mustafaozbag.org

384. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Nisan 2014 · 1:08:56

İmanı, ibadetleri, kısacası yaşantısı, tatlidi bir şekilde ömrü geçen ve bu şekilde ömrü çekişi kayıptan olur. Bu karnını doyurup, yemeği yiyip, tatlısını yemeyen kimseye verirler. O yüzden normalde tatlidi, çok küçümsemek hoş değil. Yani, tatlitten tahkiki geçirir. Taklitsiz tahkik de olmaz. Yani, bir kimse, böyle, Sufiler bunu çok kullanırlar. Ama, bir kısım Sufiler kendilerince bu mesele de sağlam bir zeminin üzerine basmanlarsa, ayakları da kayarlar. Sufiliğin var kalanından birisidir. Tatlidi terk edip, kendince tahkik etmeyeceğim derken, dinin olmazsa olmazlarını terk etmiş olur.
Bu noktada, dinin hukukunu da bulmuş olur. Yani, taklidi küçümseyip, kendince taklidi bozmak, Şerat-ı Muhammed'in koyduğu kuralları hiçe saymak. Veya bunu hafife almaktır ki, Allah muhafaza edilsin, o insanın tahkikini de bozar. Taklidi sağlam olanın tahkiki sağlam olur. Taklidi çürük olanın tahkiki sağlam olur. Bazen böyle televizyonlarda, orada burada bir kısım Sufileri dinlersiniz veya Sufi düşüncesinin mantığını konuşan insanları görmüşsünüz. Bakın, düşüncesinin mantığını diyor, halini söylemiyor. O düşüncesinde, felsefesinde olan insanlar, taklidi yerden yere vururlar. Ve taklidi hiç önemsemezler. Ve işin, meselenin kendilerince tahkiklerinde olduğunu söylerler.
Bu, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Aleyhi Vesselam'in sünnetine aykırı bir duruştur. Bizim taklidimiz de önemlidir. Bizim zahirimiz, görünen kısmımız da önemlidir. Bir şeyin görüntüsü de önemlidir. Yani siz namaz görüntüden ibaret deyip, biz işte devamlı namazdayız. Böyle bir terenliğe siz ehemmiyet vermeyin. Biz işin hakikatindeyiz, siz işin zahirindesiniz, taklidindesiniz. Biz herden sevgiliyle oynaştayız veya sohbetteyiz veya muhabbetteyiz. O yüzden bize namaz farz değil veyahut da biz o hali geçtik veyahut da biz o yüzden sizin tuttuğunuz orucu tutmayız. Bunların hepsi de boş karşı. Bir ömür boyu sapırtılıkça, sapırtılıkça yaşamaktansa bir ömür boyu taklidde yaşamayı uygun görürsün.
O yüzden taklidi reddetmek, böyle taklidi yok görmek, işin zahiri kısmını reddetmek, zahiri yok görmek, zahiri delmek, kırmak, parçalamak, yıkmak bizim yolumuz değil. Bizim için zahiri de önemlidir. Gönül arzu eder ki biz zahirde kalmıyoruz. İşin hakikatine doğru, merkezine doğru yol alalım. Ama zahir de hakikatinin içindedir, bunu da unutmayalım. Taklid de hakikatinin içindedir, bunu da unutmayalım. Hz. Peygamber Esadullah ve Selam Hz. der ki Benden gördüğünüz gibi fiiliyatlarınızı, amellerinizi, ibadetlerinizi, işleyin. Benden gördüğünüz gibi. Ya bu işin taklidi, oraya şeytanı taş atıyorsun. Ya orada şeytan mı var?
Sen önemi olalım, gönüldeki şeytanı taşlama. Orayı taş atmana gerek yok. Hayır, var. Biz bütün ta Musa'dan itibaren, İsrail Aleyhisselam'dan itibaren bütün peygamberlerin sünnetini işliyoruz. Biz oradaki temsili de olsa şeytanı taşıyalım da atacağız. Gönül arz eder ki içimizdeki şeytanı taşlayalım. Bu ne bu? Bizim içimizde var olan, Kur'an ve sünnetin dışındaki haram edilen, haram görülen, eksik görülen, nefis de olan mücadelemizi yerine getirebilir. Kendi, nefret ve buz, kalbimizdeki kalbin, bu noktada günah kebalelerinden kalbin sıkıntılarına bir merhel, bir çare. Onlardan kurtulalım. İçimizde kim var derken, içimizde kibir varken, içimizde ne bileyim işte bir başkalarına karşılık kötülük ağları örüyorsa, İçimizde münafıklık varsa, içimizde nefret şarkıları varsa, içimizde Müslümanlara karşı muhabbet eksildiyse, yoksa,
İçimizde din kardeşimizle karşı şefkat, merhamet beslemiyorsa, onun yerine gönül katılır, onun yerine gönlün taşlar, onun yerine gönlün devrileşmesi, onun yerine gönlün kısırlaşması hakim olduysa eyvallah. Biz bunları da tedavi edelim, biz bunlarla da mücadele edelim. Biz gönlümüzün müminlere karşı şefkatli ve merhametliyik, müminlere karşı alçak gönülü, müminlere karşı yardımsever, yardım eden, eline uzadan, mümin kardeşine karşı dilini muhafaza eder, gözünü muhafaza eder, elini muhafaza eder, ayağını muhafaza eder,
mümin kardeşine karşı gönlünü muhafaza edenlerden olur. Eyvallah. Bu tasavvufun yoludur zaten. Tasavvuf bunun için vardır. Ama tasavvuf bunun için var değil mi? Taklidi tamamıyla reddetme. Abdestin farzı dörttür. Başını meslekmek, yüzünü yıkamak, ellerini, kollarını yıkamak, ayaklarını yıkamak. Biz gönülü abdesti aldık. Yok öyle bir şey. Yok öyle bir şey. Sen abdestin farzını yerine getireceksin. Mümkün ise sünnetlerini yerine getireceksin. Mümkün ise abdestin nafilelerini, menduklarını yerine getireceksin. Bu senin için abdeste hakikate açılan bir yol, becere. Sen abdestin farzını, sünnetini, menduklarını yerine getirmezsen, sen hakikate doğru abdeste yol açılacağını beklemek, hamlılık ve saklık olur. O yüzden taklidi bu kadar çok alaşağı etmeyelim. Zahiri çok alaşağı etmeyelim. Bunlar dinin korunması, yolun korunması, bir insanın korunması, bir ailenin korunması, bir dergahın, bir tekkenin korunması için önemli şeyler.
Bir memleketin korunması için önemli şeyler. Ya sen işin merkezine bak, boş ver. Hayır kardeş biz işin merkezine de bakacağız, dış merkezine de, dairesine de bakacağız. Yol, başından sonuna kadar Kur'an ve sünnete uygun, içiyle dışıyla, zahiriyle, batınıyla, maddesiyle, manasıyla, Kur'an ve sünnete uygun olmalı. Allah muhafaza eylesin. Bir ömür boyu taklitte yaşayabiliriz. Önemli olan burada birinci derecede satkın bir hayat yaşamaması. Bir ömür boyu biz işin zahirinde kalabiliriz. Bu önemli değil. Ya nasıl önemli değil? Zahiri demektense, zahirde kalmayı tercih ederiz. Çünkü o zahiri de örer, Kur'an ve sünnet. O zahirin tuğlaları da Kur'an ve sünnet de örüldü.
O yüzden onu hor, hakir görmek veya taklidin tuğlaları da Kur'an ve sünnet de örüldü. Taklidi bu noktada hor ve hakir görmek bizim yolumuz değil. Allah bizi muhafaza eylesin. Bu taklidi sımsıkırsızlık tahkiki hiç geçmeyi gözüne almayanlar için taklidi normalde suhiler bu noktada demişler ki, Allah'ın yani taklit ehlinin normalde bir şeye sürüklenip gitmesi mümkündür. Aldanır. İnsanlar aldanır. Tahkik ehli değil. Birisi gelir ağlar, sizler bütün paranızı alıp gider. Birisi gelir sizinle din anlatır, o dinle sizin paranızı, pulunuzu, emeğinizi alıp gider. Birisi gelir sizinle bir şey anlatır, bir yol anlatır. Yürüyün de yürürsünüz, sonunda aldanırsınız, aldanırsınız. Bu neyle alakalı? Bu taklitle alakalı. Ama ehli sufi bu tip şeylere düşmez. Neden düşmez? Sufinin elinde mana var. Sufinin bir elinde zahir vardır, bir elinde batın vardır.
Batın kısmı nedir? Salih rüyalar. O topluluktan salih rüyalar görenler olması lazım. O topluluktan salih rüyalar aracıyla mübeşirat kapısı hadis-i şerifte öyle diyor. Ahir zamanda ümmetimin mübeşirat kapısıdır salih rüyalar. Kimler görür? Salih insanlar görür. Hadis-i şerifte der ki salih insanlar, salih müminler, salih kullar, salih rüya görürler. O zaman sufi için aldanma kapısı biraz daha nedir? Kapalıdır. Sufinin manası vardır. Sufinin rüyası vardır. Sufinin hali vardır. Bu sufiyi korur, muhafaza eder. Muhafaza eder. Bakmayın siz bunlara taş atanlar. Bunlara taş atanlar bu haliyle hallenemeyenler. Ve bu haliyle hallenemeyip hassistlik yapar. Şeytan gibi düşünen, bir anda şeytanın o kabletine düşen kimseler.
O yüzden bunlar sufiler içinde yolun selameti için ve yolun hakikati için birer delil hüccet denildir. O kimsel rüyasında görür onu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şekilde o cemaatın içinden birilerini uyarır. Geçmiş üstadlar, veliler, şeyhler, pir efendiler bir şekilde rüyalarda görünüp o cemaatın içerisinden belirli insanlar onları görürler. Ve değil olur, büccet olur o. Bilimler değildir o sufiler onu da öyle görmezler. Vay bu adam çok iyiydi de böyle haykırdı, öyle bir şey de yok. Cenab-ı Hak onun üzerinden tecelli ettiriyor. Cenab-ı Hak onun üzerinden doğruyu anlatıyor. Cenab-ı Hak onun üzerinden bizi sakınlıktan kurtarıyor. Birisini Cenab-ı Hak alet gibi kullandı, maşa gibi kullandı.
Birisini televizyon gibi kullandı. Birisini kumanda yaptı, birisini de televizyon yaptı. Birisini hantayan yaptı, o görüntüyü orada gösterdi Cenab-ı Hak. Ve dedi ki, ey malik kullarım siz sapanlardan olmayın. Siz sakınlardan olmayın. Siz delalete koşanlardan olmayın. Siz namaz kılmayanların peşinden koşmayın. Siz açıkça Kuran ve sünnete düşmanlık ederlerden alın. Alın size böyle bir rüya, alın size böyle bir hal. Aa o zaman sufi için burada zahirde kalmadığından dolayı hata yapma oranı aşağı düştü. Bir başkası öyle değil. Bir başkası ne yaptı? Bir rüya görmüş. Kimi gördüğüm belli değil. Birisi bir bomba patlatmış oradan. Kim görmüş kardeş? Göreni göreceğiz. Bomba patlatmak yok.
İndirmek yok. Birisi görecek onu. Harika bir anasın. Anasın. Anasın. O zaman sen nereden rüya gördün de gittin namaz kılmayanlarla beraber olmayı kim öğretti? Hangi hakikate, hangi hal ile sen gittin oruç tutmayanlarla beraber, din düşmanlarınla beraber oldun?
Bakın burada da zahir lazım. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adretleri dinler, savaşan, dinler, düşman olan bir kimseyle dost olur mu? Birisi namaz kılıyor ve dört tanesi kılmıyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılmıyor mu? Kim açıklayacak bunu?
Ses yok. Nereden çıkacağız bu işin içinden şimdi? Beş tane adam, birisi beş vakit namaz kılıyor, Kur'an-ı Kerim okuyor. Biri de düne kadar din düşmanı. Eee? Nereden çıkacağız? Ha o zaman zahir de önemli var. Dikki yükser zahir bilgisiyle bilecek diyecek ki bu şeriata aykırı. Zahir bilgi bakın. Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin menkıbelerine geçer. Dervişleriyle beraber bir ramazan günü ne yapıyordu? Yolda seyahatteydi. Bir su kenarından geçerken bir nida, bir ses duydular. Ey Abdülkadir! Senden ve dervişlerinden razı oldum. Bu akandereden orucunuzu bozun. Size ikram ettim. Abdülkadir Geylan Hazretleri, Bismillahirrahmanirrahim.
Bismillahirrahmanirrahim dedi. Yerden taşı aldı. Benim şeytan dedi. Taçı fırlattı o tarafa doğru. Bir rivayette. Ama o esnada bazı dervişler oruçlarını bozdular. Tabi birden bir şeytan böyle orta yerden kaybolu var. Sufiler geldiler dediler ki, Efendim, İbrıs'ın erucunu bozduk. Ve siz bunun şeytandan olduğunu nereden anladınız? Üç ilimle bildim dedi. Üç ilimle. İlmeyatin, aynelyatin, hakelyatin. Üç ilimle bildim. Şeriat, tahikat, hakikat. Şeriat, ilimle bildim ki dedi. Cenab-ı Hak bugüne kadar hiçbir peygamberine böyle bir şey vermedim. Farz olur. Böyle bir şey olmaz. Âlâ.
Tarikat, ilimle bildim dedi. Tarikat, ilimle bildim. Dedi ki, Şeytan hitap ederken, hitap ederken, bir yönden hitap etti. Allah'ın hitabı yönden dedi. Nezzehtir. Hakikat, ilimle bildim. O dedi, hitap, bütün vücut kulak bulurdu. Ben de sadece normal kulağımla durdum. Zahir önemli mi? Önemli. O yüzden sakın ha. Öyle taklitli imanı, yerden yere vurmak. Zahir ilmi, yerden yere vurmak. Onu yok görmek, bizim yolumuzda yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Çünkü dini koruyan, harikası koruyan, hakikati koruyan, İslam'ı koruyan, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin, ilmini muhafaza eder, zahirdir.
Onu koruyacak olan, O'dur. Şeriat-ı Ahmet'i eder, zevete satmak yok. Allah bizi onlardan eylesin. Şems, terörize vaziyetlerimiz, kimisi seni sen eder, kimisi de senden eder sözüyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Kimisi vardır ki, bunu çok taraflı bakabiliriz. Ama insanlar vardır, bazı insanların, kendi benliklerini havaya çıkarırlar.
O kimse öyle bir benlik, buluşuna binen öyle bir benlik dergâsına geçer ki, ondan başka hiçbir şey yoktur. Bu, sufilerin yolu değildir. Ama kimisi de vardır ki, senden eder. Kimisi de vardır ki, sana öyle bir öğretimi koyar, sana öyle bir Kur'an-ı Sünnet ölçüsü koyar, sen kendi benliğinden vazgeçersin. Önemli olan bir kimsenin, sufilik yolunda, kendi benliğinden vazgeçmesidir. Yani kibrinden, kininden, bencilliğinden, ben yaparımdan, ben kederimden, vazgeçmesidir. Allah bizi onlardan eylesin. Sevel ya da sevmeye çalışan bir kimsenin, üzerinde tecelli edebilecek bu hallerden, birini, diğerini, üstünü, söz konusudur. Evet. Önemli olan bir kimsenin, kendi deldiğinden geçmesidir. Kendisini dev aynasında görmemesidir.
Kendisini bir kul olarak görmesidir. kendisini hor ve hakir bakması. Kendisine, kendisini aciz görmesidir. O yüzden aziziyet, fakriyet her zaman için, herkesin gözünün önünde duracak devamı. Burada akıl ve düşünce noktasından yok. iz gösterici bulunabiliriz. Ey olma, inşallah bulunur. Bu son tarafı anlayamayalım. Kardeşler, soruyu yazın, kalın. Böyle çok uzun, çok uzun, mektup okur gibi okuyoruz. Yusuf, Yusuf, kardeşlerinin gözüne, canavar gibi gözüktü. Yakub'un, gözü neyse, huri gibi. Kardeşleri, kötü hayal yüzünden, onu çirkin gördüler.
Bu göz, parça, buçuğu, gören göz. Bütünü gören gözse, göze görünmez. görünen gözü, o gözün gölgesidir. O ne görürsen, bilir, bu da onu görür. Sen mekan alemindesin. Aslında mekansındır aleminde. Bu dükkan, kapat da o dükkanı aç. Altıya kaçma. Çünkü dünyada altı kapı var. Altı kapıdan alındı mı, adam mat olur mat. Hazreti Mevlana'nın, beylerinde geçen altı kapının alınmasını, sence nasıl algılamamayız? Altı yön, eşyanın altı yönü. Eşyanın altı yönüne vakıf olan bir kimse, eşyaya vakıf olur. Eşyanın altı yönüne vakıf olamayan bir kimse, kemalattan uzak olur. Hazreti Ali radiyallahu anh demiştir ki, insanlara anlayacakları şeyleri anlatır.
Allah ve Resulünün teksil çekinmelerini ister misiniz? İbni Mesul radiyallahu anh diyor ki, sence cemaate akıllarının almayacağı şey söylerse, mutlaka bu, bir kısmına fikrin olur. Hadis'in başka bölümünde, anlaşılması zor olacak şeyleri de, terk edilmiştir. Yukarıdaki rivayetlere, dünyanın herkese açık ilim öğrenilen yerlerde, soru sorarken, sohbete yövmekte, cemaatin ilim seviyesi ve sohbete ilk defa gelen insanların, ruh halleri göz önüne bulunduğunu, herkesin anlayıp istifade edebileceği konuları sormak, ümmet dilinci açısından daha uygun olmaz mı?
Bu ve benzeri konularda cemaat olarak nasıl bir tavuk sergilememiz lazım? Bu noktada bizim sohbetlerimizde zahmetmiyorum, insanların anlayıp istifade edemeyeceği soruların sorunu. Bilmiyorum, konuşmalarım insanlar tarafından anlaşılıyor mu, anlaşılmıyor mu? Ama ben de kendimi böyle çok derin, kargacık burgacık konuşan bir kimse olduğunu zannetmiyorum. O yüzden böyle bizim cemaatımız çok derinlemesine giden, suyun altında dolaşan, veya böyle gizli bir şeyle konuşan bir cemaat değiliz. Arkadaşlar normalca zahirden de, batından da herkes bir şey sorar, zannediyorum sorulan soruları herkesin anlayabileceği, daireden konuştuğumuzu zannediyorum. Bu noktada böyle çok şifreli konuşmaları pek anlamam, şifreli konuşmalar konuştuğumuzu da zannetmiyorum.
Bu noktada anlamayan kardeşler için de zaten burada oturuyorum, sohbetin sonunda da. Bir kimse anlatılan bir meseleyi anlayamadıysa burada da konuşabilir. Bizim için cemaatler önceden gelmiş, sonradan gelmiş, ilkmiş, sonmuş, bu işin bu tarafında değiliz. Ben değilim en azından. Çünkü cemaatin başında da sonunda da, bizim yaptığımız ettiğimiz belli, konuştuğumuz belli, tavrımız belli, tarzımız belli. Neyi nasıl yaptığımız belli? İçi dışındayız. Gizli saklı bir ajandamız yok. Gizli saklı kafamızda bir sırt ateşi yok. Her şeyimiz de meydandayız. Sorularımızla da buradayız. Sohbetlerimizle de, zikirlerimizle de buradayız. İlk defa geliyorduk. İlk defa gelebiliriz. İlk defa böyle sorularla karşılaşabiliriz. Hepimiz ilk defa geldik buraya.
Buradaki kardeşlerin büyük bir çoğunluğu dini eğitimi almış gelmiş kardeşler değil. Var mı Celenin? Bir dini eğitimi almış da gelmiş bir kardeş var mı? Elini kaldırsın. Ben şurada din eğitimi aldım da buraya geldim diye birisi var mı? Yok. Bir tanemiz bile yok. Ben dahil bir tanemiz yok. Biz medreselerden mezun olmadık. Biz böyle ilahiyat fakültelerini bitirip de tarikata girenlerden değiliz. İlahiyat okuyanlar varsa da buraya zaten lise zamanında gelmiştir. Oradan ilahiyata gitmiştir, okumuştur. Bir şekilde öyle değil. Nişadan bak adını belki de cahil de görünebiliriz. Eyvallah. Din bilmez olarak görünebiliriz. Eyvallah. Bu noktada bir sıkıntımız yok.
Bir şeyin iddiasında değiliz. Kendi dairemizdeki iddiamız şu. Biz Kur'an ve sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kendi halinde bir tasavvur toplumluyuz. O yüzden biz burada çok girip konular dahi olsa o girip konuları girip deyimler, kelimeler kullanılarakten anlatmaya çalışıyorum. Bilmiyorum çünkü ben. Öyle girip kelimeler nasıl kullanılır? Ne bileyim böyle anlaşılmaz cümleler nasıl kurulur? Bilmiyorum ben de normalde herkes gibi konuşan bir kimseyim. Herhalde dilim anlaşılmıyorsa normalde bir arkadaş da sorabilir. O yüzden isterse bizim cemaatimize yeni gelmiş olsun, isterse gelmemiş olsun veya ortasında gelsin, başında gelsin, sonunda gelsin.
Üç aşağı beş yukarı göreceğiz sohbet veyahut da alacak olduğu sohbet burada alacak olduğu ders bizim meydanımız açıktır herkese. Herkes istediği soruyu yazıp buraya koyabilir. Herkes istediği soruyu yazıp buraya koyabilir. Biz de bildiğimizin şehir kendinin tabiri öyleydi Allah'a rahmet eylesin. Bildiğimizin alimiyiz, bilmediğimizin talimi işlerdi. Bildiğimizi burada söyleriz, anlatırız. Bilmediğimiz dediler öyle, gelip tekrar burada arkadaşlar anlatırız. O yüzden bu soruların soruyu üzerime alınmış değilim. Ben çünkü böyle bir din anlatımına da karşıyım. İnsanların kafalarının anlayamayacağı şeyi ben bilmiyorum ki anlatayım zaten. Çok basit. Bakın din bu noktada herkesin algılayabileceği ve anlayabileceği bahsettik de.
Allah kargacık bir şey anlatmamış bize. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kargacık bir şey anlatmamış. Bu noktada açık mesajımız. Kul farları yerine getirmek de Allah'a en sevimli iş yapar. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Bilmiyorum kaç sefer anlatmışsındır nafileyi. Buradaki. Üçüncü adım. Dördüncü adım Allah'tan. Allah onu sever. Bizim burada kurduğumuz nokta farzları yerine getir. Değişlerle beraber hep farzları yerine getirirler. Nafilelerle Allah'a yakin. Aynel yakin.
Nabdel yakin. Şeriat tarikat hakikat. Farzları yaşmak tarikat. Allah'ı sever hakikat. Farzları yerine getirin. Nafilelerle Allah'ı sallallahu aleyhi ve sellem farzları yerine getirin. Haramlardan uzak durmak da farzdır.
Mesaj açık. Kim kırk sabah namazını kılarsa Allah. Mesaj açık. Kırk sabah namazını kıl. Sufilere özel bir hal değil. Dün ümmete. Mesaj açık. Eğer diyor siz de benim gibi olsaydınız meleklerin size kanat açışlarını görürdünüz. Mesaj açık. Siz de diyor dilinize sahip çıkmış olsaydınız kabirdeki kimselerin ne olduğunu görürünüz. Mesaj açık.
Bunda kaçık bir şey yok. Bunda saklı gizli bir şey yok. Bunda insanların anlayamayacağı bir şey yok. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifleri bunlar. Bu hadis-i şerifler bütün ümmete açık. Ekratordan kutuplara kadar. Doğudan batıya. Güneyden kuzeye. Kimle ilahiyle Muhammeden Resulullah derse. Bu mesaj bütün herkese açık. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri insanların anlayamayacağı dilden konuşmadı. Din açık ve belli. Açık ve belli. Açık burkacık kutusunu yapanlardır ki Allah muhafaza eylesin. Yani bu yazıyı böyle biraz bu soruyu uzattım. Hakkınızı helal edin.
Yani bu bilmeden, belki de anlaşılmadan veyahut da kastın nereye gidin bilinmeden sorulan bir soru bu. Bu felsefetçiler alacak bir söz. Biz felsefetçi değiliz. Biz Kur'an ve sünneti yaşamaya çalışan, Allah'a kul olmaya çalışan ümmetten birisiyiz. O yüzden bu soruyu kendi üzerime aramıyorum. Cevaatımızın üzerine aramıyorum. Mümkün olduğunca dilimiz Kur'an ve sünnet üzerinden algılamaya çalışıyoruz. Bakın çok açıksız. Anlatıyorum. Yolu çok açıksız. Fazla. İkinci merhale. Ne yapıyorlar? Üçüncü merhale. Bunun kargacık burgacık birşeyi yok. Bizim felsefeyle işimiz yok.
Bizim sabuk felsefecilerle işimiz yok. Biz dini sadece kelamda algılayanlarla işimiz yok. Dini oyunda işimiz yok. Dini sadece felsefik terimlerin üzerinden algılayın. Dini sadece işimiz yok. Biz bu meselede ciddiyiz. Yaşama gayreti. Allah razı olsun. Ben sekiz yıl önce Cüldeli Ahmet Hoca'nın sohbetine gittim. Sohbetten sonra kim bir CD, kitap, kaset almadan giderse ona hakkım helal etmem dedi. Benim üzerimde param yoktur.
Allah'ım adım ben hakta kaldım ve hakkınızı helal etmem. Öyle demiş. Ne diyeyim şimdi? Oraya gittim. Demiş ki hakkım helal değil. Alacaksınız demiş. E git sen alacaksın artık. Orada sohbet edenin hakkı var çünkü. Çünkü bir kimse için ne yapıyor? Bir şey var. Bir kimse imin sadakası var. Ne bileyim Allah yolunu koşuşturuyordur. Onun için bu söz konusu değildir. Ama şimdi öyle hoca efendiler, hoca efendi mi diyeyim artık gideyim bilemiyorum da. Gittikleri sohbetlerden para alanlar yok mu? Bak. Gidiyorlar bir yerlerde ilahi söylüyorlar. Mehmet okuyorlar.
Sohbet ediyorlar. Bundan ücret alıyorlar mı? Evet. E bir kimse normalde o ücreti talep ediyor. O ücreti talep ediyorsa herkes o ücreti talep oluyor. Normalde gidiyorsun şimdi bir şarkıcıya bedava dinliyor musun? Dinlemiyorsun. Adam şarkıcı, türkücü çekecek. Şarkısını, türküsünü çağıracak, çevirecek. Parayı alacak gidecek. İş o. Mesleği o. Ben şimdi ismini vermeyeyim. Normalde mesela bir meşhur televizyonlarda böyle programlar yapan sohbete çıkan bir hocaeri bir yere davet etmişler. Kaça getirdiniz dedim ben. Gayet bir yerim. Dilimden çıktı böyle döktürüz.
Buradan 7 milyar aldı dedi. Buradan derken bugün başka bir yerde de sohbet etti mi? Etti dediler. Filanca yere de gitti dediler. Orası kaç para oradan aldı bilmiyoruz. Ama biz burada 7 milyar verdik dediler. Bir de imtikaya oradan İstanbul'a da yol paraları da çekecektiler. Yedi. Hadi ondan öncekinden de yedi aslında geceyi. On dört taraf. Normal. E normal. İnan bunu böyle çok böyle aa neden aldı filan deme noktasında değilim. Adamın mesleği. Ne iş yapıyorsunuz? Ocak. Mesleği. Meslek. Meslek. Sonra çıkıyor güzel sohbet ediyor. Bir de ağlatıyor.
Milleti alıyor parayı gidiyor. Millet ağlamak için de para veriyor. Harika. E tabi cübbe hangi manada o CD kitabını kasede almazsanız diye. Ama CD kitap, kasetten kasetler herhalde kendi CD kitabın kasetidir. Belki de hizmet ediyorlar. Belki de millim için de hizmet ediyorlar. Belki de hizmet ediyorlar. Belki de hizmet ediyorlar. Dırt, fakir talebelere okul, yurt yapıyorlar ya her taraflara. Hani böyle bir hastalık var ya. Allah müslümanlarını hesaba çekecek. Ne kadar okul yaptınız, ne kadar yurt yaptınız diye. Yani eğer okul, yurt yapmazsanız. Yani eğer okul, yurt, lüks hastaneler, lüks okullar, lüks okullar yapmazsanız sanki Cenab-ı Hak sizi cehenneme atacak. Neden siz beş yıldızlık oteller gibi okullar, yurtlar yapmadınız. Ondan sonra da oradaki zengin, paralı çocukları orada okutmadınız. Ne kadar okul, yurt yapmazsanız sanki Cenab-ı Hak sizi cehenneme atacak. Neden siz beş yıldızlık oteller gibi okullar, yurtlar yapmadınız. Ondan sonra da oradaki zengin, paralı çocukları orada okutmadınız.
Bu kadar okul yaptınız, ne kadar yurt yaptınız diye. Yani eğer okul, yurt, lüks hastaneler, lüks okullar, lüks okullar yapmazsanız sanki Cenab-ı Hak sizi cehenneme atacak. Neden siz beş yıldızlık oteller gibi okullar, yurtlar yapmadınız. Ondan sonra da oradaki zengin, paralı çocukları orada okutmadınız. Bu karaların paralarını toplayın. Bu karaların paralarını toplayın. Okul yapın, yurt yapın, hastane yapın. Ondan sonra da oraya zenginler gitsin. Çolukların çocuğunu okutsun, tedavi olsunlar. Fukaraların yine devlet hastanesinde talip. Fukaraların çocukları yine devlet okullarına talip. Bugün arasındaki kardeşler, bir çocuk on sekiz milyar gram. Doksan yedi yılında bir hal veya bir anında olabilir.
İki kişinin dönüşü muhteşem olur. Birisi Tayyip Erdoğan, birisi de Fethullah Gülen Hoca olduğunu söylemiştiniz. Tayyip Erdoğan muhteşem oldu da, Fethullah Gülen şu anda hiç öyle gözükmüyor. Gözükmüyor. Hatta meşruiyetini de kaybetmiş gibi gözüküyor. Bu hadise nasıl anlaşılacak? Tabi buradaki normal ve muhteşemliğe bakmakta fayda var. Cüneydi Bağdadi Hazretleri'nin önünden iki tane cenaze geçer. Bir cenaze geçer, çok zor olacaktır arkası. Hiç oralı olmaz. Bir cenaze geçer, arkasında üç dört kişi vardır, onunla alakalı. derler ki efendim. Yani hekimet ne? Birisi geçti, hiç oralı olmadı.
Evladım da dünyada nice şanlı şöhretli insanlar vardı. Berbat bir şekilde bu dünyada hiç olarak göçüp gittiler. Çok kötü bir şekilde göçüp gittiler. Ama nice böyle hiç gibi görünlenler vardı. Onlar da muhteşem bir şekilde göçüp gittiler. Siz muhteşemlikten sadece zirve noktayı anlarsınız. Kimisi var mı, yerde sürünüyordur, muhteşem bir şekilde geri döner.
Kimisi var mı, muhteşem gibi görünüyordur, ayrı bir muhteşem şekilde geri döner. O yüzden biz hiç kimsenin bu noktada Allah içindekini biliyor. Hor ve hatir olmasını istemeyiz. İstemeyiz. Dua ediyoruz. Cenab-ı Hak inşallah iyi eylesin. Cenab-ı Hak onları da bu hatadan, bu kusurdan, bu yanlışlıktan geri dönüyoruz. Fethullah Gülen Hoca'yı riyanızda gördüğünüzü hatta şöyle dediğini söylemiştiniz. Ne senin dervişlerin, ne de benim cemaatimin beni anlamıyor gibi demiştiniz. Şimdi tüm olanlara bir açıklama getirebilir misiniz?
Tabii. Öyle bana dert yanındaydı. Olsun. Yanlışlık olmuş, olsun. Öyle anlaşılmış. Bana dert yanındaydı. Dedi ki, cemaat bir tarafta, ben bir taraftayım. Bir vadide dedi, cemaatim var. Bir vadide de ben varım dedi. Senin dedi, derviş kardeşler dedi, bir vadide sen de bir vadidesin dedi. Buydu. Bu olanlara açıklama, bu olanlara, bakın şunu unutmayın. Biz de hep böyle iyiyse, sonuna kadar iyi olacağını düşünürüz. Birisi de kötüyse, sonuna kadar kötü olacağını düşünürüz. Bu bizim için yanılmıyor. İnsanlar hayatın içerisinde hata yaparlar, yanlış yaparlar, eksik yaparlar, isabet edemeyebilirler, isabet ettiremeyebilirler.
Bunların hepsi de insan içindir. Hepsi de. Yani aynı Fethullah gülenir, yine tekrar rüyamda görmüyor. Görmüyor değilim. Yani bunu yakın dairede paylaştıydım. Yani seçimlerden çok çok önce böyle, hani neden böyle oluyor? Neden böyle sıkıntılı oluyor? Bunları nasıl yaparlar? Bunları nasıl ederler? Böyle olmaması lazım diye çok rahatsız oldum. Gece böyle ümmet adına rahatsız oldum. Ümmet adına üzüldüm. Geldi benim sol tarafımdan neden yaptığını anlatıyor. Ben kafamı sağ tarafa geçiyor, döndürüyorum. Geliyor sağ tarafıma bunların neden olduğunu anlatmaya çalışıyor, dinlemiyorum. Ben kafamı sol tarafa geçiriyorum ama ümmet adına da ben ağlıyordum. Bu ümmetin haline olacak.
Neden bu ümmete bu yarayı açtınız? Neden bu ümmetin arasına bu ayrılığı koydunuz? Neden bu ümmeti bu noktada bu hale getiriyorsunuz diye? Ben hem içimden dua ediyorum, hem de ağlıyorum. O da hani neyi, neden yaptığını anlatmaya çalışıyor, yalvarıyor bana. Hani beni affet, bana bak gibisinden. Allah affetsin, bizim bir şeyimiz yok. Ben de dönüp bakmıyorum ona. Yani diyorum ki çok büyük zarar veriyorsunuz ümmete diye. Bunu görüyorum. Ben yine dua ediyorum ona. Bir kimsenin yetişmesinin ne olduğunu hiç kimse bilmez. Ben hiçbir kardeşimizin, hata, kusur, yanlışlık yaparaktan tepes taklak gitmesini istemem. Hiçbir ümmetten hiç kimsenin eksik yanlış yaparaktan tepes taklak gitmesini istemem.
İstemem. Bu hadiseler oluyor, bitiyor, hala da devam ettiriyorlar. Bu ümmetin faydasına bir şey değil. Bunun sendromunu hep böyle anlattım bu seçimlerden önce. Bunun sendromu, bunun sıkıntıları yıllara dayanacak. Yıllara dayanacak. Bir adam geliyor bana diyor ki 99 yılında biz DSP'ye oy attırmışlardı bize. Buna ne diyorsun hocam dediğimde ona verilecek cevap bulamadık biz yıllardır. Hikmet vardır demek de çıkılmıyor bu işin içinden. 99'da Bülent Ecevit'e oy atılmanın hikmetini birisi gelsin anlatsın bize. Bu ümmetin içerisinde bir sendrom oluyor, ümmetin içerisinde bir sıkıntı oluyor.
İnsanlar cemaatlere karşı, tarikatlara karşı halkla iç içe olan biziz. Bizim böyle fil dişi kulelerde oturduğumuz yok bizim. Herkes geliyor burada sorusunu yazıyor bize, koyuyor önümüze. Biz bakın 97'de konuştuğumuz, buna kaçta konuştuğumuz, kaç 2007'miş mi? 97'de konuşmuşum. 97'de konuştuğumuzu, 2014'te önümüze geliyor bizim. Biz bu kadar iç içeyiz. Bundan rahatsızlığım yok. On yeni yıl sonra konuştuğum kelime benim önüme geliyor. Demek ki on yedi yıldan beri takip ediliyorum ben. Birisi dönmüş muhteşem bir şekilde. E sabret. Bir on yedi yıldan bekleyebilirsin sabret.
Cenab-ı Hak o esna göstermiştir. Biz de yanılabiliriz. Bizim de gördüğümüz illaki hakikat olacak diye bir kaide yok. Yok. Bu bizi beni bağlayan birinci derecede bir şey. Allah'ın sonundaki insanların kendilerince bakış açısı, görüş açısı inanmayabilirler. İnanmak zorunda değiller. Ama demek ki işte birisi olmuş. Belki bir tarafını bilmişiz. Veyahut da Cenab-ı Hak bir tarafı o gösterdiği şey tecrühe etmiş. Bir daha olur olmaz. Olacak diye bir zorunluluk yok. Mesela işte biz bir ara burada niyet ettik. Yani işin doğrusunu, hakikatini görelim diye. Ben o kadar çok tepki aldım ki nasıl böyle bir şey yaparsınız diye.
Kendi kardeşlerimizden dair. Ben sustum. Zaman her şeyin ilacı dedim. Bana mailler attılar, hakaret ettiler. Neler söylemediler. Dedim ki seyredin, bekleyin. Eğer maneviyat dedi, eğer bu başbakanı desteklemiyorsa yerliye eksan olacak. Siz de diyorsunuz ki desteklemiyor, yerliye eksan olacak. Eğer gelin bir takatla bir soralım diyorsunuz dedim. Bekleyin. E ne oldu şimdi? Bana tüp edenler, bana hakaret ettiler. Ses seferin. Hiç bir iddia sahibi. Bende yazdım tweet'e. Görüldü ki dedim. Sufilerin gördükleri rüya ve hakler. Hakikat terbiyesindenmiş. Cenab-ı Hakkımız da bizim hakkımız olsun şimdi onca hakaretten sonra.
Onca küfürden sonra. İnsanlar düşmanlıklarını, kinlerini Allah muhafaza eylesin. Sünnet-i Seniyye'ye laf söyleyerek çıkarıyorlar. Hiç kimsenin sakalına, sarına, hiç kimsenin cübbesine, hiç kimsenin hocasına, alimine, hiç kimsenin şehline, dil uzatmayın. Adam isabet etmeyebilir. Adamın sakal sünnet. Adamın sakalına küfretmek küfür. Adamın sarına küfretmek küfür. Adamın nikahı düşer. Sünnet, hadis-i şerifte sabit olan bir şeyi o hakim görmek. Adamın nikahını düşürür. Küfür. Allah muhafaza eylesin. Bunlar şey değil, normal değil. O yüzden Allah muhafaza eylesin.
Cenab-ı Hak inşallah dua edin. Bir cemaatin, bir tarikatın, bir toplumun batması bizim terörümüz değil. Onların dağılması bizim terörümüz değil. Değil. Bunun tekkedeki sohbete dedi. Okulların, o yurtların, o dershanelerin, o hastalasında ümmetin gözyaşı var. Bunlar ümmetin malı. İçinde bulunduğunuz tekke ümmetin malı. Bizim malımız değil. Ümmetin malı. Ümmetin malı. Millet toplanmış orada ümmet-i muhamet-i müslümanlar toplanmışlar. Bir hastalara yaptırmışlar. Ümmetin malı. Toplanmış. Senetli, sebetti. Zeytinli, tereyağıdı, saldı. Bunları gördük biz. Köy, köy seytinya toplanırdı bayıldır dağ.
Ve salçası. Bildiğiniz zeytin toplanırdı. Bildiğiniz zeytin. Zeytin, zeytin biliyor musun? Zeytin. Olmuş olmamış. Yani ister dalından gök. İster böyle olmuş. İşte çürütme yapmışlar. Yemeklik zeytin yapmışlar. Köylülerde evet. Zeytin toplanırdı. Hidmet adına. O yüzden okullarda yakın açanlar. Cemaatin değil. Ümmetin. Üç kişinin, beş kişinin, on kişinin değil. Bir şey. Ümmete muhalefette.
Ümmetin. Cami'nin minaresinden siz müslümanlara hakaret edersiniz. Cami'ye geldiniz. Müslümanı incitemezsiniz. Sen burada incitemezsin. Sakın da bu okullar cemaatin diye düşünmeyin. Ümmetin. Bu tereyiz yanılgıya düşmeyin. Ümmetinden mi getirdiler?
Ümmet kurdular. Ümmetin parasıyla, göz eşiyle, ümmetin gayretiyle kurulan müesseselerin neydi belirsiz karanlık güçlerin eline geçmesi de engellenmesi lazım. Ümmetin parasıyla, ümmetin göz eşiyle, ümmetin emeği kurulmuş olan okul, yurt, dershane, hastane, postane, ne varsa banka, ıvır zıvır ne var.
Ümmetin parasıyla kurulmuş. Ümmetin parasıyla, emeğiyle, ümmetin göz eşiyle, ümmetin zekatlarıyla, ümmetin fıtralarıyla, sadakalarıyla, ümmetin kurulanlarıyla, derileriyle, ümmetin ümmet neydi belirsiz? Siyahe'nin, Mossad'ın, İsrail bozuntusunun, Amerikan bozuntusunun emrine bırakılan, onların öpörü, ümmeten kurdularıyla, ümmetin kurdularıyla, ümmet bu meselelerinin üzerinden gelip, o müesseseler gerçek sahipleriniz eline geçmesi gerekiyor.
E inşallah. E inşallah. Şu anda gelmek isteyeceğiniz, kurulma gelmeniz, ben ne yazık ki tam olarak kendimi kul olabildiğini düşünmüyorum. O yüzden Cenab-ı Hak inşallah beni hakiki kullarından eylesin. O hale getirsin bizi. Bizim vermek istediğimiz, varmak istediğimiz, görmek istediğimiz nokta, Hz. Mevlana, Celaletin, Rumi Hazretleri gibi, son nefesimde dahi olsa, kul oldum, kul oldum, kul oldum deyip gözümüzü yummaktır.
Allah'ım hala değilsin. Kardeşler, zannetmeyin ki içimde öyle şeyhtim, mürşittim, kamildim. Yok işte ben üstadtım, içimde öyle bir şey olduğunu zannetmeyin. Hiç böyle sakın ha, işte yok, işte etrafı büyüdü, çoğaldı, ondan sonra ne bileyim, geliştirdi, işte istediğin nokta bu muydu? Böyle bir derdim yok. Allah'ım hala değilsin. Allah'ım hala değilsin. Hiç böyle bir derdim olmadı. Şeyh Efendi'ye söylemişler, şeyhlik yapıyor diye, bana böyle güveniyor. Bana böyle yüzünü asık böyle, böyle şeyli, mesafeli duruyor. Efendim ne oldu, bir şey ne oldu dedim ben. Oğlum dedi, senden için şeyhlik yapıyorlar dedi. İsmail Hakkı tekkesinde sohbete gidiyoruz.
Orada bulunanlar bunun şahittirler. Hiçbir şey demiyorum ben. Sohbete gittik, sohbet bitti. Zikrullah bitti. Efendim arkadaşlara bir şey söyleyebilir miyim dedim. Söyleyebilir miyim dedim. Söyle Mustafa Efendi dedi. Ben kalktım. O gün o arkadaşlar oradakilardan, burada da olanlar var. Kazılsınlar elere. Hem bak bir hayır de var. Evet. Ben dedim ki, ey arkadaşlar bugüne kadar size özel ders verdim. Şeyhlik yaptım. Ben şeyhim dedim. Andırdım. Bir kimse var ise, böyle bir şey benden duyduysa, şimdi söylemiyorsa ona hakkım helal değil dedim. Bir aklım varsa dedim. Söyledim mi böyle bir şey? Herkes sustu. Şeyh Efendi de yanımızda, yanın başında. Şeyh Efendi de ne söyleyeceğimi ben söylemedim ya şunu konuşacağım diye.
Böyle baktı birden. Dedim arkadaşlar, bugünden sonra dedim. Bugünden sonra. Eğer birbiri sizin karşınıza ben şeyh oldum, mürşid oldum, kamil oldum, ben şunu oldum, bunu oldum dersen dedim, ağzımdan bunu duyarsanız sakalımdan tutup benim yüzüme tükürün. Tükürün. Tükürmezseniz yine hakkım helal değil. Ben hala da aynı yerdeyim kardeşler. Bir gün gelir size ben şeyh oldum dersen, benim sakalımdan tutun, benim yüzüme tükürün. Ben şeyhime de söz verdim. Beni elimden tuttum, meytullah da Mustafa Efendi dedi. Sakın olun dedi. Ben vefat ettikten sonra ben oldum diye çıkma dedi. Emredersiniz efendim dedi.
Oğlum herkese istareyi söyle. Bütün dergah istareyi söyle dedi. Bütün dergah istare yapsın oğlum. Rüyalarında kimi görüyorlarsa ona gidip kimi hesab etsinler. Emredersiniz efendim dedi. Şu beytullah şahit olsun Mustafa Efendi, şahit olsun. Sakın oğlum dedi. Ne gördüysen gör dedi. Ne denersi desinler sana dedi. Sen asla dedi, ben oldum diye çıkma. Emredersiniz efendim. Ben ona vermiş olduğumu söyledi de duruyor. Ben size bir şey olduğumu hiç söyledim mi? Ben kul olmaya çalışan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmet olmaya çalışan bir kimse. Bunu böyle orada burada bana yazanlar var. Ben böyle bir yerden bir şey yazı yazarsam, bir şey yaparsam.
Anlayı bari. Sen şimdi işte kendinin şeyh olmadığını da söyleyeceksin falan diye. Evet. Ben hiçbir zaman şeyhinde şeyh efendi hazretlerinin söylediği bir söz vardı. Derdi ki ne görüyorsanız oyuz. Ne görüyorsanız oyuz. Ne biliyorsanız oyuz. Bana sorarsanız, ben inşallah kul olma yolunda Cenab-ı Hakk'ın istihdam etsin. Allah'ın kuluna verip de geri almadığı şey nedir? Allah verdiğini geri mi alır mı? Benim hani Allah kulunun zannı üzerinde dedi ya.
Cenab-ı Hak verdiğini geri almaz. O kerindir. O kanindir. O hiç verdiğini geri alır mı? O vadide hakkız. Herkes verdiğini geri ister. O istemez. Herkesin verdiği bir gün gözüne görünebilir. Gözüne görünmez. Herkes verdiğini bir gün verdiğinin peşine düşebilir. Ben sana şunu verdiydim. Ben sana bunu yaptıydım. Ben seni şöyle sevdiydim. Ben sana şöyle hizmet ettiydim. Ben sana şöyle yedirdim. Şöyle içirdiydim. Ver geri diyebilir. Diyebilir. Bu fakir onları görmüş bir kim? Ben insanlardan onu gördüm. Ama ben anlamadım.
Sana bak. Verdiğini hiç kere almazdı. O kanindir. Günahe namazı bidat kılır. Osmanlı uleması fetva varmış. O yüzden bu noktada Osmanlı ulemasının vermiş olduğu fetva'ya bidat demek benim gibi ilimsizliğine düşmez. Ama bu noktada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu namazı kılmadığı bir gerçek. Eğer bu namaz sünnette yoksa neden ümmet bu namazda toplanmıştır? Ümmet toplanmadı bu noktada. Bu sadece Osmanlı ulemasının vermiş olduğu bir fetva. O yüzden sadece ve sadece Anadolu'da kılmıyor. Suriye'de, İlk'te, Ürdün'dür, Pakistan'dır, diğer İslam ümmetinin bulunduğu hiçbir yerde zuh dair namazı yok. O yüzden ümmetin toplanlığı bir nokta olarak bunu görmeyin. Osmanlı ulemasının bilhassa Anadolu'da bu.
İstanbul'da, Anadolu'nun daha öncesinde daha, Anadolu'nun bazı yerlerinde de yok bu. Bu sadece İstanbul'da ilk etapta uygulanan bir şeydi. Bu sonra Diyanet'le beraber yani şeyi geçince ne o? Türkiye Cumhuriyeti Diyanet'le beraber geçince Diyanet bu zuhrair namazında ısrar etti ilk etapta. Şimdi de ısrarından geri dönüyor. Şimdi de camilerde diyorlar ki zuhrair namazı kılmayın. Bazıları da sımsıkı zuhrairesi yapışsa diye uğraşıyorlar. Yani böyle yapışacak illa ki o zuhrair namazına. Birileri kılabilir, kılabilir. Ben neden kılıyorum diye söylemem. Diyeceksiniz ki sen kılıyor musun? Açık konuşmamda fayda var. Ben kılmıyorum. Ben kendimce şiar edeyim. Kılmamaktan zarar görür müyüm? Hayır.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bu noktada kılmadığı bir namazı kılmak istemiyorum. Bunu da teşvik, sizlere teşvik amacıyla söylemiyorum ha. Ben için dışında bir kimseyim. İki yüzlülük yapacak değilim. O yüzden normalde bir kimse kılmaya devam eder eder. Osmanlı ulemasının fetvasını vermiş. Ulema toplamış, buna o kadar risaleler yazmışlar. Buna karşı risale yazanlar da olur. Ama Osmanlı'da devlet kanalında duran ulemanın etkinliği daha fazladır. O ulemanın etkinliği daha fazladır. İnsanlar da uğrayı namazını kılmış. Bu noktada bir sıkıntı yok. Cehennem mahluk mudur? Yaratılan her şey mahluktur. Eğer mahluk ise ölümü tadacak mıdır? Evet.
Tadacak şey ölümden sonra nereye gidecek? Ölecek. Cenab-ı Hak ondan sonra tekrarını yaratacak. Yaratacak. Her şey, her nefis ölümü tadacaktır. Her şey ölümü tadacak. Her şey bir anda yıkılacak. Yıkılacak. O ölümü, o yok olmanı, o tamvar olmayı çekecek. Ve Cenab-ı Hak diyecek, bugün mahluk kahar olan kim? Ve cevap veren hiçbir şey yok. Diyecek ki Allah. Ondan sonra tekrar her şeyi yaratacak. Onun için bir şeyi yok etmekte yaratmanın arasında bir fark yok. Onun için yok etmekte yaratmanın arasında bir teklik söz konusu olacaksa, o ağır, bu harf işte bir şey yok. Onun için her şey öldürmesine bakar. O yüzden bütün her şey ölümü yaşayacak. Otobüse giderken otobüs kartında parası olmayanlar kartımızı isteyince veriyoruz.
Onlardan para istemesek bile ücretini veriyorlar. Veya aynı şekilde bizde oluyor. Arada beş on kuruş fazla vermiş veya almış oluyoruz. Bu aradaki parktan faiz vermiş veya almış oluyoruz. Hayır. Hatta insanların işini gördüğünüz için insanların bir sıkıntısını giderdiğinizden dolayı sevap işliyorsunuz. Kalbin harekete geçmesinin alameti nasıl olur? Bir haramı işlerken kalbin cız etmiyorsa kalbin harekete geçmemiş. Onlar der ki ey Rabbimiz bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzü aydınlatacak insanlar işsandır. Amin. İnsanlar eş ve çocuk bu dünyada bir taraftan bakılırsa Cenab-ı Hak'ın lütfü, ikramı, bir taraftan bakılırsa bu da Cenab-ı Hak'ın imtihanıdır.
O yüzden işin sünnetullahına bakacaksınız. Sünnetullahına baktığınızda insanların kendilerine eş, erkek ve kadın ve insanların kendilerine çocuk edinmeleri sünnetullah'tır. Evleniniz, çoğalmınız. O yüzden kardeşler, bayanlar da, erkekler de kendi yüzlerini ışınlatacak, birbirlerine baktıkları zaman mutlu olacakları, gönüllerine sükunet ineceği, gönüllerine hoşluk olacağı eşler edinecekler, evlenecekler.
Evlerine bu noktada mutluluk verecek çocuklar edinecekler. O çocuklarına da Kur'an ve sünnetler ailesini yetiştirerekten Allah'tan bu noktada ne yapacaksan razılığını dinleyecekler. Çünkü eş edinme, evlenme, tüm Adem'den itibaren bütün peygamberlerin sünneti nikahlanmak bu manada fiziki ve ruhi manevi olarak bundan muhtedir olanların nikahlanmaları farz. Bu farziyeti eksikliği olmayanlar yerine getirecekler.
Eksiklikleri olanlar için bu farzdan bir aşağı eksikliğine göre vacip, bir aşağı işte sünnet, bir aşağı nafile hükmünde olabilir. Ama eksiklik, kusur bu işi götülememe noktasından bakılınca bazıları için de evlenmek haram olabilir. Yani yasak olabilir. Haram demeyelim de yasak olabilir. O yüzden herkes korumuna, durumuna, vasiyetine göre nafile dahil olsa söyleyecek aşağıdaki kimseye. Bak diyecek böyle böyle benim bu noktalarda eksikliğim var, noksanlığım var, kabul edersen evlenebiliriz. Bir kimse eksikliğini eline alıp gidecek, erkek olarak benim böyle bir eksikliğim var. Ama ben böyle bir eksikliğime karşılık, ben bu ibadeti etmek istiyorum, evlenmek istiyorum diyecek, evlenecek. Veyahut da bayan kardeşler de kendi eksikliklerini görüp, benim de böyle bir eksikliğim var, evlenebiliriz diyecekler, evlenecekler.
Ama evliliyete muktedir olmayanlar, hem fizik açıdan hem de manevi açıdan muktedir olmayanlar, insanların başlarını ağırlıklamalarında, bu noktada insanlara eziyet vermemelerinde fayda var. Allah bizi muhafaza edilsin, senimizin korusun için. Merhaba, bu mutluluklarımıza Nail evli. Hizmet-i Muhammed'i selamete ertesin. Hürmetimizde de selamete ertesin. Bizlerimizde de istihdam eylesin. Âlemennâ hûn. Beskür yavrum. Beskür yavrum.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi