Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Nisan 2014 · 1:40:40
Aşk dedilik midir? Evet. Akıllıların hepsi de aşkı tarif ederlerken aşkın bir delilik olduğuna hükmetmişler. O yüzden normalde bir aşık bu manada akli melekeleri yerinde olmayan, düzgün çalışmayan fikrindedir. Kim tarafından? Aşık olmayanlar tarafından. O yüzden aşk delilik midir? Er cevap evet. Eğer bu manada delilikse evet. Çünkü Hz. Ömer ve Dillâhu An-ı Hazretleri der ki, pardon, tabiinden bizahat der ki, siz ashabı görseydiniz bunlar değil derdiniz.
Ashab da, ebay tabiri için söylüyor bunu. Ashab da sizi görseydiniz bunlar dinden dönmüş, mürted olmuşlar derdiniz. Sizi kılıçtan geçerlerdi derdiniz. Yalnız buradaki aşktan kasıt aşıklıktır. Aşık, aşıklığından dolayı aşk onun üzerinde tecelli eder. O yüzden aşığa bakıldığında aşk akla gelir. Yoksa aşık bu manada aşk değildir. O yüzden aşk delilik midir? Er cevap evet. Aşk akıllılık mıdır? Er cevap evet. Aşk ortaya olur mu? Er cevap evet.
Aşık, hallerden herhangi bir hal ile hallenir. O hallendiği nokta da onun için aşk olur. Aşığın yüreği yanar mı? E yüreğiyle kalırsa iyi. Ben cemaate gidiyorum ama onların adına hiçbir hizmet etmiyorum. Sizi ve tek yeri yandı gördüm. Ama cemaati hala bırakmıyorum. Sevdiğim insanlar olduğu için benim ne yapam lazım? Cemaatteki abileri kırmadan.
Ama cemaatten kastınızın ne olduğunu bilemedim. Böyle suizan olabilir. Çünkü cemaatten kastınız Fethullah Gülen Hoca Efendi'nin cemaatı mı bilmiyorum. Bir kimse herhangi bir cemaate gidebilir, herhangi bir tarikata gidebilir, bütün tarikatta, bütün İslam'a oluşunlar. Kendileri sonuçta bir şekilde cemaattir. Ama o bütün cemaat denizinde, aynı zamanda Kur'an ve sünnet'e iman etmiş, on bir İslam cemaatı da akla gelebilir. Veyahut da bir tarikat akla gelebilir. Veyahut da Fethullah Gülen'in içinde bulunduğu cemaat akla gelebilir.
O yüzden bir kimse bir cemaate gider, bir cemaat herhangi bir yere imtisaf edebilir. Bu herkesin hakkıdır. Bizim kalkıp da ne için, neden oraya gidiyorsun, buraya gidiyorsun deme noktamız yok. Önemli olan Kur'an ve sünnet tarihinde yaşayıp, Kur'an ve sünnet tarihinde çalışıp, Kur'an ve sünnet tarihinde koşmak. Kişi sevdiğiyle beraber ise, bir de şu abiler kırmadan meselesi var.
Bir kimse muhakkak ki hiç kimse kırmasın, hiç kimse üzmesin. Ama bir kardeş bizi bırakıp, biz neden kırılalım ki ona? Kırılacak ne var ki bunda? Veyahut da bir yerde herhangi bir noktada, herhangi bir dairede, Kur'an ve sünnet dairesinin dışında bir şey varsa, orada kimleri kırmama adına biz Kur'an ve sünnetin dışında herhangi bir şey kabullenmek zorunda mıyız?
X bir yere gitti, X bir yerde insanlara dediler ki orada Kur'an ve sünnetin dışında bir davranış biçimi istediler. Onlar kırılmasın diye kimse kalkıp, Kur'an ve sünnetin dışında mı hareket edecek? Böyle bir İslam yok. O zaman kırılmasın diye içki içmeye devam et. Kırılmasın diye yalan söylemeye devam et. Kırılmasın diye gülbet etmeye devam et. Kırılmasın diye haram iştirmeye devam et. Kırılmasın diye o zaman insanların haramlarına göz yürür veya kendi haramına göz yürür. Böyle bir din yok. Kişi sevdiğiyle beraber ise peki bizim sevdiklerimiz neden bizden ayrılıyor? Bizden hakiki manada sevmediğimiz için olsa gerekir. Yani senin sevdiğin seninle beraber olmak zorunda değil.
Sen sevdiğinle beraber olmak zorundasın. Biz bir yeri seviyorsak, bir kimseyi seviyorsak, o bizimle beraber olmak zorunda değil. Biz sevdiğimiz için, biz sevdiğimizle beraber olmak zorundayız. Bu beraber olmak, o kimsenin yolunda gitme. Onun haliyle halenme. Onu kabul etme. Onu tasdik etme. Onu tensip etme. Onun her halini kendi haline çevirmeye çalışma. Ancak o zaman o. Biz eğer birisini seviyorsak, o bizimle beraber olsun diyorsak, o bizimki sevdiği değil. Biz onunla beraber olmaya gayet edeceğiz. Biz onun yolunda, onun dairesinde olacağız. Allah bizi onunla adam eylesin.
Bir sözünüzde sevmekten usananlar, gerçekten hiç sevmemiştir demiştiniz. Demiştim, savuşmuşum demişim. Bir kimse sevmekten usanıyor mu? Sevmekten usanıyorsa o kimse, ve sevmekten vazgeçiyorsa, torunistan ediyorsa hiç sevmemiştir. Seven kimse sevdiğinden nasıl vazgeçer ki? Kendince, bu ister birey noktasında olsun, bir kimse bir kimseyi sevsin, istersen bir kimse Allah'ı sevsin.
Hani ben bazen derim ya, seni seviyorum demek kolaydır. Onun arkasını doldurmak çok zordur. Birisine seni seviyorum derken, varsa aklınız iyi düşünün. Aklınız varsa iyi düşünün. Yok aklınız olmadan bunu söylediyseniz, orada sağlam durun. Aklınızla bunu söylediyseniz, yine sağlam durun.
O söz ağızdan çıkmış bir kere. O söz ağızdan çıktıysa, onun geri dönüşü olmaması gerek. Geri dönüyorsa oradan torunistan ediyorsa bir kimse, ee sevmemiştir. Sevseydin geri döner miydi? Seven geri döner mi? Ya sonradan sevgisi düşmüş. O baştan da sevmemiştir. O baştan da sevmemiştir. Sonradan bir kimsenin sevgisi düşmez. Sonradan sevgisi geriye gitmez. Sonradan geriye giden sevgiler, sevgiler neyindir? Bir muhabbettir ancak. Beğenmektir ancak o. Bir kimse bugün beğenir, yarın beğenmez.
Bugün muhabbet beslediğine, yarın muhabbet beslemeyebilirsin. Muhabbet beslersin. Çünkü bir eksik noksan bir tarafı görünür sana, hoşuna gitmez. Bir müddet sonra geri dönersin. Geri dönersin. Özür dilerim. Geri dönersin. Bu normal değil. Onun adı sevmek değildir. Bir kazak beğenirsin. Üç gün, dört gün giyersin. Beşinci gün bir tarafı sardır, atarsın kenara. Veya birisi der ki ya bu kazak hiç yakışmıyor sana. Etkide kalırsın, atarsın kazak. Normal değil. Beğendi çünkü. Veya bir çıtıştı, muhabbet beslemişti. Biraz özen göstermeye çalıştı. Kazaktır ya, aman teri kaçmasın, aman ilmeği bozulmasın diye. Ama bir teri kaçarsa, ilmeği bozulursa onu da atarsın.
O muhabbetti çünkü. Ama sevdiyse, oradan geri dönüşü yoktur o kimsenin. Geri döndüyse, o zaman hiç başından itibaren sevmem. Çünkü seven kimsenin geri dönüş yolu kapalıdır. Geri dönüşü yoktur. Eğer gerçekten o kimse de sevgi tecelli ettiyse, o dönüşü olmayan yola girmiştir.
Dönüşü yoktur o. Ama böyle söyledikten sonra, saplantı halinde, ben sevgimi ispat etmem lazım, geri dönmem lazım deyip de kendinize zulmetmeyin. Bu böyle zorlanarak da yürünecek bir şey değildir. Zorlanarak da gitmez bu. Bu evlilikte de böyledir, arkadaşlıkta da böyledir, mürid-mürşid ilişkisinde de böyledir. Bir kimse kendisini bir yere kadar zorlar. Hadi disiplin etsin. Ama zorlamakla alakalı sıkıntı var. Bir yerden patlak verir o. Bir yerden çatlak verir. Başlar ama sen de bunu böyle yaptın. Ama sen de bunu böyle yaptın. Dediği anda, o kimsenin sevmediği çıkar meydana. Çünkü hadis-i şerif zayıf da olsa amel edilir. Buradan biz hukuki bir nokta çıkarmıyoruz.
Birisine bu noktada kısas yapmıyor. Bu ne? Seven, sevdiğine karşı gözü kördür. Kulağı sağırdır. O zaman sevdiğin bir gün kusurunu gördüysen sen ve o kusurundan geri döndüysen sen onu sevmemişsin. Sen bir gün sevdiğinle alakalı yanlış şeyler işitip duyup dinliyorsan demek ki sevmemişsin. Senin yanında sevdiğin kötüleniyorsan ve sen onu dinliyorsan senin kulağın sağır değil.
Senin yanında sevdiğinle alakalı laflar söyleniyorsa, sen de zevairi kurtarıyorsan bu sevgi değil. Muhabbet olabilir, beğenmek olabilir. Ama sevgi olmaz. Muhabbet sevginin içinde midir? Derece olarak içindedir. Hepsi de aşıklığın içindedir bundan. Aşıklık beğenmekle başlarsın. Eyvallah. Daha da aşıklığı artar, muhabbet eder. Daha da aşıklığı artar, sever. E seviyorsa onun hali ahvali farklı olur. O yüzden bir kimse sevdiyse ve sevdiğini iddia ediyorsa onun için oradan geri dönüşü yoktur çünkü. Sevdiğini iddia eden bir kimse de sevdiğine karşı kör ve sağırdır. E sevdiğine kör sağır değilse bir kimse o zaman sevgi iddiasında bulunmayacak. Muhabbet ediyoruz dedik.
Muhabbetimiz yerinde. Elhamdülillah. Bir sıkıntı yok. Hazreti Mevlam'ın asıl yar, yaradandır. Gerisi yaramayan yıldır diyor. Açıklar mısınız? E normalde tabii hakiki sevgiye ulaşan insanlar içindir. Asıl yar, yaradandır. İnsanlar o hakiki sevgiye ulaştılarsa geri kalan bütün her şey onu yaralar.
Onu yaralar derken sen yaralamayan. Geri kalan şey yaralar derken sana yaralanma gerçek. Senin dilinden birisi yaralanıyorsa sen aşıklardan değilsin. Senin dilinden birisine bir zarar geliyorsa hiç kendini aşıklardan görme. Senin elinden etrafına zarar geliyorsa sakın kendini aşıklardan görme. Sakın mümin olun ki dilinden ve elinden diğer Müslümanlar emindirler. O zaman senin dilinden yaralananlar varsa sen aşıklık postuna oturma. Senin dilinden yaralananlar varsa sen sözcülük postuna oturma. Bu hepimiz için yeterli.
O zaman o kimse aşıkse eğer kimseyi yaralamaz. Biz yakın dairemizdeki insanları yaralarken aşıklıktan den vurmak herhalde aldatıcıdır biraz. Allah bizi affetsin. İnsan sevgini yarı yolda bırakır. İşte biz bizi seviyoruz diyeni kendimizce bize gerçekten seviyor zannediyoruz. Ve o bir gün çekip gittiğinde bakıyoruz ki o çekmiş gitmiş. Zannediyoruz ki biz o bizi seviyor. Aslında burada bir kendi kendimize de aldatma cevap. Biz kendi sevgimizle hareket etmiyoruz.
Biz başkalarının sevgisiyle hareket ediyoruz. Bakıyoruz şimdi Adnan beni sevecek diye bekliyorumlar. Adnanın sevgisine inanmaya çalışıyorum. Benim Adnan'a olan sevgime bakmıyorum. Oysa Adnan'ın beni ne kadar sevdiği, ne kadar sevmediği önemli değil. Bu ikinci derecede önemli. Benim birinci derecede Adnan'ı ne kadar sevip ne kadar sevmediğim önemli. E ben Adnan'ın seni seviyorum demesine kanıyorum. Adnan çekip gidince üzülüyorum arkasından. Ve diyorum ki hani beni seviyordun. Eğer Adnan'a karşı benim sevgim olsaydı, Adnan'a diyecektim ki senin gidişin bile hoş. Senin gidişini severim bekleme ümidiyle. Senin gidişini severim salına salına gelişini görmek ümidiyle.
Biz gitti diye bu noktada hani seviyordun da gittin dediyse, bizim ona karşı bir sevgimiz olmamış demesi. Bizim ona karşı bir sevgimiz olsaydı, biz onu şikayet etmeyecektik. Hani seviyordun ya demeyecektik. Biz hani seviyordun diye onu şikayet ediyorsak, biz onu gerçekte sevmemişiz. O zaman bir başkasının gitmesi veya gelmesi, bizi bu noktada derinden etkiliyorsa, biz onun sevgisine muhtaçız.
O zaman demek ki biz onun sevgisini kendimize beklemişiz. Biz onu sevmemişiz. Eğer biz onu sevmiş olsaydık, onun gidişine üzülecektik. Onun gidişine bu sefer bu noktada kendimizce suçlamayacaktık. Seven nasıl gider demeyecektik. Seven istediği zaman çeker gider. Pardon, sevilen istediği zaman çeker gider. Sevilen istediği zaman sırtını döner gider. Sevilen istediği zaman yüzünü eğer de gider, diker de gider. O sevilendir çünkü. Biz sevensek onun gelişinden de gidişinden de şikayetçi olamayız. Biz sevensek onun hiçbir halinden bu sorunu tutamayız. Biz sevensek, biz sevdiğimizin bu noktada hürriyetini veririz derine. Deriz ki istediğin gibi dava.
İstediğin gibi dava. Bir kimsenin Allah'a bu noktada bir emri geçer mi? Bir ümmetin bir peygambere emri geçebilir mi? Senin sevdiğinin üzerinde hiçbir yaptırımı yoktur. Allah bizi onlardan eylesin. Bir kişi sen mümin misin diye sorunca, Allah daha iyi bilir diye cevap veren bir kimse hakkında ne düşünürsün?
İmam-ı Azam-ı Ruhani ve onun imanınıza şüphe vardır. İmam-ı Azam burada ne demek, ne öğüt etmek istemiştir. Hakkınızı helal edin. Bununla alakalı hadişleri fark. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, eğer bir kişi siz mümin misiniz derse, Allah bilir demeyiniz. Mümin misiniz dediğinizde, evet müminim elhamdülillah diyerek cevap verir der.
Bir kimse mümin misin deyince, Allah daha iyi bilir demek, o kimsenin imanından kendi kendisine şüpheye düşmesi demek. Birisi müslüman mısın? Elhamdülillah müslümanım. Mümin misin? Elhamdülillah müminim. Ya Allah bilir. Hayır yok. O zaman kendi imanından kendini şüphe edin. Allah'ıma mafaza eylesin. Amin. Yaklaşık bir süredir sohbetlerinize her hafta gelmeye çalışıyorum. Buraya başka şehirden geliyorum ve ailemin buraya geldiğimden haberi yok. Birkaç ay içinde Allah'ın nasip edersen Mûse'ye yerleşmeyi düşünüyorum. Ailemini henüz konunu açmadım. Açtığım zaman da bunun olumlu karşılanacağını düşünüyorum. Eğer aile karşı çıksa bile buraya yerleşmenin iğnenlik sakıncası var mı?
Aile karşı çıkarsa tavrın nasıl olmalı? Soruyu soran kim olduğundan bilmediğimden dolayı bu soruya cevap şahsı ve ailesine göre değişir. O yüzden bu noktada buna net bir şekilde cevap vermemiz mümkün değil. şeytanın kalbe giriş yolları nelerdir? Zikir anında vesveselerini tamamı nasıl yok edebiliriz? Şeytan kalbe her cihetten girer. Onun bir tek yolu yoktur. Onun yolunu kapatabilmeniz için bir, sünnet-i Resulullah'ı çok iyi bilmeniz lazım. Bir yolu bu, kapatmanın yolu. İki, kalbinizde devamlı zikrullah olacak.
Kalbinde devamlı zikrullah olabilir kimse. Şeytanın bu noktada vesveselerinden emin olur. Zikir anında vesveselerin tamamını nasıl yok edebiliriz? Zikrullah kalbe indiği yerleşti mi? Zikir anında Allah'ın izniyle inşallah kalpten vesvese gider. Şeytanın kalbi vesvese ile tasavvutu nasıl olur? Vesvesenin anlamı ve galeme çalmasının sebebi nedir?
Vesvesenin çok sebebi vardır. Burada önemli olan o kimsenin Kur'an-ı Sünnet'e sımsıkı bağlı kalması, bilmesi, işte abdestin var mı yok mu? Yok olduğunu hükmetmek hadis-i şerife göre dir. Ve İmam-ı Azam Hazretleri'nin fetvasında vardır bu noktada. Ama bu fetvanın temelinde hadis-i şerif vardır. Siz abdestiniz var mı yok mu diye şüphe ettiğinizde abdestinizi alın. Bu bir normal, zahiri bir hukuk değil. Bilgisi veya zahiri bir hadis-i şerif bilgisi. O zaman o kimseyi der hemen abdestini alın. Şeytan çünkü onu ne yaptı? Kalbine normalde var mı yok mu diye şüphe getirdi. Eğer normalde kalbine şüphe getirdi, başını yıkadın mı yıkamadın mı?
Meslet ettin mi etmedin mi? Sonra var. Meslet etmişsindir. Bununla alakalı da hadis-i şerif var. Üç mü kıldın, dört mü kıldın? Üç kılmışsındır. Bununla alakalı da hadis-i şerif var. İşte ben tekbir getirirken parmaklarının kulağına değdi mi değmedi mi? Deysen olacak, değmesen olacak. Ellerini nereye kadar kaldırdın? Nereye kadar kaldırdın? Ellerini kaldırdın ya. Unuttuklarında sorunlu değilsiniz az içeri. Ellerini nereye kadar kaldırmak veya kaldırmamak namazın farzlarından değil. Bakın. Zahiri bilgi şeytanın geliş yollarını, vesveseleri kapattı. Buradan birisi mi geliyor?
Kim geliyorsa gelsin. Buradan biri mi baktı? Kim bakarsa baksın. Banyoda biri mi var? Hiç kimse yoktur. Salondan şimdi odaya giderken bir şey mi olur? Hiçbir şey olmaz. Bunlar normalde zahiri olarak bu bilgiler insanı şeytanın vesvesesine karşı korur. Ama normalde işin bir tarafı daha var. Öbürkü de ne? Öbürkü de zikrullah ile. Vesvese geldiğinde Allah'ı zikretmek. Ama velakin bu noktada onun kalbinde duruyor. Namazı üç mü kıldı, dört mü kıldı? Burada yine zahiri bilgi gerekli olmuş oluyor. Ya da o kimsenin zikrullah'a tam oturduysa, kalbi yerleştiyse zaten kalbine üç mü kıldı, dört mü kıldı diye gelmiyor.
Üç mü kıldı, dört mü kıldı diye gelenin kalbine zaten zikrullah oturmamış. Veyahut da oturmuş olsa dahi o esnanda gaflete düşmüş. Allah bizi gafletten korusun. Allah'ı çokça zikredeceğiz. Okuyun. Her gün üç tane hadis-i şerif okuyun, beş tane hadis-i şerif okuyun, on tane hadis-i şerif okuyun. Okuyun. Okuyun. Yani normalde insanlar İnternette dolaşacağı kadar hadis-i şerif okursa alim ol. Boş şeylerle uğraşacağı kadar hadis-i şerif okursa alim ol. Allah ilmiyle amel edenlerden ayrı olsun. Evet. Vah sabitasyon.
Dağ ol. Peygamberlerin yaşamına baktığımız zaman mesela Yunus aleyhisselam balığın karnına düşmesinde Allah'ın emzini ve sözünü tanemedi. Musa aleyhisselam bu çeşitli hataları. Evet. Peygamberlerin hayatlarında bile bazen hadalar var. Biz burada seveni talip ederken, sevenin hiç sevgilisine karşı hata yapmayacağını, bu noktada daimi olarak hiç sapmayacağını ve hiç hataya düşmeyeceğini söyledik.
Bu biraz çelişmiyor mu? Yok. Hiçbir peygamber ben hata yapacağım diye yola çıkmamıştır. Yolda hata herkese açıktır. Ama bizim niyetimiz hata yapmamaya gayret etmektir. Bu bizim kontrolümüz üzerinde. Muhakkak. Yani bu biraz böyle ilaflık gibi olmuyor mu bu? Yok. Yani sevmek bizim kontrolümüz üzerinde. Sevmek bizim kontrolümüz üzerinde. Sevgilerin kontrolünde değil mi? O zaman sevgilerin derse ki benim kontrol yakiplerim beni sever, diri kalanlar beni sevemez. Onlar demezler mi bizim suçumuz ne gibi? Yakipler böyle değil mi? Değil. Allah kullarına zulmetmez. Allah kullarının arasında bu manada birilerini diğerlerinden daha faziletli kılmış olabilir.
Bu peygamberler ve beynirlerle alakalıdır. Ama Cenab-ı Hak. Allah kullarını sever, onlar da Allah'ını sever. Ayetinin önünde. Eğer siz Allah'ın yolunu terk eden azar saparsanız. Cenab-ı Hak öyle bir kavim getirir ki. Allah öyle bir kavim yarasın. Allah onları sorar, onlar da anları sorar. O yüzden normalde burada insanların azıp sakmasından sonra Cenab-ı Hak'ın öyle bir kavgı getirmesi var. Bir topluluk azar, bir topluluk azdıktan sonra Cenab-ı Hak o topluluğun içerisinde yeni cedip bir topluluk inşa eder. Yeni bir topluluk inşa ederken Cenab-ı Hak o inşasını kendi husisi sevdikleriyle yapar. Bunlar husisi vazifelilerdir. Bunlar birinci derecedir, peygamberler. İkinci derecedir, velilerdir. O yüzden Arabe velileri yıldızlara benzerdir.
Ashabın yıldızlar gibidir hadis-i şerifini. Velileri de içine alır. Cenab-ı Hak o veliler yoluyla o topluluğu, o topluluğu yeniden dizayn eder, inşa eder. Ama o veliler üzerinden yapar. Veya alimler üzerinden yapar. Cenab-ı Allah eğer siz hiç hata yapmamış olsanız, Allah sizi yok eder. Siz hiç günah işlememiş olsan, Allah sizi yok eder demiyor. Allah bir kavim yaratır. Bu topluluğun bir insanlık topluluğu komple hiç hata işlememiş olsa, günaha girmemiş olsa, Allah diyor bir kavim yaratır. O kavim kusur işler, hata işler, günah işler, tövbe ederler. Allah da onları affederler. Bu Allah'ın daha sevdiği bir hal bu. Hatasız bir kimse gösterirsen Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinden hariç, senin dediğini kabul edeceğim.
O zaman bizim önümüze, yani kendi önümüze koyduğumuz sevgi bir İtopya olmuş oluyor. Yani öyle bir şey yok o zaman. İtopya olsun, bir kimsenin normalde kendince hatalardan, kusurlarından arınmaya çalışması, kendince tekrar hataya, kusura düşmemeye çaba sahip etmesi sevgisinden yok. Peki hatasıyla mutlu olabilir mi? Bir kimse hatasıyla mutlu olamaz. Oo ben ne güzel hata işledim diyemez. Ama geçmiş hatalarıyla mutlu olabilirim. Niçin? O da ümit var. Kim tövbe eder, bir daha o hatayı yapmazsa, Allah onları ibadet etmezse yarar. Bir kimse oraya geri döndüğünde Allah'ın yurt ve ikramını, Allah'ın rahmetini, Allah'ın bağıştırmasını, Allah'ın bu noktadaki muhabbetini görüp ondan mutlu olabilir.
Ama nasıl olsa Allah mutlu ediyor deyip de gidip günah işleyemez. E iman ederler, siz açıkça günah işleyiciler, Allah'ın aklına güvenerekten, açıkça günah işleyicilerden olmayınız, Allah azab et. İlk satmayan bir seven gördünüz mü? Görmedim. Hazreti Peygamber'in haricinde. Hazreti Peygamber'e de 17-18 yerde ikaz edilmiş. O zaman gerçek sevgili idemi tarif ederken, böyle dedik yani sevenin satması yoktur. Seven satmamaya hedefler bile bile satmaz. Bile bile satmak küstahlıktır. Bile bile satmak kibirliliktir. Bile bile satmak hainliktir. Bile bile satmak onu hiç görmektir. Seven için değildir. Onda bir irade söz konusu olur mu?
Evet. Yani sevenin iradesi var mı? Sevenin iradesi var mı? Sevenin iradesi olmamış olsaydı, Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uy. Uymak iradedir. Ben atmadım ben atmadım noktasında. Sevenin iradesini sevilen teslim almaz mı? Orası ayrı bir husisi haldir. Bütün her şeyi o noktada görürsek, o zaman orta yerde İslam'ın hukuku ve öğretisi kalmaz. Onu kimin için söyler? Hz. Peygamber Sabaullah'ın mesele maddeden için söyler. Yani aslında... O hal ile hallendi, o hal ile hallendiyse o kimse, eyvallah. Sizi sevinin hatasını üzerine özeliniz alabilir misiniz? Alırım. Ben kendi eksikliğim olarak görülmem olamış. Ben onu kendi eksikliğim olarak görüyorum.
Allah'ın eksiklik olarak görebiyiz ki. Ama sonuçta o zaman sevenin iradesini reddediyor. Ben eğitim ve öğretim açısından eksikliğim olarak görüyorum. Derim ki ben Halit'e tam öğretememişim ki Halit bu eksikliği yaptı. Allah için bu söz konusu değildir. O yüzden Allah bir kimsenin eksikliğini üzerine almaz. Allah eksiklikten münezzehtir.
Eksiklikten münezzeh olduğu için bir ne kadar Cenab-ı Hakk'a sevgili olursa olsun onun eksikliğini üzerine almaz. Günahını affetmesi eksikliğini almaz. Anlatabiliyor mu? Gelmez. O diyor ki, hatta o onun kul, onun da Rab olduğunu gösterir. Der ki sen kursun, eksiklikler yaparsın. Ben de Rabbim, ben seni affederim. Kul bu eksikliğini fark edince sevinebilir mi? Kul bu eksikliğini fark edince tövbe etmelidir. Aynı anda sevinebilir mi? Üzülmelidir. Hüzünlenmelidir. Böyle bir hal varsa? Böyle bir hal var ise o Rahmani değildir. Değildir. Bir kimseyin günahı, kusuru, hatasını kendi kendisine tespit ettiği anda ona tövbe etmesi gerekir. Allah tövbe edip temizlenenleri sever.
Tövbe ediyordur. Fakat tövbe ettiğinde de evet seviniyordur yani. Tövbe ettiğine ve tövbenin karşılığında affa uğrayacağına sevinebilir. Çünkü tövbe etmeseydi o Allah tövbe edenleri sever hitabına erişemeyecektir. Şöyle düşünebilir mi? Kendisini tamamlama noktasında. Ya ben eksiğim, ne kadar güzel eksiğim ki bir tamamlayanım var. Ne kadar güzel kulum ki bir Allah'ım var. Yani benim ondan başkasına muhtaciyetim yok. Bu anlayışla... Bu kendini orada tamamlayabilir mi? Bu söylediğim ile sözün başındaki günah işleyip sevinmenin arasında fark var. O zaman ben anlamadım. Yani sen günah işlediğinde sevinir diler. Şimdi senin günahından dolayı tövbe edip tövbesine sevinmesi farklı bir şeydir.
Mesela Hz. Mevlana'nın kul oldum, kul oldum, kul oldum diye haykırması var. Yani bu sevinci yaşaması... Bu sevinci yaşaması kulun hakkıdır. Eksikliği, aksaklığı görünce mutlu olması lazım. Hiç sıkıntı yok bundan. O yalnız ben ne güzel eksiklik yaptım demez. Kulluğunun bilincine var. Kulluğunun bilincine varmak demek... Sen fakirsin, zengin olan benim. Sen hatalısın, hatasın olan benim. Sen kusurlusun, kusursuz olan benim. Sen yanlıştasın, yanlışta olmayan benim. Sen karanlıktasın, seni karanlıktan aydınlığa çıkaran benim. Sen zalimsin. Seni zalimlikten rahmatini, rahmaniyetini alan benim. Sen unutansın, ben unutmayan. Sen uyuyansın, ben uyumayan.
Sen yiyip içersin, ben yiyip içmeyen. Bir durum mesela eksiklikten hiç çıkamıyorum mesela. Hiçbir anda gayret ediyorum. Bize gayret etmek düşer. Hiçbir zamanda çıkamıyorum yani, hiç çıkamıyorum. Çıktım dediğin an gün an kebâldır yine eksiklik var. Ama mesela gayret de ediyor. Gayret, bizim işimiz gayret etmektir. Az önceki söylediğim şey oydu. Biz hata yapmamak için gayret ederiz. Biz sevdiğimizin zorunda, hiçbir şeyi eksiksiz ve eksik bir kusurlu yapmamak için büyük bir ceht kaydederiz. Öyle bir şey mümkün değil ama. Evet. Yani hatadan arınabilmenin her yerden yani, hiçbir cihetten kapısı yok. Hatadan arınmak değildir bu. Bu hata yapmamaya gayret etmektir.
Bu halde... Bu halde... Bu halde hata yapmamaya gayret ederken, insan yine hataya düşer. Yine düşer. Yine düşer. Ama hataya düştüğünde, sufi tövbe ederken. Ve sufinin her an kendisini hatalı görmesi tavsiye ediyor. Ölü de hata oluyor. Tövbenin önünde de bir hata oluyor yani. Sonuçta buradaki ölçü belli. Bir kimse hata yapmamaya gayret edecek. Ama onun muhakkak hatası olacak. Her günde hatalarını tövbe edecek. Herkes bugün sabahle daha az hata etmek için niyet edecek. Ama akşam olduğunda bilecek ki, yine hataları olduğunu, yine hatalarını tövbe edecek. Bu sevgi ütopyasını nasıl yaşatacak insan? Sevdiğinden yapıyor ki. Hiç. Hiç hata yok yani. Hayır sevdiğinden yapıyor.
Sevdiğinden yapıyor. Sevdiğinden yapıyor. Sevdiğinden hata yapmamaya gayret ediyor. Ama ayağa kalıyor bir şey yok. Verdim bir bardak çay sana. Götür bunu kimseye götür dedim. Sen titiz bir şekilde götürüyorsun, yolda döktün ama. Ben senin samimiyetine inanıyorum. Sen hatayan dökmüşündür bunu. Sen kasten döktüyse, küstahlık oldu. Hatayan döktün. Güldüm. Ya bu çayı güldüm ki, telaş yaptı, heyecan yaptı, döktü. Önemi. Tabii ki, gelip bir çay daha veririz, bunu getirsin. Ve önemli değil. Özür müdür döktüm. Özür müdür?
Önemi kabul ettim. Önemli değil. Öbür türlü nasıl döktüm gördün mü? Böyle dökerim. Aşık hata yapar. Seven hata yapar. Ama hata yapmamak için gayret gösterir. Gücü etmiyor yani. Şimdi buna gücü yedeminden gelin oraya görebilmesiniz yani? Niye? Hata yapamıyor. Evet. Önemi neyse peygamber adamış. Konuşunun başında ona hariç tutmuş. Tamam işte. Hata yapmamak için gücü yetmiş. Cenab-ı Hakım'a böyle bir kuvvet vermiş, kuvvet vermiş. Geri kalan hepsi de hata yapar dediler. Demin biz hata yaparız. Burada ayırt edeceğimiz nokta şu.
Bir, bir bile bile günah işleyenlerden olmayanlar. Bile bile günah içtik, günahtan, sevinç duyanlardan olumuyoruz, doğru değil. Biz hata işler, kusur işler, nefsimiz uyarız. Bazen bile bile de yaparız. Bile bile yapmamız bizim kendi kendimize deriz yani, gaflete düştük. Bile bile dediğim o, yalan söylemek haram mı? Haram oldu bile bile ağzımızdan kaçtı. Nefsimiz o rekayde, içimiz o rekayde. Yani bunu gereklimiş gibi görürüz o esna. Ama Orhan yeni dönüp tövbe ederiz. Deriz ki yaptık hatayı, biz yine kırdık burnumuzu. Yine kırdık kolumuzu, ayağımızı, geldik sana. Divan-ı Kebir'in başlangıcında vardır ya, hata, kusur, yanlış bizden, affetmek senden. Eksiklikler ve noktalarımızdan bizden, bizden.
Eksiğimizi ve noktalarımızı tamam etmek senden. Hani bunu örtmek, bunu bu noktada yapmak senden değil. Burada eksik, tamam müracaat eder. Der ki, ben eksikim. Yani o zaman bu kimsenin neyse sevdiği için büyütüyor diyor. Ben severim. Sevdiği için onu yapıyorum. Unutamıyorum. Sen unutuyor, rüşürüyor, aklını takıyor. Tamam. Yani sevemiyor yani. Rüşürde nasıl o zaman oluyorsun? Ütopya olan sevdiği. Ama o zaman o düşüre, düşüre, onu aza indir. Ama mesela öyle bir şey söyleyebiliyorsunuz ki, Yani onu, öyle bir şey ki o, sanki uçuyor yani. Hiçbir şey yok önünde. Hiç hatası yok. Aslında gönül bunu istiyor, hiç bunu istiyor ama, Isat bunu başaramıyor.
Bunu başaramıyoruz yani, elimizde olan bir şey yok. Ama yani istiyoruz yani, istemek bu noktada bir. İsteceğiz. Mesela onu hayalimizde görebiliyoruz. İsteceğiz, süreceğiz. Biz kusurumuz, normalde kusursuzluk yapmak değil burada. Burada bizi yaralıyor yani. Öyle yaralanacak. Bak ne kadar güzel. Yakalanacağız. Buradaki derdimiz kusursuzluğu yakalamak değil. O zaman bizim de sevmeye ümidimiz var. Biz sevdiğimizden buradayız. Sevmeye ümidimiz var değil, sevdiğimizden buradayız. Çıkacağız, yine hata yapacağız ama. Yapacağız. Çıkacağız, yine umutacağız. Ama haftaya geleceğiz yine. İnşallah. Bir hafta boyunca kıracağız, haftanın perşembesine geleceğiz. O bizi tamir edecek.
Bu burada. Seviyorsak, onun dediği yoldan gideceğiz. Yani, şimdi bir hafta boyunca, burada iyi olur. Hani kısımda, üzerine bir kısımda çıktı. Orada bulacağız. Bir daha kaptanıyor. Ne oluyor? İşte. Oraya böyle. Yani, bir şey biraz böyle, ne yapalım diyeyim. Ama böyle şey gibi olmuyor. Yani, üst noktası. Neden öyle düşüneyim ki? Orada başlayayım, orada başlayayım. Böyleyim. Neden münafılı gibi düşüneyim? Yani, orada başka, burada başka var mı? Çıktım buradan. Buradan çıktıktan sonra, bir an gaflete düştüm, hata yaptım. Yaptım. Bir an bir yanlışlık yaptım.
Bir an eksiklik yaptım. Buraya tekrar beni döndürmeyen şeytan olmuştu o zaman. Yani, diyor ki sen. Ben seviyorsam, ben tekrar dönerim o. Sevseydim, yapmazdım. Sevdim, yapmazdım. Doğru söylüyor. Ama ben yapmamaya bir daha söz veriyorum o. Seven sevdiği kadar sevdiğinin üzerinde fiil hatta tecelli eder. Ben aslında şunu sormak istiyorum.
Hani sizin, mesela, üstadınızla alakalı, üstadınızı çekeştik diye bir şekilde siz. Mesela sizin bir yetiştiğiniz zor karakteristikleriniz vardı. O kültürünüz vardı. Bir algınız vardı hayatta hayatta hayatta. Artık farklı geliyor. Bakınız geliyor. Üstadınız farklı geliyor. Yani, hepimiz şimdi, hepimizin bir aklı, bir algı yoktur. Sizinle yetiştiğimiz, onu yapmak her şeye eklenmiş ve bir algınız oluşmuş. Yani, bu ayrı değil. Şimdi, seven sevdiğin halinde, halinde noktası. Yani, an geliyorum, seviyorsan bir, bu yok, burada takılıyorsun. Yani, anlıyorsan, bu anlıyorsan. Bu anlıyorsan. Hakkın bunu yapıyor sürekli karakterlerinde. Bir şey görüyor, bunu analiz ediyor.
Böyle de, bu şöyle de, bu bu anlamda. Veya, kendi noktasına değerlendiriyor. Bu, sevgiyle çalışıyor. Yani, sen sevseydin, bu olmazdı. Veya, sen sevmiyorsun. Veya, bu şekilde bir şey olur. Yani, hakkında, işte, veya bu analiz mi bu? Bunun ayrı noktası nedir? Yani, sevgiyi nasıl buna, bir hale eder? Veya eder mi? Teması olur mu? Olmaz mı? Yani, sizden olduğu gibi, mesela, işte ben, mesela, bahsedilen Mustafa Özman'a gelmek istemiyorum. Orada siz, işte, Mustafa Özman'a gibi, sakal urayım. Onun gibi işte, atıyorum, bu şekilde, bu şekilde. Değil de, bu algıyla, sevgiyi nasıl ayırıyor? Yani, normalde benim, bu benim kendi darimde. Bir kimsenin sevmesi demek, sevdiği kimsenin suretine bölünmesi, zahiri suretine bölünmesi demek değil.
Sarık sarmak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünneti. Biz sünnet olduğu için sarık sarıyoruz şu an. Ama bizim hiçbirimizin de kıyafeti, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kıyafeti gibi değil. Ama biz namaz kılarken, Hz. Peygamber Efendimiz'in namaz kıldığı gibi namaz kılığına kardeş ediyoruz. Burada, suret ile, siretin ayırt edildiği yerler var. Suret, bu noktada ne? Mesela işte, evin hali, hiç kimsenin, hurma dallarından, tavan olan, damı olan bir evde durmuyor. Burada surete ayırıyoruz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin mevsimsel olarak. Ve o günkü teknolojinin mi getirdiği veya o günkü şartların getirdiği bir evde oturuyoruz.
Biz şimdi sünnet-i sendiyeyi eğer ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bu noktada surete dahil olan sünnetlerin de içine kaçacaksa bu çok zor zaten. Bu değil. Bu da onun gibi bir şey. Yani biz neden onun cömertliğini değil de sarığını önemsiyoruz örneğin? Biz neden onun yumuşaklığını değil de sakalını önemsiyoruz örneğin?
Her sakal bırakan onun kadar yumuşak mı? Değil. Her sarık saran onun kadar şefkatli mi? Değil. Her sufi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin eşine davrandığı gün mi davranıyor? Hayır. Bakın suret ile siretin arasında fark çıktı. Surete benzemek kolay. Suretini benzetirsin anında bir kimseye.
Aşık, bazıları der ki aşıklık sureten benzemeye başlamaktır. Ama nice sureten benzeyenler var ki sireten kenarından geçmiyor. Allah sizin suretlerinize neyi? Siretlerinize bakar. İçinize bakar. O zaman Cenab-ı Hak benim içime bakacaksa ben kendime protokol olarak seçtiğim kimsenin ben iç ailemine bakmam lazım.
O zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sardığı sarık önemli. Ama ondan daha önemlisi ne? Onun şefkati, onun merhameti, onun adıklı, onun ahlaklı, arkadaşlarıyla olan muamelesi, eşleriyle olan muamelesi, çocuklarıyla olan muamelesi, ne bileyim işte yaratılmış olan varlığa karşı muamelesi. Burada şimdi onun cübbesine görünen bir kimse, bir cübbe, o giydi mi? Giydi. O cübbeyi giydi, o cübbeyi giyince biz diyoruz ki bu Muhammed'i suretinden onu görüyoruz. Sureti hiç önemsememek değil burada. Ama ve lakin önemli olan sireti o kimsenin. Biz şimdi bir haydari gördük, sureten diyeceğiz ki bu dervişlerden. İyi, dinleyelim bir de bizi onu. Evet, şimdi mesela örnek, ders ders. Dersten ders yıkaralım şimdi.
Burada bir kimsenin dervişini gidip hanımına soracağız. Gidip çocuklarına soracağız. Çocuklarına sorduğumuzda o bize derse ki Allah ondan razı olsun. Harika bir adam. Tam sünnete Resulullah eyle. Ben bazen tembellik yaparım, yemek yapmam kızmaz. Bazen tembellik yaparım, ütü yapmam. Yapmadığım zaman olur kızmaz. Bazen ben tembellik yaparım, temizliği yerine getirmediğim zaman olur kızmaz. Ben ona laf söylerim, o susar. Ben ona kızarım, o bana tebessüm eder. Al diyeceğiz ki ya tamam.
O zaman dayanlar için de geçerli. Onların da dervişliklerine gidip anne babalarına, kocalarına sormak lazım. Hadis-i şerif, bir kimse vefat eder, onun da diyor arkasından bir mübaritte üç tane komşusu iyi olduğuna şehadet ederse cennet ona vacip olur. Bir altı şerif dedi, yedi kişi diyor onun iyiliğine şehadet ederse cennet ona vacip olur. Aaa tamam, bir kimsenin eşi, kadın, koca hiç önemli değil. Onun diyor iyiliğine şehadet ederse cennet ona vacip olur. Şimdi o zaman burada ne çıktı? Bir kimse benim sarığımı sararsa cennet ona vacip olur diye adı şerif yok. Bir kimse benim cübbeni giyerse cennet ona vacip olur diye adı şerif yok. Ahlak girdi.
Haliyle hallenmek. Haliyle hallenmek bu. Hani gelir ya bir adamın birisi, Hz. Mevlana'ya der ki, Ya Mevlana her şey mi? Hz. Peygamber'e benzettin. Sarı mı? Takvi mi? Elbise mi? Acaba der, kuşağı nasıldı Hz. Peygamber'in? Bana der, bir de kuşağını tarif et. Sen onun gibi kuşak kuşanayım. Hz. Peygamber'e, Hz. Peygamber'e o kimseye bakar der ki, Eğer sen bir de onun gibi kuşak sararsan tam bir Ebu Cehil'e benzersin der. Ebu Cehil'in de kıyafeti aynı kıyafeti değil. Hani Mekke'de yaşıyorlardı. Mekke'nin kıyafeti neyse, kıyafeti oydu. Ebu Cehil'in kıyafeti ona benziyordu. Ama içi ona hiç benzemiyordu. Der ki, sen haliyle, iç alem olarak ona benzemeye çalış.
O zaman burada sevmek, sevdiği kimsenin, burada sevdiği kimse derken kastımız hakikat. O zaman bize örtü kim? Hz. Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem adet ederim. E bu gün de ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman hakikat noktasında bizim haliyle halleneceğimiz protik, Hz. Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem adet ederim. O zaman biz haliyle ona hallenmemiz lazım. Benim Şeyh'imin, şimdi benim meseleyim gelecek. Şeyh'imin giydiği cübbe gibi giy, ayağına taktığı şallar gibi bir şallar giy. Benim Şeyh'im, yıl 365 gününü arkadaşlar biliyor. En az 150 günü, ben böyle aşağıdan alayım, öyle değil mi Attın Hoca? En az 150 günü evinden dışarıdaydı.
Acaba onun giydiği şallar gibi şallar giymek mi Şeyh'ine benzemekti? Yoksa en az yılın 150 gününü Allah yoluna harcayıp, şehir şehir il il kaza kaza Allah ve Resulüne anlatmak mıydı? Ben arkadaşlara bunu anlatmak istedim. Git aynı renk cübbeden bir gün baktım, onun geldiği renkten diktirmiş birisi de. Aynı renkten diktirmişler. Harika. Dedim maşallah ya, için dışın bile olmuştur artık senin dedim, kaldı. Dışın benzedi. Dedi ki dışımı benzettim dedi, sıra içimde dedi. Keşke önce içini benzetip sonra dışını benzetseydin dedi. Dışı benzetmek işin kolay tarafı. Nefis bize dışımızı benzettiriyor. Diyor ki gel onun bıraktığı gibi sakal bırak.
İyi, ben bir gün bir arkadaşa dedim, hacı annenim dedim, Şeyh Efendi'ye söylediklerini bir duysak, sen hanımının dedi boğazını sıkarsın. Şeyhinin yanında bana rüya söylüyor. Mustafa Efendi bir rüya gördün, bana tevhül et. Estağfurullah Cennet. Mustafa Efendi tevhül et oğlum, benim şeyhinime inanmıyor. Bunlar özel muhabbetler yani, arabanın içerisinde olan şeyler. Demiyor ona, neden sen böyle yapıyorsun filan. Tevhül et Mustafa Efendi, emredersiniz efendim. Anlatıyor. Şeyhinin yanında, Şeyhin hanımının rüyasını tevhül edeceksin. Kendi kendine, yani kendi içimden şöyle düşündüm. Dedim, Mustafa Özbağ. Dedim, çapraz ateşin içindesin. Kendine dikkat et. Kalbine dikkat et.
Başladım, hemen zikrullaha. O anlattı, anlattı, anlattı. Ben zikrullahtayım, anlattı anlattı. Anlattı, anlattı ayrımsız oldum dedim ben. Şeyh Efendi dedi, sorma dedi, tevhül et dedi. Ben tevhül et dedim. Ben tevhül ettim şimdi. Dende, dede doğru mu dedi. Gız dedi, hem ona soruyorum dedi. Bana anlatıyorum, bana doğru mu diye soruyorum dedi. E soruyorum dedi. Doğru Mustafa Efendi dedi. Haliyle hellenme. Kıyafetini benzettin. Hiç önemli değil ki. Bir sürü Abdullah gülmüş çıkarsa, hepsini de biraz çember sakar, kafasına bir tane on iki dirimli tak gel. Elde örme.
Git onun ördürdüğü yerde ördün. Aynı yerden ördülmesi lazım. Git canım ona, selamünaleyküm aleykümselam. Efendim ördüğünden bir tane de bana öler misin? Efendim oldun diyecek. Hoş geldin 23 Nisan. Birisi geçmiş aynanın karşısından. Geyinmiş. Ondan sonra kendi kendine diyormuş. Şeyh bilmem kim bilmem kim. O da arkasını belirmiş. Bu sarı sararken kendi kendine diyormuş. Şeyh bilmem kim bilmem kim kendine. Bunu görünce kalmış her şey. Bana diyor ki, şey efendi diyor. Benim gibi sarı sarıyor ya Mustafa Efendi diyor. Bana anlatıyor. Benim gibi sarı sarmakla şeyh olduğunda alet ediyor. Ben de o kimseyle alakalı bir rüya gördüm.
Şeyh efendinin yanına dönmeye çalışıyormuş. Biz ikimiz aynı yere gömülüyormuşuz. Ben onu da, biz ikimiz aynı yere gömülüyoruz. Ben onu da oraya görmek istiyorum. Ben de o ağabeyi seviyorum o zaman. Ben de onu böyle gömüyorum, o çıkıyor. Ben gömüyorum, o çıkıyor. Ya diyorum neden buraya gömülmek istemiyorsun? Üçümüz beraber gömüleceğiz buraya diyorum. Ben buradayım bak diyorum ben. Beraber gömüldük biz diyorum ben. Hadi gel seni de gömüleceğim ben buraya diyorum ben. Uğraşıyorum gömülmüyor, o çıkıyor dışarı. Uğraştın, bu ona yok, gömemedik onları hepimiz. Ama biz şey efendiyle beraber gömülmüşüz bir yere. Biz huzur içindeyiz böyle, yan gömdeyiz mezarda da. Ben bir de içimden diyorum ki, Elhamdulillah diyorum dünyada da beraberdik, kabirde de beraberiz diyorum ben içimden.
Ben onu da alacağım diye uğraşıyorum. Kabir geniş böyle. Yok, girmedim. Ben tabii sıkıntı böyle, kendimden üzüldüm bile. Şeyh efendiye dua olsun. Ona bir himmet etsin, ona böyle bir dua etsin diye. Şeyh efendiye dedim efendim, hakkınız elal edin. Bu hadiseden önce oluyor bu şimdi. Dedim hakkınız elal edin, böyle böyle dedim. Beraber gömülmüşüz bir yere. Ben dedim önce sizi gömmüşüm. Ondan sonra kendimi gömdüm yanınıza dedim ben. Biz beraberiz. Filancayı dedim ben gömmek için uğraşıyorum. Siz dedim duruyorsunuz. Ben de yanınızda yatıyorum. Bir tane daha dedim Mustafa Edoğa var. Onu tutuyor, onu gömmek için uğraşıyor. Ben gömüyorum, o çıkıyor.
Ben gömüyorum, o çıkıyor dedim. Üç sefer, dört sefer gömdüm, çıktı. Kantar içinde kaldım dedim efendim. Di baresi. Ben böyle çok yumuşak bir şekilde anladım. Böyle bir sertleştirdim. Mustafa Edoğa dedi. Herkes öyle bizim yanımıza göm, gömüle mi gömü? Layık olan gömü gömü. Böyle herkes gömüle diye uğraşmadı. Efendim hakkımız helal olsun dedi. Helal olsun dedi. Efendim ben ona karşı muhabbetim var dedim. Hani o da böyle. Muhabbetim varsa var dedi. Tamam. İki kişiyiz. Ses yok. Adam bir müddet geçti. O kimse şeyh bilmem kim diye sarıp sarıp sarıyor aydın karşısında. O da uyuyormuş, kalkmış, görmüş. Bana diyor ki.
Filanca diyor. Şeyh bilmem kim diye sarıp sarıyor diyor. Sarıp sarmakla şeyh onun canından mı kırıyor diyor. O yüzden gömülmüyor diyor. Sureten benziyor diyor. Siireten değil diyor. Haa. Sevmek neymiş o zaman? Siireten hallenmiş. Sureten olacak olanlar var mı? Var. Biz onu kerim mi göreceğiz? Hayır. Birisi de öyle alacak mesele. O kabukta kalacak. Önemli olan haliyle hallenmesi. O zaman sevmek haliyle hallenmesi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eksiksiz ve nokşansız olmasına rağmen hep tövbe etti mi? Etti.
Bizim gibi eksik kusura olanlar hep tövbe edecekler. Ama biz her uyandığımızda biz protip olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenme gayreti içerisinde olacağız. Buradaki ana tema bu. Biz onu becerebilecek miyiz? Hayır. Ama bu noktada biz onu becermemiz mümkün değil değil. Geri dönmek değildir. Veya ipin ucunu bırakmak değildir aşıklık. Aşıklık hep ümit edip, ertesi gün sabah yine yürümektir . Hep ümit edip, ertesi sabah yine yürümektir . Yine yürümektir. Burada eksiksizliği, noksansızlığı yakalamak olsa dahi hedef ona ulaşamayacağını bilsen dahi ona ulaşabileceğini ümit etmektir aşıklık. Bu bir İtopya'dır ben öyle derim. İtopya mı derim? Evet İtopya'dır. O yüzden aşık hiçbir zaman muslata ermez.
Hiçbir zaman bizim, benim aşıklık anlayışımda muslata ermez muhakkak vardır ama her muslatı yalancı sabahtır senin için. Bunu hisseder bu sevdiğine yarın. Hiç önemli değil musleti hissetmemek. Ruslata olan özlem neden? Muslatı sevmektir. O insanın içerisinde fıtridir çünkü. Fıtridir. Fıtridir o muslat var ama aşık her muslatını yalancı sabahtır. Senin muslata erdin o değildir.
Tenzik vardır o zaman. Ruslatın hakikati de budur. Her muslatın o değildir. Aslında odur ama o değildir. Aslında odur gördün ama değil. Sabah olur gün aydınlandığında hiçbir şey kalmaz ortaya. Ve dersin ki ey sevdiğim akşam kara kaşlarına bakardım. Sürmeli gözlerini süzdüğünü gidirdim. Heyha sabah olunca ne kara kaşları kaldı ne sürmeli gözleri. Ve yine gözüm ufukta. Yine akşam olur. Yine denizin kenarında beklerim. Bir barkta. Ve sen yine gelirsin. Yine saçlarını görürsün bana. Umarsızca. Yine tutarım saçlarını. Örerim teker teker. Gözyaşlarımıyla ıslatırım. Ve yine okşarım saçlarını koplarım.
Sabahlara dek. Bilirim sen sabah olduğunda yine arkana bakmadan çekip gideceksin. Ve ben yine arkandan hay haylarıma hu hular ekleyerek de yine akşamı bekleyeceğim. Ve ne zamana kadar ömrüm böyle geçecek bilmem. Ömrümü de saymam. Ama seni beklemenin zevkini de hiçbir şeyle değişmez. Saçlarımı koluma dolayı onu toplamayı da dünya ve dünyanın içindeki hiçbir şeyle değişmez.
Bilirim ki senin saçların değildir o. Bilirim ki yine sen saçlarını uzatırsın bana. Bu bir paradokstur. Bitti. O yine her dalgadan sana tebessüm edecektir. Kanma. Her dalgada tebessüm o değildir. Ama bekle. Uzaktan gelir o. Koşar. Bakarsın ki dalga tebessüm halinde geliyor. Ama daha da inceden bakarsan her dalgada onun tebessümü vardır. Her tebessümü farklıdır. Ve her tebessüm onundur. Ama sana geldiğinde değil. Aşk. Aşk. Her yeri de temzih edersek ona. Her yeri de ondan temzih edersin. Her yeri ondan temzih edemeyiz. Zatını temzih edersek.
Zatını temzih edersek. Aşk her yerde. Fiyat olarak her yerde. Aşk mı değil mi? Bir taraftan o. Bir taraftan o değil. Değil. Bir taraftan temzih edilir. Bir taraftan da. İşte bu durumda aşk her yerde kalıyor yani. Aşk her yerde. Her yerde. Bunun tadı o. Sen aklınla vuruyorsun. Aklınla vuruyorsun cancı ağzım. Aklınla vurma. O şimdi bile tebessüm ediyor duvarda. Ama duvarda değil. O şimdi tebessüm ediyor hayalde. Ama hayalde değil. O her yerde. O beni doyurmuyor yani. Ya dur bakalım. Çocuk ne zaman doymuş ki? Efendim şimdi dediniz ki. Biz peşinden koşuyoruz zaman hiçbir zaman aşka ulaşamayız. Veya koşandan ulaşamazlar. Ahir hayat. Koşandan ulaşırlar. Koşandan ulaşırlar. Evet.
Veya şöyle. O peygamberimizin ulaştığı noktaya ulaşamazlar. Onun hissettiğini hissedemezler. Onun başardığını ulaşamazlar. Çünkü onun hissettiğini de hissederler. Doyumu ulaşamazlar. Doyum yoktur zaten. Sormak istediğim soru orada geliyor. Akin hayatın manası koşanlar için burada mı oraya çıkıyor? Hayalın manası var mı ki? Akin hayat. Onun da manası var mı ki? Bak her mana vermek aklı bir şeydir. Her şeye bir mana vermek, her şeyin bir manasını azalmak, her şeyin bir şeysini bir şeysini bilmek aklı dışıdır. Görüyorum ki akıl gayet. Yok aşkı akıl ile algılamak mümkün değil.
Aşıklığı akıl ile algılamak mümkün değil. Burada normalde tezata düşünen paradoks bu. Biz şimdi burada akıl ile hiç alakası olmayan duyguyu akıl ile algılamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Aşıklık duygudur. Aşk duygudur. Akıl değildir. İki kere iki dört eder akla göredir. Aşığa göre elmez. Aşığa göre iki kere iki dördün manası bile yoktur zaten. Karışıyor, üniversite kafası var sizde o yüzden karışıyor. Onu akıl ile yapmaya çalışıyoruz. Aşıklığı da iki kere iki dört ederek bağlamaya çalışıyorsunuz. Ben de inatla bağlamayacağım diye uğraşıyorum. Ayırmak için uğraşma cancağızın.
Dünya ile olan işler bir tarafta. Bırak orası kendi çarkında yürür. Kendi işinde gider. Duygu ile olan hadise iki kere iki dört ederle gitmez. İki kere iki dört ederle gitmiş olsa bu insanlar burada durmazlar. Bu sohbeti dinlemezler. Bunların hepsinde kafası kırıklar çeker giderler. Burada iki kere iki dört ederlik bir sohbet yok çünkü. Demikten beri de olmuyor. İki kere iki dört eder ne demek? İşte yerlenirsen abdestin bozulur. Bu. Bizim iki kere iki dört ederden yerlenirsen abdestin bozulur bu. Adamın yerlerinin farkında varmaz. Abdestin bozulur mu? Bozulmaz. Adam hep abdesti. Neden? Farkında değil.
Sen duymuyorsun. O farkında değil. Sen duymuyorsun. O farkında değil. Sen duymuyorsun. Abdestin bozuldu. O diyor ki bozulmadı. Git bak işine. Benim abdestim abdest diyor. Neden? Farkında değil. O kendinde değil. Sen kendindesin. Sen diyor ki yerlenmedin abdestin bozuldu. O diyor ki ben yerlenmedim abdestin bozulmadı. Aramızdaki fark bu. Şeyh efendi gidiyor aramanın içerisinde elinde tespit çarp çarp çarp çarp tıp kaldı. Oralı. Gidin oraladı. Tespik kaldı. Allah biliyor kendi kendine. Öyle dıldım baktım hal görüyor. Ben araba kullanıyorum. Arkada da canlı var. Mustafa'yı var. Bütün herkes gelmiş buraya. Sen bana böyle devirme.
Kütün hepsini toparladı. Nars'a geldi. Tespik duruyamam. Çak çak çak … Tak durdu gelen. Ben şimdi onun tespit çatırtardı. Bilir arkadaşlar. Kuka bir tespik varında. Çatırdı. Eski Kuka'lar da. Kuruluyorlar. Aynı zıbırdı. Çağır, çağır. Bakın ne Allah söyledi. Mustafa. Vakit geldi mi? Girdi efendim. Girdi. Namazımı kılayım o zaman. Allah da o neyse. Dede ne ne? Ne oldu kız dedi. Uyudu ya. Uyumadı. Dede dedi ya Mustafa'yı sor dedi. Tamam mı? Döndü. Mustafa'yı uyudun mu dedi. Hayır efendim dedi. Ah bu kız senin yalancılardın. Mustafa'yı uyumadı mı? Korkam. Bu, Korkam.
adişşen ayrıları verir. Kork somos çak Korkam. K worried sen duyuyorsun tuyumu abi. Kız hacahanım. Yoksa sen sesler mi duymaya bak foundationsın. Arka tarafta Alevha. Yanıyo arka taraf. Yalınla Gemini de var. Gemin de kaçar. Gelinle döndü gelen, uyumalı mı deden dedi tamam mı? Uyumadıdır tamam mı? O diyor ki dede uyudun. O diyor ki kız uyumadım ben. Gördüğü doğru mu onun? Doğru. İki kere iki dört eder. Bir dakika. Onun gördüğü doğru. İki kere iki dört eder. O uyumadım diyor. İç halim olarak doğru mu?
Doğru. Bana soruyor. Uyudun mu Mustafa Efendi? Ben de Hacem'le gibi görmüş olsaydım ben de uyudum diyecektim. Sihir eder. Uyumadı herkesi topladığı maşına. Uyumadım dedi. Görmemiş olsaydım ben de iki kere iki dört eder dedi. Olacaktım. Beni yanında taşımayacaktık oğlum. Gaflete düşmüşüm Mustafa Efendi.
Oğlum gaflete düşmüş olanlarla gönderme beni. Öyle dedi. Filancanın arasına bir dar vermek istemiyorum. Her ne dersin? Oğlum filan bir daha elini yanında dolaştırdım. Değil mi dedi? Her ne dersin? Ben hiçbir itiraz edeyim. Aradan böyle bir zaman geçti. Çok yiyip içiyor oldu. Yanında dolaştırmaz. İki kere iki dört eder derse yanında duramazsın. İşte aradaki fark bu. Siz o hali iki kere iki dört ederden anlamaya çalışıyorsunuz. Anlayamazsınız. Anlayın mı diyorsunuz? Yok. O iki kere iki dörtten hiç anlaşılmaz.
Bu iki kere iki dördü okulda bırakacağım. Derim ya ağzınızı şu kapıda bırakın. O aklı terk etmek değil. Yani burada iki kere iki dört ederler yürümez. Bu zaten bize aklı terk etmek daha dolar. Evet burada iki kere iki dört ederler yürümez. Şimdi girmek istemiyorum da gireyim. İşte herkes cemaatı haklı görüldü değil mi? Daha bir meselenin başladığında. Niyet ettik. Dedik ki yarabbim bize kardeşlere doğruyu göstermek. O zaman biz anlattık bana neler söylediler? Ne oldu? İki kere iki dört ederler oldu mu? Olmadı. Ne galip geldi? Ben de yazdım. Dedim ki her sufinin gördüğü hakikaten değil. Her görünen rüya hakikaten değil. En anlayın da bizim kardeşlerin gördüğü rüyalar ve haller hakikat dergâsındandırmış.
İki kere iki dört ederler değilmiş. Ya hakikat dergâsındandırmış. O zaman işte burada iki kere iki dört eder basmıyor. Yani normalde akıl olarak görürsem bu hayır değildir. Çocuk oyuncağı mı? Öyle görür akıl. Her dalgada gelen senin tebessümündür. Gelir. Bu değilmiş. Yazdıyı beklediğini düşünebiliyor musun? Hiç bekledim mi? Sabaha kadar deniz kenarında dalga. Boş boş değil. Görerek bekledim mi? Aklını oynatırıysa. Sonradan onun dalga olmadığını da görürsün. Sonradan onun denizde olmadığını da görürsün.
Sonradan onun varlık da olmadığını da görürsün. Sonradan onun başka bir şey olduğunu da görürsün. Nerede iki kere iki dört? Yanındakine desem bu dalga da değil, deniz de değil, derya da değil. Yanındaki der ki ya kırmış bu kafeyi. Bir linceniz geldi, çağ vurdu, gitti dalga. Değil. İki kere iki dört etmiyor. Dört etse de anlamı yok onun için. O şeyin ahiretin manasını meselası yapıyor. Yok manası. Kalıyorsun. Nasıl manası olması? Evet yok. Biraz daha zorlarsan ahiret inancını yok görmek değil. Ahiret dediği şey burnunun ucundasın. Ben bunu yaşamadığım için ama benim için.
Sen bunu yaşamadığın için senin için hala da iki kere iki dörtte bakacaksın. Hakkını bırakamıyorum. Evet. Şimdi ben kendi kendine desem ben şey diyeyim mi? Gömüldüm. Hakkım mı benim? Nereye gömüldüm? Önemli değil. Ben gömülmüşüm mü? Gömülmüşüm. Şey efendim dedi bana. Biz beraber gömüleceğiz orası. Sahirem bakarsak belki de mümkün değil bu. Öyle mi? Öyle. Sahirem bakarsak da öyle. Biz layık mıyız gideceğiz onun yanına gömüleceğiz? Mümkün değil bu. Gayık olanlar gömüleceğiz. Ama ben kendi iç dünyamda ne diyeceğim? Gömüldüm yanına. O da teyit etti bana. Dedi ki beraber gömüleceğiz orası. Bunun yolduğu akıl mı? Evet akıl.
Evet. İnandığın aklen sen diyorsun ki bu adamı doğru söylüyordun. O yüzden inandım. Görülüyorsa ayrı. O gördü akıldan çıktı zaten. Siz şey efendinin o acengiyle olan şeyi dediniz ya. O an ben onu gördüm mesela. Siz hep üstüne dediniz araya aldı dediniz. Ben yani sizi araya aldıklarını gördüm ben. Tamam. Araya böyle hani bir masa temizli olgu gibi. Tamam. Üstüne siz söyleyelim. Hatta sahneyi de gördüm ben. Tamam. Sıkıntı yok. Bu akıl olmuyor. Bu akıl normalde bu akla hayalden akla düşen aklını kabul edeceği şeyler. Kabul edemeyeceğim ne var? Kabul edemeyeceğim bir şey meydana çıkınca görüneceğim. Yani yaşadığında kabul etmenin oluyor mu? Olacak.
Neden olmasın? Olmuşe kalkar. Siz de olup değil. Herkes Mustafa Özbağ değil. Olmuştur da olmamıştır zaten. Yani ölçü yok. Herkesin ölçüsü de aynı değil. Kimi düşer kalkar, kimisi bater kalkar, kimisi hiç basa kalkar, kimisi hiç basa kalkar. Ben dergaha girdim, takka bir kol bir şey efendim beni zahkır etti. Bilemeyiz.
Ben 26 yaşındaydım, şey efendim ona riyal tabiri verdi. Zahim değil. İlk Züklullah'ta bir sürü şey gördüm. Konuşmak istemiyorum, daha anlatmayacağım ama. Çok güzel indeyim. Aşk anlatılıp dile düşen mi, anlatılıp yürek deşen midir? Bunlar edebiyat. Bunu yazan kardeşin anlatamadığı bir şey varsa gelsin. Sever herkes midir? Herkes olsan olacak, olmasan olacak. Aşiğin gözü hep yaşlı mıdır? Aşıksa yaşlıdır. Gönül han değil, dergahtır.
Malmül, kaldır, küldür, gürülmez diyor Hazreti Mevlana. Bizi anlatmak istediğini açıklar mısınız? Gönül handır, kaldır, küldür, gürülür. Balık suda yaşar, yılan ona ne kadar yoldaşlık yapabilecek? Hazreti Mevlana ne demek istemiştir? Balık suda yaşar, normalde yılanların suda yaşayanı vardır. Aldatmasın sizleri. Aşık günah işler mi? Evet. Aşık günah işler mi? Evet. Günahta ısrar eder mi? Hayır. Aşık günahkar mıdır? Evet. Günahkarlıkta ısrar eder mi? Hayır. Aşığın günahı kalır mı üzerinden? Hayır.
Bak hayır. Bunlar normalde aşığın kim derse ki aşık hiç günah işlemez. Hatay var. O eksiktir, o yanlıştır. Allah bizi affetsin. Amin. Bâle bâle bâle … Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.