Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Mart 2014 · 1:12:48
Selamun ki, Allah gütünüzü hayır etsin, inşallah. Cenab-ı Allah gütünüzü hayırlı eylesin. Hayırlısı, yıldızı, yıldızı, yıldızı, yıldızı, muhamdülü, muhafaza eylesin, inşallah. Eşimin eline verdiğim el parayla kıyamak, bir işler sağlıyor. Kendisini uyarsan da, ne bileyim. Onu kırmadan bunu nasıl bitirebiliriz? Kadınların başka ince ve zayıf noktalarını yok zaten. Sonuçta evine ve kendisini alıyormuş.
İsraf etmedikleri müddetçe kadınların bütün ihtiyaçlarını veya o inceliklerine, hassaslıklarına mağdun karşılamakta fayda var. Adı Şerif var ya, çok böyle işte doğrultuya kalkarsanız, kırarsınız. Çok da gevşek bırakırsanız, iyice eğersiniz. O yüzden kadınlar Allah'ın bir emaneti, Allah'ın emaneti olunca, ökün olduğunca onlarla büyü geçinmek, hoş geçinmek, onların unuttuğu mesut etmek, erkeklerin vazifesi.
Bu açıdan bakılınca, evlerine kendilerine harcıyorlarsa, mağdur, kendinizden bir, kendinizde bir ölçü tutun. İşte o ölçü de verin. Bakın, bir şeyin ucunu kaçırıyorlar. Siz nasıl kısarsınız? Bir sıkıntı olmaz. 16 Mart'ta Çanakkale'ye çok geldik işte, ama o gün bana kesinlikle, Subayna sınavı var. Sınavlarımıza gireyim. Sınavı, sınavı, sınavı tekrar yapacağız, o zaman çalışırız. Siz de mücadele ediyoruz, ama çok o zaman sırdımızı yere getirtiyoruz. Biz bunun sırdını yere getirmek için niye yapmalıyız? Bununla alakalı bir kimse, şurası çok şey.
Etrafta arkadaşlar, kardeşler böyle bu meseleyi konuşuyorlar ki, bir meselede, bir arzede kendi kendilerine nefislerini uygulamış biliyorlar. Bir kimse bilmediği bir mesele olur, bilmediği bir meselede böyle o kimse hatayı paylıyor valla. Ama bu noktada insanların nefislerine uymak noktasında bunu herkes biliyor. Ben şuna inanmıyorum ya, ilmi bir meselede belki de bir kimse ilmi bir meseleyi bilmediği ne olabiliyor.
Bir kimseye abdestin, örneğin işte müşterhaflarını sorsanız, bilmediği ne olabiliyor muvahir mesele. Ama abdestsiz gezmenin nefisten olduğunu bütün herkes biliyor. Sufi noktasında o kimse abdestin dolaşmayacak, bunu herkes biliyor. Sufi noktasında o kimse akşam yatarken abdesti yapacak, herkes biliyor. Bunu da bilirmeyen bir nokta yok. Veyahut da şu anda bu cemaatin içerisinde haramı bilmeyen var mı? Belki de ince ayrıntıları bilemiyor olabiliriz. Şu belirlerin üzerinde belki de bilemiyor, bilemediklerimiz vardır. Hadi böyle biraz böyle şey yapayım ben, bir pay bırakayım. Ama öbür türlü insanların nefislerinin olduğu yerleri bile var ki, bir şeyi yaparken bile bile yapar.
Burada kim diyebilir ki, biz haramlarız bilmiyoruz diye. Nefsin sırtını yerine getirmek değil derdimiz zaten. Ne onun sırtını yerine getirmek, onun sırtını yerine gelmez. O sadece doğruya yönlendirilir, o haramdan uzaklaştırılır. Nefsi yerine getirmek dedikleri şey, doğasında yenilen bir şey yok.
Onu doğruya angaj etmek, onu doğruya hedeflemek, onu Kur'an ve Sünnet'in dışında olan söz, davranış, şiirliyatlardan uzak tutmak. Bunu da herkes biliyor, yemin etmenin, bilbet etmenin, dedikod etmenin, iftira atmanın, suizan etmenin, mihtar etmenin, insanların özel hayatını kurcalamanın, araştırmanın, haram olmadığını bile yok mu? İnsanların sadece haramlardan sorunlu olduğunu, bir kimsenin normalde o sorumluluğun da kendisine ait olduğunu birinci derecede. Bir başkasının haram işlediğini görseniz dahi, din nasihattır, ancak nasihat edebilecek. Elinizin altındaysa, elinizin altındakiler bunu durdurmak için mücadele edebilecek.
Elinizin altında değilse sadece nasihat edebilecek. Bütün herkes biliyor mu? Muhakkak insanlar bilmeden bir şey yaptıkları vardır muhakkak. Cenab-ı Hak onları affet eder zaten, kimse tevk ederse. Bilerek de yaptıklarımızı da affeder. Bunu da ayrıştırmaya bilme, öyle anlaşılmasın. Ama biz bile bile yürüyoruz yolunu. Biz bile bile haram işliyoruz. Büyük bir çoğunluk oluyor. Biz bile bile eksiklikler hemen o sandıkların içinde kalıyoruz. Allah bizi affetsin. Gönlün toprak olması, gönlünüzü nasıl toprak edebiliriz? Tevazu ehli olmaz. Gönlün toprak olması tevazu sahibi olmaz. Şimdi insanlara tevazulu olmayan Allah'a nasıl tevazu olacak?
Allah'a tevazu olmayan insanlara nasıl tevazu olacak? Allah'a tevazu olan Allah'ın söylemiş olduğu her şeyi harfiyen kabul edip gücünü yetince yerine getiren kimse. Allah'a tevazu bu. Allah'ını dinlemeyen insanların arasında tevazu olması mümkün. Kibirlilik birinci derecede Allah'a. Tevazunun zıttı kibirlilik. Bir kimse Allah'ın emirlerini yerine getirmiyorsa, Allah'ın istediği gibi hayat tarzı, hayat standartı, oturtmamıza. Kendi üzerine zaten o kibirli. Kibirliler asla cennetime giremez. Kibirlenene kibirleniniz. Kibirlenene kibirlenmek Allah'ın sıfatıyla sıfatı ama. Allah'ın emriyle emirlenmek.
Biz bile kibirlenene kibirlenmeyiz der. Oysa kibirlenene kibirlenmek Allah'ın emri, onun sıfatıyla sıfatlanmak. O kibirli çünkü kendisini mütekebir görüyor ama asıl mütekebir Allah. Bu sefer sen Allah'ın sıfatını kendi üzerine alıyorsun. Emirler. Aslında senin halin değil o. O Cenab-ı Hakk'a direkt kendi sıfatla almasın. Ve o mütekebirlik edemez sen de mütekebirlik ediyorsun. Ama seninki hakta oluyor, onunki şeytandan oluyor. Senin üzerinde hakkın tecelliyatı olmuş oluyor. Pozitif bir dairenin tecelliyatı oluyor. Öbür günün üzerinde şeytanın tecelliyatı olmuş oluyor. Allah'ın sevmediği bir tecelliyatı olmuş oluyor. Allah'a karşı kibirlenen insanlar kumlara mı kibirlenmeyecekler?
Cenab-ı Hakk'ın benden mütekebir sıfatı varmış. Öyle diyor. Öyle sıfatla ne dedi? Cenab-ı Hakk'ın benden mütekebir sıfatı var dedi. Dedi bu Cenab-ı Hakk'ın benden mütekebir sıfatı var diyemezsin. Ancak dedi düşmana karşı seni Cenab-ı Hak mütekebir sıfatı verir. Ancak kendi düşmanlarına karşı seni mütekebir olmakla vazifelerdir. Sen mümin kardeşlerine mütekebir davranıyorsan firavundan farkın yok. Allah düşmanlarına mütekebir davranmak farzayır. Biz de Allah düşmanlarına mütekebir davranamayız. Onların önünde elfen çatırarak avucumuzu biz böyle ovuştururuz. Onlar ne diyorsa emredersiniz deriz. Biz bir zengin bir kimseyi görünce el avuç ovuştururuz.
Zenginler de kendisinde öyle bir şey isterler. Zenginler kastım dünya malını elinde bulunduranlar. Dünya makamını elinde bulunduranlar önlerinde böyle el avuç ovuşturulmasına, temana edilmesini beklerler. Biz de gider onların önünde böyle temanlarda bulunursak dinimizin yanısı gider diyor. E böyle bu noktada toprak etmek tevazu sahibi olmak. Tevazu sahibi olmak kendini bir yerlerinden, başkalarından, arkadaşlarından üstü görmüyor. E biz bir başkasından kendimizi daha mülgili, bir başkasından kendimizi daha görgülü, bir başkasından kendimizi daha faziletli, bir başkasından kendimizi daha akıllı, daha takvallı, daha derviş, daha soğuk görüyorsak sıkıntı var.
Allah muhafaza, hani bulur cami açılacağı zaman, malum ya, zamanın müftüsü, gitmiş sütlerin arkasında saklanmış demiş şu, Aksaray'daki sonu bizim dede demiş, hata yapsa da, sütunun hatasını demiş, yüzüne vursam diye.
O mübarek de çıkmış, fatihayı demiş, yedi veçeden size tefsir edeceğim. Dördüncüyü söylemiş, bunu demiş sütunun arkasında bekleyip, sütünün arkasında kendini gizleyip, benim hata yapmamı bekleyenler anlar demiş. Birisinin hatasını araştırmak, soruşturmak da mütekeh birlik. Birinin yanlışını tutacağım diye uğraşmak da mütekeh birlik.
Bunu genelde biz din insanlarına karşı, yani bir alime karşı, bir şeyhefendiye karşı, bir zâkireye, bir nakime karşı, içimizde böyle bir bilgi varsa, bilinci şeytan bizi oynatıyor. Bunu çok makul gösterir bize. Zamanın şeyh nişanına makul göstermiş ya, bize de haydi haydi makul gösterir. Bir de biz onu deriz ki, ben ona işte, iyi bir dostluk yapmak için, bunları tespit ediyorum.
Tespit ettiği şey gidip kendisine söylemez. Sen filan bir yerde kardeş ya, böyle böyle dedin, burada bir mıksanlık var. Hakkına ilahi demez. O etraftan arkadan bilmiştik, halinlik kastıracak. Mütekebbir olmaz. Tevazunun zıddı. Biz mütekebbir olmayalım. Yani kibir ehli olmayalım. Biz kaldıkta insanlara kebirlenmeyelim. Tevazu sevdiliğinden geliyorum. Haramı terk etmez. Terk ederseniz, helal dahil desin diyorsun. Bir şeyin haramı olduğunu biliyorsunuz. Onu yapmadınız, helal dahil de durdunuz. Zaten ibadet ediyorsunuz o esnada. Peygamberimiz Tanrı Aleyhisselam adetlerinin hadisi olan, ölmeden önce ölmüş hadisini nasıl bir gerçekleştirelim?
Kol farları yerine getirmek de bana en sevimli ibadeti ameli işler. Nafilelerle bana yaklaşır. Ve beni sever. Ölmeden önce ölünün sırrına kavuşmanın tek merhalesi. Bir kimse üzerinde fazla ibadetler yoksa, o kimsenin ölmeden önce ölünü sırrını beklemesi saflıktan başka bir şey olmaz.
Nafilelerle Allah'a yaklaşmak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hem fiili hem sözlü sünnetlerine tabi olmak demek. Çünkü Cenab-ı Hak kendisini sevmenin örneğini Hz. Peygamber'e bağlı. Ey Habibi de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman üçüncü merhale olan Allah'ı sevme iddianız olacaksa, burada bizim Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerine uymamız gerekiyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerine zahiri ibadetlerine, zahiri sünnetlerine uymamız gibi, ahlaki sünnetlerine de uymamız gerekiyor. Biz sadece zahiri sünnetlerine bakarsak, bu noktada işte namazını, abdestini, orucunu, normal amel noktasında, ameli sünnetlerine baktık ama diğer zahiri, yani bu noktada fikri planda da, fikri plandaki, yani akideyle alakalı, bu noktada fikri planda dediğin imanla alakalı meseleler, akaip alakalı meseleler.
Bu meselededir biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerine uymayacağız. Mesela demiş, benden sonra başka bir ne bir ne bir resul, ne bir peygamber gelecek. Biz eğer ondan sonra da bir ne bir resul gelecek diyorsak, o zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerinin, bu noktadaki sünneti resulullahına uymamış olur. Bunun gibi, burada o kimse harfiyen, hem fikri olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerine teslim olacak, fikri olarak teslim olmak demek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerinin, fikri manadaki hadis şeritlerini kabul edip onlara teslim olmak demek. Bu imanla alakalı, bu normalde diyelim ki inancımız, inandığımız şeylerle alakalı.
Bunların hepsini de katabiliriz işin içerisine. Mesela kaderle alakalı. Biz kadere iman ederiz, kaderin net olarak şudur deme noktasında değiliz. kaderin üzerinde söylenen sözler var. Biz o ancak o söylenen sözleri hadis şeritler sınırına naklederiz. Muhtar ileri insanlar konuşmaya gayret ediyorlarsa, konuşuyorlarsa, sünneti resulullahın sınırını aşmış olurlar. Biz bu noktada bütün meselelere bakarken sünneti resulullahın ayak izlerini takip edeceğiz. sünneti resulullahın ayak izlerini takip etmeden bir kimsenin ölmeden önce önünün sınırına kavuşması mümkün değil. O ayak izlerini kasten terk eden bir kimsenin durumu da meçhul. Bir kimse bile bile kasten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadeden ayak izini terk ediyorsa, nereye gideceğim belli değil de olur.
O kimsenin ölmeden önce önünün sınırına kavuşmak gibi böyle bir iddiali olmasının mümkün değil. Ancak o kimse, ancak o kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerinin sınnetlerini tam olarak ittiba ederse o halinde halleder. Yoksa o kimse benim gibi havanda sudurlar. Aşk sevipte kavuşamamak mıdır?
Yoksa hasretlerini çekip yanmak mıdır? Yoksa onu da yok olmaktır. Herkes aşkın üzerinde laf söylerken herkes kendi aşıklığı ve sesinde laf söyler. Kimisi için aşk hasret çekmektir. Kimisi için aşk kavuşamamaktır. Kimisi için aşk aşığında yok olmaktır. Herkes kendince aşıklığına bakaraktan ve kendi aşıklığı ve sesinde, kendi aşıklığı dairesinde, kendi aşıklığı kadar aşıklığa bakar. Hangi laf söyleme önemli değil o kimse. Bir laf gider bir kimse, bir yerden ezberler söyler, papağanlıktan başka bir şey değil o. Aşk adına önemselmeyecek bir şey mi? Önemselir. Hiç olmazsa aşkın adını dillendirir. İşin edebiyat kısmında. Edebiyatı da lazım mı?
Lazım. Edebiyatını yapacak mı? Yapacak mı? Yapacak mı? O edebiyatından kendince para kazanacak mı? Kazanacak. Edebiyatından kendince bir şeyler yapacak mı? Yapacak mı? Yapacak mı? Faydalar kullanılırlar olacak mı? Evet. Bunun üzerine oturup kitaplar yazıp bilete satıp parayı çıkkalacaklar mı? En süslü sözler kullanmak. Süslü kelimeler, süslü cümleler üretmek önemli değil. Hiç önemli değil. İnsanlar otururlar, edebiyat dersleri alırlar, süslü sözler, süslü kelimeler kullanabilirler. Yaplarını geliştirebilirler, hitabetlerini geliştirebilirler. Aşkla alakalı sizinle harika sohbetler edebilirler.
Mesele değil. O yılda bize birisi yarmanın asıl aşk olduğunu söyleyebilir. Birisi bize hasretin asıl aşk olduğunu söyleyebilir. Birisi de yok olmanın aşk olduğunu söyleyebilir. O söyleyenler gitsen yok olmaktan ne anlıyorsun desen, duracak. Hasretler ne anladın diye sen, duracak. Ne anladın hasretler? Kalbine gelen ne hasretler? Sevdiğine hasret çekmek. Hadi git oradan. Sevdini görmeyenlerden aşık olurmuş. Ne yok olmakmış? Nerede yok olurmuş? Sevdiğinde yok olacağım. Varsın demek. Bunların hepsi de o insanların kendi yaşadıkları ahallara. Sufilik de aynı.
Herkesin sufiliği kendine göre. Dervişliği kendine göre baktığı yer kendine göre. Şimdi biz buradaki herhangi bir kardeşi sen sevmiyorsun diyebilir miyiz? Buraya gelmiş bir kardeşi bu topluluğun dışında görebilir miyiz? Yok. Ama herkes kendine göre. O yüzden aşıklıkta ki bu tür kelimelere, kelamlara bakmayın. Eğer artık Allah'a içine bir haram çıkmıyor mu senden?
Benden haram çıkmıyordu günahı kebay. Bir işi bu tarafı var. Şudur diyen o esnasını söylüyordur. Bir kardeş sonrası değildir o. O bir andır. O esnada o andaki halini anlatır. Eğer halini söylüyorsa o anda kaldır. Tembel, kör o. O tembel, o körlerden olduğu o anda kaldığı için. Aşıklıkla söylenen her söz bir an sonra yalan. Tahte gerçek değil. Ebu Hureyre'nin rivayetinde Allah halkı için ömür verdiği kişiyi yapmadığı kulluk için mazeret beyan etmeye meydan bırakmamıştır.
Bu hadis-i şerif anlayamadık da açıklar mısın? Yani Cenab-ı Hak bir kimseye böyle bir evde altmış yıllık bir ömür verdiyse ümmet-i Muhammed için. O kimsenin kulluk... O kimsenin kulluk yapmaya zaman olmuş, vakti olmuş demektir. Buradaki o kimse normalde yani Cenab-ı Hak'ın huzuruna çıktığında Ben şöyle bir amel edecektim deme noktasında değil.
Sen bana hür versedin ya Rabbim ben şunları da yapacaktım deme noktasında değil. Cenab-ı Hakk'a dedi ki ben sana ayrımla uzun olur verdim. Aişe Adem'i soruyor, men edilmesi yasak nedir diye Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem azledi ki su, tuz, ateşte diyor. Buna göre bizim içme sunalarımızın durumunda ne oluyor? Hangi hükme göze aydınlatırsanız sevinirim. Bu noktada bu hadis-i şerifin şeyine bakmamız lazım. İnzal sebebine, sebebin üzerine bakacağız. Allah-u Masur Hazretleri'nin Peygamber Efendimiz'i sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyasında gördü. Ve ona neden bütün insanların Müslüman olması için dura etmediğini sorduğunu Ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ona Allah'ın istemediği bir şeyi Ben nasıl isteyeyim diye cevap verdiğini söyleniyor.
Allah-u Masur'u idama götürer. Halinin, sebebinin gurviyası olduğu söyleniyor. Aydınlatabilir miyim? İlk defa duydum. Din, Kur'an ve Sünnet, siz Kur'an ve Sünnet'e bakın. Umamların iştahına bakın. Kutu sözlere bakmayın deme noktasında değilim. Ama normal Kutu sözlerin içerisinde her şey karışır. Kaldı ki, Allah-u Masur gibiyiz. Beyazlı Beslavi gibiyiz. İbrahim ve Ethem gibi zatların sözleri kitabi değildir, yazılmamıştır. Kitabi olmadığından o sözlerin onlara ait olup olmadığında tartışılır. Din, bu noktada kendisini sağlamalı, Kur'an ve Sünnet'e hemen döner.
Sufilik, bizim tasavvuf anlayışımız, bizim sufilik anlayışımız da otomatikman bizi hemen Kur'an ve Sünnet'e bağlar. Çünkü İslam toplumu bu zatların yaşadığı zaman da çok değişik topluluklarla tanıştılar. Çok değişik inançlarla tanıştılar. Çok değişik felsefi akımlarla tanıştılar. Ve çok değişik inanç ve felsefi akımlar İslam toplumunun da içine girdi.
Bir söze baktığımızda biz böyle çok bize makummuş gibi gelebiliriz. Biz onu makummuş gibi algılayabiliriz. Allah'ın Mansur Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ahletlerine demek ki böyle sorabilmiş. Neden böyle dua ettin diyebilmiş demek ki. Allah bizi yesin.
Eğer tek bir kadına senin nikahını aldın derse kadın da tamam dediğinde ya da sükut ettiğinde ve bu nikah sükut ettiğinde. Bu nikah için yeterli olduğuna göre eskiden konuştuğumuz ve batıya göre sevgililik durumunda olduğumuz, sandığımız kimselerden terer kalmak durumunda mıyız? Evet. Dağrı İslam, Dağrı Halk hukukunda da ne derece önemlidir? Sonuçta bu genel hukukla alakalı bir şey değil. İki kişinin kendi arasındaki hukukla alakalıdır. O yüzden Dağrı Halk'ta da olsa, Dağrı İslam'da da olsa bir erkek bir kadına ben senin nikahını aldım dediği an nikahı nikahdır. Nerede olduğu önemli değildir. O yüzden normalde böyle bir bayanmazsa, böyle bir kadın var ise muhakkak onlar yeniden evleneceklerse o nikah, kendilerini nikahlarına alan erkeklerden boşanmaları gerekir.
Biz tabi bu meseleye bakarken yani normalde konuşuyorduk ki nikahlarının gerçekleşmiş olduğu bir mesele konuşuyoruz. Nikah nikahtır ama yani bir de işin başka hani veçerilerin de gidiyor işin içerisinde. Bu mesele böyle hani genel yapım içerisinde konuşuyorum. Yani bir erkek bir kadına ben seni nikahladım dedi. Ya bu normalde evet dedi veya sustu, tebessüm etti. Bu noktada herhangi bir yani utangaç tavrını koydu ortaya bir reddiğe koymadı. Nikah nikahdır. Hanefi'ye göre bir erkeğin ev geçindirecek yerlerin yoksa evlenmesi cahil değil. Ancak günümüzde üniversite son sanık okuyan ve gemiri olmayan bir erkek nişanlanabiliyor ya da sözlenebiliyor halinde üç görüşme sünneti terk edilebiliyor.
Bu durumda bu anlaşma nikahını seçelim. Bir kimsenin evlenme kastıyla üç sefer görüşme hakkı var. Üç sefer görüştükten sonra evlenmeye karar verdilerse o insanların nikahları kıyırıp evlenecekler. Ya biz şimdi nişanlayalım ondan sonra evlendirelim bu da var. Ama o zaman nikah yok. Görüşme olmayacak, konuşma olmayacak. Bir daha böyle bir ve beraber olma olmayacak. Kaç göç içerisinde yine Kur'an ve Sünnet'in haram helal noktasında riayet edilerekten hayat devam ediyor. O yüzden üniversitede okuyan kız çocukların bu noktada kendilerine dikkat etsinler. Bu konuda aldanmıyorlar, aldatılıyorlar. Gençlik rüzgarı, kafalar hoş, herkes dostlarla evlenecek herkes, hayat güzel.
Baskı yok, herhangi bir dur, ne yapıyorsun, yiyen yok, arayan yok, soran yok. Özgürlük son safhada. Etraf da buna müsait. Bunlar tabi rüyalarla bu yola gidiyorlar. Bundan sonra çok pişman olan, çok sıkıntı çeken, çok sıkıntı yaşayan, çok problemler yaşayan hadiseler dinlerim. O yüzden benim maddelikten Kur'an ve Sünnet çok basit. Evlendi mi? Evet. Ardötür kardeşim. Kız daha on dokuz yüz yirmi yaşında, tecrübe sahibi değil, hiçbir şeye sahibi değil. O üniversite döneminde yiyorlar, içiyorlar. Sonra sepetin koluna herkes yoğun oluyor. Cemiyetlerde ücret karşılığı zikir ve semerdenlik yapılması cahit olur.
Müzik, savgı eşiminde Sermiha Efendi ve zikiri yapılması cahit olur. Bir yapar, ne ben yansınlar ki? Mevlüt okumanın cahit olduğu, paranın da almasının cahit olduğu bir yerde, üç beş kişi otururlar, zikrullah yaparlar, onlar da ücret alırlar. Orada da birkaç kişi Sermiha eder, onun da ücretini alırlar. Bu haram değil. Haramiyetini soruyorsunuz bana değil. Sufi açısından uygun mu? Değil. Sufiler zikirlerini satmazlar. Sufiler semalarını satmazlar. Bir kimse gidip ki ben elli liraya sema edeceğim burada demez.
Kaç para versen elli liraya yiyin, ben oturayım burada iki saat, böyle bir görüntüden zikirullah yapayım, demez. Bu sufi adaba içinde uygun değil. İlahi okuyor. Para olması caiz mi? Caiz. Derviş kardeşlere sorumluluğunda herkes şeyhimi, üstadını çok seviyorum der. Canım ona feda olsun derler.
Ama her nedense işin icraate gelince meğerse sevenler sevmez olur. Sizin bu görme bakışınız nedir? Üstad derviş ilişkisi nasıl olmalı? Üstadın derviş üzerinden beklentileri nelerdir? Derviş üstadına nasıl bağlanmalı? Üstadından nasıl faydalanmalı? Beklentilerin neler olmalı? Efendisinden neyi istemek? Bunu açar mısınız? Bütün kardeşlerin birbirlerini sevdiklerine, biz de sevdiklerine inanıyoruz. O yüzden bütün kardeşlerin bu noktada muhabbetlerinin de olduğuna inanıyoruz. Muhabbetlerinin de olduğuna inandığımız için onların üzerinde herhangi bir suizanımız yok. Bunu gerçek edebiyat olarak değil, gerçek noktada söylüyor. Ben hiçbir kardeşin sevgisinden şüphe etmiyorum.
Bunlar böyle bakanlar, nasıl bak bir de seviyoruz diyorlar, böyle yapıyorlar diyenler kendilerine bakacaklar. Siz bir başkasının üzerinde, bir başkasının sevgisinin üzerinde konuşma hiç kimsenin hakkı değil. Bir başkasının sevgisini yeterli ve yetersiz görmek hiç kimsenin hakkı değil. Hiç kimsenin hakkı. O ancak severle sevilenin arasındaki bir keyfiyettir. Keyfiyet. Onda kendiyet geçerli değildir. Sayısallık, litrelik iş değildir. Kilogramlık iş değildir. Keyfiyettir. O yüzden iki, sevenle sevilenin arasındaki muhabbeti o sevmek değil de az sevdi, az sevdi, az sevdi demek, bunu diyen kimse için cehaletin tam orta göberidir.
Cehaletin tam orta göberidir. Hani derler ya, Allah'la kula arasına girilmez diye. Evet, sevenle sevgilerin arasına girilmez. Övür ki, bin yapıyordur, övür bir yapıyordur. O belki de bir yapanı, bin yapandan fazla seviyordur. Kime mi? Bin yapanı karşılıksız mı bırakır? Hayır. Bin yapana yüz bin ya verir. İsterse bir yapana da yüz bin verir. Kime mi? Eğer bir bin yapana yüz mü verir dersek, sebep-sonuç ilişkisi çıkar, subiler sebep-sonuç ilişkisine bakmazlar. Biz sebep-sonuç ilişkisinden bakarsak, biz de maddeci batıcılar gibi oluruz.
Beş verdi, beş alacak. Öyle bir şey yok. Bak, keyfi et. Allah isterse bire yedi yüz verir. İsterse bire bir verir. İsterse bire on verir. İstersen bire yüz verir. İstersen bire yedi yüz verir. İstersen bire sayısın verir. Kimseyi ilgilendirmez. Bir de ayet-i kerime diyor ki, Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Evet. Sen ancak karşısına çıkarsın, ben sana bir yaptığım versin, al sana ben de son verdim der. Allah rahmeti her şeyi kuşak düştür. Birine on verir. Ama öbür hafta bir başkasına birine yedi yüz verir. Verir. Verir. Normalde bir kardeşinizin sevgilisinin eksik noksan kusurunu görüyorsanız hata yapıyorsunuz. Gizli kibirdik.
Birisini sevgilisini nakıs görmek, eksik görmek, onu küçümsemek. Onu alaya, ondan kafa yakma. Siz de sizi seviyoruz demek. Sana ne? O kimi seviyor? İşte Halit'i seviyor. Halit'i kendisinin arasında. Sana ne? İşte bir derviş. Kimi seviyor? Örneğin. Adnanı seviyor. Adnanın ikisinin arasında. Sana ne? Veya öyle derler ya işte. Yani sen işte o Şeyh'ini çok sevmiş de Şeyh ona bakmamış örneğin. Sana ne?
Bakanla bakılmayan arasının arasında mesela. Sana ne? O sevmiş, o ona bakmamış. Sana ne? Bunların hepsi de o kimsinin kendisini görmemesinden. Kendisinden bakmamasından. Kendi sevgisini dinler. Allah'a mafaza eylesin. Bir başkasının dermişsini, bir başkasının muhafettinin sevgisini, dilinize fersene geçmeyin. Bakarsın bazen mesela bir kadın diyor adamı sevmiş. Hiçbirbirine denk getiremezsin. Dışarıdan baktığında. Allah denk getirmiş. Sana ne? Kendime ben derim bunu. Allah denk getirmiş. Sonradan öğrenirsin, o kadın o adama çok fazlaymış. Veya sonradan öğrenirsin, o kadın o adama çok fazlaymış. Veya sonradan öğrenirsin, o kadın o kadına çok fazlaymış.
Veya sonradan öğrenirsin, aa bu adam böyle bir yanlışlıklar yapmış. Cenab-ı Hak bunu hanımdan şikayet ediyor, aa bu kadın bazı yanlışlıklar yapmış. Cenab-ı Hakkın o adamdan imtihar ediyor. Bilemezsin bunu. Gerçeği olma onu da bilemezsin. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Hiçbir kardeşin sevgisini diniz atmayalım. Hani ben bazen öyle dedim. Abarttığım, abarttığım sözler. Şu kapıdan içeri girmiş ya. Ne nefis mücadelesi bu kapıdan içeri girme. Nefis şeytan onu buradan ürkütmek için neler yapıyor? İçerden, dışerden ne de etme tokatlar gidiyor. Yanındaki ona dirsek mi vurmuyor? Ona tepeden mi bakmıyor? Orasını burasını mı çekiştirmiyor? Ona laf mı söylemiyor?
Elimden gelsem olacağım da ikisi de derviş. İmtihan. Biz istediğimiz kadar diyelim. Yapmayın, etmeyin. Birbirini çekilmeyin. Birbirini de kötü davranmayın. Yok. Adamın kafasını sallamasına takmış kafayı. Burada zikrullah'tan çıkmış adam mesaj çekiyor. Kullarca kafasında neden böyle salladı? Ben de cevap verdim. Ben görmedim. Sen nasıl gördün kafasını öyle salladığını? Zikrullah'tan minnetin kafasını nasıl sallandığını bakıyor. Adamın işi gücü yok. Zikrullah'tan sonra mı yetiştiriyor? Cenab-ı Hak diyor ki, zikrullah meclisinden af olarak da olun. Kuran'dan burada günah edilmeye devam ediyor. Allah bir taraftan siliyor, o bir taraftan yazıyor.
Tabiri caizse. Allah bize affet etsin. Allah bize affet etsin. Dua ibadetin özüdür, kendisidir. Dua alemini açar mısınız? Allah! kastım. Bizim burada çalışan bir Cebrail
var demiş ismi. Ben onu çok severim demiş. Ben onu kastettim demiş. Yani o bana gel parti kuralım desem onun sona yani ben senin kurduğun partiye desteklemem. Onu da oraya atma manasında söyledim demiş. O yüzden yani tabi orada değil. Ben röportajını okumadım ama Cebrail aleyhisselam diyor ben var röportajında.
E demek o çalışana aleyhisselam diyor. O yüzden kafamız ermiyor zaten. Normal. Allah iyilesin. Tabi şimdi böyle olunca herkes her şeyini didik didik ediyor. Çok basit bir şey söyledik. Dün, bugün, bugün, bugün, … bugün, bugün, bugün, bugün, cancağızın bugün, yeni şeyler söylemek lazım. O gün durduğun nokta böyleydi. Şimdi de böyle değil. Çok basit. Yani İmam-ı Gerdal Hazretleri son iki yılından sonra o şeyde, Şam'da Emevi Camii'nin minaresinde iki yıl itikaf eder. İki yıl Camii minaresinde itikaf ettikten sonra bugüne kadar yazdığım eserlerini hepsinde reddediyorlar.
Ondan sonra Mindalar'ı yazar, işte İhya'yı yazar filan diğer eserlerini yazar. Bugüne kadar yazdıklarını gerçekten reddeder. Yaktır, nerede bulunduğu yerde yakılsınlar. O da diyebilir. Yani daha önceden böyle dedim, şimdi tiansın dedim, öyle demiyorum. Şimdi de iştahatın bu diyebilir. İştahat, tabi orada lafız alır biraz. Yani böyle işte kinayesine söylüyor. Yani o o tahir söylese diye söylemeyen bir şey biraz ağır ama biz müslü izah meslemin kinayesine söylenmiş bir söz. Yani Cebrail aleyhisselam bir şey söyleyecek ki bir, bir, bir bunu bir şey demeyeceğim, yapmayacağım demesi mümkün değildir de eğer gerçekten Cebrail aleyhisselam o doğduysa ama ya normalde şimdi kinaye yapmışlar.
Kinaye yaptığı dediğim şey yani o kadar bir mesele önemli ki yani işte bir parti kurursa Cebrail aleyhisselam bir parti kursa ben Tuzselam'a bakma Cebrail kardeş senin partini destekleyemem derim diyor. Tabi biraz böyle şey kinaye yapmıştır ama öyle Allah dostları anlaşılmayacak insanlar değildir. Ben Kur'an'ı anlaşılsın diye gönderdim diyor Cenab-ı Hak uyulup tutulsun diye gönderdim diyor. Allah dostları kendi yaşadıkları zamanlarda ve kendi yaşadıkları çevrede Kur'an'ın iyi anlaşılması ve yaşanması için birer sebeptir vesiledir. O yüzden Kur'an'ın anlaşılmaz olmadığı gibi Allah dostları da anlaşılmaz değillerdir. Onlar kargıcık burgıcık konuşmazlar. Allah dostu dediğimiz kimse Kur'an ve sünneti anlatır insanlara.
İnsanlara Kur'an ve sünneti tebliğ eder. İnsanlara Kur'an ve sünneti sevdirmekle uğraşır. Onlar anlaşılmaz gri çözülmesi gereken şifreler değildir. Burada hata var. İnsanlar şeyhlerini övüp met edeceğiz derken onlara anlaşılmaz gri çözülmesi gereken şifrelermiş gibi gösteriyorlar. İnsanların teveccühlerini onlara yönlendirmek için. Eğer sen bizim şeyhimizi anlamazsın, bizim şeyhimizi anlamakta zorlanırsın derseniz o Kur'an'ı sünneti anlatmıyor demektir. O Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetinin üzerine gitmiyor ki, biz onu anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini anlamakta güçlük çekenler kabirlerdir.
Müşrikler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini anlamakta güçlük çektiler. Ve müşrikler Adem Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arasında ne kadar Peygamber geldiyse o bütün Peygamberleri anlamakta güçlük çektiler. Firavun gibi, Nemrut gibi, Nuh aleyhisselamın hanımı gibi, Nuh'un kavmi gibi, Lut'un kavmi gibi, İbrahim'in Urfa'daki kavmi gibi.
Allah dostlarını anlamazsın dediğinde ya Allah dostunu küfür noktasına koydun, bu da küfür ya da bizim müşrik bizi küfür noktasına koydun, bu da söyleyenler sözün nereye gittiğinin farkında değil. Birisi de dedi bana sizleri Fethullah ile anlayamazsınız dedim, baktım ben, müşrikliyiz biz dedim, hayır dedi.
Dedim, onun söylediğini ancak müşrikler anlamaz. Biz onun söylediğini anlamıyorsak ya o anlatır müşrik ya da o müşrik bu kim olursa olsun Allah dostları şifreli konuşmazlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şifreli konuşmazlar, bize miracını anlatıyor, şifreli değil, miracı okuduğunda onun benzerine şifre yok, din anlatmıyor bize, apaçık bir din
anlatıyor, apaçık bir yol anlatıyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize anlatıyor. Örtülü bir şey anlatmıyor bize. Yürü bahsediyor, bu kabirdeki kardeşlerinin hali nedir, bilir mi? O diyor ki sen buradaki o ahmalini, buradaki haricindeki dikkatini, buradaki yükseklere kalbini bir yere tesli, buradan çıkır, sana selama durduğunu görürdür.
Neresi şifre ya? Birinci kalb göktekinlerin zikrini anlatıyor bize, ikinci kalb göktekinler üçüncü kalb göktekinlerin zikrini anlatıyor. Her göğe çıktığında bir peygamberin o gökten sorumlu olduğunu anlatıyor. Neresi şifre? Birin sesinde filanca kimsenin sözleri anlaşılmaz diyorsa o kimsenin bizden değil demek ki biz anlayamışlıyor.
Ya da bizi gerizekalı embesi görüyor. Allah dostu denilince Allah peygamberini dini anlatsın dini anlatsın ve dini yaşasın insanlara örnek olsun diye gönderdi. İnsanlar anlamasınlar anlaşılmasın diye göndermedi. Peygamberler anlatsınlar dini yaşasınlar dini yaşatmada onlar biri olsunlar diye.
Anlaşılmasınlar diye değil. Orada eksik bir şey var. O yüzden insanlar kendi hocaları kendi üstadlarını yükseltmek için böyle tepelerde gezdirmek için ne bileyim onları uçurmak için onları başına bir yerde göstermek için sen bizim üstadımızı anlayamasın. Aa neden? Sebep anlatsın şey Kur'an ve Sünnet içindeyse anlayacağız. Bir daha soracağız biz bunu anlayamadık diyeceğiz. Bir daha anlatacağız. Bu aşağılık değil. Ama bizde şöyle bir şey var. Biz anlamadığımızda kıymet veriyoruz. evsimiz bizim o tarafa yönlendirir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetler dini apaçık anıtı ve yaşar.
Abdest belli. Abdestin farkı dört. Kollarını ellerinden beraber yıkamak, yüzünü yıkamak, başını meslekmek, ayaklarını yıkamak. Bu muhabbetler Allah beni affetsin. O yüzden bizim dünyanın merkezi Cenab-ı orada yaşatmış kan abdest adası birisi bağırır. Ha abdest aldın aha abdest Söyle bakalım abdestten kasıt ne? Hadi bakalım. Seldeki manevi temizlik Seldeki namaz kılık için bir ön hazırlık Seldeki usulların temizlenmesini sen gör onun istedir cevabı vereceksin. Gülüyor alay eder senden sen hiçbir şey bilmiyorsun.
Ya sen abdest alıyorsun boşuna alıyor. Ne yapacaksın onun gibi çınar acil dibinde oturacaksın. Onu dinleyeceksin namaza gitmeyeceksin abdest alın onu dinleyeceksin. onu dinlemek namazdan abdestler de kıymetli. Tabii sen bak böyle bak böyle bak olmadı dedim. Bu adam yan bir iki böyle sorfet aa yok. Onların böyle kendilerince alay bari şey gene ben bir gün abdest alıyorum gene namaz atacağım. Ne o? Devam ha? Devam dedim. Kast öğrendim dedi.
Öğrendim dedim. Neymiş dedi. Seni soran kör dedim. nasıl lan dedim. Nasıl lan dedim. dedim. Sordum dedim. Bana böyle soruyorlar. Ben ne diyeyim? Ona kördüm. Ondan sorarlar. Bilseler de kalplerine ilham gelir dedi bana dedi. Kim dedi dedi. Aha aptallığın çıktı meydana dedi. Bu alemde başka konuşan mı var dedim. Nasıl lan dedi. E dedi bu alemde konuşan tek dedim. Anlayan tek değil dedim. Sende çift kulak var dedim. Sende çift kulak olduğundan sen teke kulağını dayayamamışsın. Sen kulağını değiştir dedi.
Nasıl dedi. Çınara yaslamaz sen kulağını dedi. Ya minareye yaslamaz minarenin arasında yirmi metre var. Dedim mübarek küçüğünü kaldır da şu minareye yasla dedim kulağına. Anlamadım dedi dedim ben. Anlamadım dedi. Sen daha hal demedin hem kör müsün hem şaşırmış hem de savurmuş dedim. Yürüdüm ben. Bunda şimdi şifre var mı konuşmamda? Yok. Kulağını minareye yaslarsan ezanı duyacak. Kulağını minareye dayamak ne demek işitmek demek. Ezanı işitersen hayır namaz ödeyecek sana. Sen namaza gitsen namazda minareye koymazlar.
Çınara koyarsan o da diyecek ki bölgelikte otur. Bu ibadet içine ibadet ediyor. Sen manayı anladın. Hiçbir zaman gidi şifre yok. Siz manayı idrakı ortak iyisinin manası öyle şifre konuşacaklar.
Ne Allah dostlarını sen anlayamazsın. Allah kızı affetsin. Günah kebari savaştan kaçmak günah kebari savaştan kaçmak birinin şartlarında Suriyeli kardeşler ülkesini terk etmesi 28 Şubat'ta bazı kimseler Türkiye'yi terk etti. Bu iki kısır Kuran Sünet dairesinde günah kebari pekirler mahke elal edilir. Bu normalde insanlar öleceklerinin bile bile bir yerde durmaları caiz olmaz. Orada o kimseler kaçarlarken bundan sorun olmazlar. Ama toparlanık derneği mücadele edebilecek o kimseler bu bu uygun bu 28 Şubat'ta Türkiye'den gidenler varsa onlar iştahat ehli olarak görüyorlar.
Kıymetli dostlar bu Bedibullah Bülent cemaatı ve kendisi günlük siyasetçiler gibi bu meselenin içerisinde kuranlar müfazla angajlar bir sohbetin olmuş ya bu memleket bizim bu memleketin insanları da bizim. Biz bu memleketteyiz. Yine herkese karşı karşıya geleceğiz. Yine herkese göz önüne geleceğiz. Biz aynı sokaklarda aynı apartmanlarda aynı mahallelerde yaşıyoruz. Vadilerin derinlemesine açılması halk arasında çok uygun bir şey değil. Zaten kirli oyunun bir vetsesi de bu. O yüzden Zaman Gazetesi'nin Samanyolu TV'nin Bugün TV'nin Mehtap TV'nin işte neyse cemaatın medya ve genin gurini kabul etmiyorum o yüzden.
Onların dillerine sözüm. Dil kullanıyorlar ki yani insanların bir daha bir araya gelmeler mümkün değil. Bu oynanan büyük bir oyun. O yüzden o dile siz sahip olmayın. Bakın o dile sahip olmayın siz. İştahat hatası var. Evet var. Eksiklik noksanlık yanlışlık var. Evet var. Bunu örtme noktasında değiliz. Memleketimize zarar veriyor. Evet veriyorlar. En önemlisi bu memleketin İslami duruşunu İslami noktasını İslami dairesini ifsad ediyorlar. Memleketindeki din kardeşini İslam kardeşini ifsad ediyorlar.
Bunu kabul ediyoruz. Bundan içim yanıyor benim. Ciğerim yanıyor. Bunun sarılarının bunun acılarını insanlar on yıl sonra çekecekler. Yani Türkiye'deki İslami cemaatler tarikatlar henüz daha yirmi sekiz şubatta onların yol ayrılığını sindire dönüştürken ikinci yol ayrılığını yaşıyor. Bunu sindirmek on yıl sonra önümüzde bir trajik olarak önümüze çıkacak. Ve bakacağız beş yıl sonra ya siz böyle böyle hep ihtilallerde bizim karşımızda durdunuz diyeceğiz. Bundan korkuyorum. Türkiye'deki Müslümanların yol ayrılışmasından korkuyorum. Yani kendi kendime kendim daha hata yaptım. Yani neden yirmi sekiz Şubat'ın kadar dillendirdim. Hani işte bize destek olmadılar. Bizim yanımda durmadılar.
Çekip gittiler gibisinden. Bunlar saklı gizli şeyler olmamasına rağmen gerçekten dillendirdiğimi üzülüyorum bazen. Çünkü bundan beş yıl sonra, üç yıl sonra, on yıl sonra yine sonlarda karşı karşıya bakacağız. Bakacağız. Bu muazzam bir şey var. Operasyon var. Bunu bandır bandır bağır arkasında Amerika, İngiltere, Almanya, İsrail, Türkiye'deki malum medya, bankalar, hepsi de ortaklaşır bu operasyonun içindeler. Bu operasyonu cemaatın üzerinden götürüyorlar. Buna üzülüyorum. Cemaat de buna sessiz kalıyor. Buna üzülüyorum. Hatta cemaat bu söz ettiler.
Üzülüyorum buna. Bunu tespit edememiş bir kimse değilim kendimce. Ama gün geçtikçe makas açılıyor. Ve buradan geri dönmüyor onlar. Bu saatten sonra geri dönmeler mümkün değil zaten. bu operasyonu birbirine götürtün. Onlar bu operasyona karşı duramıyorlar. Hadi önce aldandılar ondan sonra göremediler dedik ama şimdi aldanmaktan görememekten geçti. O yüzden mümkün olduğunca biz o bile sahip olmamaya gayret edelim. Ama onlar illaki o bile sahip olmak için var güçlerinin saldırıyorlar. Bunu da görüyoruz. Bana da mesaj çekiyorlar, beyin çekiyorlar. Ondan sonra ulaşmaya çalışıyorlar.
Beni görüşmeye çağırdılar filan. bundan söylemek istemiyorum. Sanki çok kıymetliymiş gibi. Ama gerçekten de sıkıntılı bir nokta var. Allah bize affetsin. Allah bize cezaevinde kafa girilebilir bir gelirebiliyorsa bir farklılık var mıdır? Yok. Denizden çıkan her şey kafir ulaması. Denizden çıkan her şey diyelim. Buna denizden köpü gayet bir şey çıksa balık köpülerinden bir şey o da gayet çocuk. Hanebiler ise anka balık türleri yenilebili bu balıkların da simalarının sevimli olması gerekeni yüksek demişler.
Yani balığın siması sevimli olacak. Balığın siması sevimli olmazsa suvilerle Hanebiler bunu yemezler. Ölüp çıkarsa denizden onu da yemezler. Suviler ve Hanebiler ama zorunluluk olsa bir kimse açlık tehlike olsa muhakkak huzurlu sarılacak olsa bu noktada Şahii Bülüman Fesman ve bu diğer istakonlu işte medrolar kalın artır onların onların yenilemediği bir Kıdus'taki diğerini üç defadan fazla kaşınmak namazı bozardı.
Üç değişik farklı hareket. Yani bir kimse geldi bir sakalını kaşıdı bir sakalını sefer kaşısı bu bir hareket. Sakalından sonra saçını kaşıdı bu ikinci hareket. Kaşından sonra döverli kaşıdı bu üçüncü hareket namazı parası. Kadınların erkeklerle aynı sakla namaz kadınlar erkeklerle aynı sakla namaz durabildiğiniz ama erkeklerin namazları parası olur.
Kadın üçüncü çoğuk. Tekrar söylüyorum ki kadınlar erkeklerle aynı sakla namaz durabildiğiniz kadınların namazı namazdır erkeklerin namazı parası olur. Yani bozulur. Dini itahar erkeklerle varmıyor. Kişi evlendiğinin nikahını yakın yoksa resmi nikah yedermiyiz. Bir kimsenin dini duygularla imani noktalarla ibadet noktalarla bir kadının nikah veya bir kadının erkek nikah ibadet dini nikah şart mı erkek o şart dini nikah olmadan evlilik oluyor mu bilmem olmaz.
Bilmem olmaz. Biz orada nikah adı takmamız da mümkün değil. Resmi nikah işaretimizin değildir. Resmi nikah olan kürtü demokratik ve ikinci o evlenme aktı yapıyor. Çünkü evlenme aktı yaparken dini şartlar ve özellikler önderi gibi bir mazal. Mehdi hala resim evlenecek bir çocuğu olacak mı? Evet. Çünkü Meliler Hazreti Peygamber Salınlar ve Selam ve Sünneti ve Sünnet denirler.
Evlenme bütün peygamberlerin sünneti olduğu gibi Hazreti Peygamber Salınlar ve Selam adını sünnet evlenir. Bütün veliler oyunda evlenirler. Evlenmekte uzak durmak nakıslık, noksanlık olacaktır. Mehdi hala Resulü Hazreti Peygamber ve Selam amca yolundan izin verir diyeceğinden o da evlenmekte insan 45 yaşından sonra ergenliğin çağırılması insanları buradaki ergenlikten kazı fiziki erkekliğin orgunlaşması veya kadının orgunlaşması yani
tadının muhtemelenin çalışması davet görmesi erkeğin de menüsünün gelmesi olarak düşünürülse evet bu olabilir. Bunun en az yaşı kadınlazı yedidir. Kadınlazı erkekler yedidir mesela. Yedi yaşından önce böyle bir hal söz sorusu olursa o özür düzgüne girer hanedilerden. Yedi yaşından sonra asıktır o. On beş derece otuz derece kırk derece bunun yaşı yoktur çocuklar. Bu çocuklar bir deyip fiziki tarak Cumanın numara kursu demiş çocuklar bu var. Tek deyip aralığında yanıyor orada konulan benzer eniş yok.
Bir keresinde namut yarımama rağmen beni azarlayıp burası kadar çalıştın değil. Değil. Çalıştın. Sonra da o teyzelerine yazdık sizin buradan bir tadı bir yola yapamaz. Olmadı. onu teyzeler ve dedeler ve emekliler atsak atılırız atsak satabiliyoruz dolursak kovabiliyoruz olmuyor. Kalbimizi Allah ve teygamber aşkıyla nasıl doldururuz deryadan alıp koyucam. Kırağın kendini okuması değil diyoruz dergah burada böyle bir çay program burada içe bir kuruldurduk. Bayanlara ait kuruldurduk kursu vardı. Erkekleri sahne diyorum tekkede var ben öğretiliyor mu tekkede devam ediyordu adnan tekkede kurranı kendini görüyorsun şu anda ilişkilerden öneriyorsun tamam yaz tarifinde değer veriyorsun
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.