Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Mart 2014 · 1:43:57
Selamun aleyküm тыl. Allah gecenizde heyresin, Şâhânânâş. Cenab-ı Hak gündüzleri de hayîm gündüzleri de hayîm gündüzleri de hayîm gündüzleri de ayağınızı, yılını da hayırlı eylesin, Şâhânâş. Yanından çıkmış kılıç gibiyiz, cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız dedik, düşünceleriniz nelerdir Allah sizden razı olsun.
Yemdiye bunlar, biz alıştık bunlara. Ben neden kazımamış ki? Rekem aklına gelmiş. Kim kazıyabilmiş de o kazısı? Bunlar hezeyanla söylenmiş olan sözler. Kale almanıza gerek yok. Hazreti Meyvan Hanım'ın sözü çok hoş. Hani bir söze bakarım, bir de insana bakarım ben. Sözde insan da kale alınacak bir sözde insan yok. Onlar da sufilerin içerisinde konuşmak, sufilerin boş işlerle ulaştırmaktan başka bir şey değil. Varsınlar kazısınlar kim kazıcaksın.
İnanan açısından hangi vakitlerinde uyumak yasak? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri akşam kerahat farkında uyumayı çok hoş görmemiş. O yüzden hani için değil, akşam namazı arasında uyuyan bir kimsenin aklı yerinde bir şekilde uyanmasını olur. Ve onun aklının yerinde olmasına şaşarım diye bir şey var.
Bunlardan, o aradan uzak durmaya gayret edelim. Dünya, alemine tamak ve en geniş ayrıntısıyla nasıl olmalıdır? Suhilerce dünyayı sevmemek de söz konusu var. Biz dünyaya aşık olmuyoruz, dünyayı sevmeyelim. Dünyayı sevmezsek şayet üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmiş oluruz. Dünyayı sevmemek demek, dünyayı terk etmek demek değil. Herkes işini dostlar yapacak, çoluğun çocuğuna bir başkasına muhtaç etmemek için çalışacak, gayret edecek. Almanın terbiği yiyecek, bir başkasından geçilmeyecek, bir başkasına şehen mülla demeyecek, gayret edecek. O gayretenin Cenab-ı Hak neticesini o kimseye verecek.
Bir kadın ile kocası telefonda tartışırken kadın kocasına, beni boşal desek, kocası da telhamına bir gün veriyorum desek. Boşanma gerçek olur mu? Bir telak boşanmış olur. İddet bekleyecek bir ay boyunca, bir ay ile iddet bekledikten sonra, kadın tekrar boşanmak istiyorsa adama diyecek ki beni boşal. Adam bir telak daha verecek, bir telak daha bekleyecekler. Kadın derse ki, tekrar beni boşa, adam bir daha boş eder ve evlilik sonar. Peygamberimizin halde ve dünyada görünebilmesinin Kur'an ve Hatice-i Peygamberi var. Hadis-i Şerif olarak çok deli var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine alakalı, o görmelerin hepsinde bu noktada hak olduğunda hadis-i şerifler var.
Rüya zaten hak. Rüya ile alakalı, ayet-i kerimler belli. Rüyada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine alakalı, bu noktada görülmesi ve hak, bütün imamlar bu noktada birleşmişler. Bunun üzerinde şek şüphe yok. Mesela en önemli şey, beni rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir. Hadis-i Şerif, evlenmemiş bir kişi Mürşid-i Kamil olabilir mi? Olur mu? Neden olmasın? Sayız-i Nurmisi Mürşid-i Kamilik Makamına çıkmış mıdır? Allah bile inşallah çıkmıştır. Herkes böyle inanıyor. Herkes böyle inandığına göre ümmetin bu noktada çoğunluğunun ittifakı var ise, çoğunluğunun ittifak ettiği bir şeyde ümmetten ayrı düşünülmez ve konuşulmaz. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine, ümmetim yanlışta toplanmaz, yanlışta ittifak etmez diye hafif şerifi mevcut.
O yüzden ümmet bir şeyin arkasında toplandıysa, bir şeyin başında toplandıysa, bir görüşte düşünce de toplandıysa, ondan hakikat vardır inşallah. Bir deryanın başında Mürşid-i Kamili olduğu adet, kitne ve fesaptan bölünmesi mümkün müdür? Mümkündür. Bu tip şeyleri böyle mümkün değil diye görenler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine sonra, Ashab'ın kendi içerisindeki ayrılığı onlara örnek teşkil eder.
Hz. Halil Radallahu Han Hazretlerinin temalatına bir eksiklik mi vardı ki? Örneğin, Muaviye onun devlet başkanlığına karşı çıktı. Hz. Osman Radallahu Han Hazretleri kemalatında bu noktada, Mürşid-i Kamili noktasında bir eksiklik mi vardı ki, Müslümanların bir müddet sonra çoğunu ona karşı durdurlar. Her devirde mevsine uyanlar olacaktır. Her devirde, her topluluğun içerisinde olacaktır. Her topluluğun içerisinde olması, o topluluğun bu noktada bir imtihanıdır. Kur'an sünnet tarihinde insanları yaşamak, davranmak zorundadır. O yüzden Kur'an ve sünnet tarihinde yaşanacaksa, davranacaksa, birisi gelip, burada tren gelip sizi çarpmaz, merak etmeyin. Kendi içimizden veya ehli tasarruf, ehli tarikat, kendi içerisinden bir imtihanı yaşayabilir.
Allah cümlemizi muhafaza eder. Şunun içeri, bu noktada öyle düşünmeyin. İşte bu dergâhta böyle bir şey olmaz, böyle bir noktada durmayın. Geçmiş ümmetlerin başına gelen, onların imtihan edildikleri şeyler, sizin başınıza gelmeden cennete mi gireceğini düşünüyorsunuz? Bu manadan bakılacak olursa, geçmiş ümmetlerin başına gelen bütün her şey, bizim de bizlerin de müminlerin de başlarına gelecek, müminler de o sıkıntıları, o imtihanları, Kur'an ve sünnet tarihinde sımsıkı durarak da atlatmaya çalışacaklar.
Bunların hepsi de görülmüşler. Allah fetih suresinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve onun beraberinde bulunanlardan örgüyle bahsetmiştir. Ve ayetin devamında da onun beraberinde bulunanların ve iman edildi, salih amel işleyenlere mükafat var demiştir. Buradaki iman kavramını açıklarmıştır. Cebrail aleyhisselam gelir sorar, Ya Resulallah iman nedir der. İman nedir deyince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, Allah'ın varlığına, birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, din gününe, hesaba, kitaba, mahşere, kabir azabına, cennete, cehenneme iman etmektir der.
Bu noktada iman nedir dediğimizde, bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin söylemiş olduğu bu unsurlar, bütün Kur'an'ı içine alır. Bazıları iman nedir deyip, bu özeti söyleyip, geri kalan imandan değildir noktasında duruyorlar. Allah muhafaza eylesin. Bu öyle bir şey değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, tabi gayesi eski dilinde mufassal olan anlatmış. Mesela başka bir ayet-i kerimede, Allah'ın varlığına, birliğine, imanla alakalı. Allah'ın varlığına, birliğine, ahirete din gününe, din gününe inanmaktır. Bir adi şerifte. Burada bu adi şerifte böyle söyledi deyip de, geri kalan iman etmemek demek değil.
Bu insanlar bu noktada imanla alakalı, bunların üzerinde inanacaklar. Bunların üzerinde yerine getirmeye gayret edecekler. Bu noktada kendi iç dünyalarını hazır edecekler. Ama buna bir çift daha biz ilerleyeceksek, iman inanmış oldukları unsurlara şahadet etmektir. şahit olmaktır. Onun öyle olduğunu görmektir. Onun öyle olduğunu yaşamaktır. Onun öyle olduğunu, onun bu noktada şehadet etmektir. Çünkü başka bir adi şerifte de, Eşhedü en la ilahe illallah. Ve eşhedü en Muhammeden abluhu ve resuluhu da. Eşhedü şahit olmaktır. Şahit olacaksa o kimse, o zaman kendi imanına kendisi şahit olacak. Ve işin bir meçhesine bakılacak olursa, biz kendi imanına kendimiz şahitlik yapıyoruz zaten.
Ne kadar iman ettiysek, ne kadar inandıysak, iman ettiğimiz ve inandığımız kadar dini yaşamaya gayret ediyoruz. İman ettiğimiz ve inandığımız kadar üzerimizde tecelli ediyoruz. Bütün her şey. Bir de şöyle bir şey var. Yani bu böyle enteresan bir nokta. İman böyle bir yukarıda semada duruyor. Biz böyle işte oradan bize geldik. Biz hiçbir gayrette bulunmayacağız. Biz hiçbir şey yapmayacağız. Biz o imanın tecelli etme noktasında, bizim herhangi bir şey yapmadan o bizim üzerimizde tecelli edecekmiş gibi bir algımız var. Biz ona mahzap olmak için gayret ettik. O zaman imanı burada genişletmek gerekirse, bir kimsenin iman ettiklerine şehadet etmesidir.
Ama bunun yolu, bunun yolu İslam'ı yaşamaktan geçer. Bir kimse İslam'ı yaşamıyorsa, o kimsenin imanliliğin kemalatında eksiklik olur. Hadis-i Şerif'in devamında İslam nedir der Cebrail Aleyhisselam. İslam nedir deyince namaz kılmak, oruç tutmak, kelimeye şehadet getirmek, zekat vermek, hacca gitmektir deyip, ameli koyar Hazreti Cebrail Aleyhisselam. Ardından İhtisam nedir der. Üçüncü soru gelir. Bu noktada İmmel Yakin, Aynen Yakin, Hakker Yakin noktasının da hadisidir bu. Meşhur Cibril hadisidir. Meşhur o Cibril hadisinde başlangıçta iman var. Siz iman edersiniz önce. Aslında o iman ederken, aslında siz bir inanç sahibi olursunuz. Gerçek imana, çünkü bu noktada imanın hakikatine ulaşmış değilsinizdir daha.
O yüzden başka bir ayet-i kerimede, siz Müslüman olduk deyiniz. İslam olduk deyiniz. Yani mümin olduk demeyin, böyle tam inandık demeyin. Biz Müslüman olduk, biz İslam olduk. Neyle alakalı? Biz ilk önce bir iman ettik. Bu imanımız tahkiki değil. Bu imanımız bizim ilmi noktada. Daha aynen yakın noktasında değil. Biz iman ettik. Evet. Allah'ın varlığına, birbirine iman ediyoruz. Evet, Cenab-ı Hak o Allah, bir meleğin vasıtasıyla kitap indirmiş. Biz, o meleği vasıtasıyla indirmiş olduğumuz kitaplar var. O zaman biz önce vasıtanın da varlığına inanacağız. Meleğin varlığına inanmazsak, kitabın geldiğine de inanamayız. O zaman biz meleğin varlığına da iman ettik.
Evet, melekler var, Cebrail Aleyhisselam da var. Biz Cebrail Aleyhisselam'ın da meleklerin de varlığına iman ettik. Ardından ne? Biz peygamberlerine de iman ettik. Özür dilerim, kitaplarına da iman ettik. Niçin? O melekler kitap getirdik. Biz peygamberlerine de iman ettik. İman ettik. Niçin? O melekler kitapları Hz. Peygamberlere getirdik. Biz onların peygamberliğine de iman ettik. Adem Aleyhisselam'dan Muhammed Mustafa'ya kadar ne kadar peygamber geldiyse biz o peygamberlerine iman ettik. Biz o peygamberlere iman ettikten sonra, bakın peygamberlere iman ettikten sonra bu dünyada yaşıyoruz zaten. Yaşayacağımıza inandık, öleceğimize de inanırız. Ne? Ölüm var, ölüm olduktan sonra kabir var.
Kabir olduktan sonra hesap kitap var, mizan var. Mizandan sonra da cennet, cehennem var. Bunların hepsine de biz inandık. bunun insandan sonra yani peygamberlerden sonraki şey ahiret hayatıyla alakalı. Yani bizim birbirimizde öte alem dediğimiz hayat. O zaman iman normalde Allah'ın varlığından bu noktada soyut bir kavramdan yine biz devam ederekten soyut olarak metafizik dünyaya doğru veyahut da öte alem olarak nitelendirdiğimiz şu anda düğü organlarıyla aklımızla bu noktada bizim bir elimizde delil olmayan şeye doğru gidiyoruz.
Nasıl Allah inanacağız? Akılla delillendirilemeyecekse, mümkün değil ise bu noktada kabir ve kabirden sonrası da akılla delillendirilecek bir şey değil. buna ancak ne yapılır? İman edilir. Ama bu noktada bir kimsenin imanı bütün alemler ittifak etmişler. Bu tahkiki değildir. Taklididir bu. O kimse kelime-i şehadet getirir, ibadetler başlar. Kelime-i şehadet getirmek, kuru bu kelime-i şehadet değildir. Eşhedü en la ilahe illallah deyince o kimse artık ondan öncesi ne kadar ilah tanıdıysa ne kadar ilahesi var ise bütün ilaheleri reddetmiştir. İlahe kalmadı ondan. Önünde Allah'tan başka ilah kalmadı.
Bu İslam'dır. O zaman bir Müslümanın Allah'tan başka tanıyacağı ilah yoktur. O'nun üzerine hükmedicisi yok. Biz devam ediyoruz. Eşhedü en la Muhammeden abdu ruhu ve resuldur. Biz o Hz. Muhammed-i Mustafa'nın peygamberliğine de ve resulüne de şehadet ederiz. O'nun peygamberliğine ve resulüne şehadet etmek, O'nun getirdiklerini de kabul etmektir. Ardından çünkü namaz kılmak var. Biz namaz kılmanın şeklini ve şemalini Hz. Peygamberden öğreniyoruz. Eğer Hz. Peygamber'in peygamberlerine iman etmezsek biz o zaman namazın şeklini ve şemalini kendi noktamıza alacağız. Kendi hevamızı alacağız. O zaman olmalı. O zaman o iş yerleşmedi yerli yerden. Biz ardından oruç tutacağız.
Orucu tutarken de orucun normalde ne zaman olduğunu, ne zaman tutulur diyeceğiz, vaktinin ne zaman girip ne zaman çıktığını, biz yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden öğreneceğiz. Ardından zekat vermek var. Artık bunlar bakın ibadetle, amelle alakalı. Zekat vermenin hangi mağdan kaçta kaçta zekat vereceğimizi, biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden öğreneceğiz. Hacca gitmek var. Biz hacca gitmenin kurallarını ve kaibelerini, haç ibadetinin içindeki kural ve kaibelerin yapılış şeklini yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden öğreneceğiz. O zaman bir kimse iman etti, ardından İslami şartları ve İslam geldi. Bunları yaşadıktan sonra ihsana ulaşacağız. ihsan nedir ya Resulallah?
Sanki Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Bakın Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Allah'ı görüyormuşçasına amel etmem, Allah'ı görüyormuşçasına yaşaman, Allah'ı görüyormuşçasına dünya üzerinde dolaşman, sanki Allah'ı görüyormuşçasına. Sanki Allah'ı görüyormuşçasına. Devam ediyor. Sen onu göremesen de onun seni gördüğünü bilerekten, anlayaraktan, hissederekten yaşamandır.
O zaman Müslümanın ulaşmakla mükellef olduğu nokta, bu ihsan derecesidir. Sanki Allah'la yaşaman da senin. Bunu yapamadın ve bunu yaşamak için, bunu yapmak için gayret ederken, hemen oradan teşbih gelir. Sen onu göremesen de, o seni devamlı görüyor.
Öyle yaşa. Bu noktada mümin, bu hal bize namazını kılarken görüyormuşçasına kılar, ben onu göremesen de tam olarak o beni görüyor. Müminlik burada vasıplanır, şekillenir, derinleşir. Mümini vasıplaştıran, derinleştiren, genişleten, yükselten dairesi burasıdır.
O zaman biz iman nedir dediğimizde, sadece kelime-i şehadet getirip meseleyi bitirmemiz mümkün değil. İman nedir? İman ne olduğunu, o yolunu çizmemiz, o yolunu görmemiz gerekir. Sakın şöyle düşünmeyin. Bugün batı dağıtmalı olmaya başlayıp, bizim de ülkemize, memleketimize getirmeye çalışacaktır. Saatse Allah'ın varlığına, birliğine inanman, Allah'a inanman yeterlidir. Soraganı, deistlerin soraganıdır. Yeni değildir. Bu İsmailiye'nin batınlığından, batınlığından konusunda deistler çıkmıştır. Bu yeni bir düşünce değildir İslam dünya üzerinde. Bu İslam dünyasının içerisine de yerleşmiştir. Ama bu İslam dünyasından önce, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden öncedir bu.
Bunun tarihçesine bakarsanız, siz ta İbrahim aleyhisselama kadar gidebilir. Hatta İbrahim'den öncesine de gidebilirsiniz. İnsanlarda bir Allah inancı, Tanrı inancı vardır. Bu Tanrı inancından başka bir inanç, böyle değişik bir soyutsal kavramdır. Tanrı deistlere göre bir kimsenin üzerinden tecelli eder, bir kimsenin üzerinden tecelli edince, o Tanrı'nın yeryüzündeki işlerlerini yerine getirir.
Burada peygamberleri tanımak, kitapları tanımak yoktur. Deist noktasına gelen bir kimse, deist noktasına gelen bir kimse, tabiri caizse ilahi bir hitaba mazlardır. O ilahi hitaba mazlardır olan bu kimse, Allah'tan hitap alarak da bu yüzyılın, bu yüzyılın yeni dinini oluşturur. Ve o deist tekrar, tekrar dinler üstü yeni bir din oluşturur.
Fakat burada Hz. Peygamberlere ve kitaplara ittiba etmek yoktur. Onlar peygamber tanımazlar, hiçbir peygamber tanımazlar, onlar hiçbir kitabı da tanımazlar. Hiçbir kitabı da tanımazlar. Ve onların bu noktadaki görüş ve düşünceleri dogmatikse. Sünnet çıktıklarında oranın halkı hangi inanışa sahipse, o inanıştan konuşurlar.
Sizin dilinizden konuşurlar. Hadis-i şeret ediyor ya, onlar sizin gibi konuşacaklar, sizin dilinizden konuşacaklar. Ümmetimden öyle, insanların içerisinden öyle kimseler çıkarlar ki, onlar sizin dilinizden konuşurlar, sizden konuşurlar. Ama sizleri sapkınlığa götürürler. Onlar sizin dilinizden konuşurlar. Onları ayrıştıracak yegane tek özellik vardır. Ayrıştıracak yegane tek özellik. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri. Siz onların önüne Kur'an'dan hangi ayeti kelimeye götürür, sizlere şunu söyleyeceklerdir. Allah'ın kitabı, Allah'ın sözü kabul eder. Müslümanların ardandığı hal-ı kerim değil, bu Kur'an-ı Kerim değil, ona karşı çıkmazlar.
Mesela sakal sünnet-i Resulullah dediğinizde karşı çıkacaktır size. Onlar sakalı çok önemsemeyeceklerdir. Onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin fiili sünnetlerini önemsemeyeceklerdir. Fiili sünnetler. Fiili. Onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıldığı namaz şeklini kabullenmeyeceklerdir. Onlar mesela ayet-i kerimlerdir mesela örneğin televizyonlarda görürsünüz. Földürünün ayeti kerimesi var. Kadınlarla alakalı. Onlar örtünmeyi kendi kafalarından neresini uyduralım, neresini kaydıralım, neresini değiştirelim, onun üzerinde nasıl sulandırmanızı getirip kadınların örtülmesiyle alakalı meseleyi kaca atacaklardır.
Çünkü her yüzyıldaki hastalık farklı bir şey. Mesela bu yüzyıldaki hastalık kadınlarla alakalı. Kadınlarla alakalı maddi şerimleri sulandırmakla meşguller. Çünkü kadının bir şekilde, aktif bir şekilde piyasada olması lazım. Tabirimi hoşluyor. Ve piyasada olurken bu kadının dini bir bağlılığı olmaması lazım. Çünkü kadının dini bir bağlılığı varsa piyasa şartlarına uyumayacaktır hiç. Hiç uyumayacaktır. Yani kadına diyecekler ki şunları biraz dekort etmen lazım. Kadın diyecek ki benim imanıma ter. Kadına diyecekler ki bu kadar mutasif olmaz.
O diyecek ki olmaz. Kadına diyecekler ki bir erkek bir iş hayatı bu. Bir erkekle de baş başa kalabilirsin. Bir iş toplantısına gittin bir otelde kalabilirsin. Bir otelde bir erkekle beraber bir odada da kalabilirsin. Ne bu dinsiyet farklı diyecekler. Burada kadının önüne çıkan hep haram helal meselesi. Kadının önüne çıkan hep Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerin sünnetleri. Bu noktada şu anda İslam dünyasının üzerinde bir sunanma söz konusu. Bunları sunandıranlar deist düşüncede olanlar. Ve bu deistler hiçbir dini kabul etmezler. Hiçbir dini de kendilerine uygun değildir. Onlar çok akıllıdır çünkü. Onlar çok zekidir. Çok biliyordur onlar. O kadar zekilerdir, o kadar biliyorlardır ki. O Hz. Peygamber sallallahu ve sellem adetinde deist olarak görürler.
Ve derler ki o günkü şartlarda deist Hz. Peygamberdi. Ardından bu manevi ilimleri Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerine aktardı. Ondan sonraki deist Hz. Ali efendimizdi. Ondan sonra böyle diyerekten aslında bir noktada şianın içerisindeki kolunu da içlerini alacaklar ya. Şianın içerisindeki kolu alabilmesince Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerini de deist göstermesi lazım. Mesela Hacı Mektaş-ı Veli'yi deist olarak görürler. Mesela Türkiye'de Hacı Mektaş-ı Veli'nin üzerinden gelir deist değil. Son deist de oraya görürüz zaten. Mesela onlar Hz. Mevlana Celaleti Ruhmadret'in üzerinde biraz uğraşırlar ama Hz. Mevlana Celaleti Ruhmadret'in mesnevisi var.
Mesnevi de orada ortada dururken Hz. Mevlana'yı böyle deist diye çekip koymaları çok güç. Çünkü o ben kulağını kuruyum Muhammed'in Mustafa'nın yolunu tozuyum demiş. Ama Hacı Mektaş-ı Veli hazretlerin üzerinden meseleleri sulandırmak, Türkiye'de bu noktada Mektaş'ı bu noktada aleviliği ikisini bir yere toplayıp ikisini sulandırmak, yürütmek çok daha kolay. E bu noktada dini meselelerde bağlanmakta, dini hadiseleri yaşamakta gelşetlik gösterenler de onların arkasında zaten. Bunlar biraz anter, biraz dantel, biraz böyle işte akıllı, fikirli, çok böyle okumuş insanlar. Bunların içerisinde ilahiyatçılar var, ekonomistler var, komünistler var. Hem ne ararsan var bunların içerisinde.
Ne kadar verleme, derleme, toplama varsa bunların içerisinde bulmak mümkün. Çok entelektüeller, ellerinde basın var, televizyon var, radyo var, her şey var. Bunlar normalde bir de işin içerisine Atatürkçülük girdiği zaman bir bütün haline geliyor. Bunları böyle bir safın ortasında toparlamaya kalkarsanız siz böyle bir şey bunlar. Bir böyle yelpaze içerisinde. Bunları böyle klişeleşmiş, renklendirmek mümkün değil. Bunlar partilerin içerisinde serpilmiş, düşünce alanındaki insanların içerisine serpilmiş, iş adamlarının içerisine serpilmiş, bunlar eğitim, öğretimin içerisine serpilmiş. Bunlar hani bu ara başbakanın diline dolandırdığı paralel yapı diye bir yapılanma var ya, işte bu deistik noktası da böyle bir paralel yapılanma gibi bir şey.
Dış işlerinde varlar, iç işlerinde varlar. Bunlar kendilerince özel görüyorlardır. Bunlar için Yahudi olmuşsun, Müslüman olmuşsun, Hristiyan olmuşsun, dinli olmuşsun, dinsiz olmuşsun hiç önemli değil. Bu açıdan bakılırsa onların bu noktada aldanmayasınız dersin. Çok basit bir şey var. Gerçekten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri sünnetine bağlarsanız her meselenizi ve amelinizi mesele bitersin.
Beni eleştiriyorlar ya, yani Kur'an'dan fazla bana meclis de çekiyorlar, şey de yapıyorlar. İşte Kur'an yetmez mi? Bende yetmez mi? Veya sohbetlerde soruyorlar ya, ya Kur'an'ı yetersiz gördüm. Ya kardeşim beni ağlamaya çalışıyorsun sen. Ben Kur'an yetmez mi? Yeter dedim de sen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemine atacağım. Bunun sünneti Resulullah'ına atacağım. Fikri planda da, fiili planda da atacaksın sana. Onlar için sakal bırakmak, komünist sakal dediğimiz sakaldan bırakmak. Sıkıntı yok veya çok çok sakal burada bırakıyorsun ya. Sünnetin içinde bir sıkıntı yok.
Veyahut da burada üç tane bırakmak, bıyıkları bırakmak, değişik şekiller yapıyor var ya veya burada bırakmak. Ve hiç önemli değil. Ama böyle sünnet sakalı bırakırsa veya sizin böyle sünnet listelerinden böyle hani şimdiki moda tabiri ve kirli sakal diyorlar ya, böyle bırakırsan anlıyor o sizden. O anlıyor ama onlara onlar ifrit oluyorlar. O yüzden yani imanla alakalı meseleyi böyle geniş tuttum. Birisi derse iman etmek için Allah'a iman ettiniz yeter, yetmez. Benz diyeceksiniz. Yeter diyen şey dediklerinin dairenin içerisinde. Bunlar Suudi tarikatı gibi görünürler.
Bir tarikat gibi görünürler. Bunlar Mevlevi olarak görünebilirler. Bektaşı olarak görünebilirler. Bunlar Arabici olabilirler. Bak Muhittin Arabi'yi bunu da istismar ederler. Bunlar Hacı Bektaşı Veli Hazretleri de istismar ederler. Yunus Emre'yi istismar ederler. Mesela onların tabirine göre Yunus da değilsin. Atatürk de değilsin. Onların tabirine göre. İnelik de değilsin. Onların tabirine göre. Bunlar böyle bir Masonik yapanlarlar gibi Masonik tersinde de değilsin. Masonların da bir dini inançları yoktur zaten. Belki de Masonluğun da İslam dünyasının içerisinde farklı jenerasyonu gelir. Allah bizi affetsin.
Dört rekatlı namazın yanılarak beşinci rekata kalksak, altıyı tamamlayıp seyir secdesi yapsak namaz tamam olur mu? Fark yerine gelmiş olur mu? Evet. Son iki rekatı nafile hükmüne geçer. Hayal konferinizde algıladıklarımızın beş düğü organından dolayı geliştiniz. Peki Müstar'ın dünyaya his hiç görmeyerek gelen bir resim yaptığı zaman doğa resmi tıpı tıp aynısı oluyor.
Bu nasıl oluyor açıklarım? E eksik dinlemişsiniz herhalde. Eksik dinlemişsiniz. Onun üstünde bir de ayağını sabite dediğimiz hayalin büyük üst derecesi vardı ki oradan gelen hayal ise düğü organlarıyla hiç algılanmamış, düğü organlarının bilmediği bir hayaldir. Biz onu hatta manevi bir yol olarak anlatmıştık. Bu hafta Eros-Mos sınavına geliştik. Eros-Mos. Eros-Mos. Allah yardımcı olur mu? Aklıma şey geldi. Allah頓un bel decifli örgü yani bir aranı böyle arkadaşlar. UN gibi bir şey geldi.
Görmeyen duymayan bir insanın hayal dünyası vardır? Var olmaz ama herkesin hayal dünyası vardır. Bakın hayale bakarken. Zaten o sohbeti nasıl anlattık orada bilmiyorum da tam olarak, algı olarak yani normalde bir kimsenin duyu organlarıyla, aklıyla hayallediği bir şey var. Bu hafızadan alıp hayal görüyor, görüyor, duyuyor, kokluyor, dokunuyor. Bunların neticesinde bir hayal kuruluyor. Bu gördüğü, duyulduğu, kokladığı materyallerden, hafızasından alıp bir şeyi hayalliyor. Bir de görmediği, duymadığı, dokunmadığı, koklamadığı, tatmadığı bir şey geliyor. Buna tabir ederse bu da yukarıdan gelir. Bu farklı bir şey. Bunun için görmesine, duymasına bu manada zahir, ihtiyaç yok.
Benim asıl hayal olarak nitelendirdiğim şey, hayalin hakikati olarak nitelendirdiğim şey orası. Bizim duyum organlarıyla hissettiğimiz, kuruladığımız şey, hayalin varlığına işaret. Varlığına değil. Hangi hayalin? Hayali hakikatin varlığına değil. Eğer o hayali hakikatten gelirse zaten, bu noktada bir sıkıntı yok. Hayali hakikatten geliş yolu, bir vahiy ile heymanberlere. O hayali hakikatten, o hayali hevesinden hiç konuşmadı. O konuştuğu, konuştuğu her şey hakikattendir. Yaptığı her şey hakikattendir. O direk, o hayali hakikate bağlı. Direkt. Direkt. Onun da duyu organlarıyla yaptıkları var mı? Var.
Ama onun duyu organlarıyla yaptıkları daha iyi hakikatten. Onu zaten bu noktada biz tartışmıyoruz hiç. Biz insani derecedeki hayale bakıyoruz. O zaman aynı o insani derecedeki o kimse, işte bu hayali hakikatten rüya ve ilham yoluyla da ona gelir. Rüya yoluyla gelir, rüya yoluyla gelmesi düşünmediği bir şeydir.
Kendince aklından geçirmediği, duyum organlarıyla tahir edemediği, tarif edemediği bir şeydir. Bunu normalde işte, o kimse hiç Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretin şemali şerifini okumamıştır. Ama şemali şerifini okumadığı halde, o kimse Hz. Peygamber Efendimiz biliyor. Ruhunu denir ki rüyasında, işte bu Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem. Bu hayali hakikatten, veyahut da biz onu bu noktada hayali hakikatte desek, veyahut da neydi ismin, ayağını sabit eder de dese, orada gelen o şey, hakikatten gelen, hatta biz ona amada dese, o hakikatten gelen diyoruz. Onun üzerinde şek ve şüphe edilmez. Bunun denilini Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretinin sözü.
Benim şeklime, suretime şeytan giremez. Beni rüyasında gören gerçekte görmüştür. Veya da bir şeyde, hadis-i şerifte de, gerçekte görmüş gibidir. Hem tevzih hem teşbih var ya bunda. İkisi de var. İki tane rivayet var. O yüzden o normalde ne olmuş oldu? O hakikatten gelmiş oldu. O zaman bir insana böyle hakikatten gelir, her cevap gelir. Ve salih rüyalar, salih insanlar tarafından görülür. Hadis-i şerifi, o kimsenin o rüya veya tefendi, dağ olması için salih bir kimse olması gerekir ki, ona bu noktada söylenek bir söz kalmaz. Ben Hz. Peygamber'i diyebilirim bir şeyden.
Niye? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerin üzerinde hiç şüphe olmaz. Bir kimse rüyasında dese ki, ben Hz. Muhammed'i Mustafa'yım doğrudur. Surete önemli değildir bu. Ehl-i sufi öyle düşünür. Ehl-i sufi, tenil celfi, tenil içerisindedir bunun o inanışı. Üstadının da şeklinde şemaline giremez. Çünkü o bir hadis-i şerif vardı. Ehl-i sufi ona temin eder. Benim ve Aşit halifelerimin şekline ve suretine başka bir hadis-i şerifte şeytan giremezler. Sufiler bu hadis-i şerifi de şeye bağlarlar. Kendi üstadlarına bağlarlar. Ben kendi ülkelerim benim üstadımın şekline şemaline şeytan giremez. Şeytan, ben mürsül ikamilim der mi der?
Şeytan, ben mürsül ikamilim der mi der? Sufiler buna da demeyeceğini söyler de ama bunlar bir ilmi olarak vakitte olursa o kapıyı aralamamız lazım. Mesela onlar bu noktada bir şeytanın ben mürsül ikamilim diyemeyeceğini, bir mürsül ikamilim şekline şemaline şeytanın giremeyeceğini söylerler. Bilim noktasında bu noktada bazı sufi toplumlukları ve sufiler çok keskindir bu noktada.
Ben o kadar bu noktada keskin durulmasından yana değil. Bir şeytan, ben mürsül ikamilim diyebilir, mürsül ikamilim diyebilir veyahut da bunlar şey değil. Yani bütün şeyler çok olmaz zaten rüyada. Yani o kimse anlar onu bir şekilde. Yani o rüyayı gören kimse onu bir şekilde anlar. Bunlar zaten bütün bunların hepsinde tevhiliye ihtiyacı var. Mesela tevhiliye ihtiyacı olmasına da değil, Hz. Cebrail aleyhisselamın 4. suretinde gelip, ondan sonra bu söylediğim ihsan adı işlerini nakledip, Ey ashabım bu kimdi biliyor muydunuz? Allah ve Resulü Teala'yı bilir ya Resulallah. Bu Cebrail kardeşimdi, size dininizi öğretmek için geldi.
Buradan hareket ederekten, misal aleminde bir vücuda sahip olmayan ruhaniyetlerin, bir vücuda sahip olarak tam tecelli etmesi mümkün. Mesela bir meleğin vücudunun olduğunu düşünülemez. Misal aleminin bir şekli şemali olarak tam suhur et.
Biz bunun bu noktada şeyi yok mu? O yüzden misal aleminde suhur eden her şey, bir şekle bürünerekten suhur eder. Harfe bürünerekten suhur eder. Bir şeye bürünerekten suhur eder. O bir şeye bürünerekten suhur ettiğinde, biz o şey diyemeyiz. Buna ölçü mesela, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, ben Allah'ı genç bir erkek suretinde gördüm. İmam-ı Azam hazretleri der ki, aynı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, ben hazreti Allah'ı doksan dokuz kez rüyada gördüm der. Bazı rüyaları da insan suretinde gördüm der. Rüyatullah haktır deyip de risaleye. Mesela rüyada Allah'ın görünmesi hak mıdır? Hazreti şeriflerle haktır.
Ama Allah rüyada görünürken, bir şekle şemale görünerekten görünür. Şekle şemale görünerekten görünmesi, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının misal aleminde şekil, hak bulmasıdır. Yoksa Allah'ına benzemez. Burası subilerin içerisinde, aya kaydıran yerlerdir. O yüzden bir mürşid-i kamil lazımdır. Yani o çünkü, bir meleğin, veya Allah bu noktada, şekle şemale görünerekten gelmesi, o kimsenin kafasında şekil şemal olabilir. Ama orada, ona müdahale edecek birisi lazım. O diyecek ki, hiçbir şey ona benzemez.
O değil mi diyecek? O diyeceksin ona. Onu o vartadan dışarı çıkaracak olan da, o üstaddır. Çünkü o bir, o kimsenin kafasında vart olacaktır. Onun kafasında farklı bir şey oluşacaktır. Bunun gibi. Burada birisiyle dikkat etmişler. Şeytan ben Allah'ım diyemez mi? Der. Dünyada gördüğünüz şekilde, ben Allah'ım dediyse, o Allah'tır değildir, hayır edebilir miyim? Kim ben Allah'ım diyorsa, o Allah değildir. Anladın mı? Bu noktada, atılım tenzerini yatırır.
Tenzil ve teşbih. Hiçbir şey benzemez. Tenzil. O gören ve işitendir. Teşbih. Rüyada ben Allah'ım dedi bir kimse. Veya gerçekte de dedi. O değildir. Sarhoştur o. Delidir. İmasındır değildir. Şimdi böyle şey konuşmalı. Öyle bir şey. Ama o bir sıfaktır denilemedi. Ben de bir hadiseyle karşılaştım. Abdülkadir Geylan Hazretleri de diyor ki, ey Abdülkadir ben Allah'ım. Sen öyle yüceldin, öyle yüceldin ki, öyle Allah tarafında büyür ki, ben sana bütün haramları da helal girdi. Abdülkadir Geylan Hazretleri de diyor ki, Diyor ki babacım defol git, gis melin diyor.
Meşhurdur bu mesele. Sonra diyor hani, nereden anladın? Üç ilimler. Bu meşhurdur. Bunu soracağım. Diyor ki, şeytan tek bir yerden seslenir, Allah her yerden seslenir. Allah'ın her yerden seslenmesi nasıl olur? Şeytanın tek yerden seslenmesi nasıl olur? Bütün insanların seslenişlerini tek cepheden. Bir yönü vardır. Ama bazı seslenişlerin yönü yoktur. Biz ayırabilir mi? Ayırır herkes. Nasıl ayırabilir? Mesela buradan bir örnek için, bir kimse bir sohbet ediyordur. Sohbet ederken bir kimse, herkes bir yönden ses alıyor. Sese doğru, sesin yönüne doğru kendisini seslenir. Ama bazen sesi her taraftan alır. Bütün vücut alır. Kulaktan duyma duyma. O Cenab-ı Hakk'ın işittirmesidir.
O zaman farklılır. Onun seyri sürükte yaşar. İnşallah. Hz. Peygamber Efendimiz'i bize dünyada ayrı ayrı suretlerde görebilir miyiz? Görebilir miyiz? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin farklı farklı suretlerde görür. Tanıdığı, tanımadığı, bildiği, bilmediği, sakallı, sakalsız, saçlı, saçlı, renkli, görür. Burada bir sıkıntı yok. Gördüğün her suret kendi amelidir o kimse. Anladın mı? Neyi? Evet. Hisseder. Hz. Peygamber Efendimiz. Ben bir ilim olarak kapı araladım. Yani buradaki kapı aralamanın sebebi şu.
Bütün herkesin şeyhi kendine göre mürşid-i kamil. Yani öyle olmayan o yönden söylüyor. Yani normalde bir kimse mesela işte rüyasında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'yle beraber üstadını gördüyse, üstadın o derganın içerisinde bir Hz. Peygamber bir kendisi olduysa bunlar delildir. Ama bu delilleri görünmeye yerler vardır. Oradaki o kimse kendince üstadını mürşid-i kamil olarak görüyor. Ve kendince mürşid-i kamil olarak görünce onunla alakalı bütün her şeyi hak ve hakikat görüyor. Rüyasında diyor ki sat evini getir bana. O da satıyor evini götürüyor ona. Örneğin. Ben soruyorum buna, sen üstadını hiç Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'yle beraber gördün mü?
Bir o oldu, bir oldu mu? Yok. Peki diyorum dergâhtan böyle bir rüya gören oldu mu? Böyle bir hal gören oldu mu? Yok. Ya nasıl inandı, inandı diyor. Bizimkiler hiç öyle görmüyorlar. Sen apartmanı götürdün, parayı ona vermiyor. Açık kapı bırakıyorum. İldiğin ortada o kapıyı açık bırakacaksın ki. Yani böyle bir cendere girmiş insanlar var. Önce de bu tip şeyler yaşanmazmış, bu tip şeyler istismar edilmezmiş. Şimdi istismar ediliyor. İstismar edilince kafa aralamak zorunda kalıyorsun. Bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce, 5 yıl önce, 10 yıl önce bu kapıyı aralamıyorduk biz. Yani aldığımız eğitim ve öğretim de öyleydi. Ama insanlar da istismar edeceğiniz fazla ihtimal vermiyorduk şimdi, istismarlığa bak.
Tamam, hükamını müşterile olmayanlar, eskiden papaz ve rahip şeyine girip de her şeyini gasp ile rolle girmişler sanki. Bu var. Dövcek laf yok. O yüzden kapağı alıyoruz zaten. Üstadın dışındaki herhangi bir hak yok. Onun ayağını kaydırır. Bu onun için varsa olmaz mı? Mesela şimdi ütada hazretlere girip girisine rüyasında dese ki böyle yap. onun o ameliyle amel etmesi onun vartası olmaz mı? Vartası olur onun kimsenin bizim üstadına müracaat etmesini. Yani Hakkı Mürşid-i Kamil de onun ayağını kaydırabilir yani. Yani yok burada kaydırmak değildir o. Bir üstad, bir Mürşid-i Kamil, bir dervişin bir haini onunla okumasını, onunla bir iletişime girer.
O iletişimden, o hoşlanır der. Ben sana yüz tane de şundan verdim. Bundan da çek derdim. Üstadın dışındaki her şey batıl görmesi hakkı mıdır? Batıl görmek hak değildir orada da batıl görmeden üstadının kendisine ahtap görecek. Bu doğrudur değil. Bu doğrudur. Bir kere olduğu önemli değil mi? Bir üstadın, bir subinin sadece kendi üstadına ahtap görmesi hakkıdır. Ve doğru olan bu. Kendine ahtap görür o. Kendine ahtap görünce sadece üstadının çizdiği yoldan gider. O yüzden rüyaların tevhile mecburiyeti vardır. Hadisesi buradan çıkar. O kimse kendi üstadına ahtap görür. Gelir Geylan Hazretleri der ki bin tane tevhil çek. Ona itiraz edilmez.
Ertesi gün sabah ara Geylan Hazretleri bana bin tane tevhil çek dedi. Ne yapayım der. Üstad ona sen yüz tane çek der. Sen beş yüz tane çek der. Sen bin tane çek der. O üstadı ona sarar. Burada üstadı ahtap kabul etmek vardır çünkü. O başka bir üstad kendine ahtap kabul etmez. Eğer o harbiyi yapmazsa onun yaptığı, onun direkt aldığının kendisi bir zehir olur değil mi? Zehir olur demeyelim biz yine de. O kimse tökezleyebilir mi yani? Ertesi gün biz geldi. Yüz bin laf seceler çekeceksin her gün dedi. Yaşandı öyle bir şey de. O yüzden böyle yani şey vererekten ne o? Sayısal vererekten konuşuyor.
İnsan nefsine tatlı gelir gelir. Gelir pir efendilerden birisi. Der ki şu kadar çek. İmtihan mıdır bu işler? O adam onu çeker. Şu kadar gün bunu çeker. O adam o kadar gün onu çeker. Ertesi gün bir daha. Ben bir daha gördüm rüyasında. Şimdi de bu kadar çekeceğim der. O zaman kalır der. Geldi birisi ne yapayım dedi. Sana daha önce dedi mi dedim ben şu kadar çek diye. Çektin. Dedi mi dedim ben dedi dedi. Çektin mi çektin. E şimdi bunu da çekeceğim. Hayatın alt üst olur. Neden bir yaşayan bir şeyde tabi ol demişler ki. Ben ne yapacağım dedi. İyi çek hadi dedim. Günlük 100 gün nafzeye celal çekeceğim. 100 gün nafzeye celal çekmek demek 17 saat. 18 saat.
Diri olursa. Birinci gün 18 saat. 19 saat. Üçüncü gün kesin 20 saat. Kesin. Dördüncü gün 20, 21, beşinci gün 22, 23, altıncı gün 24 saat. Yani bir gün attı. İtikafa girip de böyle harbar bir ders eder. Hiç kimse yoktur. İtikaf bittiğinde dersini bir tamam bitirmiş. Sarkar. Öyle ilk itikafıysa kesin sarkar. Tourca lala illallah lala illallah. Lala illallah. Lafızları çıkar efendim.
Lala illallah. Yok. Öyle değil. Tespit gidiyor. Din gitmiyor. Öyle yok. Efendim. Sığdıramaz mı? Her sene intikafe giriyor abi. Allah kabul etsin. Yok mümkün değil. Mümkün mümkün değil. O kimsenin intikafta pişmiş olması var. Yani yılda birkaç kez intikafe girecek, pişecek. Hikmet yine sığdıramaz. Bak kendimi ekmekten, sudan kesilir. Yemez, içmez mi ben böyle? Yani böyle canlı hıraç bitireceğim yani dersi. Gene bir on bin kalıp bir beş bin kalır zaman yetmez. Yani onun şöyle sayıyor kimisi. Mesela kimse oturdu yerlere mesela başladı şimdi.
Tehrik çekme. La la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah. Gitti. Gider. Bu yok mümkün değil. Vücut çünkü normal birinci günderi, ikinci gün birinci gününün yüzde ilisi. Üçüncünü dayak yemişim gibi. Öyle oluyor mu abi? İçeridesin, dayak yemiş gibi oluyorsun. Adalelerin sökülüyor sanki iki ay. Sanki mahsallarım düştü. Üçüncü gün böyle sanki dünyada değilsin artık. Yani yok böyle kolunu kaldırırken kol benim mi diye bakıyorsun. Üçüncü gün bu hale geliyorsun. Dördüncü gün zaten tamam. Yani diyorsun ki kendi kendine tamam ben boyut değiştirdim, hayır bir hale miyim?
Beşinci gün farklı bir halindesin zaten. Bakıyorsun duvar mı değil mi? Ağaç mı değil mi rengi değişiyor. Yemeğe bakıyorsun ekmek normalde işte açık kahve rengidir. Ulan ayrı bir renk olmuş. Bu ekmekte bir sıkıntı mı var diyorum atıyorsun kenara. Ona bakıyorsun rengi değişik, buna bakıyorsun rengi değişik. İnsanlara bakıyorsun kimi mor kimi pembe, kimi yeşil kimi sarı. Yok bunlarla insan değil diyorsun. Bilmiyorum intikaf böyle yani o kimsenin şimdi yetiştirmesi mümkün değil. Veya kaldı adamın kaldığı zaman bakıyor mu hiç onun insanı kendine geldi. Ya ben saat onda kaldıydım ee kendime geldi on iki. Ve ben iki saatte Allah'ını zikretmiş gibi kabul ettim. Yirmi bin koydum. Lan olur mu öyle şeyde?
Dedim dersin devam edeceğim. Biz bize şeyhiniz öyle yaptırıyor. Vallahi kız öyle yaptırdı dedim ben. Bizim alnımıza yetin bu. Sen bunun kimden duydun dedim lan. E bizim şehefendi öyle dedi. Oho bir tane daha duydum mesela. Ver bir teşvik ona. Doksan dokuzluk olsun. Şimdi bu doksan dokuzluk. Adam otuz üç. La la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah. Yüz bitti. Adam yetmiş bin tehdit çekiyoruz biz dedi. Ne kadar? İşte adam böyle üç beş saat tuttu. Sonra ne yapıyorsun dedim ben. Yani üç beş saatte bitiriyormuş adam.
Sonra ne yapıyorsun dedim ben. Uyuyum dedi cami dedim. Kendi kendime. Ya bu adam nasıl bitirir? Üç beş saatte yetmiş bir tehdit. Mümkün değil diyorum ben şimdi. Ya diyorum Allah Allah. Şimdi tacıbıma gidiyor. Nasıl çekiyorsun diye soracağım. Tacıbıma gidecek. Bir de böyle baba derviş. Ooo havalarda uçuyor. İnce'den böyle bir dedim. Ya dur bakayım şuna bir danış yapıyoruz. Nasıl çekiyorlar diye. Ooo. Dedim böyle mi çekiyorsunuz? Yetmiş bini. Evet senden ünlü. Ünlü. yan uğraş, çeker o kimse onu.
Böyle insanlarda böyle bir şey var. Şeyh'i dese ki yüz tane bunlar çek, uyur kalır oran. O nefsi kabul etmez. Allah yiyersin insanları. Hayalin kaderde yeri var mıdır? Evet. Hayallerimiz hayatımızdır. İnanırız demiştiniz. Evet. Hayatımız kaderimiz olduğuna göre aralarında nasıl bir bağ vardır? Bunun 4. Karabasanın da rüya mıdır? Evet. Açıklar mısınız? Rüya dedim ya işte. O da rüyanın normalde şeytani olanı. Rüyanın şeytani olanı. İnsan o da normalde işte yanıttan misal alemine gelen bir şeydir.
O kimsenin kendi amelidir. Tövbe edip Allah'ın çok zikretmesi gerek. Sıkıntı vardır onda. Allah muhafaza yürüdür. Çanakkale'deki konuşmanın da hayalinden bahsettiğimiz karabasan da hayal midir? Evet. Ya Çanakkale sosyetleri gündemi tutacak herhalde ya. Twitter'da hayalin sınırı olacağını yazmıştınız. Hayalin sınırı var mıdır? E yiva dedim ya zaten. Hayalin sınırı var. Birisi dese ki bana ben sınırsız hayal kuruyorum gülerim ona. Neden?
Hayali tanımadığından sonra. Şimdi kim sınırsız hayal kuracaksa kursun sınırsız bir kurguladığı hayalin hepsinde de aklının toplamış olduğu materyaller var. Aklının kurmuş olduğu materyallerin haricinde bir hayal kurulayamaz çünkü.
Normalde yani insanlar derken biz hepimiz için söylüyoruz. Evet verili seyir sülükteki kimseler o maneviyattan aldıkları donelerle hayaller kurgulayabilirler. Ama bizim gibi kimseler akıllarının öngördüğü topladığı ve o topladığı hırsettiği şeylerden kullanaraktan hayal kurar var. Onların sınırsızlıkları yoktur ki. Adam alıp bir uçakla belki ben şuraya kadar gitmek istiyorum. onun sınırsız hayal olarak yoktur. Uçak var sınır var. Siz uçağın yakıtını dahi sınırsız olarak kurgulayabilirsiniz. Oturun uçak yakıtını bu noktada sınırsızlaştırın. Onu sınırsızlaştırmanız için yine ona bir sınırsız enerji kaynağı alacak.
Sınırsız enerji kaynağı bulacağım güneşi bulacağım. Güneşten uzaklaşınca ne alacak o? Örnektir. Mesela Burak. Burak'ın enerjisi neydi acaba? O kadar hıza sahip olan bir bineyi binek olarak nitelendirilsek üzerindeki veya içindeki yolcunun o hız sınırına dayandıran onu bu noktada güçlü mukavemlikle tutan neydi acaba?
Biz yine aklın donesiyle gidiyoruz bakın. Neden aklın donesiyle gidiyoruz? Bir kelime var. Bir harfler manzumesi var. Harf manzumesini Burak. Nereden nereye gitti? Çeyden Medine'ye münevvere'den Beydullah'tan Mescid-i Aksa'ya gitti. Beydullah'tan Mescid-i Aksa'ya gidinceye kadar olan bineğin kelimeleri var. Bunun adı ne? Burak. Burak'ın ne olduğunu biz biliyor muyuz? Hayır. Biz misal aleminden kendi kafamızdan şekiller üretiyoruz. Ata benzerdir diyoruz. Onun için ata benzettiler. Onun için o rüyayı mesela özür dilerim. O gün için sahabeler Murak'ı belki de rüyalarında at olarak gördü.
Misal aleminde hakikaten burada bir hiç şüphe yok. Kimse bugün işte sesten hızlı bir fantom ürettiler. Fantom gibi görebilir o kimse şimdi. Ama biz ona doğru mu dediğimizde doğru diyeceğiz gördün. Ama hakikat mı? Hayır dedi. Senin gördüğün doğru. neden? Ya on yıl sonra misal aleminde başka şeyler zuhur edebilir. Ondan sonra refrefi miraç alakalı. Yukarı doğru çıkan refref. Ne biliyor şimdi? Bir kimse rüyasında refrefi görebilir.
Gördüğü şey kendince doğru mudur? Evet. Ben dizer ki senin gördüğün rüya hakikat mı? Evet. Senin rüyan sabit mi? Evet. Refref bu mu senin için budacağım. Neden? Terzih edeceğim. Hayır. Bu onun gibi bir şey. Yani o yüzden yanlış anlaşılmasın. Her dönemin mürşidi kamilin ilmiyle ilmiyle bakışıyla görüşüyle düşüncesiyle geçmiş dönemin aynı değil.
Çünkü misal alemi de aynı değil. Argümanlar da aynı değil. Misal alemi ve argümanlar mesela bunu bazen zaman zaman basit değildir söylüyorum. Bundan yüz yıl önce telefon var mıydı? Derviş rüyasında telefonla mı konuşuyordu? Hayır. Ama şimdi diyorum derviş rüyasında telefon görüyor. Bundan yüz bin yıl önce beş yüz yıl önce altı yüz yıl önce uçak mı vardı? Yoktu. Şimdi uçağa binip gidiyor. Örnek. Bunun gibi bakın misal aleminde misaller değişti. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti bir ilaca çıktı. Bir kadeh yiyor. Öyle değil mi? Niye aldı? Sütü aldı. Biz şimdi orada sütü alınca sütü neyle yordu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti bir ilaca çıktı?
İlimler. Öyle değil mi? Aa süt ilimmiş. Daha süt içti. Süt içti. Misal alemi Bakın o mana aleminde süt içti. Biz onun misal aleminde ilme yok. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adet ona ilme yok. Şimdi adam rüyasında altın bilecik taktı. Misal aleminde altın bilecik erke aldı. Niye yoracaksın o rüyasında?
O rüyada işte o güne ait manadan manadan şekilsiz şemalsiz dairede şekle ve şemale görünen dairede ona mana ona elbise giydirmek. O misal aleminde yani mana aleminde görünen misal aleminde tecelliyatı farklı. O da altın boynuna gerdanlık takacak. O taktığında ona diyeceğiz ki sen imanında kemale ediyorsun. Harikasın. Yürü. örtülecek ki altın sağa taktığınız koluma beni. Zez ki aferin.
Sen imani noktada gülüyorsun. Bak altın taktın. O normalde manada altın taktın. Manada altın kolye taktılar. Manada kafasına altında bir taç giydirdiler. Altın üzerinde işte zümrüt işlemeler var. Üzerinde pırmanta işlemeler var. Tacının üstünde yanıyor tac kuruldurun. Onun geldi Hz. Peygamber Salman ve Selle Hazretleri mana aleminde bütün peygamberlerin bütün piranların sahabelerinin önünde birisinin kafasına giydirdi. Hadi neye manaya verdiğini ona emir edecek birisinin. Veyahut birisine bir elbise giydirdi. Aldı geldi var.
Birisine bir elbise giydirdi. Elbisenin reyli var. Şekli şemali var elbisenin. O zaman onun bakın manada gördüğü şeyin misaldeki tecelliyatı farklı. Manada ona bir bal çırgı ver. Bağ şerri. Misaldeki tebli farklı. Allah Allah bizi affetsin. Bu yüzden hayalin nesnede var. Hayali bildiklerimiz mi oluştururuz, bilmediklerimiz mi yoksa bilmek istediklerimiz mi? Hiç önemli değil. Normalde bildiklerimiz de oluştururuz, bilmediklerimiz de unuttuklarımız da her şey oluştururuz. Her ayın başı pazartesi günü talimler oluyor. Biz mahallede gelemeyen kardeşler ders yapabilir miyiz?
Bu gelemeyenler çoğalırsa bir şeyde gelemeyenler bulunur, gelemeyenler bulunca çoğalır var. Ondan sonra şöyle bir lafız çıkıyor. Biz sorduk ondan sonra gelemeyenler böyle yapabilir dediler. Haydi bir bakıyorsun ki biz gayet insani, gayet normal. Gelemeyenler şöyle yapsın. Olabilir, gelemeyebilirler, yapamayabilirler. Şöyle yapsın diyoruz. Bu iş dönüyor dolaşıyor farklı bir noktaya giriyor. Gelemeyenler çoğalıyor. Ondan sonra bizim adımız da büyüyor. Biz sorduk ona sen ondan iyi mi biliyorsun? Her işte sen onun sözünü laf mı söylüyorsun? Bir sürü söz. Bahsettiğimizde üst noktada ama bir işte hakikat hayal veya muhammut dediğiniz şeyde de Allah her dediği amadaydı.
Onlara sınıf var. O da bir var. Allah sınırlı bir yer büyüyor. O da bir varlık. Her varlığın bir sınırı var. Rüyamda hiç bir sökül ödü çıta tüm çıta görülüyor. hep bir isan mahiyeti hazreti mevlan meslebi de ne der? Hüsamettin Çelebi'ye der ki ben görmek ve yatmak istemem. O da der ki sen görmeksiz istersen ve gerçek mahiyette bunu görmek istersen ne sen kalırsın ne benim kalır. Önemli değil.
Bunu böyle düştün. Bunlar hal olarak yaşamış. Bunları şimdi akılla bir yere kadar aldılar o hali yaşaması gerekir. Hiç rüya görmeyen bir kimseye rüyayı nasıl anlatacak? Bu onun gibi bir şey. Rüyasında hiç şeyhimi görmeyen bir kimseye şeyhi rüyasında gördüğün tadını nasıl anlatırsın? Hiç rüya görmeyen bir kimseye hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyasında görmenin tadını nasıl anlatırsın? Bu onun gibi bir şey. Bir anda o kimse içinde hıta yükselip güneşi küçücük bir portakal gibi görmeyi nasıl anlatacaksın?
O yaşayan anlar mı? O yaşayan anlar mı? O yaşamıştır şunu. O yaşadığı için anlar. O yüzden yaşayanların dillerinin aynı dili anlar mı? Anlar anlar haline göre. Neden Hazreti Mehmet? Bir dildeş aradılar. Dildeş. Ne halinden anacak? Bir hal ehliye aradılar. Dildeş olmadan dildeş olabilir mi? dil değişiklikler kasır aynı hali ve dili konuşmak.
Zaten aynı hali ve dili konuşmak için gönüldaş olmak gerekir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey söylerdi. Sahabeler gittiler Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e aynı şeyi söylerdi. Anlaşıldı mı? Bu. Efendim biz tecelli yapıyorlar. Evet. Değil. Ama sıfatlarının tecelli ettiğine. Zatı her şeyden mezzet. Yerden, zamandan, mekandan, histen, duyundan, dümdadan her şeyden hiçbir şeye benzemez. Ama benzetiyoruz ama. Anlatabildim mi? O yüzden varlığın bu noktadaki başlangıç noktasıdır.
Ama başlangıç noktasıdır. Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretine sahabeler sorarlar Ya Resulallah hiçbir şey yok iken Allah neredeydi? O da der ki amadaydı. Varlığın yani yaratılmış değil başlangıç noktasıdır. Biz bilinmez değil bilinmeye çevrildiği andı yani soyutu somuta tecelli ettiği andı diye. Allah yerden mekanı o zamandan yaşatmıştır. Cumartesi sakın bir de zaman Allah'tır. Ama söyleyemizdir. Sıfatı onun. Sıfatı ondan ayrı değildir.
Sıfatına söylemek demek ona söylemek. Birisi birisinin gözüne söylese o kimsenin gözüne mi söyledi? Kendisinden söyledi. olur. Olur. Bu da sıfat saldır.
Allah'a yaklaşmak. Teşbihtir. Bir kimse iman eder, İslam'ı yaşar. O da teşbihtir. Evet. Suubilerin adabı ve kendi nefislerinin kusur, kendi nefislerinin kusurlarını görmek. Ve kendilerinden pek az rahat olmak. Said El-Ziyadi söyledi. Ebu Hatim El-Hattar'ın dışı facirlerin dışı içi de iyilerinin içiydi. Zaman zaman sufirlere derdi ki bana sorun. Ama benim ağrımdan sorun. Beni oturduğum şu yere layık olmadığından ötürü affedin.
Beni sizin için tıpkı bir fikir gibi kabul edin. Kendimi yakıyor sizi aydınlatıyor. Sufirlere bu noktada sufilerin en büyük özellikleri kendi nefislerinin eksik ve noksanlıkları üzerinde durmaktır. İnsanlar ne zaman ki kendi nefislerinin eksik ve noksanlıkları bırakırlarsa ve başkalarının eksik ve noksanlıklarını ararlarsa onlar şeytanın vesvesesine uymuştur.
Bu ancak peygamberlere ve müşitlere verilmiş bir özelliktir. peygamberler ve mürşid-i kamiller kendi nefislerinin eksik ve noksanlıklarını bu noktada görmediklerinden değil ama Allah'ın yeryüzünde dininin yaşanması için mücadele ettiklerinden etrafındaki insanların eksik ve noksanlıkları onlara gösterilir. Onlar da bir nasihattır neticesinde ele alıp onlara nasihat edip onların noktada doğru yola getirmek doğru yola onları göstermek için gösterilir. Geri kalan bunun haricindeki insanlar hiçbir kimsenin üzerinde eksik ve noksanı görmemelidir. Eğer gördülerse o eksikliği ve noksanlığı kendi nefislerinden bilmelidir.
eğer bir kardeşinizin üzerinde bir eksiklik noksanını tespit ettiyseniz o eksiklik ve noksanlık sizdendir. Eğer eşinizin üzerinde bir eksiklik tespit ettiyseniz bu sizdendir. Çocuğunuzun üzerinde bir eksiklik noksanını tespit ettiyseniz bu sizdendir. Oturup kendi halinize ağlayın. Şikayet ediyorsanız eşinizden arkadaşınızdan çocuklarınızdan bu sizin kendi eksikliğinizdendir.
Sufi öğretisinde sufi için kendisi eksiktir. Her şey tamandır o eksiktir. Her şey iyidir o kötüdür. Her şey doğrudur o eğridir. Her şey fazladır o eksiktir. Bunu bu noktada görmeyen kimse şeytanın vesvesesine kanmıştır. Bunu bu noktada görmeyen kimse altanmışlardan olur. Bunu bu noktada görmeyen kimse kendi kendisini karanlığa atmışlardan olur. Sufi hayatta bugün için insanlar ne yazık ki kapitalist düşüncenin getirdiği materyalist düşüncenin getirdiği noktada düşünüyorlar. Kendi hata ve kusurlarını görmekten uzak bir hayat yaşıyorlar.
Kendi hata ve kusurlarını görmekten uzak yaşanlarken başkalarının hata ve kusurlarını gözlerinde büyütüyorlar. Ve böylece başkalarının hata ve kusurlarını gözünde büyüten insanlar dostsuz kalıyorlar. Ve o yalnızlıklarını da kutsal bir yalnızlık zannediyorlar. O yalnızlıkların da manevi bir yalnızlık zannediyorlar. O yalnızlıkların da sanki kendilerince Allah'ın onu yalnız bıraktıklarını zannediyorlar. Bu şeytanın aldatmasından başka bir şey değil. Eğer sen etrafındaki insanların eksik ve kusurlarını gördüğünde o eksik ve kusuru kendinden görüp kendini düzeltmeye çalışsaydın etrafında senin muhakkak ki dostların olacaktır. Ve insanların eksik ve kusurlarını onlara nasihat ederekten düzeltmeye çalışsaydın yine senin etrafında dostların ve arkadaşların olacaktı.
Ama sen eşine kötü sözler kullanarak kırıcı kullanarak kırıcı kelimeler söylerekten çocuklara kırıcı kelimeler söylerekten doğru bir şey yaptığını zanneder insan. Bu aslında Hazreti Peygamber Salullah ve Selam Hazretleri'nin yolu değildir. O eşlerini hiç üzüp kırmamıştır. onlara kötü kelime kullanmamıştır. Onlara hep nasihat etmiştir. Çocuklarına hep nasihat etmiştir. Onlara hiç kötü kelimeler kullanmamıştır. Ashabına hep nasihat etmiştir. Hiç onlara kırıcı bir şey söylememiştir. Onlara sert ve kaba davranmamıştır. Etrafında hiç kimseyi bulamazdın der. Etrafınızda hiç kimseyi bulamıyorsanız sert ve kaba davranmışsınızdır.
Suvice davranmamışsınızdır. Eşiniz sizi bırakıp gittiyse sert ve kaba davrandığınızdan bırakıp gitmiştir. Çocuklarınız sizi bırakıp gittiyse sert ve kaba davrandığınızdan bırakıp gitmiştir. Arkadaşlarınız sizi bırakıp gittilerse sert ve kaba davrandığınızdan dolayı bırakıp gitmişlerdir. bunu nefsinize hep böyle talim ve terbiye etmek zorundasınız. Eğer nefsinize böyle talim ve terbiye ve kendinizi hep haklı, kendinizi hep üstün, kendinizi hep doğru, hep kendinizi şeyhin yanında, hep kendinizi Hazreti Peygamber Salullah Vesselam Hazreti'nin yanında, hep kendinizi dosdoğru görüyorsanız, aldanmışların ta kendisisin. Aldanmışların ta kendisisin.
yok. Sufilik yolu her halükarda insanın kendi nefsini hatalı ve kusurlu görmesidir. Her halükarda, her halükarda bir an kendini haklı görüyorsan senin nefsine uydun aldır. Sufi için bir dergahta bir haklı vardır. O da şeyhidir. Başka derganın içerisinde ikinci bir haklı yok. Bu zâkimden, çavuşundan, nâkiminden gabbasından, başından sonuna kadar. Hiç kimse haklı değil mi? Haklı gören kendi nefsinin aldatmacısına düşür. Allah muhafaza en sevgilim.
Sufi terbiyesi. Bu herkes için özellik. Ben bunu her ne kadar yolun adabı ve erkanın öğretisi olarak şeyhler bunun içerisine katmazlar. Ben kendimi şeyh olarak görmedim de kendimi de o dairenin içerisinde görüyorum. Yani kendi nefsini kusurlu görmesi gereken insanların başında görüyorum kendimi hatta. Hepimiz kendi nefsini kusurlu göreceğiz. Sufilerin adabı bu. Ve bizim sufiliğimiz ölünceye kadar ekmeyeceğiz. Hepimiz bir subi algısı ve anlayışı içerisinde hayatımıza devam edeceğiz. Ne zaman kim olursa olsun kendi vericimizi kendimize çıkarmaya çalışırsak bilin ki hata yapmışızdır, kusur işlemişsindir.
Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Allah'ın muhtasavvuflardan yamalı hırka ve eski elbisi giyenlere rastlayınca şöyle derdi o zaman arkadaşlarımız ilimlerinizi yaydınız, davullarınızı çaldınız. Ah keşke yarın Allah huzurunda hangi adamlar arasında olacağımızı bilseydik. O zaman demek ki biz kalkıp da sufi elbiseleri giyip bu sarıktır, taştır, bu haydariydi, cübbeydi, bu semazen kıyafetiydi, semazen başı kıyafetiydi. önemli değil. Biz suhili algıran, suhili çağrıştıran bir kıyafetle kıyafetlerini kendinizi kurtuluşa ermişlerden zannetmeyin.
Biz bir sufi kıyafeti ele geçirip, o sufi kıyafetiyle etrafı aldatan, kıran, döken, yakan, yıkan, kötü sözler söyleyen, yanlış ve eksik davranışlarda bulunanlardan olmayalım. Biz bir dergahın içerisine hasbelkader girmişiz. Orada bir çay dağıtıyorsak, orada bir sema ediyorsak, orada bir ilahi söylüyorsak, orada bir şey yapıyorsak, kendimize, o yaptığımız fiiliyattan ve işten dolayı kendimizi böyle taşlara, tahlara, kendimizi yüksek makamlara atfetmeyin.
Eşimize, çoluğumuza, çocuğumuza, bununla zulmet, bu bizi aldatıyor. Ben nice şeyh efendinin yanındayım deyip etrafı aldatan insan gördü. Ben nice şeyh efendinin yanındayım deyip evini, çoluğunu, çocuğunu zulmeten insan gördü. Ben nice şeyh efendinin yanındayım deyip evlenen, kadın alan, erkek alan, iş açan, iş kapatan insanlar gördü. Hep onunla aldattılar insanları. Şeyh efendinin yanındayım diyen adam, diğeri beş para etmez, gitti bir kızla evlen.
Kızın ailesinin hayatını harap etti. Şeyh efendinin yanındayım diyen kız, gitti bir adamla evlendi, adamın hayatını perişan etti. Şeyh efendinin yanındayım dedi o kimse, gitti bir ticarethanı açtı, milletten para topladı, milletin parası gitti. Şeyh efendinin yanındayım dedi adam, gitti bir şirket kurdu, yurt dışına ilacat yapsak dedi, milletin parası topladı, gitti ilacı parası dedi. Biz hata yapsak, rüyamızda gösteriler. Biz kusur işlesek rüyamızda gösteriler. Biz yanlış yapsak rüyamızda gösteriler. Biz yanlış yapsak o mübarek yanında durabilir miyiz? Biz yanlış yapsak o mübarek yolunda olabilir miyiz? Bunların hepsi de aldatmacadan başka bir şey değil. Elinize sahip çıkın. Dilinize sahip çıkın.
Oysa kafasına sarılsaların onun vahameti daha bir haydare geçiren bir bez parçası geçirmemiştir sırtına. Onun daha fazla dikkat etmesi gerekir. O semay ediyorsa o daha fazla daha dikkatli olması gerekir. O çavuşsa o orada nakip bir kafaysa o daha fazla dikkat etmesi gerekir. O bir misyon temsil ediyordur çünkü. O misyon temsil ediyorsa onun etrafı zulmetmeye haksızlık yapmaya hakkı olmaz. O misyon temsil ediyorsa o misyona uygun davranması gerekir. Misyona uygun davranmıyorsa helal isteyip geri çekilmesi gerekir. Bu bütün kardeşler için ölçüdür.
Yoğun için ölçüdür. Yoğun için ölçüdür. o yüzden nefsini bu noktada tamam görün. Etrafında eksik ve noksanı görenler tövbe edip kendilerine gelecekler. Nehavet çökmesin. Yol sizi aldatmasın. Yol insan aldatmaz ama yol aldatır. Nasıl aldatır? Sen bu noktada hedefinin maksadını başka bir noktaya çekersen aldanmış olursun. Allah muhafaza eylesin. Bu noktada sen bir yol var o yolda yürümeyin. Yoldaymışsın kendini gösterirsen hem aldanırsın hem aldatırsın. O yüzden kendimize görelim hatayı kusuruyor. Nefsimize kendi kendimizi biz nefisle olan mücadelemizi kendi davranışı kendimize çekelim.
Ve diyelim ki biz nefsimize böyle olmuştur kendimizde bir şey bulmayalım bir şey görmeyelim. Kendimizi üstünlük vasfıyla vasıplandırmayalım. Kendimizi bir yerde görmeyelim. Kendimizi bir dairede bir makamda bir mekanda bir derecede görmeyelim. Görecekseniz hakkıyla kulluk edemedik ya Mahmut ya peygamberin ümmeti olarak hakkıyla kulluk edememişsizdir. Hatamız usulumuz boyunumuzu aşmıştır. eşimiz bize isyan ediyorsa hata bizdedir. Çocuğumuz bize isyan ediyorsa hata bizdedir. Arkadaşlarımız da diyonumuz bozulduysa hata bizdedir. Biz evimizdeki çiçekle dahi diyonumuz bozulduysa hata bizdedir. Hata bizdedir. Yolda giderken bir köpek bizi ısırıyorsa hata bizdedir. Bir sivrisinek bizi sokuyorsa hata bizdedir.
Yolda lastiğimiz patlıyorsa hata bizdedir. lastiğimiz patlıyorsa hata bizdedir. Yolda arabamız bozulduysa hata bizdedir. Başkasına değil. Bizimdir yanlış. Tövbe etmemiz gerekiyordu. Eksiklik yapmışızdır. Yanlışlık yapmışızdır. Gönlümüzden bir şey geçirmişsindir. Şerri atan gönlünden bir şey geçirsen bir hata bir yanlışlık yoktur. Sufice hata gönlünden dahi bir yanlışlık geçirmeyecek şu. Sufice bunun eksikliktir. Allah muhafaza eylesin. Bu yüzden Sufilerin kendi içerisinde adabıdır. Eksiklikleri ve noksanlıkları nefsimizden göreceğiz. Ve nefsimizin hep hatanı görmeyiz. Hiç kimsenin ağzından duymayın bunu.
Dolaylı olarak. Çok üzülüyorum bu sözden. Biz yanındayız. Hata yapsak o bizi uyarmaz mı? Ne yapacaksınız? Bu hiç kimseye ölçü değil. Bizim yanınızda kırmaya, üzmeye, incitmeye sebep değildir. Arkadaşlarınızı kırmaya, üzmeye sebep değildir. Hizmet etmek, eşini kırmak için sebep değil. Tek yerin hizmete ihtiyacı yok. Allah bugün boşaltır, yarın tekrar doldurur. Bugün boşaltır, yarın tekrar doldurur. Yarın bile çok uzun zaman.
Hiçbir yerin, hiçbir hizmete ihtiyacı yok. İstanbul, Çanakkale, Gelibolu, İzmir neresi denk gelirse, aklınıza neresi gelirse? Hiçbir yerin. Gün var mıydı? Allah bir daha var. Allah için zorluk yok.
Bunu kendinize nimet verin. Bunu kendinize bir lütuf, bir ikra, bir hediye olarak verin. Her ne iş yapıyorsanız işinize disiplini ve sımsıkı tutun. Ve dilimizi de koruyun. Bir yerde hizmet etmek senin etrafını kırman için sebep değil. Hani Şemsettin'i Tebrizi Hazretleri makalatında der ki Nura gidiyor diyenler var. Aslında nara gidiyorlar. Sen kendince dergaha hizmet ediyorsun, bir yola hizmet ediyorsun derken insanların kalplerini kırıyorsan, gönüllerini inceltiyorsan etrafındaki senin etrafındaki veya dergahın içerisindeki insanları yerle eksan ediyorsan, eşini, çoluğunu, çocuğunu yerle eksan edip ağlatıyorsan diyor, senin yolun nar olur.
Senin yolun nar olur. Tövbe edin, kendinize gelen. Dışarıdan eksik kusur aramayalım. Yok zafirimiz böyle yaptı, yok çavuşumuz böyle yaptı, x kismine böyle yaptı, x kimse böyle yaptı. Bunların hepsi de nefis aldatmak için. Bunun bir üst çırtı, şeyh efendi, sen de böyle yaptın. Bunun bir üst çırtı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri neden idare ediyor ki bu meseleye? Bir üst çırtı bunun, Allah'ın neden bu nefisleri buyuruyorlar. Cenab-ı Hak inşallah nefisleriyle mücadele eden sufilerden eylesin. Çünkü nefisle cihad etmek, onunla mücadele etmek, cihadı ekber.
Kim bu cihadı terk ederse, şeytanın oyuncağı olur. Kim bu cihatta bir nefes noktasında, bir nefes noktasında, boşluk bırakırsa, şeytanın boşluktan gireb, insanı alt eder. Allah bizi muhafaza eylesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.