Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Mart 2014 · 1:43:15
Geylânî, Geylânî, Muhammed'in Nebi, Es-Seyyid, İmâm-ı Âlâ. Bunu 3'ler, 5'ler, 7'ler, 40'lar diye nitelendiren Arabî, adım usul bunu doktriner hâle getiren, bu noktada bunun fikri planını, önünü, arkasını, ardını, sağını, solunu koyan Arabî. Tabi Arabî'den önce bununla alakalı hadis-i şerif var.
Hem İmâm-ı Hamdel Hazret'ten nakletti, Müslü'nün de olması lazım nakli, Guhallî'de görebilirim. Bu normalde 40 tane Allah'ın abdal kulu vardır, hadis-i şerif'i vardır. Bu hadis-i şerif, o 40 tane abdal kulu vardır. İşte bir hadis-i şerifte bunların 10 tanesi İbrahim gönüllü, 30 tanesi, ondan sonra Musa gönüllü. Diye, veyahut bunun bir de değişik rivayetleri var.
Bu noktada 40 tane böyle Allah'ın veli kulu var. Ve bunların hiç eksik olmadığı, ondan sonra bir hadis-i şerif daha var. 40'lardan sonra 80'ler, 120'ler böyle devam ediyor. Bunlardan var oldu. Ve bunlarla Cenab-ı Hak'ın yeryüzünde dinini idame ettirdiği, yaşattığı, devam ettirdiğine dair hadis var. O yüzden bir ayet-i kerime var, yeryüzünün manevi direkleriyle alakalı. Hz. Abbas'ın der ki, Allah peygamberlerden sonra bu manevi direklerle dinini ayakta tutar der. Hz. Abbas'ın bu noktadaki bu ayet-i kerimeyi, tefsiri bu şekildedir. O yüzden bu 3'ler, 5'ler, 7'ler, 40'lar dediğimiz bu veliler grubu, hadis-i şerif mucibince de var olduğu sahabi, onların işleri de bu noktada dini yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek.
Onlar yeryüzünde dini ayakta tutmak için, dini algıyı, dini yaşantıyı, dini daireyi ayakta tutmak için mücadele ederler. Onların durumları da, vazifeleri de bu. O yüzden Hz. Abbas'ın radallahu an hazretlerinin tefsirine göre, onlar yeryüzünün manevi direkleridir. Onlarla Cenab-ı Hak dinini kuvvetlendirir ve ayakta tutar. Bunlar alimlerden hariçtir. Bunun bir dairesi, bir veçesi alimlerdir. Alimler de dinin bu noktada yaşanılmasına, yaşanılmasının hukuki çerçevesini çizerler. Bu noktada müceddit vardır. Müceddiller dini algıyı yenilerler. Bu müceddillerin vazifesi dini yenilemek değildir.
Dini yenilemek reformistliktir. İslam bunu kabul etmez. Dinin yenilenecek bir şey yoktur. Namazın nesi yenilenecek? Orucun nesi yenilenecek? İbadetle alakalı. Hukukla alakalı bir şeyi kaldırıp başka bir şey mi konulacak? Bu mümkün değil. Buradaki müceddillerin vazifesi de dini algıyı yenilemektir. Başka bir şey değil. Seçimlerde bir partiye oy vermek ya da vermemek günah olur mu? Normalde günah derecesinden bakıp bakmama noktasında memleket sorumluluğu, dini sorumluluk açısından bakmamız lazım. Bazen insanlar vermediklerinden veya yapmadıklarından da sorumlu olurlar. Bakın bir normalde insanlar yaptıklarından sorumluluk sorumludurlar.
Bir de yapmadıklarından da sorumlu olurlar. Bir şey yapmamakta sorumluluğu getirir. Ümmetin toplandığı yerde toplanmamak sorumluluk getirir. Ümmetin gittiği yerden gitmemek, oturmak sorumluluk getirir. Herkes yürüyor, sen oturuyorsun. E ben yürümüyorum ki. Ama orada oturman da suçtur. Bunun gibi sorumluluk getirir. Oy kullanmamak bazı zamanlarda sorumluluk getirir. Önemli zamanlarda, önemli noktalarda sorumluluk getirir. O zaman mesela bir kimse kendince iştahat edebilir. Ben şimdi oy kullanmam, kullanmasam da olabilir. Bu o zaman o kimseye kendince iştahlıdır. Doğru isabet ettirdiyse on sevap alır. Doğru isabet ettirmediyse bir sevap alır.
Ama kendisini bağlıyor. Umumu bağlayan sözlerde ise umumun sorumluluğu da o kimsenin üzerine gelir. Umumun sorumluluğunu alır o kimse. O yüzden bu noktada örneğin ben kardeşlere oy atmayayım demem. Hiç demedim ben tarikat hayatım boyunca da şu partiye oy atın da demedim. Ben şu partiye oy atın demem. Benim işim değil o. Ben dini anlatırım, kuram ve sünnet çerçevesini anlatırım. Geçenlerde bir, burada mı arkadaş bilmiyorum, telefonda konuşturduk bir arkadaş vardı Gölcük'ten. Gölcük'ten aramıştı bir arkadaş da, hatta ben ona geçen sefer de dedim, geleceğim şu, gün bu programı da söyledim. Her ay geliyorum şu tarihte bir daha geleceğim.
Ben şahsım, kendisini zahiren tanımıyorum çünkü. Benim mesela AK Partili olduğumu söylemiş, meyil çekmiş bana. Dedim, iş kimse bu benim ağzımdan duymaz. Benim partim yoktu ilk önce dedim. Partim yoktu. Ama ben memleketimi seven bir insanım. Memleketi bu noktada, memleket hayrını olan ve olacak olan her şeye alkışlarım. Bu noktada dedim, bir sıkıntı yok. Diyor, tweetlerinizi, ben dedim, tweetlerimde ben, memlekete operasyon yapılmasına canım sıkılıyor. Ben bu memlekete seviyorum. Neden bir başkası operasyon yapsın? Neden bir başkasının üzerinden operasyon yiyelim? Bizim kafamız çalışmıyor mu? Bizim algımız bozuk mu bir başkasının operasyonuna seyirci kalalım?
Neden benim bir, bu hangi başbakan olursa olsun, neden benim bir başbakanımı bir başkası değiştirsin? Neden benim hükümetimi bir başkası yıksın? Ben yıkayım kendimi yıkayacaksam. Ben değiştireyim kendimi değiştireceksen. Neden başkası beni yönlendirsin? Neden başkası beni yönetsin? Benim durduğum nokta bu. Yani bizi bir başkası mı yönlendirecek hala da? Bir başkası mı yönetecek hala da? Ya niçin dedim bunun üzerinden hareket edilsin? Benim dedim isyanım bu. Benim dedim bu noktada paylaştığım şeyler de bu. Bu bir memlekete dışarıdan birisi operasyon yapmasın. Bizim memleketimiz bu dışarıdan operasyonlara dedim seyirci kalmasın. Sonra yani mevzu olunca dedim din gözlüğün farklı bakan.
Sana şimdi dedim bir din gözlüğü dedim bir portret çizeyim mi? Çiz dedi ama sen bunun altında siyaset göreceksin şimdi yine dedim. Ben dedim bir din portresi çizeceğim, yeni gözlük çizeceğim dedim. Sen bundan siyaset göreceksin. Yumratı'nın çiz dedi bana. Peki dedim. Beş tane adam var birisi namaz kılıyor. Hangisini seçeceksin dedim ben şimdi buna. Cevap ver bana. Din gözlüğüyle bakıyorsun. Namaz kılın dedi. Beş tane adam var birisi Kur'an-ı Kerim okuyor. Hangisini seçeceksin? Namaz kılın. Kur'an-ı Kerim okuyanı diyor. Ben sıralıyorum şimdi. Beş tane adam var. Bunun bir tanesi başörtüsüne isteyen örtülsün, isteyen örtülmesin diyor. Öbürkü de millet diyor örtülmesin.
Hangisini seçeceksin? Bunu sıralıyor şimdi. Ne oldu dedim ben? Bu durdu şimdi telefonla. Bizde geliyor mu bu bende? Buraya geliyor. Bu geçen gelişimde oluyor. Ben de dedim ki gel muhakkak. İster bu halkı toplantıya gel, ister önümüzde kayıt toplantıya gel. Ondan sonra biraz da hakaretvari konuşmuş bunların şeyden. Neyildi? Ben de cevap yazdım. Dedim sahte hesapla hakaret etmek kolay. Benim adım Mustafa Özbar. Telefonum da bu. Dedim sahte hesapla hakaret etme bana. Bize çok oluyor ya öyle. Bir sahte hesap açıyor adam. Hakareti döşeniyor bize. Nasıl olsun karşısında bir telefon yok. Bir şey yok. Adam hakaret etmek kar buna. Ben de yazdım.
Adam olan, yiğit olan dedim. Meydanda olur. Benim telefonum meydanda. Gidip geldiğim yerler meydanda. Programlar meydanda. Söylediklerim meydanda. Mesela ben de yiğitim diye telefonunu yazmışım. Ben de aradım tabii. Dedim böyle demeye hakkın var mı? İşte kaldı. Böyle bir şey olduğunu ispat edebilir misin? Gözünden gördün mü? Yok. Kulağına bir şey duydun mu? Yok. Sen şimdi dedim bana iftira etmiş oldun mu? E ettin. Doğruysa gıybet oluyor dedim. Gıybet dedim ben. Zinadan daha ağır bir günah. İftiraysa dedim katverleniyor bu. Yetmiş zina gibi dedim ben. Nasıl kalkacaksın altından dedim. Bu durdu. Sonra bu yolu çizdim ona. Dini olarak. Dedim ne yaptın?
Ne yapacaksın sen şimdi dedim. Ben de şimdi sana soruyorum dedim. Kimi oy atacaksın böyle dedim ben. Recep Tayyip'e atılacak dedi. Bu şimdi. Ne oldu senin dedi MHP'liliğine, ülkücülüğüne dedim ben. Bir anda dedim Tayyip'ci oldun bak sen dedim. Ya hocam hakkını helal et ya dedi. Bu şimdi. Eyvah dedim ben. Ben şimdi buna. Ne oldu dedi. Bizim eski canahtan birini kaybettik desene dedim. Bu zamanda. Hocam sen dedi. Önceden dedi. Hocam sen MHP'li miydin dedi. Bir şey dedi. Evet dedim ben. Muhsin'in zamanında ben başkanım. Ben dedim Muhsin'in başkanlığında. Ben yönetim kurulundaydım. Bu durdu şimdi. Dedim bak.
Din gözlüğü girdim işin içerisine dedim ben. Dini olarak tartışamazsın bunu dedim ben. Gidip dedim AK Parti'yi oy atmak zorunda kalırsın dedim. Sen şimdi bir de bunu öğrendin ya. Hiçbir yere başka bir yere oyunu atamazsın şimdi. Öğrenmeseydim bak atarım. Şimdi sorumlusun. Kaldı çocuk telefonu. Üniversite bakıyor. İşte çocuk. Hocam gel canım mutlaka sohbetlerimize. Gel. Yüz yere görüşelim isterseniz. Gelmiyor bak iki aydır. Şimdi oy atmaktan da sorumlu insanlar. Atmamaktan da sorumlu. Neden? Yani siz doğruyu, iyiyi, güzeli seçmekle mükellefsiniz. Ayet-i kerimeler var çünkü. İyiyi desteklemekle mükellefsiniz. Ayet-i kerimeler var.
Siz hak ve hakikati desteklemekle mükellefsiniz. Sorumlusunuz yani. Ayet-i kerimeler var. O yüzden oy atmama gibi bir şansınız yok. Bu dini olarak da. Başkası şöyle diyebilir. Ya ne yapayım da soruyor. Yok vah. Bir de buna böyle birisine söyleyince. Hani dindar olanı seçmek zorundasınız deyince. Cemaatten bir kardeş dedi bana. Şehli İslam'ı seçiyoruz dedi bana. Ben dindar olanı seçmekle mükellefsiniz deyince. Ben de dedim Şehli İslam seçilmiyor zaten dedi. Şehli İslam'ı seçtiğin atıyor seni dedi. Yani seçtiğin Şehli İslam atacak dedi. Sen öyle bir seçim yapacaksın ki doğru Şehli İslam'ı bulacak o kimse. O yüzden sen dedim dindar olanı desteklemek zorundasın.
İyi, güzel, doğru olanı desteklemek zorundasın dedi. Bu vazife. Yapacak bir şey yok. Elif ve vav harfleri ne anlama gelir? Bu harflerin yazılı olduğu yüzükler takılır mı? Harf harftir. Yani sonuçta harfler tek başına hiçbir mana ifade etmezler. Hiçbir başına, sonuna, önüne, arkasına bir harf gelir. Bir harf daha gelirse o zaman mana teşkil eder.
Tek başına bir harfin hiçbir manası yoktur. Harf harftir. Siz kendinizce ona bir mana yükleyebilirsiniz. Bu sizin yüklediğiniz manadır. Aslında harfin yüklendiği mana değil. O yüzden herkes şimdi vavda bir işaret bulur kendince. Vav harfi mübarektir onlar için. öbür harfler Allah'ın harfleri değil mi? O yüzden bir mana yok. Sakal sünnetinde eşten izin ve müsaade var mıdır? Bu hiçbir hadis şerifte ve fıkıhi ölçüde yoktur. Bir insan sünnet olan bir şeyi yaparken bazı istisnalar var muhakkak. Eşinden izin almak zorunda değildir. İzin alınması gereken şeyler bellidir. Kadınlar nafile oruç tutacaklarsa eşlerinden izin alırlar. Bu da nafile oruçla alakalıdır.
Farz oruçla alakalı değildir. Mesela kadınlar namaz kılmak için eşlerinden izin almazlar. Veyahut da erkekler namazın sünnetini kılmak için eşinden izin almaz. Veyahut da erkekler örtünmek için eşlerinden izin almalarına gerek yok. Eşi derse ki adama çıplak dolaştı ya. Müsaade etmiyorum deyince adam çıplak mı dolaşacak? Örnek. Yani bu absürt bir örnek değil mi? Neden absürt olsun? Adamın sakal bırakmasına da kadın karışacaksa adamın kıyafetine de çok rahat karışabilir o zaman. Örneğin. Bu noktada dini dairenin içerisinde böyle bir şey yok. Ben böyle deyince de diyorlar ki bir gönlünü almak için sorsaydı. Bir babanın evladındaki hakkı nedir?
Bir evladın babasına erimeyi sökemedi. Babasına yapması gereken nedir? Baba Kur'an ve sünnet dairesinde değilse bedduası tutar mı? Her anında küfür eden bir babanın sözlerine ne kadar dinlenir? Babama saygım sadece babam o kadar saygımı yitiriyor yaptıklarıyla demiş kardeşimiz. Bir babanın Kur'an ve sünnet dairesinde evladının üzerindeki hakkı bitmez. Baba evladının, erkek evladının üzerinde, kız evladının da üzerinde Kur'an ve sünnet dairesinde her türlü hakkı var. Erkek evladının parasına, malına, mülküne dahi el koyabilir Hanefi'ye göre.
Şafi'yi, maliki, Hanbeli ulemasına göre eşini bile boşatabilir. Hatta oğlunun eşini Şafi'ye göre kendisi boşayabilir. Diyebilir ki gelinine boşadım seni oğlumla da. Allah yoluna çıketsin. Boşanmış kabul edilir. Şafi'ye göre. O yüzden baba evladının üstlerinde istediği kadar borç senedi yazabilir. Evladına diyebilir. Gel buraya bir trilyonluk borç senedi yazdım. Gel buraya imzala. Evlat tıkır tıkır imzalayacak. Erkek evlat. Erkek evladı, babası ölünceye kadar, babasının emrinde ve izninde. Kur'an ve sünnet dairesinde. Kız evladı evleninceye kadar. Kız evladı evlendi, öl oldu.
Kocasına itaat etmeye başlıyor. Ayrıldı, bir daha babaya itaat yok ona. Enteresan bir şey. O hür oldu artık. Hatta o geri dönerse babasına, babası da bakmak zorunda değil ona. Ama bakarsa şehit sevabı var. İşin bir de bu tarafı var. O yüzden normalde bir babanın hakkı bu manada evladın üzerinde bitmez. Baba küfür ediyormuş, günaha giriyor. Yani normalde fasık bir imama itaat olmuyor da, fasık bir babaya niçin itaat bulmaz ki? Baban günahkar, günahkar. Kur'an ve sünnet dairesinde yine ona itaat etmek zorunda bir erkek. Kur'an ve sünnet dairesinde.
Git içki iç derse içmez. Git kumar oyna derse oynamaz. İşte git Kur'an ve sünnet dışında yanlış bir şey yap derse yapmaz. Aman gel burada başımda dur, duracak. Başımda bekle sabaha kadar. Bekleyecek. Kolumu tut sabaha kadar diliyorum. Sabaha kadar kolumu tutacak. İtaat bu noktada babaya farz. Allah'tan sonra babaya gelir itaat. Bir mümin Allah'tan sonra babasına itaat eder. O yüzden normalde babaya itaat alakalı Kur'an ve sünnet dairesinde hiç şey yok. Bedduası tutar mı? Yanlış beddua insanın kendi başına dolar. Bir kimse beddua etse, o bedduası yerli yerine değilse, doğru değilse beddua döner. O kimsenin başına cebelleş olur.
Oluyor da zaten, gözünüzün önünde görüyorsunuz. Neydi mülâhame mi dediler? Değil mi? Ne? Tabir öyle mi? Mülâhame dedim. Mülâhame dedi sonradan. Ha ne dedi? İşte mülâhame yapmak vardır. Yani bu işin içerisinde biz de varsak yanlışsa bizim de ocağımıza ateş düşsün. Düştü. Ben bir geçenlerde görüştüm, bana dediler ki ya düştü dedim. Nasıl dediler? Ya herkesin elinde valiz dolaşıyor boyuna dedim. Adamın evi bir ocağa dağıldı mı dedim ben. Durdu bunlar. Ya sen nereden bakıyorsun? Ya ben sizin dedim yaptığınızdan bakıyorum. Dedim bütün emniyet amirleri, müdürleri evlerinde dedim valiz. Ha böyle dolaşıyorlar bütün Türkiye'yi dedim.
Adamın ocağı çubuğu dağıldı mı şimdi dedim ben. Adamın hanımı, çoluğu çocuğu bir yerde, adamın evinde valiz. Gidiyor bir yere, bir hafta oluyor işe başlıyor mu? Paralelden oldu anlaşılıyor. Bir daha gönderiyor. Adam daha ismini yazdırmıyor oraya. Yazdıracak ya Mustafa Özbağ, emniyet müdürü yardımcısı. Neresi? İzmir. İzmir'in emniyet müdürü yardımcısı yazdıracak. Ha yazdırılmadan hadi valiz elinde bir daha dolaşıyor. Hanımı, çoluğu, çocuğu nerede? Filanca yerde. Adam dolaş, ala dolaş. Dedim dolaşıyoruz boyuna dedim. Dolaşıyorlar. Yahu dedi ya dedim ben, çoluğu çocuğu dağılsın dağıldı eviniz. Ateş düşsün düştü. Hocanın duası dedim çok keskin. Cenab-ı Hak tecelli ettiriyor dedim ben.
Ya nereden bakıyor? Ya baktığım yer belli, meydanda dedi. Siz Allah'tan hayır isteyiniz. Allah'tan hayır istemek gerekir. Beni de yak. E yakar. Ne olacak ki? Yüz tane, bin tane kul yanmış. Ne olacak yani? Arkasında yok mu? Ne olacak ki? Kendilerini, kendinde bir şey görmek olur. Ben beni de yak desem beni yakmaz diyor. Yakar seni de yakar. Beddua o yüzden beddua etmeyin. Evladınıza beddua etmeyin. Anne babanın duası, evlatlarının üzerinde peygamberlerin duası gibidir. O zaman bir anne baba da kendi çocuğun üzerine beddua ediyorsa, eğer çocuğunun üzerindeki beddua ettiği konu doğru ve hakikat değilse, anne babanın üzerine de.
Kim beddua ediyorsa, diyor beddua bulut gibidir. Havada durur. Eğer doğruysa, beddua edilenin başına cebelleş olur. Doğru değilse, beddua edenin geri döner diyor. Başına cebelleş olur. Sizin hayır gördüğünüzde, şer şer gördüğünüzde hayır vardır. Sen ne ama beddua ediyen, dua et, hep hayır ister herkesten. Herkese hayır tavsiye et. Mesela, bu karı koca arasında da aynı şey oluyor. Kadınlar, adamlara, bizde ilenmek derler. Hani ona beddua et. Adama diyor ki, Allah belanı versin senin. E o bela gelince sana geliyor evden. Dönüyor, sana geliyor. Ona bela gelince aynı evde yaşıyorsunuz. Aynı evde yaşayınca belasını sana akıtıyor.
De ki, yarabbi şu adamı iyi et der. Adam iyi olursa sana iyilik. De ki, yarabbi eşimi iyi et de. Kadın, adamın hanımı için, çocuğu için, anne baba için. Dua edin. Yarabbi eşimi hayırlayla, çocuklarımı hayırlayla. Anne babamı hayırlayla. Komşularımı hayırlayla. Arkadaşlarımı hayırlayla. Memleketimi, yaşadığım şehri hayırlayla. Çalıştığım iş yerimi hayırlayla. Arkadaşlarımı hayırlayla. Dua edin. Anne baba beddua ediyor. Ya kime beddua edin? Evladın değil mi senin bu? Bakıyor. Allah onun belasını versin. E vermiş zaten, seni vermiş diyor. Sen böyle dediğinde dedim, çocuğuna, çocuğuna daha ne bela gelecek? Bir anne baba düşün ki, çocuğuna bela akıyor.
Dedim, başka ne bela arıyorsun ki sen dedim. Sen varsın işte, bela akıyor çocuğunun başına. Veya evlat anne babaya bela akıyor. Böyle anne babaya lanet olsun. Neden? İki karış yer az bıraktı sana. Neden? İşte benim abimi kayırdı. Yok bir kız kardeşim kayırdı. İyi kayırdıysa kayırdı. Sen böyle anne babaya lanet olsun denecek nokta mı? Böyle düşündüğün için sana lanet uğramış. Sana mal az gelmiş işte. Lanet başlamışsa. Öyle diyeceğine, ya Rabbi anne babama hayır ver desene. Onun duasını almaya kalksa, annesi babası öyle davranmayacak ki zaten. Anne babaya o ters davrandığı için de anne baba diyor, sen bana ters davranır mısın? Ben de seni malla tehdit ederim.
Onun malla tehdit ediyor. Parayla tehdit ediyor. Dua etmek lazım. O yüzden anne babanın da bedduası doğruysa geçer. Doğru değilse döner anne babaya. Allah muhafaza eylesin. Efendim kişinin kendine bedduası alır. Bu da yanlış. Bu da günah kebairasında. Bir yanlışı bir de mutlu edin. Yok. Hep dua isteyecek. Ya Rabbi beni hayır eyla. Bir bela muslet gelginde de diyor siz inna lillahi inna ileyhi raciun deyin. Asla kahır yok. Bir şey olmuş. Sen de bir hata yapsan. Yani bizim elimizden de bir hata çıkmış olsa, kendi kendimize bela okumaya hakkımızı yok. Bela, lanet etme, küfretme.
Bunları unutacağız. Sufi ahlakı değil. Astral seyahat edebilen birisi zindandan kurtulmuş olurdu. Şu astral seyahati eden bir kimseyle tanışmak, görüşmek isterdim. Bunu yaptığını iddia edenler, duyu organlarıyla hıfzettiklerini bize anlatmayacaklar. Duyu organlarıyla hiç bilmediklerini bir yerden bize haber verecekler.
Ben Kabe'ye gittim, dolaştım diyorsa ona herkes yapıyor zaten. Astral seyahat olarak bizi yurtmasınlar. Kuantumcular yapıyor, kuantum fizikçileri var ya, böyle bir kuantum teorisi, teori, kuantum teorisi ürettiler. Bu kuantum teorisiyle, teori dedikleri şeyi İslam'ın bunu kendi dilleriyle, mistitizmden aldılar.
Ama normalde işin gerçeği, İslam'ın bu taraftan yeni dille, ondan sonra metafizik hadiselerinden aldılar. Hayle alakalı şeyler aldılar. Bunlar yeni bir şey değil ama bunları yeni kelimelerle süsleyip, derdi toparlayıp satıyorlar mesela. Astral seyahatçiler çıktı, büroları var, loş ışıklarla. Ondan sonra tipik böyle kıyafetli, ondan sonra tipik böyle sakallı, saçlı, küpeli.
Ondan sonra böyle hani iki tarafını delik bir şeyler takanlar ne diyorlar küpenin haricinde? Prizing mi diyorlar, evet. Onun gibi şeyler takan böyle tipik, pro tipte insanlar var. Kadınlar da var, erkekler de var. Bunların hepsi de astral seyahatçı. Böyle loş ışıklı dükkanlar, evden bozma yerler. Astral seyahatçiler toplanıyorlar ortalar. Loş ışıklarının altında öyle kendilerince bir dünya oluşturmuşlar. Astral seyahat edecekler. En ucuz onun şey anısı bir milyon lira, beş yüz bin lira. O neredeyse Cem Yılmaz'ın reklamı, şeyin neydi, bir reklam vardı. Yüz lira dayıversen olur diyecek. Yirmi lira bile düşecekler. O zaten ben girmedim, kapıdan içeri birisi girince böyle burası tam astral seyahat bitti.
Gürcan nerede? Çıktı mı? Beğzini istasyonu diye çalıştıracağım diye uğraşmasın. Şöyle bir astral seyahat ajantası şeyi. Ondan sonra biraz böyle renkli loş ışıklı. Ben de geleyim bir iki tiyo vereyim ona. Tamam, paraya para demez. Allah muhafaza eylesin.
Kalbimize düşer, istemediğimiz bir düşüncede hemen tövbeye gelsek kabul olur mu? Biz düşüncelerimizden birinci derecede sorunlu değiliz. Yani bir kimse haram da düşünse bu bir kimsenin aklından geçenler bu noktada sorumluluk dışında. Ama sufiler derler ki sen aklından geçenlerden de sorumlusun. Yani kalbinden geçenlerden sorumlusun. Orayı temiz tut ki senin her tarafın temizlensin. O yüzden böyle bir şey olduğundan tövbe etmek, hemen Allah'ı zikretmek o karaltıyı, o siyahlığı gider inşallah. Kaçırdığımız namazları, kazar namazı yapabilir misiniz? Yapabilirsiniz. Ya normalde kim? Bayraktar bayraktar mıydı hocam onun adı?
Bayraktar bayraktar. O bayraktar bayraktarın bir programını izledim ben. Böyle bir ihtar saatiydi herhalde. İhtar saatini izledim. Kaza namazının olmadığını iddia ediyor. O kadar hararetle ve sinirle o kadar büyük bir şeyle anlatıyor ki bunu iftar vaktinde. Sonra hatta ben o gece ders yaptım bununla alakalı.
Bir taraftan sinir oldum bir taraftan da üzüldüm. Kaza namazının olmadığını söylüyor. Oysa kaza namazı oruçla kıyas edilerekten söyleniyor. Bir, bir de ayrıca tabi onun bu hani o günlüktü diyor Hazreti Peygamber. Ya bir peygamberin kazaya namazının kalmaması gayet normal ama onun günlük kazası da bize bir işarettir. Onun günlük kazası bizim yıllık olur. Bizim ömürlük olur. O hem Hendek'te hem Uhud'da namazı kazaya kaldı. Kalınca yahtı geçti yani. Akşamına kıldı hepsinden. Toptan olarak. Bu da sonuçta kaza. O yüzden bir kimse daha önce kılamadığı namazlarını kaza eder. Tutamadığı oruçlarını kaza eder. Sünnet olmadan sadece farzlarla namaz kılınabilir mi?
Kılınabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Bir kimse birinci derecede farzlardan sorumlu. Sünnetleri kılmadan bir kimse farz namazını kılabilir mi? Er cevap kılabilir. Yani onu normalde kılamaz sükmünü verecek olan hiç kimse yok. Ben zaten vereyim. Diğer dinlerdekiler cennete hiç girmeyecek mi? Sürekli iyilik yapanlara ne olacak? Afrika'nın bir kabilesinde her şeyden bir haber birini ne olacak? Din ulaştığı yerdeki kimseler sorumlu tutulur. Din bir kavme ulaşmadıysa o kavim dinden sorumlu tutulmaz. Din bir kimseye ulaşmadıysa o kimse dinden sorumlu tutulmaz. O kimse öldüğünde cennetin birinci katına getirilir. Hesapsız, kitapsız.
Orada onlara din tebliğ edilir. İbrahim Aleyhisselam tarafından hadis-i şerif var. Ve din onlara tebliğ edildikten sonra onlar kendi istidatlarına göre cennetin içerisinde tekrar bir daha dağılırlar. Ama onlar bir dini terk eder, geçerler cennetin birinci katında. Çocuklar da dahil ediyor. Hiç din tebliğ edilmemiş insanlar da dahil. O yüzden Afrika'nın bir köşesinde bir kabile var ise o kabileye Muhammedi bir din gitmemiştir. Dinsiz hiçbir kabile yoktur. Bakın dinsiz hiçbir kabile yoktur. Onlara bir din gelmiştir. Onlara gelmiş olan dine devam ettiriyorlardır bunlar. Bir inançları var mıydı yani bunların? Ve onlar o inançlarına devam ettiriyorlar.
Onlar da o inançtan sorumludurlar. Onlar Muhammedilikten sorumlu değillerdir. O yüzden o inançtan sorumlu olduklarından dolayı o inançtan onlar yükümlülük onlara bindiririz. O yüzden din geldiyse bir kimseye, din geldiyse o kimse o dinin icablarını yerine getirecek. Ama Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne duydu da böyle bir yeni dinin olduğunu, yeni bir peygamberin olduğunu duyduğu halde onu kabul etmiyorsa o cehenneme gidecek.
O eve değil cehennemlik. Onları cennetlik yapmaya çalışanlar var. Ben onlardan değilim. Siz insanların interneti aşırı biçimde kullanmasına karşıydınız. Internet'in kapatılmasını ne diyorsunuz siz de kullanıyorsunuz. Evet bu hoş bir şey olmadı. Yani bir şeyi yanlış kullanıyorlar diye insanlar bir şeyi tamamiyetle yasaklanması hoş bir şey değil. Hatta yolda gelirken Gürcan, Cemil bu konunun istişaresini etti. Daha doğrusu mevzu oldu. Dedim kapatılması uygun değil. Evet sahte hesaplar çok açılıyor. Sahte hesaplarla çok provoke ediliyor insanlar doğru. Ama böyle yapacaklarına bir ekip, bir grup kendi bünyelerinde veya devletsin sen.
Devletsen elinin altında her türlü hizmeti almak mümkün. Çağırırsın 300 kişilik, 400 kişilik bir dışarıdan hizmet alırsın. Sahte hesapları Twitter'a belirleyin. Bu insanları provoke eden hesapları belirleyin. Bunlar da Twitter iptal etsin, kapatsın dersin. Olur biter. Komple yasaklamak bence uygun bir davranış olmalı. Efendim bugün Bilişim Teknolojisi Kurulu açıklama yaptı. Sizin dediğiniz gibi bir durum var. Yani sahte hesapları devlet bildirmiş Twitter'a. Siz bunları kapatın yoksa ben erişimi engelleyeceğim diye. Onlar da kapatmadı. Onlar da kapatmadı. Kapatmadığı için geçici süreli kapattılar Türkiye'yi. Ama işte silerlerse tekrar açacaklarmış.
Böyle bir açıklamada bulundular. Evet normalde böyle bir uluslararası bir tezgah oyun da olabilir. Ama ne pahasına olursa olsun devletin tamamiyetle bunu kapatması bu benim kendi nazarımdan hoş bir şey değil. Bunu böyle yapacağını bakın siz bir suçla ve bir suçluyla mücadele etmek devletin işidir. Devlet bir suçla mücadele etmek zorundayız. O yüzden devlettir. Devlet suçla mücadele eder, suçluyu tespit eder, suçlunun cezasını verir. Ama bu ceza onu terbiye etmek içindir. Islah etmek içindir. Onun temeli büyük bir suç organizasyonu haline getirmek değildir. İslam suçla mücadele eder. Devletin işi yasaklamak değildir.
Suçluyu bulup hesabın, kitabın önüne getirmektir. Onu kanunun önüne getirmektir. Devlet burada beş kişi suçlanıyor diye burayı kapatamaz. Suçluyu alıp götürür. Mesela Muaviye ile Hazreti Ali radıyallahu anh Hazreti'nin arasındaki hukuk iştihadının ayrılığı buradandır. Mesela Muaviye der ki, Hazreti Osman Efendimiz'i bu işte üç bin kişilik, beş bin kişilik bir grup var olur.
Bu beş bin kişi katletti. Beş bin kişinin içerisinde bu katliamı yapanlar. Bunların hepsini de katletler. Aslında Muaviye'nin oradaki mantığı Hazreti Ali Efendimiz'e karşı bütün insanları ayaklandırmaktır. Siz iki tane katil için beş bin kişiyi katlederseniz İslam dünyası ayağa kaldırır. Devleti yönetemez hale getirsiniz. Hazreti Ali Efendimiz der ki, biz suçluları, katilleri bulacağız onları katletmekten. Yol ayrılığın başlangıç noktası burasıdır. Tabi normalde Muaviye devlete karşı başkaldırı yapacak ya, devlete karşı başkaldırı yapmak için bütün her şeyi hazırlar, dizayn eder. Mesela o Hazreti Osman Efendimiz'i korumak için göndermiş olduğu Medine'nin dışındaki iki bin tane kendi askerine der ki, benden haber gelmedikçe hiç hareket etmeyeceksiniz.
O iki bin asker gelir, Medine'nin dışına onlar da çadır kurarlar. Bir beş bin tane asker var, onlar çadır kurmuşlar. Hazreti Osman Efendimiz muhasara altına almışlar. İki bin tane de çadır var dışarıda, bekliyorlar. Bir şekilde aslında Hazreti Osman Efendimiz'in katledilmesine, şehit edilmesine göz yuman Muaviye ve askerlerimiz. Orada Hazreti Ali Efendimiz der ki, biz suçluyu cezalandıracağız. Devlet suçla mücadele eder. O suçu işleyenler alır, hukukuna ne koyar? Devletin işi budur. Yoksa Twitter kökten kapat. Ama dedikleri gibi Twitter'a yazı yazmışlar, işte Twitter cevap vermemiş. Örneğin. E bu bir uluslararası tezgah ferte. Efendim zaten İngiltere'deymiş efendim.
Twitter'ı mı? Mahkeme kararı yazmışlar, mahkeme kararı olmasına alınan şey yapmamış İngiltere. İngiltere'nin operasyonu zaten bu, Türkiye'deki. Dört tane mahkeme kararı var, hiçbiriniz tanımıyor Twitter. Türk hukukunu tanımadığı için zaten kapatıyorlar. Kendi şeylerinde sorun olduğu zaman müdahale yapıyormuşlar zaten. Tabii canım, ananda. Kendi ülkelerinde yapıyormuşlar. Tabii ne oldu şeyde, ne o? Almanya'da karışıklık oldu, kimin haberi oldu? Evet. Ama bu şimdi tam gündemde ya, bu hükümet açısından çok uygun oldu. Bunu anlatması zor. O zaman daha öncesinden diyecekti, açıklayacaktı. Biz bununla alakalı mahkemeye gittik, Twitter bu noktada mahkemeye uymuyor.
Bir daha gidecekti. Ben meseleyi biliyorum, bana da bir sürü sahte hesapta ne küfürler, ne hakaretler. Ben bir haber paylaşıyorum, yorumsuz. Nasıl bunu paylaşırsın? Ahmet Taş getirene kızıyorlar. Ya Ahmet Taş getirene düne kadar, sizin gazetede yazıyordu. Ahmet Taş getireni yeni takip eden bir kimse de değilim. 20 yıldan beri, 25 yıldan beri Ahmet Taş getireni takip ederim ben. Yazılarını okurum. Hoşuma gider analizleri. Fehmi Koru'yu takip ederim mesela. Örnek. 20 yıldan beri, 25 yıldan beri takip ederim. Fehmi Koru yazmaya başladığından beri takip ederim. Takip ettiklerimden birisi Mahir Kaynak'tır. Bak açık açık konuşuyorum. Mahir Kaynak'ı takip ederim. Yazdığından beri, son dönemlerde artık yaşlandı Mahir Kaynak diyeceğim.
Son dönemlerde artık eskisi gibi şey yapamıyorum. Performansı yüksek değil. Mesela Mahir Kaynak bana öğretmiştir. Bir şeyin sonucunu görmeyi, siyasi meselelerde. Örneğin Mustafa Özcan vardır. Şimdi yeni akitte mi yazıyor? Nerede yazıyor bilmiyorum. Ben şeyden, internetten takip ediyorum. O iyi bir mesela dış İslami çerçeveyi takip eder. O mesela iyidir. Mesela işte bir dışarıdaki İslami bir oluşumun kökenine kadar iner. O kadar araştırma yapamıyoruz da bizim mesela Pakistan'daki bir İslami cemaatı bizim kökenine kadar araştırmam benim mümkün değil. Ama Mustafa Özcan'ın bu noktadaki, ondan sonra tespitlerini ben kabul ediyorum. Hoşuma gidiyorum. Onun bu noktada derinlemesine tespitleri var.
Enge sünnet kendisi bir de. Bunları takip ederim ben mesela. Şey olarak. Ne o? Köşe yazar olarak. Karşı cenahtan çok kimseye okumayı istemem ben. Bakarım okurum da onları. Ama benim böyle özellikle dönüp baktım onlar. Mesela bu ara Ergun Dilleri okuyorum örnek. Bunları paylaşınca canınızı sıkılıyor mümkün. Bunlar halbuki memleket sevdası olan insanlar. Mesela bugün Ahmet Taş getiren memleketini seven bir insan. Akil bir insan. Dünyanın heyecanıyla hareket etmiyor. Allah yesin inşallah. Müslümanlık sadece açıkça mı olmalı, aşıkça mı olmalı? Burayı anlayamadım.
Açıkça mı olmalı? Yoksa Allah'la kulun arasında mı olmalı? Hiçbir zaman, hiçbir din, hiçbir inanış inandığı Rab'la kulun arasında olmamıştır. Boş bir yalan ve safsatadan, aldatmacadan başka bir şey değildir. İnanmayanlar, inananlara. Neye inanırsa inansın, bununla aldatırlar. İnanmak Allah'la kulun arasında der. Hiç de öyle değil. Hiçbir inanç Allah'la kulun arasında değildir. Aldatmacadır. Bir inanç getirip, ben bunun Allah'la kulun arasında olmadığını söyleyeyim size. Kendi kendini aldatırlar. Adam o inandığının ibadetlerini yerine getirmek istemez. Saklandığı yer şöyle. İnan, din Allah'la kulun arasında. İyi, namaz kılma.
Emretmiş Cenab-ı Hak. Yok o arkadaşı kılmayacak, Allah'la kulun arasında dinleyecek. İyi, Allah'la kulun arasında. Ben kendi kendime diyorum ki, buradaki herkese küfür edeceğim. Benim dinim böyle emretti. Var mı böyle bir şey? Din Allah'la kulun arasında değildir. Yine öyle değil mi? Muhammedi din kullarla kullar arasındadır.
İnsanlar toplu bir hayat yaşıyorlar. Toplu hayatın kendi içerisinde nasıl olması gerektiğine dair kurallar manzumesi var. Hiç kimse benim inancım Allah'la kul arasında değil. Kafasına göre bir hayat yaşayamaz. Kafasına göre bir inanç da sergilemez. Ben şimdi diyeceğim herkesin inancı ne o? Allah'la kulun arasında. Anadan üreyen bir tane adam geçsin burada. Barbar bangar bağırsın. Detsin ki, benim inancım böyle gezmeyeceğim dedi. Ne yapacaksınız? Allah'la kulun arasında kaldı mı? Biri öyle dedi. Dedim, bütün erkekler anadan üreyen dolaşıyoruz. Biz yeni bir inancımız var böyle dese ne yapacaksınız? Dedim ben. Böyle absürt örnek mi olur? Birisi çıksa böyle yapsa ne yapacaksın dedim ya.
Benim inancım bunu emrediyor dese ne yapacaksın? İnançlar özgür olmalı hocam diyor. Olamaz dedim ben. Siz özgür bir hocasınız. Nasıl böyle düşünürsünüz? Ya dedim. Evet benden özgür bir insanım. Ama sınırı var dedim ya. İnançlar özgürdür dediğinizde dedim. Birisi dese ki dedim ben. Bütün kadınları öpeceğim. Benim inancım böyle. Kadın ya kendisi. Dur dur. Böyle inanç mı olur? Sen nasıl dedim özgür bırakacaksın ya inancı dedim. Neden sorguluyorsun bu inancı? Benim inancım var. Herkesin malı ortaktır. Sen hiç çalışma. Git çalışanın malından ye. Bütün mal ortak değil mi diyor.
Biliyorum ben. Neden biliyorum dedi. Elindeki ne dedim. Ben araba aldım dedim. Kaldı. Hani ortaktır. Dakika bir gol bir. O şey. Bütün inançsal özgürlükler sağlanmalı. Oh iyi. İnançsal özgürlükten kastın ne? Laf çok güzel. Edebiyatta. İnançsal özgürlükten kastın ne? Kimse kimseye zarar vermediği müddetçe. Ben böyle sorunca kimse kimseye zarar vermediği müddetçe inançsal özgürlük olacak mı? İyi. Adamın hiç kimseye zararı yok. Parkta anadan uyan soyundu. Çimlerin üzerine yattı güneşleniyor. Kime zararı var? Yok. Sana görüntü kirli değil.
Başkasına görüntü güzelliği. Boş laf onlar. Herkese o boş laf. Süslü laf ya. İnançların özgürlüğü. İnançsal özgürlük. Süslü laflar bunlar. Harika laflar. Ama boş. İnançların özgürlüğü diye bir özgürlük yok. Her toplumun kendine göre koymuş olduğu, kurgulamış olduğu kanunlar malzumesi olsun.
Bir edebi var, terbiyesi var. İnancından aldı. Sorular bitti. Sorabilirsiniz. Gündem serbest. Sor hocam. Efendim benim soruda şey vardı ya, kendilerine tevhid ulaşmayanlar, işte yükümlü müdürler? Allah'a iman açısından da yükümlü müdürler bunlara? Allah'a iman etmek gerekli müdürler? Onlar yine Allah'a inan ediyorlar. Olsa tevhid inancında değiller. Tevhid. Onlar yalnız inanç noktasında var. İnançlarında bir şeye inanıyorlar bunlar. Orada bir şeye inanmaları, o şeye inanırken onlar kendilerince bir rah, bir yaratıcı, bir güç olarak ona inanıyorlar. Fıtrat olarak.
Öyle olunca yine de Arabiye'yi katacağız burada devreye. Arabiye'ye göre inanmışlardır. Bir şeye inanıyor çünkü. Mesela gitmiş Budist, hiç mesela şeyde Himalayalar'da hiç dış dünyayla bağlantısı olmayan tapınaklar varmış. O tapınaklara mesela elektronik bir malzemenin girmesi dahi yasakmış. O telefonmuş, televizyonmuş, elektrik dahi yokmuş. Ve orada keşişler var mesela. Keşiş okulları var. Keşiş köyleri var. Bunlar orada muğday ekiyorlar, pirinç ekiyorlar, yiyorlar, orada yaşıyorlar. Hiç ne iyi sevindikten, ne mu sevindikten hiçbir şeyden bir bilgileri yok mesela. O kimseler şimdi inanmış oluyorlar. Onlara inanmıyorlar diyemeyiz.
Çünkü oradaki beynin gerisinde de, önünde de tanrısal bir inanış var. Tanrısal bir inanış olduğu için biz onların inanışlarını yok edemeyiz. Yani aklıyla bir olan Allah'a ulaşmak zorunda değiller o zaman. Onlar zaten kendi dairelerinde, kendi çaplarında Allah'a ulaşmışlar zaten. Çünkü biz öğretirken şey de öğretiyoruz. Tamam, ibadet akısından ibadet etmek zorunda değiller. Bilmiyorlar çünkü kebi ulaşmamız. Ama iman yapısından Allah akıl vermiştir, o akılla. Onlar da akılla zaten bir şeye inanma zorunluluğunu biliyorlar zaten. Bizim teknik termolojimize göre Allah'a inanışları yok. Anlatabildim mi? Anlatabildim, inanışları var, inanıyorlar.
Onu da Rab olarak kabul ediyorlar. Evet, ortada onu Rab olarak görmüş. Orada bir heykel var, onu Rab olarak görmüş. Heykele ibadet ediyor. Ama oradaki onun anlayışı bize göre heykele ibadet etti. O kendine göre Tanrısına ibadet etti. Rabbisine ibadet etti. Rabbisini çağırdı o. O yüzden oradaki biz onun heykele takılıyoruz biz orada. Onun yerine geçtiğimizde, empati yaptığımızda heykel olarak görmüyor ki onu. O onun Rabbi olarak görüyor. Öyle olunca yine Rab'be inanmış oldu. Ateistleri mi diyeceğiz o zaman? Onları da inanmamaya inanıyorlar. Onlar inanmamaya inanıyorlar. Onlar bu noktada inanmamaya inanıyorlar. Ateistle anlaşmamız daha kolay. Şirki yıkmak daha zordur.
Şirki yıkmak daha zordur. Ateistliğe imana getirmek daha kolay. Ben ateistim deyince, oh bendensin sen diyorum. Gel bakayım buraya. Geliyor şimdi. Harikasın diyorum. Hiçbir şeye inanmıyor musun diyorum ben. Hiçbir şeye inanmıyorum diyorum. Harikasın sen de inanmamaya inanmışsın. Sen daha iyisin diyorum ben. Neden diyor. Diyorum nasıl olsa sen la demişsin zaten. Bir başkası ne? La dedirttirmek daha zor. O la demiş zaten yolun yarısına gelmiş. Üçte biri gelmiş o. La ilahe demiş yani o. La ilahe deyince bitirdin zaten. Yolun yarısı. İllallah kalmış onun. Onu illallah vakti dittiriyor bitiriyor. Öbürkü la ilahe illallah vakti. O la ilahe demiyor ki öbürkü.
Müslüman dahi demiyor la ilahe diye. Yani o kimse adı Müslüman. O la ilahe demiyor. Hani Hazreti Mevla'nın bu çöz diyor ya. Bu çöz ne zamana kadar altına gümüşe bağlı kalacaksın diyor. Aslında orada la ilahe'yi kast ediyor Hazreti Mevla'nın. O kadar bağ var ki. O bağları dindenmiş gibi koymuş bütün herkes. Veya o kimse kendi kafasından dindenmiş gibi bağ koymuş. Ama o bağ dinden değil. O da yolun başında istediği kadar illallah desin. La ilahe demedikten sonra. La ilahe deyince illallah mana kazanacak. La ilahe demedikten sonra illallahın bir manası yok ki. La ilahe demiyor. La ilahe dese önce diyecek ki bütün ilaheler yok.
Yani yapmacık tanrılar, yapmacık ilahlar, yapmacık kanunlar, yapmalık göstermelik bağlar. Hepsi de atacak kenara. Adama diyorsun ki Kur'an sünnet bu, babam ne der diyor. Adama diyorsun Kur'an sünnet bu, karım ne der diyor. Kadına diyorsun Kur'an sünnet bu, adam ne der diyor. Kur'an sünnet bu, babam ne der. Kur'an sünnet bu, ailem ama ne der. Kur'an sünnet bu, mahalleden ben nasıl geçeceğim. Kur'an sünnet bu, ben iş yerine nasıl böyle bir soracağım. İlahe, ilahe. İşin o tarafına bakmıyor hiç kimse. Kardeş, dinin hükmü bu. Ne anını tanı, ne babanı tanı, ne kocanı tanı, ne karını tanı, ne çocuğunu tanı, ne komşunu tanı, ne hal mahalleni tanı, ne şehrini, ne ülkeni tanı.
Dinin emri bu. Hadi gel. En sıkıntı bir yer burası. Tanıma. Hocam hafta sonları biz aile yemeği yiyoruz. Gittiğimiz lokantaya örtülü gidemem ki. Bak bunları dinliyorum ben. Neden örtülülere yemek vermiyorlar mı diyor ama kalıyor şimdi. Gitme, gitme.
Örtününce yaz tatili yapamam diyor. Denizde ben diyor. Denize girmeden olmaz diyor. Adam diyor ki, ya bu hocam ben şimdi Antalya'ya tatile gidemeyecek miyim diyor. Hayır yok gidemeyeceğim diyor ben şimdi böyle şeye. Kalıyor şimdi. Ben şimdi işin latifesini unutturuyorum ya, hiç kimsenin görmediği yerde güzelsiniz biraz diye. Ama ona dair ya hiç kimsenin görmediği yerde soyunluk girecek yani. İlahe. O yüzden ateiste gel yanıma diyorum ben. Sen ne hazırsın. Neden? Ya o ilaheler atmış zaten. Hiç bir inancı yok. Zaten öyle dediyse bakın. Öyle bir kimse mahalle baskısını atmış, aile baskısını atmış, çevre arkadaş baskısını, şehir baskısını atmış.
Hepsini atmış. Kolay mı? Ben hiçbir şeye inanmıyorum demek. Hiçbir şeye inanmıyorum diyen bir kimse. İnandım dediğinde ırgalanır ortalık. Ne yapayım ilahelerle oynayanla. Onunla işim yok benim. O yüzden diyorum ilahelerle oynuyor o boyuna. O bir o tarafta bir bu tarafta. O kafası bunun fırıldak onun. Her tarafı dönüyor benim gibi. Ama o inanmıyorum kardeşim hiçbir şey diyor. İyi seviyede mu seviyede hiçbir şeye inanmıyorum. Şeyhlere de hocalara da inanmıyorum. Ne alakası var? Kur'an-ı Kerim'e de inanmıyorum diyor. Harikasın diyorum ya gel. Sen de diyor bana öyle dedi birisi. Sen de başkaları gibi bana aklını göster demeyeceksin dedi.
Ne işin var benim akılla dedim ya. Bunu durdu ben akla da inanmıyorum dedim. Sen akla mı inanıyorsun? Ya sen benden de delin işin ya dedi. Dedim ben akla da inanmıyorum. Sen gel diyorum ben sana. Bendensin dedim ya. Bu durdu. Şimdi o akla dayanıyor ya. Ben onun dayandığını reddedince durdum şimdi. Çünkü onun dayandığı yer akıl. Ben dedim akla da inanmıyorum dedim ben. Nasıl dedi basbayağı dedim. Ben aklını akla yok mu yani kabul ediyorsun? Ben dedim ya aklı var mı kabul ediyorsun? Kaldı mı şimdi? Düşünüyoruz ya dedi. Aha sen daha aşağılardasın dedim ya. Ona da la dedi. Onu da at sen. Akıl da kalmasın ortalıkta. Böyle durdu ya sen nereden konuşuyorsun dedi ya.
Yani dedi bizim dedi tipik dedi bana o işte yanlış anlaşır mısın? Hoca Efendi'nin böyle büyük bir abisini götürmüşler ona. Dedi o tarafta ait çırak çıktı benim yanımdan dedi. Hadi böyle. Dedim ya o dedim akla inanıyordu. O yüzden sen onun çırak çıkardın. Senin önünde dedim akıl konuşulmaz dedim. Neden dedi sen aklını ilahlaştırmışsın dedim. Senin ilahını dedim kabullenmek bu dedi. Ben aklı da reddediyorum dedim. Akıl dedim bu nokta göstermelik önümüzde ilahe dedim. Senin aklın ilahın olmuş. Tanrı olmuş senin dedim. At dedim sen aklına inanıyorsun. Döndü dolaştı aklına inandığını kabul etti. At şimdi aklı dedim. Şimdi aklı da at. Aklı atamıyor bu. Bak dedim aklı atmasını bilmiyorsun sen dedim.
Neden dedi. Tanrı diye yapışmışsın sen bana. Ne zaman aklı atmasını o zaman sen dedim aklı atmadın. Aklı atmadığımı tekçe sen ateist olamazsın dedi. 3-5 gün sonra geldi dükkanlar. Selamayken ne ol? Merhaba dedi. Merhaba dedi. Aklı attı sen gelirim. Neden dedi. Hiç ayık değilim bugün. Hakk es sana dedi hocam diyor işte. Allah için bir yük kullanıyorum dedi. Mansur Şarap'ı. Ne dedi? Mansur Şarap'ı. Ne zaman içiyorsun dedi? Her daim. Öyle baktı. Yanında da kız arkadaşı var. Ondan sonra demedim mi sana dedi. Uçuk bir hocayla sen de o zaman. Evet. O yüzden ateistler daha çok favori mi söyleyecek?
O zaman Rabia'da işaret falan var ya. Kıyameti sondan 5. İsa'yı sen işaret demiştiniz. 4. İsa'yı indiği zaman işaret demiştiniz. 10. 3. Bu. Allah. Sonra 2. Son 1 de mehter esyanı işareti demiştiniz. Ondan sonra sıfır. Kıyameti koktuğu gibi. Öyle mi demişim? Yok öyle demedim. Ben öyle olur mu ki diye. O işaret normalde Rabia'yı işareti aslında zamanın olduğuna işaret lazım. Yani daha zaman vardır. Aslında işaret o dediğim Allah işareti. Eğer o işaret olmuş olsaydı işaret bu noktada moda olsaydık bugünkü deyimle o zaman diyecektim ki vakit çok yakın. Çok çok yakın.
Ama o işaret İsa Aleyhisselam işareti değil. Daha vakit var. Vakit yakın mı? Çok çok yakın. Çok çok yakın değil. Çok yakın yani bu parmak işareti, ellerin işareti oraya da. Şimdi herkes mesela işte bütün İslam dünyasında bir Rabia işareti var. Bu değil mi işaret? Herkesin bir işaretin dili olacak. Ben oradan bir şey çıkarmak gerekirse hani paye çıkarmak gerekirse o işaretin dili olarak bu noktada Rabia işareti. İsa Aleyhisselam'ın işaretine bir yol olarak düşünülemeyecek. Her Müslüman cennete sonunda girecek mi? Evet.
Yoksa imanla ölmek mi gerekiyor? Evet. Elfaz-ı küfür halleri olunca insan imansız ölmüş oluyor mu? Tövbe etmezse? Evet. Ama Müslüman cennete giremez mi? Evet. Herkes cehennemde yanıp cennete gireceğini düşünüyor. Hayır. Müslümanlar ezasını, cefasını çekecekler cehennemde. Ondan sonra cennete girecekler. Eğer ezası, cefası var ise o kimsenin. O yüzden bir kimse küfre düşebilir. O küfürden tövbe ettiyse imansız ölmüş gitmez. Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Buradan rüya yorumlamıyorum ama şimdi özel bir konuşmaya fırsat kalmayacağından dolayı okuyayım bir sefer diye düşünüyorum. 6 ay önce babam vefat etti.
Birkaç gün önce istare namazı kılmaya başladım. 3 kece peş peşe babamız öldü. Birincisinde babam elinde Merdan'ı beni dövecek de vazgeçti. İkincisinde babam ölecekmiş ve kolunu omuzumu atmışım gezdiriyordum. Üçüncüsünde gençliğini gördüm. Yorumlar mısınız? İstareye devam edelim. Bozulan oruç için altmış gün oruç tutulmalı. Geçmişte bozduğum oruç olduğunu hatırlamıyorum. Geçmiş oruçların kaza etmeyi her düşündüğümde şüphe uyanır içimde. Ya bozduysam orucum altmış tane tutmalı mıyım diye nasıl davranmalıyım? Şüphe üzerine hareket edilmez bu noktada. Orucunuzu bozduğunuzu hatırlamıyorsanız kefaret orucu tutmanıza gerek yok. Ama vera ki böyle işte gücünüz kuvvetiniz yerindeyse insanın ömrü hayatında bir sefer kefaret orucu tutması da caiz görünmüş.
Güzel bir hareket olarak görülmüş. Tutabilir insan ama tutmasa da Cenab-ı Hak bundan sorunlu kılmaz. Bir kimse böyle kasetli bile bile İslami terbiyeyi aldığı halde bile bile bir orucu, fark orucu bozduysa ona evet 61 gün gerekli. Bir kişi ölmeden ömrü hayatında mutlaka 100 lira katı namaz kılmak zorunda mıdır? Hayır. Bir kimse 5 vakit namazdan sorumludur. 5 vakit namazın farzlarından sorumludur bile öyle söyleyeyim. Onun nafilesinden sorumlu değildir insanlar. O yüzden bir kimse ama nafile de kılarlarsa çok güzel iyi bir iş yapmış olurlar. Birinci derecede insanın sorumlu olduğun farz ibadetlerdir. Biz farz ibadetlerimizi mümkün olduğunca yerine getirmeye gayret edelim.
Allah'ı arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever diye devam eden hadiste tanıma nasıl gerçekleşir? Önceki sohbetinizi gören tanır demiştiniz. Bunu Allah'ın tanınma noktasında nasıl ağırlamayız? Buradaki görmekten kastım benim Allah'ın zatullahı değildir. Allah'ın zatullahını hiçbir kimse göremeye. Allah'ı rüyasında görür. Rüyasında gördüğü şey zatında münezzehtir. Cenab-ı Hak tenzihi ve teşbihi ardı adına getirir. O hiçbir şeye benzemez. Ama işiten ve göreniz. Hiçbir şeye benzemez tenzihtir. İşiten ve gören de teşbihtir. O yüzden Cenab-ı Hak kendi zatıyla alakalı veya fiilleriyle alakalı tenzihi ve teşbihi ardı adına sıralar. Bütün ayet-i kerimelere baktığınızda tenzih ve teşbih yan yanadır.
Yani birbirinin zıttını götürür. O yüzden bir kimse Allah'ı gördüm dese gördüğü o değildir. Gördüğü hak mıdır? Evet. Biz ona yalan söylediğinde diyebilir miyiz? Hayır. Ama gördüğü o değildir. Bu yüzden Cenab-ı Hak sıfatlarıyla tecelli eder. Sıfatlarını gören bir kimse Allah'ı tanır. Sıfatın tecelliyatını gören bir kimse Allah'ı tanımakta çok ileri bir yol gitmiştir.
Sıfatını tanıyan bir kimse? Evet. Onu tanıdım diyebilir mi? Sıfatını tanıyan? Evet. Ama o mu? Hayır. Burada tenzih ve teşbih ardı ardına gider. Hani sanki görüyormuşçasına, sanki ama. Orada başında sanki var. Devam ediyor. Devamlı onun gördüğünü hissederek. Bak sanki görüyormuşçasına muhteşem bir noktadır. Ama sanki tenzih eder onu. Görüyormuşçasına olsa tenzih etmeyecek. Görüyor o desen tenzih yok burada bakın. Sanki görüyormuşçasına tenzih var. Çünkü o görülmez bu manada. Zat noktasında. Biz deriz ki hayır göremezsin. Ama ardından deriz ki o duyan ve eşitendir.
Ardından deriz ki rüyan hak senin. Allah rüyada görünür. Ama o mu Allah? Hayır. Allah rüyada görünür mü? Evet. Allah halde de görünür mü? Evet. Yakaza halinde de görünür mü? Evet. Ama gördüğün o değildir. Hemen arkadan tenzihi ve teşbihi gelir. Twitter'larda şeyh dervişini seçer yazmışsınız. Bu seçme nasıl oluyor? Neye göre nasıl seçilen kendinden mi yoksa? Rabbimden mi oluyor? Böyle mi yazmışım? Hiç farkında değilim. Genelde yazmam başkasının sözüdür. Onu nakletmiş olabilirim. Ona karşıyım çünkü. Bir şeyhin derviş seçmesine karşıyım. Bir başkasının sözünü nakletmiş olabilirim. Veya başka manada kullanmış olabilirim.
Veyahut da sarhoşmuşum. Yaptıklarımdan sorumlu değilim. Ben çünkü onu kendi dairende kendimce ona kendimde geçit veren bir kimse değilim. O yüzden çok eleştirilirim ben. Herkesi başına topluyorsun diye. Bu eleştirilere de kendimce tebessümle cevap veririm. Ben seçmem. Benim kapım hep açıktır. Benim kapım derken dergah kapısı olarak söylüyorum. Herkes açıktır bu kapı. Ben bütün kardeşlere, bütün arkadaşlara derim. Gelen kimseyi seçmeyin, ayırt etmeyin, itmeyin, incitmeyin. Kötü davranmayın, yanlış davranmayın, eksik davranmayın. O Allah'ın bize göndermiş olduğu bir lütuf, bir ikram olarak gör.
Ben kendimi seçmem. Ben etrafımdaki arkadaşları da seçmem. Hiç kimse yanılmasın burada, yanılgıya düşmesin. Ben şunu seçeyim, bunu uzak tutayım kendime. Bunu seçeyim, bunu uzak tutayım. Benim öyle akli işlerim yoktur. Kimselamün aleyküm dedi. Bunun böyle edebiyat yaptığımı zannediyem. Herkes kendince der, şunun yanına alıyor, bunun yanına. Hiç öyle bir derdim yoktur benim. Hiç ama. Ben kendimce, kendimce, Kur'an'ın şünneti yaşamaya, yaşatmaya çalışırım. Hiyerarşiyi kendi içerisinde takip ederim. Evet. İzmir, Selman, Selman ne yapıyoruz? Hiyerarşidir bu.
Veyahut da işte Cemil ne yapıyoruz? Hiyerarşidir bu. Normal makul ölçülerde isterim arkadaşlar, normalde bu noktada işte kendilerim için hükmet ederler. Öyle seçme, ayrıştırma, ayırma öyle bir derdim olmaz. Şunu isterim, kendi dairemi. Bir kimse bir vazife aldı mı üstüne, bana birisi bir vazife verildi. O vazifede o kimsenin disiplinli olmasını isterim. Sana zorla bir şey veren yok burada. Sana zorla bir şey yaptıran da yok. Buna sen talip oldun mu? Oldun. Onun disiplini bir şekilde yapacaksın. Neden? Senin arkanda o hizmeti bekleyen insanlar var. Sen orada disiplinsiz davranamazsın. İşin varsa söyle. Yapamayacağım, gelemeyeceğim, gidemeyeceğim, öğretemeyeceğim. Kızmam kimseye.
Ama bir işin yarım kalmasına çok canım sıkılır. Çok ağır. Hiçbir şey canım sıkılmaz, ona canım sıkıldığı kadar. Bir kimsenin işine ehemmiyet vermemesi. Bu dergahı ben Allah'ın dergahı olarak görüyorum. İş Allah'ın işidir. Kimseden şahsı bir şey istemem ben. Hiç. Daha hiç kimse duymamıştır. Benim karnımı doyurun. Ben nerede yatacağım? Ben nerede kalkacağım? Benim arabamımı bakın. Benim benzinimi doldurun. Benim şu ümü. Yok öyle bir şey. Şu ümü ona borsuyum ben. Hiç. Ama bir iş yapacak.
O işi de o kimse disiplinle yerine getircek. O işten taviz vermeyecek. O işten böyle disiplinli yerine getircek. Allah'ın işi bu iş. Benim işim değil. O yüzden işte mesela ne? Burada kamera çekiyor. Bu kamerayla iş yapıyor. Onu titizlikle yapacak o. Deneyecek, bakacak, ayarlayacak, kontrol edecek. Arkasında o hizmeti bekleyen insanlar var çünkü. O hizmeti üzerine aldın mı aldın. Bak şimdi kim bilir kaç kişi. İzliyor mu? İnternete bağlı mı aldın. İzliyor mu insanlar? İzliyorlar. Şimdi o izleyenler bunu bekliyorlar mı? Bekliyorlar. Sen onu safsaklayamazsın. Onu sen öyle eksik yanlış yapamazsın. Sen sonuna kadar onu disiplinli bir şekilde yapacaksın. Ben bunu, bunu kendi dairende bunu da Allah adına isterim.
Kendi adıma değil. O yüzden bizde hiçbir şey, hiçbir şey ama zorla değil. Ama işte bir vazife var. Birisi almış üzerine. Onda disiplinli yapacak. Onun üzerinde ihtima onunla duracak. Mesela işte iki seferde Gürcan şeye getirip götürüyor beni. Allah razı olsun. Ne o? Ada pazarına. Gürcan'ın işini bildiğimden dolayı seslenmiyorum ona. Örnek. Nasıl işini biliyorum? Arkada arda var. Ardayı biliyorum. Onun işine engel olacaksa onu da frene basarım. Gürcan bak abicim işine. Hangiden geliyorum? Örnek. Ha o farkında değil. Şimdi açık açık söyleyeyim. Yokluyorum ben arkada kim var diye. O da kendi ağzından zaten takır takır dökülüyor. Diyor ki işte arda var.
Benim gitmeme gerek kalmıyor. Ben dışarıdaki işlere bakıyorum. Öyle mi arda? Evet. Bak o da hemen destekliyor. Bunun gibi ben birisi işine engel olma noktasında da ben kendimi ağırlık yaptırmam. Yok. Ben de yazmaz o. Mesela kaç? İki ay mı oldu bu ayın sonunda? İki ay mı olacak ki ben de işi bırakalım? İki ay olacak. Yapışık oldu. Değil mi? Yapışık oldu. Daha ben Bursa'da bir kişinin haricinde dükkanına gidip daha bir saat oturmadım. Gitmem. Adamın işine engel olmam. Oturmam. Noktada kendimi çekerim. Dergahla alakalı. O adam bunu işe aldın mı üstüne?
Aldın. Yapıyor musun bunu yapın? En titiz bir şekilde yapacak. O yüzden böyle kendim derviş seçeyim. Etrafıma birilerini seçeyim. Etrafıma birilerinden donatayım. Böyle bir şey yok. Asla yok. Hiç düşünmem ben. Ben derim ki ya Cenab-ı Hak bunu göndermiş. Allah göndermiş. Bu kardeş de böyle. Kimin yakındır, kimin uzaktır, kimin hizmet edeceğim diye koşturmaz. Kimisi koşturmaz. Biri birinden üstün olma noktasında da görmem. Kendimce şöyle inanırım. Bu kapıdan içeri giren Allah'ı sevmese girer mi? Girmez. Bitti. Herkes kendi. Hani az önceki bir algı var mı? Herkesin Allah'a inanacak. Herkesin bir noktada bir algısı varmış.
İnanılmaz. Sevdiğinden geliyor. Zaten seçerim dememişsiniz galiba. O yazıyor. Kulun gücü yoktur bulmayan mürşidi. Mürşid bulur daima müridi. Kul öldürür, ölüdür. Mürşid ise biri cem etmiştir. O Kamil Hay ismini diye yazmışsınız zaten. O zaten benim sözümde değil. Benim sözüm olmayanları ben tırnak içerisine alırım. Evet tırnak içerisine de almışsınız. O benim sözüm değildir çünkü. Haksızlık etmek istemem kimseye. O yüzden bir başkasının sözü ise tırnak içinde alırım yazarım. Yazılacak bir yer varsa orada 160 karakter mi diye. Bir yer kalırsa kimin olduğunu yazarım. Eğer aldığım yerde bir yazı varsa öbür türlü yazmam. Onu normalde Arabi'de hayal metaforunu incelerken böyle bir yere bir okuyayım dedim ben bir şey açtım.
Ha orada bir şey bulabilir miyim diye kafama bir şey takıldı. Onu gördüm orada. Koşuma gitti. Yani şey olarak tatlı bir şey. Burada aslında bir daha oku şimdi. Oradaki ben asıl manaya gireyim. Kulun gücü yoktur bulmaya mı mürşidi? Bu orada kal. Kulun gücü yoktur bulmaya mürşidi. Niçin kulun gücü yoktur mürşidi bulmaya? Çünkü o mürşidi bulmaya yetecek bilgisi, yetecek kemariyeti, yetecek ruhaniyeti, manuviyeti yoktur aslında. Ona yaklaşacak hali de yoktur aslında. Bir mürşidi bulmaya bir kulun mecali yetmez. Neden mecali yetmez?
Bilgi açısından, manuviyat açısından, tanımlam açısından yetmez. Devam et. Mürşid bulur daima müridi. Mürşid müridi bulur. Neden? Asıl mürid mürşittir çünkü. Asıl mürid mürşittir. Mürşid olduğundan dolayı mürid toplacağım diye uğraşır mürşidine. Çünkü gerçek mürşid Allah'tır. Mürşid görünen aslında mürittir Allah'a. O yüzden asıl mürid toplayan mürid mürşittir. Çünkü o mürşide mürid toplar. Mürşide mürid topluyorsa asıl mürid odur. O yüzden bir mürid mürşid bulmaya asla ve asla gücü takati etmez. Mürşid müridine götürecek onu, hediye olarak götürecek onu.
O yüzden mürid topla. Der ki gelin. Burada bir hazine var. Gelin. Sizi sahibinize götüreyim. Onunla tanıştırayım. O yüzden mürşid gerçekte mürittir. O yüzden mürid asıl mürşide, asıl mürşide mürid götürdüğünden mürşid olur. Anladınız mı? Eğer mürid, mürşide mürid götürmüyorsa asla mürşid olamaz o. Mürid götürdüğünden dolayı mürşide, mürşid ona paye verir. Der ki sen benim elbisemi giy. Ne elbisesi bu? Mürşitlik elbisesi. Elbise asıl mürşide aittir. Devam. Kul ölüdür. Mürşid ise diri. Kul ölüdür. Kul ölü olunca, kul, gerçek kul kimdir? Mürşitler gerçek kuldur. Onlar da ölüdürler.
Bunu daha evrensel, daha geniş bakarsak bütün kullar ölüdür. O zaman mürşid de o ölülerin içindedir. O da kuldur çünkü. Asıl diri olan nedir? Mürşittir. Mürşid kimdir gerçek manada? Allah'tır. O zaman alemin dirisi Allah'tır. Allah'la dirilenler diri olurlar. O zaman o mürşitten, o mürşide müritlik yapan gerçek manada dirilir. Mürşide müritlik yapmayan asla dirilemez. O zaman bütün kullar bu noktada nedir? Ölüdür. Diri olan kimdir? Allah'tır. Hepiniz fakirsiniz. Allah kanı. Devam. Cennet ötümiştir, o kamil hayran. O kamil olan o mürşitler, bütün Allah'ın isimlerini cem etmişlerdir. Ama hayat manasında ya.
Kendi üzerlerinde de ne yaptılar? Hayatı cem ettiler. Çünkü Cenab-ı Hak hayatı onların üzerinden tecelli ettirdi. Böylece o nefes de burada tefsir edilmiş Allah. Anlaşıldı mı? Evet. Bunları kendimce düşünerekten hoşuma gitti. Bu dört beyt. Böyle düşündüm. Ben dedim ki ya harika bir şey düşünmüş. Yani burada mahviyet var, aziziyet var, fakriyet var. Kendi lisanı içerisinde o. Üç hali de aziziyeti, mahviyeti, fakriyeti koymuş içine. Kendisini görmemiş hiç. Burada Cenab-ı Hakk'ı görmüş. Cenab-ı Hakk'ı görünce hoşuma gitti dedim. Dedim harika bir şey. Yani herkes dedim bu demi yakalayamaz dedim içimde. O yüzden bu manada şarttım. Bir kimse de, bir de müritlere de bir terbiye.
Kendi kendine ben çok çalıştım. Mürşidimi buldum. Tevaziye atıyor hemen onu. Ona hemen fakriyeti atıyor. Hemen acziyet atıyor. Sakın böyle düşünme. Yani böyle şataat yapma. Ben aradım buldum deme. Senin buna gücün yetmez değil. O hemen tokadı vuruyor ona. Aziziyete koyuyor onu. Bu muhteşem bir şey. Çünkü bir kimse ben buldum, ben eriştim, ben tanıdım demektense bize vahşedildi. Biz kimiz ki? Bize tanıttı kendini. Biz kimiz ki? Bize buldurdu kendini. Biz kimiz ki demesi daha hayırlı. Kimin haddine? Bu benim kendim için söyleyeyim. Yani gelen gideni ayırt etmek, seçmek yok. Ben kendimce benim yol ölçüleri aldım. Ben mesela bir yere intisaplıysa ben ona ders vermek istemem.
Yol bulmuş o kendine. Hatta bazen de derim, ilgilenmeyin bile onunla. Bir yol bulmuş kendisine. Bir yol gidiyor. Ne ona kanca atacağım, ne onunla uğraşıyorum. O yol bulmuş. Camiye gidiyor. Uğraşma onunla. O camiye gidiyor zaten. Cami yolunu bulmuş. Sizin uğraşacağınız kimseler camiyle, cemaatle, hiçbir yerine bağlantısı olmayan insanlar. Onu sevgilinize götüreceğiniz koklanmamış çiçek gibi olsun. Benim düşüncem o. Hoşuma da gider benim böyle hiç yol yordam bilmeyen insanlara böyle anlat, anlat, anlat. Böyle yeni gittiğin yerlerde bazıları bıkar. Orada sıfırdan anlatırsın. Ya bir daha sıfırdan anlatmak zorunda kalırsın oradan.
Yorulur insanlar. Ben yorulmam. Hoşuma giderim. İşte örneğin bugün üniversitede program vardı. Dinleden başladık biz. Bilmiyorum ki kaçıncı sefer anlatıyorum dinlemeyi. Ama ben hiç daha önce anlatmamış gibi ben heyecan duyarım. Ya belki de bu dinle sohbeti öncekilerden farklı olmuştur mesela. Ben kendimce öyle yürürüm. Yani o bana tat verir, has verir. Cemil diyor ki bugün yorduk mu sizi diyor. Programlardan diyor. Birisini diyor.
İptal edelim mi diyor bana. Kendi aramızda diyor bunu konuştuk diyor. Biraz da diyor vicdanen rahatsız olduk diyor. O manada söyledim. Cemil. Kelimeler tam değil belki de ama. Mana buydu berbal. Değil mi? Ben de dedim verimli olduğu müddetçe bir sıkıntı yok dedim. Verimsiz program benim canımı sıkar dedim. O yüzden çalışılıp gayret edildi bir verim söz konusu olursa ben yorulmam.
O beni kendi kendine yorulunluğu da dinlenmeyi de ben kendi kendine hallettiriyor Cenab-ı Hak. Böyle bir isteksiz, zevksiz, böyle şeysiz ne o verimsiz bir şey olursa gerçekten ölüm gibi geliyor insanlara. Cenab-ı Hak'a hamdolsun bana da öyle çok olmaz. Çok enderdir yani o. Ben saysam hayatım boyunca 10 tane olmuş mudur, olmamış mıdır bir şey diyemem. Ben böyle heyecanı koşuşturmayı seven bir insanım. Böyle düşünmüş arkadaşlar, kardeşler burada yine de teşekkür ediyorum onlara böyle düşündükler için. Ama bunlar beni yediremez. Biraz sloganik oldu ama bir sıkıntı yok yani. Gönlüm arzu eder ki son nefesime kadar Allah'ı tanıntıma, Allah'ı tanıma, bu noktada Cenab-ı Hakk'ın tanınması, bilinmesi, zikredilmesi için Cenab-ı Hak son nefesime kadar kendi yolunda bizlere istihdam etsin.
Amin. Bu bir insana verilmiş olarak en büyük lütuf olarak görüyorum. O yüzden hamdolsun bir sıkıntım yok. Allah sağlık, sıhhat verdiği müddetçe hem akıl olarak hem vücut olarak. Cenab-ı Hak kendi yolunda istihdam etsin inşallah. Amin. Allah'tan akıl ve vücut sağlığı da isteyin. Allah'ı zikredin. Allah'a dayanıp yaslanın. Koruyucu olan odur, muhafaza edici olan odur. Bugün biraz Cemil'le yemekte falan konuştuk. Ondan sonra işte inanın sağlıkla alakalı. Dedim doktorlara göre benim dedim beyin felci geçirmem gerekiyor. Hatta doktor dedi ki sen ya beyin felci geçirdin biz tıbben bunu tespit edemiyoruz dedi.
Fersi olarak dolaşıyorsunuz. Ya dedi, siz dedi farkında değilsiniz. Benim çünkü elliyor oramı buramı, bakıyor hani duyuda bir şey var mı diye. Böyle yukarı doğru, kasıklarıma doğru vurunca dedim doktor hanım benim her şeyim sağlam dur. Elliyecek beni yani. Baktı öyle dedim yok. Yani dedim ben hissediyorum bir şeyim yok. Benim felci buradan siz göndereceksiniz herhalde. Kaldı ben öyle deyince. Kendi kendilerine telaş ettiler orada bir an. Arka beyin damarlarını besleyen o damarların birisi yüzde on sekiz açık, birisi de yüzde elli açık. Diyor beyin felci geçirmeye lazım. Dedim ya siz geçireceksiniz, göndereceksiniz dedim. O yüzden Cemil'le konuştunuz bugün biraz daha.
Dedim Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Yani kendimce Allah'ın bir lütfu ikramı olarak gördüm onu. Ve dedim ki ya akıl sağlığı da önemli. Yani adam beyin felci geçirmiş olsa aklını kaybedecek. Cenab-ı Hak koruyor. Bir başkasının felç olması gerekirken o şartlarda sen felç oluyorsun. Bir başkası komaya girecek o şartlarda sen girmiyorsun. Örnek. Bir başkası işte başka rahatsızlıklar yaşayacak. Cenab-ı Hak en azından seni atlattırıyor. O yüzden Allah'ı çokça zikredin. Yolda koşturun. Kendinizi istihdam edin. İşinizi bozmayın. Eşiniz de bozmayın. Bir kararda gitmeye, bir kararda götürmeye gayret edin.
Bir anda altı gece, yedi gece zikre geçer, bir uğraşmayın. Evin dengesini bozmayın. Eşlerinizin sizde hakları var. Çocuklarınızın sizde hakları var. Nefislerinizin sizde hakları var. Bizim dini hayatımız, sufi hayatımız böyle çekinmez, cenderede olmaz. Böyle bir hayat kurulamayın kendinizi. Bizim sufi ve dini yaşantımız bunun üzerine kurulu değil. Biz yemekte yeriz. Biz eşlerimizle oturur, sohbet ederiz. Çocuklarımızla da vakit geçiririz. Oturur, kitap da okuruz evde. Hadis de okuruz. Biz, ne bileyim işte, kendimize de zaman ayırırız. Biz sohbetimize zikrullahımızla gideriz. Günler bereketli geçer bizden.
Hareketli geçer. Cenab-ı Hak hepsini de yetiştirdirir. Öyle gözünüzde büyütmeyin bir şey. Allah hepsini de yetiştirir. Eşlerinize baskı yapmayın. Çocuklarınızla baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Hoş geçinin. Tatlı geçinin. Gönüllü geçinin. Muhabbetinizi diri tutun. Kadınlarla, çocuklarla olan ilişkilerinizi diri ve muhabbetli tutun. Hayatı güzel yaşayın. Tatlı yaşayın. İşin tabiri caizse biraz da zevkini çıkarın. İşin tadını çıkarın. Arkadaşlarınızla sohbetin tadını çıkarın. Muhabbetin tadını çıkarın. Beraber olmanın tadını çıkarın. Bunlar çok tatlı şeylerdir. Onunla yol gitmenin tadını çıkarın. Benim hoşuma gider mesela. Ben sorarım ya bazen. Kaç yıl oldu?
20 yıl oldu. 20 yıldır beraber ya. Bu benim için büyük mutluluktur bunlar. Büyük hal sebebi. Ben onlardan tat alırım. Mesela gördüğümü hep görmek isterim. Tat alırım ben. Ben Abdülhatif'e baktıkça içim açılır. Hoşuma gider benim. Örnek. Derim yılların adama. Yıllardan beri beraberiz. Bunlar benim için böyle işin tadıdır. Lezzetidir yani. O yüzden işin tadını, lezzetini ala ala yürüyün. Böyle kendinizi cendereye katmayın. Kendinizi sıkıntılara, bunalımlara, buhranlara katmayın. Tatlı tatlı. Hoş hoş. Seve seve. Gönlünüzü seve seve. Hiç. Ben hem şahıs olarak da hem dergav olarak da. Böyle gönlümü seve seve yaşarım. Tadını çıkarın çıkarın.
Lezzetini onu yaşaya yaşayın. Benim şu anda keyfime diyecek yok. Harikayım. Kafayı buldum ben yine. Bunun gibi ya normalde onun tadını çıkarın. Sohbetin tadını çıkarın. Zikrin tadını çıkarın. Bir yere gitmenin tadını çıkarın. Topluca hareket etmelerinin tadını çıkarın. Yollarda birbirinizi kırmayın, incitmeyin. Muhabbetinizi arttırın. Birbirlerinizin özel hayatlarına karışmayın. Eşine, karısına, işine, çoluğuna, çocuğuna karışma. Sana ne? Bak işine. Onun tadını çıkar. Arkadaşının, kardeşinin tadını çıkar. Yolun tadını çıkar. Bir yere gidiliyor. Onun tadını çıkar. Kavga etme, gürültü etme, milletin canını yakma, millette tartışma. İşin tadını çıkar.
Otur Allah Allah de. Yürü. Canın Allah demek istiyor. De. Canını istemedi. Bırak koyun yakasını. Tamam mı? Şimdi sen benden gittin ya nereye gidiyorsun der. Söyle. Bunda bir sıkıntı yok. İşin tadını çıkar. Lezzetini çıkar. Lezzetini çıkar. Muhabbetini çıkar. Sevginin tadını çıkar. Sevin bana. Arkadaşlarınızı, kardeşlerinizi, evli olanlar, eşlerinizi. Kadının kafası kırılsın ya bu beni nasıl seviyor herhalde. Adamın kafası kırılsın ya bu beni nasıl seviyor desin. Nefreti makamından takılmayın hiç. Hiç ama. Muhabbet makamından takılın. Bakın seven insan hep kıymetlidir. Asıl sevilen o sevenini kaybetmek istemez hiç.
Asıl korku bu manada sevilendedir. Şimdi bir erkek kendisini seven kadını kaybetmek ister mi? Bir kadın kendisini seviyor. Kaybetmek ister mi onu? Asla istemez. Bir kadın kendisini seven erkeği kaybetmek ister mi? Asla istemez. Hiç kimse geri zekalı değil. Bakın hiç kimse kaybetmek istemez. O zaman asıl kıymetli olan ne? Sever. Bir şeyh düşün. Kendisini seven müridi kaybetmek ister mi? Yok. Seven o kadar kıymetlidir. O yüzden sevin. Sevil mi kendinizi bilseniz dahi sevin. Hatta sevilmediğinizi bilseniz dahi sevin. Zarar etmezsiniz. Tadını çıkartma onun.
Onun böyle iliklerinizi işlercesine tadını çıkartma. Hayat çok tatlı gelir olsa. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Amin. La ilahe illallah. La ilahe illallah. İzzetanma yesefud. Ve selamun adem musselim.
Velhamdülillahi rabbil aleminel. Fatiha ma'asal. Ey cümle. Allah hepinizden razı olsun. Amin. Cenab-ı Hak hizmetlerinizi âli eylesin. Amin. Devamını eylesin. Amin. Kardeşliğinizi tesis eylesin. Amin. Aranızda fitneyi, fesadı, buğdu, mühtanın katmasın inşallah. Amin. Allah razı olsun. Bugün saat ikiden beri koşuşturdunuz hepinizden. Bütün kardeşlere teşekkür ederim.
Selamun aleyküm. Biraz zihinin kalkışı oldu herhalde ama ben iki. Öyle mi diyorlar? Kara adamlar bazen bu tepkide yenilik gösterdiğimi. Seni gördüğüme sevindim. Allah senden razı olsun. Allah yardımcım olsun. İşin gücün nasıl gelsin inşallah. İnşallah. Selamun aleyküm. Bizim ilk dergah yerimizin sahibiydi. Allah razı olsun inşallah. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.