Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Şubat 2014 · 1:01:50
Selamun, Allah girecenizi hayır etsin, inşâAllah. Cenab-ı Hak girecenizi hayırlı eylesin, hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, sigara için zikrullah başlarken niyet edin, Ya Rabbi, niyet ettim, sigarayı bırakmaya deyin, inşâAllah, Cenab-ı Hak niyetinizin üzerinde sabit etsin, inşâAllah. Ferasetmeniz, idarecilerde olması gerek neyiz?
Müminin ferasetinden korunuz. Feraset, bir meselenin hakikatini görmek. Şüphe varsa bir şeyin üzerine, o şüpheli düşüncenin, o şüpheli amelin, o şüpheli durumdan mümin ferasetiyle çıkar. Feraset, müminin ferasetinden korkunuz, o Allah'ın nuruyla görünce, o kimse meselelere bakarken, işin hakikatini görür.
İdarecilerde değil, bütün mümin insanlarda olması gereken bir özellik. Bunun yolu, insanların haramlardan uzak durması. Eğer haramlardan uzak durmazsa, eğer haramla iştigali devam ediyorsa bir kimsenin, eğer feraseti var ise feraseti kapanır, feraseti yoksa da o karanlıklar dünyasının insanı olur. Bu noktada, Allah'ı devamlı zikir halinde olmak, haramlardan uzak durmak, ibadetleri yerli yerinde etmek, o insanın kalp mutmainliğine ermesine sebep olur.
Eğer kalbi öyle mutmainliğine ererse, o kimse de feraset sahibi olur ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o zikir halinizi korursanız, meleklerin size selama olduğunu görürsünüz, meleklerle konuşursunuz, meleklerle görüşürsünüz haliyle, hallerini korursunuz. Erkekler camide namaz kılarken, hanımlar veya beyler evde namaz kılmalı mı? Erkekler camide kılınca, beyler, erkekler sıfır sınıfına girmiyor mu? Namaz, ezan okunduysa, vakit girdiyse, her mümin erkeğe ve kadına da fark et, herkes bulunduğu yerde namazını kılar. Cemaatle kılmak işin evlâ noktasıdır. Bizim deli gibi sevdiğimiz kişi bizden başkasına daha fazla değer veriyorsa ne yapmalıyız?
Harika bir şey. Deli gibi sevmeye devam edeceğiz. Her an, her saniye onu düşünüyorum ve bunu engelleyemiyorum. Onun beni sevmediğini düşünüyorum. Ben her ne yaparsam karşılığını göremiyorum. Bu durumu açıklaya kavuşturdum. Bu süizan, insan sevdiğinin üzerinde süizan beslemez. Bir kimse bir kimseyi seviyorsa sevdiğinin üzerinde süizan beslemesi, onun sevdiği değil, menfaat perez olduğunu gösteriyor.
Bu doğru bir nokta değil. Seven sevdiğinin üzerinden hangi bir hesabı kitabı olmaz. O kimi seviyorsa sevsin. Sevmenin berrak olanı odur. O yüzden o kimse sevsin yok ki işte bir başkasına bakıyor da ediyor da veyahut da onun beni sevdiğini düşünmüyorum diye düşünüyorsa bir kimse, sevdiğinin üzerinde süizan beslemiş. İnsan sevdiğinin üzerinde süizan beslemez. Seviyorsa bir kimse sevdiğinin üzerinde asla süizan beslemez. Asla onun üzerinde şüphe etmez. Asla onun üzerinde akıl yürütmez. Asla bunlar akıl yürütüyorsa, şüphe duyuyorsa onun üzerinde. Süizan yürütürorsa Allah muhafaza eylesin. Bunlar aklın işi.
Aklın olduğu yerde sevgi yoktur. Muhabbet vardır. Beğenmek vardır. Muhabbet besleyen bir kimse, sevdiğinin üzerinde gelir gider aklı. Kah öyle olur, kah öyle olur. Kah der ki bu beni sevmiyor. Ertesi gün öbür konu bir tebessüm eder. O beni seviyormuş der. Ertesi gün ondan nefret eder. Ertesi gün sevdiğini zanneder. Üç gün sonra bırakıp gider. On beş gün sonra kalkar başka türlü düşünür. Bunların hepsi de muhabbet besleyenlerin halini. Seven kimse sevdiğinin üzerine hüsnü zan besler. Sevdiğinin seher, sevdiğine kördür, sağırdır adi şerifi. Onun üzerinde tecelli eder. Yani kördür, onun hiçbir eksikliğini görmez.
Onda hiç kusur görmez. Onda hiç hata görmez. Birisi sevdiğini eksiksiz, kusursuz, hatasız görüyor. Bu onun kör olduğunu gösterir ki bu makbul bir şeydir. Birine dersin işte şeyhinin hatasını söylersin, o kızar sana. Onun hatasını duymak dahi istemez. Onu dinlemek dahi istemez. Hiç. O size tuhaf gelir. Nasıl böyle bir şey düşünür? Ya apaçık hata işliyor der. Hatta ehl-i sufi bir kısmı şeyhlerini hiç hatasız, kusursuz görür. Bu kapı açılırsa da Allah muhafaza eylesin. Tehlikeli kapıdır. Ama bu onun hakkıdır. Ben hiç hatasını görmedim bana karşı. Der çıkar işin içinden. Hatasın mı?
Hayır. Hatasız değildir. Ama ben hiç rastlamadım. Kusursuz muhafaza muhakkak kusuru vardır ama ben görmedim işler. Bu işin çıkış noktasıdır. Aslında kendi içerisinde hatasız, kusursuz görmeye odaklanım. Siz gider mesela geçenlerde birisi geldi. İşte bir şeyle alakalı. Ya siz onunla nasıl hata görmüşsünüz? Dedim. Güldüm ben. Ya dedim biz sufi, siz sufi değilsiniz. Sufiler dedim üstadlarını hiç hatasız, kusursuz görürler. Kendi kendilerine derler ki dedim ben. Benim üstadımın hatası, kusuru yoktur. Varsa dahil ben görmemişimdir. Ben görmedim derler. Ama siz dedim ehl-i tasavuptan da ötesiniz şimdi. Dedim bunda bir eksiklik var.
Siz dedim yolunuza taş getirtirsiniz. Yolunuza laf getirtirsiniz. Hayırdır sen onda hata göremezsin diyor. Dedim neden? Ya niçin? Hata göremezsin diyor tekrar. Ya nedenini söyle bana. Niçin hata göremezsin? O hiç hata yapmaz mı dedim ben. Yapmaz dedim. Dedim tecrüb-i iman, tecrüb-i nikah gerekti sana şimdi. Bir kimse şeyhidin içinde hiç hata yapmaz diyemez. Der ki ben karşılaşmadım kardeşim. Bana konuşma. Git kendisine koy. Çünkü bir dervişin bir dervişe şeyhinin hatasını söylemesi de onun yol kesici olduğunu gösterir. Nefsine uymuş o. O şeytanın işini yapıyor. Dervişlerin arasında da olur mu?
Bir derviş başka bir dervişe canı sıkılır. Hani az önce diyor ya buradaki. Diyor ki ben her an her saniye onu düşünüyorum. Ama onun beni sevdiğini düşünmüyorum. Dervişler de kendi içlerinde, kendi kendilerine şeytan vesvese verir. Üfler onların gönüllerine. Seni fazla sevmiyor bak. E, x kimseyi seviyor. Neden? Gerekçesini söyler. O yakışıklı, o zengin. Ona belki yardım ediyordu. Onun o işte ne bileyim bir işini görüyordu. Onun o parasını yediriyordu. Ona yemek yediriyordu. Ona ayakkabı almıştı. Böyle sıralar şeytan. Ben burada istediğim kadar söyleyeyim. Hiç kimseden hiçbir şey almıyorum. Hiçbir şey de istedim diye. Nefis ona bakmaz. Ben burada istediğim kadar söyleyeyim.
Kimden para istedim bugüne kadar diye. O onun nefis ona bakmaz. Sıralar onu niçin sevmeyi, maddi bir menfaate bağlayıp, onu affetmek ister. Kendi içine. Ve ondan sonra der ki, evet beni sevmiyor. Neden sevmiyor? Sebepleri bu. Örneğin. İşte ben fakirim o yüzden sevmiyorum. Ben işte yakışıkım boylu postu değilim o yüzden sevmiyorum. Gülünç kelimidir size. Bunlar benim dinlediğim şeyler. Dinledim bunları. Benim şeyhim hakkında böyle söylüyorlar. Ya bizi sevmiyor. Neden? Ben boylu postu değilim. Şey efendim boylu postuları esrağında topluyor. Aynı şeyler benim hakkımda da söyleniyordu. Veyahut da işte seni çok seviyor. Neden?
Ondan sonra sen arabanı da gezdiriyorsun ya. Nefis bir taraftan böyle vurur insanlara. Ama bunların hepsi de şeytanın vesvesesidir. Yani eğer gerçekliliği yok ise, gerçekliliği var ise de gider adam şeyhinin üzerinde, selamun aleyküm aleyküm selam, benim nefsim vurdu, sen filancanın parasını yemişsin. E yok. Veyahut da benim nefsime vurdu, sen burada Kur'an ve sünnetin dışında hareket etmiş. Eyvallah. Bunu gidip kendisiyle görüştüğünde bir sıkıntı yok. Çünkü nefis vurmuş orada. Hani sahabeden birisi geldi, dedi ki, bu dağıtımda hata yaptın ya Resulullah, manasında söyledi. Ayet-i kerime indi. Peygamber ne verdiyse kabul edin diye.
İnsan nefsi olabilir. Eşeyebilir insan. Ama sevdiğinin, sevmediğini düşünmek, o da şeytanın vesvesesidir. Ve bu, normalde insanın bir sürü cenalları, yanları vardır onun. Ama bu sevdiğiniz kim ise, onun üzerine, beni sevmiyordur, düşündüğünüz düşünmeniz, nefsin getirdiği bir şeydir. Şeytan vesvese verir. Ve bunu mesela, ama ikili ilişkiler içerisinde, bir kadın erkeğe, bir erkeğin kadına, veyahut da işte, bu noktada, derviş, mürik, müşid ilişkilerinde de, bunlar yaşanabilecek şeyler. Burada normalde ikili ilişkisiniz, kadın erkek noktasındaysa, o beni hiç sevmiyor. İşte başkalarıyla ilgileniyor. Ve beni sevmeyecek. Üzerinde suizan beslemektedir.
Asla sevdiğinizin üzerinde suizan beslemeyin. Buraya kapı aralarsanız, sizi her dair sevgi noktasında, topalaya başlamaktadır. Kime muhabbet beslediniz, onun üzerinde suizan beslediniz, o sizi topallaştıracak, bu kardeşiniz olabilir, arkadaşınız olabilir, bu zakiriniz olabilir, bu şeyhiniz olabilir, bu eşiniz olabilir, bu anne babanız olabilir, hepsini topalaya yapar.
Ama hadi normalde, bazı şeyler kaldırılabilir, aslında öyle olmaması gerekir, telafi edilebilir, ama bu Allah'ın üzerinde, hüsnü zan besleyin. Suizan beslemeyin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri'nin üzerinde, hüsnü zan besleyin, suizan beslemeyin. Bir velinin üzerine, bir evliyanın üzerine, hüsnü zan besleyin, suizan beslemeyin. Bir pir seviyesindeki zatın üzerine, hüsnü zan besleyin. Sahabelerin üzerine, hüsnü zan besleyin. Ashabım yıldızlar gibi, hangisine sarılırsanız, beni bulursunuz. Bunu Arabi, günün velilerine affeder. Zamanın yaşayan veliler de, o yıldız mesabesindedir. Hangisine sarılırsan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri bulursun der.
Bu manada, o zaman, bir kimsenin suizan beslemeyeceği, insanlar olmalı etrafında, yaşayanlar insanın, yaşayanların üzerinde. Mana olarak da, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerin üzerinde, bir efendilerin üzerinde, ne bileyim işte, evliyaların, şüheganın üzerinde, Allah'ın üzerinde, suizan beslememeli. Şimdi, enteresan nokta, insanlarda şöyle bir hay vardır. Allah'ın üzerine, kolay kolay, dervişler göstermezler, dervişlerin öyle bir muartası olmaz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, adetlerin üzerinde de olmaz. Dervişlerin öyle bir muartası da olmaz. Pir efendilerinin üzerinde de olmaz. Ama dervişler de, şeyhlerin, üstadların, o mürşidlerin üzerinde olur.
Şeytan onun üzerine koyar. Bakın, vefat etmenin üzerinde de olmaz. Yaşayanların üzerinden, şeytan tutturur bu, suizanı. Allah muhafaza edersin. Oysa yaşayanlar da, önceki geçmiştekilerin vazifesini yapar. onu öyle göstermez şeytan. Allah muhafaza edersin. Geçen iki hafta önce, din ile bilim arasındaki ilişkiyi sormuştum.
Sizin de bir doktor kardeşi örnek verin. Kimse bu arkadaşta şeyh olmasını beklemez. Bu toplumun maddi yönünden, bazı ihtiyaçlarını karşılar. Alimler de, manevi yönünden, toplumun ihtiyaçlarını karşılar demiştiniz. toplumlarda işlerin yürümesi için, bunun böyle olmasını kabul etmiştiniz. Bunu söyleyince, aklımın meslemedeki, Süleyman Aleyhisselam, Mescid Aksa'nın yanında biten otlarla konuşup, ne işe yaradıklarını öğrendikten sonra, yanındaki ekibileri paylaşıp, onların mesleklerinde, büyük işler yapması geldi. Konuyla ilgili, elmanı tefsirinde geçen, alimler, muci, icat eden, keşfeden ve, açıya çıkaranlardır. Çünkü, Halk Anunlu'nun, yüzlü olanları da vardır, cümlesi. Dikkatimi çektiği konuyu, biraz açıklarsanız, sevinirim. Bu konuyla alakalı, sonradan bu devam etti. Aynı noktada, bir sohbet olmuştu. Nerede olduğunu, şu anda farkında değilim.
Yani, normalde, velilerin, mucit, bu noktada, keşfettiklerini, o keşflerinin, arkasından, alimlerin, o keşflerinin, tecediyata çevirdiği, yani, varlığa çevirdiğine dair, bir sohbetin, o bir dolu, nerede, bu, Geriboğlu'da mı oldu? Evet. Geriboğlu sohbetini, inşallah, bir takip edin o zaman. Hangi takip ediyor mu? Hükümet ve Gülen, cemaati arasında, fikne her geçen gün, yerleşiyor. Cemaat, karşı tarafı, Muaviye'ye, kendi tarafını da, Ali tarafı olarak, bir takip ediyor. Televizyon aracılığıyla, bütün cemaatleri, yaymaya çalışıyorlar. Bu fitne durması için, akil adamlar, cemaat liderleri, şehitler, topluluğu, ümmet adına, açıklama, yapamaz var mı? Ümmet adına, görüştüğünüzü, ümmet eder misiniz?
Yine aynı, var mı? Deniz soru. Hükümet ve cemaat arasında, olaylar, nedeniyle, insanlar, bütün cemaatleri, düşman gözüyle bakıyorlar. Birini sohbete, davet etsek, cemaatlerin ne olduğunu, öğrendik, ne işin var, sen de mi o cemaati, gidiyorsun diyorlar. Bu durumda, insanlara nasıl, davet yapmalı, davranışını, nasıl, bu fitneyi, cemaatler, arzunlar, neler, bu, lütfeder misiniz? Bazı şeyler vardır ki, onları durdurmak, gerçekten, çok güçtür. Çünkü, o bir ateş yandıysa, bir müddet sonra, herkesin evindeki, fitne çırığı yanar, ve herkes evindeki, fitne ateşini, bir taraflara, değdirmeye başlar, ve fitne hızla, yürür, çoğalır.
ve bir bakarsınız ki, bütün ümmet, bir taraftan yanıyor. Bunun ümmet, hep bugüne kadar, ta ilk fitnenin çıktığı, bu noktada, Hz. Ali, radallahu anh, Hazretleri ile, Muaviye'nin arasındaki, meseleden itibaren, bu yangınak, devam etmiş ümmetin içinde.
Yalnız, eğer cemaattaki, kardeşler, kendilerine, Hz. Ali Efendimiz'e, benzetiyorlarsa, bir, rollerde, farklılık var. Hz. Ali, radallahu anh, Hazretleri, seçilmiş, ümmetin, halifesiydi. Seçilmiş, ümmetin, halifesine karşı, Muaviye, karşı geldi.
Burada, tarihi, olayları, çarkıtma var. eğer, Fethullah, Fethullah Gülen, ümmetin başında, siyasi bir lider ise, ve ümmet onu seçti ise, o zaman bizim haberimiz yok. Normal bir şey değil. Ama, sonuçta, insanlar, kendilerini, hak göstermek için, kendilerince, tarihi, vazife yapan, misyonlarla, kendilerine, denk getiriyor varsa, o zaman, kendilerinde bir eksiklik, noksanlık var demektir. O zaman, herkes kendine, iyice bir analiz etmesi gerekir. E, kaldı ki, bu mesele, öyle, yakın yerde durmaz.
Durmayacaklar. Bunun, bu meseleye, bu muhtaya getiren, her kitab, birisi devlet yönetiyor. Şimdi, cemaat lideri değil, birisi bir tarikat lideri değil. Hükümet, Türkiye'de yüzde elli bir oy almış, hükümet.
Tabii, ben böyle söyleyince, Zaman Gazetesi yazarım, Ümtaz Törtüne gibi, kimseler de, AK Parti, tarikatları, destekliyor, fonluyor, onlara para pul yardım ediyor, deyip, bir şeyler söyleyecek. bugünkü yazısında, öyle bir şey yazmış. Bugün, akşamüstü, tespit ettim, onu da. Yani, normalde, böyle bir iftira da atacaklar. Niçin iftira atıyorlar? Çünkü, Türkiye'deki mevcut, ehli tarikatın, büyük bir çoğunluğu, hükümetin arkasında durdu. Kendilerinin dışındaki, Türkiye'deki, İslami cemaatler, yani işte, nurcuların, yazıcıları, okuyucuları, Yeni Asya grubu, bunların hepsi de, hükümetin arkasında durdu.
Risale-i Nur'un, ilk, en son talebeleri, onlar, hükümetin arkasında durdu. İşte, cemaat olarak, algılarsak, Türkiye gazetesi grubu, hükümetin arkasında durdu. Bunun gibi, İmam Hatip'liler, işte, bütün, hemen hemen, Türkiye'deki mevcut, dili, içerikli, cemaat ve tarikatların, görebildiğim kadarıyla, Fethullah Hoca, veya Fethullah Gülen'in, cemaatinin, dışındaki bütün herkes, hükümetin arkasında durdu.
Öyle olunca, hiç kimse de, o saftan ayrılmadı. hiç kimse de orada değil, herhangi bir şüpheye düşmedi. Ve, Türkiye Cumhuriyeti, devleti sınırlarının içerisinde, ve dışarısında olan, bütün Müslümanlar da, şu anda hükümetin arkasında, kenetlenmiş vaziyette. Ümmetin içerisinde, ümmetin siyasi lideri, kim dense, bir oylama yapılsa, bir tarafa, Fethullah Gülen'i koysalar, bir tarafa da, Tayyip Erdoğan'ı koysalar, Tayyip Erdoğan, başbakan olmasa bile, herhalde bütün ümmet, Tayyip Erdoğan'a oy verir.
Çünkü, hem kendi gazeteleri, hem de Türkiye'deki malum, İslam'a karşı olan, İslam'la savaşan, İslam'la ve Müslümanları, bu noktada kendine hedef koyan, milliyet, hürriyet gibi, doğan grubu, koca bağlı, doğana bağlı, medya grupları, televizyon grupları, o kadar, Tayyip Erdoğan, düşmanlığına rağmen, onlar dahi bunu, bir şekilde, itiraf ettiler. Dediler ki, işte, Lübnan'da, Suriye'de, Irak'ta, Mısır'da, Tunus'ta, Fas'ta, Tayyip Erdoğan, adaylığını koysa, insanlar, Faslı'na, Tunus'lılar, Mısır'lılar, kendi liderlerini değil, Tayyip Erdoğan'ı seçerler diye ben, analizlerini kendim hem okudum, hem de bu noktada, televizyonlardan duydum. Ve karşılama törenlerinde yapılan, muameleler belli.
Öyle olunca, bir tarafa Tayyip Erdoğan'ı koysalar, seçim için, bir tarafı da, Fethullah Gülen'i koymuş olsalar, Tayyip Erdoğan açık arayla, önde olur herhalde. Öyle olunca, karşımızda bizim, bir siyasi lider yok. Buradaki benzeşme, farklı bir şey. Bir tarafta, Hazreti Ali, Radiyallahu anh Hazretleri, bir tarafta Muaviye dediğimizde, iki tane siyasi fükür çıkmış oluyor ortaya. birisi devlet başkanı, birisi de seçilmiş devlet başkanı, birisi de seçilmiş devlet başkanına darbe yapmaya çalışan, ona biat etmeyen Muaviye. Hatta onunla savaşmayı göze alan Muaviye. O yüzden tarihi olayları, tarihi olayları yerlerine koyarken, insanlar bu kadar körcesine davranmamalı. Ve Müslümanları bu noktada ahmak yerine koymamalı.
birisinin biz Ali'yiz demesi için, onun seçilmiş siyasi lider olması gerekir. Siyasi lider. Ha birisi Fethullah bilinen bir taraftadır da, başka bir alim, cemaat ehli bir kimse bir taraftadır. O zaman dersin ki, ya bunlar iki alim, birbirisini tercih edeceksin. Ama birisi siyasi lider, hükümetin başı, birisi de cemaatın, biz son zamana kadar hocası olarak biliyorduk.
Ama hocasından öte, bütün cemaatın her şeyine ilgilenen, Nijerya'daki, petrol rafinerisi ihalesinden tutun, Türkiye'deki ihalelere kadar karışan bir kimse. Eyvallah, yapabilir mi? Yapabilir. Bunları dizayn edebilir mi? Edebilir. Bununla alakalı herkes görüşebilir mi? Görüşebilir. Bu noktada uluslararası çapta, ihaleleri bir kimse takip edebilir mi? Edebilir. Kime hangi ihale verilecek, kime neresi pay edilecek, bunları dizayn edebilir mi? Edebilir. Benim nazarımda, ya nasıl yapıyor bu kimse, deme noktasında değilim. Ama, böyle bir kimse, siyasi bir liderle çatışmaya başladıysa, o zaman kendisi de, siyasi bir lider sınıfında, kendisini koymuş olur.
Öyle olunca, iki siyasi grubun, öyle söyleyeyim, iktidar mücadelesi bitmez. Örneğin, işte CHP ile AK Parti'nin arasında iktidar mücadelesi biter mi? Bitmez. CHP diyecek ki, hükümeti ben yöneteceğim, memleketi, devleti ben yöneteceğim. AKP de diyecek ki, hayır, ben senden daha iyi yöneterim, ben yöneteceğim. O zaman şimdi bir de Fethullah Gülen çıktı, o da diyecek ki, hayır, en iyi ben yöneterim. E bir adımı kaldı, bir de parti kurarsa, o noktada yönetimi aday olacak. Haberisiniz, siz beğenmiyor olabilirsiniz, beğenmiyor olabilirsiniz, gider seçimlerde oyunuzu atar, onu bu noktada seçmezsiniz. Veyahut da, ne bileyim, işte, gider karşısına bir parti kurarsınız, ben bunu beğenmiyorum, ben de buraya bir parti kuracağım der, yolunuza devam edersiniz.
Ama, bunun haricindeki şeyler, böyle çok, iç açıcı şeyler değil. Sonuçta, ümmetin içerisine bir ateş düştü, fitne ateşi. E bu ateşi düşüren, o mudur, bu mudur, deme noktasında değiliz biz. İşin gerçeğini bilmiyoruz, sadece kavgayı izliyoruz biz. E bunun neticesinde, tabii, ümmet-i Muhammed, bundan zarar görecek mi? el cevap görecek. Ama bundan zarar göreceğini, insanların hesap etmesi gerekirdi. Hadi siyasi organizasyon, hesap etmedi diyelim. Ama hadis-i şerifleri bilen, kendisini alim hükmünde göre, bu noktada kendince, ilim ehli insanları, haklı oldukları halde, tartışmayı bırakan kimse, ehli cennettir, hadis-i şerifini de, görmeleri gerekirdi.
Ümmetin selameti için, bir adım geri atabilirlerdi. Ümmetin selameti için, bir özür dileyebilirlerdi. Ümmetin birbirine düşmemesi için, özür dileyip, geri çekilebilirlerdi. Ama, cemaatin üzerinden, operasyon yapılırken, cemaat o operasyona, destek çıkıyorsa, cemaatin üzerinden, bir şeyler yapılırken, cemaat destek çıkıp, çıktığı gibi, onun arkasından gidiyorsa, o zaman söylenecek laf yok.
Bunu zaten, durdurmaya kalksalar, şu anda kendi içlerinde, bu kadar söyledikleri lafları, nereye yürütülecekler? Geri dönünmen bir yola gittiler. Ya, bugün herkes, her şey faş oldu, her şey döküldü. Ha bir yönden, iyi midir, kötü müdür, Cenab-ı Hak'ın, bunda bir takdiri vardır, o, perdenin gerisi. O perdenin gerisi. Belki de hiç kimse, bu kadar kendi, cemaatin kendi içinden, bu kadar bu işlere faş olacağını, insanların diline persenek olacağını, insanlar bunları çok rahat, ortaya dökebileceğini, düşünmemişlerdi.
Fethullah Gülen, bugüne kadar hiç eleştirilmeyen, eleştirilmeyen bir insandı. Herkes kafa yapıyor şimdi. Acı bir durum. Acı bir durum. Kendi adıma üzülüyorum. Yani bir Müslüman alimin, bu noktaya gelmesi, dinim adına, İslam adına üzülüyorum. İnsanların alimlere olan, saygısı, alimlere karşı olan, güveninin, sarsıldığından dolayı üzülüyorum.
Başka bir şeyden dolayı değil. Yani, Müslümanlar şimdi, az önceki, tesbütteki gibi, bir cemaate, bir talikata şüpheyle bakacaklar. Buna üzülüyorum. Yani, siz bir, oda, buğday doldurmuşsunuz, bir anda o, buğday deposunun içerisine, bir virüs atıyorsunuz, bütün buğdayların içi boşalıyor. Bu, şimdi belki de, bir siyasi, atışma gibi görünüyor. bunun asıl yaraları, bunun asıl sıkıntıları, bunun asıl problemleri, önümüzdeki yıllarda görülecek. Bakın, bunun asıl, sıkıntılarını, yaralarını, önümüzdeki, yıllarda, önümüzdeki günlerde görecek, ümmet.
Ya, nasıl görecek? Herkes, yol ayrımına girdi. Şu anda, AK Parti'nin, işte, seçimlerden, yüzde elliyle çıksa, hadi dönecek, cemaat edecek ki, sizsiz de oluyormuş. Bak işine edecek, hiç kimse yüzüne bakmayacak. Ve, daha da ilerisi, daha fazla almanacaklar üstüne.
Bunun farkında değil, cemaat, ya da, bunu bile bile, arkasında büyük güçler var, gizli güçler, onlar hiçbir şey yapamazlar, deyip, gazı veriyorlar. Hadi, hükümeti yıktın. Halkı nasıl yırtacak? Hükümet yıkıldı. Yirmi sekiz Şubat'ta, refah yol hükümeti yıkıldı. Yirmi sekiz Şubat, darbecileri, refah yol hükümetini yıkmayı başardılar. Ülkeyi bir kaos sardı, kimin ne yaptığı belli olmadı. Bütün tarikatlardan, bütün o gün için, cemaatlerden bütün, yani tarikat, o noktasında olanların, hepsi de sıkıntıya düştü.
hepsi de, bir tek kendileri sıkıntıya düşmediler. Hepsi de sıkıntıya düştü. Biraz koşuşturanlar, bir iş yapanlar, evlerine bile giremez oldu. Ya da ben öyle olduğumdan, herkesi öyle gördüm. Ama hiç kimse, unutmadı. Ben unutmadım. Yıktılar hükümeti değilim. Hükümetten sonra bir kaos oldu. Kim olacak? Bu insanlar, bu halk, cemaate nefes aldırmaz. Farkında değil onlar. Nefes aldırmaz, konuşamazlar bile sokakta. Gazetesi'ni görmüyor bir kimse, Cumhuriyet gazetesini görmüş gibi olur.
Bugün gazetesini gören bir kimse, Cumhuriyet gazetesini görmüş gibi olur. Veya bir kimse işte, Samanyolu TV'yi görünce, halk TV gibi geliyor, unsal kanal gibi geliyor. Zaten bir farkları yok şu anda da. bu halkı yok edemezsiniz. Ve bu halkı yok olmayacak. İşin en derinlemesine analizi bu. İnsanların içerisinde bu halkı yok olmayacak. Herkes cemaatı mevcut hükümete ve mevcut hükümetin arkasındaki tarikatlara, cemaatlere savaş açılmış gibi hissedecek. Ve zaman gazetesinde, Türkiye'ne yazıyorsa, AK Parti, ondan sonra tarikatları, bu kamu ihalelerinden fonladı, bütün tarikatlar cephesini o tarafa döndürecek.
Diyecekler ki, AK, neydi, Muntaz, Türköner. Muntaz, Türköner. Sen bunu nereden buldun? Bize cevap ver. Cevap vermeyince, bütün cemaatı cephesine alacak. Diyecek ki, cemaatın gazetesi zaman, zamandaki yazar böyle söyledi. Zamanındaki yazar böyle söyleyince, bunu belgesiyle de belgeleyemedi. Belgeleyemeyince de, bütün herkes cephesine, cemaatı koyacak. Nasıl işte, Tuday zamanında bir adam, Peygamber'e hakaret etti. Peygamber'e hakaret edince, ee, biliyorsunuz mu gerçeği? Bilmiyoruz. Hakaret etti. E, tweetini başkası indirmiş. Hani, bozmuş. Ne diyorlar? Hacklemiş. Ulan birincisini hackledi, bir şey oluyor, ikincisi hackleniyor, bir şey oluyor, yanlışlıkla oluyor. E, nereden biz bunun doğrusunu bileceğiz?
Yok. E, şimdi zaman gazetesinin yazarı yazdı bunu. Gazetede yayınlandı mı? Yayınlandı. Hacklenecek bir durum var mı? Yok. E, şimdi ben ne diyeceğim kendi kendime? Ey yazar, sen hangi tarikat, buradan nemalandıysa söyle, ismini söyle. Tanıyalım, bilelim. Yok ismini tanıyalım, ismini bilmiyorsak, beni cephene aldın. Bu algıyı kıramayacak kimse. Ve kıramayınca da, aslında, kendi kendilerini, kendi kendilerini, batırıyorlar. Eğer öyle, birkaç tane daha, böyle, onlar muhakkak, ayırıyorlardı, bu işleri kurcalayan insanların, bir tane mermileri yoktur hiç.
Sıralıdır mermiler. O, uluslararası güçler, hükümetle, cemaatini yoluna, ayırmak istedilerse, hem hükümetin eline, koz verdiler, hem de cemaatın eline, koz verdiler. bir cemaat patlatır, bomba, o cemaat bombayı patlattıktan sonra, hükümet de patlatır, bir bomba. Ama şimdi, bütün ülkenin her içinde, algı oturdu. cemaat, uluslararası güçlerle, paralel bir şekilde, hükümette darbe yapmaya kalktı. Bunu başbakan, doğru yanlış başardı. Farklı bir alan. Beni ilgilendiren bir şey yok, perdenin gerisi. Ama başbakan, siyasetiyle, bu algıyı yerleştirdi. Bu algının yerleşmesine sebep, elinde donelerde var mı?
Var. Sen belediye başkanı, arsa olan, daha hiçbir yere verilmen, ondan sonra, orta yerde hiçbir şey olmamış olan, bir şeyler alıyorsan, ertesi gün de bırakmak zorunda kalıyorsan, hiç onunla bağlantısı olmayan, işte Halk Bankası'nı arıyorsan, ne bileyim işte, hiç bunlarla bağlantısı olmayan, işte bakan çocuklarını da alıyorsan, hepsini bir kefeye koyup, düğmeye basıyorsan, kör oldular bir kimse, hiçbir şey anlamamış olsa, der kadar, ulan hepsini bir günde mi topladın?
Bugünün içinde bir pez daha var, bir yol var der. Halk eski halk değil, her şeyi takip ediyor. Hele 28 Şubat'ın, acısını çeken, tarikatta, 28 Şubat'ın acısını çeken, İslami noktada duran, İslami noktada duran, belirli, o çileyi çekmiş olan cemaatler, bunun acısını çektiği için, Fethullah Gülen cemaati gibi davranmaz. Bütün her şeyde, ritmik bir şekilde tepki verir. Ritmik bir şekilde. Beni harekete geçirmek çok basit. Nasıl çok basit? Ben 28 Şubat'ı görmüşüm, yaşamışım. 28 Şubat'ı andıran bir şeyler oldu mu, ben hemen gözümü dikeceğim, kafamı dikeceğim. Burada hata var diyeceğim. Nasıl yedirecek bize? Yedirmesi mümkün değil.
Ama bu algıyı, bu algıyı başbakan oturtturdu. Farkında mısınız? Yani başbakan bundan, iki ay önceki gibi, böyle sert değil, sevman yumuşak değil. Bu algı oturdu çünkü. bu algı oturunca, büyük bir rahatlıkla gidiyorlar. Ellerinde de çok büyük doneler var. Ellerinde muhakkak, haklı gerekçeleri var. Ellerinde bir şeyler var. Çok rahat konuşuyorlar. Fethullah Gülen'in, hiç sevmediği noktaya geldi. Hiç düşünmediği noktaya geldi. Ne? Cemaat örgüt noktasına geldi. Eğer cemaat daha bu noktada, bir iki daha hata yapar, örgütsel, işlerin içerisine girmiş, iş gibi bir görülürse, savcılar başlarlar dava açmaya.
Bir başlar, nasıl da arkası gelmez. Bitmez arkası. Bitmez. Bunun sıkıntıları, bu meseleminin sıkıntıları, önümüzdeki yıllarda, önümüze çok gelecek. İnsanlardan bu algıyı değiştirmek, mümkün olmayacak. Şimdi yirmi sekiz Şubat, algısını kim değiştirebiliyor? Yirmi sekiz Şubatçılarla, beraber hareket eden, Mesut Yılmaz nerede şu anda?
Yirmi sekiz Şubatçılarla beraber hareket eden, siyasi liderler nerede şu anda? Yirmi sekiz Şubatçılarla beraber hareket eden, işte kendilerince ilahiyat profesörü, din profesörü, hocalar, neredeler şimdi? O algı değişmez. Şimdi benim nazarımda yirmi sekiz Şubat'ı destekleyen, hocalar, cemaatler var.
Benim algım değişiyor mu? Hayır. Bizim kendi kardeşlerimizin arasında, yirmi sekiz Şubat'a direnmeyen kardeşler vardır. Onların üzerinde dahi algım değişmiyor ben. Ben kafamın bir köşesine yazmışım, yirmi sekiz Şubatçı, atılan kenara diyorum, geçiyorum. Bunlar diyorum, yirmi sekiz Şubat'ta oyuna düştüler mi? Düştüler. Yirmi sekiz Şubat'ın kazına girdiler mi? Girdiler. Yirmi sekiz Şubatçılarla beraber, bilerek, bilmeyerek, isterek, istemeyerek, hareket ettiler mi? Ettiler mi? Buradan geri döndüler mi? Hayır. Yirmi sekiz Şubatçı, diyorum, atıyorum kenara. Kimse de bu algı değişmez ki Türkiye'de. Türkiye'de yirmi sekiz Şubat'ı yaşayan, hiçbir alimin, hiçbir, hani onun sıkıntısını çeker.
Kimin algısı değişecek ki? Milli Gençlik Vakfı'nı kapattılar, bütün o yöneticilerini filan o kadar soruladılar, mahkemelere götürdüler. Şimdi Milli Gençlik Vakfı, yeniden açılıyor şimdi. Yani o Milli Gençlik Vakfı'nın içinde duran yöneticisinden tutun da, tabi verenlerine alınca kadar, yirmi sekiz Şubat algısı değişecek mi? Değişmeyecek. Yirmi sekiz Şubatçılarla beraber olan o cemaat veya işte o kimseler değişecek mi? Değişmeyecek. E mektubu yayınlaya verdiler. Yirmi sekiz Şubat'ta çeviklere gel, okulları sen ve sana verelim, dershaneleri de sana verelim diye. Mektubu yayınladılar. Bunun savunulacak bir şeysi kaldı mı bunun? Kalmadı. Bütün herkes diyor ki, yirmi sekiz Şubat'a sen dershaneleri ve okulları teklif ettin, alın sizin olsun dedi.
Hükümet'e ne derlemedi diyor. Hükümet yirmi sekiz Şubatçılarla daha mı kötü diye mi çıkıyor içinden? Çok basit mantık duruyor yani. Asıl bombalar farklı. Yani cemaat, feryat ediyor. Feryat ederken bu feryatla kendisini haklı noktaya düşürmeye çalışıyor. İnsanları yani Müslüman halkı arkasına almayı düşündü, alamalı. Yani bu aynı bu kıyımı dedi işte ne o menzilcilere de şunlara da bunlara da yapılabilir dedi. Almadı. Hiç kimse o oyuna tezgaha düşmedi. Yarın bir gün döner de Türkiye Cumhuriyeti, devleti, maliyesi bu paralar nereden geliyor? Bunların vergileri ödendi mi? KDV'ler ödendi mi?
Nerede topluluyor? Nereden bunlar dağıtılıyor? Ne kadar der, iş tersine bir dönerse o zaman sıkıntı var. Tabi kutuları değil, başka şeyler aranlar artık. Öyle az paralar değil çünkü. Hayalinizin alacağı paralar değil.
Siz örneğin kendi kendinizi düşünürsünüz. Yani işte Müslüman'da ne kadar para dönüyordur diye. Örneğin işte kiminiz dersiniz ki ondan sonra örneğin işte bir trilyon, beş trilyon, on trilyon, yirmi trilyon zannedersiniz. Örnek, Bursa'nın bütçesi yetmiş seksen trilyondan aşağı değildir cemaatın. Yıllık fazladır ama yüz trilyondur da ben yetmiş seksen diyeyim.
Dergisi yok, aldısı yok, KDV'si yok. İyi doğru yerlere gidiyordur, bilemez. Biz nizam besleyelim. Ama devlet bu. Beni sorguladıkların gibi onları da sorgularlarsa bir şeyler var. O zaman yandı FETN'e bu. Çünkü bana dediler para topluyormuşsun, vereni getirin dediler. Dediler, ilk kimse işte borcum var, seneti var elimde dedim.
Elimin elinde benim senedim var dedim. Ona borcum var. İlk kimse ona da borcum var, onun da elinde senedim var dedim. Sonra senetleri de koydular önüne zaten, fotokopiler dedi. Baktılar, bir yer bulamadılar, ben para toplamamışım. Güldüm ben de içeride. Gülüyorum, neden gülüyorum dediler? Ya senin bizimleri para topladın diye topladınız. Ne dedim? Türkiye'de asıl para toplayanları görmüyorsunuz sizleri. Benim borçlu olduğum insanlara kadar ulaşıp onların sened fotokopilerini alıp da devlet elinde tuttuysa, benim yanıma koyduysa, eğer birileri bir yerlere yardım ediyorlardı, onun anlarını da çek ve sened fotokopilerini aldılarsa vay ki vay, çok basit bir kuruluşa getirip ne, ne burası hastane.
İyi getirin bakayım neyle yaptınız buranın ödemelerini. Ben yukarıda ev yaptım, mahalleye iki sefer geldi. Şeyleri getir bana, ne on? Faturalarını getir bana dedi. Sana da dedi mi? Kaçak ev yaptın diye faturasını getir bana diyor mahalleye.
Yırttım dedim ben, böyle baktı. Nasıl yırttın? Basfaya yırttım dedim. Yırtamazsın dedi. Neden? Benim değil mi dedim ben? Yırttım dedim. Yoldan geçenden aldım dedim. Nasıl yani dedim. Basfaya dedim, bağıra bağıra geçiyordu buradan. İnşaat malzemesi, inşaat malzemesi diyordu dedim ben. Ondan aldım dedim ben. Faturasını kesti mi dedi. Kesti dedim ben. Nasıl yani? Dedim, karkuz satılıyor dedim. Tuğlama satılmasından da getirdim. Caminin önüne adam karkuz getiriyor dedim. Alıyor herkes dedim ben. Siz karkuz faturasını soruyorsunuz. Bu karkuz dedi. Bu da dolayı dedim ben de.
Bir yazı verdi bana. Dedi ki görüşmeye gel. Gitmedim ben. Bir daha getirdi. Görüşmeye yazılsın. Gene gitmedim ben. Çünkü değil soruyorsun. Sen gitmişsin bir tane bundalabı almışsın. Gelip sana evinde bundalabının faturasını göster bana. Neden? Bunun hakkı yok. Yolda yakalarsa diyecek. Bunun belgesi var mı? Var. Al kardeşim belgesi bu. Ne? İrsaliyesi var mı? Var. Tamam bitti. Sana ne faturasından bulmalı? Ben satmıyorum ki. Ticarethane işletmiyor. Ticarethaneye sorabilir. Bunun gibi. E bir sorarlarsa bak ki var. Allah yiyesin inşallah. Sigara haram olduğunu söylediniz.
Bu nedenle sigara içen birine selam vermek ya da selamını almak uygun mudur? Selam da verin. Selam da alın. Yani gıybet edenlerin selamını alıp vermiyorsunuz mu? İki iki kılınan her nafile namazlarda niyet gerekir mi? Evet. Bu namazların sonlarında vakit namazlarındaki teslimatları söylemek gerekir mi? O da nafile. İster yapın ister yapmayın. Yazılarınız okunaklı olsun. Ben lise terk bir adamım. Mesneviden inciler sohbetinizde bir neyse hazretten koparılıp kesilmiş.
O ondan kesildiğinden, onun dinlemesi parçasından ayrıldığındandır. Dediniz. Ben de o birinden beri şöyle bir düşünce oldu. Biz de Allah'tan koparılmış bir parça mıyız? Yok hayır. O normalde Cenab-ı Hakk'ın bahçesinden koparılmış yerde. O manada parçası değiliz. Sabahın farzını kılar ki güneş doğarsa namaz bulunur mu? Normalde güneş doğarken namazda durmak kerahat vakti zaten durulmaz. Muvaris bunun için sülük tavsiye ettiler. Allah şifa versin, bulamıyor. Namazda okunan zaman süreleri sırasıyla ezbere bilmiyorum ama sürelerin yarısının çoğunu ezbere biliyorum. Bu durumda sırasıyla okumasan bir günah olur mu?
Namazın mekruh olur. Sırasıyla okumaya gayret et. Bir insan aramadan da Allah bunu bulabilir mi? Bir şeyhe bağlanabilir mi? Allah nasip edince neden olmasın? Ama hep arayanlar bulmuş. Tam okulmamış ama resmi nikahı, imam nikahı da olan birisi boşanırken resmi işlemleri bitirdikten sonra imam nikahı da sonlandırılmalı mıdır? Böyle olsa iyi olur. Yoksa resmi nikahla ayırlar mı? İmam nikahı da düşer mi? İmam dini nikahını da boşasın daha iyi. İmam nikahı yapılırken boşama hakkını biri bayana verilmişse bayan imam nikahını bitirebilir mi? Evet. Bütün hepsini herhalde söyler. Haşhaşiler hakkında söyledikleri konuyu bize izah eder misiniz? İngilenmiş oluruz.
Allah'ın selamı sizinle olsun. Evet. Haşhaşiler mevcut o günkü devlete savaş açmış devletle mücadele eden bir grup. Evlenmeye muhtedir olmanın örtüsü nedir? Şahsa göre değişir. Ama genel olarak fiziki, ruhi ve maddi konumda yeterli olan evlenebilir. Ben özürlü hükmündeyim. Ben secdadırın başından ayırılınca bozulan hükmünü kullanıyorum. Geçen haftalardaki sohbetinizde ezandan ezana hükmünü söylediniz. Bu hükmün zorlu kanununda mı yoksa bu hükmü devamlı kullanabilir mi? Devamlı kullanabilirsiniz. Ezandan ezana özürlüleri, abdestleri yenilemeleri gerekir. Bu soru geçen günde soruldu. Aynı soru cevap verdim.
Yine aynı sorular geliyor. Bazı sorular aynı sorular. Bana bir faydası olmayan, hatta zarar olan bir arkadaşımla küsüm ama 3 günden fazla küs kalmak doğru değil. Bu durumda ne yapamayayım? Parmağının üzerine amı da kalk mı değilim? Mübarek insan. Küslük yok zaten. Bir kadının diğer kadına mahrebi ne kadardır? Bakın buna da geçenlerde cevap verdim. Diz kafayla göbek deneğinin arasında kadın kadına da erkek erkeğe de mahremdir. Bakın bu soruya da cevap verdim. Babam namaza başlamak istiyor ama hiçbir şey bilmiyor. Duaları da ecber yapmışlar. Ama yapamadın. Ben de namaz kıldım. Şimdi sesli olarak yapıp kaydetmemi istedim. Tüm vakitleri kendim sesli bulup kaydetmememiz sakınca olur mu?
Neye inanırsınız? Ben de olur demiştim buna. Bakın bu soruya da cevap verdim. Bir kimse cenaze namazını abdest almadan da kılabilir mi? Kılabilir dedim. Bunu nerede cevap verdiğimi bilmiyorum. Şimdi tam olarak net olarak bir şey diyemeyeceğim. Ama bu sorular bana soruldu. Ben de bu sorulara cevap verdim. Bu soruya da cevap verdim. Bir erkek iş yerine bir bayan arkadaşları ne ölçüde olmalı? Çok samimliler ve bayan da evli. Bunu normalde bu soruya cevapladım. Bak mübarek insanlara yapıp iknanım demek bu. Göbrek hastası bebeğimiz doğdu. Yasin dağıtın dediler. Okutun dediler. Buna da bir yerde cevap verdim ben. Bakın buna da cevap verdim.
Kadınlar adet günlerinde hangi sureleri okuyamaz dertlerinde nasıl çekebilirler? Bunu da cevapladım. Benim aklımla mı uğraşıyorsunuz? Devletin kapısını cömertler açar. Hapisini düşündüğünüzde sizinle bizi sevdiğinizi ve cömertliğinizi anlamamız için, bize doğrulanmamız için yol veya dua öğretir misiniz?
Cömert olun her halinizde. Bunun yolu bu. Bir sohbetinizde diyorsunuz ki bir kişinin zinaya düşmemesi için elimden geleni yaparım. Şimdi açık açık, otuz yaşını geçmiş ve bir hayırlı kısmet nasip olmamış ve harama düşme tehlikesi olan kardeşlerimiz için evlilik yollarının açılması için ne tavsiye edersiniz? Kardeşler, evlilik bir taraftan bakılırsa çok basit bir şey.
İnsanlar zorlaştırıyorlar. Evlenecek olan kadın, erkek birbirlerini talep ederler, evlenirler. Şöyle bir algı var, illaki erkek talep edecek kadını diye, böyle de olunca da sıkıntı oluyor. Evlenmek isteyen, kimle evlenmek istiyorsa, bir türüne uygun, adamına uygun, erkanına uygun ama ailesini gönderin, annesini, babasını, kim kimle evlenmek istiyor?
Bir kız, bir erkekle evlenmek istiyorsa, babasını diyebilir, baba git, bu adamla evlendir, bir teklif et. Bitti. Ya bir erkek, bir kadınla evlenmek istiyorsa, gönderin arada bir aracı birisini, gider teklif eder, bitti. Bu kadar basit. İnsanlar zorlaştırıyorlar.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.