkınca baktı ki en büyük ışık ve en büyük yıldız o. Dedi ki benim Rabbim olsa olsa bu olur. Sabah tan yere ağır güneş çıkınca dedi ki olsa olsa bu olur. Çünkü bu çıkınca bütün hepsi de söndü gitti. Akşamına o da batınca ben vatanları sevmem dedi. Onlar da kurtuldu. Bunun gibi bir kimse sufilik yolunda bir yıldız görüp o yıldızı ahtap kabul eder. Der ki ya budur her ende.
Veyah da bu kadardır. Veyah ilah budur. Tanrı budur. Rabb budur der. Ardından normalde yıldız ayın önünde görünce aya el pençe durur. Aya el pençe durunca der ki bu her ende. Güneş doğar. Güneş doğunca der ki bütün hepsi de silindi süpürüldü. Bu olması lazım der. Ama akşam olur o da batınca heyha artır. Hiçbirisi de değilmiş. Bu ona benzer. Bir kimse Cenab-ı Hak'tan bir tecelliyat ona gelir. O tecelliyat ona gelince o tecelliyatı o zanneder. O sıfatın tecelliyatına mazhar olmuştur. O sıfatı görünce bütüncül noktasında o da. Ama ardından bir sıfat daha tecelli eder ki öbür sıfatın fevkinde bir tecelliyata mazhar olur. O zaman der ki hayır ya budur o zaman.
Bu buna benzer. O yüzden bir kimsenin bildim demesi kendincedir. Kendi kadardır. Öyle olunca Cenab-ı Hak'ı ne kadar tanırsa tanısın bir kimse hep zannı ve zannınca tanır. Ve zannı kadar tanır. Ve zannı burada ne kadar üstünse tanıması ne kadar faziletçe yukarıdaysa evet cennette de hazreti Allah Celle Celaluhu ilk tecelliyatında o onu tanır. Ama onu tanırken dahi yine kendi zannınca tanısın. Yine bütünü bütünlüğü içerisinde bütün olarak tanıması bu manada biz kullar için mümkün değildir. Diye düşünüyorum ben kendim. Allah beni affetsin. Affetmedeki sınır ölçü nedir? Ya normalde bir Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Kur'an'ın yerinde en büyük vasıflarından, özelliklerinden birisi onun af peygambere olması.
Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere af yolunu tutardı. Bu manada Cenab-ı Hak ona emretti dedi ki ey Habibim sen af yolunu tutun. O yüzden o kendi nefsine, kendisine yapılan bütün hata ve kusurları affetti. Ve etrafındaki ashabı da af yolunu tercih ettirdi. Ama bir şey Allah'ın hukuku ise Allah'ın hukukunu kulların affetmesi, Allah'ın hukukunu kulların kendi üzerine alması bu noktada problem var.
Yani namazın kılınmayışının affedecek olan Allah'tır. Bu Allah'ın hukukudur. Bir kimse farzları yerine getirmediyse bu Allah'ın hukukudur. Kulların bunda affetme veyahut da kulların bunda namazı sakit etme, farzları sakit etme hakkı yoktur. Ama bir bireyin kendi bireyine, kendi şahsına yapılmış olan hata ve kusurları kendince o kimse affedebilir. Bu da mübarek sayınılmış, methedilmiş. Sorunun devamı. Sevdiğimiz, evlenmeyi düşündüğümüz kız birden fazla aldatmasına rağmen onu nasıl affetmeliyiz? Hataları nasıl unutabiliriz? Sevdiğimiz dediğimiz zaman bu işin hukuku değişir. Bir kimse bir kimseyi seviyorsa, seven kimsenin, seven kimsenin. Sevdiğinin üzerinde hata, kusur görmesi çok büyük günahı kebay'dır.
Sevenin sevdiğinin üzerinde bu manada hata, kusur, yanlış görmesi uygun değildir. Bir kimse, evlendiğim kişi dese, evlenecek olduğum kimse, evlendiğimi düşündüğüm kimse deseydi, işin içerisinde sadece hukuk olacaktı. Ama bir kimse, sevdiğin dediğinde hukuk hemen değişti.
Bir kimse, bir şey, bir şeyi seviyorsa, o zaman hukuku sevginin üzerinde tecellin edecek. Hadisi şerif, sevenin gözü gör, kulağı sarırdır. Kime sevdiğine karşı. Erkekler o yüzden bir kadına aşık olmazlar. Vardır, yoktur demiyorum ben kolay kolay diyorum.
Çünkü erkeğin hep bir tarafı kadınlara karşı hukuki çalışır. Hukuki çalışınca, kadının erkeğe karşı aşıklığı olmaz. Muhabbeti olur, beğenir, muhabbet eder. Sever de. Aşıklık farklı bir şey. Bir kız, bir erkeği seviyor ve onunla evlenmek istiyorsa ne yapmalı?
Yüzün ablaya benzedim ha. Annesinin babasını göndersin. Şimdi soruyor ya, sorduysa cevap vereceğim. O da yapsın şimdi. Kız seviyorsa o erkeği annesinin babasına söylesin. Annesinin babası gitsin, adamı istesin kızına. 6-Z, 51-63. Yolu kapatmış. Sahibi buradaysa. Ben şunu öğrenmek istiyorum. Buraya gelen genç kızlarımıza bir şey sorsak. Kaç göç yapıyorlar, bu normal. Ama çarşı pazarda hiç tanımadığı insanlarla çatır çatır pazarlık yapıyorlar. Bu nasıl olacak?
Açıklık getirilmişsiniz. Benim yaşım 45. Çocuğumun babası yaşındayım, çoğunun babası yaşındayım. Allah'ın selamı sizinle olsun. Harika bir şey yapıyorlar kaç göç yapmakla. Kaç göç yapmaları Allah'ın emri. Allah'ın emri. Lay lay yom yapacak değiller ya. O yüzden arkadaşlar mümkün olduğunca buraya gelen bayan kardeşlerle irtibat kurmaya kalkmayacaklar. Nefis bir şeyi bahane edip habire onlarla konuşmak ister, bir şeyi sormak ister. Bu kardeş dini tam bilmiyor ki, böyle düşünmüş. Onların kaç göç yapmasını takdir etmesi lazım.
Bunun karşısında pazarda, çarşıda çatır çatır pazarlık yapıyor dediği kimseler, o kimselerle beraber çarşıya pazara mı çıktı? Buradaki o derviş kardeşlerin kızlarıyla veya buraya gelen derviş kardeşlerle pazara mı çıktı ki çatır çatır pazarlık yapıyorlar diye böyle konuşacak? Bunlar hoş şeyler değil. Bir kimsenin Kur'an ve sünnet dairesindeki davranışını, Kur'an ve sünnet dairesindeki bir düşüncesini, fikriyatını, fiiliyatını küçük görmek, hor harkin görmek insanı küfre götür. Aferin o kızlara ki kaç göç yapmışlar, konuşmamışlar. Aferin.
Bunun böyle bir problemmiş gibi. Veyahut da işte çarşıda nasıl olsa konuşuyorlar. Çarşıda zaruretten konuşabilirler. Veyahut da konuştuklarına karşı senin elinde bir şey mi var? Beraber çarşı pazar mı yapıyorsunuz derviş kıldaza? Ayıp ve haber şeyler. Evet, bayan kardeşler kaç göç yapacaklar. Dinin emri mümkün olduğunca erkek arkadaşlarla, erkek dervişlerle isterse dedesi yaşında olsun konuşmamaya gayret edecekler.
Erkek dervişlerle samimi olmamaya gayret edecekler. Erkekler de bir işleri güçleri yokken onlara böyle işte bir şey soracağım, bir şey öğreneceğim diye yaratılık yapmayacaklar. Burada namusumuz. Bu noktada erkek derviş kardeşler asla ve asla, herhangi nerede olursa olsun, hangi bölgemizde olursa olsun, gerekmedikçe bayan kardeşlerle haşır neşir olup konuşmak için fırsat kollamayacaklar.
Böyle Facebook'ta orada, burada, burada, zıvırda konuşmak için fırsat kollamayacaklar. Bu yanlış. Kaç göç olacak Allah'ın emri. Dervişli dergahı bahane ederekten böyle işte konuşuverelim, ediverelim, ya şunu soruvereyim, öyle bir şey yok. Herkes adabına, erkağına riayet edecek. Herkes Kur'an ve sünnet dairesinde duracak. Herkes kendince laf getirecek, küf getirecek, kendince Kur'an ve sünnet dairesinde yanlış anlaşılacak, aldılanacak bir şey yapmamaya gayret edecek. Kızını bekliyorsa mesaj açacak, söyleyecek şu saatte buraya gel diyecek. Gelecek buraya. Kızını bekliyorsa söyleyecek şu saatte şuraya gel. Kadınlarda gidecekler, o saatlere riayet edecekler.
Kadın erkek, bu noktada herkes disiplini elinde tutacak. Allah'ın emirlerinden gevşeklik yapmayacak. Gevşemeyecekler. Gevşemeyeceksiniz. O gevşekliğin ceremesini çekeriz sonra. Hizmet edenler bu noktada çok dikkatli olacaklar. Erkekler hastanını sokmayacaklar.
Bayanların hizmetlerine, çalışmalarına, koşuşturmalarına, burunlarına sokmayacaklar. Onlara laf söylemeyecekler. Onlara kalkıp da tepeden konuşmayacaklar. Onları Angarya gibi görmeyecekler. Birisi onun kendisine muhatap görüp, onları bu noktada kalkıp kendi kafasından sevk idare etmeye kalkmayacak. O yüzden asla ve asla Kur'an ve sünnet dairesinde davranılıp hiç kimse gevşemeyecek.
Hiç kimse. Yok ki benim yaşım 45'ti, benim yaşım 55'ti, benim yaşım 75'ti yok. Herkes disiplinini elinden bırakmayacak. Herkes bu disipline riayet edecekler. Bu yazıyı okuyamadım ki ya. Dokuz Nisan'da hastaneye yattım. Garip bir çöpçük üzerime sizi aradım herhalde. Sizi istedim. Daha sonra burnum kanadı. Hastalandım, özledim. Kan içinde özlediğim sekerler.
Sonuçlu burnum kanadı. Biz kimsenin burnunu kanatmayız ya. Bir rahatsızlık vardır, o yüzden burnumuz kananmıştır. İnsan sevdi mi gözü kanar. Burnu kanamazsın. Gözünden yaş akar insanın. Gözünden yaş atmayan bir kimsenin burnu kanar. Gözünüz yaşlı olsun. Gözünüz yaşlı olsun. İnşallah. Allah bizi affetsin. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Bu kardeşin sorusu üzdü beni. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin. Böyle algılanması, böyle konuşulması normalde, Kur'an ve sünnet dairesinde ne kadar güzel bir şey. Bir kimse bir saatine Kur'an ve sünneti işlese, yarım saatini işlese, on dakikalığına işlese, takdir edilecek bir şeydir.
Bir kimsenin yirmi dört saatini düşünün. O yirmi dört saatin içerisinden o kimseyi, siz üç saat Kur'an ve sünnete çekmişiniz. Üç saatini, onu Kur'an ve sünnet dairesine almışsınız. Şeytandan çalmışsınız onu. Saat kaçta geldi millet buraya? Sekizde geldi, sekiz buçukta geldi. Kaçta kalacak buradan? On göze kalacak. Üç saat Kur'an ve sünnet dairesinde burada kaldık. Cenab-ı Hak, bire bin verir. Üç saat kalsa, onun bire bin vermiş olsa, üç bin saatine bedel olur. Siz bunu küçük görürsünüz. Bir kimse gelse, burada üç saat ibadet etse, sohbetle, zikirde üç saat yedir.
Üç saat kendini burada günahtan korudu. Üç saat kendini burada muhafaza etti. Cenab-ı Hak, bire bin verse, üç bin saat yapar. Bu noktada keyfiyetini Rabbim tayin eder. Bu keyfiyete tabir. Yani Cenab-ı Hak'ın keyfine tabir. İstersen bire sayısını verin, bire on bin verin. Bunu normalde birine bin verin derken, o bin için Arat dünyasında en yüksek sayı bin. Yüksek sayı bin olduğu için bazı şeyler hep binde kalmıştır. En yüksek sayı çünkü. Bugün en yüksek sayının sonun ne olduğu belli değil. Ama Cenab-ı Hak biz hadi o hadislerimleri normalde zahiren ele almış olsak, bire bin vermiş olsa Cenab-ı Hak, bin olsa, bir kimsenin bir saatine Cenab-ı Hak bin saat verdi.
İki saatine iki bin saat verdi. Üç saatine üç bin saat verdi. Ya bir gün adam bir saattık ibadet edecek. Bin saat vermiş olsa, bölüm bin'i yirmi beşe. Kırk günlük mü yaptı? Bir saati kırk günlük ibadete bedel olacak o kimsenin. Burada bir saat o kimse sohbette, burada olası şart değil. Hangi dergaha giderse gitsin, hangi tarikatta giderse gitsin, orada Kur'an-ı sünnet yaşanıyorsa, orada bir Allah sohbet ediliyorsa, orada onun bir saatlik ibadetine Cenab-ı Hak kırk gün verecek. Biz şimdi diyeceğiz ki o kimseye, ya sen dışarıda böylesin ama burada böylesin. Ben ah bak, burada bir saatlik ibadeti dışarıdaki kırk günlük hayatına bedel.
Ne küçümsüyorsun? Bir derviş böyle düşünür mü? Sağlıklı bir iman, bu insanlar neden kaç göç yapıyorlar diye konuşmaz. Eleştirmez. Bu ancak ya cahildir, ya sağlıklı değildir. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir şey. Olmaz. O zaman bakacaksın. Adam sarhoş. Sen getir buraya. Ya adam burada bir gün bin saatlik ibadet etmiş olsa, kırk gününe bedel olacak. Getir buraya. Adam bir zikrullah'a oturmuş olsa, kırk gününü kurtaracaksın adamı. Cenab-ı Hak'ın fazla geniş. Belki de Cenab-ı Hak bir saattığına dört yüz gününü kaldıracak.
Bir saat oturacak, bir yılını Cenab-ı Hak hafedecek. İkinci saat ikinci yılını. Üçüncü saat üçüncü yılını. Dört derse gelmiş olsa, buraya dört derse gelmiş olsa, on iki yılı gitti. Bir ay gelse on iki yılı gitti. Adam üç ay gelse, geçmiş, genç adamsa, bitti adamın işi. Bu matematikten haberi yok. Matematikten, bu neden haberi yok? Boş. Gaflet içerisinde. Gaflet içerisinde. Bangır bangır canlı reşt bağırıyorsun, derse gelin diye. Allah'ın zikre gelin. Ben kendime cemaat toplama derginde değilim. Benim derdim Allah'ın herkese.
Gelsin Kur'an ve sünneti yaşasın. Gelsin bir harf öğrensin. Bilebildiğimiz kadar. Ondan sonra gitsin başka yerden ders alsın. Hiç önemli değil. Nereye gidiyorsa gitsin bizi beğenmesin. Gitsin bir zikrulu alakasın, otursun o kimse. Bir sohbete bir halakayı zikre otursun. Yemin ediyorum umurumda değil. Bizler kıymetli dostlar. Zikrullah'a gelenleri hor hakim görmeyin. Küçük görmeyin. Ya haftada bir geliyormuş. Haftada bir gelsin. Başım gözüm üstüne o. Ayda bir geliyormuş. Ayda bir gelsin. Başım gözüm üstüne. Zikrullah oturuyor ya. Oraya gelmiş. Oraya gelene laf söyleme. Kim gelirse gelsin. Zikrullah alakasına gelmiş. Sohbete gelmiş.
Senin ne derdin var? Senin ne derdin var ondan? Ne problemin var ondan? Ne işin var? Kadınlarla işi yok. Ne işi var? Hiç kimsenin yok. Bu soruyu soran kardeş helalaşacak mı cemaatle? Helalaşacak mı?
Öyle bir şey yok. Kimse düşünemez böyle bir şey. Allah'a muhafaza eylesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.