Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Mart 2014 · 1:43:50
Cenab-ı Hakk'ın üzülünüzü hayırlı eylesin, hayırlısı, yılın üzülünüzü, hayırlı eylesin. Güzelmiş burası ya, vallahi gayet sıcak, bugün böyle, hiç ayrılmasını zannederim belki. Bizim Cemil götürdü bizi artık, valla. Nerede geldi mi Engir? Engir mi geldi mi Engir? Gelmedi mi daha? Gelmek üzere. Cezâzat'ta bizi. Onun deyimiyle. Bunlar gündüzden kalma sorular mıydı? Var değil mi? Faiz konusunda daha önceki sohbetinizde İmam-ı Azam, Darül Halk ve Darülislam diye iki ayırtığınızı belirleyeceksiniz. Günümüzde biz Darül Halk'ta mıyız, yoksa Darülislam'da mıyız?
Ve faiz konusunda Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 279. ayeti. Yeteri kadar açıklayıcı değil mi? Faizle alakalı ayet ve hadisler Medine döneminde iladilmiş. Bu noktada Kur'an-ı Kerim faizi yasaklamış. Bu manada Kur'an-ı Kerim'i tevil edecek olan, açıklayacak olan bir tek hadis şeritlerdir. Kur'an-ı Kerim yeteri kadar açıklayıcı değil mi dediğimizde, Kur'an-ı Kerim fiiliyat olarak yeteri kadar açık değildir. Bunu Kur'an'da bir eksiklik olarak tanımlamayın, yormayın.
Kur'an-ı Kerim'in bu noktada açıklayan, tefsir eden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Bunu Kur'an söyler, tefsir edenin Muhammed-i Mustafa oğluna dair. Allah'a iman edip zikredenler için Hz. Peygamber'de güzel örnekler vardır. Kur'an-ı Kerim meselenin bir anayasal noktasıdır. Günlük hayata uygulanışı ve nasıl uygulanması gerektiği, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinde mevcuttur. Biz zekatın kaçta kaçını vereceğimizi Hz. Peygamber'den öğreniriz, sallallahu aleyhi ve sellemden. Namazın hangi vakitler olduğunu, kaç zekat olduğunu yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden öğreniriz.
Bu noktada Kur'an bize yeter diyenlerin arkasında farklı manalar olduğuna inandığımızda biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin size iki şey bırakıyorum. Kim bunlara sarılırsa asla sapıtmaz. Birisi Kur'an, birisi de benim sünnetimdir. Hadis-i şerifin bu noktada kendimize ölçü alanı alırız. Faizle alakalı mesleklerinde de biz faizin nasıl haram olduğunu, nerelerde haram olduğunu yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve yine onun yolunu takip eden o meslek imamların ümmetin bu noktadaki durduğu daireyi ölçü olarak almak zorundayız.
Eğer böyle faiz her yerde her şekilde haram olmuş olsaydı Hz. Abbas radıyallahu an hazretlerinin faizlerini Mekke fethi olduğunda kaldırmazdı. Kaldırmazdı Hz. Peygamber Efendimiz. Mekke fethi oluncaya kadar amcası Hz. Abbas Mekkelilere para satardı. Hz. Abbas'ın mesleği tabiri caizse bugünkü dille faiz çıktı. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Hz. Abbas Efendimiz'in bu yaptığı işi hiç men etmedi Mekke fethi oluncaya kadar.
Mekke ne zaman fethi oldu? Mekke fethi olduğunda faizi kaldırdım, ayağımın altında ezdim. İlk kaldırdığım faiz de Hz. Abbas'ın faizleridir dedi. Biz meseleye o noktadan bakılınca o zaman Darül Harp Darülistan meselesi gelir. Önümüze dayanır. Mekke o güne kadar ondan fethedilince kadar Darül Harp hukukunda mevcuttur. Fethedildikten sonra Darülistan oldu. Darülistan olunca da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Amcası Hz. Abbas'ın faizlerini kaldırdı.
İmam-ı Azam Hazretleri buradan hareket ederek de Darül Harp'te müminle kafirin arasında faiz olmayacağını hükmeder. Mümin bir kimse ile kafirin arasında faizin olmadığını hükmeder ki bunu Hz. Abbas'ın Mekkeli müşriklerden faiz almasını örnek gösterir. Bir, ikincisi Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in Mekke'nin fethi ile alakalı iddiayı örnek gösterir. İki, hani o müşriklerle iddiaya girer hem seneye artır hem deveye artır der Hz. Peygamber Efendimiz. Böylece o parayı da almasını Mekke feth olunca müsaade eder, alabilirsin o parayı da öyle alır. O yüzden Ayet-i Kerime faizi yasaklar, bu noktada bir sıkıntı yok. Faizle iştigal edenlerin şeytan çarpmış gibi mezarlardan kalkacağını söyler, bunda bir sıkıntı yok.
Ama Darül Harp ve Darül İslam'ın arasındaki alışverişi de biz faiz noktasında görürsek, burada şeytanla çarpmış gibi kalkmayacak olan kimse kalmaz. İşin şimdi bu tarafına geçecek. Ve hepimiz annemiz de Kabe duvarının dibinde zina etmişiz gibi günaha girmiş oluruz. Topyekun bu insanların hepsinde devletin sistemini değiştirmesi ölümüne ölüm pahasına dahi olsa şart olur.
İşin içerisine başka bir şey girer. İşin içerisine giren şey şudur. Eğer Darülistan hukuku yoksa o zaman burada hepimiz de devlet üzerinden faizsiyiz. Faizle almakla vermenin arasında bir fark yoktur. Hadis-i şeritlerde ve ayet-i kerimelerde alanda veren de der. Hatta yazan da, kâtipliğini yapan da, ona seslenmeyen, ona müsaade eden de, bu noktada ne alınacaksa alır üzerinde.
Burada Müslümanları kurtaracak olan Darül Harp, Darül İslam'ın fıkıh ayrıdır. Hatta burada Müslümanları kurtaracak olan Hanefi müştehitlerdir yine. Şafii müştehitler de değil. Şafii'ye göre bir yerde İslam hukuku yoksa son Müslüman şehit oluncaya kadar orada savaşmak farza indir. Son Müslüman şehit oluncaya kadar, paragraf öyledir. Hanefi'ye göre oradaysa bu aranmaz oranın İslam hukuku oluncaya kadar mücadele etmek şarttır, farzdır der. Ama son Müslüman şehit oluncaya kadar demez. Çünkü normalde bir yerde İslam hukuku yok ise, Şafii'ye de, Maliki'ye de, Hanbeli'ye göre de orası Darül Harp'tır. Darül Harp'in Darül İslam'a dönüştürülmesiyle alakalı fıkıhlarda, mezheplerin arasında fark vardır.
Darül Hanefi'ler bu noktada oranın Darül İslam olması için mücadele edilmesine farz koymuşlar. Şafii'ler mücadelede son Müslüman şehit oluncaya kadar demiş. Arasında fark var. Şafii'ye göre bir yer daha önce Darül İslam olduysa, hukuku değişse dahi orası Darül Harp olmaz. Ama İslam hukukunu icra ettirmek için bütün Müslümanlar şehit oluncaya kadar mücadele etmekle sorumluluyorlar. O yüzden Şafii hukukunda bu noktada bu meselenin içerisinde makul bir şekilde çıkışı yoktur. Hanefi mezhebine göre ise çıkış noktası vardır, harbiyle aranda faiz yoktur dersin Darül Harp'ta. Bankalar senin harbindir. Normalde bir kimse de açıkça faizcilik yapıyorsa günah keba eder. Ama faizi haram görmüyorsa küfür ehledir.
E bugün banka sistemi faizi haram görmez. Faizi haram görmediği için küfür sistemidir. Aslında bu noktada devlet de aynı şekilde küfür sistemidir. Devletin mevcut idaresi de küfre dayanır. Biz onun normal bir yumuşatılması layıktır. Türkiye Cumhuriyeti devleti layık demokratik hukuk devletidir. Layık demokratik hukuk devleti olunca İslam devleti değildir. Hukuk da İslam hukuku değildir. Layıklık vardır çünkü. Layıklığa göre İslam hukuku yoktur. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti devleti bu noktada hiç kimse İslam devleti diyemez. Diyen adam da Cumhuriyet savcısının önünde solunu alır. Öyle bir şey derse devletin temelini düzenini değiştirmekten, anayasasını, babayasasını değiştirmekten içeride soluklanabilir.
Bir müddet içeride o tatil yapabilir. Beş yıldızlı değil ama onu güzel tatil yaptırdılar içeride. O yüzden bir kimsenin dini çıplak olarak ayet-i kerimeye algılama hakkı yoktur İslam'da. Ben bir ayet-i kerimeye çıplak, Kur'an'ın ayeti bu, ben atış şeritleri tanımıyorum. Kur'an'ın ayeti bu böyledir, ben böyle algılayacağım diyemez bir kimse. Din o noktada başıboş değildir. Ona muhakkak biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin muamelatından, bakışından, onu algılayışından, onu anlayışından, onu yaşayışından örneklendirmemiz gerekir. Eğer peygambersiz bir Kur'an'ı yaşayacaksanız mümkün değildir bu İslam devinde yok. İslam devinde Kur'an ve sünnettir. Bakın Kur'an ve sünnettir.
Bu konuda da ayet-i kerimeler zaten bizi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine yönlendirir. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zaviyesine, dine bakmamız da farzdır. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri de sünnetlerine tabi olmak da farzdır. Sünnetine tabi olmak farzdır. Sünnetini işlemek ayrı bir mesele. Sünnete tabi olmak farzdır. Onu normalde yeni bir din oluşturmaya çalışıyorlar şimdi. Amerika ve Avrupa standlı peygambersiz bir İslam. Peygambersiz bir İslam. Ben bunu yaklaşık 20 yıldan beri dile getiriyorum hep sohbetlerinde sırası geldikçe. Biz bu oyuna düşmeyeceğiz. Peygambersiz bir İslam yok, peygambersiz bir sufilik yok. Yalancı peygamberlere, yalancı nebilere, yalancı resullere geçiş yok.
Nebisiz, resulsuz, peygambersiz bir İslam'a geçiş yok. Böyle bir şey yok. O yüzden biz bütün ayet-i kerimelerin anlamını, bütün ayet-i kerimelerin tefsirini, bütün ayet-i kerimelerin hayata geçirilişinin örneğini, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bakmakla mükellefiz. Bizim dini inancımız bu. Faizle de alakalı inancımız da bu. Dergah ve işleyiş adamının bahsedip bizleri ödemeter misiniz? Dergah kültürü yaklaşık 100 yıldan beri yok. Türkiye'de 1928'de miydi hocam bu tekke ve zaviyeler? 28. 1928'de tekke ve zaviyeler kavramıyla tekke ve zaviyelerin işlerine bitti. Biz ona bir yirmi beş, otuz yıl, elli yılda Cumhuriyet'in ilk yılları ve Cumhuriyet'ten önceki savaşlar, sıkıntılar, problemler ilave edersek, yüz elli yıl oldu. Osmanlı'nın son döneminde elli yılda ilave edersek, iki yüz yıl oldu.
Biz Osmanlı'nın gerilemesiyle beraber yüz yıl daha ilave edersek buna üç yüz yıl oldu. Tekke ve zaviyeler bu topraklarda iki yüz yıldan beri, iki yüz elli yıldan beri işlevini görmüyor. Bir işlev görmüyor. Biz bunu normalde Osmanlı'nın döneminde bir yüz yıl daha koyarsak, tasavvuf ehlinin işlemini görmemesi olarak, bu acı bir nokta çıkacak, bizim önümüzde dört yüz yıllık bir kesinti var.
Siz diyeceksiniz ki, bu kadar çok mu kesinti var? Evet. Sıkıntı bu kadar büyük mu? Evet. Çünkü dergahlar tasavvuf tarikatlaşınca, tekkeleşince işlevini bitirdi. Tekkeleşme, sufi düşünceyi ve sufi hayatı inkıtaya uğrattı. Bunun başka bir tezi olabilir, birileri kalkabilir ya böyle tekke içerisinde olması daha uygunlu diyebilir.
Bu tekke oluşması, tekke olması bütün sufi hayatı belli bir dairede körlüğe götürdü. Köreldi insanlar. Bir tekkeleri var, tekkelerine gidip geliyorlar, Allah'ı zikrediyorlar, bir üretkenlikleri kalmalı. Mesela ondan önceki bir sufi hayata baktığımızda, Cüneyd-i Bağdadilerin, Sırrı Sakatilerin, Hudak bin İyadların, Hallacı Mansurların, Muhyiddin Ağrabilerin yetiştiği döneme baktığımızda, Abdülkadir Geylanelerin, Şah-ı Nakşibendilerin, Ahmet-i Rufayelerin, o yetiştikleri o bin yıllık sürece baktığımızda, yaklaşık oradaki sufi hayat bin yıllıktır.
Biz hicri 200'den itibaren alsak sufi hayatı, tabi bunun ilk başlangıçta o 200'den önceki ilk yüzlerde züht hayatı olarak başlamıştır ilk önce. Züht hayatı, yani zahidlikle başlamıştır sufi hayatı. İnsanlar zahidlik yapmışlardı, işte dünya işlerinden, ellerin eteklerini çekmişler, az bir dünya işleriyle iştigal etmişler. Devamlı Allah'ı sevme, Allah'ı ibadet etme, hatta biz abidlikten çıktığını düşünelim bunu. Abidlikten zühtte, zühtten sufiye geçiş, ayrı bir daireye geçiş süreci vardır. Biz ilk yüzyılı, biz bunu abidlik süreci olarak görelim, ikinci yüzyılı biz züht süresi görelim, ondan sonraki bin yıllığı da sufi dairede Allah'ı sevme.
Gerçek noktada abidlikten ve zühtten seyrılıp Allah'a bu noktada bilme, marifet noktasına erişme olarak görelim. O bin yıldan sonraki ikinci bin yılı da biz kendi dairemizde sufi hayatın gerilemesi olarak görelim. Ben ikinci bin yılda, biz şu anda İslam olarak yicili kaçtayız? Bin dört yüz, bin dört yüz otuz beşteyiz. Efendim? Bin dört yüz otuz beşteyiz. Bin dört yüz otuz beşin biz, örneğin işte beş yüzünü, altı yüzünü, yedi yüzünü sufiye yaşadığı bir dönem olarak algılarsak, yedi yüz yılında biz, yedi yüz yılında biz sufi hayattan uzak bir hayat olarak yaşayalım. Şimdi normalde dergam ve tekke adabına baktığımızda, burada dergam ve tekke adabını uygulamanız mümkündeydi.
Ve dergam ve tekke adabını uygulamaya kalkarsak biz, yine o kör noktaya gitmek zorunda kalacağız. Yok, buranın adabı sünneti Resulullah üzerine koyulacak. Biz adabı ve erkanı, Kur'an'ın ve sünneti Resulullah'ın edebi ve adabı üzerine koyacağız. Yoksa biz burada dergah adabını, erkanını uygulamaya kalkarsak, yine meselenin o kendi iç minyesinden dışarı çıkmış oluruz. O yüzden bizim buradaki hedef ve adabımız sünneti Resulullah'la örülüyor. Bunun birinci ayağını haram olan her şeyden uzak durmak. O zaman biz burada haram bir hayattan uzak bir şekilde burada uygulayacağız. Haramdan uzak duracağız. Mümin bir kimsenin mümin kardeşine sert bakması dahi haramdır. Bir kimsenin bir kimseye zarar vermesi haramdır.
Sünneti Resulullah. O zaman biz buradaki kardeşliğimizi tesis ederken, birbirimize haram davranışlarda bulunmayacağız. Biz burada kardeşliğimizi tesis ederken, birbirlerimizin özel ayaklarına karışmayacağız. Biz burada birbirlerimize kardeşliğimizi tesis ederken, biz birbirimize sert konuşmayacağız. Sert davranmayacağız, tepeden davranmayacağız, kibirli davranmayacağız. Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini öne koyacağız. O işlerini istişareyle yapardı. O işlerini hirm ile, yumuşaklıkla yapardı. O işlerini herkesin görüşünü, herkesin düşüncesini alaraktan yapardı. O hiç kimseye hakaret etmezdi. O hiç kimseye tepeden bakmazdı. O hiç kimseyi önemsiz görmezdi.
O insanlara yardımcı olurdu. İnsanlara yardım ederdi. Bir şey istenildiğinde, istenilene cevap verildi. O insanlarla olan ilişkisini, yumuşaklığın, hoşgörünün üzerine kurmuşturdu. O bir af peygamberi. Af peygamberi. O yüzden bizim burada birbirimizde olan adabımız, erkanımız, bu harimin edebil müfredinde var. Her birimiz koltuğumuzun altında birer tane edebil müfredi olacak.
Biz edebil müfredden bir Müslümanın, bir müminin ahlakının nasıl olması gerektiğini bakıp, onu uygulamaya sokacağız. Sufi ahlak abidesidir tabiri caizse. Sufilik Allah'ın sıfatlarında sıfatlanmak ise, bu en güzel ahlaktır. O yüzden fena olacaksak biz, fenayı, Hz. Allah'ın terbiyesine kendimizi teslim ederekten yaşayacağız. Bizim için fena, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanıp, Hz. Allah'ın sıfatıyla sıfatlanmaktır. Bunun yolu belli edeceğim. Ben size dogmatik bir ahlaki ölçüler, dogmatik bir tek tek terbiyesi ne yazık ki söylemeyeceğim. Size tavsiye edeceğim şey, birer tane edebil müfredi almak.
Edebil müfredi koltuğunuzun altında olsun. Size tavsiye edeceğim şey, evinizde, burada, dışarıda, sokakta, iş yerinizde, nerede olursanız olun, İslam ahlakının önünde tutuldu. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanıp. Önemli değil tekke adabını sizin bilip bilmemeniz. Benim için önemli olan bir kişinin kalbini kıldın ise kıldın namaz, namaz değil. Bir kimsenin gönlünü incittiyseniz, yaptığınız zikir zikirdeydi. Bir kimseyi siz, burada, bir kardeşiniz kim olursa olsun, birisine herhangi bir böyle bir noktada, Kuran ve sünnetin dışında davranışta bulunup, onu küstürüp, onu incitip, burayla olan ilişkisini kestiyse ona günah kebari olmak yeter. Ona günah kebari olmak yeter.
Ben yıllardan beri hep kardeşlere şunu derim. Arkadaşlar, kimsenin işine aşına, eşine karışmayın. Özel hayatına karışmayın. Buraya gelen herkese hizmet edin. Herkese hizmet edin. Sizin çavuşunuz, zâkiriniz, hizmet edeninizdir. Buranın emri kim? Ümmetine hizmet edendir. Buranın çavuşu kim? Buraya hizmet eden kimse. Buranın görevlisi kim? Buraya hizmet eden kimse kardeşim. Emreden değil. Emreden hizmet eden değildir. Hizmet alandır. Birisi size emrediyorsa o hizmet alıyordur, o hizmet etmiyordur. Birisi size kalk tuvaleti temizlediyorsa o emrediyor. O hizmet etmiyor. O hizmet alıyor. Size tuvalet temizletmeyi emrederekten hizmet alıyor sizlerden.
O buranın çavuşu değildir. O buranın yetimlisi değildir. Geldi mescide bedevinin birisi, işecek. Örnek. Kimden? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden. Sahabe ona kızmak istedi. Durun dedi. Eline bir su aldı, bir de süpürge gibi bir şey alıyor, çalı gibi bir şey. Gitti, bedevinin işeceği yere su döktü, karıştırdı orayı. Bedeviye, ibadethanelere işenmeyeceğini anlattı Hz. Peygamber. Sahabe ona kızmak istedi. O kız mı? Ona öğretti doğrusunu. Buraya gelen bir kimse, orta yere çok affedersiniz, kakasını dahi yaparlar. Siz onu temizlemekle mükellefsiniz. O kimse kızmakla değil. Kızıyorsanız Hz. Peygamber Efendimizin sünnetini terk ettiniz.
Onun halini terk ettiniz. Evinize geldi birisi, evinize gelen birisi evinizin ortasına kakasını yaptığında, siz ona kızıyorsanız sünnet-i resimlahı terk ettiniz. Siz ona hiçbir şey demeden yaptığı şeyi temizleyip atacaksınız kenara. Eğer Hz. Peygamber de fani olacaksanız, onun yolu bu. Yok biz nefsimizde fani olacağız diyorsanız, böyle bir şey yapalım, dövceniz atacağınız kenara. O zaman da nefsel fani olmaktır. Şeytan yaptır bunu. O yüzden kıymetli kardeşler, bayanlar erkekler, hepinize sözler. Birisinin kalbini kırdıysanız, siz bu yolu ihanet ettiniz. Yol, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir yol. Birisine ters davrandınız, sert baktınız, onun gönlünü incittiyseniz, ya ben geleceğim ama orada filanca kimse bana böyle yaptı.
Ben o yüzden gelemiyorum dedi mi birisi? O kimse kendisini bir yer eşecesin, karga gibi gömsün kendini oraya. Niçin? O yola ihanet etti. Ya onun da imtihanı oymuş. Yok ben, senin de imtihanı olsaydı ne olur ki öyle bir şey. O yüzden kardeşlik hukukunuzu kontrolü götürün, kontrol altına alın. Hiç kimse sizden zarar görmesin.
Hiç kimse tepeden bakmayın. Hiç kimseyi incikmeyin. Hiç kimseyi kırmayın. Hiçbir kardeşinizin dedikodusunu bir başkasına yapmayın. Hiçbir kardeşinizin gıybetini bir başkasına yapmayın. Hiçbir kimsenin eksikliğini bir başkasına götürmeyin. Aranızda fitne çıkarmayın. Aranızda gıybet çıkarmayın. Aranızda eksiklik noksanını çıkarmayın. Bu sizi dinen batırır. O yüzden bizim tekke edebimiz, ağzımız, Hz. Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri'nin sünnetine tavir eder. Yok işte kapıdan içeri girerken selam verecek de, işte ayağını mühürleyecek de, yok sağ ayağını sol baş parmağının üzerine mühür yapacaksa, bunlar işin şekli.
Bunlar işin şekli. Adam o gönlünü mühürlemedikten sonra, dilini harama mühürlemedikten sonra, gözünü harama mühürlemedikten sonra, istediği kadar ayağını ayağının üzerine mühürlesin. O yüzden sünnet-i Resulullah'a tavır olacağız. İnşallah. İnşallah. Bir anne, bir baba, oğluna vasiyetinde, amcan ile halını cenazemize getirtirme diye söylüyorlar.
Bu evlat kararsız, bu durumda ben ne yapayım, izin verirsem durumum ne olur, izin vermesem ne olur. Dinimizde böyle vasiyetlerin hükmüne de teşekkür ederim. Dinde böyle bir vasiyet cahil değildir. İnsanların birbirlerinin arasında buğza, küskünlüğe, birbirlerinin arasında böyle akrabaların arasında gerginliğe yol açacak doğru vasiyetler değildir. Böyle vasiyet eden insanlar cahildir. Cahillerin hükmü ile hükmedilmez. Cahildir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine İslam öncesi verilmiş olan sözlerin hükmü sorulunca haram olanlara tabi olmayabilir. Vasiyet noktasında da vasiyetler haramsa o vasiyetlere tabi olmaz. Müminin mü'minden üç günden fazlası küs durması caiz değildir.
Bir kimse halın, amcan gelmesin deyince böyle ki küslükleri üç günden fazla. Üç günden fazla olan küslükler İslam ahlakı değildir. O yüzden onlara tabi olunmaz. Tabi olmak maruftadır. Yani iyiliktedir. Allah bizi iyiliğe tabi olanlardan ayırsın. Hafiz zikrin Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ile Ebu Bakir Efendimiz'in sevgi mağarasında kaldıklarında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Ebu Bekir'e öğrettiği yazıyordu.
Cendi zikrin de Hz. Ali Efendimiz'e çıktığı yazıyordu. Bu konu ile ilgili bizi aydınlatır mısınız? Evet normalde böyle bir rivayet vardır. Hz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hafiz zikri Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in öğrettiği söylenir mağarada. Mağarada hani müşrikler gelirler ya mağaranın önüne kadar. Mağaranın önünde müşrikler mağaranın önüne kadar gelince Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e bir an Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir zarar gelecek diye endişeye kapılıp endişeye kapılınca ya Ebu Bekir korkma Allah bizim nedir diye Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Ebu Bekir Efendimiz'e sükunet gösterir. Ona sükuneti öğretir.
Rivayet edilir ki orada Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e dilini damağına daya ve Allah'ın zikrettiği zikri talim ettirdiği söylenir. Ama velakin zikri, hafi zikrin bu noktadaki ayet-i kerimedeki karşılığı Peygamberlerden birisine hangisiydi susma emri olan Zekeriya yani. Susma emri hangisiydi. Biz sana sus dedik Allah'ın zikrini bırakma dedik. Bırakma dedik diye Zekeriya aleyhisselam olması lazım. Bildiğim kadarıyla. Cenab-ı Hak bir peygamberin susma orucu verir. Konuşmama, susacaksın da ve o peygamber Zekeriya aleyhisselam olması lazım. Aklında kaldığı kadarıyla. Efendim? Hz. İlayim için mi? Yok değil, peygamber. Üç günlük bir susma orucu vardır. Kim? Zekeriya aleyhisselam. Zekeriya aleyhisselam.
Ona ayeti kerimede der ki biz sana sus dedik Allah'ın zikrini bırak demedik. Ayeti kerimede. Ve böylece hafiz zikrullahın ayeti kerimede ki bir karşılığı odur. Hafiz zikrullah. Gizli zikrullah. Yani dilini damar dayanıp, dilinle hiç zikrullah yapmazsın ondan. Zikri hafi, zikrettiğini dışarı hiç belli etmemelidir. Gerçek zikri hafi. Zikri hafi demek, biz hafi zikrullah erbabıyız demek değildir.
Veya tabi kimse eline tesbih aldı sessiz zikrullah yapıyor. O zikri hafi değildir. Var ya siz hani yüksek sesle değil, alçak bir sesle Allah'ı zikredin. O onu yapıyor. Zikri hafi de o kimsenin zikrettiğine dair elinizde zahiri bir delil yok. Bir işle iştigal ediyor zannediyorsunuz. Kadın yemek karıştırıyor mutfakta.
Ama içinden la la hillallah, la la hillallah, la la hillallah devam ediyor. Sıvacı duvarı sıvıyor. Atıyor sıvayı içinden la la hillallah, la la hillallah, la la hillallah atıyor. Veyahut da işte kim boyacı boyuyor, içinden la la hillallah, la la hillallah boyuyor. Bu gizli zikirdir. Zikri hafi budur. Eline tesbih aldı. Televizyon karşısında veya herhangi bir yerde tesbih çekiyor, tesbih elinde. Bu zikri hafi değildir. Bu sessiz zikir yapıyor. Zikri hafi gizli. Gizli. Hiç kim su esniden onun zikir yaptığını bilmiyor. Ancak kalp ehli olanlar biliyor. Ancak onun gönlünde zikrullah olduğunu, o gönül perdesini açmış olanlar biliyor. İşte o, zikri hafidir. Zikri cehri ise, bir şekilde o kimsenin zikrettiği belli. Ya elinde tesbih var, ya elinde zikirmatik var, ya da kafasına arkadaş sallaya sallaya gidiyor yollar.
Veya böyle, çok baba derviş kalbine koymuş elini, yolda böyle gidiyor. Eli böyle cebinde, belli. Ay, ne baba derviş. Bakın ben zikrediyorum. Görürsünüz. Ne dermiştir o? Hemen yanına git böyle duasına. Bir ibadeti izhar eden kimse, o ibadetini dışarı yapıyor. Yolda giderken böyle zikrettiğinizi belli etmeyin.
Elinize doksan dokuzda alıp böyle yolda yürümeyin. O sufilik değildir. O sufilik değildir. Elinde tesbih filan olmadan yolda giderken içinden la la illallah, la la illallah hatta yürüyüş zikri farklıdır. Yürüyüş zikri Allah'tır. Sufine. Sufi yolda giderken Allah, Allah, Allah. Yürüyüş zikredir. Bir yerden bir yere giderken başlarsan Allah, Allah, Allah. Hiç kimseye belli etmezsin. Koşuyor. Allah, Allah, Allah, Allah. Koşuyor.
Böyle ben yürüyüş zikri yapıyorum. Aaa. Yok öyle bir şey yok. Sufi terbiyesi değildir. Sufi, nafilelerini saklar. Nafilelerini gizlerler. Bu sufi terbiyesidir. Tarikat ise ishar eder. Gösterişe düşürür insanları. Sufiler dışarıda alamet bağlamazlar kafalarına. Sarık sarmak alamettir. Gerçek sufiler dışarıda alametleri yoktur.
Herkesin kıyafeti nasılsa onların da kıyafetleri aynıdır. Bakın herkesin kıyafeti nasılsa onların da kıyafetleri aynıdır. Herkes nasıl giyiniyorsa muhakkır daireler. Onlar da öyle giyinirler. Dışarıda sarıkla dolaşalım, takkeyle dolaşalım, cübbeyle dolaşalım, şallarla dolaşalım. Sufi hareketi değildir. Hiç değildir. Bunlar ne zaman tarikatlaşıldı o zaman oldu bunlar. Hani meşhurdur ya kızlar.
Hz. Melina'nın emirisi gelir der ki ya pir, bütün kıyafetlerimi Hz. Peygamber'e benzettim. Kuşağı nasıldı der. Bana anlatır mısın? Belline nasıl kuşak sarardı? O da ona der ki sen tam onun sardığı gibi kuşağı sararsan tam bir Ebu Cehil olursun der. Şaşırır. Ama tespit muhteşemdir. Der ki sen kıyafetin içerisindeki Muhammed'e bak.
Yoksa der kıyafete bakarsan Ebu Cehil de aynı kıyafetten der. Ebu Cehil'in kıyafetiyle Muhammed Mustafa'nın kıyafetinin arasında bir fark yoktu der. Fark neydi? İçindekiydi. O yüzden önemli olan insanın içidir. Allah sizin suretlerinize değil siretinize, içinize bakar. Senin suretin İslam olmuş, siretin İslam olmadıktan sonra bir anlamı yok.
Senin için siretin İslam olsun. Senin siretin ahlak olsun. Senin siretin için zikir olsun. Senin dışarıda kafa sallamana gerek yok. Sen Allah'ı yürüyüş zikrinde zikrederekten yürüyorsak önemli olan o. Eğer elini doksan dokuzluk tesbih aldın sallaya sallaya gidiyorsun. Zikrede zikrede gidiyorsun cennete. O değildir önemli olan. Önemli olan tesbih elinde olmadan da senin Allah diyerekten yürümendir. Allah bizi onlardan eylesin. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hz. Ebu Bakır ile ilgili eğer dünyadan dost seçecek olsaydın yine seni seçerdin diyor. Sen benim sadece İslam kardeşimsin diyor. Bu bağlamda neden dost seçmediğini ve bizlerin de mi seçmemesi gerektiğini açıklamasınız. Teşekkür ederim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir veçesi sevilendir. Bir veçesi de sevendir herkes.
Ama Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin seven veçesi Hz. Allah'adır. Sevilen veçesi ise ashabına karşıdır ve ümmetine karşıdır. Ümmetine karşı sevilendir. Hz. Allah'a karşı severler. O yüzden bu demek değildir ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin dostu yok. Bütün sahabeler bu manada onun arkadaşı, kardeşi, dostuydu. Deccal şeytanın soyundan gelen en büyük şeytan mıdır? Deccal, Adem aleyhisselamdan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin gelince kadar bütün Peygamberlerin kendi ümmetlerini korkuttukları bir şahıstır. Biz buna şahs-ı manevi dersek, sanki kendisinin ortada olmadığı gibi bir şey söz konusu olur. Bir tarafı şahs-ı manevidir, öyle diyelim. Bir tarafı da şahs-ı zahiridir diyelim.
Şahs-ı manevidir dediğim şey şu, manevi derken o kimsenin normalde var olan o şahsın Deccal'ın özelliklerini taşıdığımız, Deccal'ın fiiliyatları üzerinde tecelli etmiştir. Bir taraftan baktığımızda insan, ama insanın arkasında bütün Deccal'ın sıfatları ve faaliyetleri var. Şimdi, Adem'den itibaren her dönemin kendine ait bir Deccal olmuştur. Ben onu biraz daha genelleştireyim. Her dönemin Deccal'ı vardır. Her sokağın, her evin de Deccal'ı vardır. Her şehrin Deccal'ı vardır. Her kazanın Deccal'ı vardır. Her mahallenin Deccal'ı vardır. Her sokağın Deccal'ı vardır. Her evin de Deccal'ı vardır. Deccal nedir? Seni Kur'an ve Sünnet'ten uzaklaştıran oğludur. Her evin Deccal olduğu gibi, her insanın da Deccal'ı vardır.
Biz kendi Deccal'ımızı kendi içimizde taşırız. Bunu şimdi biz farklı veçeden bakalım. Bu normalde metaforu kullanan tasavvuf dünyasının içerisinde Muhittin Arabi'dir. Arabi, Allah'ın 40 tane abdal kulu vardır. Bunların 20 tanesi İbrahim gönüllüdür. Hadis-i şerifini biraz daha böyle zayıf hadis de deseler bazı hadisçiler bunu genelleştirir.
Arabiye göre üçler, beşler, yediler, kırklar bunlar üç, beş, yedi, kırk hadis şerifte sabittir. Kırktan devam eder Arabi, metafor kullanır. Kırklardan, seksen, seksenden, yüz yirmi, yüz yirmiden, iki yüz kırk, iki yüz kırktan, işte dört yüz seksen, dört yüz seksenden, bin altmış böyle devam eder. Binler, iki binler, üç binler, beş binler diye normalde buna devam eder Arabi. Arabi'nin metaforunda, bunu hadis-i şerife dayandır ki hadis-i şerif de var bu konuda. Her mahallenin bir kutbu olduğunu söylenir. Mahallenin kutbudur o. Mahallenin kutbu var ise onun karşısında da bir deccan vardır. Ben bunu biraz daha daireyi genişletiyorum. Arabi mahallede bırakmış, ben diyorum ki her sokağın içerisinde bir kutup vardır.
O sokağın içerisindeki kutup nedir? O sokakta Allah'ı seven, Resulullah'ı seven, sallallahu aleyhi ve sellem seven bir kimse vardır. Bunu bir çift daha ilerse bunun karşısında şeytana kulluk eden de var. O zaman ben bunu biraz daha arttırıyorum. Her evde de bir kutup vardır. Evin içinde annedir, babadır, çocuktur. Birisi manevi kimliğe ve kişiliğe sahiptir. Birisi evde namazı kılalım, orucu tutalım diyorsa o evin kutludur. Kadın erkek önemli değil. Birisi evin içerisinde Allah'ı severim, Allah'ı zikrederim. O böyle gözün tesbihde sende, secdat eder, namazda, niyazda, oruçta, gözü orada onun. Evin içinde böyle birisi varsa evin kutbu odursun. Onun karşısında da muhakkak bir deccan oturur.
E varın artık siz deccallardan olanlardan olmayın. Evin deccalı olmayın. Evin deccalı ne? Ya hadi camiye gidelim, ya her gün camiye mi gidelim? Hadi zikre gidelim, bu haftada gitmeye verelim. Ne o bugün gene ders mi var? Sizin dersiniz de bitmiyor canım. Ya sen bunları bu tarikata veya bu topluluğa gittiğinden beri senin yüzünü gören cennetlik. Eğer bir evde Kur'an ve sünnete dayalı bir şey istemeyen birisi varsa evin deccalı olur. Hadi içimize dönelim. Biz içimizde namaz kılalım dediğimizde bir duygu biraz sonra diyorsa o bizim de içimizdeki deccalda olur. O zaman deccaliyete bakarken biz, meseleyi böyle o hadis şeritlerde beyan edilen büyük deccalı beklemenize gerek yok.
Hepimizin içinde bir deccal var, hepimizde de yeter var. Hepimizin evinde, sokağında, mahallesinde, beldesinde, şehrinde, ilinde, ilçesinde, memleketinden bir deccal var mı? Herkes yetiyor ondan. O zaman birisi Kur'an ve sünnet tarihinde bir şey söyledi ona birisi de karşı çıkıyorsa deccalı. Ya işte deccal gelmiş, ya deccalın gelmiş demene gerek yok, deccal hiç gitmedi ki gelsin. Anamdan beri bahsettiler bize. E deccal vazifede. E kardeş hep vazifedeydi. Ya bir arada deccal Atatürk olarak göstermişlerdi ya. Ha deccal Atatürk diyorlardı. Mehdi de geldi, deccal da geldi. Soruyorduk biz ya Mehdi kimdi, deccal kimdi. Mehdi Bediüzzaman sayıdı Nursi idi, deccal da Atatürktü.
Başlıyorlardı Atatürk'ün bir gözünün kör olduğunu. Onlar mı atıyorlardı bize? Şaşır diyorlardı. Evet, şaşır diyorlardı. Bir gözü kör. Yok bir gözü çıkmış da sonradan ona göz takmışlar. Aslında bir gözü körmüş de onu ameliyat etmişler. Gözü kör olduğunu göstermesinler diye. Yok bir başkası Atatürk'ün karnında kafir olarak yazıldığını görmüş. Kim gördü? Bizim üstadımızın üstadı gördü. Yok bizim işte kalp açık bir ehli bir kimse gördü. Biz bunları duya duyan, dinleyen dinleyen büyüdük. Ve Mehdi o esnada Bediüzzaman Said-i Nursi idi. Bize Nurcu kardeşler, abiler diyorlardı kesin. Ne Mehdi bekliyorsunuz? Mehdi geldi vazifesini yaptı gitti. Yani biz bozulmayı bekliyoruz, kıyameti bekliyorlar.
Biz sufiken aynı girdaba bir ara biz de katıldık. Şeyh Efendi dedi ki, demiş, benim yanımda demedi. 98'de zuhur edecek dedi. Bütün herkes 98'de Mehdi zuhur edecek diye. Bizden askere gitmeyen arkadaşlar oldu. Ardından tehir oldu demiş. Bunları ben şahit değilim. Arkadaşların söylemesi benim yanımda hiç söylemedi. Ondan sonra 2002'ye tehir oldu. Ardından işte ondan sonra şu buna şahit. Oğlum söylenen, söylenilen tarihlerin hiçbirisi de çıkmadı. Ben size bir şey söyleyemez. Oysa kendisi rüya görmüş mesela. Kendisi rüya gördüğümde, gördüğümde Çorum Hacı Mustafa Hazretleri'ni anlatmış.
Çorum Hacı Mustafa Hazretleri ona demiş ki, evladım sen Mehdi'yi görseysin. Şimdi ama buradaki insanların bu duruş noktalarını ben böyle yanlış tevil ettiler noktasında değilim. Eksik tevil ettiler. Görünen her Mehdi kendi zamanının ve kendi çevresinin Mehdi'siydi. Görünen her deccal da kendi zamanının ve kendi çevresinin deccalıydı. Tevil eksikliği buydu. Şimdi diyorlar ki işte burada yazmış, kardeşimiz günümüzde yaşadığı ve kendisine mürid topladığı söyleniyor. O hep yaşıyor diyor. O hep mürid topluyor kendisine. Hep mürid topluyor. Benden sonra 33 tane yalancı peygamber gelmedikçe kıyamet kopmaz. Biz şimdi otursak, İslam dinasındaki kendisini peygamber görenlere bir bakmış olsak, 33'ten fazladır.
Bu ne demek biliyor musunuz? Bu 33 tane yalancı peygamber, o her dönemde yaşayacak olan var. Bu dönemde 33 tane yalancı peygamber var. Her dönemde 33 tane yalancı peygamber çıkacak. Var mı? Her cevap var. Kimisi siyasi, kimisi dini, kimisi içtimai, kimisi sosyal. Bu çıkıyor. Adam kendisini peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yerine koyuyorlar. Her cevap var. Sardak ya resulallah. Ve o normalde her dönem o yalancı peygamberler aynı zamanda deccanın vazifesini yapıyor. Çünkü deccan, ben peygamberim dedi. Hayır. Ben peygamberim diyenleri tefekkür edecek. Şimdi.
Hadi şerif var. Ben Nebim diye var mı? Ben Resul diye var mı? Bunlar da mürid topluyorlar mı böyle? Topluyorlar. Buyurun, hoş geldin 23 Nisan. Biz hiç içimizden çıkan beccalları görmüyoruz. Unutmayın. Ben peygamberim diye Müslümanların içinden çıktı. Kim? Müseylemetül Kezza. Ben peygamberim diye çıktığımda yeni bir kitap getirdim demedi. Ya. Ya. Dedi ki ben peygamberim peygamberlerine de iman ediyorum. Zekati kaltırdım senden. Berkeyi kaltırdım. Zekati ve berkeyi kaltırdım.
Bab-ül Fiten Buhari. Dinde var olan bir şey, bir kimse yok görürse küfür ehledir. Dinde olmayan bir şeyi dinlenmiş gibi gösterirse yine küfür ehledir. Dinde var olan bir şeyi tebdil eder, değiştirirse yine küfür ehledir. Kim bu üç hareketten birisini yaparsanız deccalleriz. Mürid toplarlar mı? El cevap evet. Şeytan, deccal kimlerin suretine giremez? Velilerin, mürsibi kamillerin, müminlerin, gerçek müminlerin şekline şemaline giremez. Cennet ve cehennem gerçekten var mıdır? Gerçekten var. Şehadet eder misin? Evet. Cennet, cehennem var mı? Var gerçekten.
Şehadet eder misiniz? Evet. Kendi nefsim için söylüyorum. Cin gerçekten var mı? Var. Şehadet eder misiniz? Evet. Dinler Allah'a ulaşmak için bir araç mıdır? Evet. Allah'ı bilmek için araç mıdır? Allah'a kimse ulaşamaz. Biz bunu Türkçe'de Allah'a ulaşmak olarak nitelendiririz de bu Allah'ı bilmek manasıdır. Allah ulaşılacak bir yerde değildir çünkü. Allah'a ulaşılacak bir yer noktasında koyarsak mekan söz konusu olur. Yön söz konusu olur. Bir kişinin hatasını görüyoruz ve siz bunu hakkın gösterdiğini, hatasını gördüğümüz kişiye nasihat etmemizi ve ona dua etmemiz gerektiğini söylemişsiniz. Ama o kişinin düzelmediğini görüyoruz.
Bu noktada ne yapmalıyız? O zaman biz halisane dua etmedik. Hani geldiler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine bir gençliğe alakalı bir eksiklik söylediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine dedi ki o namaz kılıyor mu? Evet. Namaz onu kötülükten alıkor dedi. Bir müddet sonra o kimsenin o kötülüğünü terk ettiğini söylediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine dedi ki demedim size namaz insanı kötülükten alıkor diye. O zaman bir kimsenin üzerinde bir eksiklik noksanlık görüyorsak bu kardeşimizin üzerine biz halisane dua edelim. Cenen Bakan'ın o eksiklikten kurtarsan inşallah. Network marketing sistemiyle çalışan megaholding.
Seriol olmak caiz midir? Eğer caiz değilse bu işe girmek isteyenleri ne şekilde ikna etmek gerekir? Bunun ne olduğunu bilmiyorum ben. Bunun nasıl bir şey olduğunu da bilmiyorum. O yüzden bu tip şeyleri bilmediğim şeylerle alakalı konuşmam caiz olmaz. Ama ve lakin bu böyle bir alışveriş, böyle mal satımı gibi bir şey mi bu? Soruyu sorandı. Bir ürünü sattıkça üyeden de para kazanıyor. Sen de sattın. Bu yüzden adam para kazanmış. Ha birbirini kandırma modeli. Ben sana geldim üye sattım. Seni üye ettim.
Beni üye yapıyorsunuz. Bir şirkete değilim. Hoşliketin ürünleri var. Ben hoşliketin ürünlerini satıyorum. Benim sattığım ürün üzerinden yüzde üç, yüzde beş, sizde, size de oradan Karp'a ilgili bir para veriyorlar. Ben öyle bir şey açayım o zaman. Herkese de emredeyim. Herkese de emredeyim. En zengin ben mi olacağım o zaman? Evet. Tamam. Ben ne yapacağım diye düşünüyordum. Bu ara kendi kendimi işsizim diyordum ya. Emekli de etsin diyordum. Bak emekli yok etmemem gerekiyormuş. Bizim mühendis de soruyor. Ne iş yapacaksın diye. İnşaat mühendisi. Bak işi buldum ben. Herkese şimdi bir üye edeceğim. Tek kalemle.
Herkese de birer tane almak vacip hükmünde diyeceğim. Ne olacak millete böyle çelik tencere, çelik tava aldılar. Benim de bir seferlik bir şirket kursam şirketten alsalar. Ne olacak? Gazete aldılar, dergi aldılar, üye ettiler. Öyle değil mi? Neden gülüyorsunuz? Gazeteye abone etmekle buraya şirkete abone etmenin arasında bir fark var mı hocam?
Gazete de ticari meta değil mi? Ticari meta. Eee? Gazete de ticari meta. Çelik tencere de tava da ticari meta. Dergi de ticari meta. Ticari meta. Okul, yurt, hastane ticari meta. Kitap ticari meta. Bunları gülmüyorsunuz da neymiş şirketin adı? Network sisteminden. Ben sizi şimdi üye edeceğim. Bana mı gülüyorsunuz? Siz de gidin sizler. Bana gelince yok demek bir şey. Öyle değil mi? Gazeteye abone etmiyorlar mı din adını sizi? Dergilere abone etmiyorlar mı din adına? Din adına bu memlekette az mı tencere tava satıldı?
Din adına az mı bankalara üye olundu? Veyahut da ne bileyim holdinglerden kar payı ortaklıkları kuruldu? Network meselesini iyice inceleyim ben. Yeter artık. Bu cemaatin de zengin olması lazım. Buranın da kendi ayaklarının üzerinde çıkması lazım. Bizim de muhakkak para kazanmamız lazım. Para kazanmadan hizmetler olmuyor mu? Bak yer tutuluyor, buraya masraf ediliyor. Kapının önünde cd'ler mi satılacak? Beş liradan değil. Beş liradan verirseniz hakkımız helal olmaz. Cd bulursanız artık pavuk eller cebe. Çek senet de kabul ederiz. Işıkları kapatalım. Çek yoksa çek karnesi getirmediniz mi buraya?
Kredi kartını ne yapacağız? Post makine nasıl lazım? Vergi giriyor. Paralelden içeri mi aktaracağım? Öyle resmi işlere giriş yok. Herkes aminle yazacak çekleri. Bırakacak gidecek, imzalacak. Senetleri imzalacak gidecek. Ya da canlı dolar, euro ne atarsanız atacaksınız artık. Güzel bir soru.
Gönlün sadece Müslümanlara mı açıktır? Dostluğun sadece Müslümanlara mıdır? Demiş bir kardeşimiz. Hz. Mevlana mesnevisinde şöyle bir ibarete bulunur. Müminleri üzüme, mümin olmayanları da koruya benzetirsin. Mümin olmayanları koruya benzetirsin. Hiçbir bahçıvan gördünüz mü korukları kesip atan? Koruklarla günü geldiğinde ne olur? Üzüm olur. O yüzden bizim dostluğumuz kim dost görmek isterse ona. Harika oluyor. Hele bizim orada koruk suyundan bir şey yapıyorlar. İçecek şerbet gibi koruk suyu diyoruz biz ona. Bak dilim şimdi hemen şey oldu bak, sulandı. Gerçekten bizim oranın yaptığı koruk suyunu kimse yapamaz.
Her yerde yapıyorlar. Yok. Bizim orada bir koruk suyu yaparlar. Bütün yaz, bütün herkes yanıktırıyor. Bizim orası çok sıcak oluyor. Yazı koruk suyundan geçerler. O insanın hararetini de keser. Çok lezzetli olur. Şu ana kadar tam üç kere bir kuş bülbül benimle konuştu. Ama ben de bilmediğim bir dille konuştum. Gerçekten bülbül diye bir şey var mı? Bu güzel bir soru. Gerçekten var mıdır, yok mıdır? Biz var olarak görüyoruz ama ben onu gerçek görmüyorum. Piseşik bir vaka gibi görebilirsiniz beni. Sizler de gerçekteysiniz. Zikrullah halakasını oturan bir kimse gerçekteyidir. Ben çok zorlu için bunu.
Ben Allah'ı zikredenler olarak söyleyeyim bunu. Ama halakayı zikrullah'taki hiç gerçekteyiz. Hani böyle gerçekmiş gibi görüyorsanız aldanıyorsunuz. Kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder. Allah'ın birisini zikretmesini nasıl tefsir edecek, kim tefsir edecek onu?
Gerçek manada ancak Allah'ı Allah tenzih edebilir, tesbih edebilir, zikredebilir diye ibare vardır. Öyle değil mi hocam? O zaman madem ki İmam Azam Hazretleri der ki Allah'ın sıfatlarını gerçek manada ancak Allah bilir. Allah'ı tenzih, tesbih eden de gerçek manada ancak Allah'tır der. Bütün ehl-i zahir ilmin de bütün hadisçilerin, fıkıhçıların, kelamcıların toplandığı ortak noktadır. Allah'ı gerçek manada tesbih ve tenzih eden ancak Allah'tır. İyi. Buraya kadar büyük sıkıntı var mı? Yok yok. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder.
Allah zikrederse Allah'ı tesbih ve tenzih edecek, zikredecek olan gerçek manada kendisi ise bunun içinden çıkacak birisi lazım. Hocam söyle bakalım. Ne diyeceğiz? Cenab-ı Allah kendini zikrediyor. Öyle mi? Ben sana soruyorum. Kafamı almıyor. İlahiyatlı olan sensin. Abi istedim. Halim yok efendim. Yok estağfurullah. Zahir soruyorum. Şimdi ibare, kanun, kaide öyle değil mi? Doğru. İlim derler. Allah'ı tesbih ve tenzih edenler, zikreden gerçek manada Allah'ın kendisidir. Doğru mu tesbih? Doğru. Resulullah da öyle demiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de öyle demiş. Öyle değil mi?
Tamam mı? Ben fikiriz. Peki. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Hocaya sordum. Herkes sana soruyacak. Ben öğrencimim senin geldim sınıfa dedim ki. Hocam Allah'ı tesbih eden, tenzih eden gerçek manada zikreden Allah'tan başka birisi var mıdır? Sen de diyecek ki yoktur diyeceğim. Tamam. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder.
Allah'ı kim tanıtırsa. Kusurum neyim? Allah kim tanıtırsa Allah da onu zikreder. Hocaya sordum. Allah kim tanıtırsa Allah da onu zikredmez. Hocayı sordum sitten Allah kim tanıtırsa Allah'ı tanıtır. Beni düşünelim ama ben buna armağanczę elden. Ne diyeceğiz hocam? Ne diyeceğiz hocam? Cenab-ı Allah üzülünse kendini zikrediyor terim yavaş.
Hadi gelin işini zikreden gerçekmiş bunu görürsün. Mühendis seninle mi yemek yedin? Kiminle yemek yedin? Ben de fark ettim efendim. Böyle bir huzurlar açılınca keyiften zevkten 118 keşi olasın dedi. Kendimi metafizik bir dünyanın içerisinde dolaştığına inanıyorum.
Öyle enteresan şeyler var ki böyle birbirine zincirlemesine bağladığınızda kendinizin bu dünyada olmadığınız varsayına giriyorsunuz. Bu psikolojik bir benimki denklemsizlik olabilir. İbarek hadisle de sabit olsun. Hadisle sabit olan şey şu. Allah'ı tesbih ve tenzih zikreden gerçek manada Allah'ın kendisidir. Ancak Allah kendisini gerçek manada tesbih ve tenzih edebilir. Çünkü Allah'ın zatı tefekkürden uzaktır. Zatı tefekkürden uzak olduğu için zatının ne olduğu meçhulür. Allah'ın zatı meçhulür. Allah'ın zatı meçhul olduğu için biz Allah'ın zatının üzerine fikir yürütmemiz dahi yok.
Biz Allah'ı tenzih ederiz. Allah'ı tenzih etmek, mesela işte Allah'ı bir şeye benzetmeyiz. Öyle değil mi hocam? Öyle değil. Biz Allah'ı herhangi bir şeye benzetmeyeceğiz. Allah hiçbir şeye benzemeyiz. Tenzih. Buyurun edin, teşbih. Allah'ı benzetmeyeceğiz. Bir şeye benzetmeyeceğiz. Teşbih sanatı ya bu. O teşbihten yani benzetmeden uzak koşacağız. Yani Allah'ın kulun görmesi Allah'ın görmesi gibi değildir. Kulun duyması Allah'ın duyması gibi değildir. Benzetmeyeceğiz. Allah'ı tenzih ettik. Allah'ı tesbih ettik. Yani zikrettik. Biz Allah'ı tenzihten münezzeh edip onu tesbih edeceğiz. Yani zikredeceğiz. Peki Allah'ı gerçek manında tenzih ve tesbih eden Allah'ın kendisidir der.
E o zaman Cenab-ı Hak diyor ki kim Allah'ı zikrederse ben onu zikrederim. Allah zikredecek. Allah'ın zikretmesi eksik değildir. Allah kendi kendisini eksik zikreder mi? Haydi. Hoca da etmez diyor burada şimdi. Allah eksik zikretmez evet. Allah eksik rezzaklandırmaz. Eksik rızıklandırmaz. Allah için sıfatlarında hiçbir eksik yoktur. Onu eksiklikten de ne yaparız? Tenzih ederiz biz. Eksiklikten münezzeh edersin. Eksiklikten münezzehse, Cenab-ı Hak'ın eksik bir davranışı, eksik bir fiiliyatı, eksik bir emri ve düşüncesi yoktur. Cenab-ı Hak diyor ki beni zikredeni ben zikrederim.
Peki onun zikrinde eksiklik var mıdır? Yoktur. Yeni için siz zikir halkasında oturanları eksik görür. Yeni için siz şimdi Allah'ı zikredenleri eksik görür. Hocam nasıl çıkacağız şimdi?
Zikrettiği anda, bu kim zikrediyorsa, o zikreden, kendi ihtiyarıyla kendisini Allah'a satmıştır. Zikir esnasında o kulun üzerine eksiklik, noksanlık görenler, Allah'ı eksik ve noksan gördüklerinden dolayı küfür ekli olurlar. Tecid-i iman, tecid-i nikah gerekeceğiz. Bu hüküm çıkar mı hocam? Şimdi zikredenleri nasıl Ahmet Mehmet göreceksin? Zikir halakasını oturanları nasıl şimdi senden benden göreceksin? Bakın kendi eksiklik, kendisini eksik göstermek istemiyor Cenab-ı Hak.
Hani en iyi kendisi tenzih ve tespih eder değil mi? Tenzih ve tespih ediyor. Kim benim zikrinde halakama oturursa, af olmuş olarak oradan kalksın. Sen onda eksiklik görürsen, bak sen eksiklik görürsen, bak sen eksiklik görürsen, çünkü o esnada O, Allah'ın sıfatlarından bir sıfat oldu. O esnada. O esnada onun üzerinde eksiklik gördüğün anda senin çarpıldığın hal.
Allah muhafaza eylesin. Amin. Din ve bilim arasında ilişki var mıdır? Dinin bütün varlık alemiyle ilişkisi vardır. Varlığa bir şey tecelli ettiyse, düştüyse din onunla ilişkidir. Hz. Muhammed neden son peygamber oluyor? Allah öyle istemiş. Cenab-ı Hak seni son peygamber olarak göndermiş. Bu Allah'ın isteği. Bir yaratıcının Allah olduğuna sonradan inandım ama bilimsel olarak araştırınca, Kur'an konusunda yoğun çelişkiler yaşıyordu. Evet, Allah bilinci bilimsel olarak açıklanamaz. Allah inancı bilimsel olarak açıklanamaz. Din, bilimsel olarak açıklanabilecek bir şey değildir.
Dinin bilimsellikle hiç alakası yoktur. Bilimsel bir olgu değildir. Değil mi? Diyeceksiniz ki buna bilimsel diyenler var, onların inancıdır. Benim inancım da din bilimsellikten uzaklaşır. Abdest almanın bilimsel hangi noktasını söyleyebilirsiniz ki bana? İnanç bilimsellikten uzaktır zaten. İnanç 4 kere 4, 16 eder değildir ki. Dinin hiçbir bölümü, hiçbir din, hiçbir inanç sallar mı? Bilimsel değildir. Bilimsel değildir. Duygu bilimsel değildir ki. Birisini gördüğünde hoşuna gitti. Bu bilimsel değildir ki.
Bir erkek bir kadını gördü hoşuna gitti. Ah ben bu kadını hoşuma gitti, bunu nikahlayayım dedi. Bunun bilimsellik bir şey yok ki. Veya bir kadın bir erkeğe baktı hoşuma gitti. Ya ben bununla emredeni dedi. Bunun bilimsel değil yok ki. Din bilimsel değil oldu değil. Kur'an-ı Kerim de bilimsel değil oldu değil. Kur'an-ı Kerim bir fizik kitabı değil, bir matematik kitabı değil, bir kimya kitabı değil.
Bir edep kitabı değil. Bilimsellik açısından bakarsanız bir erkeğin bir annesiyle ilişkiye girmesine engel bir şey yoktur ki. Annesi de kadındır, kız kardeşi de kadındır. Babası da adamdır, öbürki de kızdır. Anne babayı nereden ilişkilendireceksiniz ki siz? Bilimsel olarak bakarsanız o onu doğurmuştur sadece. Başka bir şey değildir.
Anne değildir. Doğurduğu erkeğe alsanız götürseniz başka bir yerde yetiştirseniz annesini hiç tanımazır. Hiçbir bağlantı yok. On beş yıl sonra annesiyle cinsel ilişkiye girer. Hiç kimse ha o senin annemdi demedikten sonra o anne olarak onu görmezler. Birisini anne görme duygusunu bilimsel olarak kim açıklayabilir ki bize? Birisini baba görmeyi bilimsel olarak kim açıklayabilir ki bize? Birisini amca görmeyi bilimsel olarak ne açıklayacak bize? Bilimsellik açısından peygamberin peygamber olduğuna ne delil var ki? Bilimsel açısından Kur'an-ı Kerim'in Kur'an-ı Kerim olduğuna ne delil var ki? Dini bilimsel formatlarla anlamak, anlatmak, insanlara anlatmak bize inanç noktasında hiçbir noktaya getirmez.
İnanmak bilimsellik değildir ki zaten. Yani baktığın zaman bir Budist Buda'nın önüne eğiliyor. Bugün muzları getiriyor, yari yiyor. Neden bugün getirdin, yari yedin diyorsun? Ben bugün ona hediye ettim diyor. Ertesi günde o da bana hediye etti diyor. Dedi ki sen ye bunları. Bunun bilimsellikle ne alakası var? O Budist inanıyor ama. Bakın bir Budist ona inanıyor. Bir Hindu inanıyor. Ben şimdi köleyim ama diyor bir dahaki gelişimde padişah olarak geleceğim diyor. Hep onlardan köleler bir dahaki geldiğinde padişah olarak geleceğine inanıyor. Ona inanıyor o kimse. Bunun bilimsellikle ne bağlantısı var ki? Gaj meyhemine gidip yıkanmakla günahlarından alınacağını düşünüyor.
Ya diyeceksin ki ya mikrobun içine girdi. Ne günahtan alınması? Mikrobun içine hep edecek. Ama orada günahlarından arınacağına inanıyor. Bilimsellikle ne alakası var ki? Biz haç haricasını yerine getiriyoruz. Haç bizim dinimizin olmazsa olmaz farzlarından birisi. Gidip Beytullah'ın etrafına dönmekle günahlarımızdan arındığımıza inanıyoruz. Bilimsellikle ne alakası var ki? Bilimsel olarak düşünürsen Yemen'de de birisi bir Kabetullah yapmaya kalkmış. Dört tane duvar çevirmiş. Gelin demiş buraya haç tavaf edin demiş. Ticaret var ya millet oraya gidiyor ticaret yapıyor. Ticaret benim memleketimde kalsın diye dört duvar çevirip gelin burada tavaf edin demiş.
Tutmamış ama böyle. Bunu duvar karşılıyorsunuz Büyük Millet Meclisi'nde bu tartışılmış bir şeydir Cumhuriyet'in ilk yıllarında. Ankara'daki Anıtkabir'i de normalde Cabetullah gibi tayin edip kanun çıkarıp Anıtkabir'in haç farizasıymış gibi tavaf edilmesine millet meclisinde görüşülmüş bir ülkeydi. Teklif sunulmuş millet meclisine. Şiirler yavrulmuş Araplar Muhammed sizin olsun bizim Peygamberimiz de tık tık diye. Bilimsellikle ne bağlantısı var ki? Yok. Dinde bilimsel bir şey kimse asla hiçbir yerde bırakmaz. Musa aleyhisselam denizin üzerinde yürüdü. Ayetle sabit. Bilimsel olarak açıklasınlar adı. Museviler de buna inanıyor. İseviler de inanıyor. Muhammediler de inanıyor.
O zaman için yaşanmış mı diyorlar. Gözünden gören yok. Hadi bilimsel olarak açıklayalım. Bir Museviye gelin bilimsel olarak açıklayabilir misin bunu? Yok İbrahim aleyhisselama ateş yakmadı. Memleketimizde olan bir şey. Anadolu topraklarında. Nerede? Urfa'da. Hala da tarihçesi var mı var? Hala da konuşuluyor mu? Urfa'da konuşuluyor. Hala da bu tarihçesi konuşulan bir şeyin üzerinde bilimsellik arayamadık. Yok mümkün değil. Dın eşittir bilimsellikten uzaklaşsın. Bilimsel acıyı anlatır mısınız bana? Bilimsel olarak birisi acıyı anlatsınız. Bilimsel olarak birisi sevgisini anlatabilir mi?
E tabi. Bilimsel olarak birisi böyle benim elimi, birisi dost veyahut da tehdit eli olarak nermenli temelde çekiyor. Birisini böyle ensesinden tuttum. Benim tutuşumda iki tecelliyat olacak. Bir dost tecelliyatı, iki düşman tecelliyatı. Aynı şekilde tutacaksın. Bilimsel olarak nereden açıklayacak bunu? Dokunuşu. Hatta ben bir üst daha şehri olarak da dokunabilirim. Şehvani dokunuşumu nereden anlayacak bir kimse? Bilimsel olarak. Bu güzel. Bu çağa kadar binlerce katliam oldu buna karşı neden bir tufan Allah tarafından olmuyor?
Dünya neden yarattı? Evet, bir tufan Cenab-ı Hak vermedi aslında tufanı veriyor da göreyim. Tufanın içindeyiz. Dünyayı neden yarattı biz geleceğiz diye. Faiz olmadığını iddia eden bankalar aracılığı ile bir mal veya eşya alma faiz oluyor mu? Faiz olmadığını iddia eden bankalar. Var mı ya böyle banka ben faizle iştigal etmiyorum diye? Bu katılım bankaları diyorlar ya bu Albaraka gibi işte neyin onların insanı? Asya Finansı, Kuvvet Türk. Bunlar da kendilerine faiz yok diye mi nitelendiriyorlar? Efendim? Kar payı olarak katılım hocam. Onlar paraları kime veriyorlar? Kime diyorlar ki ortak olduk, kar payı var.
E şey ne oldu? Türkiye finans, ihlas finans battım dedi. Ne millet vardı ki paran paran diye. Madem ortak olduk, ortak olduk işletme bakmış. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Biz şimdi hocayla ortak bir iş kurduk. 50 lira o koyduk. 50 lira ben koydum veya 50 lira koydum. Ben hiç para koymadım. Yanıkım yani. Ondan sonra hocaya dedim ki battı para. Hoca ne bağırıyor para mı diye? Ticaret etti, battı. Şimdi normalde bir banka kurdu bir kimse. 300 milyar lirayla banka kurdu. 300 milyar lirayla banka kurdu. Dedi ki ey insanlar gelin paralarınızı yatırın bana. Neden? Siz hepiniz de geri zekalı embesiysiniz.
Kafanız çalışmıyor para kazanmaya, paranızı muhafaza etmeye, paranızla bir iş yapmaya. Getirin salaklar, aptallar, geri zekalılar paranızı bana. Sizin adınıza ben çalıştırayım burada. Benim kafam çok çalışıyor. Sen de götürdün. Aptalsın zaten. Bankaya yatırdın. E zaten aptalsın. Para sana yakışmaz ki. Aptalı para ne yakışacak? O da götürdün batır. Kendisinin batan bir şey yok ki. Batan senin para. İslam ticaretinde bankacılık sektörü yok. İslam ticaretinde bankacılık sektörü yok.
Ama bu ara sohbetlerde bundan çok bahsediyorum. Siz imanınızı yitirdiyseniz medeniyetinizi de yitirmişsinizdir. Medeniyetinizi yitirdiğiniz için sizin kendi medeniyetiniz yoktur. Kendi medeniyetiniz olmadığı için siz başka medeniyeti taklit edersiniz. Asıl taklitçilik Hz. Peygamber sallama aleyhi ve sellem hazretlerinin nefret ettiği taklitçilik budur.
Biz taklitçiliği gömlekte, kravatta, elbisede zannediyoruz. Asıl taklitçilik asıl taklitçilik. İmanınızdan kopmanızdır. Sizin ticaretiniz sizin değil. Sosyal hayatınız sizin değil. İnanç hayatınız sizin değil. Askeri hayatınız sizin değil. Ondan sonra siyasi hayatınız sizin değil. Devlet hayatınız sizin değil. Siz taklidin içindesiniz. Siz taklidin içinde kaldığınızdan dolayı başkalarının üretilmiş olduklarını tüketmekle mükellefsiniz ve zorunlusunuz. Birileri bir şey üretiyor, siz onu tüketiyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik layık hukuk sistemidir. Demokratik bir sistem demokrasi ismi senin mi? Değil. Layık sistem senin mi? Değil.
Hukuk sistemi senin mi? Değil. İslam'da hukuk yoktur. İslam'da adalet var var. İslam adalet dinidir. Hukuk dini değildir. Adalet ve hukukunun arasında fark var var. Hukuk nedir? Herkes beş kilo kaldıracak. Adalet herkes gücü nisbetinde kaldıracak. Hukuk nedir? Kadınlar da erkekler de 50 yaşında emekli olacaktır. Adalet aynı değildir. Kadın da erkek de eşittir. Adalet kadınla erkek eşittir der. Pardon hukuk. Adalet kadınla erkek eşit değildir. Ama biz yenilmişiz.
İmanımızı kaybettiğimizden yenilmişiz. İmanımızı kaybedince biz kavramlar üretememişiz. Biz sistem üretememişiz. Biz kendimizce bir model üretememişiz. Bize üretilmiş modeller tüketiliyor. O yüzden bizim şimdi bankacılık sektörüyle alakalı soru soruyorlar. Ya kardeşim bankacılığın temeli yok İslam'da zaten. Nasıl cevap vereceğim? İslam'da bankacılık sistemi yok. İslam'da satış belli. Ya vadelidir, satış ya peşindir. Daha ileri söyleyelim. İslam'da kağıt para da yoktur. Dini ekonomik sistemde kağıt para yoktur. Çünkü kağıt para enflasyon demektir. Bir yerde kağıt para varsa orada enflasyon vardır.
Enflasyonun olduğu yerde ekonomi doğruluğundayız. Hepsi sefat edersin. Bir şeyde kağıt dönüyorsa sahtekarlık vardır. Sahtekarlık vardır orada. Nasıldır? Çek. Sahtekarlıktır. Kağıttır. Hiçbir değeri yoktur. Hiçbir değeri yoktur. Hatta o kadar değeri yok ki şimdi altı ay geçince hiçbir değeri yok. İstersen bir trilyonluk çek yazdın. Bir trilyonluk çek yazdın. Altı ay ödemedin. Bir şekilde onu ııı geçiştirdin. Unutturdun. Bir şey oldu. Unuttun adam. Altı ay sınıf bir trilyon havaya gitti. İslam'da alışverişlerin kağıda dökülmesi var. Ama o kağıt gününde geçerli olacak. O kağıt senin için bağlayıcı bir şey. Sen o kağıttaki hukuka yumak zorunasın.
Bunların hepsi de bir silindir. Biz şimdi neyi tartışıyoruz İslam dünyasında? Sigortayı tartışıyoruz. Bankacılığı tartışıyoruz. İslam dünyasında hukuk tartışıyor oluyorsun. Sonu yok. Aldatıyorlar bizi. Ben demokrat değilim deyince millet mail yazıyor boyuna bana boyuna mesaj çekiyor. Hocam nasıl demokrat olmasın? Ya Müslüman ol. Ben sana diyorum ki demokrasi bizim sistemimiz değil. Bizim ürettiğimiz bir kavram değil. Bu bizden bir şey değil. Ne demek demokrasi? Herkesin ayrı bir demokrasisi var kafasına göre. Şurası demokrat diyebileceğiniz bir yer var mı? Yok. Şurası adaletle hükmediliyor diyebileceğiniz dünya üzerinde bir yer var mı? Yok.
Allah bizi affetsin. Tartıştığımız hizmetimize attıkları yemler. Yapmış olduğu iş gereği fatura başı hizmet bedeli almak değil. Yalnız kredi kartıyla ödemelerde artı komisyon uygulanmaktadır. Bu alınan komisyon faiz oluyor. Daha bir harbiyle aranızdaki hiçbir şey de faiz yok. En güzel İmam Azam Hazretleri fetvası bizi kurtaracak olan. Evet bugün gündüzden kalan soru kadınlar neden babaya neden evlenince eşe itaat ediliyor? Neden kadın erkeğe itaat etsin? O zaman kadının değeri nasıl oluyor? Din bu. Din kız çocuklarını evleninceye kadar babaya itaat etmesine evlenmiş. Evlendikten sonra da kocaya itaat etmesine evlenmiş. İtaatte kurulmasının et ailesinden.
Ben hem Müslümanım hem de babaya itaat etmeyeceğim deme hakkınız yok. Müslümansanız babanıza itaat edeceksiniz. Ben hem Müslümanım hem de kocama itaat etmek zorunluluğum yok deme hakkınız yok. Müslümansanız kocanıza itaat edeceksiniz. Bunun matematiği bu. Ben itaat etmeyeceğim. Adam da seni der ki itaat etmeyeceksin. Boşar. Çok basit. Ya böyle din olur mu? Dinimiz böyle bir zaten. Dini tartışmamıza gerek yok. Din yaşanacak bir şey. İnanıyorsan yaşayacaksın. Dinin kuralları bu. Yoksa bunun arkasında şunu da söylemek çok basit. Neden onu tutuyoruz ki?
Nasıl yapmaz be ya? Neden inanıyoruz ki o zaman? Çok açık konuşuyorum, çok açık tartışıyorum. E ben inanmam. İnanmayabilirsin. Sana inanacaksın diye Allah zorlamıyor zaten. Allah'ın zorlamadığını ben de zorlamıyorum. Hiçbir Müslümanın da zorlamadığının zorluğunu yok. Kişi okuyarak mı olgunlaşır ya da yaşadıklarıyla mı olgunlaşır? Okuyarak bilir, yaşayarak tecrübe edilir. Ya ikisi de lazımdır. Hem okuyarak da bilecek ki, hem de yaşayarak ne yapacak? Tecrübe sahip edecek.
Ve ikisi o kimsede kemale ercek. Ailemennâhûn. La ilahe illallah. La ilallah. Elhamdülillahi rabbil âlimine. El Fatiha ma selam.
Hem bayan kardeşler hem de erkek kardeşler. Bugün güzel bir gün geçirdim İzmit'te. Allah hepinizden de razı olsun. Yeriniz çok güzel olmuş. Cenab-ı Hak kıymet verip hizmet edenlerden eylesin. Amin. Harika bir yer olmuş. Gerçekten çok hoşuma gitti. Mükemmel bir yer olmuş. İzmit için bulunmaz derecede bir yer olmuş. O yüzden derslerinizi burada devam edin. Birbirlerinizi kırmayın. İncitmeyin. Birbirlerinize ters davranmayın. Bu tip böyle küçük dairelerde insanlar nefislerine uyabilirler. Burada iki kişi gelmese herkesin haberi olur. Bursa kalabalık. Bin kişi, bin beş yüz kişi geliyor derse. Orada nice kelle gitsek, kan parasını bile soramamız.
Adam geliyormuş, gelmiyormuş. O adam hiç kimsenin umurunda bile değildir. Bir taraftan iyidir, bir taraftan iyi değildir o. Bir taraftan iyidir. Adam nefsine uyuyacaksa dahi. Ulan der ki kendi kendine. Tavşan daha küsmüş, dağın haberi olmamış. Bir taraftan da kötüdür. Birisi bir eksik noksan bir hareket görür. O eksik ve noksan hareketten dolayı çeker gider. Oradakilerin bundan haberi olmaz. Bir kimsenin şeytanın nimidesine gitmesini istemeyiz biz. Ben hiçbir zaman bir kardeşin hatasından, kusurundan dolayı bir kardeşin zikrullah halakasını terk etmesini istemeyim. Benim için zikrullah halakası çok önemlidir. Çünkü az önce bakın küçük bir böyle not düştük hocamla.
Zikrullah'ın kıymetiyle alakalı. Ve bizim bilgimiz, ilmimiz halakada zikrullah yapan kimsenin kıymetini biçemedi. Hocamı küçümsemek için söylemiyorum. Hocanın hali de vardır, rüyası da vardır. Hocanın zahir ilmi de vardır. Belki de benden iyi zahir ilmi vardır. Ben hocaya demataraktan bir şey yaptım burada aslında. Ey kardeşler karşınızda ilahiyat mezunu bu meselenin mesleğini yapan bir din adamı var. O din adamı Allah'ı zikreden bir kimsenin kıymetini ölçmekte dini olarak sınıfta kaldı. Bu onun sınıfta kalması değil, bu ölçütü verebilecek bir bilginlik yok.
Bu ölçütü koyabilecek dinin eşittir ölçüsü. Yani bu meselede ölçüsü budur diyebilecek bilgi henüz daha keşfedilmedi zahiri olarak. Herkes burada susuyor. Susmasının sebebi ne? Çünkü bu konuda zahir bilgisinin yeterli olmadığını herkes görüyor. İmam-ı Azam görmüş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri demiş ki Allah'ı ancak Allah'ın kendisi tesbih ve tenzih edebilir. Geri kalan nereden Allah'ı ancak bunu yapabileceğini ne olduğunu söylemeyecek? Söyleyecek olduğu bir şey yok. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Allah'ın zikrettiği bir kimsenin kıymetini biz tespit edemiyoruz.
Siz Allah'ı zikreden bir kimsenin gönlünü kırdığınızda kimin gönlünü kırdığınızı bilmiyorsunuz. Allah'ı zikreden bir kimseyi buradan kovarsanız, gitmesine sebep olursanız kimin gitmesine sebep olduğunu bilmeyeceksiniz. Dikkatli olun. Birbirlerinizi üzmeyin, birbirlerinizi kırmayın, birbirlerinizi incitmeyin. Birbirlerinize hizmet edin. İnsana hizmet, hakka hizmettir. Beni bir hastanın yanına gitseydin beni onunla beraber görürdün. Kime diyor bunu Cenab-ı Musa'ya? Ya Musa bir hasta ziyaretine gitseydin beni görecektin. Bir açı doyursaydın beni doyuracaktın. İnsanlara hizmet etmek, Allah'a hizmet etmektir.
İnsana teşekkür, Allah'a teşekkürdür. Hadis-i şerif. O zaman buraya gelene teşekkür edin. O sizin seviyoruz dediğiniz, iman ettiniz, Allah'ınızı zikretmeye geldik. Nereye geldin? Senin iman edin, senin iman edin. Senin seviyorum dediğin zatı zikretmeye geldi. Ona hizmet, Allah'a hizmettir. Bu kapıyı herkese açık tutun. Bu kapıdan giren herkese hizmet edin. Buraya gelen herkesi memnun bir şekilde döndürün. Allah da sizden memnun olur. Kadınlar dillerinize sahip çıkın. Gelenlerin kıyafetleriyle ilgilenmeyin. Gelenlerin sosyal statülleriyle ilgilenmeyin.
Sen evli misin? Sen bekar mısın? Sen dul musun? Senin kocan kim? Senin kardeşin kim? Sen kimlerdensin? Sizi ilgilendirmez. Siz gelene kardeşim hoş geldin. Hitap etmek için adın ne? İşte Ayşe, Ayşe kardeş hoş geldin. Nerede oturuyorsun? Bana ne? Kocan kim? Sana ne? Ne iş yapıyor? Sana ne? Sen evli misin bekar mısın? Sana ne? Sorgulama memur musun? Arkadaşınız geldi. Adı ne? Ahmet. Ahmet kardeş hoş geldin. Nasılsın? İyi misin? Harika. Nerede oturuyorsun? Ya bırak.
Belki de oturduğu yeri söylemek istemiyor. Belki de sosyal statüsünü söylemek istemiyor. Belki de askeriyete albay. Ne iş yapıyor? Ya bir yerde çalışıyor. Ne iş yapıyor? Ya sana ne? Ne desin yani? Ben kolordu komutanlığında albayım mı desin sana? Enini cibini araştırmaya kalkma. İnsanların kaybettiği şeyler. Dergahların, tekkelerin kaybettiği şeyler. Bizi insanların sosyal statülleri ilgilendirmez. Biz Allah'ı zikreden insanlarız. Zikretmeye çalışan insanlarız. Biz kim Allah diyorsa ona hizmet etmekle mükellefiz. Kafanızdaki felsefe bu olsun. Kim buraya geldi biz ona hizmet ederiz. Kim ne kişiliği önemli değil.
Kim buraya geldi bizim misafirimizdir. Başımızın tacıdır. Ya şu bu partide hangi partiden gelirse gelsin başımızın tacıdır. Bizi ilgilendirmez adamın partisi. Ya CHP'liler mi geliyor? Ha CHP'liler de geliyor. Ne olmuş? Burası zikir halakası değil mi? Zikir halakası CHP'lilere kapalı mı? Zikir halakası MHP'lilere kapalı mı? Zikir halakası AKP'lilere kapalı mı? Zikir halakası X partililere kapalı mı? Allah X partililerin anlamı mı? Buraya kim gelirse hizmet edin. Buraya kim gelirse hoş karşılayın. Buraya kim gelirse bereketlenip de gitsin burada. Kimseden ücret talep etmeyin.
Kimseye ücret ima etmeyin. Kimse bak size burada çay içiriyoruz. Sohbet ediyoruz. Zikrediyoruz. Burada size hizmet ediyoruz. Demeyin. Burası hepimize çay içiriyor. Burası hepimize hizmet ediyor. Biz hizmet etmiyoruz. Burası bize hizmet etmiyoruz. Buradan nemalanıyoruz maddi manevi. Kendinizi öğretiyoruz. İnşallah. Mübarek olsun yeriniz. Böyle tabiri caizse hayal üstü bir yer burası. Çok hoşuma gitti benim. Böyle ahşap. Böyle ondan sonra mekan olarak tam dergah, tekke havası var. Yüksekler. Sufiler yüksekleri severler. Pike yapması kolay olsun aşağıda. O yüzden pike yapmaya müsait burası. Elhamdülillah.
Mübarek olsun. Allah kardeşliğinizi birbirinize karşı olan muhabbetinizi artırsın. Amin. Birbirlerinizden helallık edin. Birbirlerinizden özür dileyin. Ola ki birbirlerinizi kırmış, incitmiş olabilirsiniz. Böyle buranın bugün açılış gibi oldu. Miladı olsun. Böyle muhteşem bir hizmet izlemek istiyorum inşallah. Bir hatlarınızı helallık edin. Selamun Aleyküm. Teşekkür ederim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.