mustafaozbag.org

371. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 26 Ocak 2014 · 1:07:41

Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Tere kebap savunu, aferin. Hak tarafından ilâhi bir uyarı olarak olayın.
Kırmızda hazanı mı yaşamalıyız? Böyle durumlarda Rabbim ilâhi hikmet verdiğimi düşün. Bilimsel pencereler mi bakmalıyız? O isterse kışı yaz eder, isterse yazı kış eder. Yakın dairenizdeki bir kardeşi küpeli gördük, bunu ne kadar caiz. Aynı kardeş, kızlı, erkekli, spor salonuna gidiyormuş bir de. Solaryuma gidiyor mu? Gidiyormuş.
Bu dervişe ne kadar uygunlaşıyor mu? Maşallah ya, biz takip etmiyoruz seni, takip edeceğimiz de. Allah Allah. Solaryumun azalıncaya kadar. Nerede, salih derdi mi? Solaryumun da uydan salih. Maşallah, salih. Bir harika esmerleşiyorsun yani. Neredeyse haram yapacaklar bunu bak. Bir kişi var, kendinin, yıldızlarının olduğunu veya bir takım varlıklarla konuşuyormuş. Kurtulmak çıkıyor ama bazıları o işine gidiyor, bu durumda ne yapmak ya? E sen milletin solaryumuna kadar takip ettiysem bunu dair edersin ya. Her psikolojik çok hoş bir şey.
Böyle enteresan, hiç aklınıza gelmeyen şeyleri yaşayabilirsiniz, hiç aklınıza geçmeyen şeyleri duyabilirsiniz. Kendinizce böyle kendi kendinize bir alem kurdurlarsınız. Kendinizce kendinizce bir hayat tarzınız vardır. Ama dervişlik enteresan bir şeydir. Yani sizi takip ederler. Bu bir taraftan boş bir şeydir. Bir kimse böyle devamlı takip edildiğini düşünüyorsa kendi kendini bir zamanın içindeme koyar.
Diken üstünde değil de hep böyle kendi kendini zaptalat altında tutar. Bir müddet. Bir müddet sonra o kimse bununla barışır. Yani der ki kendi kendini, yok arkadaş bu nereye kadar devam edecek? Ben böyle devam edecek, böyle devam etmez der. Böyle devam etmez deyince de bu sefer o kendisi olmaya başlar. Ben genelde barış kardeşimin kendisinin olmasını isterim. Yani o kimse kendisinin olsun. O kimse bir başka birisi olmasın. Bir başka birisinin olmasın. Mesela işte ben salihi küpeli görünce erkeklerin bu noktada küpe takmalarını yasaklayan herhangi bir oğlu yok. Herhangi bir hadis-i şerif de yok. İmamların bu noktada fetvası da yok.
Olmuş olsa zaten sahabenin içerisinde de küpeli olan sahabeler var. Bilhassa köleler söz görülür. Önceden küpe kölelere takılırmış. Ve köleler küpe takarlarmış ki onların köle oldukları belli olsun. Bunlana'da en meşhur küpeli Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri. Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri de kendince ben Allah ve Resulünün kölesiyim deyip küpe takmış.
E salih de ben Allah ve Resulünün kölesiyim diye küpe takıyor. Öyle olunca yani dışarıdan bakanlar suizam besliyorlar. Hiç nizam beslemiyorlar. Çünkü hepimizin kendi kafasında kurguladığı bir derviş profili var. Kafamızdaki derviş profili ya okuduğumuz eski kitaplardan ya da gördüğümüz kendimizce resmettiğimizde, resmettiklerimizde, yani bizim kafamıza uygunsa o derviş profili biz onu derviş olarak görürüz.
Eğer bizim kafamıza uygun değilse o profil biz onun dervişliğini soruluyoruz. Konuşmamıza gerek yok. Onun yaptıklarını görmemize gerek yok. Aynı şekilde şeyhlere de bakış açımıdır. Biz kendi kafamızdan bir şeyh profili var. Yani şeyh adam takıvermese giymez. Örneğin. Şeyh adam cübbeyle sarıp ve şalvarla dolaşır. Örneğin. Şeyh adam böyle birisiyle fazla muhabbet etmez. Birisiyle böyle ne bileyim işte haşır neşir olmaz. Şeyh adamın kapısı öyle açık olmaz. Şeyh adamla öyle pahalı küldür herkes istediği gibi konuşmaz. Konuşmaz. Şeyh adamla konuşurken işte herkesin belli bir düzende, belli bir sistemde olması gerekiyor. Yani şeyh adam böyle önüne birkaç kişi daha eklemesi lazım ki ancak önce adamın başındaki çavuşuna, çavuştan nakibe, nakibeten nügabaya, nügabadan halifeye, halifeden sonra şeyhle konuşması gerekiyor.
Yani öyle adam mesela çalışmaz. Yani adam kendi kendine iş yapmaz. Örnek işte araba kullanmaz. Yani şeyh adam araba mı kullanır? Yani bir tane şoför, iki tane, bir tane koruma önde, yanına bir tane hizmet eden kimse şeyh adamı yitarken öyle gitmeli. Bunlar hepimiz, bunların hepsi de bizim kafamızda böyle oturmuş, yerleşmiş profiller var. O oturmuş, yerleşmiş profile uymazsa karşımızdaki kimse bizim, biz onu deriz ki bundan şeyh olmaz. Biz öyle deriz, bundan derviş olmaz. Veya böyle Müslüman olmaz. Hani bir hatasını görürüz, o hatasını gördükten sonra onun direkt imanıyla uğraşırız. Müslüman böyle olmaz. Biz onun bir hepsini görürüz, derviş böyle olmaz dert çıkarız, Allah muhafaza eylesin.
Bunların hepsi de insanların kendi kurguladıkları, kendince yaptıkları şey. Yani şeyh dedin kimseyle konuşmaz, şeyh dedin evden dışarı çıkmaz, şeyh dedin kimseye öyle hemen kolaycıcık yanına yanaşılmaz. Öyle olmalı. Derviş dediğim de böyle yani mesela işte sakalının boyu belli olmalı, sarının boyu belli olmalı, cümlesi inşallah belli olmalı. Yani o böyle hareket ederken ağır hareket etmeli, konuşurken ağır konuşmalı. Böyle insanların arasında farklı bir ağırlıkta olmalı. O harika ne ağır derviş, ne ağır derviş, ne ağır derviş. Bizinkiler hiç öyle değil elhamdülillah.
Bizinkiler gündüz nasıl görüyorsanız gece de öyle. Gece nasıl görüyorsanız gündüz böyle. Hepsi de var elhamdülillah hamdolsun. Hepsi de var bizde. Biz de böyleyiz ne yapalım? Şikayetçi değilim ben. Cenab-ı Hak hepinizden beraber olsun. O yüzden ağır asla da şöyle düşünmüyorum. Ben bu arkadaşları belli bir tipe, belli bir şekle, belli bir şemalere sokayım.
Böyle bir derdim olmadığı için. Her terk olduğu gibi böyle. Yok. Sarık sarmayı istiyorsa sarsın. Sünnet. Sarık sarmak sünnet. Hangi renk istiyorsa o rengi sarsın. Haydari giymek bu noktada tasavvufun kendiliği çarsın. Adab-ı Erkan'ın şekil olarak Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerine kadar gider. Geymek istiyorsa geysin. Hangi renk geymek isterse o rengi geysin. Bir erkeğin kıpkırmızı geyinmesi yasaklanmış. Başka bir şey yok. Kıpkırmızı, gömlek kırmızı, pantolon kırmızı, haydarisi kırmızı, başındaki kırmızı, üstündeki kırmızı.
Böyle kırmızı olursa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar onu yasaklanmış. Ama örneğin haydari kırmızı, geyinebiliriz. Adamın işte takkesi kırmızı, bir sıkıntı yok. Adamın sarı takkesi kırmızı, bir sıkıntı yok. Sarı takke haydari kırmızı takım olmuş, bir sıkıntı yok. Bir problem yok. Küpe takıyormuş, takmış kardeş. Bir tane küpelerimiz olsun. Boşuna gittirse sen de tak. Sıkıntı yok. Sol ağabeyima gittiğini ilan ettin herkese. Merak ettirler denmek. Allah Allah, hiç benim merakımı almamadı demek ki ne? Rengini dahi takip ediyor. Aferin ya, takip ediliyorsun fakat. Müthişsin.
Faktala senin, senin takip edin herkese. Farklılık hoş bir şeydir. Zenginlik de farklılık çünkü. Ayrılık ayrılık değildir, zenginliktir. Ben zenginlik olarak görüyorum. Bir derviş kardeş, ağabey, başka bir kardeşi kendi nefsiyle imtihan eder. Oooo! Kimse kimseyi imtihan edemez. İmtihan eden Allah'tır. Biz hepimiz, Kur'an ve sünnetin, icma-yü ümmeti yolundan gitmekle bir kere biz. Hepimiz hatar, kusur işleyebiliriz. Hepimiz eksiklik yapabiliriz. Bir koşuşturmanın içerisinde bir kardeşe bir iş söyleyebiliriz. Allah için.
Şurada şey yapılacak, burada bu yapılacak. Buraya böyle olması lazım. Şuraya şöyle olması lazım diye. Bunu böyle bir kardeşi imtihan etmektir, görmek çok uygun bir şey değildir. Ama bunların hepsinde Cenab-ı Hak imtihan ederiz diyor. Annelerimizle, babalarımızla, eşlerimizle, çocuklarımızla, mallarımızla, canlarımızla, kardeşlerimizle, etrafımızla, her şeyimizde imtihan olursun. Bu noktada bize düşen vazife, herkese düşen vazife, Kur'an ve sünneti ailesinde kalmaktır. Bize ölçü, Kur'an, sünnet, icma-yü ümmeti, tasavvukli manada eski subilerin yolundan. Ben Mevlevliğe bakacaksam, Hazreti Mevlana Cevvet'in ulma hazretlerine bakarım. Bunun gibi.
Sonra da Mevlevlik oluşmuş mu? Oluşmuş işte bir sürü kendilerince kurallar manzumesi oluşturmuşlar mı? Oluşturmuşlar. Onları reddetmek değil derdim. Ama ben birinci derecede işin kaynağına bakarım. Herkesin kendine bir yolu var. O yüzden ölçü bu, bu ölçü içerisinde bir kardeş bir şey yapar. Ama öbür kardeş kendince bu imtihan yılının için Allah yoluna çıketsin. İmtihan ise imtihaldır. Ama bir kardeş, başka bir kardeşi imtihan için hadi sen burayı yık. Ona hiç kimsenin hakkı yok. Sohbet sonlarında yanınıza gelip bir konu danışmak, bilgi almak istiyoruz. Zaten sorulan sorulardan dolayı yanınıza sohbeti bölmemek için gelemiyoruz. Kardeşlerden istirham etseniz sorularını kağıda yazarak sormaları hamlemizle yanınıza gelip görüşmek ortamı sağlasak uygun olur mu?
Her şeyin bir arda verkanı var, sorular soruluyor. Öbür türlü dersten sonra genelde arkadaşların, kardeşlerin Rusisi meseleleri bir ondan önce dışarıdan gelenler bulursa ders altında, öbür dışarıdan gelen zakin kardeşlerin, oradaki sorumlu kardeşlerin, hizmet eden kardeşlerin bir problemin bir meselesi varsa onu halletmez. Veyahut da işte gelecek programla alakalı, onun bir şey varsa onu istişare etme olayı seçiyor. Onun ardından eğer ki zaman kalırsa kardeşlerin özel problemleri, özel meseleleriyle alakalı dinleyebildiğimiz yere kadar dinliyoruz. Bu işin adab-ı, erkan-ı bu, bu adab-ı, erkan-ı bu yeni de değil, yaklaşık yirmi yıldan beri devam edebilen bir şey.
O yüzden yani Bursa'da yaklaşık yirmi dört yıldan beri devam edebilen bir şey. Herkes bilir, dersten sonra ben buraya oturabilirim yere kadar otururum. Mahrem özel bir meselesi olan varsa, o mahrem özel meselesi olan gelip sonra bu konuda fikir edelim. Ama böyle illa ki sorma zorunda değil hiç kimse. Olabilir, insanların danışlar, görüşler, hukuk şeyler olur. O yüzden otururuz. Sizlere benden sonra vurgul bulacak yeni fitneden sakınmaya davet ederim. Medine'den çıkacak, Mekke'den çıkacak, Yemen'den çıkacak, Şam'dan çıkacak, Şart'tan çıkacak, Göl'ten çıkacak bir fitne. Bir fitne de Şam'ın merkezinden zulür eder. İşte bu Süfyan'ın fitnesidir. Mehdi Aleyhisselam'la bir sınavda çıkacak bir fitne.
Efendim Suriye'de yaşanan bu savaş Mehdi Aleyhisselam'ı duygulu edeceğini işaret ediyor. Bununla alakalı hadisler var. Ama o savaşın bu savaş mı olup olmayacağını bilmemiz mümkün değil. O savaş bu savaş mıdır? Yoksa gelecekte midir? Bu noktada bunu söyleyecek bir laf yok. Yani örneğin Şam bölgesinde çıkan bir fitne de Hazreti Hüseyin Efendimiz'le alakalı. Hazreti Ali Efendimiz'den başlayan Hazreti Hüseyin Efendimiz'de de devam eden eser önemli fitne o. Şam'dan çıkacak olan fitne o da olabilir. Burada normalde Mehdi'yi bir an önce zulür ettirip çıkartıp kıyameti kopartmak isteyenler vardır. Kendisini Mehdi görenler var. Bu hadislerinin yorumları hep açık.
Hep açık olduğunda tarih boyunca bunları yorumlayan insanlar kendi dairelerine, kendi zaviyelerine, kendi maneviyatlarına, ongünkü ortama bakarak bu kendi maneviyatı, kendi bildiği ve gördükleri bunları hepsini cem edip analiz etmişler. Bizim de bu noktadaki analizimiz aynı. Yanılma payı var mı? El cevap var. Herkesin yanılma payı var mı? El cevap var. O yüzden bu Şam'da çıkan bu son fitne, Mehtal ve Resul'dan önceki fitne midir? Yoksa daha ileride daha büyük orada fitneler mi çıkar? Bu bilinmez. Ama şu bir gerçek, İslam dünyasındaki bu kargaşa gerçekten böyle bir sükrüne ercek bir kargaşa değil. Yani İslam dünyasındaki bu kargaşanın sona ermesi, bütün Ümmet-i Muhammed'in, bütün Müslümanların duasıdır.
Ama kargaşanın bitmesi için dirayet gerekli. Kargaşanın bitmesi için ilim gerekli. İslam dünyasında kargaşayı bitirecek ne ilim var ne de dirayet var. Çünkü İslam dünyasının hem değişik devletlere bölünmüş, parçalanmış, değişik devletlere bölünüp parçalanırken, o devletlerin içerisindeki Müslümanlar da değişik cemaatlere, tarikatlara, değişik oluşumlara bölünmüş, parçalanmış.
Yani öyle bir enteresan bir nokta var ki, bu enteresan noktanın içinden çıkmak ancak ilimle ve kılıçla o mümkün. İlimin de, kılıcın da birleşmesi lazım. İlimle kılıç birleştiği anda bu kaostan kurtulmak mümkün. İlimle kılıç birleşmezse bu kaostan kurtulmak mümkün değil. Bunu böyle söylemek de herkesin harcı değil. Bu gerçeği görmüyor kimse. Bu gerçeği görmediği müddetçe de insanlar bu noktada birleşmeyecekler. Yani İslam dünyası öyle bir noktaya gelmiş ki, İslam dünyasının içerisindeki cemaatlerin, cemiyetlerin, tarikatlarının başında duran kimseler, yani enteresan açıklamalar yapıyorlar.
En önemli hoca var, şeyhler, üstadlar adına ne dersek diyelim biz. Yani bir açıklama okuyoruz, kalıyoruz. Ne demokrasiden, insan haklarından ve özgürlükten yanalanmış. Bir profil düşünün şeyh efendi, bir profil düşünün hoca efendi, bir profil düşünün İslam düşünürü, öyle diyelim. Bir profil düşünün alim, bir profil düşünün hadisçi örneğin. Bir profil düşünün herhangi bir İslami noktada kendisini veya insanların bir noktada gördüğü kimse bize konuşurken, Kur'an ve sünnetin asla kabul edemeyeceği, Batı argümanlarıyla bize konuşuyor. Bunun içinden çıkmak mümkün değil ki.
Yani demokrasi, insan hakları, özgürlük deyince, üçlü testis inancı çıkıyor önüme benim. Demokrasi dedikleri Rah, insan hakları dedikleri Oğul İsa, özgürlük dedikleri Kutsal Ruh. Hangi özgürlükten bahsedeceğiz? Din rivatayı yasaklamış, din homoseksüelliği yasaklamış, din transeksüelliği yasaklamış, din erkeklerin kadınlaşmasını yasaklamış.
Özgürlük dediğimizde, sizin özgürlük anlayışınızın içinde bunlar var mı? Sizin özgürlük anlayışınızın içinde, Hollanda'daki gibi iki erkeğin birbirleriyle evlenmesi var mı? İngiltere'deki gibi iki erkeğin birbirleriyle evlenmesi var mı? Özgürlük dediğimiz işin içerisinde, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin lanetlediği bir fiiliyat var. O müminlere lanet okumazdı, müminlere beddua etmezdi. Ama lanetlediği fiiliyatlar var. Bunun birisi eşcinsellik. Biz şimdi özgürlük adına eşcinselliği kabul eden hükmünde mi olacağız? Aman size bir İslam aliminin ağzından çıkan söz. Nereye koyacağız şimdi biz bunu?
Bir müminin demokrat olması mümkün mü? Değil. Müslüman, Kur'an ve sünnete tabidir. Müslüman, demokrat değildir. Kur'an ve sünnete emrine uyar. İnsanlar kalkıp, Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyi seçince, Müslüman, insanlar bunu seçti deyip onu kabirlenemez ki. İnsan hakları deyince, bir kimsenin eşcinsel olması da onun özgürlük ve insan hakkı olarak görür. İşte İslam dünyası o yüzden bu problemlerin içerisinden çıkabilmesi için ilim ve kılıç gerek. İlim niçin gerek? İlim o insanlara doğruyu anlatma.
Ne? Kur'an, sünnet, icma-i ümmeti anlatma. Kur'an, sünnet, icma-i ümmeti tebliğ etme. Bir devletten, herhangi bir güçten, herhangi bir kuvvetten, herhangi bir siyasi oluşumdan, herhangi bir iktisadi oluşumdan, herhangi bir devletin, kafirlerin tasavvutundan uzak. Net Kur'an, sünneti, icma-i ümmeti anlatmaktır. İlim budur. Bir kimseye bu noktada dini olarak alim diyebilmemiz için bizim, o kimsenin Kur'an, sünnet, icma-i ümmet çizgisinden istatmaması gerekir ki, biz ona alim deyelim. Ve Kur'an, sünnet, icma-i ümmeti bize tavsiye edip anlatması lazım ki, biz ona talih olalım. E benim önüme demokrat, insan hakları, özgürlükte indir dur diyorum ya.
Bunu bir siyasetçi söyleyebilir. Siyasetçi siyaset yapıyordur, harp-ı uhudadır. Siyasetçi yapar. Bir din adamı yapamaz. Din adamı yapıyorsa, o da siyasetçidir olur. O zaman ona denmez, sen din adamısın, alimsin diye. Harp-ı uhudadır, siyasetçi huta yapar, hile yapar. Bu yüzden din adamları siyasetçi olmazlar.
Hiçbir Allah adamı siyasetçi değildir. Yapamaz, mümkün değil. O çünkü Kur'an ve sünneti tebliğ etmek zorunda. Kur'an ve sünneti yaşayabildiği yere kadar yaşayacak. Ve yaşayamadığı yeri tebliğ etmek. Yani yaşayabildiği yere kadar yaşayacak. Yaşayamadığını yaşamak için mücadele edecek. Kur'an ve sünneti de tebliğ edecek. Bir tarafına hasar gelecekse, gözünün faşını, kolunu koparttıracaklarsa, Vücuduna bir hasar vermeden söz konusuysa, onun susma hakkı var. Hani sahabeden birisini böyle işkence edeceklerdi. O hani dedi ki, evet ben onların dinlerine inanmıyorum dedi ya. Böyle bir hakkı var.
O yüzden ümmetin kılıç neye lazım? İlimle yola gelmiyorsa, ilimle yola getirirsin. Bu da haktır. İki tane zarf toplandı, üç kişi kalmışlardı. Hazreti Ali raddallahu anh hazretlerine biat ettiler. Onun biatını kim kabul etmedi? O halifeliğini muaviye. Muaviye biat etmeyince kılıç girdi işin içerisine. O zaman normalde bir kimseyi Kur'an ve sünneti siz tebliğ edersiniz, anlatırsınız, ilim olarak da söylersiniz. Adam hala da bu noktada ısrar ediyorsa, sizinle mücadele ediyorsa, kılıçla yola getirirsiniz onu. Konuşmaz hiç kimse.
Bunu konuşamazlar. Sen demişlerdir, bir kimse kılıç zoruyla halifeliği alsa hakkıdır diye. Ama o kimse kılıç zoruyla alamazsa kendisi küfür hükmüne, kafir hükmüne düşer, askerleriyle beraber. Ölenler küfür üzerine ölmüş kabul edilir. Çünkü mevcut halifeye karşı çıktıkları için. Şimdi muaviye bir tarafta Hazreti Ali raddallahu anh hazretleri bir tarafta. Hazreti Ali efendimizi ümmet hilafeti vermiş. Ümmet hilafeti verdi, muaviye de kalk, onun hilafetine karşı geldi. Din alimi muaviye tarafında ölenlere şehit diyebilir. Fethabrı da neyin için öldüler?
Muaviye'nin sağlamatı için. Bir kimse orada öyle. Benim okuduğum kaynaklarda yok. Ama muaviye tarafı, muaviye ve taraftarları kendileri için kendi ölülerini şehit ediliyor.
Kendi ölülerini şehit sayıyor. E şimdi doğru bir Kur'an sünnet, icma-i ümmet, bir kimseyi ilimle siz o noktaya getiremiyorsanız bir grubu veya şahsı hak olur. Ve ancak o zaman kılıçla düzeltirsiniz. Düzeltirsiniz kılıçla. İslam'ın reddettiği bir nokta değildir. E ümmet nasıl düzeltecek ki? Ümmetin bu noktada düzelmesi çok güç. Komple İslam ülkelerini devletçiklere ayırmışlar. Devletçiklerin içerisinde Müslümanlar da ayırmış. Bir kısmının kökü dışarıda.
Bir kısmı dışarıdan besleniyor. Evet. Dışarıdan beslenenler var. Kökü dışarıda olanlar var. Dışarıdan beslenenler var. Her kimin eli nerede belli değil. Bir bakıyorsun, Türkiye'ye bakıyorsun, 28 Şubat olmuş. Bir bakıyorsun, onun da yan kolunda, Sisi'nin yan kolunda duran, ne o?
Eveslerin şeyhi gibi. Bu memleketlerin içerisinde böyle insanlar var. Mısır'da şimdi, şey, ne o? Selefiler Sisi'yi destekliyor. Gel buradan yak. Buradaki Selefiler beni kafirlikte itham ediyor. Mısır'daki Selefiler Sisi'nin yanında. 28 Şubat'ta tam önce de Selefiler beni kafirlikte itham ediyorlardı. 28 Şubat'ta da Selefiler darbecilerin yanında. Var mı 28 Şubat'ta Selefilerden içeri atılan? Yok. Sorgulanan var mı? Yok.
Toplandıkları yere baskın olayan var mı? Yok. Gazetelerde okudunuz mu? Hayır. 28 Şubat'ta Fethullah Hoca'nın evlerine baskın var mı? Yok. Yurtlarına baskın var mı? Yok. Okullarına baskın var mı? Yok. 28 Şubat'ta Süleyman İlmi Efendi'nin talebelerine bir şey var mı? Yok. Hiç gazetede var. Hiçbir haberde okumadım. Okumadım. Ben de diyorum kendi kendime. Açın 28 Şubat'ta alakalı gazetelerini çersin. Bakın düşünüyorum şimdi. Diyorlar ki bana suizan besliyorsun. İyi kardeşim ya. Suizan besleyen ben olayım.
Ben bir şey. Siz onlarla berabersiniz demiyorum ama. Hiç mi biri sizin aykırı bir işiniz olmadı? Hiç mi siz sistemle mücadele etmediniz? 28 Şubat'ta alakalı hiç mi dertiniz olmadı? Ha olmamış demek ki. 12 Eylül'de olmadı onlar. Hatta ben 12 Eylül'de dindar değildim. Ben 12 Eylül olduğumda İzmir Bayındır Ülkü Ocakları Derneği'nde yönetim kurumda muasiptim. Görevim buydu. Saklamıyorum ben kendimi. Eee 12 Eylül'de ülkücüler geldi içeri. Bir kısımda solcular geldi içeri. 12 Eylül'de dindar kesimden hiç kimse içeri girmedi. Benim kaderim darbeciler demek ki.
Biz 12 Eylül'den sonra kendimizce dine dönüş yaptık. Benim gittiğim yer darbeye müstahak oluyor öteki. 28 Şubat dakika bir gol yürüz. Biz darbecilerin elinde oyun takıyoruz. Bakalım 28 Şubat'ta gazetelerin hepsini sıralayın. Eee baktığınız zaman 28 Şubat'ta kimlerin ortaklaşan olduğunu çıkar meydana. Bizim dergaha baskın oldu. Bizi götürdüler mi? Götürdüler. Şeyh Efendi'yi götürdüler mi? Götürdüler. Bizim kardeşlere normalde polis arabası gönderip polis gönderip onların dersleri iptal ettirdiler mi? Ettirdiler. Onlar da ürktüler, korktular, iptal ettiler. Ettiler. Eski arkadaşlar var aramızda, abilerimiz var. Onlar biliyorlar.
E nasıl düzelecek? E tabi iştahat ediyorlar. Yani diyorlar ki işte biz böyle işte dereyi geçerken ayıya dayı diyeceğiz. E be kardeş kaçıncı dere, kaçıncı köklü, kaçıncı ayı bu? Öpüyor bizi. Nasıl düzelecek? Düzelmez.
Niçin? Çünkü ümmetin içerisinde uluslararası gücün elleri var. Bir bakmışım bir taraftan sarıklılar, cübbeliler, eli asarlılar bir otobüs tutmuş anıt köpüre gidiyor diyebilirler Türkiye'ye. Bunlar nereden çıktı diye herkes saçını başını yolabilir. Zamanı mıydı diye. Bir bakmışım birileri otobüs tutup biz Ayasofya'da cuma kılacağız deyip herhangi bir şey yapabilirler. Mahrem şeyler. Ona dur yapma diyemezsin. Dur yapma dedin de ne o sen Ayasofya'da cuma kılınmasını istemiyor musun der. Polisle çatışabilir orada birileri.
Sen yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal versin, kalırsın orada. Bir caminin içerisinde soladan atılmasını bilebilir misiniz? Kesin Ulu camide olay çıkacak biz o şeyde normalde olay çıkacak derken yani hazırlık yapıyorlar bana da söylüyorlar siz de orada bulunun. 28 Şubat'ı teyirin edecekler. Ben arkadaşlarım da gitmeyiz. Biz Allah rahmet eylesin. Seyid Taş'la Ulu caminin bahçesinde namazı kıldık. Seyid Taş'ın dikkatini aradan her an oraya gittik. Seyid Taş arkamda ben öndeyim. İçeriden cuma kılındı, içeriden solagan ata ata çıkıyor insanlar. Cumada caminin içerisinde solagan atmak, hangi İslam görüşü düşüncede var?
Solagan ata, ata kaminin bahçesine çıktılar, içinden bir tanesini tanıdım ben böyle. Seyid Taş'ın dedim, hacı bak bu adama dikkat ettin. Bizimki de arkadan böyle rahat durmuyor. Onu arkaya attın ben hani hareket etmesin diye. O böyle şey yapacak, otur oturduğun yerine dönme. Bunun da mı? Arkadan birisi diyor ki, haklı adamlar. Hani solagan atanlar haklıydı. Döndüm, haklıysa sen neden orada değilsin dedim buradasın. Bizi mi gaza getireceksin burada? Haklı görüyorsan git oraya dedim. Ters içini çaldı. Amcam, hacı sövecek, döndü arkaya dedim dur, sakin ol. O solagan atanların içinden bir tanesi yavaşça çıktı, bizim arkamıza geldi. Bir gün ne dedim gördün mü dedim kimmiş?
Onda da tersi var. İçlerinden 3-5 tane böyle insanlar doldu, grup orada sorabını atıyor ama. Ondan sonra topar da yaradılar hepsini. Yaparlar mı yaparlar. Er çok mu? Er çok. Çok mu? Çok. Bunu yaşadım, gördüm ben. Yaşadım, gördüm. Ha diyeceksiniz ki teslim mi olacağız? Hayır. Biz Kur'an'ın sünneti tebliğ edeceğiz, yaşamaya da yaşayabildiğimiz yere kadar devam edeceğiz. Ama böyle uluslararası tezgahlara da düşmemeye gayret edeceğiz. Bile bile göz göre göre birbirimizi satmayacağız. Göz göre göre, gözümüzün içine baka baka birbirimizi satmayacağız.
Bu önemli. Ama ümmet bu noktada düzlenmekte gerçekten sıkıntılı bir dönem yaşıyor. Gerçekten sıkıntılı bir dönem. Cenab-ı Hak felaha kavuştursun inşallah. Ama yarın normalde bu normal bir şey değil yarın. İnsanlar akıllarını başlarını açacaklar, ne yaptıklarını görecekler. Ama ipi kendi elindeyse görecekler. İp kendi elinden çıktıysa onu göremiyor zaten. İp kendi elinden çıkmış. O zaman kendi elinden çıkınca da yapacak bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Habeşiler sizi bıraktıkça siz de onlara bırakın. Zira Kabe'nin hazinesini ancak Habeşilerden iki bacağı ince bir kimse çıkaracaktır. Bunlar hep böyle kıyamete yapın olacak olan şeyler.
Günlük birbirimizi çektikten sonra Resulullah Efendimiz'in tavsiye ettiği yüzü çekmeniz bir gün olur mu? Olur. Çektiğimiz günlük birbirimizin ne anlama geldiğini söyler misiniz? Yok biz anlamına verilmesek de birbirimizi çekeceğiz. Kim Allah'ı zikrederse Habeşilerden zikreder. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretlerine o zikreder yapmış biz de o yüzden yapıyoruz.
Bu müthiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sema etti mi? İnsanoğlunun kötü ameller içinde olması nefisten ise iyi işler yapmadan da nefistendir. İyilikler, Rabbinizden, kötülüklerden nefsinizdendir. Ben zikrullah'ta bendir vurmasından çok hal duyuyorum. Ancak ailem bu konuda benden net bir istiyorlar. Yardımcı olursanız sevinirim. Bendir vurmanın haram olduğuna dair bir ibaret mi var? İnce bir kültür merkezine gelemeyenler için şu uyuşturulmuş aslanını bir daha anlatır mısınız? Dün dünde kaldı cancazı. Bu güzel bir şey. Sevgi nedir? Aşk nedir?
59 gündür kendimi arıyorum. Sevgimi aynada saatlerce bakarak düşünüyorum, ağlıyorum. Yemek dahi yiyemiyorum. Kendimi kaybettim. Kızın ailesi beni istemiyor. Nedir benim çare? Demek ki tam sever mi bir şey? Devam et. Leyla'nın da ailesinin meccudunu istememişti. Madem bir yola çıktım geri dönme. Hak yolunun aşıkları gönüllerinden maddi ilimleri çıkarmışlardır, açmışlardır. Çünkü maddi ilimler hak yolunda bir ise bir işe yaramaz. Bu beyimte dayanarak dünyadaki maddi ilimlerdeki gelişme boşuna mı? Maddi ilimlerle uğraşılmamasını gerekiyor.
Yoksa insanların maddi ilimlerden ziyade ilk önce kendini bilmesi mi gerekiyor? Dil ile bilim birbirinden ayrı birer oldu mu yoksa beraber mi? Soruyu ancak bu kadar kısaltabilir. Şimdi normalde herkes maddi ilimlerle uğraşmış olsa, manevi ilimlerle uğraşan kalmaz. Herkes manevi ilimlerle uğraşmış olsa, dünyayı mağmur edecek insan kalmaz.
Sonuçta birinci derecede insanın sorumlu olduğu şey Allah'ı tanıması bilmesidir. Cenab-ı Hak sadece maddi ilimlerle uğraşan kimseleri zem eder. Çünkü örneğin, şimdi Murat Hoca ondan örnek verecektim ve şimdi bir an tereddüt ettim, yanlış anlarım diye anlamaz. Bu saatten sonra da anlamaz zaten.
Böyle dedikten sonra. Şimdi Murat Hoca kanser uzmanı. E şimdi Murat Hoca bu konuda ihtisas etmesi gerekir. Hatta bu şehre, bu şehre eğer hiç kanser ihtisas etmiş kimse yoksa, bir tane kanserde ihtisas etmiş doktor farz olur. Bu şehirde hastane olmasa, hastane olması farz olur.
Öğretmen olmasa, öğretmen olması farz olur. Eski fuküya kitaplarında geçer ya, yani bir şehirde terzinin olması farz olur derler. Vacib hükmünde yalnız. O manevi. Ama şimdi bazı şeyler var, insanı muhafaza etmek, insanı korumak farz. O zaman insanı muhafaza etmek, insanı korumak farzsa, tıp bilmiyle uğraşmak da farz olur. Ama bir kimse tıp bilmiyle uğraşacağım diye, Kur'an ve sünneti terk edecek diye hikayede yok. Murat Hoca'dan bir şeyhlik bekleyemeyiz. Ama Murat Hoca kendi ihtisasında yükselebildiği yere kadar yükselmesi gerekir. Ama bu noktada da Murat Hoca aynı zamanda da Kur'an ve sünnet dairesinde yaşama ve yapabildiği yere kadar da yaşatma mücadelesi de vermek zorunda.
O kendi darında ihtisaslaşacak. Buna Kur'an ve sünnet aykırı değil, buna tasavvuf maniyat aykırı değil. Gerçekten bunlar böyle şey gibi, Allah muhafaza eylesin. Yani okumuyorum, kendi kendime içim daralıyor. Okuyorum, kocaman kocaman sorular. İnsanın ömrü kader midir, yaptığı işler ve yaşadığı hayatla ömrün uzar ya da kısalarını, evet.
Muallak kader nedir, muallak kader diye bir şey olmaz. Ortada kalmış yani. 250 kişinin çalıştığı bir fabrikada ekip liderliği yapmaktayım. İş yerimizde bir buçuk senedir sendi var, arkadaşlar ha sendika diyecek o zaman. Benim sendika temsilcisi olmamış diyor, bu konuda kararsız kaldım.
Ne yapmamayayım? Dinimizde temsilcilik, sendika, aracılar neler yapıyorlar? Uzun bir şubet. Evet, bunlar aynı kardeşin soruları herhalde. Birkaç tanesine bakayım inşallah. Zülh ne demektir? Zülh, dünya sevgisinden uzaklaşmaktır. Hazreti Mevlana Devleti Nurmaz Zetleri bize dünya sevgisi haram kılındı.
Dünya değil de. O yüzden zülh, dünya sevgisinden sevilmaktır. Dünyayı gönlünden insan nasıl çıkarır? Sevmemekle çıkarır. Hayırlı işlere yapa yapa gerçekleşir. İnşallah. Dünya sevgisi hataların başındır. Bu yerleşen sevgi kalpten çıkar mı? Evet. Kur'an kursları fitre, zekat, sadaka toplar mı? Oradaki öğrencilere vermek şartıyla toplar. Fakir öğrenciler varsa onları vermek şartıyla toplar. Kur'an kurslarına fitre, zekat, sadaka verildiğince bir kere zekatlar o çocukların ellerine verilmeli. Çocukların ellerine verilmek de sıkıntılı. Fitreler da aynı. Ben geçen perşembe günü size İsmail Hakkı Kur'an kursundaki bazı hadiselerden söz etmiştim. Kol kırılır, yer içinde kalır.
Çok özür dilerim. Çok pişmanım. Hata ettim. Ulu orta söylememeliydim. Bilmeyerek buldum. Geçen bir haftadır doğrudur, uyku uyuyamadım. Beni affedin, bilbete düşmek istemezdim. Oradaki kardeşlerle gidip helal başlarız. Birisi birisinin hakkında bilbet ettiyse, bilbet ettiği kiliseyle gidip helallaştık. Hata gidecek, yüzüne diyecek ki, hakkını helal et. Ben senin için böyle demiştim. Çünkü, mesela bu benim sohbetim buradan internetten yayınlanıyor. Burada internetten yayınlanıyor. Bütün herkes bunu dinleyebilir mi? Her cevap dinleyebilir. Benim burada dini, sosyal, siyasi herhangi bir görüşümü beğenmeyebilir bir kimse. Bununla alakalı o kimse bana cevap yazabilir mi?
Her cevap yazabilir. Cevap yazabilir. Ben bir şahıs hakkında bir şey söylersem, ve o söylediğim şey, Kur'an ve Sünnet tarihinde o insanları böyle Kur'an ve Sünnet'in dışında çıkaran bir kimse ise, bu gülbet olmazlar. Adamın birisi peygamberlik ilan etmiş. Ben onun hakkında diyebilirim. Bu sahtekarın teki. Neden? Kardeş, bu yalancının teki, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri dedi ki, benden sonra otuz üç tane yalancı peygamber çıkar. Hadislerinde sabit, benden sonra ne bir resul, ne bir nebi gelmeyecektir. Gelmeyecektir diyor. Bitti. Birisi kalkıyor, Mehdi beni ilan ediyor. Ben Mehdi'yim diyor.
Ben de diyorum ki, hayır kardeşim, Mehdi gerçek, o çıkacak olan son Mehdi, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin hadis-i şerifi var. Adı benim adımdan olacak diyor. Annesinin adı annemin adından, babasının adı da babamın adından olacak. Öyle mahkeme kararıyla adı değişecek değil. Adam mahkeme kararıyla adını değiştiriyor. Ananın adını nasıl değiştireceğim? Babanın adını nasıl değiştireceğim? Yatsın, yazsın Risale. Hadisler de söylüyorum. Gitmiş oldada. Kimse bu noktada helallaşmış zaten bu kardeşimiz de. Diyor ki, cuma günü Cuman Hanım'dan sonra İsmail Hakkı Kur'an kursundaki persenlerine tek tek helalleştim.
Ali hocamın müdürlüğümüz, müdürlüğümüzle de helallaştı. Allah'ı yersin insana. Allah muhafaza eylesin, cümlemizi korusun inşallah. Kardeşler, ümmetin arasında bu noktada biz bivet ederekten, ümmetin ateşine biz benzin taşımayalım. Kendi aramızda birbirlerimizi yaralamıyorum. Allah muhafaza eylesin. Büyüklerle güzel sohbet etmektir. Her şeyin bir hizmetçisi vardır. Dinin hizmetçisi de edebtir. Edeb, hür olanların süsüdür.
Edeb, büyüklerle güzel sohbet, onların sözlerini kabul etmek, büyüklerin terbiyesine ve ahlakına uymak, onlara saygı göstermek, yaşıtlar ve arkadaşlara güzel ahlak ile muamele etmektir. Sufiler edebe çok riayet ederler. Bu noktada edeb, birinci derecede o kimsenin bile bile haram işlememesidir. Biz hangi halde, hangi noktada olursak olalım, göz göre göre bile bile haram işlemiş olmayacağız.
Bu ehli şeriatın edebidir. Biz bu noktada birinci derecede buna ehemmiyet göstereceğiz. Bir kimsenin şeriatı bozursa, o kimsenin tarikatı da bozuktur. O kimseden hakikat beklenmez. O zaman edeb, birinci derecede günah-i kerbalilerden uzak durma. İkinci derecede şüphelilerden kaçma. Üçüncü derecede üstadının haliyle hallenmek. Tartışmamak, atışmamak, kavga etmemek, dövüşmemek. Diceniz ki bunlar olur mu? Geçmiş dönemlerde görülmüş bunlar. Geçmiş dönemlerde bu tür şeyler görülmüş.
Bilhassa Osmanlı'nın son döneminde. Bunların görülmesinin bir sebebi vakıflar. Üstatlar vakıflardan maaş almışlar. Üstatlar vakıflardan maaş alınca, bazı dervişler, üstadlar o maaşı almasınlar diye vakfiyeden maaşını kestirmişler. Böyle olunca vakfiye bir tarafta üstad, bir tarafta birbirleriyle çatışmışlar. Bu Osmanlı'nın son döneminde çok yaşanmış olaylar. Bazen bir tarikatın başına vakfiyeden bir kimse atanmış. Aslında şeyh olmadığı halde, memur atanır gibi oraya şeyhler atanmış. O vakıflar adına hem dergahı idare etmeye çalışmışlar, hem de dergahın mallarını idare etmeye çalışmışlar. Bu noktada, bir yerde bu tip para olduğunda, para bir kimsede, hiyerarşik olarak şeyh bir kimsede durunca, sıkıntılar yaşanmış.
Ama gerçek manada sufi, üstadıyla cedelleşmez. Gerçek manada sufi, üstadıyla bu noktada uyum içerisinde olur. Uyum içerisinde olmak demek, onunla istişare etmemek demek değil. Uyum içerisinde olmak demek, ona fikrini söylememek demek değil. Uyum içerisinde olmak demek, üstadın bütün fikir ve düşüncesini, bir kimsenin istişaresiz, ya ben aldım kabul ettim demek değildir.
Eğer bu fikri soruluyorsa, bu fikrini bu noktada açıklamasıdır. Uyum budur. Ama illaki benim fikrim olacak değilse, cedelleşmesi söz konusu olmaz. Sufi'nin bu noktadaki edebi, üstadının sohbetlerini dinlemek, üstadının çizdiği çizgiden, yörüngeden yürümeye çalışmaktır. Herkesin hatası, kusuru eksiği olabilir. Ama kalbi manada, akli manada, o yörüngede devam etmektir. O yüzden burada bazen, sufiler, çok şedid durmuşlar. Üstada karşı edeble alakalı meselelerde. Ve ben geçmiş, o yetişemildiğim, sufileri gördüğümde, üstadlarına karşı bu noktada, bu noktada, çok şedid, hedef, adap, çok şedid, saygı, çok şedid, onların dediklerini kabullenme vardır.
Hani bazen televizyonlarda çıkar, şimdi biraz da böyle alayvari konuşurlar. Hani işte, gazların evinde, ondan sonra, mevk gibi olmak diye. Benim sufî anlayışım, o noktada değildir. Ben isterim ki, bir meselede, birisine bir şey sorduğumda, onunla istişare edeyim, onun fikrini alayım. Bu sünnet-i Resulullah'tır. Bir üstadın istişare etmesi, sünnet-i Resulullah'a uymasıdır. Ve istişarenin neticesine, tabi olması da, bu noktada, Kur'an ve sünnetin emridir. Hazret-i Peygamber, Hazret-i Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem, Hazret-i Peygamber, Cenab-ı Hak, sen istişare et, istişareden sonra da, o istişareye tabi ol, diye emretmiştir. O yüzden, istişare etmek, bu noktada, Kur'an ve sünnetin içerisinde olmaktır.
Ve istişareye tabi olmak, istişareden çıkan, bu noktada, karalı da tabi olmak, herkes için, vacip hükmündedir. O zaman, bir kimse, üstadına karşı, edepli olmalı, üstadına karşı sesini yükseltmemeli, üstadına karşı bağırıp çağırmamalı, üstadına karşı, edebilsiz noktada olacak, hal ve hareketlerden uzak durmalı, onunla cederleşmemeli, çatışmamalı, örneğin. Bunlar, geçmiş dönemlerde görülmüş, Allah mavaza eylesin inşallah. O yüzden, bildiğimiz taraf, hiçbir zaman, dervişlikte, öyle bir hiyerarşi vardır. Bir üstündeki, senden önce ders almış, veya da hiyerarşik olarak, bir kardeş, oranın hizmetçisi, insanlar, otobiselerle, Kur'an ve Sünnet tarihesinde, cederleşmezler. Herkes, hiyerarşisini tanır, herkes, hiyerarşisini bilir, o hiyerarşi içerisinde, uyumla, hiyerarşi içerisinde, uyumla, hizmetine, dikkat eder.
Dikkat eder. bir yerdeki bir mesele, bir başka bir yere aktarılmaz. Rikmet edilmez, laf taşınılmaz, dedikodu edilmez. Bu dergahın, adabı, erkanıdır. Allah mavaza eylesin. İbadette edep, günün sıcaklığında, uzun zaman susuz, geceleri uykusuz, kalmaktan daha şerefli, ve daha iyidir. Zira edep, Allah'a yakın olmayı gerektirir. Susuzluk ve uykusuzluk ise, ecir ve sevap getirir. Kimdeki, müritlerin adamı görülürse, melekler onu görmekten seviş duyar. Cennet halkı, onu görmekle övünür. O yüzden biz, bu noktada, edep dairesinde durup, her işimizi, hayatımızı, edeple, öğrenilerden olacağız.
İnşallah. Üç yılda sümfatı olsun. Asıl olan, sallallahu aleyhi ve sellem, cazayi meclis, sallallahu aleyhi ve sellem, eminmiş geçmiş, bütün peygamberli, zişanesinden, cümrularına, aileyle, gâsı ve sallallahu aleyhi ve sellem, aileyle, ya Rabbi, tezatın, hükümetlenmiş, şeffafsını, yöretlenmiş, eksik.
Emel ya Rabbi. Amin. Yari yari yüzüne, ebubekir, sessiz, ufakı, gâsı ve sallallahu aleyhi ve sellem, ufakı, ebubekir, ufakı, ufakı, evladır, resulullah, şöyde, resulullah, ashabı, resulullah, ve adiyatı, resulullah, imam-ı asam, ebubekir, imam-ı şak, imam-ı, muham-ı, imam-ı, amin. Amin. Nebiharlar o kadar eyle ya Rabbi Te epismini hibmetlerini şeffafatını haberlerimize nisike edeme ya Rabbi!
Amin! Üç ihlas bir fatihaz. Amin! Geçmiş Müş jerk hamilere mevhilerin evliyaların dervişlerin müşinarını üssü eklik keşfetlerine, Şeyhimiz Üstadımız, Müşidimiz, Cahilimiz, Canımız, Canımız, Sultanımız, Kâhindir Âlim Safa' yazıklarına muhanet hüksellerine, Ceph ve Zatat'ın nuklarına, Mehdar Resul'un muhanet hüksellerine, yaşayan güçlü kamilleri, merilerin, evliyaların, dervişlerin, müşterilerin, mühendiselerine, tuğluki alemimizde gelmiş geçmiş, usman alemine gelmiş geçmiş, akraba-i tarikatlarımızdan gelmiş geçen bunlarına, mühendiselerine,
ayyayi ve helil hikvası ve sedaaleyle yarabbim. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi