Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Mart 2014 · 1:19:25
Selamun aleyküm. Peygamber ölmedi, Allah'ın kızı ederse, Allah'ın neden şüphe ediyor ki, bana şüphesi olmamış olsa, eğer herkes inanmış olsa, hiç Peygamberlere ihtiyaç kalmaz. şüpheye çekse inanmayanlar da olacak, inanmayanlar da olacak.
Toplumda cehalet içinde, cemaat içinde dervişimiz suçunu, kusurunu, hatasını yüzüne vurmak bağda dışı değil. Muhakkak insanların hatalarını, kusurlarını toplum içerisinde olmasa dair yüzüne karşı vurmak uygun bir şey değil. Ama o helakim normalde bu böyle dostlar arasında böyle suçunu yüzüne vurmak değil, nasihat söz konusu olur. Bir şeyi nasihat eder, bir şeyi böyle bu noktada, bir şahidi noktada o kimseye bir şeyler söylemebilir. Müminin üzerinde, toplum içerisinde hatasını, kusurunu yüzüne vurmaması hoş oldu.
Ama velahim bizim toplumunda bir de işin bu tarafı var. Böyle noktalar var ki, öyle hadiseler yaşanıyor ki, işin içinden çıkılmaz hale geliyor. O zaman bu noktada bir tek böyle alim hükmünde olan, babah hükmünde olan, koca hükmünde olan kimselere, bu biraz kapı aralanmış. Ama yine de kullanmamakta fayda var, zorda kalınmadığı müddetçe. İnanç gerçek, iman gerçek, din Kur'an gerçek, kerameti olan, örgünün başkasının halini anlatılmaz. Keramet anlatılmaz, başkasının hali de anlatılmaz. Şükür sadece dil bile mi gerçekleşir, şükür diye bir hata yansıması nasıl olacak? Muhakkak ki şükür, dil bile kalp ile olması gereken şeydir. Fiil bile olması gereken şeydir. Yani bir kimse bu noktada insana teşekkür, dil bile olacak.
Ama Allah'a teşekkür bu noktada hamd ile, aynı zamanda bu noktada Allah'a ibadet ile olması lazım. Allah'a, Allah'ın haramlarına, helallarına dikkat etme, bu noktada Cenab-ı Hakk'ın emirlerine dikkat etme ile olmalı. Eğer ki bir kimse göz göre göre kasıntı bir şekilde haram işliyorsa, Cenab-ı Hakk'ın lütfuna, ikramına, ihsanına şükür etmemiştir. Göz göre göre bir kimse hat olan ibadetleri terk ediyorsa, Allah'a hamd etmemiştir, Allah'a şükür etmemiş olur. O yüzden yani o kimse muhakkak diliyle belki de şükrediyorduk. Ama Cenab-ı Hakk'a olan şükür, ibadet ile haramlardan uzak durma ile olur. Ve Cenab-ı Hakk'ı tanımayla, bilmeyle, zikretmeyle, onu normalde insanlara tebliğ etme ile olur.
Bu manada Allah'a şükür, Allah'a hamd, geniş dairede alınmalı. Ya normalde bir kimse sadece Cenab-ı Hakk'a hamd ederim demekle bu mesele kalmaz. Allah'ı zikredenler için Peygamber'de güzel örnekler vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, gücünün yettiğince Cenab-ı Hakk'ı şükür etmiş. Gücünün yettiğince Cenab-ı Hakk'ı zikretmiş. Gücünün yettiğince Allah'ın yolunda koşturmuş. Allah rızası için Allah'ın çizmiş olduğu dairede yaşanmış. Ve onun bu ibadetteki gayreti, Allah yolundaki gayreti, onun bu noktadaki direnci, direncine bakan Hz. Aişe Vadim'in, Cenab-ı Hak senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını affetmeden, yani bu böyle kendini paralamam, bu kendini böyle ayaklarını şişinceye kadar namaz kılmam, geceleri uykumu terk etmem, ağlamam, sızlamam, tercat etmem.
Niye deyince ben Allah'a hakkıyla hamd eden bir kum olmayayım demişler. O zaman evet ki bir kimsenin haram helal çizgisine riayet etmesi, Kur'an ve sünnet dairesinde hem fiili olarak hem fiili olarak durması, bu duruşunda ibadetlerine riayet etmesi lazım. Yani biz haram helal çizgisi derken, haramı sadece böyle işte içkiyi, kumarın, gıybeti, tedikoduyu terk etmek olarak algılıyoruz. Bu kimsenin kasten namazı terk etmesi, kasten zikrullah etmemesi, zikri terk etmesi, kasten orucu terk etmesi, kasten tesettürü terk etmesi, kasten Allah'ın farz görgüsü olduğu bir şeyi terk etmesi, günah-ı kebari olsun. O yüzden günah-ı kebariyle böyle sadece işte içki içmek, kumar uymamak, yalan söylemek, kıymet etmek, dedikod etmek, istirah etmek, bu noktada, bu dairede bırakmayalım.
Burası çok önemli çünkü insanlar namaz kılmıyor, işte ben günah-ı kebariyle uzakım diyor. Namaz kılmamak demiyor günah-ı kebari. Kasten orucu terk etmek yemiyoruz günah-ı kebariyle. O yüzden o günah-ı kebariyle biz göz önünde bulunduralım. O günah-ı kebariyle göz önünde bulunduğu farz ibadetleri terk etmenin, günah-ı kebari olduğunu bilelim. Ve bir kimse farz ibadetleri kasten terk ediyorsa, Cenab-ı Hakk'a hamd noktasını da terk ediyor demektir. Cenab-ı Hakk'a şükür noktasında, Cenab-ı Hakk'a zikir noktasını da terk ediyor demektir. O yüzden bu meseleyi böyle dar dairede alıyorlar, Allah bizi affetsin. O yüzden hamd dil ile midir, teşekkür dil ile midir, eyvallah.
Dil ile, insana dil ile teşekkür edilir. Cenab-ı Hakk'a dil ile hamd edilir. Elhamdülillahirrabbilalemin dedi, o kimse dil ile hamd etti. Ama onun fiiliyatı, hamdin fiiliyatı namaz kurmaktır. Oruç etmaktır, Allah'ı tanımaktır. Onun haram çizgisine düşmemektir. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Ders yapılacak yeni evlerde gelenleri alıştırmak için, ilk zamanlar sadece üç tevhisle ders yapılması edebe aykır mı?
Çavuş zikir kağıdının aynısını yaptırması şart mı? Böyle bir siyaset uygulayamaz mı? Hatta bu noktada yeni alışan kardeşlerin yavaş yavaş, darbidir, cehridir, nefes edilir, yaptırmalar. İlk etapta, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, de kalk. Ardından üçüncü hafta beş tane, dördüncü hafta on beş tane, beşinci hafta otuz tane, la ilahe illallah, la ilahe illallah de.
Bu adab, erkan açısından bir sıkıntı yok. Bunu neden böyle yapıyorsunuz diyene, hadisi şerif. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adettir, yeni İslam olmuş bir kavme, namazı, orucu, haccı tebliğ eder. Derler ki, ya Resulallah zekatı söylemeyin. Der ki, onlar gönüllerin dinine alıştığında zekatı da kendilerinden verirler. Demek ki, bir kimsenin gönlünü dinine alıştırmak, gönlünü tasavvufla alıştırmak, gönlünü böyle zikredaha alıştırma noktasında kısa kısa yapmakta fayda vardır. Sohbetleri kısa yapmakta fayda vardır. Kitap al oku, Allah oku. Al cemaatı da yakalamışsın ya, beş sayfa oku. Böyle hasta böyle şeyler yapmayın. Bütün herkes için geçerli.
Sevdiriniz, nefret ettirmeyin. Müjdeleyiniz, korkutmayınız. Biz bu noktada sevdirelim. Böyle o kimselere avur şeyler, yapmadığımız şeyleri söylemiyorum. Ya gece namazına kalkamayan bir kimsenin gece namazını orada tarif etmesi kadar büyük bir handikapı olmaz. Büyük bir handikapı olmaz. Biz hedeften, adaptan, namazdan kısa bir pasaj. Kısa. O gün sadece namazın fazları. Bitti sohbet. Yatası hafta namazın sünnetleri bitti. Bu kadar. Ya işte namazın daha nazliyeleri var. Yok kardeş. O kimse önce farzlarını ve sünnetlerini öğrensin yeter. O zaman içerisinde inceliklerini, ayrıntılarını kendisi öğrendi. Biz başlıyoruz.
En ne o? İnce ayrıntısını. Abdestin farzı dört kardeşim. Yüzünü yıkayacaksın, kollarını yıkayacaksın, başını mesleteceksin, ayaklarını yıkayacaksın. Abdest bitti. Abdest bitti. Sünnet de öyle var. Var. Ağzını üç sefer çalkılamak, burnuna üç sefer su vermek, kulaklarının içini ve arkasını mesletmek, enseyi mesletmek. Bu da abdestin sünnetleri. E daha ince ayrıntıları var, var. Dişlerini misvaklamak, hilallemek, parmaklarının arasını hilallemek, yüzüğünün altını hilallemek, ayak parmaklarının arasını hilallemek, kıbleye karşı durup abdestini almak. Her, o dağda var mı? Daha da var. Ağzına su verirken duası, burnuna su verirken duası, yüzünü yıkarken duası, var.
Daha ilavesi var. Abdestten sonra iki rekat namaz kılmak, var daha ilavesi. Ama o hiç hayatında abdest almamış, işte veyahut da ne zaman namaz kıldıysa öyle bir abdest almış bir kimseye. Biz şimdi abdesti böyle anlatmaya kalkar, ona böyle uygulatmaya kalkarsak, adam yanılık anlatmayacak ya. Günümüzün insanı çabuk tüketiyor çünkü. Acelesi var. Karşımızdaki kimseyle irtibat kuralım. Sen beş yıllık, on yıllık, yirmi yıllık demiş olabilirsin. Senin aldığın eğitim bu değil, biliyorum ben. Ama sen o eğitimi de yirmi yıl içerisinde aldın. Çünkü ilk geldiğinde de sana da böyle tarif ettim yani. İlk geldiğinde de ben sana böyle bir şey tarif etmedim zaten.
Evet, sen de aynı şekilde tarif et. Bıktırma insanlara. Din adına adamın boğazını sıkma. Boğazını sıkma. İnce, tatlı sohbetler. Az. Bıktırıcı değil. Tanışın, sohbet edin, muhabbet edin. Ama bunun kadar bir sohbet edin. Namazın farzları bitti. Abdestin farzları bitti. Örneğin. Ya on beş dakika, on beş dakika yeter hem sana. Beş dakikada ders yap, yirmi dakika bitti. Yirmi dakikalık dersi. Uykusu yerinceye kadar konuş. Oku, Allah oku. Bu tip şeylere gerek yok. Allah bizi affetsin. Hz. Hz. Mevlana'nın çocuklarından bahseder misiniz? Bayandan Mürşid-i Kamil olur mu?
Ya da manevi olarak o dereceye çıkabilir mi? Bir kahince sorular sorduysam üzüldü. Hz. Mevlana'nın çocuklarından bahsetmemizin din adına ne faydası olacağını bilmiyorum. Evet, evlatları olmuş, yaşamış. Onlar da babalarının yolunda gitmeye gayret etmişler. Bitti. Bayandan Mürşid-i Kamil olur mu? Bayandan da enbiya olur ama Mürşid-i Kamil olur. Olma kapısını kapatmışlar. Allah bizi affetsin inşallah. Bazen böyle, bu kardeş içinde bazı sorular bize veya öğrenecek olduğunuz şeyler, bizim dini hayatımıza bir katkıda bulunması lazım. Bizim dini yaşantımıza veya dini algılayışımıza, dini anlayışımıza bir pencere açması lazım.
Hayatımıza buna odaklayın. Gereksiz, lüzumsuz, insanların arasında böyle mahvet geçiyor ya, yok işte birisi katilmiş de, Şemzettin'i Tebrizi'yi özürmüş de, yok işte Adem'in çocukları gibiymiş de, bize ne? Bize lazım olan Hz. Mevlana'nın tasavvuf hakkındaki, Kur'an-ı Sünnet taresindeki düşünceleri, fikirleri. Bize lazım olan Hz. Mevlana'nın bu noktadaki sufi hayatımızı düzene katan, edeple alakalı düşünceleri. Onlar da Kur'an-ı Sünnet içerisinde olanları. İçinden bu var mı bu? Vardır. Eksiksiz hiçbir kitap yok. Eksiksiz hiçbir kimse yok. Birisi oradan bir şeyi anlayamıyor, veya bir şeyi çıkaramıyor, veya bir şeyi oradan çözememiş, veya gerçekten bir kusurlu olabilir.
Onun üzerinde bütün hayatı onun üzerine döndürüyor. Biz için geçerli. Hayatı birilerinin kusurlarının üzerinden döndürmüyor. Hayatı bir şeylerin hatasının ve kusurunun üzerinden döndürürsek, hep biz insanların veya düşüncelerin, fikirlerin, kitapların hatasını, kusurunu, eksiğine aran dururuz. Bir gün gelir, birisi de senin eksiğini ve kusurunu herkesin önünde çıkarır. Bir gün gelir, mahşarda senle eksik ve kusurundan ortaya döndürürsün. O yüzden hiçbir zaman etrafımızdaki insanların eksikliklerinin ve kusurlarının üzerinden, onlara bakıp hayatı onların üzerinden döndürmeyiz. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hariç, insanoğlunun içerisinde hatasız, kusursuz birini görmeniz gerekir değildir.
Bakın Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hariç, hayatı hiçbir zaman kusursuz bir kimse göremez. Kur'an hariç hiçbir kitap eksik ve kusursuz değildir. Hangi kitap olursa olsun muhakkak eksiği ve kusuru vardır. O yüzden kitaplara da bakarken, onların da muhakkak eksiklerini ve kusurlarını olabileceğinle alakalı bir kapı aralayın.
Ama onların da üzerinde eksikliklerini ve kusurlarını araştırıcılardan olmayın. Malum din öğretiyorsanız, din öğreniyorsanız, onun içerisinden bilebildiğiniz kata, o hata ve kusur tarafını es geçerekten yürüyün. İnsanların önüne onu da sunmayın. İnsanlar çünkü bir zamanda öyle bir noktaya geldi ki, birisinin bir küçücük kusurunu gördüğü zaman komple atıyormuş. Sanki kendisi kusursuzmuş gibi. Biz bir kitabın bir kusurunu gördüğümüzde komple atıyormuş. Sanki bizde hiç kusur yok. Allah'ım abaza ederiz. O yüzden insanların ve kitapların üzerinde konuşurken, düşünürken, bakarken onları eksiksiz ve kusursuz görmeyin. Bir, ikincisi onların eksiklikleri ve kusurlarının üzerinde dayatı döndürmeyin.
Kendi üzerinizde döndürecekseniz ona bir yere kadardır. Çünkü insanın psikolojisini bozar bu. İnsanın kendisini devamlı böyle eksikli, kusurlu görüp, devamlı kendisini yere atması, incitmesi, kendi kendine ezmesi, kendisinin böyle negatif noktada devamlı görmesi psikolojik olarak çökertir. O kimse hiçbir şey başaramaz. Etrafınızdaki insanların da devamlı eksiklerini, kusurlarını görseniz, onlara bunları anlatsanız, onları bunun önüne koysanız, onları da hatasız, onları da başarısız, onları da böyle geriye atar, ısırıp insanlar haline getirirsiniz. Hayır. Bu noktada kendinizi, kendinizi de motive edin. Günah işlemiş olabilirsiniz, Allah'ın tövbe kapısı açık.
Kusur işlemiş olabilirsiniz, Allah'ın tövbe kapısı açık. Birisine karşı hata ve kusur işlemiş olabilirsiniz. Hata yapma, kusur yapma kapımız açık. Gideriz onunla helallaşırız. Gideriz onunla. Maddi ise mesele maddisini hallederiz. Manevi ise kardeş geldim hakkını helal et, özür dilerim. Bittiniz meselemizi. Etrafınızdaki insanlarla da iletişiminizi, onların kusurlarının ve hataların üzerine kurgulamayın ve kurmayın. Bu Allah muhafaza eylesin. Bu İslami bir nokta değildir, sufi noktası değildir. Etrafındaki insanların devamlı eksiklerini ve kusurlarını söyleyen, hayatını ve insan hayatını bunun üzerine odaklayan, dostunu, kardeşini bunun üzerine odaklayan insan, Allah muhafaza eylesin. Bir gün gelir, kendi kendini katleder. Bu doğrucu başlık değildir.
Bu düpediz zayıf ahlaktır. Daha olur. Bu düpediz ahlaksızlıktır. Bunu doğrucu başlık gibi görürler. Hayır bu doğrucu başlık değil. Etrafındaki insanların eksik ve kusurlarını hep insanların yüzüne söyleyen insanlar, doğrucu başlık değil, şeytanın diliyle dillenmişlerdir. Şeytanın dilidir o. Herkesin kusurunu yüzüne söylemek şeytanın dilidir. Bu, kardeşliği, arkadaşlığı, dostluğu, suviliği, cemaat anlayışını, ümmet anlayışını yok eder. Bu, o kimseyi kibirli noktasına götürür ki, gönlünde zerrece kibir bulunan aslar cennete giremez. Hz. Mevlana'nın dediği gibi, hataları, kusurları örtmekte gece gibi ol. Kusurları örtmekte gece gibi olacağız.
Öyle ben adamın yüzüne söylerdim. Ben söylersin. Söylediğinde adam da sana bir şey söylerse ne yapacaksın? Herkesin bir söyleyecek sözü vardır. Herkesin vardır. Adam cahilse sen bir söylersin, o iki söyler sana. Sen iki söylersin, o da iki çakar sana. Bundan on yıl önce birisi böyle söylüyor, söyleverdi adama. Ona bir şeyler söylüyordu, söyledi ona. Ne yapacaksın şimdi? Söyledi sana.
Kaldı. Hadi yap ne yapacaksa. Derviş küfreder. Derviş dedim adamın atasını söylerdi yüzüne karşı. Sen şimdi, sen şimdi iki söymen lazım. Bu adamı iki söversen seni vurur kesin dedim. Bu nasıl derviş? Senin gibi dedim. Bir şey yok. Seni de Allah buradan terbiye ediyor işte. Hadi yap yapacaksın bir şey. Aaaa yapma. Hıh. Yapma. Hıh. Hıh. Sen kusurcu başımı sen. Bir şey derlerse sana bu nasıl oluyor? Tatlı tatlı anlatma.
Asihat et. Allah biz onlardan eylesin. Amin. Amin. Veliler, evliyalar edinmeyiniz. Biliyorsun an-ı Kerim. Der. Nerede? Bunu soran kardeş muayet-i Kerim'i getirsin bize. Allah dostlarına korku yoktur, mahzun ve mahcup olmayacaktır. Evet. Allah'tan başka bir kimse kendisine veli, dost tutmaz bu ayrı mesele. Veli edinmeyin. Kim kimi veli ediniyor ki zaten. Allah'ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuzlanmış bir kimseye soğuk şerbeti sevgili kıldın gibi bana da sevgili kılın.
Amin. O yüzden bu kardeş bu ayet-i kerimeye iyi baksın veya getirsin bize neredeyse. İnşallah. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır diye bir görüş var. Bu bir şekilde bazı sufilerce zayıf hadis ama Abdülkadir Geynan Hazretleri'nin sözü olduğu söyleniyor. Evet. Bir ustası olmayanın ustası şeytan olur. Bir yol göstericisi olmayanın yol göstericisi şeytan olur. Bu söze katılıyor. Hatta ben daha ilerisini söylüyorum. Ben daha ilerisini söylüyorum. Çok çok çok özür dilerim. Bir kim, bir o kimsenin yani bir kimsenin mürşidi kamil olmasa dahi bir şeyhinin olması gerektiğine inananlar var. Gönül arzu eder ki mürşidi kamil olsun o kimsenin gittiği şey.
Gittiği şey mürşidi kamil olsun. Gönlüm onu arzu eder. Ama zaman içerisinde ve insanlar vaktikçe ya bir kimsenin şeyhi var ise şeyhi olmayandan daha istikametli bir yol yürüdüğüne şahit edin. Çünkü şeyhi olmayan insanlar çok çok affedersiniz ama böyle çilbirsiz eşek gibi. Çilbirsiz eşek. Adamın bir şeyhi varsa hiç olmazsa günlük zikrediyor. Adamın şeyhi varsa bir zikir cemaatına gidiyor. Bir cemaatı var. Orada iki kelime bir şey öğreniyor. Bir topluluğu var. Oraya gidiyor bir şey öğreniyor. Ve orayı dinliyor. Kendince kendisini düzeltmeye çalışıyor. Ama şeyhi olmayanlara veyahut da daha önce şeyhi varmış vefat etmiş bir yere bağlanmamış.
Çililerinden kokmuş deri danalar giderdi. Kadını erdi. Hani baharda böyle genç kanalının uzağların düveleri çıkarırsınız böyle damdan durmazlar böyle. Onları zahmet etmek mümkün değildir. Hayvancılık yapanlar bilir ama. Böyle zıplarlar, kırarlar, dökerler, ipini koparır, uygun organını koparır. Onu muhafaza etmek, unutulmak mümkün değildir yani. O böyle damdan dışarı çıkmış ya tamam bitti artık. Koparır bir tarafını o. Ortalığı tamam eder o. Şeyhi olmayan bir kimsenin benim nazarımda üç aşağı beş yukarı bundan fark yok. Bazen bana geliyorlar ya işte filanca yere bağlanmış. Allah mübarek etsin gitsin kardeşim devam etsin. Ya neden öyle diyor?
Ya kardeşim oraya gitsin adam oradan kopunca deli danalara dönecek. Hiç olmazsa bir yere gidiyor oranın terbiyesini, edebini muhafaza etmeye çalışıyor. Oranın yolunda gitmeye çalışıyor. Yoksa o adam deli danalara dönüyor. Önüne geleni yiyor. Önüne gelene söylüyor. Önüne geleni her şeyi yapıyor o kimse. Allah mübarek etsin. Sakın hiç kimsenin bu manada şeyhine laf söylemeyin. Hiç kimsenin bu manada yoluna laf söylemeyin. O zaman hepimiz eve aldın. Eyvallah. Örümçünü konuşalım. Sen kime bağlasın? X kimse. Vay ya! Ona mı bağlandın ya? Ha ona bağlanmış sana ne? Hadi çık sen de git otur bir köşeye ben bir şeyhim de alıyorum. Günde yedi tane bir yaştın sana göreyim.
Kimin senin şeyini? Bana mail atıyorlar filanca yere bağlandın, kalbim üşüdü. Ya kalbim üşütme. Devam et. Almışım bir yerden ders almışım. Kimisi de işte bir yerden ders alıyor. Ondan sonra bırakıyor. Tekrar gidiyorum. Çocuk oyuncağı değil. Diyorum benim sohbetimi dinlediniz mi? Dinlediniz. Ben diyor muyum bizden bırakıp başka bir yerden ders alalım. Bir daha geri döndür de vermem diye. Ve diyorsunuz ne ama gittin? Sana git yerin oldu mu? Yok. Ne ama gittin? E gittim bir cahile getirdim. Allah yoluna çık etsin.
Yol belli. Gideceğim oraya nereye istiyorsan oraya intisap edeceğim. Allah'a muhafaza. Asla. Şeyh'in olmayan şeyh'in şeytan mı o? Vallahi de şeytan. Eğer o kimse su bir yolunda yürüdüyse evet. Ve o kimsenin şeyh'in kalmadıysa bir yeri intisap etmediyse evet. İntisap ettirmeyen de şeytan. Ona intisap ettirmeyen bir yere de şeytan. Çok insanla konuştu. Adama soruyorum işte. Yani şeyhi vefat etmiş. Filanca. Ya çok mübarek bir insan. Eee gittik. Eee tamam. Ya elinde tespih görmemiş. Elinde tespih görmemiş.
Haa. Bakın. Şeyh'in kusuru. Gitmiş şeyh efendiye kadar kimse. Şimdi isimlerini söylemeyin bunların. Elinde tespih görmemiş. Haa. Şeyh değil. Gitmiş. İşte ne? Sakalında yemek bulaşığı görmüş. Böyle şeyh mi olmuş? Ya benim şeyhim için gece diyor. Ben rabıt ettim. Uyuyordum. Demişti bu bize. Dedim. Neren gidiyorsun? Hoca adam. Cami hocası. Şeyh Efendi'yi terk etme sebeplerinden birisi. Rabıta ettiğinde şeyh efendi uyuyor. Uyur görmüş.
Güldüm. Dedim ya sen bu dergah gelmezden önce bundan bir haber edin sen. Böyle bir hali yakalayabilir miydin sen? Sen bu dergahta rabıta ettiğinde şeyhinin o esnadaki uyur halini görmüş. Dedim ya bunun için şimdi kusurunu bu olarak görüyorsun. Böyle durdu. Omuzuna vurdum. Dedim mümin müminin aynasıdır. Çok uyuyorsun sen dedim. Sana onu göstermişler. Demişler ki dedim ben. Ey hoca. Beş vakit namazı kıldırıyorsun. Nasıl? Kaldı mı? Gitti gelen. Bakın o hal deken gitti adam. İttikafa girdi.
Görmüyor. İçinci gün oldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görmüyor. Bayımda doluyor bu. Kendi kendime dedim. Yarabbi bunu göremediyim. Ya birinci gün gidiyorum soruyorum. Yok. İkinci gün gidiyorum soruyorum. Yok. Allah ya içindekini biliyorum. Bu dedim görmeden itikahtan çıkarsa bu dedim inanmaz bir şeye. Bütün bayındıra slogan. İtikafa girdi. Hiçbir şey görmedi. Eee gören var. Yalan söylüyor olacak. Oktay şahit. Oktay ile beraber gittik. Üç kişiyiz. Kaldırdım aya. La ilahe ya. O başladık zikrullah. Allah dedi attı kendini. Dedim tamam mı? Titriyor tamam. Gördün mü? Hadi dedim yarın salatu selama geç. Çıktık. Bu adam şehir efendiyi eleştirerekten gitti.
Allah'ım mahafaza eylesin. Allah'ım mahafaza eylesin. Amin. Ondan sonra geldi Bursa'ya Canım Efendi'ye. Ne oldu? İntisap etti. Canım Efendi'yi bıraktı. Ondan sonra gitti. Berne oldu. Bir tane Muskaca'dan buldu. Ona intisap etti. Onu bıraktı. Ardından Manisa'ya gitti. Manisa'da bir yere daha intisap etti. Onu da bıraktı. Ondan sonra geldi Şeyh Efendi'ye. Tekrar. Şeyh Efendi dedi oğlum. As gelme dedi. Ben geri çevirdim. Siz mi biliyorsunuz? Sen ne yapardın? Ben vermezdim efendim. Bir daha dersin. Sen sertsin onu dedim. Efendim dedim. Ben hep gidenler dedim.
Hayır gelmeyeceğine inanıyorlar dedim. Ben o zaman öderim işte. Şeyh Efendi verdi dersi. Bir daha gitti. Geldi. Şeyh Efendi bir daha ders var. Şeyh Efendi'ye böyle küçümsemek için söylemiyorum. Onun böyle bir rahmeti, merhameti vardı. Onun için. Onun için. Bir daha verdi. Bir daha gitti. Ben o Süleyman Demirel gibi altı sefer geldi yeni sefer gitti. Her bir problem, sıkıntı olduğunda şapkasını almıyor da sarını takyesini alıp gidiyordu. Bir müddet sonra geliyordu. Gene gidiyordu. En son Şeyh Efendi vefat etmenden önce bir daha gitti. Vefat edeceği zamana yakın bir daha geldi. Dedim bir daha gidecek ortaya. Bir daha gitti. Ondan sonra Hacı Kamil abiye gitti.
Ondan da gitti. Hacı Kamil abiye gitti. Dedim eyvah. Hacı Kamil abiyi özledim. Oradan da gitti. Gider adam. Dedim meşhur sözündür. Adam bir gitti mi hep gider o. Ya geri dönmez mi? Ya çok zor, çok ender o böyle. Yani geri dönüp de kendisini toparlayan, sıkı sıkıntılan çok ender. Ama nefis bu. Şey yapmaz. Bir yara almasın. Bir böyle ayar kaymasın adamın. Bir gönlü kaymasın. Bu sıkıntılı bir şey bu. Allah muhafaza eylesin. Yani bu böyle bir daha düşüş tutmuyor asla. Cenab-ı Hak bütün ümmeti muhafaza eylesin. O yüzden bir kimsenin böyle şeyhini değiştireceği zaman da dikkat etmesi lazım. Gönül aracı der ki değiştirmesin hiç.
Gönül aracı der ki baştan sıkı sıkı böyle yani aklıyla intisap edecekse, iyi böyle araştırıp, incelip, sık okuyup, aklıyla araştırsın, öylesin şey yapsın. Yoksa, maneviyse zaten rüyasında gördüyse, o noktada bir işaret aldıysa bir sıkıntı yok. Giden bağlanır. Ama yine de kendisini o noktada sabit basması lazım. Şeyhsiz kalınca süzdür, delik analara benziyor bunlar. Allah muhafaza eylesin. Sevgiliden gelen her şey sevgilidir. Bir soru, efendim bir erkek bir kadını ben seni aldım dese kadın ben de sana vardım dese nikah, akdi ne manada kabul olur.
Nikah olmuş. Bir ağrımızla konuşurken bize zikir Allah'la yaşamak tepkili. Sevgili gönlümdeyken nasıl yaşanmaz. Gönlümde zaten o vardım. Efendim daha bu konuşmadan sonra daha çok ibadetlerine sağıldım. Ve ailemle bu konuyu paylaştım. Ben ilk önce size daha sonra sohbeti bana anlatan ağrına çok teşekkür ediyorum. Allah sizden razı olsun inşallah. Efendim gönlümde şimdi şura tahmini geçmeyi istiyorum. Seven sevdiğinin haliyle nasıl haliniz belli. Onun haliyle halledeceğine göre onun haline bakacak, kendi üzerine tecelli ettirmeye çalışacak inşallah.
Siz bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini iyi öğrenin. Onun sünnetlerine tahri olmaya gayret edin. Bu sizi sarsılmaz doğru yola ve istikamete götürdü. Allah biz onlardan eyla. Amin. Namaz kılmaz camiye girdim. Genişte geniş bu Suriye'nin bacı cemaatin çıkmasını bekliyordu. Genç bir süre. Namazdan çıkan 50 yaşlarında bir adam kadını kovdu. Namazda olduğum için müdahale edemedim. Kadın sonra tekrar geldi. Namazın bitince adamın yaptığı için kusura bakma manasına söyledim. Dükkana gelince hırsımdan ağlamaya başladım. Çünkü elimden 5 liraların dışında bir şey gelmediği için.
Hem insanımızın böyle davrandığı için hem de fesat düğünü çeken su verip kardeşlerimiz için fesabı verip kaba alalım. Önce Allah'a son açıyla şüka ediyoruz. Kardeşim, bana ne şüka ediyoruz dediğim için. Allah bizi affetsin inşallah. Kabre vakıf olmak ne demektir? Kabre nasıl vakıf olmak? Kabre başına geçtiğinde Esra'a manak olmuş. Ya ehli kumur diyorsunuz. Kabredeki kimseyi görüyorsunuz. Kabre vakıf olmak bu. Halden âlâ halsizliğin nedeni. Laf bunların hepsi der. Birisi bir laf söylüyor. Herkes onu arkasından koşturucan bir çoluğunun konuştuğu bir tanıtıyor. Halden hâlâ halsizliğin. Yani hal bende yok.
Ben halsizim. Evet yokmuş demek oldu. O kabre haline vakıf olamamış. Onun kalbi harekete geçmemiş hiç. O yüzden o kimse halsiz kalmış. Eyvallah. Bir kimsenin kabre haline vakıf olduğunu beyan etmesi de hoş değil. Ama onu küçük görmesi de hoş değil. İnsanlar farkında değil. Bu tip halleri küçük görürken, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o halden geçtiğini, o hali bize anlattığını, o halin sünnet olduğunu farkında değil. Küçük gördükleri karın hali sünnet. Bir sünnet-i seniyi küçük gören kimse küfür eklidir. Teyzin iman, teyzin nikah gereklidir.
Bir sahih rüyayı veyahut da sahih rüya görmeyi küçük gören kimse, Peygamberliğin 46. yüzünden bir yüzü küçük gördüğü için küfür eklidir. Sufinin kendi içerisinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleriyle örülü, hal ve fiilyatları küçük görenler, farkında olmadan küfre düşüyorlar. Rüya gören bir dervişin rüyasını küçük görmek, hal gören bir dervişin halini küçük görmek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halini küçük görmektir ki, küfürdür. Her küfür ehliyet, teyzin iman, teyzin nikah gereklidir, ehliyse. Allah nafaza eylesin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kabir haline vakum ol.
Vefat etmen kimselerle konuştu. Onlardan bize haber verdi. Hz. Ebubekir Efendimiz haber verdi. Hz. Ömer Efendimiz haber verdi. Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Ebu Hureyde haber verdi. Hz. Rab'ın içerisinden 10 tane, 20 tane ashab söyleyebiliriz ki, kabir hallerine vakıf idiler. Ashab vardı, cinni taifesiyle konuşurdu. Cinni taifesine vakıf idiler. Ashabın içerisinden, ashabın içerisinden kalbi harekete geçmiş. İnecek olan ayet-i kerifeyi rüyasında gören, inecek olan ayet-i kerifeyi halinde gören, ezanı halinde gören, rüyasında gören, olacak olan hadiselerden, yani gelecekten haber veren, rüyalar gören sahabeler vardı.
Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de bunların hepsi de tecelli etti. Hepsi de hem Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in sünneti, hem ashabın sünnetidir. Bunlardan herhangi bir noktasını, herhangi bir virgülünü, herhangi bir şeyi küçük gören, alaya alan tecrin iman, tecrin ikat gereklidir ki farkında değildir. Namaz kılarken daha kübür etlidir. Bunu alaya alan, bunu küçülter, bununla dalga geçer, bununla alay eden, peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzüyle alay ediyor. Vallahi de, billahi de, tillahi de kübür etlidir. Bu hangi şeyhe bağlı, hangi derviş, farkında değil. X kimsenin rüyasına inanmıyor.
Der ki ya, kendi içinden inanmıyorlar. İnanmıyor. Sufiler, dervişler hal görürler. Görüyorlar. Ne alaya alıyor? Haset-i Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'de rüyaya takılır. Ne yapacaksın? Git hanımından helallık kal, iman tecrini ikat gerekti sana. O halinle kert bir şükmündesin. 20 gün sonra, imanın gitti. Ya bu dergahda hiç hal dervişi yoktur.
Yoktur kardeşim, git, alır ya ondan çıkesin. Ama bu yok deme, bununla alay etme. Veya rüya gören bir kimse yalan söylüyor. Allah Allah. Sen rüyasını gördün mü? Susuyor. Sen o hal ile hallendin mi? Bir rüya anlatırken senin kalbine geliyor mu o kimsenin gördüğü rüya? Yalan olduğuna dair senin kalbine geldi mi? Eskilerden ise bizim dergahta, bu eskilerden şey efendi hazretlerinin bu noktada, ya bunu böyle konuşmak istemem. Bunun hali bir tek bu fakirde vardı. Hiç kimsede yoktu. Buna vakıf oldum.
Yenilerden ise kim bilecek onu o zaman zaten? Bilmiyorsun burada. Ne dursun ki edeceksin, gitsin burada. Eee? Sen nereden kardeş? Alay etmek nereden? Dalga geçmek nereden? Adama yalancı demek nereden? Bu hak nereden sana? Kim söyledi? Sana kim dedi bunun yalan söylediğini? Söyle. Yok. Allah muhafaza evet. Taş uzaktan değilmiş ya. Kardeşler, kardeşlerde de var hata. Anlatmayın dışarıdan. Ya samimiymiş, bırak. Bırak ne samimisi. Bir ders olsun, bir ölçü olsun diye anlatıyorsun, o senin arkandan teneke çalıyor.
Kalbi çıkın. Kim olursa olsun. Allah muhafaza eylesin. Tehliklerin farkında değil insanlar. Rüyayı, hali küçük görmeye çalışıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Okunan ezan-ı şerif rüyayla tespit edildi. Rüya. Öğlamerliğin 46 cüzünden mücüz. Çalıştığım yerde sürekli siyaset konuşuluyor. Başbakanımızda hakaret düzeyinde kötü sözler söyleniyor. Ben bunları bazen sessiz kalamıyorum. Susmayı muterce etmemiyorum. Bilecek iki gün kaldım. İki gün kaldım. Bir şahbetinizde dediniz ki, bir yerde iki aday da namaz kılıyorsa, bizim vicdanen hem namaz kılan Kur'an oku hem oruç tutanın yanında olmamızın gerektiğini söylemişsiniz.
Söylediğinizin tutarlılığı için rülsunlar buna göre Salih Kocatepe'yi desteklemeden uygun olur. İmam Hatip'in namaz kılıyor, kuran okuyor, oruçla tutuyor ve hasta ziyareti sürekli yapıyor. Siyasetin her zaman içerisinde olduğunuzu söylüyorsunuz. Allah rızası Muhammed Ümmet için bir yol çizer misiniz efendim. Kardeşler, benim şahıslarla işim yok. Salih Kocatepe'yi de tanımıyorum, kim olduğunu bilmiyorum ama. Ben bilmiyorum kim olduğunu. Normalde benim şahıslarla işim yok. Arkadaşlar, kardeşler, ben Kur'an ve sünnet anlatıyorum. Evet, seçecek olduğunuz insanlar, Kur'an ve sünnet tarihinde olacak. Birini seçiyorsanız, seçiyorsanız, seçmeniz gerekir mi? Evet.
Seçmeniz gerekir mi? Evet. Bununla alakalı, ben dergah olarak bunu düşünürsem, biz siyaset üstlüyoruz. Böyle kendimi böyle sınıflandırmak istemem ama, bizim kalkıklar ilk siyasi partinin, ilk siyasi kişinin, bu devam endasını yapmak benim işim değil. Bu benim zaten farkındasınız zaten. Yıllardan beri benim bu noktada bir kendimce aldığım bir karar var. Ama ve lakin kardeşlere söylediğim şey şu. Siz, Kur'an ve sünnet dairesinde duran bir yeri, duran bir kimseyi tercih edeceksiniz. Bunda şeyler belli, ölçü belli. Yani, bir, yani ne seçiliyor şimdi? Belediye başkanı seçiliyor. Adamın bütün özellikler olması lazım.
Bir, kendisi Kur'an ve sünnet dairesinde duran bir kimse olacak. İki, partisi Kur'an ve sünnet dairesinde yakın bir parti olacak. Adam yıllardan beri dinle mücadele etmiş, dinle savaşmış. Bu noktada dinle, dinle, dinle, … yakınla alakası yok. Şimdi son bir, iki seçimdir. Seçimlerde hepsi de dinler oluyor. Yani, geçen seçimlerde örnekler var. Gittiler, işte ne o? Çarşaflı bayan kardeşlere rozet taktılar. Ondan sonra başörtüsü yasağının iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne içtiler. E bu kadar da siyaseti izlemeyen bir kimse değilim, izliyorum. Bu memleket, bu memleketin çocuğuyum. En az bu memlekette yaşayanlar kadar, benim de en az bu memleket üzerinde kendimce görüşümü düşüneceğim.
Bu noktada kendimce bir bakışım var. O yüzden bir, aday öyle olacak. İki, haklisi öyle olacak. Neden adam şimdi böyle makam hırsından, adam düzgün, iyi, güzel, bir yerden gösterilmemiş, hay diye öbür tarafa gitmiş. Oradan hay diye öbür tarafa gitmiş. Fırıldak dön Allah dön. Yürü Allah yürü, oradan adanamadın oraya. Benim arkamda bir kitle var koyun gibi, ben nereye gidersem onlarla oraya gider.
O yüzden muhakkak oyunu gidin seçin muhakkak. Seçime katılın. Birisi de kalkıp şöyle diyor. Bu küpür sistemi eğer bu oy kullanmak, bu küpür sistemine destek olur. Ha iyi, telefonunu da kullanma, elektriğini de kullanma, suyunu da kullanma, yolunu da kullanma, evini de kullanma. Dediğim doğru, dar ve harpte bir kimsenin ev edilmesi dair, yurt edilmesi dair cahil değil. Toplopulunu kurtulup icra ettik. Fetha olur. Yoksa yok. Ama biz bu memlekette yaşayıp, bu memleketi Kur'an üssünün net çizgisine getirmekle emrolmuşuz. Ben kendimi öyle görüyorum.
Ben önce kendilemsimi sonra ayrım, sonra yaşadığım beldeyi, sonra yaşadığım memleketi, sonra bütün dünyaya arzı, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah denilinceye kadar savaşmakla emrolunu bir peygamberin ümmeti olarak görüyorum. O yüzden ben diyorum ki size seçin. Seçin. Kimi seçin? Az la ilahe illallah Muhammedun Resulullah deyinceye kadar mücadele edecek kendinize yoldaşlar ve yolcular seçin. Bakın şimdi kaç tane seçime giren parti var? İşte üç tane, dört tane, beş tane. Kaç taneyse. Bakın içinden hangi partiyle, hangi liderle, hangi partiyle bu iş hal olur diye. Bakın.
Kendini bulun. Allah ümmet-i Muhammed'i yanlışla toplatmaz. Toplatmasın inşallah. Amin. Yani memleket bu noktada sıkıntılı bir suret yaşıyor. Dua edin, gayret edin. Gerçekten sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Söylenecek çok sözüm var. Ama şu koltuk var. Koltuğu kaybetmek noktasından değil. Bunun nokta dairesinde ben günlük aktif siyaset üzerine konuşmak istemiyorum. Sanırım iki günüm kaldı. Yani benim de iki günüm kaldı. Yani bu iki gün sona gidecek zaten. Yani ne perşembe, cuma, cumartesi kaldı. Herkes defendeki taşı dökecek ama Türkiye normal bir süreçten geçmiyor. Bu normal değil.
Bugün haberlerde dinliyorum. Suriye'yle alakalı güvenlik zirvesi yapmışlar. Güvenlik zirvesini dinleyip YouTube'a atıyorlar. Bundan herkes sorunlu. Bundan hükümet de sorunlu. Bundan devlet de sorunlu. Böyle yol geçen ama olmaz hiçbir şey. Yok böyle bir devlet anlayışı, hükümet anlayışı, böyle bir şey yok. Resmen harun var mı? Kim yapıyorsa vatan haini yapılıyor müdeketen. Bu tip benim vatan haini başka bir şey değil. Yani bir partiye kızabilirsiniz, bir lidere kızabilirsiniz, bir cemaate kızabilirsiniz, bir tarikata kızabilirsiniz. Eşinize, arkadaşınıza kızabilirsiniz. Ama bu kızgınlığınız sizi hain yapmamalı.
Olabilir. Ama bu sizi hain yapmamalı. Allah muhafaza etsin. O yüzden bu soruya devam edeyim. Hiçbir şahısla alakalı işim yok. Benim dilimden, benim ağzımdan ya filanca x kimseyi destekleyin dedi. Böyle bir şey hiç kimse ağzımdan yaymasın. Allah herkese yardım etsin. Cenab-ı Hak adaylara da, partilere de yardım etsin. Bu memlekete, bu memleketin girilen, ilçesine, mahallesine, köyüne kim en faydalı Kuran ve Sünnet Dariyesi'ne hizmet edecekse, Cenab-ı Hak onları inşallah başımıza geçirsin. İnşallah ümmetlik onlarının arkasında toplasın. İnşallah Cenab-ı Hak şu memleketin bu dar daireden, bu sıkıntıdan kurtarsın.
O yüzden ağzından öyle bir söz nakledilirse, bu noktada ben o sözün arkasında değilim. Bunu da bilmiş olalım. O yüzden Gürsü'de olsun. İşte herhangi bir bayındır da olsun o da dahil. Veyahut da herhangi bir ilçe, il bu noktada herhangi bir duruşun yok. Duruşun belli, Kuran-ı Sünnet. Bir, o kimse Kuran ve Sünnet Dariyesi'nde olan bir kimse olacak. Arz, la ilahe illallah Muhammedun Resulullah deyinceye kadar mücadele etmekle emrolunmuş bir ümmetin, bir peygamberin ümmet şuurunda olacak. Kendisi ve partisi. Başka bir daha değil mi? Şöyle. Sufi dil ile bağışlama veya dua ederken kalbi başta zikir ve tehlil çekebilir. Yapsın.
Hatta öğretmenler ayağı ile zikir olur. Olur. Sufilerin birbirlerinin tozun içerisinde devamlı övmeleri doğru mudur, ölçümüz ne olmalı? Ölçü ölçüdür. Fazla birbirlerimizi öremeyelim inşallah. Hz. Mevlana'nın dediği kitap okuman önce kendinize okuyun demesi bize anlatır mısınız? Anlayamadım soruyu. Altı ay gündüz, altı ay gece yaşanan kutuplarda iftar vakti için şu an orta taraf baz alınıyor. Ama çok eskiden nasıl hesaplama yapılıyordu? KPSS'deki coğrafya hocam bunu araştırmak için ilahiyatçılara sormuş. Vardık bir hikmetli yanıtını almış. Cevabını zıh kendisine ileteceğim Allah'a alır.
Ya enteresan bir şey. Dün akşam da diye geçenler ne zaman bilmiyorum şimdi hemen gece vermeyelim, şey yapmayalım. Bir baktım ne bir yerde, bunu daha sözlükle mi bir yerde mi ne? Bu soruyu sonra bana sormuşlar. Böyle vardır bir hikmeti peygamber o zaman yaşadı mı ki demişim. Öyle cevapmamışlar. Yürüdüm kendi kendine. Halbuki bunun fıkıhi olarak fetvası belli. Hanefiler demişler ki 6 ay gece 6 ay gündüz olan bir yere en yakınındaki gecesi gündüzü belli olan yerin saatleri orada uygulanır demişler. Yani işte kutuplara en yakın yer neresi İngiltere. İngiltere'deki saatler uygulanır orada. Örneğin.
Örneğin. Bunun fetvası Hanefiler'de var. Neden bunu ilahiyatçı bir kimse bilememiş? Hayret fıkıh okumamışlar. Bunun bitik meselelerde mesela diyelim ki dünyada herhangi bir yerde de diyelim ki tutuldu, güneş tutulması oldu oldu. Her şey bir ayet üzerine dönüyor ama Cenab-ı Hak diyelim ki ayeti değiştirdi bu noktada. Tutulma oldu. Biz normal saate göre devam edeceğiz. Eğer kutuplara gittin en yakın kutuplara neresi coğrafya olarak muzey kutbuna gitsek? Danimarka mı? Danimarka'daki saate göre davranacaklar. Bunun basit. Bu bir meseleyle alakalı normalde ben hükmetmem. Hükmet dilini benim söyleyebilirler başka yerlerde.
İnsanlar bu noktada ben hükmetmediğim halde hükmetli denilebilir, konuştu denilebilirler. Veya insanlar kendilerince kendi gittikleri yolu haklı göstermek için benim de o meselede bir şey söylediğimi iddia edebilirler. Mesela bu noktada bana anlatılır. Ben anlatılan noktada Kur'an ve sünnet dairesinde olup olmayan bir şeyi anlatmaya çalışırım. Birisi gelir bana başından geçen bir şeyi anlatır. Anlatınca o anlat derim ki ben senin anlattığına göre söylüyorum. Burası Kur'an'a uygun, burası sünnet'e Resulullah'a uygun, burası uygun değil diye söylüyorum. O kimsenin anlattığına göre. Bunun sonucunda varıp da ben bu noktada ceza kesecek bir kimse değilim. Bu gayet normal anlatan kimsenin anlattığına göre konuşuyorum.
Bir başkasıyla problem olmuş. Bir başkasıyla problem olduğunda onun anlattığına göre diyorum ki burası Kur'an'a uygun, burası uygun değil. O kimse gidip benden bu sözü alıp, ya bak bu uygun değilmiş diyorsa kendince kendi kendine haklı çıkarmaya çalışıyorum. Bunda benim kusurum yok. Anladınız değil mi burayı? Bir şey anlatıyor. Ben de diyorum ki işte bu anlattığına göre dinin bu hükmü. Geçen bundan yedi sekiz ay önce olan bir mesele şimdi eski bir meseleyi anlatayım düşünsünüz derin alınmasın. Ya işte kadın erkeğe hayır diyormuş. Kadın bunun kendisi normalde adam bana geldi böyle böyle dedi. Dedim hayır diyorsa boşanma hakkın var senin.
Adama dedim ki senin boşanma hakkın var boşanma hakkın var dinin hükmü. Adam gitmiş hanıma demiş ki efendi dedi ki hanımını boşa. Telefon açtı. Dedi ki böyle böyle demişim. Siz kimsiniz? Ben filan canım eşiyim. Seni tanımıyorum. Eşini de tanımıyorum. Size bir şey sormuş. Bana telefonla herkes bir şey soruyor. Veya gelip anlatıyor. Benim o bölüm yok dedim ben. Ondan sonra neyse bir karşılaştık geldi. İşte söyledi söyledi söyledi. Zor çıkardı. Evet. Hatırladın mı dedim? Söyle şimdi. Siz hanımın boşa demişiniz. Harbi de bir şey demeyin. Hatırladım. Bana dedim böyle böyle dedi. Kardeşler demiştim. Sen dedim ki senin boşanma hakkın var.
Kadın kaldı. İstersen aç telefon dedim. Ben bir söyleyeyim ama. Bir sefer kadın kaldı. Açsana telefon dedim. Durdu şimdi. Dedim bak bu adam sana böyle aktardıysa dedim. Adamın canını yaksam dedim. Aç telefonu aç. O zaman senin canını yakayım mı şimdi dedim. Durdu. Sen ne dedim lafı saptırıyorsun. Hatırlamasam dedim. Beni kötüleyecektin. Öyle değil mi dedim ha? Kaldı. Adamın senin boşamaya hakkı var dedim. Senden de eğer hayır dediyse. Bu kaldı. Neden dedim ha? Sen uygun konuşmuyorsun.
Sustu. Birileri benim üzerinde ben buna alışkınım. Birileri der ki zorlandığında şey efendim ben böyle dedi. Mustafa abi diye aip böyle dedi. Der. Ben o yüzden kardeşleri bilhassa vazifeleri bu işten dedim ki uzak durun. Sebebi de o. Normalde o kimse senin niniğine bakar. Ben üzülürsün ona. Yüzünü ekşetti senin yüzünden. Der. Allah'ım abadayla. O yüzden kimseyle alakalı böyle bir noktam yok. Ama bir şey anlatırlar bize. Anlatılan bir şeyin Kur'an ve sünnet dairesine uygun olup olmadığını anlatırlar. Uygun değildir bu. Uygun değildir. Uygun değildir. Bu noktada bana anlatılan neyse onunla alakalı. Bana anlatıldığı şekilde Kur'an ve sünneti uygun, uygun adıyla alakalı konuşurum.
Din bu noktada bu hükmü, bu hakkı vermiş. Ben hükmeden bir noktada sizi boğuşuyorum deme noktasında değilim. Sizi evlendiriyorum deme noktasındadır. Birisi bana bir şey sorar. Dedim ki bu Kur'an ve sünnet dairesinde bu hareket uygun değil. Bakın de bükten beri söylüyorum. Bunları, bunları, bunları, bunları yapmayın. Bunları yapanlar var mı? Evet. Bakın bunları yapanlar var mı? Evet. Rüyaları hafife alanlar var mı? Bunu diline felsenek edip dergahın içerisinde dolaşanlar var mı? Evet. Bunu ben dinliyor muyum? Evet. Bana söyleyenleri bunların Kur'an ve sünnetin dışında olduğunu söylüyor muyum? Evet.
Bunundur. Allah bizi affetsin. O yüzden kıymetli dostlar, Kur'an ve sünnetin etrafında toplanalım. Kur'an ve sünnete itaat edelim inşallah. Sumilerin adalından biri de, kendilerinde dünya malı varken fakirlerle oturmaman.
Yani para sahibi, mal sahibi olduğu halde fakir elbisesine bürünüp fakirlik sarmamaktır. Yani bir kimsenin hali vakti yerinde ise hali vakti yerinde gibi olacak. Bu nokta hali vakti yerinde olduğu halde hali vakti yerinde değilmiş gibi hareket etmeyecek. Yeni bir elbise giymeyin muhtedir olduğu halde eski elbiselerle dolaşmayacak. Düzgün yiyip içebilecek haldeyken kendi kendisine böyle açmış. Hani işte Hz. Peygamber sallallahu ve sellem Hazretleri taş bağlamış ya. O da onun gibi ben iki gündür açım. Teren elbisesi satmayacak. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi o. Kendi kendini düşük göstermeyecek. Hani ben fukarayın noktasında göstermeyeceksin.
Hatta bizim sufini kavramız anlayışımız. Olduğundan bir çıt üstte görünmektir. Divenci gibi görünmemek için. Bir şeye ihtiyacı varmış gibi görünmemek için. Bir çıt yukarıda. Allah muhafaza edersin. Güneydin şöyle dediği anlatılır. İbrahim Seyyat Seri'ye geldi. Kendisi bir asra sarılmıştı. Seri yanında günlerden birine işaret etti. Yümür cübbe getirdiler. İbrahim giymedi. Seri dedi ki al. Yanımda helalinden on bir emmin vardı. Onu verip bunu almıştım. İbrahim dedi ki demek ki sen on bir emmin olduğu halde fakirlerle oturuyorsun. Ha dedi ve giymedi. Demek ki normalde bir kimsenin cebinde parası var ise parası varmış gibi davrandı.
Parası var olduğu halde parası yokmuş gibi davranmak sufilik değil. O yüzden olduğumuz gibi görünce göründüğümüz gibi olacak. Allah bizi onlardan eylesin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.