Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 17 Ocak 2014 · 1:19:09
Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam, Allah gecenizi hayırlı etsin inşallah, Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, önümüzdeki salı günün, incirli, eski incirli hamamı var, orada inşallah mesnevi sohbeti başlayacak, yıldırında, arkadaşlara şimdiden inşallah duyuralım. Daha seviyemize inerek faydalı şeylerden bahseder misiniz? Ben kendi seviyemize yüksek olduğunu düşünmüyorum. Dışarıda nasıl konuşuyorsam normal hayatımda, burada da sohbetlerini yaparken normal hayatımda kullandığım kelime göre cümlelere kurmaya çalışıyorum.
Sonuçta burada, bu noktada bir seviye farkında olduğunu düşünmüyorum. Farklı hizmetlerde bulunan kardeşler, başka bir hizmette bulunmak istediklerinde, başındaki sorumlular tarafından engelleniyor. Bu konuda bizleri aydınlatmak istiyoruz. Dergah içindeki sorumlu ağabeylerin birbirlerine karşı tutunları ve yanındaki kardeşlere, diğer ağabeyleri kötü vermelere ve yanında bulunan kardeşleri cephe almalarını düşünmüyorum.
Bunlar hoş şeyler değil. Biz gönüllülük esasına buradayız. Sufilik gönüllülük esasıdır. Sufilik, Kur'an ve Sünnet Darişinde kalıp, Kur'an ve Sünnet Darişindeki yapılması gereken şeyleri yapmaktız. Hiç kimse bizim burada emirlerimiz değil. Hiç kimse burada bizim tahakküm altında bulunduracağımız bir kimse değil, bir şahıs değil. Herkesin kendi dairesinde bir vazifesi var. Herkes kendi dairesinde vazifesini yerine getirmeye, bir tamam yerine getirmeye gayret edecek. Ama bunun yanında bir kardeş, bir arkadaş, örneğin işte sema eden bir kimse ilahi okumak istiyor veyahut da neyi kürtülemek istiyor veyahut da bendir çalmak istiyor veyahut da hizmet etmek istiyor veyahut da işte zevbek oynamak istiyor.
Bunları böyle çok sert bir şekilde yasaklamak, birbirlerine gitmelerine müsaade etmemek kardeşlik hukukuna uygun değil. Ama bir kimsenin bir iştigal ettiği ana şeyi vardır ya, o kimse semazendir. Orada semazene ihtiyaç varsa tabii birinci derecede o kardeşin oraya gitmesi lazım. Ama yok, o normalde bu noktada acil bir sıkıntı yoksa o kardeşin neyi üklemesinde veyahut da işte zevbek oynamasında veya başka bir hizmette bulunmasında bir sıkıntı yok.
Bu noktada bunları hep yaşadık biz, dervişlerinin boyunca her vazifeli kimse etrafındaki insanların üzerinde böyle gurt tavuk gibi olur. Kendi içinde de olsa öyle olur. Ben de olsam ben de öyle olurum. Bunu hiç yadırmamam da. Ben şimdi istemem ki bir derviş kardeşe birisi bir şey yapsın, yanlışlık yapsın. Veyahut da bunu zakinliğin boyunca bu Bursa'daki bir derviş kardeşe birisinin bir şey demesini canı sıkı alır. Ben isterdim ki bana söylesin adamın bir dervi varsa, hiyerarşik olarak. E tabii hiyerarşik olarak da benim o zaman için dervan içerisindeki hiyerarşim diğer zakirlerin altında veya üstünde değil mi? Öyle değil.
Öyle olunca bir dervi varsa gelsin bana söylesin. Bu noktada bir sıkıntısı varsa gelsin bana söylesin. Ben onu öyle kendimce düşünürdüm, öyle davranladım. Şimdi insanlar normalde zaman geçiyor, gün geçiyor aynı şeyleri. Görünce onları yadırgamıyorum. Onları normal ve doğal karşılıyorum. Ama bunlar böyle vazifeli arkadaşların birbirlerinin arkasından konuşmaları, birbirlerini eleştirmeleri, eleştirmeleri kardeşlik hukukuna aykırı. Herkesin bir vazifesi var, sufice vazifesini yerine getirmeye çalışacak. O yüzden böyle çivisi de keskin kılıç gibi durur. Yani işte o keskin kılıçlık da hoş değil. Yapıcı olmaya çalışın, yumuşak olmaya çalışın, şefkatli merhametli olmaya çalışın. Nefes olduğun müddetçe bu yolda koşacağınızı düşünün. Bir kardeşinizi kırdığınız zaman bir ömür boyu onunla yüz yüze bakacağınızı düşünün.
Eğer üç günlük, beş günlük bir dergah vermiş olsaydı, üç günlük, beş günlüktü tamamdır. Ama bazen örnekler verirken o örnekleri kendi kafanızda istişare edin. Yani yirmi yıldır, yirmi beş yıldır beraber olduğumuz arkadaşlar var. On sekiz yıl, on dokuz yıldan beraber olduğumuz arkadaşlar var. Karşınızdaki bir kimseyle eşinizden fazla beraber olacaksınız.
Bu çocuğunuzdan fazla beraber olacaksınız. Bunu böyle hesap ederseniz o zaman birbirlerimize karşı olan davranışımız daha farklı olur. Böyle bir şey olmasını istemem asla. O yüzden vazifede disiplinlik birbirlerimize karşı şefkatli ve merhametli olmak. Nefsimize karşı disiplin, nefsimizi tahakküm altına almak, kardeşlerimize de hizmet etmek.
Düştürümüz bu olmalı inşallah. Mehdiyet derslerinde batıda doğacak olan ve Mehdi hazretlerinin yâbincilerinden olacak olan bir zattan bahsetmişsiniz. O zatın beş özelliğini söyleyerek o özelliklerin dünyanın gerektiğini vurguladınız. Bu özelliklerin tekrar açıklanmasını, batıda doğması, kil de kabulesinden olması, ayırı sakat olması, bayraklıların başına geçmesi, Mehdi'nin doğduğunun alameti olacak.
E demek ki bunlar çıktığında Mehdi doğmuş olacak. Bu Mehdi'yle ve Mehdiyet'le alakalı bu önümüzdeki günlerde daha da bu şimdi şey olacak, gündeme gelecek. Bu Mehdi ve Mehdiyet'le alakalı dersleri yapmamızın daha önceki sebeplerinden birisi, bu önümüzdeki iki binden sonraki, bu önümüzdeki yıllarda bunun daha da cafçaplanması, daha da alevlenmesi, daha da bu meselede insanların bunu kaşıması, bununla alakalı üniyetin kafasını bulandırıcı şeylerin hortlamasıydı.
Bunu o zamanlar yaptık, bu dersleri yapmamızın, benim yapma sebebim gelecekle alakalıydı. Bu gelecekle alakalı şey şuydu, ya bu gündeme gelecek iyice, zaten gündemde ama bu daha da gündeme gelecek. Bu öylesine bir olumlu mu ki Mehdiyet'le alakalı mesela. Tarih boyunca insanlar Mehdi beklemişler. Ve Mehdi bekleyenler, kendilerince kendi kendilerinin batini bir noktada Mehdiyet'i getirecek güç ve kuvvet olarak görmüşler. Ve başlarındaki kimseyi Mehdi görmüşler. Ve o Mehdi'yi egzotik bir yapıyla süslemişler, tahta oturtmuşlar. Ve o kimsenin Kur'an ve sünnet dışındaki söylemlerini, isteklerini, tavır ve davranışlarını kabullenmişler.
Ve insan, ümmet bu noktadan çok gözyaşı dörtmüş, çok sıkıntı çekmişler. Ümmet bu noktadan problem yaşamış. Mesela Osmanlı'dan önce Selçukluların zamanında, Hazreti Mevlana Celalvetin, Rum Hazretleri'nin devrine, ondan sonra Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nin devrine rastlayan Mehdiyet hareketleri var. Bu Mehdiyet hareketlerinin hepsi de Şia'nın içinden çıkmaz. Şia'da kayıp 12. İmam meselesi var. Sünnilerde de Mehdi meselesi var. İsevilerde de tekrar İsa Aleyhisselam'ın Zuhur meselesi var. Musevilerde de Mehdiyet bekleniyor. Yani bütün dünya üzerinde ayakta olan üç tane din var. Museviler Mehdi bekliyor. İseviler Mesih bekliyor.
Muhammediler hem Mesih hem Mehdi bekliyor. Bu İslam dünyasının içerisinde insanlar bununla alakalı ümmetin içerisinde ikilikler, üçlükler, beşlikler, kan, revan, soygunlar, katledilmeler, yakılmalar, yıkılmalar devletlerin yerinden oynaması. Ve bunların başlarında da hep tabiri caizse böyle konuşmak istemem ama Allah'tan emir alan, Allah'la dönüşen, kendisini manevi olarak bu noktada görevli ad eden, bu noktada yeryüzüne, selamete kendisini erdireceğini düşünen insanlar bu kan revanı dökmüşler.
Geriye doğru baktığınızda sizin tarih boyunca bu tip kimliklerin etrafında toplanmış, ne yapacağını bilmeyen, ne tarafa seyit olacağını bilmeyen, ama tabiri caizse büyülenmiş gibi topluluklar görürsünüz. Bu toplulukların kimisi evlenmeyi reddetmişler, eşlerini boşamışlar, çocuklarını bırakmışlar, eşleri çocukları perperişan olmuş, dükkanlarını bırakmışlar, işleri bırakmışlar, kimisi dağlara çekilmiş, kimisi yerleşik düzende olaylar çıkarmış, Mehdi çıktı demiş, palasını kapan, ondan sonra hançerini kapan, sokaklara dökülmüş, kimisi mevcut devletin karşısında bir sistem oluşturmuşlar,
o sistemle devletle savaşmışlar, kan, kan, kan, … Bunun hem İslam tarihi, hem de insanlık tarihi olarak baktığınızda, kan dökenlerin, hepsinin de kendilerini Allah tarafından yetkilendirilmiş olduğunu görürsünüz. Ama bu İslam öncesi de aynı. Yani bu farklı bir olgu. Mesela Türkler'de kağan, Allah'ın vazifelendirdiği kimsede. Orta Asya'da bir Türk kağanı, Allah'ın ilahi olarak, veya gök tanrısının veya tanrının ilahi olarak vazifelendirdiği bir kimsedir. O Allah'ın vazifeli bir kimsesidir. Ve o kimse, yeryüzünü Türk ili yapmakla mükemmeldir.
Örneğin, bunun için yeryüzünün Türk ili olması gerekir. Olabildiğince, dökülebildiğince kanlar dökülür. Bitmez. O kağan vefat eder. Çocuklarının arasında bütün topraklar taksim edilir. Çocuklar kendiler alanı. Bir daha savaşırlar, bir tanesi orta yere çıkar. O kalır, kalan bir daha savaşmak zorunda kalır. Bitmez savaş. Osmanlı'daki Fatih Kanun Namesi'ndeki kardeş katlinin sebebi budur. Aynı hastalık Osmanlı'ya da ulaşıyor. Bunun gibi biz Aradolu'daki isyan hareketlerinden, Osmanlı'dan önce ve Osmanlı'dan sonra, kendilerini peygamber görenler, kendilerini mehzi görenler, kendisini mesih görenler, kendisini mesihten emir alan, Hristiyanlarda da bu var.
O mesihten emir alıyor. O mesihten emir alarak da mesih adına bir şey yapıyor. Monsevilerde de Monsevilerde de Mehdi bekliyor, o da Mehdi'den emir alıyor. Şia kayıp imamdan emir alıyor. Ve Şia'nın başındaki Ayetullah kayıp imamı temsil ediyor. Ve Ayetullah Allah'ın yeryüzündeki gölgesi. Sünnilerde halife Allah'ın yeryüzündeki gölgesi. Ve kendini böyle gören şeyhler, hocalar, alimler, padişahlar, paşalar, papazlar, din adamları. İnsanları hep hüsrana sürüklemiş. Etrafındaki toplanan insanları hüsrana sürüklemiş. Ve onlar da hep bir beklenti içerisinde. Mehdi çıkacak, Mehdi çıkacak, Mehdi çıkıyor. Mehdi çıktı, en sonunda haberiniz yok.
Mehdi orada oturuyor. Kim? Üstadımız. Mehdi gözünüzün önünde kim? Hocamız. Mehdi gözünüzün önünde kim? Müşterimiz. Parti başkanımız. Mehdi çıktı, nerede? Buyur lan Pakistan'a. Adamın hiçbir şeyden haberi yok, oturuyor. Bu an öylesine bir algılıyor. Bizim kardeşler dahi Mekke'de Mehdi arıyorlar. Meşhurdur bizim eski arkadaşlar biriler. Adı Mehdi bir adam bulmuşlar. Aha Mehdi'yi bulduk demiş bizinkiler de. Adam diyormuş ki la la ben o Mehdi değilim diyormuş. Yok bizinkiler diyorlarmış ki sen o Mehdi'sin. Saklayacak değil miydi? Adı şerde öyle dedi.
Aha kendisini saklıyor. Bu ümmetin içerisindeki gayreti, ümmetin içerisindeki birlik ve beraberliği, ümmetin içerisinde Kur'an ve sünneti kenara atıyor. Siz birisini Kur'an ve sünnetle eş değerli görürseniz, Kur'an ve sünneti kenara bırakıp, o kimsenin dediklerini yapmaya başlarsınız. Büyülenmiş cesine. O hata yapmaz. O kusur işlemez. O yanlış yapmaz. Onun iştahatlarında eksiklikle, o sanat yok. Çünkü insanların başka türlü sehp ve idare edemezsiniz. İnsanlara siz çıplak Kur'an ve sünnet anlatırsanız, insanlar çok kalabalık olmazlar sizin etrafınızda. Siz çok da değerli olmazsınız.
Sizin bir egzotik yapınız olması lazım. Mesela burada değişik ışıklar olacak. Perdenin arkasından konuşacak birisi. Böyle çok konuşmayacak. Hep böyle duracak, rahmeti halinde duracak. Çok böyle her hafta gel, yurda sohbet et, böyle olmaz. Ona ulaşmak için çok yollar harcamanız lazım. Çok yerler kat etmeniz lazım. Ancak onu böyle kendi kafanızda egzotik olarak bir yere oturtursunuz. Ve o konuşmaz. Onun adına birileri konuşur. Onun adına birileri konuşunca, onun adına her şey yapılır. Tarih boyunca Müslümanlar, tarih boyunca insanlar böyle aldatılıp kandırılmışlar. Ya en son mesela baktığınızda, baba resul isyanına baktığınızda insanlar başlarındaki normalde kimseyin ölmeyeceğine inanıyorlar. Düşünebiliyor musunuz?
İki kardeşler, baba resul, baba isyak isyanları var. Yani Hacı Bektaş Veli kardeşlerinin, kardeşi Menteş de o isyanda öldürülenler var. Aslında Hacı Bektaş Veli de o isyanlara katılmak için geliyor. Bir rivayet öler. Aşık Paşa Tade'nin tarihçi olan torunu böyle söylüyor. Diyor ki aslında yani o eflaki de aynı şeyi söylüyor. Yani eflaki ki hemen aynı yüzyılın içerisinde yaşamış insanlar. Eflaki de Hacı Bektaş Veli, Hazreti Mevlana, Celaleti Ruman Hazretleri'nin, oğlu Sultan Veled'in arkadaşı. Ve mevdevilik de alakalı, o bölgedeki tarih, işte kayıt, kuyut araştıran eflaki en önemli.
Ve hemen hemen aynı döneme ait ve ondan biraz sonra denilebilir Aşık Paşa Tade'nin torunu. Hatta derler ki Osmanlı'nın ilk tarihçesi derler onunla alakalı. Ve onların tespitlerine baktığımızda bizim Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nin dahi baba isyak isyanı için Horasan'dan geldi. Ama kardeşi öldürülünce ve Selçuklular, Rizanslılardan yardım alarak baba isyak isyanını bastırdılar. Ve normalde baba resul, baba resul, baba resul asılır. Asıldıktan sonra müritleri hala da onun yaşadığına inanırlar. Kardeşi baba isyak geçer, o da asılır. Hala da müritlerin onların geleceğini tekrar başlarına geçip onlarla beraber savaşacağını düşünür. Ve Selçuklular onları bu sefer bozguna uğratırlar, dağılırlar, kaçışırlar, köylere, kendlere yerleşirler, kendilerini kaybettirirler.
Bu sefer de Hacı Bektaş Veli Hazretleri de sessiz ve derinden hiç sesini çıkarmadan gider kara höyüye yerleşir. Şimdi, o gün içinde onlar baba resul, adını da baba resul ederler. Baba resul isen bu noktada adam kendisini peygamber görüyor. İlk önce Mehdi'dir, sonra peygamber olur. Bakın, bunlara şimdi ben bazen söylediğim zaman bu tip şeyleri belli cemaatler kızıyorlar, belli tarikatlar kızıyorlar bana.
O gün için adam önce Mehdi, sonra resul oluyor. Bugün de kendini önce Mehdi, sonra resul görenler var. Önce şerhti, ardından Mehdi oldu, kıdem atlıyor, ardından resul oluyor. Kıdem atlıyor. Diyorsun ki bir daha resul gelmeyecek, zaten o öyle resul değil diyor bu sefer. Ya kardeşim adına resul demiyor musunuz siz bunun? Karşısında böyle bu meseleyle alakalı bilgisi olan bir kimse olursa, o resul değil zaten. Ya Mehdi o. Ya bir yüzü Mehdi, bir yüzü resul. Eğer böyle tarikattan, cemaatten, Kur'an sünnetten bir ilmi yoksa, o safsa ona resul. Bir sürü ayetler getiriyorlar, bana bir sürü ayetler gönderiyorlar, resul olduğuna dair. Diyor, bunu çıkın, ilan edin.
Deyin ki kardeşim, bu adam resul. İlan edemiyor. Taraftar kaybedeceğim diyor korkuyor. Bunun gibi tarih boyunca kendisini Mehdi zanneder. Kendisini kayıp iman zanneder. Mesela Şinan'ın içerisinden İsmailiye, İsmailiye'nin içerisinden Fatimiler, Fatimiler'in içerisinden Batimiler var. Batimilerin içindedir kayıp iman. Ve onun ruhu, başındaki hep o kayıp imandır. Onun başlarındaki kimseye geçer. Ve sen onu arama. Onun başında kim varsa o ama hala zamanı gelmeden o zamanı gelince zuhur edecek onu. İmamın nerede işini? Batimilerin içerisinde. Fatimiler de derler ki, onlar rüşlik, şir tehlikeli. Ya kayıp iman bizde aslında.
Şia'nın caveri konu da der ki, bunların hepsi de sapı. Ya kayıp iman şeye yakın ne o? Son, ahir zamanında çıkacak. Biz Ayatullahlar olarak onun vazifesini arayacağız. Geriye çekilip baktığınızda Hitler kendini sorumlu görüyor. Hitler yeryüzünde Tanrı'nın eli.
Stalin Tanrı'nın eli. Siz Stalin'i komünist görüyorsunuz değil mi? Ona, Allah'a inanmıyor zannediyorsunuz. O Tanrı'nın eli. Musollü'nün Tanrı'nın eli. Muş, Tanrı'nın eli. Bakın, Muş, Tanrı'nın eli. Vatikan'ın başındaki papaz, Tanrı'nın eli. Döndük, geldik İslam'a.
Hadi İslam'da bir halife var. Halife, Tanrı'nın gölgesi. Tanrı'nın eli değil. Halife yok şimdi. Ama o kadar çok Tanrı'nın eli var ki. Ve insanlar, bir kocaman tarikat veya bir kocaman cemaat veya bir kocaman parti hiç önemli değil. Başlarındaki ama lider, ama hoca, ama şeyhlerini, Tanrı'nın vazifesini yapan bir kimse olabilir.
Ümmet, ama bilerek, ama bilmeyerek. Ama kasıtlı, ama kasıtsız. Bu noktada kandırılıyor. İnsanlar, insanların duygularını, inançlarını, koşuşturmalarını ütüyor. Ütüyor. Nereye koştuğunu bilmiyor o kimse. Nereye para akıttığını bilmiyor. Nereye gözyaşı akıttığını bilmiyor. Nereye doğru koştuğunu bilmiyor. Bilmiyor. Siz deyince sizden ücret istemeyenlerin peşinden gideriz. Kızıyor sana. Ya kardeşim ne kızıyorsun? Ben istemeyeceğim. Sen istiyorsan ister. Biz istemeyeceğiz. Sen istiyorsan ister. Topla sen. Topla. Nasıl yanıyor? Ya başbaya sen topluyorsun değil mi?
Topla. Biz toplamayacağız. Toplamıyoruz diye kızıyorlar. Çünkü toplamayınca o kel aynak kuşu gibi kalıyor. O istiyor ki herkes kendinden olsun. Herkes kendisi gibi olsun. Herkes toplasın. Herkes dilensin. Toplanan paraların, toplanan sermayenin nereye gittiğini hiç kimse sormasın. Sorabilir misiniz? Soramazsınız. Kim sorabilir? Kimse soramaz. Hiçbir kimse soramaz. Hiçbir kimse sorgulayamaz. Devlet dahil buna. Devlet dahil buna. Din o kadar hassas.
Dindarlar o kadar hassas bir noktadadır ki. Siz onlara Kur'an ve sünnet dairesinden bir şey söyleseniz dahi alınırlar. Ve siz onlara doğruyu söyleyemezsiniz. Siz onları doğru noktaya götüremezsiniz. Yani devlet şöyle yapamaz yani. Ne kadar deri topladınız bu kadar. Bu toplamış olduğunuz delilere nereye sattınız? Paramızla dokunmayacağım size. Bu delilere nereye sattınız? Parasıyla ne yaptınız? Bunu soramaz devlet. Devlet bunu sormaya kalkarsa Türkiye'deki delili kesim ayağa kalkar. Yapamaz bunu devlet. Devlet senin iş yerini sorar.
İş yerini basar senin. İş yerindeki defterleri ister. İş yerindeki elemanları teker sayar. Gelir kaçtı hemen durur orada kapıda. Senin adın ne burada mı çalışıyorsun? Evet. Adın ne şu? Tespit etti. Kaç kişi var? Dokuz kişi. Hemen raporu tutar. Dokuz kişi çalışanı tespit ettin diye. Aldın da sana imzalatır. Hemen gönderir sana. Eğer iş yerinde senin sigortalığın beş kişi ise kaç kişi kaldı gelirdi? Dört kişi. Bir kişinin beş milyarlardan, beşer milyarlardan, yirmi milyarlardan cezayı basarsan iş yeri sen. Devlet hiçbir yurtta çalışanın sigortasını soramaz. Dini cemaatlerin içerisinde, tarikatların içerisinde bakın bunu açık açık söylüyorum. Devlet hiçbir, hiçbir cemaatin, hiçbir tarikatın yurdunda kaç kişi sigortasız çalışıyor soramaz.
Okulunda kaç kişi sigortalı, sigortasız öğretmenlik yapıyor soramaz. Okulunda kaç kişi çalışıyor? Dershanesinde kaç kişi çalışıyor? Kaç kişi sigortalı, kaç kişi kaç maaş alıyor? Vallahi de soramaz, billahi de soramaz. Sorarsa, mehdiyete dokunmuş olur. Çarpılır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde vergi levhası, asılmış olan, asılmamış olan bütün iş yerlerini devlet denetler.
Ama ben tarikat değil ve millet şimdi bu ara çok alındı ya, cemaat değil. Cemen işte Fethullah Gülen'in içinde bulunduğu cemaat olarak algılıyor. Ben tarikat değil. Aslında cemaat, cemiyet, hoş onlar cemaat olarak kabul etmiyorlar kendilerini. Onlar neydi? Camiya. Onlar kendilerini, onlar hizmet diyorlar, camia diyorlar, cemaat diyorlar artık. Ne dediklerini ben bile karıştırdım da. Namaza süparım diyorlar. Neyse artık isim çok şirinmiş o ara. E şimdi normalde bakın, bu tarih boyunca aynı olmuş ama. Tarih boyunca bu algı değişmemiş.
Tarih boyunca bu algı değişmediğinden dolayı ümmet tarih boyunca kana aktar. İlk kan nerede? Hz. Ali Efendimiz de muhabbetinin arasında. Siz oraya dönün bakın, resmi çizin. Resme bakın oraya. Siz bütün resimlerden on numara alacaksınız. Kafanızı çevirmeniz. Kafanızı çevirmeniz nereye? İslam dünyasının içerisinde ilk iktidar mücadelesi olan Hz. Ali, Hz. Ayşe annemiz, Hz. Muaviye'nin arasındaki hadiselere bakacaksınız. Mesele çözülecek. Mesele çözülecek. Ve Muaviye de etrafına diyor da ki ben Allah için bunu yapıyorum. Ve Amr bin askerlere Muaviye'ye akıl veren o.
Muaviye askerlere Kur'an üzerindeki Kur'an lefalarını, Kur'an sayfalarını kılıçlarınızın önüne takın. Tam bozulma esnasında. Yenecekler artık. Hz. Ali Efendimiz'in yanındaki askerler onlar tam yenecekler. Diyor ki Amr bin as şeye Muaviye'ye. Seni bu halden kurtarayım mı diyor. Kurtar. Askerlere emret. Hepsi de diyor ki. Kılıçlarının uçlarına Kur'an sayfalarını taksın. Herkes Kur'an sayfalarını takıyor. Askerler şunu bağırıyor. Biz kardeşiz. Kan dökülmesin. Kur'an'a dayanalım. Kur'an bize hükmetsin. Kitaba gidelim.
Kitap bize hükmetsin. Açın tarihi okuyun. Bunun bir gazetenin yazarı hükümete söyledi. Yani siz Kur'an'ı kılıçlarınıza taktınız dedi. Ben içimden dedim ki kendini aynada görmüş. Hayiteyle her seçilmişle mücadele edenler kendilerini Kur'an adına mücadele ettiklerini söylerler. Ve Muaviye'nin askerleri kılıçlarının ortasında Kur'an'la, mızdıraklarının ortasında Kur'an'la meydana çıkıp biz kitabın hükmüne tabiyiz deyince Hazreti Ali Efendimiz'in yanındaki sonradan hariciler olanlar dediler ki Ya Ali bunlarla savaşamazsın.
Hazreti Ali Efendimiz dedi ki ya bunlar oyun oynuyorlar. Bu normal değil, bu doğru değil. Kur'an'ı yorulacak olan Hazreti Peygamber insanlar yapmayın, etmeyin dinlemediler. Dediler ki sen bunlarla savaşırsan seni müşrik ilan ederiz, şirke ilan ederiz, seni vururuz dediler. Hazreti Ali Efendimiz döndü küfeye geriye. Savaştan yenilmekten kurtuldu Muaviye, döndü Şam'a. Muaviye sonuna haber gönderdi. Dedi ki Ali bir hakem seçsin, ben bir hakem seçeyim. Benim hakemin belli dedi, Amur bin As. O da kendini bir hakem seçsin deyince İşte o kendisini çok Kur'an sünnet, bilen, dindar gören o harici tayfası Dediler ki bu şirk vakti muaviye biz onunla da savaşacağız tekrar. Bu sefer bu hakem şeyini kabul edince Hazreti Ali Efendimiz Dediler ki sen de şirke düştün, biz seninle de savaşacağız.
Onlar da kendilerini Allah'ın seçilmiş kulları gördüler. Biz dediler Allah'ın yeryüzünde dinini tamam edecek, dinini idame ettirecek kullarıyız. Sana da biat etmiyoruz, ona da biat etmiyoruz. İkinizi de öldüreceğiz, ikiniz de ümmetin başına şirk sinirdir. Şimdi böyle cemaatler, böyle oluşumlar yok mu? Ümmetin hepsinde şirk gören, büyük bir çoğunluğunu şirk gören, kendisini müslüm gören, tarihe bakıyor. Tarih bunlarla doğru. O yüzden mesele şimdi Mehdi'den, Mehdi'yetten çıktı. Dostlar, Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem Hazretleri diyor ki, kıyamet kopmazdan evvel 33 tane yalancı peygamber çıkar. 33 tane yalancı peygamber çıkacaksa, o zaman düşünün artık siz. Yani 33 tane peygamber, yalancı peygamber çıkacaksa, yalancı Mehdi'nin hak ve hesabı yoktur.
Ve bu böyle bir insanın kendisini, kendi kendisine, kendi kendisine, ümmeti kurtarmaya vazifeliğiymiş gibi görüp, Allah muhafaza eylesin, insanların başını yakmasından başlayıp söylüyorum. O yüzden Mehdi çıkacak, buna hadisler kesin, bu noktada bir sıkıntımız yok, inanıyoruz. İnanıyor mu? Tarih verenlerin tarihlerine inanıyorum. Tarih verenler, Mehdi çıktı diyorlar. Ya diyorum, şeyde ne o, İsrail'de savaş olması lazım. Mehdi çıkıp çıktı deyince, Deccal ile savaş olması lazım. O Mehdi'nin çıkıp savaşması lazım. Nerede? Mehdi Amerika'da. Yani Amerika'da derken yine cemaate zannedeceğimiz. Değil.
Onlar da onu Mehdi görüyor. Ya Fethullah Gülen'e de Mehdi gören vardı. Erbakan Hoca'ya da Mehdi gören vardı. Mevzindeki Şeyh Efendi öldü, onu da Mehdi görüyordu insanlar. E ben yeni Suvi olduğumda, bazı Risaleci kardeşler diyorlar ki, ne Mehdi bekliyorsunuz. Mehdi geldi, vazifesini yaptı gitti, biz kıyameti bekliyoruz diyorlardı. Onlar da Bediüzzaman Sayın Ünlü Hüseyin Hazretleri'ni Mehdi olarak görüyorlar. Ya bu ümmetin bu noktada bilmeyen çilesi. Ya en sonunda gerçek Mehdi çıkacak, ben Mehdi'yim diyecek, hadi ya yorulamayacaklar içine. Haşa. İnanmayacak kimse. Neden? Yani bu iş böyle çığırından çıkıyor. Bu iş çığırından çıkıyor.
Ve yakında bir bomba daha bekleyin. Yani böyle sıkışan, siz kimle mücadele ettiğinizin farkında mısınız? Ha buyur, tamam mı? Siz Mehdi'yle mücadele ediyorsunuz. Mehdi'ye ver. E, yakında çarpılmanız haktırsınız. Bir korku umması böyle. Sen hele bir Kur'an ve Sünnet, ya biz kardeşim kimseyi konuşmuyoruz. Kur'an ve Sünnet'i konuşuyoruz. Anlat sen. Tamam. Allah bizi affetsin. Derslerimizi tam hakkıyla, huşu ve takva içinde çekmemiz için niye yapmalıyız? Bizlere tavsiyede bulunur musunuz? Derslerinizi çekin de.
Ders huşu için çekilmez. Allah'ın zikir huşu için değildir. Namaz huşu için değildir. Oruç huşu için değildir. İbadetler huşu için, zevk için değildir. Ya nefes zikretmek ister mi? Nereye huşu içinde zikretecek? Ya sen huşu içinde zikrettim diyorsan, nefis seni başka yerden vurmuş o zaman. Nefis seni dürtürtecek, tartacak seni.
Seni rahat bırakmayacak. Seni incitecek, seni acıtacak, rahatsız edecek seni. Huşu arama. Huşu arama. Nefis kimi bırakmış ki seni beni bıraksın? Beni bırakmıyor. Ben o yüzden belki de kendi beçemden konuşuyorum. Birileri huşu içerisinde yapabiliyordur. Eyvallah. Ama Cenab-ı Hakk'ın Kur'an-ı Kerim'de en büyük iştir dediği bir ibadeti. Nefis Ali Ho, gülü oynayan düğün dünmek gönderir mi seni? Nerede görülmüş? Sen en büyük işi yapacaksın. Ne yapacaksın? Cemaatle Allah'ı zikreteceksin. Önüne neler geçirecek seni? Sen cemaatle zikre gideceksin. Of of of … Dünyayı başına yıkar senin. Sen oturacaksın, Allah'ı zikreteceksin.
Herkes diziden diziye geçerken, herkes kanaldan kanalına geçerken sen oturacaksın, Allah'ı zikreteceksin. Ben televizyon da izlemeyeceğim. Ben bir dersimi yapayım. Müsaade edin. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Geçeceğim yan odaya veya salona veya yatak odasına. Ha bırakacak seni nefis öyle. Oy hoş geldin Hazret Efendi. Ha aman. Ha ben sözünü bomboz bırakacağım. Nerede öyle bir şey? Zaten öyle seni boş bıraktıysa o zaman kork. Vardır onun bir himlik düşündüğü bir şey. Öyle boş bıraktıysa vardır bir himlik. Kesin. O seni böyle güle oynayan düğün dümmek seni zikruluğa bırakmaz o. Öyle güle oynayan düğün dümmek seni namaza bırakmaz.
Bırakıyorsa seni daha büyük bir şeyden alıkoyuyordur. Seni daha önemli bir şeyden alıkoyuyordur. Bir ibadet yapacağınız derim ki o çok rahat huşu içinde yapıyorsanız bilin ki sizi daha kıymetli bir şeyden sakladı. Perdeledi sizi. O yüzden sakın böyle huşu içerisinde bir ders yapayım. Yani Cenab-ı Hak bize nasip etmedi. Demek ki herkes kendi baktığı aynadan bakarmış ya. Dost dost görünmüş herkese. Düşman düşman görür herkese. Fitneci fitneci görür herkese. Aşktan nasip olmayan herkese katı kalpli. Aşktan nasibi yok zanneder. Aşktan nasip olmayan aşıklık diye bir şey yok. Yalan söylüyorlar. Çünkü sevmeyen kimse hiç kimseye herkesi sevgisiz görür.
Bunun gibi. Gözünden hiç yaşlı alınamayan kimse kendince der ya herkes yalandan ağlıyor. Yalandan ağlayacağım hiç ağlamayayım. Daha iyi der çıkar işin içinden. Bu da onun gibi bir şey. Yani nefis bir taraftan böyle bir şey boş bıraktıysa bir sıkıntı vardır orada. Allah muhafaza edin. O yüzden o sizi namaz kılarken de, oruç tutarken de, zikre gelirken de, kendi başınızı zikir yaparken de sizi rahat bırakmaz. Tırmalar sizi. Ben şöyle gideyim gece ya bir ders yapayım desen uykunu getirir seni. Nemli bebek nemli bebek uyumaya başlarsın. Normal zamanda sabaha kadar televizyon izlersin. Al tespih eline iki tespih çeken de harun harun uyursun. Kafanı kaldıramazsın. Yatağa zor gidersin. Her dedeyi karıştırırsın. Normal zamanda heva eve bir ibadet edeyim, bir namaz kılayım de bakalım.
Bir kardeşim birisi gece uyuyamıyorum efendim diye bana mesaj çekmiş. Ben kalk hemen namaz kıldım. Ertesi gün bana mesaj çekti. Efendim Allah razı olsun. Mesajınızdan sonra uyudum. Dedim yine olayım nefis için. Nasıl hain böyle. Nasıl hain. Yani o uyuyamadım diyor. Ben ona kalk namaz kıl diyorum. Pat uyutuyor. O da diyor ki Allah razı olsun efendim. Uyumak istiyormuş demek ki. Siz öyle dedikler sonunda bir uyutu geldim. Namazı bile kılamadım diyor. Kılamazsın. Öyle. O normalde o kimse hani bir de Allah affetsin kendimi bir şey gördüğünden değil.
Bir de insanın böyle emir var ya. Bir kimsenin böyle hani nefis bir kimseden emir almak istemezsin. Bu dünyanın en zor şeyidir. Herkes derviş değildir. Ders alır. Herkes derviş değildir. Derviş itaat eder. Nefse en ağır gelen şey şeyhe itaattır. Bak zakire, çavuşa harika itaat eder. Hiç itiraz etmez. Aklın kalkın kalkar herkes. Herkes yatar. Hiç sıkıntı yok. Bir şeyhe, bir müşide isyan eder. Başlar şeytan meselesi vermez.
Aynı değil mi senin gibi? Onun da bu kusurları yok mu? Ne yapmam onun sözünü dinliyor mu ki? Bak, inandı yerde böyle konuşması gerekirken böyle konuşmadın mı? Kendine gelince kim bilir nasıl uyuyorsa seni uyutmuyor şimdi. Kendisi de söylüyor ya, milleti de güldürüyor ya. Şakacının teki ne şey diye. Başlar ki insan nefsi. Bir şeyine intisap etmez. İntisap etse de bir şeyini sevmez. İtaat etmez. Öyle enteresan bir şeydir. O yüzden o namazını kılır mesela. Ona de ki, sen namazını kıl, namazı bıraktırır onu. Şimdi bazen gelirler bana şimdi işte, ona ben işte namazlardan sonra 300 tehdit çekim. Ben 5000 tehdit çekiyorum günde diyor.
İyi diyorum ben, sen 300 çek. Sen gündüz 5000 çekiyordun öyle değil mi? Evet. Sen sadece namazlardan sonra 300'ler tehdit çek. İki gün sonra birisiyle böyle karşılaştık. Dedim ne yapıyorsun? Çekiyor musun tehdit dedi. Böyle durdu şimdi, baktı, kendini kıyordu. 300'ü çekemiyorsun değil mi dedim namazlardan sonra? Çekemiyorum dedi. Nasıl 5000 çekiyordun dedim ben. Hayrat ediyorum dedi bana. Nefis dedim, emir almak istemez birisinden. Ben kendi kendine 5000 çekiyordum. Bu namaz sana şimdi 300'lerdi, bir de azalttı. Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin birisine 18 tane besmele verdi. Koca adam.
Ödemiş de yaşadık bunu. Böyle adam böyle ders almamış diye ben bekliyorum. Hayırlısı olsun inşallah. Hayırlısı olsun inşallah. Şeyh Efendi geldi. Neyse sıraya girdi ders almak için. Bu da girdi sıraya. Ben de Şeyh Efendi'nin yanındayım. Şeyh Efendi dedi, efendim Mustafa Efendi'den ders istedim dedi. Mustafa'dan ders istedim, vermedi bana. Döndü dedim, oğlum neden vermedin dedi bana. Estağfurullah efendim, siz verin diye bekledim dedi. Ha iyi o zaman dedi. Şimdi o atladı hemen. Ben günlük bunlar bunlar bunları çekiyorum efendim dedi. Sizden de ders almak istiyorum. Ya ben bunları çekiyorum. Bir ders de sen ver, seninkileri de çekeyim.
Sen bayağı ders çekiyormuş Şeyh Efendi dedi. Evet efendim dedi. Sen hepsini bırak bunların dedi. Çektik dedi. 18 tane besmele-i şerife çektik. Adam böyle, çıkmaz mı? Hani ne? Adam 500 tane bilmem ne 500 tane, bilmem ne 500 tane, bilmem ne 500 tane, bilmem ne. Böyle ders çekiyor adam. Yani sen öyle ders çeken bir kimseye 18 tane besmele versin dersin. Ya olacak hiç mi? Ben içimden dedim ki eyvah, iddiaz. Adam gitti dedim içimden. Ondan sonra. Böyle bakıyor hani, tamam efendim dedim. Ustam'a duymuyor mu oğlum? Dedim, duymuyor musun?
Ben şimdi, bir şey, bir şey söylediğimde, duyuyor diye öyle bir şey yok. Adattı o. Soruyor, duymuyor mu yoksa diyor. Sen de ona soracaksın. Duymuyor musun? Dedim, duymuyor musun? Duyuyor mu dedim. cevap bekliyor dedi. peki efendim dedi. he iyiydi. usta amet yarın kahvaltıya neredeyse oğlum biz dedi. işte filanca yerleştirdim. on sekiz tane besmeğe içecek oraya gel kahvaltı değil mi? dedim tamam bu on sekizi bitiremeyecek bu gece. kesin içinden dedim ki tamam bitti. on sekizi bitiremeyecek bu dedi. bu sabah geldi mosmor. hatta gelmedi de
işin doğrusu haber gönderdim ben. gelsin. işin hikmetini öğreneceğiz gelsin. bu zorla geldi. usta amet sor oğlum dedi. on sekiz besmeğe çekmiş mi? pek efendim dedi. aynı meclisteyiz ha böyle. herkes salonda oturuyor. şeyhefendiyi bilenler şeyhefendinin bu halini bilirler. tuhaf karşılamazlar ama. dedim efendim soruyor dedim. on sekiz tane besmeğe çektin mi diye. efendim ben hep abdest aldım. tesbih elimi aldım. bismillahirrahmanirrahim derken kafam düştü. bu sabaha kadar on sekiz besmeleyi bitiremem. on sekiz tane bu size şimdi tuhaf ki. bakın bu size şimdi
tuhaf ki. bu ama mosmor yerlerde bu şimdi böyle ne yapacağını bilemiyor. ne yapacağını bilemiyor. böyle üç beş arkadaş da var. onlar şimdi tuhaf karşılıyorlar. akşamki olayı dinlemediler. hani bu ne diyor on sekiz besmele çekilmez mi? hani sanki bir kumpas kurulmuş gibi. ondan sonra. evladım dedi. senin beş yüz beş yüz beş yüz beş yüz çektiklerin nefsinden dedi. sen böyle çok zikir yapıyorlar. desinler de yapıyordun. nefis dedi. emir almak istemez dedi. on sekiz tane besmele çektirdik. çekilmez mi dedi. ufak görünün dedi. dersi dedi. bir daha dersi hiç ufak görme iyi mi dedi. pek efendim dedi. bir daha Allah dostları ufak görme iyi mi dedi. pek efendim dedi. hakkımızı helal ettik. on sekiz dersi de aldık. hadi Allah yoluna tüketsin dedi. o on sekiz dersi de aldık dedi. Allah yoluna tüketsin sen dedi. sen kendine bir şey yap.
efendim ben sizden ders alacaktım. oğlum bizim on sekiz dersimizi çekemedim dedi. değil ki onun dersi çekeceğiz. nefis emir almak istemezsin. nefis tabi olmak istemez. itaat etmek istemez. bağlanmak istemez. deli danalar gibi depilir der. deli danayı bilir misiniz şimdi? deli danalar gençken böyle bahar gelince onu damdan çıkarırsın böyle zapt etmek mümkün değildir o. bu hoplar, zıplar, tekme atar, deli danalar gibi mümkün değil muhabbet etme. ipini koparır. koş Allah koşar. nereye gitti belli değildir o. deli danalar. adamın arkasından koşar onu bir kaçırdı mı? koş Allah koş arkasından. o ne zaman yoruldu o zaman durur o. sen yorulursun o yorulmaz. nefis böyle deli danalar gibi yapar insanı.
ne itaat etmek ister, ne tabi olmak ister. onu hani hazreti mevla diyor ya sen kendin gibi görürsün, fiyaslarsın. o da benim gibi ekmek yiyor dersin. o da benim gibi su içiyor, uyuyor dersin. müşrikler de peygamber için öyle demişler. Allah bizi muhafaza eylesin. Allah cümlemizi Kur'an ve sünnete tabi olanlardan eylesin. maşallah bu kardeş baya güzel sorular soruyor. ha. sufinin anlamı nedir? sufi kime denir? hakiki sufi olabilmek için nefsini ezmek nasıl olur? nelere dikkat etmeliyiz? böyle bu sufi muhakkak. işte bazılar derler ki Yunanca sostan gelme. kimisi derler ki yun elbise giymekten gelme. bu önemli değil bunun.
sufi, Kur'an ve sünnet dairesinde kalıp Allah ve Resulünü seven insandır. sufi bu manada kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli olan işi yapar. nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. bu hadisi kutsiyi kendi üzerinde tecelli ettirmeye çalışan kimseler. sufi, beni bulur. bulan tanır, tanıyan sever. seven aşık olur. ben de aşık olurum. hadisi kutsisinin tecelli ettiği kimseler. bunun için ne yapmak gerek? bunun için o kimse haramlardan uzak durup Kur'an ve sünnet dairesinde yaşaması gerek.
bunun en alt seviyesi bu. nübüvvet ne demektir? çalışmakla, hizmet etmekle veya zikirle ele geçer mi? nübüvvet, Kur'an, sünnet, icma-i ümmet çizgisinde durmaktır. nübüvvet benim şeyhim böyle dediğidir, böyle doğru olması lazım değildir. nübüvvet kim ne diyorsa desin, Kur'an, sünnet, icma-i ümmet noktasında durmaktır.
önceden hep bunun böyle altını çiziyorum, Kur'an, sünnet diyordum, kısaltıyordum şimdi icma-i ümmeti koyuyor mu özellikle? nübüvveti farklı bir yol, farklı bir kanal olarak görmeyin. bu manada bütün sufi kurum, kuruluş, bütün dini cemaat, cemiyetler bu nübüvvet yolundan gitmek zorunda kalacaklar. çünkü bütün yollarda sıkıntılar var.
sonradan bir sürü şeyler oluşmuş, bir sürü şeyler katılmış, bir sürü şeyler yok olmuş, bir sürü şeyler olmuş. ya da bundan 150 yıl önceki hayat şimdiki hayat değil. bundan 200 yıl önceki Adap Erkan şimdi uymuyor. Kur'an ve sünnetin direkt yaşanması gerekir. din yaşanmak içindir. din yaşanmak içindir. o zaman dinin yaşanan coğrafyada ve yaşanan devirde sağlam, Kur'an ve sünnetten süzülmüş bir şekilde yaşanması gerekir. bu nübüvvettir. bütün yaşanan her kesitte, yaşanan her kesitte ya Kur'an'dan delil, ya sünnet-i Resulullah'tan delil ya ashabın, temiz ashabın ve temiz raşit halifelerin ve ehli beytten delil gelmesi gerekir.
bu noktada İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli'den gibi büyük imamlardan delil gelmesi gerekir. bir şeyin, yapılan bir şeyin sünnette temeli olması gerekir. yapılan davranışın, yapılan hareketin, yapılan ibadetin, yapılan bir eylemin temel anlamda sünnetin, sünnetten delilmesi gerekir. cemaat ve zikir sünnette var mı? Var. toplanıp bir yerde ders yapmak sünnette var mı? Var. bir kimsenin bir virt edilmesi kendine sünnette var mı? Var. bakın bir esmayı veya bir duayı veya bir ayeti kerimeyi, bir salatu selamı bir kimsenin kendisine virt edilmesi mi var mı? Var sünnette. salihlerle beraber hepsinden de sevap alın, hayıla kaparın, içinde bulunduğunuz yolu da bu noktada sorgulayın.
temeli var, bitti. nübüvvet, yaptığımız zikir, çektiğimiz ders, yaptığımız zikir, çektiğimiz ders, yaptığımız faaliyetler, yaptığımız faaliyetler, sünnette ve sünnetler.
tamamlayalım. ya burada bir noktaki eksiklik varmış gibi, algılayamadık, anlayamadık veya biz bunu eksik davranıyoruz, bunu eksik yapıyoruz, tamamlayalım. o yüzden yolumuz bu manada nübüvvet noktasıdır. biz sufiliği, ben kendi nefsime olarak tasavvufu Kur'an, sünnet, icma-i ümmet noktasında yaşamak gücümü yettiğince arkadaşlara bunu tavsiye etmek istiyorum. ve tasavvuf dünyası yeniden kurgulanırken bu çağda, tarikat dünyası yeniden kurgulanırken, temeller atılırken bu çağda gönlüm şunu avz ediyor, Kur'an'a, sünnete, icma-i ümmete ve tasavvuf yoluna uygun bir yolda yaşayalım. ve geri bizden sonrakileri bırakacak olduğumuz yol mirası, Kur'an'a, sünnete, icma-i ümmete ve tasavvuf, azap ve erkanına uygun olsun.
renklere takılmayın, kıyafetlere takılmayın, helal olduğum müddetçe, dil bunlara takılmaz, işin özüne bakın. biz insanlara haram kıyafet giydirmiyoruz. hani geçen gün bardakçının bir yazısı vardı, rengarenk filan diye, gördüm ben. hatta bir arkadaş, birisi kim hatırlamıyorum şimdi, bana göndermiş onun mail'i olarak, ben direkt kendi tweet'ime koydum. programında da diyor efendim. desin hiç mesele değil. yani insanlar sizin taktığınız sarı renklerine takılacak, giydiğiniz haydarı renklerine takılacak, onlara takılacak. ben isterim ki burası rengarenk haydarı olsun, rengarenk sarık olsun, rengarenk olsun. böyle tek tip gibi böyle sırf siyah, işte sırf yeşil, öyle değil.
rengarenk olun. cımın cımın olun, hayat dolu olun. Kur'an'ın sünneti harika yaşayın. tasavvuftan tatalım. fikrullah'ta koşa koşa gelin nefsiniz istemese dair. yolunuza, hizmetinize koşa koşa gelin. nefis istemeyecek bunları. ama şunu bir kere gönül rahatlığıyla yaşayın. yapmış olduğunuz bir fiiliyatın ibadet noktasında, Kur'an'dan, sünnetten, icma-i ümmetten, rehli tasavvuf adamından bir ölçü olsun. bu, başka bir şey değil. kardeş, ya tablanın zikruları yapıyormuşsunuz. iyi, sünnete, resulullah'ta var mı?
adı, sikusinde var. beni cemaatle zikrederim, ben daha yılında cemaatle zikrederim. nereye koyacaksın bunu? nereye koyacaksın? var mı var? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e, kim yüz tane bundan söylerse, kim işte yüz tane, şimdi ondan söylememe gerek yok işte, zikirleri, hirtleri var mı? var. en azını söylemiş, en az yüz taneyi söylemiş. başka yerlerde, kim daha fazla söylerse, el faziletli soldur demiş mi? hadis-i sevgarda demiş. demek ki artırmak var mı? var. bu noktada temelinde sünnet-i resulullah var mı? var. birisi dedi ki, üç yüzü nereden çıkardı bana? nereden çıkardın dedi. ben de dedim, arttıran daha faziletli diyor ama, dışarıda diyor.
biz de oradan arttırdık dedi. sus dur. temelinde sünnet-i resulullah'ta varsa bir şey, söyleyecek hiç kimsenin bir laf olmaz. bunun gibi. o yüzden normalde nübüvvet bu noktada neymiş? Kur'an ve sünnet, İsmail-i Mehmet ve ehli tasavvufun adab-ı Erkan. Allah bizi onlardan eylesin. çalışmakla, hizmet etmekle veya zikirle ele geçer mi? hepsini yaparsak ele geçer. yoksa ilahi bir lütuf mu? velayet ile farkı nedir? bu normalde bütün her şey ilahi bir lütuftur. Kur'an ilahi bir lütuftur. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi vesellem hazretleri ilahi bir lütuftur. iman ilahi bir lütuftur. Allah'ı zikretmek ilahi bir lütuftur.
namaz kılmak, oruç tutmak, haramlardan uzak durmak, ibadet etmek ilahi bir lütuftur. bir kimsenin dil yolunda koşturması, bu noktada gayret sarf etmesi ilahi bir lütuftur. velayet ile farkı nedir? velayet ile farkımız şudur. bizim şeyhimizin şeyhimizin şeyhimizin şeyhi bir şey yapmış, Kur'an ve sünnet davresine uymuyorsa biz onu reddederiz. aramızdaki fark budur. dinde siyaset var mıdır? dik alası vardır ha. dinde siyaset yoktur diyen kimse dini bilmiyor. dini bilmiyordu o kimse. bizim dinimiz sadece ibadet dini değil, bizim dinimiz sadece ahlak dini değil.
bizim dinimizde ahlak da var. biz sadece ibadetten ve ahlak değiliz, ahkamdan da sorumluyuz. biz sadece kendimiz ibadet etmekle mükellef değiliz, başkalarına da öğretmekle mükellefiz. ama dinin siyasetini çalmak için, bak millete yalan söylemek, böyle işte Kur'an ve sünnetin dışında davranmak değil, bunlar zaten Arap.
bizim siyasetten anladığımız insanlara Kur'an ve sünnet tarihinde, Kur'an ve sünneti anlatıp onlara Kur'an ve sünnet tarihinde hizmet edip, dinin ahkamını tamam etmektir. din hukuk olarak yaşanmadığı müddetçe tam olarak yaşanmaz. o yüzden dinin de siyaseti vardır. din siyasete alet edilir mi? din hiçbir şeye alet edilmez. o noktada din bir şeye alet olacak nokta değildir ki. her şey dinin elinde. işin hakikat dairesinde insanlar dini siyasete alet ettiklerini zannederler. ama hakikat noktasında din bütün her şeyi kendisine alet eder. o kimse bir makama, bir mevkiye gelmek için kendisinin alet olduğunun farkında değildir.
bir parti, bir cemaat, bir tarikat, bir müdür, bir amir, bir belediye başkanı, bir milletvekili toplumun bütün kesimlerinin içindeki insanlar kendilerince bunun içerisinden ihlaslı, ihlatsız, ayırtmak bizim işimiz değil. ama birileri çıkıp dini kendisine alet etmek isteyebilir. ve hatta biz baktığımızda ya bu adam dini kendisine alet ediyor diyebiliriz. bu yanılgıya düşebiliriz. ama zaman geçer, gün geçer aslında dinin onun dine alet olduğunu görürsünüz. Süleyman Demirel bu Türkiye'de herkes diyordu ki bu işte dini siyasete alet etti. ve gerçekten onun siyasi karizmasına, onun siyasi yoluna baktığımızda o dindarlara karşı böyle kendini böyle şey göstermiştir.
böyle yakın göstermiştir. ama dindarla onun o noktasından cesaret almıştır ve din hep böyle gündemde kalmış, konuşulur olmuş aslında din onun kendisine alet etmiştir. bunu zaman gösterdi. Herkes Erbakan Hoca için de öyle söylüyordu. dini kendisine alet ediyor diyordu. ve insanlar her türlü lafı söylüyordu. ama zaman geçti. zaman geçince görüldü ki aslında o dine aletmiş. ben hep dedim ki bir kimse, hani diyor ya Cenab-ı Hak bir kimse fasık da olsa onun kendi Cenab-ı Hak dinine hizmet etti. biz dışarıdan baktığımızda ya bunlar dini kendilerine alet ettiler. bu tarikat dini kendisine alet etti. bu cemaat dini kendisine alet etti.
işte bu parti dini kendisine alet etti diye bakar ben geriye çekilir bakarım derim ki heyha ve gafiller ve ahmaklar derim. zannedersiniz ki üç kuruşluk dünya menfaati için üç gündüz dünya için siz dini dünyaya hani dininizi kendi hayatınıza alet ettiğinizi zannedersiniz. ama din kendisine alet etmiştir onu. ve bir bakarsınız ki o şey ortadan kalktığında bambaşka bir dünya kurulur bambaşka bir dünya kurulur. bambaşka bir dünya kurulur. bu biraz böyle sufit olsun. bazen mesela böyle ham dervişler şeyhlerini alet ederler bir şeye.
ben hiç seslenmem. hatta bazı yakın daireler arkadaşlar derler ya bunun hikmet ne hani seslenmesin. elleme bana ihtiyacı var kıslanın. beni alet etsin kendini. benim üzerinden bir şey yapsın. adam para kazansın iş kursun evlensin benim üzerinden yapıyor. e biliyorsun sen evet biliyorsun. e neden durdurma? hayır kardeşim bırak adam kendi hayırlı işinde beni alet etmiş. adam eşine laf geçiremez şey efendi der böyle dedi. hanımı susar. kadın der ki efendime söyledim bak böyle dedi. adam susar. alet değil mi o? evet. evleme hayla kullanıyor. o alet ettiği şey aslında ona alettir. ki din sahibi Allah'tır.
sahibi Allah'tır. sahibi Allah'sa hiç kimse onu kendine alet edemez. o kendince heva eresinden aman şunları dindar görüneyim der. dindar görüneyim dediğinde karşıdaki kimseler der ki ya dindarlar ne kadar kalabalıkmış. ya buna gittiğimde dindar görüneyim de işim görsün. o kimse der ki ulan dindarlar ne işler yapıyorlardı hayır olarak. dini kuvvetlendirir. dini kuvvetlendirir. dindarları kuvvetlendirir. merak etmeyin siz her şey yolunu bulur. bir böyle kargaşa gibi bir curcuna gibi bir şey olur. o yolunu bulur o. yolunu bulur. bir bakarsın ki aa hiç umulmadık bir şey olmuş.
senin zannedersin onu. senin olmadığı çıkarmıyorlar. koşturursun kendine bir yer edinmek için bir bakarsın ki ahmak kafam dersin ya. kendine bir yer edinmek için koşmuşsun ama hiçbir yerden olmalı. ama onun koşulmasından dindarlar faydalanırlar. siz yüzmeyin kendinizi. islam dünyasının çok iyi bir gelecek bekliyorlar. devam etmiş demiş ki günümüzde dini siyasete alet eden çok insanlar var. bunların durumunu ne olur geri dönüp tövbe etmezlerse demiş. bu noktada bir sıkıntı yok. bizim elimizde bir dere diyor ki ya sen dine alet ettin diyelim.
İsmail hakkı Burse'nin Kur'an kursu ve tekkesinde onun için hizmet ettik. maşallah bir madaja takmak lazım. 1993 yılında mübareğin kavminde dua ettim. benim buradaki mübarek zat hürmetine burada Allah için hizmet etmemi sağla diye ve barış da yapmıştım. ama bu Kur'an kursu müdürleri dünyayı çok seviyorlar. parayı çok seviyorlar. sen de hikmet ettin şimdi. sen de hikmeti çok seviyorsun. parantez içerisinde söylüyor ben bunu. bunlar yani sorunun gerisini bu soru değil. Allah muhafaza eylesin. bunlar normal şeyler değil.
bir kimsenin arkasından bildiğiniz bir şey yoksa konuşmayın. tamam. bunlar parayı çok seviyorlar. bana bir evine bir belge getir. dedikodu yapmayın. insanların arkasından konuşmayın. bunların da hiç kimseye bu noktada bak. sen de beni alet ediyorsun burada şimdi. İsmail Hakkı Bursevi tekkesi orada da yıllardır yıllardır yıkımlar yaptık. orada Kur'an kursundaki hafızları, hoca efendileri tanırız. üç aşağı beş yukarı.
varsa hataları, kusurları Allah affetsin. ama hafız yetmiştir bu arzuda. o yüzden bu tip kurumlarda vardır eksiklik noktanlık böyle umur ortağı herkesin içerisinde bunların böyle eğileştirmeleri, böyle konuşulmaları, hoş bir şey değil. varsa orada eksiklik noktanlık orada eksiklik noktanlık neyse orada halledilir.
böyle burada sekiz yüz, dokuz yüz kişinin arasında bunlar konuşulmaz. gıybet olmuş olur. izin de belli çünkü. Allah muhafaza etmesin. orada bu kardeş 13 yıl hizmet etmiş ama gıybeti öğrenememiş. bu acek. Allah bizi affetsin. Amin. Allah Allah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.