mustafaozbag.org

372. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Ocak 2014 · 1:26:33

Selamun aleyküm. Allah gecenizi eylesin inşâhan. Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. İnsanın başına herhangi bir şey geldiği zaman iyi veya kötü senin nasibin buymuş, buraya kadarmış, alnına böyle yazılmış, kaderin böyle yazılmış, buna göre nasip, alın yazısı, kader ne demektir? İnsan kaderini değiştirebilir. Ve kimsenin mutlak kader olarak adıladığımız doğması, ölmesi gibi, kendi cüz-i iradesinin dışında tedderle eden, kendi cüz-i iradesiyle bağlantılı ve alakalı olan şeylere biz mutlak kader deriz. Bu mutlak kader noktasında onu değiştirmek mümkün değil.
Ama ve lakin insanın kendi cüz-i iradesiyle sorumlu ve yükümlü olduğu noktalar var. Namaz kılmak, kılmamak, oruç tutup tutmamak, iyilik yapmak, kötülük yapmak. Bunlar o kimsenin kendi cüz-i iradesiyle alakalı. O yüzden bizim kendi cüz-i irademizle alakalı olan şeylerden sorumluyuz. Bunu böyle mutlak kader gibi algılayıp, bizim kaderimizde içki içmeyi yazmış, içki içiyoruz dediğimizde, cebriyeciler gibi oluruz.
Özür dilerim, kaderiyeciler gibi oluruz. Kaderiyecilerle cebriyecilerin arasında zaten çok fazla bir fark yoktur. Cebriyeciler namaz kılmayı da cebri olarak o kimsenin kıldığını söylerler. O kimsenin bu noktada kendi dairesinde olumlu veya olumsuz herhangi bir fikri veya düşüncesi veya eylemin olmadığını söylerler. Bizim inancımız odur ki insanın kendi cüz-i iradesiyle bağlantılı olalım. Kendi hürriyetiyle bağlantılı olalım. Noktalarda insanlar sorumludur. O yüzden de orası insanın kendi idrakıyla, kendi seçimiyle, kendi isteğiyle o yola gider veya o işi yapar. O yüzden eğer namaz-ı cebriye kaderiye noktasından biz meseleyi bahçe bulursak, burada geliyoruz. Bir kimsenin başına iyi veya kötü şeylerin gelmesi de, o gelen konuma, duruma, gelen şeyin konumuna, durumuna göre değişir.
Bizden çıkanlardan, bizden sudur ediyorsa, kötülükler bizim nefsimizdendir. Bizden bir şey çıkıyor, kötülük. Bu kötülükse bizim nefsimizdendir. Bize bir sıkıntı isabet ederse, sıkıntının isabetinde bizim kendi nefsimizin sorumluluğu olabilir. Çok yemek yersek rahatsızlanırız.
Bu sıkıntının sebebi bizim çok yemek yememizdir. Çok uyursak, rahatsızlanırız. Bunun sebebi bizim çok uyumluğumuzdandır. Çok konuşursak, yalanı, kıymete, dedikodya düşebiliriz. Bunun sebebi bizizdir. Bu yalandan, kıymetten dolayı bir sıkıntı bize sudur eder. Bunun sebebi bizizdir. Bizizdir. Veyahut da biz bir yerde zulmettiysek, o zulmün neticesinde Cenab-ı Hak bizim başımıza bir zalimdir. Vazifelendirir. O zalimle bizim yaptığımız zulmün intikamını Cenab-ı Hak alır. O zaman o zalimi bizim kendi üzerimize çekmemizin sebebi bizden sudur eden zulümdür. Sonra o zalimden Cenab-ı Hak döner, intikamını alır.
Ona da onun başına diyor, bir kılıç görürlendirir. O kılıçla diyor Allah, o zalimden de intikamı alır. Ondan sonra döner diyor, o kılıçtan kendisi intikamını alır. Şimdi bu noktada bir kimse zulmederse, o zaman onun başına bir zalim gelecek. Onun başına zalimin gelmesi, kendisinin zulmetmesindendir. Veyahut da biz eksik ve yanlış, bile bile dost doğru yürümeyin, eksik ve yanlış bir şeyler yapıyorsak, bizim başımıza bir şey gelecektir.
Bizim başımıza gelmesinin sebebi, birinci derecede bizim işlediğimiz günahlardan, kusurlardan olabilir. O zaman biz başımıza bir bela, musibet, sıkıntı gelirse, biz bunu kendi nefsimizden ilk önce şöyle düşünmemiz lazım. Herhalde kendi nefsimiz için. Biz bazı hatalar, kusurlar, bazı günahlar, bazı yanlışlıklar yaptık ki, Allah bizim başımıza bir bela, bir musibet, bir sıkıntı ver. Bunu her nefis sahibi kimse, isterse mürşidi kâbül olsun, isterse veli olsun, ister değerlişliğin hangi noktasında, hangi kategorisinde olursa olsun, başına bir şey geldiğinde, onun nefsine vurması gerekir. Ama dışarıdan bakarsak biz, ama birisinin başına bir bela, musibet gelirse, onun üzerine hüsnü zon besleyebiliriz.
Diyebiliriz ki, örneğin, Allah onun günahlarını affetmesi için, Cenab-ı Hakk'ın sevgili kulu, o yüzden ona bela, musibet gönderdi. Veyahut da diyebiliriz ki, o Allah'ın sevgili bir kulu. Cenab-ı Hak ona bela, musibet, sıkıntı verdi, onu kendine dost etti. Belanın, musibetin büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere. Bil kimse kendisini, peygamberlik kapısı kapandığına göre, veli görmesi, mürşidi kâbül görmesi, çok met edilmiş bir şey değildir. İnsanın bunu kendi üzerinde böyle tecelli ettirmesi, bunu böyle görmesi, tövbeye müstakil olur. İlk sünnetiler, ilk dervişler, kendilerini hiçbir zaman bu noktada görmemişler. Ve mürşidi kâbül olmalarına rağmen, her veli, veli olmalarına rağmen, kendilerince Allah'a tevazu edip, Ya Rabbi bizi bir veli kulunla buluştur demişler.
O veli kulunla buluştur ki, biz ondan bir şeyler öğrenelim demişler. O yüzden ilk sufilerin 200 tane, 300 tane, 500 tane, kimisinin 700 tane, zamanın mürşidleriyle, velileriyle hayatı boyunca ders aldı. 60 tane, 70 tane, 40 tane, 100 tane, değişik velilerin değişik velilerden ders aldı. Onlarla sohbet etti. Onların zikirlah alakasına katılıp, onlardan belli bir manevi iletişim, manevi terbiye, manevi edep aldıkları söz konusudur.
Nefis yoktur çünkü orta yerden. Nefis olmadığından dolayı, kendisini hiçbir zaman mürşidi kâbül ve veli görmez. Ve Ya Rabbi beni bir veli kuluna, bir mürşidi kâbül'e ulaştır diye dua eder. Cenab-ı Hak onu belde belde gezdirdiği, bütün mürşidleri gezdirdiği mürşidler vardır. O da mürşiddir. Bunlara en yakın örnek, en açık örnek, en bize bu noktada ölçü olacak kimse, Şemsettin-i Tebrizi Hazretleridir. Aslında geldi Hazreti Mevlana Celaleti Rum Hazretleri başlı başına bir şey. Önüne kadar gelmiş veli. Ama bu noktada Şemsettin-i Tebrizi de veli. Ama Şemsettin-i Tebrizi bana bir mürşidi kâbül, bana bir veli göster Ya Rabbi derken, Önüne Hazreti Mevlana Celaleti Rum Hazretleri çıkar ki, Hazreti Mevlana Celaleti Rum Hazretleri'ne veli diye gelir.
Hazreti Mevlana Celaleti Rum Hazretleri, onun kendinden daha faziletli ve daha üstün olduğundan, Hazreti Mevlana Celaleti Rum Hazretleri ona tabi olur. Buna bakıp da insanlar kendi kendilerine velilik süsüverirler. Kendi kendilerine mürşidlik süsüverirler. Herkes kendince, böyle tabirimi maruz görün, ahmakça, bir Şemsettin-i Tebrizi bekler. Enteresandır onlar. Herkes Mevlana'dır ya. Herkes kendini Mevlana gördüğünden ayağına bir Şems bekler. Ve onlara bakıldığında onlar da Şems'lerini bekliyorlardır ki, bu kocaman bir küstahlıktır. Bu kocaman bir küstahlıktır. Bu kocaman bir nefistir. Bu kocaman bir nefs-i emmaredir. Kocaman. O yüzden normalde bir kimsenin kendisini veli, mürşid-i kamilden, evliyadan, arifinden görmesi madem ki, mahzunlu ve sakıncalı, hatta sufilik adamınca, bu benim kendimce yorunum.
O küstahlıktan başka bir şey değil. Bir kimsenin kendisini derviş dahi görmesi küstahlıktandır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden birisinin kalkıp da başına bir bela, musibet geldiğinde, ben veli olduğum için bana bela, musibet geldi demesi, daha büyük küstahlıktır. Allah muhafaza eylesin. Bu daha büyük bir kibirliliktir. Gönlünde zerleyince kibir kurundan asla cennete giremez. Yol tevazu noktasıdır. O yüzden bir kimsenin başına bir bela, musibet, bir sıkıntı gelirse, biz kendi darimizde bir başkasının üzerinde bunu tespit ettiysek, velev ki biz onun için ya onun günahlarına kefaret değil, onun üzerine hüsnü zan besleriz. Hüsnü zanı daha da büyü şudur, o muhakkak velilerden, ariflerdendir ki, onun başına büyük bela ve musibet gelmiştir deriz.
Bir başkasının üzerinde bunu tespit ettiyse, kendi üzerimizde ise bu muhakkak bizim nefsimizdendir. O yüzden bizim başımıza gelen bu tip bela, musibet, sıkıntılar bizim nefsimizden dolayı gelmiştir. Eğer bizim bize bir iyilik isabet ettiyse, bu noktada Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Cenab-ı Hak bize muhakkak lütuf ve ikramda bulunmuştur. Sufilikte bu da adaptır, hoştur. Bir kimsenin başına kötülük de gelse, iyilik de gelse, Allah'ın onu lütfu, ikramı olarak görmesi kendi iç nefsindendir. Ama bunda yine insanın kendi nefsini, hatalı, kusurlu görmemesine doğru giderse, bu da büyük kibirlilik ve küstah olur ki, Allah bizi bunlardan muhafaza eylesin. O yüzden biz başımıza bir kötülük de gelse, evet o bizim nefsimizdendir.
Hoşumuza gitmeyen bir şey geldi, o bizim nefsimizdendir. O bizim nefsimizin yaptıklarından dolayı böyle bir şey gelmiştir ki, Allah bizim yine de bizim için o bir lütuftur. Niçin? Bizim yanlışlıklarımızın ve eksikliklerimizin dünyadaki cevabıdır ki, biz tövbe ederiz, biz bu noktada mağfiret ileniriz, biz bu noktada Allah'a yalvar yakar oluruz, Ya Rabbi biz nefsimizde zulmedenlerden olduk, bize affı mağfiret eyle, bizi temizle deriz, o Allah'ın bize bir iştir. O yüzden normalde kardeşler başlarına iyi veya kötü bir şey gelebilir, bu noktada iyi veya kötünün, iyi de, kötü de, onu yaratan, onu sevk eden Allah'tır. Bu noktada onu yaratanın, onu sevk edenin Allah olduğunu hiç unutmayın. Bize bir zarar gelebilir, o zararını sevk eden Allah'tır. Bize bir iyilik gelebilir, bize bir fayda gelebilir, o faydayla bize sevk eden Allah'tır.
Ama bize bir zarar sevk ediliyorsa, bunu kendi nefsimizle, mücadelemizi yapıp, kendi nefsimizin eksiklikleri ve noksanlıklarına bağlayıp, tövbe etmekte fayda vardır. O yüzden Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri, normalde yağmur bekleyen bir belde için der ki, tövbe edin. Bir kimse gelir, rızık darlığıyla alakalı, ona böyle hemhal olmak, ona sohbet etmek ister, der ki, tövbe et. veyahut başka bir başına bela, musibet, sıkıntı gelen bir kimseye, Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri, tövbe etmesini önermiştir. Tövbe etmek bu manada, hem Allah'ı tanımak, Allah'ın önünde boynunu bükmek, hem de Allah'ı zikretmektir. Allah bizi onlardan eylesin. Günlük verdiğimizi açar mısınız? Ne zaman çekmeliyiz?
Günlük iş yerlerimizde çekmek gerektiğinde nasıl çekmeliyiz? İş icabı konuşmamamız gerektiğinde, veya ara vermemiz gerektiğinde, yeniden başlamamız gerekir, bilgilendirilmişsiniz. Bir kimsenin günlük verdiği, o kimse muhakkak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin sünnetiyle sağlittir. Günlük ver. Böyle günlük ver sonradan çıkarılmış bidat noktasından değildir. Ehli tasavvufa düşman olan, ahmak kafalılar, neye düşman olduklarının farkında değiller. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ashabına ve bütün ümmete, günlük ver talim ettirmiştir. Kim yüz tane la ilahe illallah derse, kim yüz tane la ilahe illallah huvata huvata uleyh şerikete, devam eder, derse, kim yüz tane ihlas şerif okursa, kim günlük Kur'an-ı Kerim'den şu vaka suresini okursa, rızıkla alakalı, bunun gibi, veyahut da salatu selam getirmekle alakalı, kim yüz tane salatu selam getirirse, Cenab-ı Hakk'ın işte yüz tane günahını affeder,
en azı, onun daha fazlası var. veya sahabeden birisi gelir, ya Resulallah ben günlük, dörtte bir zamanımı sana salatu selamla geçiriyorum, yeter mi arttırayım mı, arttırsan iyi olur, dörtte ikisi arttırsan iyi olur, dörtte üçü arttırsan iyi olur, dörtte dördün. Şimdi diyor, bu senin için yeterli. Bütün gününü salatu selam getirir, getirmekle geçiriyor. Şimdi bir kısım ehli delalet, sufilerin bu günlük virklerini, bu şeyhler bidat çıkarıyorlar, kendi kafalarından ders veriyorlar, kendilerince bir şeyler üretiyorlar deyip, karşı çıkıyorlar. Hiçbir üstad, hiçbir şeyhefendi, hiçbir veri kendi kafasından bir virk tayin etmez. Velev ki, birisi kendi kafasından bir virk tayin etse, sen şu kadar esmadan şunu çek, şu kadardan bunu çek demiş olsa, bu dahi sünneti Resulullah'a haykırı değildir.
Çünkü işin temelinde, özünde sünnet vardır. Bir ibadetin, bir fiiliyatın temelinde sünnet var ise, ona bidat demek, sünneti Resulullah'a bidat demektir ki, bu da küfürdür. Günlük virk çekmek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin sünnetidir. Bu günlük virkler, bidat diyen bir kimsenin, teclid iman, teclid nikaha ihtiyacı var.
Namazdan sonra günlük virtir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kim? 33 tane Subhanallah, 33 tane Elhamdülillah, 33 tane Allahu Ekber, yüzüncüsünde La ilahe illallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin sünnetidir. Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah bize nakleder ki, mescitten bir gün zikir sesleri gelmeye başladı, biz anladık ki sahabe namazı bitirmiş.
Demek ki sahabe, namazdan sonra oturup cehri bir şekilde Allah'ı zikrediyormuş. Ve sahabenin o cehri zikrullahını dışarıdan duyan, Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah diyor ki, biz ashabın namazı bitirdiğini böyle anladık. Demek ki namazdan sonra oturup cehri zikrullah yapmak da sünnet, sünnetin kemelinde bu var. Bir kimse de böyle namazdan sonra cehri toplu halde, namazdan sonra cehri zikrullah yapmış olsa, o da sünnetin içerisinde birisinin ona bidat demesi de çökürdür. Şimdi ehl-i sufi, karşıdaki kimseyi incitmemek için, onun kazanabilirim ümidiyle, bazen böyle uğurduğu gibi konuşmaktan, kendilerini kenara çekmişler.
Kendilerini o edeben kenara çekenler, bunlar kenara çekildi diye, edeksizliklerini arttırıyorlar. Küstahlıklarını arttırıyorlar. Kıymetli dostlar, günlük virg çekmek, Hz. Peygamber sallallahu ve Sedem Hazretleri'nin hiç terk etmediği bir sünnettir. Hiç terk etmediği bir sünnet olduğu için, aslında vacip hükmündedir. Herkesin muhakkak günlük virg çekmesi gerekir. İster sufi olsun, ister olmasın. Bu günlük virg çekmeyi namazlardan sonraki otuz üçlerle ne yapar? Vazifesini yerine getirmiş sayılabilir. Yani, onları çekerse, üzerindeki vacibiyet düşer. Ama günlük virg çekmek, vacip hükmündedir.
Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hiç terk etmemiş. Ama oturup yüz tane ihlas-ı şerif çekmek, nafile hükmündedir. Eğer o kimse otuz üçleri çekiyorsa, eğer bir kimse otuz üçleri de çekmiyorsa, namazın arkasından önünden hiç, Allah'ı zikretmiyorsa, o vacibi terk etti. Günah kebar işledir. Eğer bunu reddederse, o kübür noktası. O kübür noktası. Çünkü reddetti onu. Ona gidilir, anlatılır, tebliğ edilir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin günlük virgleri ona tebliğ edilir. Sünnet-i Resulullah'ta var olduğu söylenir. Allah'ın zikirle alakalı ayetleri ona tebliğ edilir. Yine o günlük virg çekmeyi, günlük virg çekmeyi, günlük virg çekmeyi, reddederse virg çekmeyi, o kimse iskandeydi.
Sert, evet. Çünkü o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hiç terk etmediği bir sünneti Resulullah'ı reddetti. Sakalı reddetmek gibi, sarığı reddetmek gibi. Sakal hiç Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni kesmemiş. Bir kimse İslam'da sakal bırakmak yoktur dediği anda, o kimse kübür ettirir. Pratikman, sakal çünkü Hz. Adem'den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne gelinceye kadar, bütün peygamberlerin hiç terk etmediği bir sünnettir. Şimdi bu noktadan hareket ederekten, bir kimsenin günlük virg çekmesi, bir Müslüman için vaciptir. Vaciptir. E bir kimse günlük virg çekmezse, Allah'ı zikretmezse, Cenab-ı Hak diyor ki, o münafıklıktır.
Münafıklıktır. Allah'ı az zikretmek, münafıklar ancak Allah'ı az zikreder. Ayet-i Kerime. Ya işte zikrin bir türlüsü var. Bir türlüsü var. Sen günlük yine la ilahe illallah diyeceksin. Namaz da zikir, namaz da zikir. Sen yine la ilahe illallah diyeceksin. Namaz, salat çünkü. Oruç da zikir, sen la ilahe illallah diyeceksin, Allah'ı zikredeceksin. Abdest de zikir, abdest de zikir. Sen abdesti zikredeceksin. Namaz kılanların hangisi faziletli ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Diyor mu bak, namaz kılanların içerisinde en cübbelisi, en sarıklısı, en şalvarlısı, en işte sarı, ne bileyim, tabili erkanlısı demiyor. Kim faziletti? Allah'ı zikredenler. Oruç tutanların en faziletlisi kim ya Resulallah?
Allah'ı zikredenler. Cihad edenlerin en faziletlisi kim ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Ya Ebu Havs, Allah'ı zikredenler bütün sevapları aldı götürdü. Oturdu, yerden duydu. Hazreti Ömer Efendimiz'in dediğini. Hazreti Ömer Efendimiz de bu. Hazreti Ebu Bekir, radıyallahu anh Hazretleri. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin oturduğu yerden dedi ki, neyav, evet. Zikredenler bütün sevabı aldı götürdü. Kıymetli dostlar. O yüzden muhakkak günlük mürtlerini herkes çekecek. Bir kimse, hiçbir çekmeyen bir kimse, kardeşim, canım kardeşim, her gün Allah'ı zikretmek, günlük bir çekmek sünnettir.
Al şu ders kağıdını, bu sünneti işle. Bu sünnetle sen inşallah Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin şefaatine Cenab-ı Hakk'ın aklına, mağfiretine nail olsun. Dese, bunda bir sıkıntı yok. O yüzden her Müslüman muhakkak, muhakkak ama, günlük kendince, ama hadis-i şeriflerden kendisine bir paye çıkarır, bir vir çeker, bu onun için, onun için bu, bu noktada reddedilmez.
Bakın, hadis-i şeriflerle sabit olan bir zikrullahı yapmak, bütün Müslümanların nafile noktasında başvurabileceği bir zikrullah'tır. Ama bir kimse, kendi nefsinden, ben günlük elli bin tane tevhid çekeceğim, bir tevhidim derse, o zaman nefsini, Allah muhafaza eylesin, şeh etti o kimse. buna büyükler demişler ki, böyle yapmayın. Bir şeyh bulamazsanız, bir mürşide bağlanamazsanız, o zaman demişler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, virtlerine devam edin. Ama kendi kendine, ben üçüncü makama geldim, bu esması çekeceğim. Yok ben sekizinci makama geldim, şu esmayı çekeceğim, bundan on yıl önce birisi gelmişti, yirmi üçüncü makama gelmiş.
Bana dedi ki, bana dediler ki, yirmi üçüncü makama geldim, evet, ben dedi, şunu çekiyorum, geçmiş gün şimdi hatırımda değil, maşallah süvanallah dedim ben. Senin bir şeyhin var mı dedim ben, hayır dedi. Peki dedim, sana bunu kim dedi, gaybden bir ses geldi dedi. Şimdi ne yapıyorsun sen dedim ben, işte bu birisi çekiyorum dedi. Dedim, sen bir üstad arat. Bu böyle baktı. Dedim, hiç dedim, diplomasın doktora gider, canını teslim eder misin dedim ben, hayır dedi. E sen diplomasınsın dedim ben. Orta yere çıkmışsın dedim, ben doktorum diyorsun dedim. Neden dedi, e dedim kendi kendine hastalığını tespit etmişim. Kendi kendine dedim, ilacını da tespit etmişim.
Hem hastasın, hem doktorsun sen dedim. E kendi kendine tedavitçe bile uğraşıyorsun. Dedim, aspirinle, aspirinle geçecek olan bir hastalığa dedim ben, antibiyotik kullanırsam, vücudunu harap edersin dedim. Doğru mu? Demem doğru dedi. Peki dedim, niçin kendi kafandan çekiyorsun, kendi kendine mevcut geliyor. Bu böyle baktı. Dedim, sana 23. makamdasın diye, seni aldatmıştır. Kim dediyse. O Allah'tan değil mi dedi bana. Dedim, ya şeytan seni kandıldı, sen ne yapacaksın dedim. Kendini oraya koymuş. Şeytan da Allah'ın emründe değil mi dedi. Evet dedim ben de. Öyle baktı.
Yoldan sapanların ayağını çelme takmak için o dedi. Cenab-ı Hak yoldan sapmayanlar için, sen şeytan, sen benim yolumda gider, mümin kullarımın bir şey yapamasın diyor. Sen kendini onlardan mı gördün dedim. Sustu. Allah bizi affetsin. Dinimizde vasiyet var mıdır? Var. Vasiyet nasıl bırakılır? Ya sözlü ya yazılı. Mirasta dağılım erkek ve kadına göre nasıldır? Kaçta kaçtır? Bunu normalde, İslam hukukunun yaşandığı bir yerde, İslam'ın miras hukuku uygulanır. İslam hukukunun yaşanmadığı bir yerde, ya Darül Harp imamı olacak, insanlar cemaat halinde ne bileyim bir topluluk halinde, bir beldede İslam hukukunu yaşamaya çalışacaklar.
Orada Darül Harp imamının nezaretinde böyle bir İslam hukukunu uygulayabilirler. Darül Harp olan bir yerde bir kimse kendi bireysel olarak İslam hukukunu uygulayabildiği yere kadar uygular. O yüzden İmam-ı Azam Hazretleri orasının Darül İslam oluncaya kadar insanların mücadele etmesini farz olarak tayin etmiş. İmam-ı Şafi Hazretleri ise İslam hukukunun yaşanmadığı bir yerde bütün Müslümanlar canlarını şehit oluncaya kadar savaşmaları farza indirilir.
O yüzden Şafi Fıkıh'ında yaşamaya çalışan insanların Darül Harp, Darül İslam noktasında durumları sıkıntılı. Ama Şafi Hanefi Fıkıh'na uyamaz mı? El cevap uyabilir. İmam Hanefi Fıkıh'ında işin içinden çıkılmaz bir noktadan Şafi Maliki Hanbeli ulemasına müracaat edilmez mi? El cevap müracaat edilir. Ama ve lakin bu istismar konusu, bu komple o topluluk İslam hukukunda olup, İslam hukukunun mirasını uyguladığı zaman adalet tecelli eder.
Zekatımızı bir daha dergaha yani tasavvuf vakfına verebilir miyiz? Zekat birinci derecede fakirlere, ondan sonra miskinlere, ondan sonra işte yolculara, Allah yolunda cihad edenlere, alimlere, işte talebe yetiştirenlere. Eğer bir vakıf veya bir dernek bunu gerçekten ihtiyacı olanlara aktarıyorsa, bu noktada kesinse, o zaman o vakıf sadece bunun transformasyonunu sağlar, dağıtımını sağlar.
Ama eğer ki yok ben vakıf veya vereceğim vakıf binası yaptıracağız, yok cami yaptıracağız, yok dershane yaptıracağız, yok Kur'an kursu yaptıracağız, zekatlar verilsin, bu normalde cahil değildir. Veyahut da zekatların toplanıp sıradan bütün öğrencilere dağıtılması, içinde zekata ihtiyacı olmayan öğrenciler de olabilir. O zaman zekat fiyalliği yerine ulaşmamış olur. Bu noktada istismar var, İslam dünyasında açık açık konuşuyorum. İstismar var. Bu istismarın önüne geçmek yine Müslümanların kendi elinde. Zekatlarınızı, fitrelerinizi, sadakalarınızı nereye vereceğinizi iyi tespit edin. Kurbanları, kurban derilerinizi nereye vereceğinizi iyi tespit edin.
Bunu, bu zekatı vermek dahi, bakın vermek değil, bunu normalde gidip sadece vermek değil, bunun yerini bulmak dahi ibadet hükmündedir. Borç parayla, yumre ve haç yapılabilir mi? Evet. Piyasada satılan çorap mestler var, bu şekilde çorap mest giymek ile mest olur mu? Hanefi'ye göre mestin ayakta durması gerekir. Eğer mest ayakta durmuyorsa, mest çıkarıldığında, konduğunda ayakta durması gerekiyor. Eğer ayakta durmazsa, Hanefi'ye göre onun üzerine mest yapılmaz. Namaz kılarken hangi durumlarda namaz bozulup bırakılabilir, kaydırımda namaz bırakılabilir. Bir çocuk kaç yaşında sünnet olmalıdır? Sıfırla yedi yaş arası. Sidre'ye ve Tuğba'ya takılma. Rullar alemine ulaş.
Ulaş ki zirveleri ve selvi boylu güzellikleri görebilirsiniz. Burada İsmail Akkı Bursevi, Hazreti Sidre ve Tuğba ile ne? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem evladı anlatmak istediği açıklar mısınız? Hayır, Sidre'de, Tuğba'da, bu nokta Tuğba zaten cennetin içerisinde bir ağaç, cenneti geçecek o kimse. Sidre'tin mütehaya da geçecek. Onu söylüyor, yolda kalmıyor. Abdest alabileceği uygun bir ortam bulamayan bir kadın teyemmi yaparak namazını kılabilir mi? Evet. Boy abdestiğiyle namaz kılınabilir mi? Evet. Yoksa yerine abdest almalı mıdır? Hayır. Namaz kılınabilmesi için yine abdest alması gerekir mi? Hayır. Böyle bir şey var insanların arasında bir kimse gusletti, guslettikten sonra yeniden abdest alıp böyle namaz kılınabilir mi?
Böyle bir boş bir muhabbet var Allah'ıma affaz eylesin. Fıkıh ne demektir? Hukuktur. Bu noktada İslami olarak düşünüldüğünde İslam hukukudur. Fıkıh mı okuyalım yoksa edebilmüyor mu fredi mi? Hangi fıkıh kitabını almamızı tavsiye edersiniz? Ben gönlüm arzu eder ki, şimdi burada normalde bazı böyle yeni tanışan, yeni dinle kendini yeni tanıştıran kimselere ben hemen edebilmüyor mu fredi hediye ediyorum.
O kimse o edebi görsün, o ahlakı görsün. Bir de kendilerini çok biliyorum gibi görenler var. Çok biliyormuş gibi görünenlere de edebilmüyor mu fredi veriyorum. Çünkü o normalde kendince biliyor ya, kendince bildiğinden kendince bir kibre düşür. Kendince bildiğinden İslam ahlakının uzaklaşmış İslam ahlakı var. Ben ona da edebilmü fredi hediye ediyorum veyahut da tavsiye ediyorum. Fıkıh, aslında her Müslümanın öğrenmesi gereken farz ibadeti. İslam'a için sınmamış, yumuşak olmamış insanlar ilk etapta fıkıhsak sıkılıyorlar. İşte sulara girecek, kuyulara girecek.
O şimdi kendince diyor ki ya ben bunlarla ne uğraşayım diyor kendince. Ona sıkıntı basıyor hemen. Bu sefer o hemen fıkıh kitabını kapatıyor geçiyor, okumak istemiyor mu? Ben o yüzden ilk önce edebilmü fredi ona tavsiye ediyorum. İçi ısınsın İslam'a. O güzel ahlaka, ahlakı görsün. Ve güzel ahlakı gördükçe Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haddetlerinde bir yine muhabbet beslesi. O muhabbetle o kimse fıkıhı da öğreniyor o zaman. Ondan sonra. E muhabbet yok. Muhabbet olmayınca fıkıhı sıkıyorsun. Bu manada ilk önce o sıkılmasın diye hem aynı zamanda da kendini o günah kebalilerde uzak tutmaya başlıyor. O yüzden edebilmü müfret bu noktada harika bir eser. İmam Buhar'ın.
Ama muhakkak her Müslümanın fıkıhını öğrenmesi lazım. Bununla alakalı dili ağır gelmezse size emanet, ehliyet, iki cilt. E dili ağır gelir. Benim o kadar çok incelemeye gerek yok derse Huduri'nin tek ciltliği. E ben biraz daha böyle iyi öğrenmek istiyorum diyenlere El Hidaye dört cilt. Bunlar derviç kardeşler için yeterli zaten. Fakih ne demektir? İmam-ı Azam'dır. Şu zamanda hakiki fakihler var mıdır? Muhakkak. Alimle fakih arasında fark var mıdır? Evet. Alim fakih değildir. Her fakih de alim değildir. Bir fakihlikten yani fıkıhtan haberdar olması gerekir. Evet.
Muhakkak. Ama bir fakih de en az alim kadar bilgi sahibi olması gerekir. Tefsir deyince ne anlaşılır? Tefsir deyince Kur'an-ı Kerim'den bir kimsenin anladığı anlaşılır. Ayet-i Kerim'den bir kimse ne anlandıysa tefsir odur. Tefsir kitabı okumalı mıyız? Hangi kitabı tavsiye edersiniz? Tefsir de okuyabilirsiniz. Bu noktada benim en fazla faydalandığım tefsir şu anda tefsiri taberi. Kendi kendimize zina var mıdır? Evet. Yapanın hükmü nedir? Günah-ı kebay'dır. Yapan birine ne gibi tavsiye verebilirsiniz? O evlenmeye muhtedirse hızla evlenmek evlenmeye muhtedir deyince oruç tutacak.
Bazı muhtedilerin kabiliyet ve istidatlarına göre haram olan şeyler ileri ve olgun kimseler için zararsız ve helaldir. İnsanlar bazı muhtedi dediği yeni böyle bir biat eden bir kimse, yeni böyle dini yaşamaya çalışan bir kimse. Bu noktada böyle işte yavaş yavaş dini ısınmaya, dindarlığa ısınmaya çalışan bir kimse. Ona riyazat gerekir. O muhakkak riyazat yapacak. Nefsini terbiye edecek. İmanını olgunlaştıracak. O yüzden şüpheli olan her şeyden kaçınacak. Hatta şüphe gördüğü bir meseleden harammış gibi uzak duracak. Kendini koruyacak, muhafaza edecek o.
Onun için sıkıntılı. Neden? Her an için onun kayma ihtimali var. Ama bazıları vardır ki olgunlaşmıştır onlar. Böyle ufak şeyler onun nefislerini kaydırmaz. Mesela işte az önce yemekten kast edildi ya çok yemek. O normalde olgunlaşmamış bir kimse için gaflet yapabilir, sıkıntı yapabilir. Vasifelerini yerine getirmekte zorluk çekebilir o kimse. Ama olgunlaşmış bir kimse için öyle bir şey değildir. O böyle kendini rutine katmıştır zaten. Onun için herhangi bir sıkıntı olmaz gibi. Bazı suviler bu noktada kendilerince bunu uygun görmüşler. Bunu değişik tasavvuf kitaplarında okuyabilirsiniz. Bizim için böyle değildir. Bu insan nefsini gerçekliğe sürükler. Biz son nefese kadar nefsimizle mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bu bize zarar gelmez buradan diye düşünmeyeceğiz. Bize zarar gelmez diye düşündüğümüz yerden zarar gelebilir. Çünkü zaman ahir zamandır. İnsanlar için bu noktada hiç kimsenin eminliği yoktur. Her an için nefis insanı alt edebilir. Verme yetkisi olan bir tanıdım. Mürşitlerinin ismini kendilerinden el alanlara dahi vermiyor. Dert alınacak kişi mürşidini tanımalı ismini vermemelerine sebebi ne olabilir? Bunlar saçma sapan şeyler. Hiç aslı astarı yok. Hiç ama. Müslümanın gittiği yol bellidir. Şeyhi de bellidir. Üstadı da bellidir. Mesajı da bellidir. Her şey bellidir. Bir şeyi böyle saklayıp gizliyorlarsa onun içinden muhakkak bir şey çıkar.
Muhakkak çıkar onun içinden. Muhakkak diyorum bakın. Ve böyle saklayanlar, gizleyenler, böyle kendi kendilerine böyle bir şey yapanlar, aslıların aslında nefis yapıyorlar. Kendilerinin ne kadar ehemmiyetli, ne kadar önemli olduğunu düşünüp etrafa da böyle bir şey yapıyorlar. Kendi kendine kibirlilik yapıyorlar. Kendi kendilerine aslında kendilerince kendilerini önemsiyorlar. Yok işte bizi takip ediyorlar. Haz bir tek seni takip ediyorlar. Yok bize baskı var. Ha bir tek sana baskı var. Başka kimseye yok. Böylece kendi etrafındaki insanları sıkılaştırıyorlar. Etraflarındaki insanlar kendilerince paranoya sahip oluyorlar. Bizi takip ediyorlar. Aman bize bir zarar verecekler. Aman bize şunu yapacaklar.
Aman bize bunu yapacaklar. Böylece etrafındaki insanları kendi etraflarına sıkılaştırıyorlar. Ve hepsi de kendi etraflarında kendi kendilerini koruma altına alıyorlar. Sanki karşılarında devasa bir güç varmış gibi. Sanki bütün herkes derlenmiş, toparlamış. Onları mahvetmek için uğraşıyorlar. Fırsat bekliyorlar sanki. Bu bir tezgah, bu bir oyun. Etrafındaki saf Müslümanları kandırma oyunu. Aman kardeşler dikkat edin, takip ediliyoruz. Biz çok önemliyiz çünkü. Aman sohbetlerinizi kimseye söylemeyin. Takip ediliyoruz. Biz çok önemliyiz çünkü. Aman telefonlarınıza dikkat edin. Dinleniyoruz. Çok önemliyiz çünkü. Kaçakçı mısın?
Dinleniyoruz diye düşünüyorsan sen o zaman kaydırı kutmak dişlerin var senin. Dinleniyoruz diye düşünüyorsan dinliyorsun birilerini demek ki. Dediğim gibi davetli. Hepsi de. Derler ki bunlar bizi alt etmek için, yok etmek için oluyor. Bunlar dediği kim? Bunlar dediği kim? Şahıs yok, kimlik yok, cemaat yok. Hiçbir şey yok.
Bunlar. Birinin ne o? Birinin güç odakları. Kim ya? Bunların hepsi de. Hem sofi manada, hem cemaatler, cemiyetlerle, tarikatlar noktasında. Sen sorgulanacaksan git, sorgulasınlar seni. Bir şey yoksa çık meydana, kardeş biz Kur'an ve sünneti anlatıyoruz, anlatıyoruz, zikrediyoruz. Yasaksa rahatsız, neyse yasalmış, çekecek.
Şeyhimiz kime bağlısınız? Halbine danış da bak. Ben dedim şeyhinden bir de onu mu soracağım dedim. Böyle baktı. Şeyhinden mi utanıyorsun? Ayet-i kerimede kınanmaktan korkmazlar diyordu Cenab-ı Hak. O imanı kamil olanları, o aşık olanları, o ehli, salah olan, salih kimseler kınanmaktan korkmazlar. Sen doğru iş yapıyorsan Kur'an okunmaktan, kınanacaksan varsan kınan. Namaz kılmaktan kınanacaksan varsan kınan. Başörtüsünden kınanacaksan varsan kınan.
Sakalından dolayı kınanacaksan var kınan. Bu bir şereftir. Sen ehli sufinli kınanacaksan kınan. Bu bir şereftir. Bunun için kınanacaksan kınan. Bu bir şereftir. Sen şeyhini söylemiyorsan şeyhine güvenmiyorsun. İnanmıyorsun demek ki. Bir şeyhe intisap etmek kınanılacak bir şey yok değil. Bu bir şereftir. Şereftir. Dedim ki ilk böyle derviş olduğum zamanlar şeyh efendinin yanında kimse dolaşmazdı. Yıl 86. Şimdi şeyhlerini çok sevdiğini söyleyenler 90 yılında ben şeyh efendiyi geldim. Buraya geldiğimde 91'de kapalı çarşıda şeyh efendinin yanında görünmek istemezdi kimse. Ulu camide şeyh efendiyiyle namaz kıldığınızda bazı kardeşlerin bizi gördüğü halde yandan yandan gittiğini bilirim ben.
Bir kimse bir şeyhin intisap etti mi etti bu benim şeyhim kardeşim. Bu benim üstadım. Sen severim seni. Sevmezsem istersen Mısır'a sultan ol. Allah yolunu açık etsin seni. Bu yolumu saklayacak. Yok kardeş. Yolum da meydanda, şeyhim de meydanda, izim de meydanda, gidişim de meydanda, gelişim de meydanda, konuştuğum da meydanda. Aha kamera açıyor. İnternetten de yayınlanıyor. Yapmıyorum ben çünkü kaydırı bu pak bir şey. İçeride para toplamam, onların parasından geçinden öyle gizli kapaklı işim yok. Şirket yönetmem dervişlerin şirketini.
Para tıra yoktur benim. Paranoyan da benim bizi yok edecekler diye. 28 Şubat'ta yok edememişler. Şimdi mi yok edecekler? 28 Şubat'ta kapı arkalarında, 28 Şubat'ta kapı arkasında saklananlardan olan 28 Şubat'tan beri de bu fakir bağırıyor. 28 Şubat'ta bizi orta yerde bırak sizden intikamımızı alacağız.
28 Şubat'ta dağılıp tuz gibi dağılanlar bizi arkamızdan vuran, bizim yanımızdan vuranlar. 28 Şubat'ta dergahı, tekkeyi, zikri terk edenler. 28 Şubat'ta 28 Şubatçılarla beraber olan, o karakollarda zulüm gören, o sorunlu odalarında, o sıkıntılara, o sıkıntılarla beraber, sıkıntılarla beraber yaşayan, o baskıya, o baskıya maruz kalan. Kim 28 Şubatçılarla kol kola girdiyse, Allah bu dünyada da gösterecek, mahşerde de gösterecek. Dedim ki Rabbim, sen bana isimdir, biliyorum.
İntikamını alır, azundan yanılır. Mümin, mümin inerken onun yanında durur. Mümin budur. Durum müsait değilmiş de, işte yanlış iştah olmuş da, işte mücadele edilmemesi gerekiyormuş da, bunlarla oyaladılar insanları. Zamanı gelecekmiş, zamanı gelecek, zamanı gelecek, zamanı gelince, işte kafirlerle, Yahudilerle, ne bileyim işte deccaliyetle savaşacak bu kardeşler.
Mücadele edecekler. Oysa zamanı gelecek, Müslümanlarla mücadele etmekmiş. Zaman Müslümanlarla mücadele etmez. Zaman 28 Şubatçılarla kol kola, Müslümanlarla mücadele etmez. Şeylerim bana sormayın ha.
Ben böyle ey canıma, böyle şeyhini söylemeyen, yolunu söylemeyen. Şeyhine, Beyoğlu'nun güveni yoktur. Kabuz haline ne gibi bu haller yaşanır, kabuz haline gireceğimizi nasıl varmalıdır? Bizim kardeşlerimiz Ümmet-i Muhammed kabuz haline girmez. Kendi kendinizi böyle kabuz halinde gibi düşünmeyin. Ama bir bilgiler var ki size bunu sorduysanız, o eremese. Kabuz hali vardır, biz tanımıyoruz. Bilmiyoruz, hiç yaşamadık. Kabuz hali nedir bilmiyoruz. Kabuz hali yaşayan bir kimseye sormak lazım. Çok inişli çıkışlı yaşıyorum, harika olabilirsin.
İlke işleri inişli zamanlarda yola daha çok sarıyorum. Evet. Bu normal midir? Evet. İşletme, personel maaş ödemelerine aracılık eden bir banka ile 3 yıllık maaş anlaşması imzalanmış. İşçeri personel maaş ödemelerine aracılık etme karşılığı banka maaş promosyonu adı altında bir kısım ücret yatırdı.
Bu promosyon ücretini ne yapmamız gerekir? Al, afiyet olsun. Üst üste gömülen insanlar altındaki kişiyi tanıyor olmasalar bile altındaki kişinin azalından zarar görürlerdi. Ah kardeş, ah kardeş, sen orada ceset mi zarar, ceset mi orada sıkıntı yaşıyor zannediyorum. Allah malını Allah yundu aracılığını çok dövüyor. Efendim, malını Allah yundu nasıl harcarız? Sakın böyle etrafta söyleme, nasıl harcarız diye elindeki karının gittiğini görürsün. Bir kimseye rüyasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, evladım dese, o kimse ehli beytten mi sayılır? Elhamdülillah.
İnançlarda tanımlanan en son makama ya da mertebeye gelen bir kimsenin yolu bitmiş demektir. Bitmiş mi demektir? Biz hiçbir zaman son makam diye bir şey bilmiyoruz, makam da bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz şu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, Sana hakkıyla kulluk edemedim ya mabuh. Sana hakkıyla kulluk edemedim ya mabuh diyen bir peygamberin ümmeti olarak bir makamda bulunmayı zulm, bir makamda bulunmayı kibir olarak görenler diyor.
İnsanlar nasıl son makam derler, şu makamdayız, bu makamdayız derler, bilemiyorum. Müslümandır kimsenin safiyeden ötesini yaşaması mümkün değil mi? Demek ki var, safiyeye kadar çıkıp da ötesini yaşayanlar böyle bir sorular var demek ki. Mürid, mürcidini nasıl sevmeli? Allah için sevmez. Mürid, mürcidini nasıl bağlanmalı? Allah dairesinde, Allah için bağlanmalı. Yani bu noktada sevmesi de Allah için olacak, bağlanması da Allah için. Bağlanması Kur'an ve sünnet dairesinde. Sevmesi de Kur'an ve sünnet dairesinde. Bağlılık da, sevgi de Kur'an ve sünnet dairesinde. Bir kimse şeyhinin şunu asla hiçbir kardeşimiz söylemesin.
Bana uçaktan atla dese atlarım. Sana hiç kimse uçaktan atla demez. Tasavvufa taş attırma. Bana şarap aldırır. Sana hiç kimse şarap al demez. Tasavvufa taş attırma. Bana şarap aldırır kimseye. Yalan söyleme değil mi? Ben çok seviyorum. Her dediğini yaparım. Gece kalktım, beş devlet çektin mi konuşuyor mu? Hiç kimse sana haram bir şey söylemez sufilikten. Nerede görülmüş bu? Hiç kimse de böyle kendi kendine efelik yapıp ben çok pahalıyım demezsin. Sakın sevmeye çalışıyorum.
Bağlılığımızı, muhabbetimizi korumaya çalışıyorum. Kolak değil mi? Uçaktan atlarım diye kimse şeyhefendiler için uçaktan atlarım diyen kimseyi şeyhefendi İzmir'e göç dedi. Kaldı. Acaba bırak uçaktan atlamayı dedi. İzmir'e göçemedim dedi. Böyle göçmeyi bırak dedi. Uçaktan atlamayı bırak. İzmir'e göç. Senin için iyi olur dedi. Göçemedim. Uçaktan atlarım dedi. Gözümün önünde yaşadığım şeyler benim. Şeyhefendi bir çarptı. Benim aklımda şikayet ettiler, doldurdular şeyhefendilerini.
Kolay değil ondan. Kolay değil ondan. Çok pahalıyım diyen evlendirdi şeyhefendiyi. Sen olmasaydın. Şeyhefendi olmasaydın ben seni almazım derim. Orta yola giderim. Biz Allah için severim. Allah için bağlı oluruz. Kur'an ve sünnet tarifesinde. O yüzden aman kardeşler. Allah rızası için söylüyorum. Yüksekten uçmaya gerek yok. Yok. Şu fakir 26 yıldan beri bu mesleğin içinde öyle değil. Öyle derler eski sufiler. 26 yıldan beri bu meslekteyiz derler. Yani sufiliği meslek olarak görürler. Kimi?
Eskiler öyle der. O yüzden nice çok seven gördüm ben. Siz üzmeyin kendinizi. Nice çok bağlı'yı da gördüm. Nice çok kardeş de gördüm ben. Cenab-ı Hak hepsini gösterdi bize. Hepsini de gösteriyoruz Cenab-ı Hak. Daha bitmemiş. Daha neler göreceğiz daha? Bittiğini düşünmeyin. Daha görecek olduğumuz çok şeyler var. Her gün görüyoruz. Her gün biliyoruz. Elhamdülillah. Sakin olun. Yol bitmez. Yol ebedidir. Yolu bitireceğiz de uğraşmayın. Yolcu da eksilmez. Bir yol varsa muhakkak yolcusu da vardır onun.
Yolcusu olmayan yol tarımar olur. Yolluktan çıkar. Eğer geleni gideni işlemiyorsa yol onun tarımar olur. Dağılır gider. Ormanlık kaplar. Ağaçlar kaplar. Yol bozulur. Her tarafları çöker çıkar. Orada hiç kimse gitmediği için yolu tamir edemezler. Güzelleştiremezler de yol biter. Yolluğu kalmaz. Bakın yolluğu kalmaz. İnsanlar kendilerinden bir yol açmaya çalışırlar. Kendiliğinden yol açmaya çalışan bir kimsenin istikameti belli değildir. Ormanlık alana geçmiş. Nereye gideceğini bilmiyorum.
Kocaman kocaman ağaçlar. Her tarafta yırtıcı, vahşi hayvanlar. Yol yok zaten. Yolun emniyeti de yok. Ve o yolun, o yolcuları nereye çıkaracağı belli değil. Sufilik önce başladı. Ve yaşadığınız sufilik Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra hazretlerinden sonra kendince kendince verilenmiştir.
Yenilenmiştir. Cedid olmuştur. Sallallahu aleyhi ve sellem eteri cedid yesini bir yol bırakmıştır. Onun içerisinde o yolun, caddenin içerisinde talih caddeler vardır. Ama bellidir istikameti. Ana cadde Kur'an ve sünnettir. Onun içerisindeki kılcal damarlar gibi. Sen orada bir damardan bir yoldan gidersin. İstikameti belli. Yol belli. Tehlike yok. Haramiler yok. Hakkak haramiler dışarıdan her yerden var şeytani olarak. Yolun içerisinden haram yok. O yüzden Allah bizi affetsin.
Kuralları, Kur'anları belli. Sen Allah bizi muhafaza edersin. Kalpte Allah korkusu nasıl bilir? Bile bile haram işliyorsan Allah korkusu sende eksik. Bile bile tavir-i caizse Allah'ın gözünün içine baka baka haram işliyorsan Allah korkusu sende eksik. Suluk nasıl başlar alameti nedir? Haramlardan uzak durdun alameti odur. Mürşid mürid üzerinde araştırma yapar mı? Siyahe mi o ya? Neden araştırma yapsın ki? Bir veyi bir mürşid derviş kardeşlerinin eksiğini noksanını öğrenmek istemez.
Eğer onun önüne gelirse ona dua et. İnsanların ayıplarını araştırmak günahı keba edir Mürşid-i Kamiller için. Allah bizi affetsin. Amin. Günlük en az kaç tehdit çekilir? Beş bin. Çünkü kafa gelinmesi gerekir mi? Evet. Düşünce dünyası nasıl olmalı? Hep iyilik düşünmeli. Kalbe nasıl nasıl nazar etmeli? Kalbine bak et. Kalbine nazar et. Zikrullah var ise devam et Zikrullah'a. Yoksa Zikrullah'a hemen geç. İnsanlar Ebu Hureyre radiyallahu anh rivayetle insanlar altın ve gümüş madenlerine benzerler.
Cahiliyede hayırlı olan Müslümanlıkta da hayırlıdır. Elveri ki dinin ruhunu kavramış olsun. Ruhlar askeri birlikler gibidir. Tanıştıkları ölçüde bir araya gelirler kaynaşırlar. tanışmayanlar da ihtilafa düşerler. Evet. Ruhların tanışmasından maksat nedir? İşte tanışmışız. Buradayız ya. Tanışmaktan maksat bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle ruhlar aliminde tanışanlar Müslüman olurlar. Mümin olurlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle ruhlar aliminde sevenler dünyada da severler. Ruhlar çünkü ruhlar aliminde orada birbirlerini sevmiştir. Abdülkadir Geylan hazretleriyle tanışan onu dünyada da sever. Dünyada da ona muhabbet besler. Abdülkadir Geylan hazretleri de ona muhabbet besler.
Hazreti Mevlana celaleti ruma hazretleriyle tanışan dünyada da onunla tanışır. Birbirlerine muhabbet beslerler. İlla ki yaşayanlar olarak görmeyin. Ruhlar aliminde İsa aleyhisselamla tanışan buradan da İsa aleyhisselamın rüyasını görür. Halinde görür. Birbirleriyle muhabbetleri olur. Ruhlar aliminde hangi peygamberle tanıştıysan burada da o peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle hangi peygamberse onlarla da görüşürsün.
Ruhlar aliminde hangi peygamberle tanıştıysan burada da onların yolundan gidersin onlarla da tanışırsın. Bak her gün okuyorsunuz. Tanışmamış olsaydınız birbirinize muhabbet olmamış olsaydı nasıl okuyacağınız alır gelirdi. Ve birbirlerinizle tanışmışsınız burada da tanışıyordunuz. Birisi çekip gitti demek ki tam tanışamamışlar tam sevememişler. Orada tam sevseydi burada da tam sevecekti devam edecekti. bazen bana derler ki giderin arkasına hiç bakmıyorsun benden değilmiş derim ben. Gitmiş gitmiş ben burada oturuyorum o gitmiş kim gittiyse e burada mıyim ben buradayım ben buradayım kardeşim o beni tanıdığında da buradayım ben hala da buradayım ben başka bir yere gitmedim o gitti ben de buradan başka bir yere gidersem dersiniz ki ya gitti bizi bıraktı gitti o gitti önemli olan ben hep hayatımda olan oksizgiye bakarım giden ben olmuyor
ben şeyhime bile öyle dedim beni atıncaya kadar buradayım efendim ya bir gün dedim beni atarsın dergahtan ya da dedim öldüğünüzde dedim ya da aklınızda benim dergaha olan hizmetim biter atmazsanız gitmem atma da sabretti bana sabırlı bir kimseyi Allah razı olsun Allah tamam normal bir adam değil mi deli başın tekeyim iyi sabırlı gösterdi Allah rahmet eylesin Allah razı olsun benim bildiğim yol bu o yüzden ruhlar haletinde tanışmışız tanıştık kardeşim burada da tanıştık ben sana git demedim sen gittin sen gittin
ben bursaya geldiğinde hiç kimseyi bilmiyordum tanımıyordum e tanıştık o zamanla ben bursaya geldiğinde ben aynı noktadayım aynı sahibdeyim her perşemde de burada işte bursanın değişik yerlerine sohbet yapıyoruz zikrullah yapıyoruz devam ediyoruz şimdi mahalle mahalle gezemiyor o oldu ama gelmek isterim gelip her perşemde de muhakkak bir yerde ders oldu zikrullah oldu ama mahallede oldu ama böyle toplu yerlerde bir yerlerde oldu e sen gittin ben o yüzden ruhlar aleminde tanıştıysak tanışıyorduk burada da var e nereye kadar
duru ben bilmiyorum ben kendime bakıyorum Mustafa Özbağ sakın ha diyorum bu Allah'ı zikreden cemaatı terk etme nefsine uyma onlara zulüm yapma onlara kötülük yapma bile bile onları zorlama kendime tavsiyem yoksa diyorum Allah döner senden de intikam alır ben çünkü dördüm yirmi altıyım boyunca kim zikredenlere sıkıntı veriyorsa verdiyse Cenab-ı Hak döndü onların intikamını aldı Allah zikredenlerinle beraberdir Allah zikredenlerle zikredenlerin hamisidir sahibidir o yüzden ben hani Hazreti Peygamber'e diyorum ey Habibü
sen Allah'ı Allah'ı zikredenlerin yanında nefsini tut onlarla beraber olsun Allah bizi onlardan ayırt amin oğlumun akciğerinde yara tespit edildi doktorlar da kanser olma olma ihtimali vardır da bu hastalık için bize dua eder Allah şifa versin inşallah Murat hocam kanser olabilir mi akciğerde yara varmış olabilir mi ne yapmaları lazım evet sonuçları Murat hocaya gösterebilirsiniz kanserin uzmanı burada bana söylemeyeyim hocam merak etme seni meşhur etmek için uğraşmıyorum sen kendini böyle saklamaya çalışma
sen üstme kendini yoksa gelenden gidenden korktuğundan mı ölçü yapın burada yok göster gelin evet kanser uzmanımız Murat hocam ilim talebi Allah katında namaz olur haç ve aziz ve celil olan Allah yolunda cirattan daha eftal bir evet ilmi olmayan kimse günlük günlük dinini yaşayabilecek kadar ilmi olmayan kimse şeytanın maskarası olur çünkü devri iskas nedir islam dilinde yeri var mıdır kardeşim bırakın böyle şeyleri vehim nedir ooo dün akşamdan çalma vehim olmayan bir şeyi varmış gibi görmektir vehim kendi kendine
kurdulayıp varmış gibi görmektir tehlike yoktur tehlike varmış gibi görürsünüz aldatır vehim insan aklı şaşırtırır o yüzden aklın böyle tam pozitif noktası kemale ermemiş akıl vehme düşer hani şeytan anlatır ya tam böyle hayır senet işleyen iflas edersin der vehimdir bu vehim şeytanedir vehim öylesi nedir ki insanın içini kurt gibi boşaltır aslında vehim bunu sufiler manevi hastalık olarak görmüşler psikolojik bir rahatsızlıktır bunu sufiler önceden vehmi manevi
hastalık olarak görmüşler doğru ama gerçekte o yani tıp dilinde öyle söyleyeyim fazla tıptan anlamam burada da var bir tane yeni doktor hoş murat hoca da orada ama bu benim kendimce vehim psikolojik bir problem doğru mu hocam hocada her şeyin doğru mu diyecek demezsin değil mi hocam efendim sesini yükselt hocam ansiyete ansiyete ansiyete mi deniyor ona evet şimdi bu vehim öylesine bir rahatsızdır ki insanlarla mesela kendi kendine oturup vehim sahibi pozitif negatif vehim sahibi oturup mesela işte adam der ki 60 yaşına
geldiğinde rezil olacaksın çocukların sana bakmaz sen paranı kaybedersin bu arkadaşlar seni terk eder bu çocuklar seni terk eder etrafında hiç dostun yok senin senin etrafında inanabileceğin hiç kimse yok senin etrafında böyle dürüst kimse yok bu dervişlerin var ya hepsi de sahte bu hanım sahte vehimdir bu veya bakar kendi kendine ben ağır hastayım vehimdir bu veya bakar kendi kendine ben bu yılın sonunda iflas ederim kesin vehimdir bu bu böyle o kimse habire negatiflik yaya habire negatiftir o bu biraz böyle
kendisini zeki gören akıllı görenlerde bu daha fazladır onlar böyle vehimlerle davranırlar hep şüpheyle davranırlar hep böyle kurlularlar hayallerler bu noktada negatif olur kendilerince vehmin vehimden kurtulmak hüsnüzanla alakalıdır hani diyor ya siz Allah'a hüsnüzan mesleğiniz bunun ilacı mıdır bu kardeşler Allah'ın izniyle bana kötülük yapmaz hüsnüzan hepsi de beni severler hüsnüzan hepsi de bir işareti bakarlar hüsnüzan benim eşim beni sever hüsnüzan çocuklar bana itaat ederler hüsnüzan her şeyin pozitif bakmak
kendi kendini negatifliğe kapı kapatmak eğer birisinde bu noktada vehim varsa Allah ki Allah çok hata yapar devlet vehme düşerse hata yapar devleti idare edenler vehme düşerlerse hata yaparlar muhaliler kaymakamlar vehme düşerlerse hata yaparlar doktorlar avukatlar savcılar hakimler vehme düşerlerse hata yaparlar her vehim sahibi kendi bulunduğu dairede hata yapar merkez bankasının yaptığı gibi vehim veyahut da işte kendince devlet birisini düşman görür kendisine düşman değildir vehim devleti idare edenler vehme düşerler
bu bizim düşmanımız oysa o hiç düşman değildir vehim onun zarar verebilir zarar veren yok da zarar verebilir bunun gibi vehimle hareket etmez oturursan kendi kendine dersin sıtkı bana zarar verebilir hadi ne yap sıtkı operasyon yap şimdi neden zarar verebilir sana ya sıtkı daha parmağına oynatılır vehimle hareket etmez sıtkı sana zarar verdiği zaman silahını çeker sıtkı silahını çektiği an sen ondan hızlı davran sıtkıyı vur der belki sıtkı iki katil olur bunun için senin uyanık olman gerekir uyanıklık bu noktada vaciptir
uyanıklık uyanıklık gafletten uzak olmaktır vehme düşen gaflettedir uyanık kimse Allah'ın zikredendir Allah'ın nuruyla bakandır gaflet ehlidir dün akşamdan kalma vehim o yüzden vehim insan hasta olmadan dahi hasta görüşemesini biz ben kahve hocamda çalışıyordum vayındır da bizim bir vahit abimiz var kahvede patronum oğlu büyük oğlu sabah bir Allah rahmet eylesin
fıstıkçı Hüseyin abi var ona her sabah çay gidiyor ona çayı götürmüş Hüseyin abi de çaya bakmış vahit bu çay ne geçmiş al götür bunu çay demiş geri götür güzel gittiğinde şimdi vahit kendi kendine konuşuyor ben ona ne yapacağım bak şimdi ne yapacaksın dedim şimdi ona gideceğim dedi yüzün sapsar olmuş diyeceğim dedi o dedi İzmir'de doktorluğu alacak soru yaşım 16 daha vehmin tecelliyatı bu 5-6 dakika sonra gitmiş çayı götürmüş seni gene Hüseyin abi ya gözlerinin rehmi demiş bir tuhaf hiç baktın mı aynaya kendine demiş
senin rengin de kaçık şunu demiş ya Hüseyin abi de de böyle çoluk çocuk yok bak hali vakti de yerimde ondan sonra keyif yapıyor adam yoklar vahit demiş ya bir şeyim yoktu demiş valla ne bilelim demiş Hüseyin abi rengine baktım demiş valla sarı mum gibi olmuşsun sen demiş baksana gözlerin ölü gözü gibi senin demiş bu tak geldi tekrar şimdi dedi gördü bilmem nesini dedi ne olur dedi ben kesin giderdi demiş ben dedi Bursa'da doluyorum Bayındırma'da kalmam dedi kesin bu İzmir'e gider dedi öyle rağmına söyledim aradan yarım saat geçmedi gerçekten gittim
adam kepenk yarıya kadar çekmiş gitmiş bayındırma meşhur doktoru bir tane doktor var ait doktoru diye zaten ilk milyoner oldu esnaf buna gidiyor bir muayene oluyor tamam mı bir torba ilacı almış ondan sonra demiş bu bilemedi benim hastalama oradan hiç dükkanım bile gelmeden otobüse bin belediye otobüsüne İzmir'de solukla doktor doktor tahlil tahlil akşamüstü telefon açıyor benim dükkanım tepengini çekin kim deyiverdim ben İzmir'deyim çektiler dükkanım tepengini bu bizimki gülüyor Bayt abi sabah benim çayı beğenmezsin adıyor
adam bir çayı beğenmedi diye başına gelenlere bak adam iki gün sonra geldi İzmir'den bir baktık ki adam adam hasta Bayt abi ne yaptın adama tamam ben normalde bırak bilmem ne yediyorum benim çayım beğenmemezlik etmesin bir daha ondan sonra bir de ona demiş Hüseyin abi demiş bak demiş benim çayı beğenmedin ya demiş Allah seni hasta etti demiş kurban olun Allah demiş adalet sahibi hanı gibisinde vehim vehim vehim adamın birisi mesela şimdi bir hastayı görüyorsunuz vay çok kötü olmuşsun sen ya o temenni kötüleşiyor sen ona de ki ya ne kadar iyi olmuşsun maşallah
şimdi görüyorum ben yaşlıları diyorum maşallah benden gençsin diyorum ya seni görmeli değişmişsin sen diyorum ben gerçekten mi ya diyor adam yüzünü eğiyor ihtiyacı var bunun ona sen çökmüşün hasta olmuşsun şöyle olmuşsun adam çökçe giyecek vehim ayağa kalkacak yok sen ona iyisin der onun vehmini ayağa kaldırma veya kimisi vardır ya çöker biter bir anda yok sen onu ayağa kaldır onun çökünlüğünden sana bir fayda gelmez Allah bize affetsin o yüzden kim vehime düşerse hep hata yapar bu sağlığından bu ekonomisinden ailesinden etrafından
mahallesinden dergalından şeyhinden kimden olursa olsun vehime düşerse o hatadan hataya gömülür gider Allah muhafaza eylesin amin üstü zanehli olun Allah'ı zikredin ümit var olun ümit edin Allah'tan hiç ümidinizi kesmeyin Cenab-ı Hak sıkıntının en zirve noktasında alıverir insanların sıkıntısını sen dersin ki buradan bir adım ilerisi uçurum bir adım ilerisi sen o bir adımı da sen uçurumun son noktasına geldiğinde Cenab-ı Hak kudreti ve kuvveti elinde tutar seni orman bile alır uçuruma düştün gidiyorsun aşağı doğru
ümidini kesme mancılıkla atılan İbrahim'i ateşinde muhafaza eden seni de muhafaza eder kuyuya düşüyorsun Yusuf'unu kuyuda muhafaza eden seni de muhafaza eder e denize daldın Musa gibi denizin üzerinde Musa'sını denizin üzerinde görüttüyse seni de yürütür Yunus gibi balığın karnında yaşatıp zikrettiği değilse seni de balığın karnı gibi balık bulursana o balığı gönderir o da seni karnına alır sen de orada Allah'ı zikreder seni kıyıya çıkarır merak etme ümidi kesme vehme düşme şeytan seni oradan aldatıp kandırmasın
şeytan oradan insanı kandırır ve bu noktada da Allah muhafaza eylesin o kimse harab Allah bizi muhafaza eylesin Allah'ın Allah'ın Allah'ın La la la …

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi