mustafaozbag.org

380. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Mart 2014 · 1:41:43

Selam Aşkım, Kur'an gecenize verilmesini çalanmış. Selam Aşkım, Kur'an'da İsrailoğullarının gayetlerindesi geçmiş zaman kapsamında olur. Yoksa günümüzdeki yâbegileri de kapsamakta olur. Biz bugüne kadar tefsircilerin, imamların düşündükleri gibi düşünürüz.
O yüzden normalde geçmişte İsrailoğullarının peygamberlerini kaybettiler ve peygamberleri bu noktada peygamberlerin üzerinden Allah'a haşir koştularsa ve peygamberlere zulmettilerse bu fiilyatla fiil verdiklerinden dolayı Cenab-ı Hak onları daan etmiş. Ama bugünkü Yahudiler bu fiilyatlarından geri dönmüş değiller.
Bu noktada bugünkü Yahudiler geri dönmüş ortalama geçmişteki fiilyatlarından hatta Allah'a net onların üzerine gitmesin diye. Ama velakin bugünkü İsrail devleti geçmişteki Yahudilerin yapmış oldukları zulmü devam ettirir. O yüzden Ayet-i Kerime'nin tecelliyatınıza devam ettiğine inananlardım.
Akşam namazımdan sonra mezarlıklarım geçerken Fatih'e okunmazmış. Bu konuda biz sahibi anlatır mısınız? İlk defa böyle bir şeyler karşılattım. Bildiğim kadarıyla gece de geçerken kabristanlıklar okunmuş. YGS sınavı varmışım. Sen bu hafta Allah yardımcılar olsun.
Kaza namazlarım var. Akif namazlarında sünnetleri terk etmek uygun olurdu. Bu kazaları kılmak için. Vakti olmayanlar için böyle bir şey yapabilir. Hani vakti müsait olmayanlar. Bu noktada kaza namazlarını kılmakta zorluk çeker. Sünnetlerin yerine kaza namazı kılabilir. Zekrılar için çevrendeki bazı insanlar böyle değişik sesler çıkartarak ve sesini yükselterek zikri bulmak dedi.
Peygamberimiz böyle zikir yapmış. Bununla ilgili bir sual diyor. Zikir işlemek sessiz olur diyorlar. Ben bunların bu düşüncelerine üzüldüm. Bilgim yetmediğim için de anlatamam. Siz bir cevap verirseniz sevinirim. Bu konuyla alakalı kardeşler levkâninin levkânî olması lazım. Onun cehri zikirle alakalı bir risadesi var. Bunu alıp veya internette de var ben de onu da indirebilirler. Bir dairetten Abdullah Ağrı, Allah'ın için alıyoruz diye bir küçük kitap var. Buradan da gerekli bilgileri alabilirler. Bu noktada gerekli bilgileri alabilecekler hadis kitaplarının zikirle alakalı bahsizleri var. O hadis kitaplarında husisi böyle bölüm açmışlar.
Zikirle alakalı bölüm. Oradan da arkadaşlar, kardeşler bunun bu bilgilerini, bu bilgilere ulaşabilirler. Cehri zikrullahla alakalı bu konuda ayet de var, hadis de var. Bunu bir kimse bilmediğinden bunu yok görebilir, bunu anlamayabilir. Bir şey yok görmek, bilmemek ve onu yok gördüğümüz onunla aslında değil. adak nedir, bir kurban adak nedir, adak nedir alsak, yola kesip, dağırtmak yerine, palasını yoksuz bir aileye versen, kuyruğun olur mu?
Para adamışı olsaydım, para verirdim. Kurban adadıysak, niye kurban? Yani inek mi, sana mı, muza mı? Neyse, kurban olarak ne adadıysak, onu yerine getirdim. Onun yerine bunu olur mu dediğimizde, adamımızın bir anlamı yok. Allah'ın 99 ismini veya Kurban'dan bir sureyi, muska üstümüze taşımanın bir sıkıntısı olur mu? Olmaz, imamlar buna iştahat vermişler. Ama Hz. Peygamber, Sallallahu ve Sellem Hazretleri üzerinde hiçbir şey taşımamışlar. Sahabelerin üzerinde taşıdıkları görülmüş, Fatiha Şerifi'yi yazıp üzerlerinde taşımışlar, İhlas Şerifi'yi yazıp üzerlerinde taşımışlar, Fatiha Şerifi'yi, ondan sonra La Laha İllallah Muhammed'in Resulullah yazısı olarak yazmışlar, üzerlerinde taşımışlar, yutmuşlar şifa niyetine.
Yani Fatiha Şerifi yazıp yutmuşlar bir hastalıkta. Bunların hepsi de sünnetullah da var. Aslanın sünneti üzerinde taşımışlar. Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve Sellem Hazretleri bundan neyi etmemişler. Bunları reddetmemişler. Ama kendisi de üzerinde hiçbir şey taşımışlar. Tasavvufta erkek veya bayan fark etmez bir dervişin, ben sadece şeyhimi tanırım, onu bildirim demesi, ve dergâhta sorumluluğundan, dergâhta sorumluluğu olan insanları hiç umursamaması, bu tavırlarını da dışarıya rahat rahat sergilemesin, ne kadar doğrudur.
Bu, hedef sınırını aşmış bile. Bizim dergâhımızda edebin dışındaki şeyler ölçü olmaz. Bir kimse ben Allah'ı tanırım, Resulullah, Sallallahu anh, Meselam Hazretleri'ni tanımam diyebiliyor muyum? Din, Kur'an ve Sünnet. Siz meleklerin reddet, ben muhafaza meleklerini istemiyorum, ben Allah'ı tanırım.
Benim etahımdaki muhafaza meleklerini ben istemiyorum. Deme noktasında mısınız? Bu cehalet olmaz mıydı? Bu cehalet olur. Bir kimse, Hazreti Peygamber Sallallahu anh, Hazretleri komutanlar tayin ediyordu. Tayin ettiği komutanı, Ashab'tan birisi ben tanımam, ben Hazreti Peygamber'i tanırım. Diyebiliyor muyum? Vali tayin etti Yemen'e. Oradaki Müslümanlar dediler mi? Biz Yemen'in valisini tanımayız. Resulullah, Sallallahu anh ve Sallallahu anh'ı tanırız. O gelirse ona itaat ederiz. O gelmezse burada hiç kimse itaat etmeyin.
Dediler mi? Böyle bir İslam var mı? Hazreti Peygamber, Sallallahu anh ve Sallallahu anh, Allah adına Allah'ın dinini yarayan, Allah'ın dinini anlatan kimse değil mi? Sahabeler Allah ve Resulü adına iş yapmadılar mı? Bir dergahın içerisinde bir vazifeler vardır. O vazifeler şeyhin adına iş yaparlar. Veya o vazifeler gerçek manada. Onlar da Allah ve Resulü'nün adına iş yaparlar. Ben onları tanımıyorum. Şeyh'ini tanımamak gerek. Boş söz olma.
Cehaletten başka bir şey değil. Oradaki kardeşler, hangi vazifenin başındaysa, şeyhin adına iş yapıyorlar. Hepsi de istişare ederlerlerlerine. Her şeyi sorarlar. Sizin kafanız şu sormaz diye düşündüğünüz bir kimse varsa, o da sorar. Hepsi de sorar. Birinin böyle davranması, ya bilmediğinden ya da bunu bilim ağırlaksın istemiyorum ki üstahlığında.
Yanlış. Oradaki vazifelerin hiçbirisi de şeyh değildir. Allah ve Resulü'nün şeyh adına iş yaparlar. Ne diyecek şimdi bir semadan ve mutlulukta ki bir kardeş ben adlarını tanımam mı diyecek? Ya ben Hüseyin'i tanımam mı diyecek? Veya ben haliyeti tanımam mı diyecek? Ne yapacaklar şimdi? Ben Hacı Erkan'ın tanımam mı diyecek birisi? Terhadetten başlayabilir. Allah adamlarının kalbini kırarsak, işlerimiz yaz gitmezmiş. Gizerek bilmeyerek sizden, tekeleka abilerimden, kardeşlerimden kalbinizi kırdıysak, hakkınızı helal edin.
İnşallah duvarımıza, duvarımıza dua edeceğim. Kur'an sünnet derdesinde kalmam için dua edin. Allah'a yardımcı olsun kardeşim. Kendi adamın adına helal olsun. İcralık olan evi, ihaleye girip almak caizmidir. Caiz. Alışverişte var ve farkı faizde girer mi? Bir alışverişte iki fiyat arasında farklarsa, bu alışverişte bunun noktası, arasındaki fark haram olur. Ama akit bittiyse, ama bir kimse bu kağıdı, onay vadeliğine on lira alabilir. Bir kimse de bunun onay vadeli, on liraya satabilir.
Ama bunun peşin beş lira, vadeli on lira dedi. O adam da ama peşin ama vadeli, bir şey demedi. Adamın ben bunu dedi. Ama peşin öderim, ama vadeli öderim derim. Bu alışveriş olmadı. Veya bunu satıldı beş lira, peşin adam geldi, ödeyemeyeceğim ben dedim. Bunu on aylık ödeyeyim. On aylık ödersen de on lira ödeyeceksin dedi. Aradaki fark faiz oldu. Hanefiler demişler ki, vadeli alıştırış caizdir. Ama velakin vadeli alıştırış, tek hakikte toplanması gerektir. Akıl sınırlıdır, onunla erilmez. Her şey Resulullah'ın ruh ve izine tutunmaktan ibarettir. Ben ona yakıştım ve buyuran İmam Gazali Hazretleri'nin söz eti ruh ve izine nasıl ulaşılır?
İmam Gazali Hazretleri bunu böyle yazmaz. İmam Gazali Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de. Bunun çevresinde sıkıntı var. Bunun çevresine veya bunun yazılana bir bakın. Yılması ile biz yerleri kazanıp emeklerimizin karşılığını almanız için dua alıp bir emekleriniz varsa onun karşılığında olursunuz.
Eğer üniversite sınav çağırtlarından, soyunun, el altından başkalarına verilmediyse artık onun üzerinde güven kalmadı hiç kimse. Önceden sınavların üzerinde güven ama son olaylar göstermek ki o sınavların üzerinde güven söz konusu değil. O güvensizliğe sebep de boş bir şey değil. Allah bizi yesin inşallah. Hadi ara bundan kitabı unutmuşuz. Burada alata. Bir sorusu olan varsa sorsun.
sektirini talep etme kitabı şirketleri ve tutamak önümler. Ve bu adresinde bizzat hepsi soru onların bir şey da sınıf ıslanmış. İmam Yusuf Hazretleri açıklanıyor. Ondan sonra babası bir defol yürüyor. İmam Hazretleri denilen dersleri bir dakikada geri kalın bir başkasına mücadele takip işlemeleri yaptı. İmam Hazretleri bu noktada İmam Hazretleri bu kadar üstadına bağrı değil. Bu kadar bağrı kelimesinin olmasını definisi işlemeliyiz de bile durmaz ki neden iştah noktasında bazı konular başka bir şey iştah ilim ayrıdır. İlim öğrendi. Hocasına il dersine saygı göstermek derse bağlanmak ayrıdır.
Eski eğitim öğretimi alan kimseler bu noktada derslerini hiç ihmal etmemişler. Onun babasıymış. Bir şeyden tabiinden bir zatı ders verirken oğlumun öldüğü söyledi. Ders yerine geliyorlar diyorlar ki efendim oğlunuz vefat etti oğlunuz vefat etti diye haber gönderen kimseye haber getiren kimseye diyor ki sen bilmez misin dersliyiz şu anda bizim dersimizi ne bölüyorsun sen bilmez misin diyor biz dersliyiz dışarı çıkabiliyor haber getirelim dersi bitiyor bütün
vazifelerin yerine getiriyor ondan sonra gidiyor eve ama gittiğinde de diyorlar ki kenaze beklemez acele ediniz çocuğunu gömmüş oluyorlar o gelme bu bir kimsenin dersi olan disiplinidir bağlanır onlar derslerine disiplinler bağlılar bakın onlar derslerine bağlılar derslerine disiplinler vazifelerine karşı bir disiplinleri var vazifelerine karşı bir sorumlulukları var o vazifelerine karşı sorumluluklarını ve disiplinlerini hiçbir şey bozmuyor bu İmam Yusuf'un veya İmam Muhammed'in İmam Azam Hazretlerinin iştihadına
karşı iştahat koyması onlara bağlı olmadığını göstermez veya onun iştihadına karşı farklı bir iştahat oluşturması bu noktada onun edepsiz olduğunu onun bu noktada üstadına saygısız olduğunu üstadına bağlı olmadığını göstermez aksine üstadını çok sevdiklerinden çok bağlı kaldıklarını üstadını sevdiklerinden ve bağlı kaldıklarından dolayı üstadının açmış olduğu yolda yükseldiklerini ve bu noktada ilmi kariyerlerini üstadlarına üstadlarına duydukları bağlılık ve sevdiklerinden dolayı yukarı çıktığını gösterir zaten ne zaman ki
İslam dünyası üstadının üstadının yanında ona ayrı bir fikir ayrı bir düşünce ayrı bir daire ayrı bir yol ayrı bir iştah üretemedi o zaman İslam dünyası geri kaldı o bağlılık değildir Adnan Hoca nasıl yapalım derince Adnan Hoca bana fikrini söyler istişare eder Adnan Hoca hiçbir fikri yoksa ne işi var ki burada böyle böyle böyle yapmak daha iyi olur tamam bu üstadı da eksiklikteyiz bu da üstadın olgunluğunu kemalatına işaret ediyor Hz. Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleri sorardı bunu nasıl yapalım istişare edelim
o yüzden İmam Hazretleri'nin yanındaki talebelerinin yeni iştahatlar üretmesi Kur'an ve Sünnet tarihinde ilmi seviyelerinin yüksek olduğunu gösteriyor ve babasının vefat etinde babasının vefatıyla değil dersiyle ilgilenmesi onun dersine olan vazifesine olan ciddiyetini gösteriyor zaten o vazifede o vazifeye o ciddiyetle yaklaşmamış olsalar İmam Hüsup olmazlardı mümin yaptığı işi dost doğru ve disiplinli bir şekilde yapar yaptığı işi dost doğru disiplinli titizlikle yapan bir kimse İmam Hazretleri talebesi olur İmam
Yusuf olur bazen dedim ya dersinize disiplinli olur derse disiplinli olmak o kimse de az zaman devamlı ibadeti gösterdiğinde onun bir bazılığını gösterir onun tabiyetini gösterir o kimse bir yol alır o yüzden bu noktada bir bağlantıyla alakalı bir sıkıntı değil tasavukçı şöyle bir düşünce ortaya Allah var dedi hiçbir şey yok dedi cümlesinden sonra Allah aynaya baktı bütün aletler kendini seyretti ve seyretmeyece devam ediyor bu noktada biz Allah şeklinde bir görüş ordayı koymuşlar buna ne açısından bakıyorsunuz Allah
var dedi başka hiçbir şey yoktu aynaya baktı aynaya neredeydi kendini seyret etti yani şu an kendini seyret noktada ayna isim değil mi Allah var dedi hiçbir şey yok idi Allah aynaya baktı ayna var değil mi tenakuz kendini gördü ayna Allah'ın aynısı mı teşbih ama
aynısı mı değil gördünüz bizler Allah'ı mı gördün Allah yeni mi görüyor yeni mi biliyor o zaman buradaki ince ayrıntı şu Allah bilinmetliği sevdi bilinmetliği sevdiyse kendi kendisini biliyor ki zaten o kendi kendisini bilmiyor kendi kendisinin bilmesinden dolayı kendi kendisinden sebebidir burada varlığı
kabul etmezse mutasefe oturmaz yer bir var var oşu kabul etmez sorunlar bunlar vücudici bunu vücudici vücudi inanışına sahip olanlar bütün daratılan her şeyde Allah'ın zatından sayılır vahdedi vücud o değildir vahdedi vücud yaradılanı yaradan olarak görür ama yaradılanları da bir vücudun içerisine koyar yaradılanı bir vücudun içerisinde görmek bir içerisinde görmek ayrıdır yaradılanları yaradanın bir parçası görmek ayrıdır biz zaafkan değiliz o zaman evet bizde sıfatlarının tecelliyeti biz sıfatlarının tecelliyatıyız
biz onun sıfatlarını o sıfatlarını bütün alemde tecelli ettirmiş alem onun aynası bu alemin içerisinde ahseni takvim olarak yaradılan ve alemin halifesi Allah adına halifesi olan insan insan sıfatlarının tecelliyatının ne kadar zirvesine ne kalsa o kadar fazlaha Allah'ı biliyor ve tanıyor bu da Allah'ın hoşuna gidiyor Allah kendisini biliyor Allah bilinmeklik derecesi ne kadar yükselirse bilinmeklik derecesini yükselten kimse o kadar çok fazla seviyor yok o yüzden nazerif peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri
hakkıyla sana kulluk edemedim ya mağabut dedi bilinmekliği arttıkça arttı arttıkça arttı hayretten hayrette hayretten arttı bitmiyor dedi ki hakkıyla sana kulluk ederdim Cenab-ı Hak diyor ki siz bıkarsınız Allah bıkmaz yazmaktan siz ne kadar amel işlerseniz ne kadar ibadet ederseniz edin bu konuda ne kadar halisi olursanız olmaz Allah sizin ibadetlerinizi yazmaktan bıkmaz ama siz bıkarsınız o zaman buradaki söz konusu olan şey fazla ibadet değil bilmek bilmenin de üst seviyelerine çıkmak eyvallah bunda bir sıkıntı yok
ama bilen kimse bileceği bir şey var benim bileceğim bir şey var benim bilmekle mükellef olduğum bir şey var herkesin kendine göre değişiyor herkesin kendine göre değişebiliyor bu ayet ama sonuçta Allah var bir de Cenab-ı Hak var ettir benim bilinmek ilk noktamda sizin bilinmek ilk noktamda derece olarak aynı değil o zaman her kulun kendine göre her kulun kendine göre bir bilmesi var o yüzden Cenab-ı Hak cennette birinci tecceliyatında bir kısmı evet bu bizim Rabbimiz diyecek hemen secdeye gidecek ama bir kısmı tereddüt edecek
derine tavuk tereddüt edecekler tereddüt edince yok ki hadis-i Kürtüsü'de Allah cennetteki olanların zannına göre ikincisini de teccel eder ve birinci şeyde gidenler ikinciye de giderler derler ki bu bizim Rabbimiz ama ikincisinde herkesin algısına anlayışına bilmesine zannına göre tecceliyatı o zaman diyecek ki zannı o noktada Allah'ı bir zan üzerine tanıyan Allah'ı bir zan üzerine tanıyan Cenab-ı Hak o zan üzerine tanımayın tanınmayı da reddetmiyor şirk olmadığı müddetçe zan üzerine tanınmış o kimse Cenab-ı Hakk'ın
bir sıfatından tutmuş o sıfat üzerinden Cenab-ı Hakk'ı tanıyor sıfatlar üzerinden değil bir sıfat üzerinden tanıdığı zam galip geliyor onun için Allah sadece yağmur yağdıran güç örnek o öyle onu böyle hani derler ya teşbih daha kalmaz diye teşbih tarif ediyor öyle görünce o o diyecek ki evet bu bizim Rabbimiz o yüzden vahdeli vücud ile vücudilik aynı dairede aynı noktada değildir onu böyle saklarlar bazı Arabiciler de vücudicidir Arabiciyim diye geçindiler tehlikelidir eserleri hiç farkında olmadan o kimse Allah
o yüzden zaten bilmeyenler bu noktada konuşmaları caiz görülmemiş hatta bir kısım bu dilema bu meselelerle bilgisini yeterli derecede oynayanların konuşmalarını günah kebal olur neden karşındaki kimsenin bu noktada kafasını bulandırabilir mesela vücudiciler cevher derler ilk varlığa onlar bir şey demezler oysa ilk yaratılana bir şey der bir şey diyen de imam-ı azamdır ve imam-ı azamdan önce giderdi bir şey demişler ama imam-ı azam doktorileştirmiş bir şey islam dünyasında tutmuş bir şey ne olduğu meçhul varlığının
ne olduğu meçhul bir şey yarattı Cenab-ı Hak biz o ilk bir şeyi yarattığında o bir şeyin sürgüler olarak bizim üzerimiz bizim tespitimiz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyeti ve cana bak o bir şeye kendi ruhundan müfret bakın Allah'ın kendi ruhu da meçhul burada biz Allah'ın ruhunun neye tekabül ettiğini bilmiyoruz biz yerinde göğünde nuru Allah'tır biz nurun ne tekabül ettiğini tam olarak bilmiyoruz birisi kalkmış eserinde nurdan kasıp enerjidir demiş dur ya bu müteşabil bir mesele
senin ona direkt olarak bunu dayatman mümkün değil ama biz nurlara girmiyoruz şimdi senin söylediğin noktadan hareket edecek olursak burada Allah bir şey yarattı hadisi kutsilerde de sabit bu hadis şeriflerde de sabit bu ayet kerimede de sabit hiçbir şey yok iken bir şey yarattı bunu Arabi yaratılmış olduğu şeyi vücudun içerisine koyar iki vücut oluşturmaz ama ortak vahdedi şuhutçuların da vahdedi vücutçuların da ortak pezde buluşturduğu nokta şudur vahdedi şuhutçular Allah'ın zatını ayrı bir taneye koyarlar yaratılan
varlığı ve derler ki Allah bütün sıfatlarıyla bu varlığa tecelli etti vahdedi vücutçular ise aynı dairenin içerisine koyarlar varlığı derler ki onlar da aynı şeyi söylerler Allah bütün sıfatlarıyla varlığın üzerinde tecelli etti burada varlığın üzerine bütün sıfatlarıyla tecelli ettiği noktası vahdedi vücutta da vahdedi şuhutta da ortak noktadır burada değişen bir şey yoktur burada değişen bir şey olmadığından zaten anlatımda fazla bir şey değişmez burada değişen bir şey olmadığından dolayı öğretinde çok fazla farklı şeyler
değişir ama Arabi bunu farklı bir noktaya koyar Arabi ile beraber bunun Gazali de aynı yoldan gider Gazti Beslami da aynı yoldan gider İbrahim Eten da aynı yoldan gider Cüneydi Bağdadi da aynı yoldan gider yani yolun büyükleri kocamanları meselenin içerisinde olanlar aynı bu silsileden devam ederler geriye doğru gidiyoruz yani Arabi'den Gazali'ye geçirir Gazali'den Çin diye geçebilirsiniz felsefi olarak veya Gazali'den Cüneydi Bağdadi'ye Sırrı Sakalı'ya Habibu Acemi'ye geriye doğru gidebilirsiniz bunu da Ashab'a kadar
Ashab'tan sonra Peygamber Efendimiz'e kadar gidebilirsiniz Hazreti Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleri'ne soruyorlar Allah hiçbir şey yaratmazdan önce neredeydi Amadaydı diyor Amanın da ismi var bir şeyin ismi varsa o Zatın haricindedir Zatın değildir veya Zatının içerisinde yaratıldır iki felsefenin ikisinin bir şey var bir şey ya Zatının içerisinde yarattı ya Zatının dışında yarattı sonuçta bütün bilinen bilinmeyen esmasını onun üzerinde tecelli ettiriyor bunun ortaklığı o yüzden bir şey yarattı ve yaratılan
şeyin üzerinde Cenab-ı Hak'ın sıfatlarının tecelliyeti var Cenab-ı Hak'ın sıfatlarının tecelliyeti olan şey Allah değil Allah'tan bir parça da değil Allah nereden Allah bu manada zat olarak Cenab-ı Hak'ı yerden mekandan münezzeh bir yere koymamız mümkün değil bu mümkün değil hiçbir noktada mümkün değil yönden cihetten münezzeh bir yön ve cihet koymamız mümkün değil bu sıfatlarının tecelliyeti olarak bütün varlığın üzerine tecelli etmiş
bütün varlığın üzerine sıfatlarıyla tecelli etmesi Allah'a bir gün biçmez yani yakınlık kulun kendi yakınlığidir Allah herkese Allah'ın yakınlığında derdilir var nerede yakınlığı yani nereye yakınlığı kul secdede en yakın halidir Allah'a bak kulun Allah'a yakınlığı Allah zaten yakındır ki Allah'ın ilmel yakın yakınlığı varlığı ilmel yakınlığı noktasında bütün varlığın hepsine de varlığın hakikatine uygun eşyanın hakikatine uygun bir şekilde yakınlığı vardır bu ilmel
yakindir bunu anlatır bize ilmel yakin noktası bütün insan olarak veya varlık olarak her şeyin şah damarından daha yakındır o her şeye bizden kaynattınız bizim aldığımız daha o ilmel yakın noktasında varlığın bütün kaderlerinde burada eşyadan kastığı varlığın varlığın bütün derecelerinde varlığın kendi içerisindeki derece hikmetine göre derece seviyesine göre yandır o ilmel yakın noktası bu yakınlikten zaten herkes ve her şey nasibini almış her şey burada yakınlikte birisinin burada bir şey yoktur yani cama yakın camın
cam bu bu eşyanın kendi özelliğine özelliğine göre bu eşyanın tecelliyatına göre Cenab-ı Hak bu eşyaya yakın olabilme olabilme en mahalen noktada yardım biz kendi iç perdelerimizi atmak için mücadele ediyoruz biz günahlarımızla kusurlarımızla eksikliklerimizle gafletimizle kendi içimizde Allah'ı tanıma Allah'ı bilme dairesinden uzaklaştık körendik ışığımızı kaybettik nefsimizle aklımızla burada diyoruz ki biz gerçeği göremedik gerçeği göremeyişimizin sebebi bizim kafamızın başkıyla çalışması biz gerçeği göremedik onun istediği
bir hayat standartı oturtamadık onun istediği bir bilgi standartı oturtamadık onun istediği bir din standartı oturtamadık kendimize oturtamayınca biz perdeledik kendimizi yalan söyledik bilbet ettik delikode ettik iftira ettik harama baktık haramı dinledik haramı komştuk zulmet etrafımıza ve böylece biz perdelendik bunu normalde biraz böyle rüya görenler biraz hal görenler bunu anlarlar veya kalbi hafiften harekete geçen demişler bunu anlarlar biraz böyle etrafımız zulmesin onun kalbinde açı sancı başlar onun kalbinde
karartı başlar soğukluk hisseder mesela zikruları koşa koşa hisseden kimse kalbinde biraz karartı olsun ayakları sürüne sürüne gelir böyle namaza sürüne sürüne gitmeye başlar koşarak gitmez namaza o kendince kendi kendine bahaneler üretmeye devam eder ama insanın hepsi insanın hepsi asla söyle demez ben yanlış yaptım ben eksik yaptım benim tövbe etmen lazım yarabbi beni affeyle hemen gözünün önüne peygamberini getirmez sallallahu aleyhi ve sellem ben günde yetmiş kez bazen yüz kez Allah'a tövbe ederim bir peygamber
yüz kez tövbe ediyorsa bir mürid de kendince benim de en az günde yüz kez tövbe etmen lazım o peygamberin elbinden gitmek için deyip de düşünmez kendince bahaneler üretir hani hazreti mevdan der ya aynan niçin gambaz değil benim aynan gambaz diyor bu sözü bu hali bunu diyor dışarı aksettirmek ister konuşmak ister bunun dışarı söylemek ister çünkü o ilahi hikmetten al senin aynan niçin gambaz değil neden gambaz değil senin aynan tozlu piste çünkü diyor senin aynanın üzerinde toz var senin aynanın üzerinde kir var senin aynanın
üzerinde kir olduğundan toz olduğundan sen o ilahi tecelliyat fark etmiyorsun ilahi tecelliyatı yoksa senin kalbinde de o ilahi tecelliyat var yoksa sana da o ilahi tecelliyat geliyor ama sen bundan uzaksın sen buna körsün sen buna sağırsın sen buna uzaksın o sana uzak değil sen uzaksın o zaman sen aynanın üzerini bir güzel temizle aynan neyle temizlenir haramlardan uzak durmakla tövbeyle sikrullah sen kalbini mutmainle noktasına getir en azından o zaman kalbine ilahi ilhamlar gelmeye başlayacak kalbine ilahi ilhamlar
gelmeye başlayınca sen ayrı bir hakikat dünyanın var olduğunu anlayacaksın o zaman diyeceksin ki eyvah bilememişim ben yoksa o burnunun ucunda yoksa o kalbinin kral köşesinde ama onun farkında değiliz burada bizim bize düşen vazife o orada duruyor böyle duruyor orada herkese işit değil her şeye kendi eşyanın kendi hakikatine göre yakın bu ilmer yakinlik bir de hakikatine noktaya bu bir de aynel yakinlik var bunun bu her şeye yakin bazı uyanmışsa bazı uyanmaya yüz tutmuşlar uyanmaya yüz tutunca yakinlik aynel yakin
oldu aynel görmek yakin olduğunu görmeye başladı neye yakın olduğunu görüyorsun önceden neye yakın olduğunu görmüyorsun önceden sana yakın olanı da görmüyorsun sen nereye ne kadar yakın olduğunu da görmüyorsun hakkında değilsin ama biraz uyanmaya başlayınca sen neye yakın neye yakın olduğunu görmeye başlıyorsun aynel görmek göz bu yakınlik farklı bu imel yakın değil üstünde bu özel bir yakın geçiyor bu kimse kalbin mutmainliğe geldi kalbin mutmainliğe gelince ayna yakın oldu artık onun kalbine ilham geliyor deneme sınamayı
geçti deneme sınama nedir köşeden şimdi halit çıkacak tak halit çıktı hee demek ki böyle oluyormuş şimdi tadın elindeki sürahi düşürecek küt düştü şimdi bu rüyayı anlatacak tak rüyayı anlattı şimdi bunu soracak tak birisi bunun adı selamun aleyküm aleyküm selam bir şey sorabilir miyim önce şüphe tereddüt ediyor adın değil hasan ha tamam gelen ses doğru görüyor ayneliyatı bir yerlerde bir şeyler söylüyor yapıyorlar görüyor ayneliyatı harika oturduğu yerde oturuyor zaten bazen burada hani evliyanın hayalleri evliyaya tuzaktır
meslebede geçer bazı hayaller vardır ki evliyanın tuzağıdır bunlarda burada evliyanın tuzağı hayal dediği şey merak ediyor nerede ne konuşuyorlar tuzak onu görüyor ama orada takılıp kalıyor mu tuzak takılıp kaldığı müddetçe tuzak orada takılmayacak Halit ne konuşuyor şimdi ben onun ne konuştuğunu kendisine söyleyeyim görsün tuzak bunlar tuzağdır işim devam edeceğim daha bu aynel yakin noktası işim yakinlik noktasından ardından arttı hakker yakin oldu hakker yakin olunca sanki kendi elinden oluyormuş gibi oldu önceden
gördüğü vardı görüyordu şimdi artık öyle değil şimdi kendi elinden çıkıyormuş gibi oluyor şimdi kendi gözünden görüyormuş gibi oluyor bu hakker yakin noktası yakinlik öbür yakinlikten aynı değil ama bu yakinlik bütün herkese açık hadisi şerifin sonunda ne diyor sanki görüyormuş bak sanki görüyormuş yakinlikle bu hakker yakin ondan sonra diyor devamlı onun seni gördüğüne bak hemen zıddını koydu ataya sanki görüyormuş görüyormuş görüyormuş yakinlikle hemen teşbihli koydu o seni her daim görüyor bir çiçe dakika indirir seni
bunu yolun sonuna varıp ondan sonra halkın içine düşmektir bu bu tekrar görmektir bu tekrar geriye dönmektir tekrar geriye dönüp o seni görüyormuş yasını yaşamaktır o seni görüyormuş yasını yaşamak ise hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretin ahlakı o yüzden de Allah'ı zikredenler için güzel örnekler vardır kim için Allah'ı zikredenler için o yüzden yakinliğin üç hali var üç derecesi var ilmel yakin her şeye yakın zaten şah tamadından daha yakın bir sedef yok aynen yakin farklı bir yakinlik derecesi taktik
yakin hepsinin üzerinde hepsinin içine cemalın mesela hakter yakın noktası sanki ilmel yakın noktasını içine almıyormuş gibi görmeyin veya ilmel yakın noktası hakter yakın noktasını içine almıyormuş gibi görmeyin bunların hepsi birbirinin içindedir hakter yakın noktasında olan kimse aynı zamanda ilmel yakın noktasındadır ilmel yakın noktasındadır kimse aynı zamanda hakter yakın noktasındadır ama gardında değil Sürahi düşkülü gördüğünüz anda bu acaba sizin ümmetle odağınızla o an bu sürahi düşkülü kıracak dediniz.
Bu dua mahiyetinde, hayal mahiyetinde Allah bunu yok deyip de sizin ümmetinizle mi oluyor yoksa sürahi kırılacağını siz mi biliyorsunuz? Bu bizim Sufiler için o kadar çok önemli değildir. Biz bu kadar ince dedeynağa girmeyiz biz. Yani yemin etken sürahi mi kırılıyor? Hayır, öyle hiç akılla yorumlanmaz, akılla girilmez, o esnada akıl çalıştıramazsın. O esnada akıl devre girmez hiç. Öyle de olsa akıl devre girmez, böyle de olsa akıl devre girmez. Akıl nasıl devre girmez, o esnada bunun tekniğini konuşamazsın sen, tekniğini düşünemezsin. Adlıdır çünkü o yıldırım gibi çarpar. O yıldırım gibi çarpma esnasında onun tekniği çalmaz. Halin akıl ile tekniği yoktur, yoktur. O bir haybet, o bir yıldırım gibi çarpar geçer, adamın kalbine gelir biter o.
Ona akıllar kırmaya kalkarsın, ona akıl ile bir şey yaptırmaya kalkarsan kaybedersin zaten. O zarfize zevktir, yaşanır. O muhteşem bir şey. O her an, o boyuna, yoksa onun bir tanesine kalırsan tuzakta kalırsın. Bütün arkadaşın olduğu dersi olsun. Geldi, şimdi dedi ki, çarptı, bugün ne oluyor artık dedi. Şemsiye ne olma, hava güneşi sen çık. Sizin kazanan seniz var mı değil mi olucu? Niye yola çıkıyorsun? Yola çıkacaksın, sen onunla olmaz. Tuzaktır o taksa. Takılmak yok. Birisinin sana hakaret ettiğini daya duyabilirsin. Gördün, nasılsın? Bir saat önce hakaret ettiyordu sana. Duydun. Dedim, kaybettin. Dedim, kaybettin. Bunu ancak üstadına söyler. Gelir der ki, böyle böyle ben bunları duyuyorum.
Ah iyi maşallah, subhanallah, subhanallah. Sen bildin böyle. Ama onu söyledi birisine. Bunu üstadına söyledikten sonra, daha sonra söyledi ki, sır. O sana vurur geçer boyuna. Boyuna vurur. O yüzden hayretten hayrete geçmek olur. Yolda gidersin sen, hayretten hayrete geçersin. Şu gelecek gelir, bu gidecek gider. Yan yatacak, yan yatar. Bu çapura batacak, çapura batar.
Şimdi halit alacak, tak halit. Ardındakine ginsin, şimdi halit alacak. Bakıyorum. Yok öyle ki. O hayret akacak. Evde şimdi bu rufasıyla pişiyor. Bileceğim onu. Bu da söylemesi haklı değil mi? Yani bu da söylemesi... Üstadına söyler. Özel mi? Özel.
Dışarıda söylemesi de şata attasın. Evet. Sufilerin, bu noktada diyorum. Terbirlerin farklıdır. Bu noktalarını sınırlar. Fakat şimdi söylemesi lazım. Hayır, bu halini gelir, söyler, devam eder o. O gelir, vurur, kırar, çaktar, o noktada şey değil ki. Mesela yaşadığı her hali söylemesi lazım. Yaşadığı her hali söylemese dahi, söyleyemez zaten hangi ürünü yetiştirecek o ağırlarına geliyor. İnsanlar bir rüya görüyorlar. Gördüğün rüyayı hakkına yazıyor bir tarafa, on rüya deftere yazıyor. Bekliyoruz. Üç ay sonra şeyini görüyor. Üç ay sonra o rüyayı anlatacaklar. En son gördüğün rüyayı anlatıyor. Üç ay öncesi. Dur bir. Gence de beş altı rüya gör. On rüya gör. Sabaha kadar rüya gör. Hangi ürünü anlatacak şeyini?
Yaşadığı. Yaşadığı. Yaşadığı. … Bu anlatmak için değildir zaten. Anlatması gerektiği ilk karşılaştığı bir şey anlatır. Bir şeyle karşılaşır. Bilmiyor. Acayip bir şey. O acayip biriktir. Cenab-ı Hak acayip biriktir. Onu anlatır. Acayiptir. Çünkü o esnaf, o mesele onun için acayiptir. Daha önce hiç karşılaşmamış. Acayiptir. O acayip olan şeyi, gider üstadını anlatır. Üstadı bir yetiştirecekse bir yetiştirecek.
Dersini değiştirmek için değiştirmek için değiştirmek için. Sırıma göre o da, o halde onun kendine ait değil aslında. Acayip bir de karşılaştığında o yaşanacak. Acayip bir de karşılaşmazsa. Acayip bir yaşadığın bir havam ediyor o daha. İkihani, Rahmaniyoğlu'nu nasıl hareket edeceğiz? Şeyhi var ya. Şeyhi olmazsa ayırt edemem. Nefis meratikleriyle karşılaştırabilir. Nefis meratikleriyle karşılaştırabilir. Tabi tabi. Hepsi de nefis meratikleri ve aynı zamanda kalbin seyir üstü yüküyle tabi alıyor. Onun, Yunus'un dediği, delilsiz, yol gidilmez, yollar harami dediği nokta şeyhi. O kimsenin normalde şeyhi var, şeyhine müracaat edecek. Böyle bir ses duyuyorsun, ne yapayım diyecek. Böyle.
Yoksa kendi kendisine. Bana, ben ses duydum. Bana, hadi gel dediler şimdi dedi. Evi bıraktı, git dedi. Bir daha dönüşü yok o. Nereye gidecek, belli değil çünkü. Sesi onun nereye götürecek, belli değil. Ses onu nereye çağıracak, belli değil. Ses kimin sesi, o da belli değil. O yüzden o kaldıracak telefonu diyecek. Veyahata bekleyecek, gitmeyecek bir yere. O gidecek, üstadına girecek. Böyle bir ses geldi. Ben ne yapayım böyle ses geldiğinde? Üstadın diyecek ki, böyle bir ses geldiğinde şunu söyle. O ses gelecek, ona söyleyecek. Ah, ses kayboldu. O zaman diyecek, üstadına tekrar. Böyle bir ses geldi, ses kayboldu ben sizin söylediğinize. Devam et. O her ses geldiğinde, sen aynı zikrıma devam edecek.
Örneğin. Peki kalbimden geçen, gördüğü şahs için konuştu. O da olabilir, olmayabilir de bu önemli değil. Üstadın olduğu müddetçe önemli değildir, neyin ne olduğu. Çünkü onun bir henk taşı var. Nereye soracağını biliyoruz. Üstad lazım, yolda görüyor. Bir şey soracak. Diyecek ki, ben gece tevzid çekiyordum. Beş bir tevzidi bitirdim. Bir tane çocuk geldi benim dizimin önünde oturdu, diyecek. Ne dedi sana? Nereye gitti? Gözlerin nereye gitti? O kendi kendine o esnada, diyecek ki ya ben gözlerine bakmadım. Hayal edecek o esnada tekrar. Gözün nereye gitti, söyleyecek. Üzerinde ne vardı, söyleyecek.
Ne dedi, söyleyecek. Üstadın onu diyecek ki, tamam. Öyle olduğunda bunu sen çek. O gene zikruluğa oturacak. Ertesi gün insanın nefsi durmaz. Her an ertesi gün oturur tekrar. Başta tevkide. Yani aynı şeyi tecelli edecek mi? Etmeyecek mi? Bir gün, iki gün tecelli etmez aynı şey. Çünkü ona doğru gidiyor. Önceden tevin çekiyordu. Şimdi görmek için uğraşıyor. Abi bakar ki, her yer karanlık. Gelen yok, giden yok. Döner efendim, bir haftadan beri hiçbir şey görmedim. Veya da şeyhi sorar. Ne oldu? Geldi mi yine küçük çocuk? Yok gelmedi. Ne zamandan beri? On günden beri gelmiyor. Aha sen bunu görmek için zikruluğa yapıyorum. Bitti. Bak şimdi öbür türlü.
Şeyhi olmaz onun. O çocuk geldi, o ne kadar iyi. O onu sevecek, o onu sevecek. Ertesi gün çocuk tekrar gelecek. Ertesi gün bilar gelecek. Harika. Artık o çocukla bir aşinalık olacak. Çocuğun kim olduğunu bilmiyor. O yüzden, bu böyle derler mi ya etrafta? İster şeyhimiz öldü ama maneviyatı devam ediyor. Kime sorsan böyle bir şeyi? Şeyhi vefat etmiş bir dergaha bağlı olanların hiçbir manevi halleri yoktur. Bakın çok iddialı bir söz söylüyorum. Şeyhi vefat etti mi? Etti. Bir şeyhe bağlı mı? Değil. Hiçbir manevi hal yaşamıyor. Söryolardır onlar bol bol.
Bu rüyalarında uçarlar. Yeşilliklerin içinden giderler. Şeyhlerini de görürler. Sıkıntı yok. Ve şeyhlerini görmüyorlar. Onlar şöyle bir derler. Biz şeyhimizi hala da görüyoruz. Bir şey sorabiliyor musun? Onu söyle. Hiç sıkılmaktan sonra küçük çocuğu görürken, kendi kendinizde düşünmüş müydünüz? Ya ne diyor? Böyle bağda bahçeler, dağda ovada yürürken falan seslenir.
Beni kopar, beni ye. Beni al. Bir bakarsın Allah. Ok. Der ki beni al diye. Hadi bakalım. O diyecek efendim hakkınızı helal etsin. Ben filan cihazı çalışırken, bir ok dile geldi. Beni al, beni ye de deyin. Şeyh lazım ama. Şeyh lazım derken, bu işleri bilen şey lazım. Şeyh çok. Bu işleri der az. Veya hatırlamaz.
Veya uyanır yapmasın. Unutur diye bakacaksın. Bu yolda hiçbir şey sıkıntı değildir. Önemli olan iklas, samimiyetle yürümektir. Düşer, kalkar, yan yatar, çamuna batar, unutur, kaybeder, kazanır. Her şey vardır. Bu yoldayım diye en az. Her halükarda adam perşembe olunca gidecek oraya oturacak. Günlük bir yerini çekecek. Günlük bir yerini çekecek. Günlük bir yerini ne varsa işi yapmaya gayret edecek. O kendini cehennemde de görürsün. Cennette de görürsün. Şeyh'i yerden yere vuruyor da senin onu da görürsün. Senin yüzüne bakmaz onu da görürsün. Her şey görürsün bu yolda. Ölçü beni dediğindir. Allah'a affetsin ya. Benim dedim derken, o manada değil.
Ölçü o da. Sen bir dergaha bağlısın. Sen bir üstadın var. Bir yerden yere durursa o senin üstadın. Senin yüzüne de bakmazsa o senin üstadın. Yaşadık hep biz bunları. Lan o tarafa geçerdin, bu tarafa bakardın. O tarafa geçerdin, bu tarafa bakardın. Var bir şey. Yakalardım yalnız kadarını efendim. Ne oldu derdim? Ne oldu Mustafa? Efendim bu tarafa bakıyom, bu tarafa bakıyom. Bu tarafa bakıyom, bu tarafa bakıyom. Sana öyle geldi. Bana öyle gelmedi. Bir şey var. E böyle böyle olmuş. Öyle. Ben derdim. Efendim bu böyle böyle olmadı. Şöyle oldu, bu böyle oldu. Ben anlatırmıyorum. İsterseniz yüzleştirdiniz. İsterseniz konuşurum. Bitti.
Her şey yaşanır. Üçünüzün adamın değil. Aklınıza gelmeyen şey daha iyi yaşanır. Adamın bir tek yedefini var. Benim bildiğim sufilik yolu dergap. Bir tek bir şey var. Benim işimi halledecek olan o gelen. Ben giderim onun dizinin dibine otururum. Ağlarım ağlanacaksa. Sızlanırsa sızlanacaksa. Benim senden başka gidecek bir yerim yok. Neyse suçum, kabahatım, ceza. Razıyım, kes benim cezamı. Ama sen kes cezamı. Tamam. Bitti. Ne işim var dedim? Şu işim. Ben ona devam edeyim. Ben günlük hayatımda dayanıyımdır. Dergap'ta. Benim ne işim var?
Burada bir işim var. Ben karşıda gitsem lazım oraya. Sekiz buçuk. Ben sekiz buçuk. Olmadan dokuz. Dokuz buçuk. Ben buraya gideceğim. Ben bunu yap. Benim işim o çünkü. Bu da gibi. Benim bir şeyim var. Ben oturacağım. Dizim gibi ben. Yaptıysam yaptım. Bu küstahlık değil yaptım. Yaptıysam yaptım. Yaptıysam yaptım. Evet daha bunu yaptım. Hakkınızı helal edin. Söreceksen dört. Söreceksen. Söreceksen. Söre. Ne yapacaksan yapma. Küsarsan yerden yaramayın. Yerim sen. İnsanın hepinizden. Ben mesela bazı sohbetlerden anlatıyorum. Şöyle haller ve şehirinde. Böyle haller ve şehirinde. Yani bunlara takılmayın.
Yolun daha. Mesela. Böyle düşünmek yoldayken. Yani. Bir hal yaşadır. Bu. Yaşanır. Yani. Yaşanır demişsin. Bu hale. O yaşanır değil. İşte. O yaşanırken. Ya. İşte. Onu anlatmadan. Devam etmeyecek. Devam ne olacak ki? Bunların iş olmaz. Her şeyi anlatacak demin. Bakın. Anlatacaksa şehirini anlatacak. Bak. Anlatacaksa şehirini anlatacak. Anlatmam olur. Olmaz. Devam. Yaşandın. Negatif noktada da yaşandın. Pozitif noktada yaşandın. Noktada da yaşandın. Her gün zikrlar yapar. Her gün zikrlar yaparken. Adama bir bulut gelene. Alın bulutun üstüne götürür seni.
Elinize tesbih. İdiyorsun sen. La la illallah. Bursanın üstünden yürüdün. La la illallah. La la illallah. Çanakkale. İzmir dolaşıyor. La la illallah. La la illallah. Yaşanıyor. Bir gün bir daha. Acaba ne oldu? Şeytani mi? Her gün yaşanıyor. Öyle ya. Hani şehir yaşanıyor herkese günde. Şeytani de olamıyor. Şeyhiler. Selamün Aleyküm Aleyküm Selam. Üç dört günden beri bulutun üstüne bindirip. Bir günden beri Türkiye'nin yarısını dolaştırıp getiriyorlar. Tehrik bütüyor. Bakıyorum ben. Evdeyim. Secdaların üstünde.
Böyle geç oturduğu yapan kaç kişi var ki şimdi. Bundan ara yazın. Şimdi onu böyle her gün riyeti haline getiririp oturacak dersini yapacak o kimse. Onu öyle riyeti haline getirip her gün o dersi yapmazsa yaşamaz onlar. Olmaz. Ve onları böyle yapıyor oğlum yaşıyor. E bu acil bir şey değil mi? Kötek bir tadım o zaman. E pek ya böyle bir durum o. Örne. Üç dört günden olmasınları gibi değil mi oğlum? Örne. Üç dört günden olmasınları gibi değil mi oğlum? Örne. Üç dört günden olmasınları gibi değil mi oğlum? Haka.
Örne. Yani ya uç dört günden yok olmadığı gibi. Örne. Herhangi bir der gel. Bu bağlanıyor. Seviş. O onun kaderi diyelim. Normalde şimdi sevmiş gitmiş bağlanmış. Şimdi. Ayırdırı ne kadar? Sabah olacak. E pek izan mı geçecek? E geçebilir de. Bunlar da yaşanabilir. Dur olmasın da iyi geldin. E o adam çalışırsa benim meşhur tezim vardı. Bir kimse çalıştı da kimin, kim çalıştığının hakkını karşılığını almamış. Şöyle bir şey vardır. Herkesin içerisinde böyle düşünürler kendilerince. Ya işte çalışırsa da olmalı. Ben hiç inanmam. Herkesin de ayakını vurup çıkarım da ben işin içerisine. Çalışsın bakalım o kimse.
Gecevip beş gün çeksin bir kırk gün. Beş vakit namazı kılsın vaktinde saatinde. Haramdan bucak kutsun da onun rüyası cam gibi oluyor mu olmuyor mu? Mühit an gelir, an gelir. Mürşidin bile geçer. An ayısına asılıyor. Geçer. Ama o an ne geçer? Normalde tabi insanlar bu noktada. Herkes kendine benzeyeni sever. Ne haber? Gidisin üstünü. Sen sen. Şimdi herkes kendine benzeyeni sever. Hiç kimse kendine benzemeyeni sevmez.
Kim neye benziyorsa o onu sever. Mesela bir kimse gider çok ibadet verene geçen bir şeyhi sever. O kimse de kendince ibadeti önemsiyordur çünkü. Onun için önemli olan ne? İşte adamın çok zaman sakal olması lazım. Herkesin kafasında bir şeyh profili vardır. Herkes kendi kafasında dizayn ettiği, kendi kafasında yerleştirdiği manevi değilse şeyhe gidip insaf eder. Mesela onun kafasındaki şeyh şudur. Yükmesi olacak, sarığı olacak, şalları olacak. Ondan sonra harika bir görüntüsü olacak. Ancak onu şeyh kabul eder o. Orada öylesini bulur. Sevkisi önce hayali olarak oturmuş yerleşmiştir çünkü.
Ve direkt onu gördüğünde onu sever. Bunun da maneviyatı ayırt ediyorum. Maneviyat dediğim ne? O kimse rüyasında görmüştür. O rüyasında gördüyse, o rüyasında gördüğünü arar. Bak o da rüyasında gördüğünü arar. O rüyasında gördüğünü arayıncaya kadar, buluncaya kadar o mücadele eder. Bu ayrı. Ama bu herkes kendince ve kiliseyi sever. Gerekince. Şimdi bir sigara içmek yasak diyoruz. Ha! Sigara içen adam bizi şeyh olarak kabul eder mi? Yapmaz ki. Ona bir tane sigarayla fotoğraf tektiren bir şeyh lazım. O diyecek aradın bu. O yüzden herkes kendince bir yere gider. Kendince bir yerde.
Birisi elinden tutmadığı müddetçe. Ama birisi onu elinden tutmuş, sebep olmuş, bir rüya görmüş, o sebep olmuş. Bunlar farklı. O yüzden, bir şekilde de bütün herkes, gitmiş o bu şeyhinin eğer manevi halak yaşıyorsa, bir şeyhinin olup olmadığını bekler. Bilir, o kaçınılmaz doğru. Allah'ı avlatmaz kimseyi. O bile geldiğinde kişinin korkması veya içeri korku düşmesi normal mi? Normal. Korkacak ama. Mevlisten onun dolu olması nedeni de bizim rüya ediyoruz. Korktuyuz. Adam zekurluğa ediyor.
O bir bakmış, bir artmışlar onu. Normalde oturduğu yerler. Bokuşluya doğru gidiyor. Adam. Yani korkma. Yaşadın korkma. Cepheye, zemayla ilgili birkaç yaşadığım bir şeyden bahsediyor muyum? Korkma. Efendim, birazdan seyir olup göndere gelen ne? Düzesinin resim almasıyla göndere gelen aslında bir fark var mı? Yok, bir fark yok. Ben fark görmem. Benim için farklı olan, istikamet ehli olan. Öyle gelen, yani bunun varlayan bakışla alakası. Bütün her şey hayal ise ve bütün her şey gölgesen herkes rüyada zaten. Efendim.
Ah kardeş. Ben günde kaç bin kelimeler konuşabilir miyim? O dami sözümü hatırlayayım. Bu işler olsun. Karıştır daim. Hazreti ağabey bir şey yarattı. Bu yaratıldıktan sonra tekrar da yok edebilecek mi? Daha iyi midir? Bizler, yok edip etmemişsin, bize getireceği bir kazanç var mı? Hani o ahir zamanda her şey yok edecek. Ne olacak? Allah'ını görüyor musunuz? Biz nerede o hale geleceğiz o hale?
Ya sen söyledin, tövbe ettin. Sen sen, görüyorum seni. Bunlar çok iddialı sözlerdir. Biz öyle iddialı sözler söyleyecek halde değiliz. Allah Allah müziah etsin. Ama Cenab-ı Hak görünür. Rüyada görünür. Cenab-ı Hak hattır. Rüyada rüyetullah hattır. Biliyorsun. Bilmem.
Ben o kadar teknik, kafam çalışmam. Ben liseyden bile mezun olamam. Soruyorlar bana ne olur? Eğitim durumunu diyorlar. Ortakul mezunuyum diyor ben. Yanındakiler diyor şakaya koyuyor. Sufilin adab, sufilik adablarından biri de nefislerinin değerini bilmeleridir. Cüneyt-i Bağdat'ı şöyle dedi.
İlim, kendi değerini bilmektir. Kim ki değerini bilirse kulluk ona kolaylaşır. O zaman ilim, insanın kendi değerini bilmesi. Eğer biz kendimizin kul olduğunu bilirsek, ve kendimizi kul görürsek, Cenab-ı Hak o zaman biz kendimizi kul görüyorsak, bizim bir yaratan var. Bizim bir Rabbimiz var. Biz o yaratanımıza ve Rabbimizden karşılık kulluk yapmaya gayret etkileriz. Bu noktada kendi değerini kullukta biçmeyen kimse, kendi değerini kulluğa koymayan kimse, kendi değerini kulluk olarak sınıflandırmayan kimsenin, Allah'ı tanıması, bilmesi mümkün değildir. Kulluğunu bilen ancak Rabbini bilir.
Nefsini bilen Rabbini bilir demenin açılımı, kulluğunu bilmek. Eğer kulluğunu bilmezsen, seni yaratan bir Rabb'i tanım olur. İnsanlar bu hadis-i şerifin, nefsini bilen Rabbini bildi. Hadis-i şerifini, kendi nefislerini ilahlaştırmak olarak görüyorlar. Kendilerini ilahlaştırmak olarak görüyorlar. Nefsini bilen Rabbini bildi diye, bu hadis-i şerifi, kendi nefislerini rah görüyorlar. kendi nefsini rah görürse Rabb'i tanıyacağına inanıyor. Böyle bir sapıkça yol gidiyorlar. Oysa nefsini bilen Rabbini bildi, kul olduğunu bil. Sen kul olduğunu bilirsen, kendi dairende Cenab-ı Hak'ı bilmen kolaydır.
Eğer sen kendi kulluğunu görmez, kendi kulluğunun bilincine varmaz, farkına varmaz, kendini kulluktan başka vidareye koyarsan, sen körlerden olursun, asla Rabbini tanıyamazsın. hepsi de en büyük yalancılardır. Bir insan kulluğunu tanıması bilmesi lazım.
Kulluğunun farkına varmaz, kulluğunun bilincine varması lazım. Rabbine olan imanını ve tanımayı kalbinde ırıklık hisseder. O zaman imanın tadını alıp ırıklık, kullukta derinleştikçe, kullukta genişledikçe, kullukta genişledikçe ve kulluktaki tecelliyatı arttıkça, Allah'a olan imanının gönlünde tecelli ettiğini, o tecelliyatının bütün vücudu sardığını görecek.
Kulluk yapmayanlar, asla ve asla Allah'ı tanıma ve bilme noktasında yürüyemezler. Bir kimse, Allah'ı tanıyacaksa, bilecekse, yolu kulluktan geçer. Kulluğun başlangıcı, İslam'ın şartları, imanın şartları, İslam'ın şartları belirtir. Meşhurdur. İhsan hadis-i şerifi. O yüzden biz, o cibril hadis-i şerifinde, iman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? Bu üçlü kategoriyi, hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Kulluğumuzun biricine varacağız. Diyeceğiz ki, kuluz. Kesinlikle, biz Cenab-ı Hak'tan bir parça değiliz. Bütün varlık, bütün Allah, biz onun bir parçasıyız.
Öyle değiliz. Biz kuluz. Ona kulluk yapmakla emrolunmuşuz. Bunun başlangıcı, çevrime-i şehadet getirme. Bunun başlangıcı, İslam olmak, iman etmek. Bunun orta yolu, ibadetlerini yerine getirmek. ortası. Bunun sonucu, Allah'ı görüyormuşçasına yaşamak. Ve, o senin devamlı gördüğünü, hiç seviyette yaşamak. İnsanı en büyük ahlaka, en ince ahlaka götürür. En ince ahlaka. Bu da, kullukta ulaşılması gereken sonuçtur. Kulluğun sonucu, en ince ahlaka ulaşmaktır.
Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden, öyle, kendi kendilerine, kendi nefislerini iddialaştıran, kendilerini Rableştiren, bu noktada, kendilerine aşırı derecede kıymet biçer. Kendilerine aşırı bir üstünlük biçer. Kendilerine aşırı muhafaza yalanlar. Aman sıcakta namaza gidilmez. Aman sıcakta oruç tutulmaz. Sen önemlisin. Aman beş dakika namaz kılacağım diye, soğukta aptesatın, uğraşma. Mahsal romantizmasına tutulursun. Sensin önemli olan, diyenlerden değiliz. Kulluğumuz neyi idare ettiriyorsa, onu yapmakla mükellefiz. Buraya derse gelmekle mükellefiz. Söz verdiysek, dersimize gideceğiz.
Söz verdiysek, hizmetimizi yerine getireceğiz. Söz verdiysek, kulluğumuzu yerine getireceğiz. Namaz kılmak, namaz kılacağız. Zikrullah etmek, zikrullah edeceğiz. Oruç tutmak, pazartesi, perşembe oruç tutacağız. Veya pazartesi, pazartesi tutacağız. Neyi bir delimliyse kendimize. Ayın başında, ortasında, ayın başında, ortasında tutacağız. Ama her ay tutacağız. Her ay tutacağız. 15-16. Ama her ay tutacağız. Perşembe, ama her perşembe tutacağız. Kulluğumuzun birincine varacağız. Öyle bir pazartesi tut, bir pazartesi tutmak, sufi hayatı değildir o. Sufi hayatı değildir.
Sufi isimliliğinde değildir o. Sufi pazartesinden oruç tutuyor, pazartesinden oruç tutar. Bitti. Parşembe oruç tutar. Kulluğunun birincine varacağız. Bu şekilde, işim var diyor. Serbest şakit namazını kılacağım. Hani bazen diyor ama canım biliyorsun, ikindiği kılamayacaksın. Var ya öyle bir vazife var. Cemet diyor, kılma demiyorum. Cemet kardeşim namazını kılacağım. Sufi namazını kılacağım. Sufinin haramla işi olmayacak. Haramların işi olmayacak. Kes kesebildiğin yere kadar. Terk et, terk edebildiğin yere kadar. Her gün mücadele.
Demişle mücadele haramı terk etmek. Ben size ağaç yayın demiyorum hiç bakın. Bilmiyorum size. Hadis-i Şerif abi ki. Kardeş, haramı terk et. Ne yap yap, haramı terk et. Ne yap yap, iç içme. Umar öyleme, zika etme. Ne yap yap, harama dağılma. Yedin içtiğine dikkat et. Ne yaparsan yap. Mümkünün anusuna, hırsına gözünü dikme. Haramdan uzak dur. Uzak dur. Helal başımın tacı. Ye sabahtan akşamı. Ye sadariye. Ama haram işleme.
Namazını kıl bir daha yap. Ama Allah rızası için. Allah aşkına haram işleme. Ne yaparsan yap. Haram işleme. Kırma insanı. Kırma. İnsanları bağırıp çağırma. Etrafını sallayanı akıtma. İnsan o değil. İnsan o değil. İnsan önüne gelen, bağıran, çağıran, kırıran, döken, hakaret eden, eşini, çocuğunu, çocuğunu nefret ettiren. Bu değil insan. Bu değil. Hep insanların fırçaltma sendromunda. Hep insanların eksiğini, kusuruna uğraşıp onlara hükümet sendromunda.
İnsan bu değil. Güzel. Bunların hepsi de haram. Haramdan uzak duracak insan. Sen bir kardeşinin gönlünü kıramazsın. Bir kimseyi incitemezsin. Bir kimseyi bağırıp çağıramazsın. Vazifeli olmuş olsan dahi bağırıp çağıramazsın. Herkes gözünü sarsın da burada. Senin fırçanı mı iyiydi? Kimse burada atacak? Alasın bir başkasına. Muhakkak kim verdi sana? Nereden aldın bu hakkı? Hatayı, dua et hatayı. Güzel ahlak. İnce ahlak.
Temiz ahlak. Haramdan uzak durmak. Haramdan uzak durmak. Sadece içki içme, kumar oynamak değil. Az önce içmeyi, kumar oynamayı sıraladım. İnternetten izliyorlar. İnternetten izleyenlere. Dervişlikle bağlantısı olmayanlar var. Dervişlerin böyle bir sıkıntısı olmaz. Dervişlerin sıkıntısı güzel ahlakla alakalıdır. Birbirisi içki içiyordur. O evet haraptır o. Bizim için büyük günahı kebale bir kardeşimizin gönlünü kırmaktır. Eşimizi, çoluğumuzun, çocuğumuzun gönlünü kırmak, kalbini kırmaktır. Hakaret etmek. Bizim için büyük günahı kebale bir kardeşi ezip geçmektir. Bunlardan uzak duracağız. O zaman kulluğun tadını çıkaracağız.
Yoksa gel buraya baştan sona kadar herkesi kırdık. Çık tekkeye baştan sona kırdık. Git haram ye bir yere baştan sona kırdık. Bunun için yaratılmadık. İnce ahlak, güzel ahlak, temiz ahlak. O müminler ki birbirlerine karşı şefkatli ve narhametlidir. O derviş kardeşler birbirlerine karşı şefkatli ve narhametli olur. Bir vazife verildiysen, millete bağırıp çağırmak için vazife verilmedi. Törbe edelim. Kendimize gelelim. Allah bizi muhafaza etmesin. Cenab-ı Hakk'ın memcidini korusun inşallah. Onların adabından beri de her halde mücahadeye devam etmektir. Her halde biz nefisli olan mücahadeye devam edeceğiz. Her halimizde biz gayret sahibi olacağız.
Her halimizde biz istikamet sahibi olacağız. Her halimizde biz doğru olmanın yolunu aracağız. Her halimizde biz ince ahlaklı olmanın yolunu aracağız. Biz bu mücadelede asla asla bu mücadeleden kaçmayacağız. Ve hangi hale gelirsek gelelim. Hangi hale gelirsek gelelim. Biz hangi nefis meratiminde olursak olalım. Biz seyir-i sürükün hangi noktasında olursak olalım. Buradaki cemaatın komitesi şeyh olsun. Mücahade eden mücahade eden bir yeri durmak yok. Ölünceye kadar kulluk yapmakla emrolunduk. Ölünceye kadar kulluğa devam. Hangi noktada olalım.
Bir yerde mücahadenin yakasını açık bırakırsınız. O rakimler sizin o halinizi görür. Söyleyecekleri laf şudur. Dervişliğiniz bu mu? Siz çok makul bir şekilde eşinize böyle sert davranacaksınızdır. Size makul gelir bu. Onu bir başkası görür. Dervişlik eşe sert davranmak mıdır? Sizin eşinizdir, siz de dervişsinizdir. Kendi aramıştır, bir sıkıştı yoktur. O eş kadın birisinin canı sıkılmıştır. Onun canını sıkıldığını öbür gün zaten bir şekilde noterilize edecek. Ama o eşlerden birisinin annesi vardır. Birisinin babası vardır. Birisinin kız kardeşi vardır.
Birisinin tanıdığı vardır. O fotoğraf çeker. Eğilir. Dervişliğiniz bu mu der? Her halükarda mücahadeye devam. Her anda mücahadeye devam. İnsanlar hayal kırıklıklarına uğrarlar. Mücahadeye devam etmeyen kimse etrafına hayal kırıklığına uğradır. Bazen böyle sözü meclisten dışarı böyle dervişler vardır. Onlar bir dergaha girerler, evleninceye kadardır. Ben çok yaşadım bunu. Açık açık konuşuyorum. Bir girerler, derna, analı, babalı, oğul, bir kız alırlar giderler.
Bir daha göremezsin onu orada. Veya bir gelirler, analı, babalı, kızdır, bir oğlan alırlar. Oradan giderler, bir daha veremezsin onlar orada. Yaşanlar bunlar hep yaşandı. Bir gelirler, bir sıkıntıları vardır. Oradan o sıkıntıyı, ihtiyaçları görürler giderler. Oradan gider giderler. Oradan bunlarla geçtik. Bunlarla geçtik. Bu noktada olanlar dahi bırakmayacaklar. Gelir buradan bir kız alır gider, o kızı gider göndermez buraya sonrada. Ama o kızdan dervişlik bekler bu kızdan. Bir cana ne deyler ki? Oğullardan dervişlik bekler.
Demez ki, ya da sömürleri sen derse gidiyorsun. Ben bir sürü bahane öğrettim. Aşkım, gitme, ben evde korkuyorum. Beni bırakıp da mı gideceksin şimdi? Yani menurken buradan aldın sen o adamı. O da der efendim, hanım korkuyor evde. Ne yapayım? Ben gelemiyorum, hakkı ne var? İn. Bunların hepsini değerlendiriyorlar. Ve derviş gittiği yerde dervişliğine devam edecek yine. Çünkü onun mücadele etmeme hakkı yok artık. O elbiseyi giydi ya o. O elbiseyi çıkarsa dahi çıkaramaz. Bu bir taraftan iyidir. Hep korur kendini.
Mücadeleye devam eder. Hep korur. Ama bir taraftan da hep kullanılmaya müsait eder. Öyle. Ama yapacak bir şey yok. Mücahadeye devam. Mücadeleye devam. Kulluğa devam. O yüzden kardeşler. Bir kimse haramdan uzak dur derken. O haramdan onun uzak durması günah-i kebaliler noktasında. Bilinen günah-i kebaliler. Nedir işte? Yalan söylemek. Kühbet etmek. Delikot etmek. Zina etmek. Kumar oynamak. İçki içmek. Bunlar. Eyvallah. Allah'ım. Allah'ım. Asıl. Bu noktadaki. Haramdan uzak durur dediğimiz şey. İnsanların rukukuna riayet etme. Güzel ahlaklı olmak. Kendi içimizde.
Temiz olmak. Doğru olmak. Kendi içimizde. Allah bizi onlardan eylesin. Kuran-ı Sünnet çerçevesinde. Elhangi bir bayanın kaç kere isteme hakkımız vardır. Ne dedildiğimizde. Sabah neden işte? Adetsiz. Gece düz düz dur kapısında. İstiyorlar. Allah istiyorlar. Ne olacak ki? Bunda bir şey yok. Ne? Bunu. Sınırlama yok. Herhangi bir hadis veya unuttu derdim. Bir fetva olmadı. O yüzden bir erkek, bir bayanı istedi. Dünürüzü gönderdi.
Vermiyor bana. Bir daha gönderecek. Göndersin. Bunda bir sıkıntı yok. İstersin. Gitsin. Bunun önünde yatsın. Çok bir şey yok. Haram işlemesi. Haram işlemekler. Ahasız etmek. Ahasız etmek yok. Laf atmak yok. Konuşabilir miyiz? Demek yok. Görüşebilir miyiz? Demek yok. Dervişler için sakıncalı şeyler. Evlenecek olan kimse gönderir annesinin babasını, kıza göndersekse. İstetir. Evlenecek olan kimse gönderir annesinin babasını, oğlana. İstetir. Babadan, bir anca oğlanı bana ister. Gider de o da kızına ister.
Rahatsız etmek. Allah muhafaza edin. Amin. Üç yihtas bir fark et. Amin. Amin.
Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneği'ne yaptırılmıştır. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneği'ne yaptı.
Sesli Betimleme Derneği'ne yaptırılmıştır.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi