mustafaozbag.org

376. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 28 Şubat 2014 · 1:10:21

Selamun aleyküm. Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak inşallah gününüzü, ayınızı, gezinizi, umurunuzu hayır etsin inşallah. Bir fıkıh hocası tek talak vererek üç ay bir insanla görüşülmezse bir de o boşanma yeterli olur diye söyledi. Bunun doğruluğu var mıdır?
Bir şey diyemeyim, doğru, yanlış diye, kimin fetvası da bir şey diyemeyim ama hanetilere göre uygun değil. Bir kimse tek talap söylese, ondan sonra üç ayda görüşülmezse o normalde boşanma yerine geçerli hükmü vermek kolay bir şey değil. Kaldı ki üç talap üst üste veren Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti ricadet demiş.
Yani geri dönürmüş. Bu boşanma değil demiş, haram mı yaptın demiş, haramdan geri dönürmüş. Bir kimse bile bile bir haramı işleyemez. Boşanmanın da yolu bellidir. Boşanmada bir erkek veya bir kadın kim kimi boşuyorsa bir talap verir, boşa bir talap bir iddet zamanı bekler. Kadın iddetini gördüğünce ikinci talap verir. Yine bir ay bekler, kadın üçüncü iddetini gördüğünce üçüncü talap verir.
Bu zaman zarfında evleri ayırmak da yoktur. Bu zaman zarfında o kimse erkek ve kadın aynı evi paylaşıyorlar. Buradaki maksat şudur, ola ki bir birisi rücu etti, nefsine uymaktan geri döndü. Dedi ki özür dilerim, dedi ki beni affet, dedi ki ben yanlışlık yaptım. O zaman o kimse geri döndürdü çünkü rica etmen geri dönme kapısı o kimseye açık olması gerekiyor.
O yüzden kadınların aynı evi paylaştıkları adamı evden kovmaları veyahut da erkeklerin aynı evi paylaştıkları kadınları evden kovmaları dini adaba uygun değildir. Veler ki erkek bir ahlaksızlık edip kadını bu noktada bir başkasına peşkeş çekme veyahut da kadının herhangi bir uzuna zarar verme, can emniyetini bir istimal etme gibi veyahut da erkeğin, kadının bu noktada erkeğin üzerinde erkeğin herhangi bir uzuna zarar verme, dan tehlikesi yaşama veyahut da adamın böyle işte değişik dar veya değişik şeylerle rahatsız etmenin söz konusu bir şey varsa o farklı.
Ama hırkızı normal şartlarda boşanma yolunda giderkenlerdi kadının ve erkeğin evi terk etmeden boşanması vardır hanefilere göre. O yüzden bir erkeğin bir telakla bir kadının boşanması bu noktada mümkün değil. Onu her kim söylediyse, hangi kovul olasınsa hanefeye göre bu mümkün değil. Hatta hanefiler demişler ki, evli bir kadın kocasından haber alamazsa dahi, ölümdülmediği bedenleri haber alamıyor.
Hanefilerce o kadın kocasının yaşıtları ölünceye kadar beklemektedir. Ancak kocasının yaşıtları ölürse veya birisi öldüğüne şehadetlik ederse yani iki tane şahit, veya kocasının yaşıtlarından birisi öldü, müracaat eder mahkemeye, dini olarak. Der ki, kocamın yaşıtlarından birisi öldü, yaşıtlarından birisi öldüğü için kocasının da ölü hükmünü verilir.
Çünkü kocasının ölü hükmünü verilecek. Sadece boş olmak söz konusu değil, kocasının mal varlığı var çünkü. Miras hükmü giriyor şimdi içerisine, haneceye göre. Sadece boşamak değil. O zaman normalde kocasının mirasına da girecek çünkü. Kocasının da mirasına girmesi için kocasının ölü hükmünü verilmesi lazım. Bu böyle çok uzun bir müddet olduğundan Osmanlı uleması buradan ricat etmiş, geri dönmüş. Şafi ulemasının taklidi. Bazıları işte, hanefeyken şafi taklidi dediler, müşrubu derler. Veyahut da ya işte, benden için de söylüyorlar ya, işine geldiği gibi fetva veriyor filan diyorlar. Din yaşanmak içindir. Bizim dini algımız, dini inancımız, dini yorumumuz, Kur'an sünnet ve imamların iştahıdır. Birisinden yol bulamayabilirsin.
Mesela bunun gibi, bu buna çok açık örnektir. Bazen zikredelim bunu. Bu açık örnektir. Yani bir kadın düşünün, yirmi beş yaşında, yirmi yaşında, adam bir gitti, gidiş o gidiş. Gidiş o gidiş, hiç hayır haber yok. Hiç hayır haber yoksa, ulaşılamıyorsa, kadın boş ol, dedirttirmesi için, boşanmış olması için, adamın yaşıtlarından birisinin ölmesini bekleyecek. Burada Şafi uleması dört yüze indirmiş bunu. Demiş bir erkek dört yıl sağlığıyla, ölümüyle alakalı bir haber alınmazsa, dört yıl hiç haber vermezse, ortalıktan hiç görülmezse, sağ olup olmadığına dair tereddüt var. Ya mümkün değil, hiçbir haber alınmıyor. O zaman, öyle ki bir kimse böyle geçim ehli değilse, bunun söylenmesinde bir beis yok.
Alınır hemen insanlar. Etrafınızda güzel ahlaklı davranın. Birileri sizinle alakalı bir şey konuşurken, diyi gidip çıkmasın. İyi insanlar. İyi insanlar. O, her şeyine kefiliz. İyi insanlar. Farklı bir şey. Ya nasıl desem şimdi, ben konuşmayın bu konuda. Aa tamam. İyiliğine şehadet etmiyor. O yeter. İyi olsa, iyiliğine şehadet edecek. Bana soruyorlar mesela, ben tanımıyorum. Benim yanımda bir günah kebaline renk gelmedim. Benim yanımda bir yanlışlığına renk gelmedim. Cemaat kalabalık. Kesin, yakın bir bilgi üzerinde bir şey değilim diyor.
Birisi öyle dedi. Ya bize dedin ki, bir günah kebalini görmedim. E görmedim dedim. Görmediğimi, gördün mü dedim. Görmedim dedim. Bir günah kebalini görmedim. Kulağımda şahit değilim. Gözümle de görmedim. E yapacak bir şey yok. Bak da onu söyledim. O da yani ben ona iyi demişim diye aldı ona. Öyle dedim. İyi dedi ki ya bir insana, iyi bu adam derim. Tanımadığıma nasıl? Ama birisinin de mesela yanlışlığına, bu noktada eksikliğine bir insanlar şahit oldularsa, ayati olarak bunu söylemelerinde bu noktada. Bakın bu hadiseler. Ama bakmalar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin perdesi ve ölçüsü çok ince.
Tespit. O kimse hali vakti çok yerinde değildir. Ama yumuşaktır, rır etlidir. Öbürki hali vakti yerindedir. Ama eli buraktır. Güzel ahlaklı olmakla mükellefiz. İyi ahlaklı olmakla mükellefiz. Demek ki biz iyi ahlaklı olmazsak, birisi daha dünyadayken birileri bizim bayrağımızı aşacak. Bu bir taraftan iyi.
Bir taraftan nasıl iyi? Bunu duyduğumuzda, bunu anladığımızda kızmayın. Kendimizi iyiliğe çevirip, iyiliğe döndürürsek bunu rahmet bileceğiz. Ya demek ki yanlış bir şey yapmışım. Bu yanlışlıktan geri dönerim. Demek ki eksik bir şey yapmışım. Bu eksiklikten ben geri döneyim. Ey kardeşler ben bir meyhane açtıydım. Hakkınızı helal edin. Ben meyhaneyi kapattım. Geri döndüm, tövbe ettim. Şimdi o adama kim meyhaneci diyebilecek? Yemez. Ben döndüm, yeni bir meyhane açtım. Harika. Örnek. Bu, aha, adam bir yer açmış. Bakalım, gidelim, yedi yerinde ne var? Bu ayrı mesele. O yüzden normalde bir kimse, günah-ı kebairle anılıyorsa, yani onun kadar bunda bir adam sakınca görmüyor.
Bunda bir sakınca görmüş olsa pavyon çalıştırmayacak. E filan pavyoncu demekte bir meyhaneci var mı bunda? Yok. Bunun gibi. Veyahut da herkesin önünde ne o? At koşusu oynuyor adam. Beygirci. Sakın dizdi değil. Birisiyle alakalı bana öyle demişler. Beygirci o diyor. Ulan beygirci olunca bizim orada binek hayvanlara binenler olur. Bizim orada onlara da beygirci diyorlar böyle. Hani böyle biraz daha laymanlık söylüyorlar. Dedi ya yok öyle değil ya. Beygirci oynuyor mu desin? O hayır mesela. Allah'ım ağlazıyorsam. Tecid-i imam ve tecid-i nikah hangi şartlarda gerekir ve nasıl yapılır?
Bu manada bir kimse ya kendisi tespit ettiyse küfre düştüğünü ya da bir başkası olan bunun hadisede küfre düştüğünü diyorsa hemen tecid-i imam getirmesi gerekiyor. Bir de tespit etti bir kimse. Şimdi insanlarda böyle de bir şey var. Mesela konuşuyorsun, sohbeti zaten bir şey oluyor. Kimse bir şey söylüyor. Ben diyorum ki küfre düştüğünü, tecid-i imam gereksin diyordum ben. Bakıyor benim yüzüme. Bu esnada eşhedü en la ilahe illallah ve eşhederne Muhammeden abduhu ve resuluhu demek ona zor geliyor. Bu sefer o kimseye iman getirtemeyen de korkuyorsun. Bizim nefislerimiz öylesine kabarmış, öylesine büyümüş, öylesine kibirlenmiş ki bizim nefislerimiz o kadar böyle şeytanileşmiş ki birisine kelime-i şehadet getir deyince hemen küplere biniyor.
Ya kardeş sen de ben de cahil olabiliriz. Dinimizi bilmiyor olabiliriz. Birisi bize kelime-i şehadet getirdi demiş olsa, kelime-i şehadet getiriyor. Ne var bunda? Ama bizim nefsimiz ayağı kuruluyor. Ya biz o noktada imanımızı tazelemenin noktasında durmuyoruz. Neden çok biliyoruz çünkü biz? Biz küfre düşer miyiz? Kendimizde öyle bir hal var. Biz şirke düşer miyiz? Kendimizde öyle bir hal var. Allah mahafaza edersin. Bu noktada bir kimse küfürle alakalı küfre düşme. Şirke düşme noktasında ama kendisi tespit ederse, kendisi teycidi iman edecek. Aslında Hanefilerin büyük bir kısmına göre o kimse evine de gidecek.
Eşine diyecek ki ben küfre düştüm. Küfre düştüm için nikahımda bir sıkıntı oldu. Ben seni tekrar eski nikahımın üzerinden nikahımı tazeliyorum. Yeniliyorum. Hanefiler buna böyle fetva vermişler. Ama gönül arz eder ki o kimse hiç küfre düşmesin. O yüzden bilmediğiniz meselelerde hükme varmıyor kendi kendinize. Kadınlar da aynı. Kadınlar da bence hiç kimin haram olmaması lazım. Hoş geldin 23 Nisan. Bir yıldan beri seni bekliyorduk zaten. Diye ki geldin bayram yapacağız. Küfre düşüyorsunuz, nikahınız da gidiyor. Neden? O adam onu Müslüman kadın olarak nikahladı. Hristiyansa Hristiyan kadın olarak nikahlayacak.
Eğer Musevi ise Musevi kadın olarak nikahlayacak. Budist de dinsizse Müslüman adam o kadını nikahlayamaz. Kadın küfürde ısrar ederse otomatikman nikah düşüyor o kadar. Kürde ısrar ederse o da nikah düşüyor. O kimseye bu küfür dendiğinde, burada şirk var dendiğinde o kimsenin geri dönmesi lazım. Yapma ve kelime-i şehadet getir bile bile meseleyi işte inşallah. İş yerinde çalıştığımız saatte cuma ezanı okunuyor. Gidemiyoruz, özellikle Ramazan ayında hiçbir cuma namazında gidemiyorum. Ne yapmam lazım? Türkiye darülislamdır diyenlerin kulağına küpe yapmak lazım. Diyemiyorlar, biz korkuyoruz savcılığın önüne çıkmaktan dolayı.
Ondan sonra başlıyorlar, biz darülharp diyemeyiz. Darülislam der misin? Darülislam da diyemeyiz. Ya ne o zaman? Ses yok. Soluk kesildi. Aha, cuma namazı da gidemiyoruz. İş yeri müsaade etmiyor. Hangi banka müsaade ediyor? Hangi devlet dairesi müsaade ediyor? Hangi AVM'ler müsaade ediyor? Hangi alışveriş merkezleri müsaade ediyor? Biz nimetlere şükretmiyoruz. Nimete şükretsek, Cenab-ı Hak nimetini arttıracak bize.
Biz her şeyi bitirdik Türkiye'den. Her şey süt liman, her şey harika. Hatta öyle bir noktaya geldik ki neredeyse biz dönüp birbirimizi tiftekliyoruz şimdi. Cinimiz orazı gibi. Siz cinimiz orazını bilir misiniz? Küçük süs orazı vardır, cinimiz orazı. Onların gücü hiçbir şeye yetmez. Birbirlerine uğraşırlar. Gücü hiçbir şeye yetmez onunla. Küçük süs orazı. Öterken dost doğru ötmezler. Gızırt, bir ses çıkar gider. Bir de kabaralar böyle sanki matah bir şeylermiş gibi. Türkiye'deki Müslümanların büyük bir çoğunluğu böyle. Cemaatler, cemiyetler, talikatlar.
Biz Müslüman bireyler olarak da öyleyiz. Bizim birbirimize geçiyor her şeyimiz. Ben bazen diyorum ya bir düdük çalıncaya kadar. Bir düdük çaldı mı herkes evine. Orta yerde kimse kalmıyor. Ancak o düdükle ortak olanlar kalıyor. Orta yerde böyle düdüğü eline alanlar var. O düdüğü eline alanların da altı işleyenler var. Onlar da düdüğü eline alanların yanında duruyorlar. Onlar da düdük bakar nasıl gibiş. Onlar, o birisi bir düdük çalıyor, o da düdük çalanın yanında duruyor. Bu tipler hep Müslümanlarla uğraşırlar. Bir tip Müslümanlarla uğraşıyorsa cibilletsizdir o, haysiyetsizdir o. Bir kimse Müslümanların eksikleriyle, noksanlıklarıyla uğraşıyorsa cibilletsiz, haysiyetsizdir o.
Onun ciğeri beş para etmez o. İnsanlar o tip insanlara, cemaatlere, o tip tarikatlara değer verirlerdi der. İşin acı tarafı da budur. Öyle bütün toplumlarda vardır bu tip cibilletsizler. Onlar çıkıp orta yerde de böyle ziyitçe de duramadılar. Hep böyle arkadan dolaşıp, oradan buradan bir şeyler söyleyip, bir şeyler yapıp, bir şeyler yapmaya çalışırlar. Onlar böyle kimlik, kişilik olarak Yahudilere benzerler. Masonlar o Yahudi zihniyeti, Yahudi terbiyesi almış ona, o cibilletsizler onların önemli değildir. Nerede, kime iman ettikleri. Onların hal ve hareketleri, onların tavır ve davranışları, onların fiilyatları, yaptığı şeyler, o cibilletsizlere benzer. Ortalık karıştırırlar.
Medyayı güç görürler, gazeteyi güç görürler, kapitalizmi güç görürler, demokrasiyi güç görürler. Onlar, onlar uluslararası kamuoyunu güç görürler. Bir şey yapacaklarını da, uluslararası kamuoyunu arkalarına almayı düşünürler. Uluslararası kamuoyu dediğim zaman, Yahudi, Mason, Hristiyan, her türlü, neyini belirsiz olanların arasında durmaktır o. Bir Müslümana, uluslararası kamuoyu kötü diyorsa, Müslümanlar ona sahip çıksınlar. O iyi bir Müslüman. Ölçüyü buradan tutturacağız. İsrail, Avrupalılar bir adamı, bir cemaatı, bir tarikatı çok seviyorsak, diyeceğim bunların sevdiklerinde bir yanlışlık vardır. İsrail birisini seviyorsa muhakkak bir yanlışlık vardır onda.
Ölçüdür. Mossad birisiyle anlaşıyorsa ölçüdür. Muhakkak onlarda bir yanlışlık vardır. Bu ister şeyh efendi olsun, ister tarikat biri olsun, ister cemaat lideri olsun, ister sehterden diyorlar ya, sivil toplum kuruluşu diye. İster öyle olsun. Bunların hepsinin de arkasında o düdükçüler vardır. İşte bu düdükçüler de böyle dinin doğrusunu aykıramazlar.
Onlar bu iş Kur'an ve Sünnet'e uyku mu değil mi diye bakmazlar. Uluslararası demokratik temayüllere bakacaklar. Uluslararası ne o? Evrensel hukuka bakacaklar. Kur'an ve Sünnet'in hukuku yok. Uluslararası evrensel hukuk. Uluslararası evrensel hukuka göre isteyen kadın, isteyen erkek de cinsel ilişkiye girebilir. Uluslararası evrensel hukuka göre bu zina değil.
Demokratik temayüllere ne olduğu tam bilinmiyor. O çıkar, Müslümanların önüne demokratik temayüllerden bahseder. Düdük nasıl bulanmış? Düdük makarnası deyince onu dışarıdan sert bir şey zannedersin sen. Onu düzgündür o. Suyu görünceye kadardır. Hele su biraz kaynak olursa hemen ev sahafını yitirir. Ondan ses çıkmaz. Allah Allah onlar da çıkıyorlar işte bunu diyemiyorlar. Kardeş bir kimse cumayı kılamıyor. Hanefiler demişler ki bir kimse üç cumayı kasten terk ederse onun cenaze namazı kılınmaz. Ben gideceğim ama benim patronum müsaade etmiyor. Ben gideceğim ama iş yer bana müsaade etmiyor.
Ben gideceğim ama resmi dairede çalışıyorum. Gidemiyor. Hadi Dağlıistan'da. İnşallah oyunlar da olacak. Düdükler de düdük makarnaları devreye girmezse. Yavaş yavaş. Ama bir önümüzde işte burada Dağlı Halk hukukı geliyor. Din yaşanır olması lazım. Ve yaşanılan toplulukta dinin tekrar hakim olması lazım. Bunun için mücadele lazım. Mücadele için senin evinin altındakileri katlettirmemen lazım. Çafi uleması demiş ki orada son Müslüman şehit oluncaya kadar Müslümanların savaşmaları farzayın olur demiş.
İslam hukuku orada icra edilinceye kadar son Müslüman şehit olsa dahil orada savaşmak farzayındır demiş. Hanefiler şehir insanları biraz daha farklı düşünmüşler demişler ki orada mücadele etmek farzayındır ama illa ki insanların önüne götürmeyeceksin. Yani şehadet şerbetini işleyen haydi demek değil. Orada demişler İslam hukuku icra edilinceye kadar Müslümanların mücadele etmeleri gerekir.
Orada da Darül Harp hukuku geçerlidir demişler. Darül Harp hukuku olunca bir kimse cumaya gidemiyorsa, bunlar cumaya gidilmez değil, cumaya gidemiyorsa, yasaklanıyorsa, önüne engel çekiliyorsa, onlar hüküm kaldırılıyor. Bu mecburiyetten faiz ödemek gibi. Adam parası yok, işte elektrik parası gecikti, faiz ödüyor şimdi. Parası olmadığından böyle gecikti, zorunluluktan. O kimse o faizi ödedi, bu sefer alan kimse harbi olmuş oluyor ondan. Yoksa, yoksa o kimse annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girdik. Onu bu halden kurtaran, buradaki fıkıh görüşü. Bu görüşle sünnette var mı? Evet. Temelinde sünnet var mı? Var.
Temelinde bir şerif var mı? Var. O yüzden bu noktada Müslüman'ı burada kurtaran dükküm bu. Yoksa Şafi'ye göre hükmedilmiş olsa, ben de dahil. Hepimiz burada, annemiz ve Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girdik. Bir şekilde birilerimizin hepimizin de bankada yolu geçiyor. Diyebilir miyiz faiz yok diye? Hemen atlıyorlar, şey bankaları var, katılım bankaları var.
İmana hesaplarını çıkar, kimlere parayı dağıttınız. Kimlere paraları peşkeş çektiğinizi çıkarın. Allah bizi affetsin. İnsan niçin hayal kurar? Bu Çanakkale'den değildi mi bu soru? Senden mi? Değildi mi? Kendinizi hazırlıyorsanız şimdi. Ulaşamadıklarına ulaşmak için nefsimizden mi? Evet. Hayal nefistendir. Hayal akıldandır.
Hayal ilhamidir. Allah'tandır. Hayal şeytanlandır. Gecedir, hayal gündüzdür. Bir tarafı negatiftir, bir tarafı pozitiftir. Öğlemiş mi? Ondan sonra da hiçbir şeymiş.
Sohbeti bekliyor biz o zaman. Yoksa hayali Allah'a kurdurum sana. Burada kurdurum. Bakın benim meşhur bir sözüm vardır ya. Ben meşhur ediyorum kendi sözümü. Kibire baklar dedi. Dedim kendimce, kendi kendime meşhur etti. Kendime meşhur etti. Bir şeyin adı varsa o varlıktandır, vardır. Hayalim de adı varsa bu benim nazarımda varlığın ta kendisidir. O zaman normalde Allah mı kurdurur?
Allah yaratır bunu. Kurdurur derken burada cevriyet girer. Sen bu hayali kur. Demir dedim. Ama bu noktada hayali Cenab-ı Hak yaratır. Birisi hani gören gözü duyan kulağı olurum demiştir ya. E gören gözü duyan kulağı olduysa onun kurulan hayali de olabilir. Bu farklı. Hayaliyle hal arasında fark nedir? Aslında çok bir fark yoktur. Bazıların hayalinde ve halinde fark vardır. Ya nasıl bazılarında vardır? Evet o noktada negatif noktasından hayal kurduysa, negatif noktadan hayal kuran ile hayal görenin pozitif olarak arasında fark vardır. Bir müminin hayalleri nasıl olmalı?
Hayaline baktığında o kimse kendisi neyse hayali de olur. Bir kimse kendisinin olumlusunun dışında bir hayal kurgulayamaz ki. Bir kimse şeyhvani noktada duruyorsa hayaline kadını koyacaktır. Sabahtan akşama kadar kadın hayal edecektir. Bir kadın kendisini şeyhvani noktadan kurguladıysa hayalini sabahtan akşama kadar erkek hayal edecektir. Bunun gibi bir kimsenin ekmeğe ihtiyacı varsa kendince sabahtan akşama kadar ekmeği hayal edecektir. Bir kimsenin güzel bir kıyafeti ihtiyaç gördüyse kendisinde sabahtan akşama kadar güzel kıyafet hayali kuracaktır. Bir kimse kendisini dedikoduya attıysa sabahtan akşama kadar dedikodu hayali kuracaktır. Bir kimse kendisini suizan attıysa sabahtan akşama kadar suizan hayali kuracaktır.
Bir kimse kendisini Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem Hazretlerinin dostluk kurguluyorsa sabahtan akşama kadar onun üzerine hayal kuracaktır. Şimdi şuradan çıksaydı da görseydim Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed'in ve salli başlayacak. Neden? O hayali yolu salatu selam getirmez. E hemen senin önünde olsun bitsin diyorsan salatu selamı başlayacak. Aa bir bahçenin önünde gidiyor o zaman. Ama öyle bir olmuyorsa bahçeler bu dükkandaki pantolonlar kaça inmiş, buradaki görünekler kaça bitmiş, vay filan yerde ne ucuzluk varmış oraya gidelim. Vaya oradan geçersek kadınları görürüz, oradan geçersek adamları görürüz. Şuradan geçeyim bir hava atayım, takıldığım kız var, takıldığım adam var.
Hayal bu. O yüzden bu noktada hayal meselesi çok geniş. Çünkü bir mertebesi vardır ki Allah'ın kül yaratma ile Allah'ın zata arasında da bir perdedir. Makam gibi. O çünkü normalde her varlıktan önce, varlığa dönüşmeden önce onun bir hayalinin olduğuna inanıyorum ben.
Düşecek olan bir şey önce hayal dünyasından, hayal makamından geçer. Herkesin bu noktada durduğu nokta farklı olabilir. Ama tabii bu kadar bu meseleyi bu hale düşündünüz mü, daha önce düşünmediniz mi bilmiyorum. Ama hayali bu fakir bir varlık olarak görürüz. Nasıl rüya bir varlık, nasıl zikrullah da görünen bir hal bir varlık, nasıl bir kimsenin bir düşüncesi, bunu böyle yapayım, bunu böyle edeyim demesi bir varlık. Çünkü varlık olmamış olsa Cenab-ı Hak onun iyi düşünceden ona sevap vermiyor. O kimse düşündü kendince tefekkür etti. Bakın tefekkür etmesi, burada o kimsenin düşünmesi, tefekkür etmesi aklıyla işi. Bu aklın işi. Hayal akıldan üstündür. Buraya göre düşünmez insanların büyük bir çoğunluğu ki siz de öyle düşünürsünüz. Hayali aklın işi olarak görürsünüz.
Aklın işi tefekkür etmektir. Niçin? Akıl çünkü mevcut olandan hareket eder. Akıl sebep-sonuç ilişkisine bakar. Çay varsa bu çay neden oldu der bakar, ondan sonra hususuyla çay maddesinin demlenmesinden oldu der. Akılın işi tefekkürdür. Akıl tefekkür eder. Hayal tefekkür etmez. Hayalin tefekkürü yoktur. Siz düşündüğünüz her şeyi, aklınızla düşündüğünüz her şeye hayal zannedersiniz. Ben gerçek dünya olarak nitelendirdim. Dünya orası değildir. Herkes orası zanneder. Aklın işidir. O benim akılla işim yoktur. Ben hayalin peşine gider, aklını hayalin peşine takarım. Akıl o hayale çalışır.
Akıl o hayale çalışıyorsa o zaman akıl hayal görmez. Ancak aklı hayalin peşine takarsınız. Akıl hayalin peşine takılırsa hayale hizmet eder. Hayal hiçbir zaman da akla hizmet etmez. Çünkü hayal akıldan üstündür. Bu manada. Dikkat et. Aşktan üstünü yoktur. Her şey aşka hizmet eder. Hayaline dair. Şimdi bu manada sakın burada aklınızla tefekkür ettiniz. Dağların yaratılmasını düşünmek hayal değildir. Tefekkürdür o. Vardır, varın üzerinden gider. Bu dağları bir yaratan var, bunun bir lizamı koyan var der. Aklın içidir bu. Hayat atar kenara.
Hadi lan yürü der. Sen varın üzerinden bir söylüyorsun. Senin işi basit der. Çoluk çocuk oyuncağı der. Varın üzerinden yürümek çoluk çocuk oyuncağıdır. Önemli olan Vara düşmeyeni hayal etmektir. Hayalden nereye gideceksin orada artık. Sözü atma çalıyor, söyletme demeyi.
Akıldan yukarı çıkanlar bilir. Akıl bataklığında devlenenlerin hayalden bir anladıkları, anlayacakları bir şey yoktur. Akıldan sıyrılan insan ancak hayale düçar olur. Ve düçar olanın da asla aklı kalmaz.
Hayal, bunu böyle söylemek istemem, bir veçesiyle, bir veçesiyle ilhamdır. Akıl orada debelenir, kalır, çamurda kalır. Ancak keş sahibi, ilham sahibi kimseler hayali ancak algılayabilirler. İlhamı açık olmayan, kalbi keşve her dair nazargah olmayan kimsenin hayali algılaması biraz zor.
O yüzden aslında gerçeklilik bir noktada hayalden geçer. Akıldan değil, maddi platformunda gerçeklilik akıldan geçer. Ama maddenin ötesindeki gerçeklilik ise hayalden geçer, akıldan değil. O yüzden hayali açılmayanın bu noktada büyük noksanlığı vardır. Bu hayal nedir? İşte dediğim ilham kapısıdır. Keşf. O nedir? O Allah'ın ilminin tecelliyatıdır. O Allah'ın sıfatlarının tecelliyatıdır. Bu tecelliyat akla değildir ama. O yüzden buradaki benim kastettiğim hayal, sizin herkesin, bütün insanların kendilerince, akıllarınca tefekkür ettikleri şeyler değildir. İnsanlar tefekkür ederler.
Ve tefekkür bu manada ibadet midir? El cevap ibadettir. Siz, sıfatlarının tecelliyatını tefekkür edersiniz. Şu suyun nereden geldiğini tefekkür et. Bu su burada bardağın içinde, bardak olmasaydı bu su olur muydu? Olmazdı. Bir dakika bir, gol bir. Suyun burada olabilmesi için bardağa ihtiyaç var. Sebep? Buradan yürütür. Bu suyun buradan gelmesi için çeşmeye ihtiyaç var. Çeşmeden gelebilmesi için boruya ihtiyaç var. Borundan gelebilmesi için ana boruya ihtiyaç var. Ana borudan gelebilmesi için işte onların bir dağıtım mekanizmasına ihtiyaç var. Dağıtım mekanizmasının arkasında bir baraja ihtiyaç var. Baraja, yukarılardan, derelerden gelecek suya ihtiyaç var.
Su için yağmura ihtiyaç var. Yağmur için buluta ihtiyaç var. Bulut için rüzgara ihtiyaç var. Rüzgar için tabiat olaylarına ihtiyaç var. Onun için tabiat güç der. Allah'ı görmediği için. Bu tefekkürdür. İnanç sahibi olan kimse de der ki tabiat değildir. Gücün arkasında, tabiat gücünün arkasında yani. Tabiatın matematiğinin arkasında Allah var der. Maddecilerdir der. Maddeciler de der ki bu Allah'ı bana ispat et. Sen dersin ki bu suyu mutluyen anlardan getiren o. O der ki ya bunların hepsi de matematiksel kardeşin varlığın içerisinde.
Tek de bu çözülmüş şeyler. Bunu mu anlatıyorsun bana bunu? Akıl olarak düşündüğünüz zaman onun karşısında yenilersiniz. O dini yendin lan öyle. Hayal, yolun üstündedir. İçinde bir hakikat, hayal akırı giden bir yol bulursun. Ve imanla hayal arasında nasıl bilindirlerdir?
Bütün varlık hakikatin içindedir. Hakikatin içinde hiçbir şey yoktur. Hayal burada hakikate kapılır. Yani hakikatten mesela Allah'ı biz hakikatten tenzih ederiz. Hakikat de bir varlıkdır. Ben hakikate kapılır mı? Hakikat Allah'ta dedi. Ama bütün her şey hakikate ait. Her şey hakikatin içindedir. Bütün her şey hakikate kapılır. Ama hakikatte tenzih edin. Öyle değil yani Allah değildir hakikaten. Ben hakikat Allah'ta dedi. Aşk da hakikatın içerisinde değildir. Hakikat aşkın içerisinde değildir. Hakikat hayalin içerisinde değildir.
Sence öyle. Yani bir fikir olarak. Fikir seninki. Aşkı besleyen hayal de. Çocuk için çocuk için o esnada demek demek büyük bir iştir. Ve çocuk kendi aklıyla der ki ben yürüyorum. Ne zaman yürüyen bir kimsenin haklı davrandığını anladığından benimki yürümek değilmiş de yürümek için taytay etmeye başlar. Taytay edince anne baba sevinir. Alkışlar var mı? Çocuk da çok sevinir. Alkışlandı çünkü. Ama taytay ediyordu. Hepsi de doğrudur. Neden böyle konuştun demedim zaten. Bir kimse Çocuğa da ihtiyaç var. Korku canım. Herkese ihtiyaç var. Her şeye ihtiyaç var. Benim doğduğum nokta şey şu.
Fikir üretmeyen noktasında olmaktansa bir kimse yanlış da fikir üretse o meselede düşünüyorlar. Yani burada arkadaşlar benim adımdan hayal olarak bir şey yapıyorlar. İlk defa hayal böyle içlerinde ben de net olarak yani geniş anlamda net olarak Canım ben de mutluyum çocuklarımın olmasınlar. Ben bir şey yanlış mı söylesen düzeltebilir miyim? Düzelmiş bir sıkıntım yok. Yanlış söylenmeden doğru bulunmaz. Şimdi içindekini söyleyebilir miyim? Oooo sen işaretlerden herkes senin içindekine mi hesap olacak? Yok sormak istedim de estağfurullah. Sor. Şimdi Mesela sizin bir hayaliniz var. İkisi yubbahta işte insanları zikrederken görmek geniş kapsamlı. Bunun sizi sürüklediği bir yer var.
Yani aşkın tetkisi değil. Benim mi ki o? Mesela şimdi ben biraz evvel... Benim mi ki? Değil mi ki? Değil. Ben mesela şimdi de şöyle bir... Değil. Ben mesela size ait görüyorum onu. Bana ait değil o. Ama o zaman kaderiyeci olduk. Olayım bu noktada. Yani cebriyeci olduk yani. Hayır. Hayal olun. Yani hayal kâsesini örmeze kurulmuş. Biz kabiliyetimizce alıyoruz onun içerisinde. Eyvallah. O benim hayalim. Yani mesela ben şu an hayalimi... Aslında herkes burada hayalini yaşıyor. Şu anda şurada o kadar kompleks bir ekola herkes kendinde hayalini yaşıyor.
Hayalinden nimetleniyor. Mesela ben buraya Allah'ın bir balık haleti mesela bir deniz indirdi. Ben o denizin içerisinde ben oltama ve kabiliyetime göre balığımı tutuyorum. Yani cebri olarak buraya gelen yok ki bu hayalete kılan. Zoraki ben buraya gelmedim. Ben mesela bu noktada hayalimi ben tetiklerim. Yani bu bu anlayış aşkı mesela ikili bir ayak gibi hayalsiz aşk olmuyor. Aşksız da hayal olmuyor. Şimdi ben bayağıdır düşündüğüm için bunların oturmasını istiyorum yani. Zoray bir çatım güzel. yani ben burada çocuk sensel oldum hiç oturmayacak hiç. Yani bu evrelerden geçmek istiyorum yani. Ben bu senle hepsine girmek istiyorum yani. Eğer 20. sene arasında içerisine de gireceğim yani.
bu çığından da düşeceksek düşerim ama o sonuçta ne o onu bulalım yani o şeyimiz otursun yani. İlilerimiz otursun. 3 oturmayacak. Aradığımızı bulamayacak mıyız? O ayrı bir şey. Dinginin bulması ayrı bir şey. Bir kimsenin aradığını bulması ayrı bir şey. Dingin oturursa aradığını bulamazsın. Bir muazzene oluştuysa aradığını bulamazsın. Bu mümkün değil. Bu aşıklığın ve aşkın tecelliyatına uygun değil. Fıtratına uygun değil. Dinginliğe ulaşması. Mesela o doğum felsefesi. Doğum felsefesi dinginlik. Dinginlikler. Bu da. Oysa İslam bu noktada aşıklığında dinginlik yoktur. Her daim hayretten hayrete koşmak var.
Her daim hayretten hayrete koşmanın bir metresi her daim hayalden hayale koşmak. Burada hayal kah senindir kah onundur. Hayalın burada kimin olduğuna bakılmaz. Niye bakacağız? Burada hayale bakılmaz. çünkü orada senden mi benden mi diye bakmaz. Hatta aşık hiçbir şey kendinden görmez. Ben neyim ki ortalıkta da benim bir hayalim olsun. O aklın işidir. Benim hayalim demek. Aşıkta o aklı yoktur. O yüzden hayal de onun değildir. Ondan tecelleden de ondan değildir. Onun koşturduğu da ondan değildir. O öyle demek değildir. o da öyle demek değildir. O ondan razı olup ona teslim olmaktır.
Ondan razı olmak da ikili değil. Ondan razı olmak ikili değildir. Aşık bir şey ikili değildir. Aşık önce onun yaptıklarına hayır. Bu da dinler. Aşık önce onun üzerinde kendi yaptıklarının teslimiyeti gösterir. O onun önünde bazı şeyleri yıkar. bazı şeylerini yakar. Bazı şeylerini yırtar. Bazı şeylerini değiştirir. Aşık nedensiz niçinsiz? Yakana yıkana törpüleyene kaldırana indirene teslim olur. Aşığın maşukundan razıyetidir o. Bu neden oldu demek razı olmadığını gösterir. Aşık öylesine razı olur ki onun yaptığına ettiğine diktiğine diştiğine sonra maşuk aşıkından tecelli eder.
Artık onundur o. onun olduğundan o ondan tecelli edince der ki her şey onunkide. Aşığın burada canı maşukta kaybolmuştur. O zaman senlik benlik kalkmaz. Akıl varken senlik benlik kalır. o zaman aşık önce kendince maşukuna teslim olur. razı olur onda. Onun gömlerini yırttı yırttı pantolonu indirdi indirdi sarığını çevirdi çevirdi yıktı yıktı yaktı yaktı lastik patladı patladı yok uyudurdu da yok yan yattı da yok çamura battı da yok devirdi devrini aşık burada ilk önce ondan razı olur.
Aşık ondan razı olunca maşuk bakar her şeyinden razı ne yapıyorsam yapıyorum üstünden ondan sonra onun yerine geçer gerekirse veya isterse nasıl tecelli derse o zaman ikilik kalkar o zaman hayal onun hayali değildir. O zaman hiçmiş onun değildir. Benim dediğim anda hep aşık olmamıştır. benim diyenin aşıklığı yoktur. Ben diyenin aşıklığı yoktur. Ne zamana kadar ondan tecelli edince kadar. O yüzden nice inşallah demeyenler vardır ama inşallah canı olmuşlardır. Bütün hekimler toplanır hepimiz kendi dalımızın hekimiz biz bu cariyi iyi ederiz derler. Ama inşallah demeyi unuturlar.
Ardından yok nice inşallah demeyenler vardır. Onlar inşallah canı olmuştur. Önce inşallah demekle mükellefsin. İnşallah demek Allah izin verirse demek. Allah müsaade ederse demek. Bunu demekle mükellefsin önce. Ama öyle bir halin tecelli eder. Sen inşallah canı olmuşsundur. Sen bir şeye geleceksin dediysen gidersin artık. Buna inşallah demene gerek yoktur. İnşallah canı olmuşsundur. Ama halka karşı yine inşallah dersin. Neden? Halka yol öğretmek gerekir. Onların önünde inşallah demezsen sünnetullahı yıkarsın. Sünnetullahı ve adetullahı yıkmamak için halkın önünde inşallah dersin. insanların önünde inşallah dersin.
Ama sen inşallah canı olmuşsundur. Bizim yolumuz budur. Bir başkası gibi biz yolun içerisinde Kur'an ve sünnetin adabını ve erkanını kenara atmayız. Bazıları hiç halka karşı da öyle demezler. Bu bizim yolumuz değildir. Bu yol peygamberiyse biz halka karşı inşallah demeyi hiçbir zaman bırakmayız. Peygamberi peygamber sallallahu aleyhi sallallahu aleyhi bir yüzü vardır halkadır.
Bir yüzü vardır hakkadır. Bir yüzü hakkadır. Atan elidir. Ölen gözü tutan eli yürüyen ayağıdır. Söyleyen dilidir. Halkadır. Halka olunca ne yapalım? İstişaremiz ne olsun? Bunu nasıl halledelim? Bu yüzü halkadır. O yüzden bu noktada aşık önce onun razı onun ondan razı önce onu razı etmek için onun için. Bu yol uzun yolu. Aşık yolu değildir. Aşık ondan razı olmaya bakar bir an önce.
Ondan razı olmak halkın içerisinde halkın eziyetlerinden sıkıntılarından problemlerinden şikayet etmemek ondan gelecek olan ondan gelen bütün her şeyi kendi iç dünyanda kendi iç dünyanda alıp kabul etmendir. Ama insanlara yolu dememek için hastasın doktora gitmen lazım gidersin. Hak yutman lazım uş yutarsın. Bu hakka karşıdır. Hakka karşı değildir. Yolu devemezsiniz. Sünnet Allah'ı devemezsiniz. Hangi noktada olursanız olun sünnete ihtiba etmeniz gerekir. Ama kendi iç dünyanda evet bu sünnet sahil olarak böyle davranacak. ama biliriz ki şifa senindir. Hastalık da senindir. Biliriz ki hapa ihtiyaç duymadan da sen iyi edersin.
Biliriz ki ekmeğe de ihtiyaç yoktur. Biliriz ki suya da ihtiyaç yoktur. Biliriz ki sebebe ihtiyacın yoktur. İstediğimi istediğin gibi verirsin. Biliriz kendi iç alemimizde. İstediğin ilmi istediğin anda nakşedersin. kitaba da ihtiyaç yoktur. Yazana da ihtiyaç yoktur. Yazılana da ihtiyaç yoktur. Biliriz. Kendi iç dünyamızdan biliriz ki buraya getiren herkes o getirmiştir. Sebepler dairesinde biz herkese iyi davranmaya çalışırız. Bu o sebebi dernemektir. Biliriz ki bir adamı dövsek de o adam gitmez. Sövsek de gitmez o göndermezse. Biliriz ki birisine öte git desem çekip gidecektir. Buraya ait değildir. Birisinin öte git demesini beklerler.
Biz de deriz ki neden öte git dedim. İnsanlar nazlıdır. Ama kendi içimizden biliriz. Adam dayak değilse burada kalacaktır. Gerçeğinde her su biri. O yüzden adetullahı ve sünnetullahı yıkmak yoktur. Bir veçeden baktığında geldiğinde hiçbir hayal senin değildir abi. hayal onundur. Sen onun hayalinin peşinde gitmişsindir. Sen de onun hayalisindir. O zaman senin üzerinde tecelli eden de onun hayalidir. O zaman onun hayaliyse her şey sen o hayalin içerisinde güzel gidersin. Hayali bir de oradan bakmak lazım. Hayali burada bitireceğiz yoksa doktor selam selam bir tek senin algınız mı var burada?
Ben de hayal en haklu söyledim şey sorulduğu yastırı tefekkür ettiysen hayal geçti. Hayali tefekkür ettiysen yine gitti. Hayal tefekkür edilmez. Mesela hayal var ol tefekkür etmiyor hayal tefekkür edilmez. Hayali tefekkür ettin demek hayale aklınla bakılır. Hayal akılla bakılmaz. Hayali akıl algılayamaz. Hayal aklınla algılayana korkan kimselerin hepsi hata yapar. hayal aklın üstünde bir şeydir. Aklına sen şunu yapıyorsun şimdi eşekten katılık bekliyorsun. Hatta bu benzetme tam böyle zayıf kaldı.
Eşekten meleklik bekliyorsun. Eşekten meleklik beklenmez. Eşek asla ve asla melek olmayacak. Bak eşek asla ve asla melek olmayacak. Sen asla ve asla hiçbir şekilde melek olmayacak olan bir şeyi meleklik bekliyorsun onları.
O da evet oturuyor kendi kendine aklın işi. Oturuyor kendi kendine kadın hayal ediyor. Akıl değil mi? Onu da hayal görüyor şimdi herkes kendince. Hayal varlığın zaten varlık mu şu hayalin varlık ile alakası yok. O yüzden değil mi? Hayal geçir olur. Hayal varlığın üstündedir. Ara para ver bir şey bir şeyden geçerken bir ara vardın ya böyle mutasyona uğrayacak ya mutasyona uğrarken bir ara vardın ya geçiş vardır.
Mesela çocuğun anne karnında doğumu vardır. Anne karnı sen şimdi tıpçısın ya işte çocuk önce şey olur ne o yumurta döllenir yumurta döllendikten sonra bir çiğnen et olur. Bir çiğnen etten sonra bir avuç toprak olur. Öyle değil mi? O bir ara dönemi vardır. Et de mesela toprak dönemi gibi ve hatta yumurtadan kampusası haline gelme dönemi vardır ya aradır o. ara değil midir? Ne yumurtadır ne kan pıltısıdır. Öyle değil mi? Kan pıltısı olacak. Kan pıltısı olacak. Yumurta desek yumurta olacak. Yumurtalıktan çıkmış kan pıltısı haline tam dönmemiş. Nerede o? İçerim. Efendim? İçerim. Hayal. Nedir o esnada? Ne diyebilir? Ne diyor yorumlarsın orayı? Yorumlayacağın hiçbir şey yok.
Yorumsuz. Kelebeğin kota var. O gene olmadı. Tırtıldan kerebeğe yok olmaz. Ben tekrar diyorum yumurtayla kan pıltısı abi. hayır yumurta burada kan pıltısı burada. Bunun arası ne? Yor adı. Kaç günlük devre? Üç günlük dört günlük. Kaç günlük bu devre? Çok kısa. Yumurtadan kan pıltısına geçmek devrenin çok kısa. Öyle değil mi? Çok kısa devrenin ne adını vereceğiz biz şimdi? Yor adı. Evre değil. Evre olarak geçiyor. Diyor konu. Yani diyor ki yumurtadan kaç günde kan pıltısı haline gelecek? var mı bile bunun? Örnek bir günde.
Bu bir gün yirmi dört saat evliki. O yirmi dört saatte dönen ne dönen? Konuştuğumuz şey bizim varlığa geçmiş. O kan pıltısı olmuş. Veyahut da o yumurta o normalde işte ikisi dönlendi dönlendiği anda ne oldu o? Evet adı o. Ama daha kan pıltısı olmadı öyle değil mi? Bu ara. Hayali anlayalım mı Cemil? Varlık'tan çıkamadık. Akıldan çıkamadık da. Baktık aklın üstünü anlatmaya çalışıyoruz. Aklın üstünü anlatmaya çalışıyoruz. Normal Sufi sohbeti değil bu. Bu sohbeti normal başka bir hani üstünün kalçaklık olarak değil.
Bunun üstünden çıkabilecek bir yer de yok. Biz şu anda aklın üstünü anlatıyoruz. İnsanlara aklı öğretiyorlar şimdi. Biz aklın üstüne çıkıyoruz. diyoruz ki bütün gördüğümüz sebep sonuç ilişkileri aklın algılacağı şey. Ama bu sebeple sonuç ilişkilerinden önce var diyoruz. Onun öncesi var. Onun öncesini hayal olarak litebendiriyoruz. aklından çıkamadık. Sen daha hayalden sonrasını sordun. Herkes kursa zaten dünya başka bir noktaya gelecektir dostum. Kırkalım diyorum.
Aşkın bir yönü ceberluttur. Aşkın bir tarafı celaliyettir. Bir tarafı mahviyettir. Bir tarafı kahariyettir. Aşkın o yüzden bir yönü bazen bazı aşıkların üzerinde tecelli edince o etken varlık olur. Olunca da hayal onun üzerinden tecelli eder. Herkes o hayali kendi hayali zanneder. Bilinmez kim kimin hayalinin tecelli yatında kaldı. Yardım et yardım et. Allah'ım yardım et. Çıkamıyoruz ya.
Ne yapıyoruz ya. Allah'ım yardım et. Nereye gitti kızın farkında değilsiniz. Yok ben anlamadım. Adam yardım et yardım et. Yani kötü bir yerde değil yani şikayet etmiyorum. Kötü şikayetlik bu da şeyle Allah'ı anlayıyorum. Mesela razıyım yani bu hale de razıyım. Ne oldu? Mesela duyuyorum ya burada mesela bunları duyuyorum ya ben razıyım yani her şeyde Allah'ım şikayetlerim.
Helal ve haramlarla ilgili hangi kitabı ve yazarı kim olmalı? Bu konuyla alakalı şey var. İslam'da helallar ve haramlar diye iki ciddi güzel bir eser var. Yazarı Şafi'i ama yine de meseleleri böyle ayet hadis mantığıyla almış. Kimdi ya yazarı? Adem'i miydi? Haydem'i miydi? İbn-i Hacer el-Heytebi değil mi? Evet. İbn-i Hacer malum şeydir Şafi'dir kendisi ama İbn-i Hacer hadiste fıkıhta kelamda tefsirde işin doğrusu muhteşem zatlardan birisidir. Aslında Türkçe'ye çevirmediler onu bir de Türkçe'ye çevirseler İbn-i Hacer'in bu noktada tefsiri de var şeyde var ihyaya şerhi de var.
Hoşuma gider İbn-i Hacer benim muhteşem Kur'an-ı Sünnet tarihinde duran aynı zamanda böyle Gazali-Arabi çizgisindeki güzel zatlardan birleşiriz. Teşekkür ederim Barbaros isim olarak geceyi sakineştirelim şuradan bir pazacı okuyalım. Kul için güzel edepten daha iyi bir mertebe görmedin. Zira aklın hayatı edeptir. Kul edep ile iki alemde yüksek derecelere ulaşır.
Şöyle de edilmiş edep konuştuğun zaman dilini korumaktır. Yalnız kaldığın zaman kalbini korumaktır. Ve edilmiş ki edep senden üstün olana hürmet etmek senden aşağı olana şefkat etmek dengin olanlarla da güzel geçinmektir. Denildi ki akıllı kişi işlerin sonunu görendir. Edip tecrübeleri muhkem yapandır denildi. O zaman bu noktada bütün noktalarda bütün dairelerde sufriye gerekli olan her şeyin edebine viayet etmektir. Bu birinci derecede ahlakidir. Ahlaki olunca işte büyüklerine hürmet etmek. Buradan sufiler demişler ki hem yaşça büyük hem de üstadına hürmet etmek, edep etmek, itiraz etmemek, ona karşı cederleşmemek, aklına uymamak, o burada nefis yapmamak.
Bu noktada küçüklerine de şefkat ve merhametli olmak. Dergahın içerisindeki abiler de, ablalar da küçüklere şefkatli ve merhametli olacak. O zaman dengilerine de ne yapacaklar? İyi ve güzel muamelede bulacak. Bir yerde edeb olmazsa orada ihlas ve samimiyet olmaz. Bir yerde edeb olmazsa orada muhabbet oluşmaz, orada sevgi oluşmaz. Bir yerde edeb olmazsa orada kardeşlik husule gelmez. Bir yerde edeb olmazsa orasının dağılması kesindir. Biz bu manada hem ahlaki öde birbirlerimiz edeb bir davranacağız. Hem de hangi işi yapıyorsak o işin edebine riayet edeceğiz. Allah bizi onlardan eylesin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi