Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 45:45
Ya bu, neyse bir şey demeyeyim. Ezan okunurken, Kur'an okunur mu? Okunur. Evde müzik âleti olursa sorunulur mu? Olmaz bunlar soru mu ya? Pes. Ya müzik âletinden Kur'an-ı Kerim'i de dinlersin, ilâhi de dinlersin, ondan sonra gider en uçuk müziği de dinlersin, hepsini dinlersin ya müzik âletin suçu ne bunlar? Ya biçaklar, ekmek de kesersin, et de kesersin, meyve de kesersin, gider adam da kesersin, hayvan kesersin, kurban kesmiş olursun, biçak hayırlı bir iş yapmış olur, ekmek kesersin, hayırlı bir iş yapmış olur, yemek pişirirken kullanırsın, hayırlı bir iş yapmış olur, gider adam birisini öldürür, zararlı bir iş yapmış olur.
Ya ne yapacağız, âlet, âlet, âlet, taklavata da mı karşı gelecek? Bunlar basit sorular. Melek ve cinlerin suretleri nasıldır? Dört büyük melek birbirine benzer mi? Oooo! Ey Habibim! Sana gelirlerden, meleklerden sorarlar, sen onlara de ki Rabbim bilir. Melekler sana kaderden sorarlar, de ki onlara Rabbim bilir. Evet meleklerin suretleri vardır ve meleklerin suretleri insanların manevi makamlarına göre görünür insanlara.
Bu manevi makam da seyri sülükteki makamına göre görünür. Seyri sülüktün baştan içindeki bir kimseye meleklerin bu noktadaki tecelliyatın farklı surettedir. Seyri sülüktün sonuna doğru farklı surettedir. O yüzden bu suretin değişmesi, meleklerin suretinin değişmesi değil, o kimsenin gönül aynasının değişmesidir. O kimsenin seyri sülükteki noktaya gittiği dereceye göre değişmesidir. Cinlilerin de suretleri vardır, cinlilerin suretleri meleklerin suretlerine benzemez. Güzel bir soruydu. Güzel bir soruydu da hakkını vermek lazım. Ve dört büyük meleğin sureti de birbirine öyle çok yakinen benzemez. O dört büyük meleğin sureti çok yakinen benzemez. Ve melekler ilk önce böyle insanların üzerinde gönüllerine tecelli ederken tam böyle suretle tecelli etmezler.
Bu genel bir doğru değildir. Bir başkasına başka türlü tecelli etmiş olabilir. Bu manada herkes kendi dairesindeki tecelliyatını konuşur. Kendisindeki tecelliyatı konuşur. Bunun bir başkası başka bir türlü başka bir yerde yazmış veya konuşmuş söylemiş olabilir. Sakın onun konuştuğunu, onun söylediğini bu yanlış yazmış, yanlış söylemiş diye nitelendirmeyin. Bu tip manevi haller, bu tip manevi tecelliyatlar o kimsenin, gören kimsenin veya o tecelliyata mazhar olan kimsenin manevi haliyle bellidir. Ve belirli bir zaman sonra onlar gerçek suretleriyle tecelli ederler. Gerçek suretleriyle. Ama ehli tasavvuf meleklerden fazla peygamberlerle irtibatlı olur. Peygamberlerle irtibatlı daha fazla olur.
Muhakkak ki melekler de onlara gelir, melekler de onlarla bu noktada tecelli eder. Ama asıl tecelliyat peygamberlerle olur. Alevilerin cem evlerinde yaptıkları zikirlerin dinimiz açısından, edep açısından, yanlışlıklarını açar mısınız? Bu noktada Alevilerin cem evlerinde yaptıkları zikir, salmi zikir görmedim. Bugüne kadar tespit etmedim de onlar normalde orada zikir törenleri yapmıyorlar.
Onlar cem töreni, cem ayini yapıyorlar, cem ayininde zikir yoktur. Semah ederler, mersiye okurlar, saz çalarlar, türkü söylerler. Orada bizim biraz sonra yapacak olduğumuz gibi zikurla alakası kurup zikurla yapmazlar. Ve ben o cem törenlerinde katılanlardan birkaç kişiye de sordum, onlar normalde bizim yaptığımız gibi zikrla yapmıyorlar. Onlar böyle bir zikre de karşılar zaten. Onlar o cem törenlerinde kendilerine göre, kendi ritüelleri var, onları işliyorlar. O yüzden onların törenlerini bir zikir töreni olarak görmedim. Üç sesi ayırmakta güçlük çekiyorum. Kalbin sesi, nefsin sesi, şeytanın sesi. Bazen şeytan insana çok duysal yaklaşıyor, hakkınızı helal duygusal demek istedi herhalde.
Kalbin sesi yoktur. Size o kalbin sesi gibi gelir. Bütün seslerin tecelli ettiği yer kalptir. Siz kalbimin sesine baktın derken, ya nefsin sesidir, ya şeytanın sesidir, ya Allah'ın sesidir, ya da meleğin sesidir. O ses dördünden birisindir. Ve sesin hepsi de kalbe veya gönüle tecelli eder. O gönüle dört tane kapı vardır, pencere vardır, açılmış olan.
Allah'ın penceresi vardır, meleğin penceresi vardır, şeytanın ve nefsin penceresi vardır. Ve kalbinize gelen o ses dördünden birisine aittir. Sizin kalbinizin sesi değildir. O esnada kalbinizin sesidir, ama ve lakin hangisi tecelli ettiyse onun sesidir. Kalbin sesi, o tecelli edenin sesine dönüşür. Yani eğer nefis tecelli ettiyse, nefis hakimiyeti kurduysa gönlünün üzerinde o esnada nefis seslenir size.
Bu adamın bir yumruğu burada. Bu adamın hatasına bak, bu adamın kusuruna bak, bu adamın yanlışına bak. Sakalını neden böyle taramış, saçını neden böyle kestirmiş, sarını neden böyle bağlamış. Bu Allah'ı tam sevmiyor canım, bu Allah'ı az seviyor. Onca günahı işlemiş, bak buraya gelmiş, onca yanlışı yapmış, bak bunu yapmış. Bu adam da mı burada? Sıralar, bu nefsin sesidir. O esnada onu insan kendi kendine, bu kalbinin sesi canım, kalbinden ses geldi. Bunun sarığı yanlış bağlanmış. Bunu demeyecek işte. O esnada bir eksik kusur gördüğünde o kalbinin sesi değil, nefsinin sesi. Kalbin kendine ait bir sesi yok çünkü. O tecelli gaha bakıyor. O zaman oradaki ses, sesi ayırt ederken biz kimin sesi olduğunu ayırt edebilmemiz için muhakkak fıkıh bilgisine ihtiyacımız var.
Muhakkak fıkıh bilgisine ihtiyacımız var. Muhakkak hadis bilgisine ihtiyacımız var. Muhakkak tasavvuf bilgisine ihtiyacımız var. Muhakkak kalbi bilgilere ihtiyacımız var. Şimdi mesela kalbin sesi olarak biliyordunuz, bakın kalbi ilim farklı bir şey. Bugün kalbin sesi olmadığını gördünüz. Sizin kalbinizin kendine ait bir sesi yok. Siz onu kendinize ait bir sesmiş gibi görüyorsunuz. Ama nefis sizden ayrı bir şey değil. Nefsinizin sesi olmuş oluyor o. Veya nefisliğin sesi derken o da terbiye edilmişi var, terbiye edilmemiş olanı var. Terbiye edilmiş olursa o zaman sizi farklı bir noktada yönlendiriyor. E işte o terbiye edilmişinde biz vicdanın sesi diyoruz ya.
Vicdanla melek aynı kapıdadır. Vicdanın sesi dediğin şey meleğin sesidir. Vicdanımızın sesi dediğimiz şey meleğin sesidir. Biz o sesi eğer güçlendirirsek o zaman o kötülenmiş nefsin sesini bastırmaya başlar. Kötülenmiş nefsin sesini bastırırsa o zaman o kimse yol almaya başlar. Dinsiz şeytan kimdir tedavisi nasıldır? Doğruların karşısında susan insan dinsiz şeytandır. Bir kimseye sorarlar bu farz mı değil mi? O kimse farz diyemiyorsa dinsiz şeytandır. Gıybet haram dersin o kimsedir der ki ya bu gıybet değil sen de susarsın. Yani senin bir canına zarar gelmeyecektir, malına zarar gelmeyecektir, eline koluna zarar gelmeyecektir.
Orada susman yanlış. Haksızlıkların karşısında susman yanlış. O zaman değilsin şeytan olursun. Ama velakin bir strateji varsa orta yerde, bir strateji varsa, orta yerde bir mücadelenin stratejisi varsa o zaman o farklı bir şey. O zaman o farklı bir şey, o zaman ona bir şey denmez. Ama şunu unutmayın. Nasıl ki Mekke'den evinde füşrikler, bir sahabeyi öldürmeye kalktılar. O sahabe dedi ki evet tamam, ben Muhammed'in dinini bıraktım, sizin dininize inanıyorum dedi bıraksılar. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretenin onun durumunu sorulunca ona dedi ki sen bunu kaybeder mi söyledin? Hayır ya Resulallah. Bana çok eziyet ettiler, eziyetten kurtulmak için söyledi.
Sana bir şey gelmez dedi, sana bir şey olmaz. Bir zarar etmemişsin dedi. Bunun gibi insanlar hakkı söyleyeceğim derken stratejiye zarar vermeyecekler. Veyahut da bir hak alınırken stratejiye zarar vermeyecekler. Şimdi başörtüsü yasanın delmeye çalışıyorlar öyle değil mi? Şimdi kalkıyor insanlar, daha ileri şeyler söylüyorlar. Ya daha ileri şeyler söylemenin zamanı değil bir stratejidir. Sus! Dini senden iyi bilen yok mu? Bu insanlar dini bilmiyorlar mı? Sus konuşma! Müslümanlar stratejisiz davranıyorlar. Stratejileri yok. Bu başlarında bir imama bağlı olmadıklarından, bir üstada bağlı olmadıklarından. Evet, bir boş serseri mayın gibi orta yerde dolaşıyor.
Müslümanların büyük bir çoğundu burada. Serseri mayın, hepsi de müftü, hepsi de şeyh, hepsi de alim, hepsi de devlet başkanı, hepsi de cumhurbaşkanı, hepsi de başbakan, hepsi vali, hepsi müftü, hepsi emniyet müdür. Üstabımız var, o nasıl? Ona sorun. Bizim ağabeyimiz var, ona sorun. Bizim üyeğimiz var, ona sorun. Duymalın diyorum, duymalın. Bütün dervişlerin hepsi de bütün tarikatlarda, hepsi de rüyandan anlar, rüyayı tabir eder, halden anlar, hal tabir eder. Hepsinin de manevi tecelliyatları vardır, manevi tecelliyatlardan anlarlar. Hepsi de tarikattan, tasavvuftan, hakikattan, marifetten anlarlar, hepsi de.
Hepsi de siyasetten anlarlar, ekonomiden anlarlar, dış siyaset, iç siyaset, devlet hukuku, devletler hukuku, savaş hukuku. Mübarek insanlar, nerede yetiştiniz lan? Hangi metrese de yetiştiniz ya? Koca İmam-ı Azam, koca İmam-ı Azam koltuğunun altında el ihtiyarı dolaştırılmış. El ihtiyarı da kendisi normalde verdiği fetvaları yazarken işte etrafındakiler yazmışlar, birisi yol, birisi bir fetva sorarsa, koca İmam-ı Azam otuz bin kusur meseleye fetva ver.
Otuz bin kusur meseleye ve fetva verdiği bütün meselelerin karşısında hadis-i şerifleri diken insan. Bir şeye fetva verirken öyle sizin bildiğiniz gibi değil, bundan öyle öyle olsa ben olur, yok öyle. Bu ayet-i kerimesi bu, hadis-i şerifi bu, ayet-i kerimesi bu, hadis-i şerifi bu. Kendi Hüsneli var, İmam-ı Azam Hazretleri'nin, yani hadis kitabı var. Hadis kitabı var, İmam-ı Azam'ın hadis kitabı. Bütün o verdiği fetvaların karşılığındaki hadisleri toplamış hadis kitabı var. Ve hıfzında hadis var İmam-ı Azam Hazretleri'nin, yirmi bine yakın. Televizyonda da birisi dedi, tanımıyorum ben İmam-ı Azam'ı dedi, dinlerken. Ne füküm profesörümüş de tanımıyormuş İmam-ı Azam'ı, küstah.
Çok basit söyleyeceğim, bin tane hadisleri var mı hıfzında diyeceğim, bin tane. Beş yüz tane hadisleri var mı hıfzında diyeceğim, çok basit. İşte o İmam-ı Azam koltuğunun altında kitap ile dolaşıyormuş. Birisi bir fetva sorarsa, o kitaptan veriyor fetvayı, oradan okuyor. Bütün insanlarımızın hepsi de İmam-ı Azam'dan büyük ya. Yani bir tane de mikrofon görmesinler, bir tane de kamera görmesinler. Herkes şakır şakır konuşuyor. Kadını erkeğe almaz. Yani Gidyon dağdaki çiftçi devleti idare etmekten bahsediyor. Ya adam iki tane ineği güdemiyor, devleti idare edecek. Adamın yirmi tane koyunu var, yirmi tane koyunun beş tanesi dağda kalmış, kurca kaptırmış.
Önündeki koyuna bakmıyor adam, koyundaki kusuya bakmıyor. Ankara'yı yönetecek adam, hepimiz aynıyız. Beni idare edemeyen servislerin en kötüsü evini idare edemez, dergaha idare etmek kadar. Şeyh olur adam, evet. Strateji yok, varlılık yok. E ne var, ne is var, benlik var. Öne çıkacak illaki. Bu konuda o fikrini beyan edecek. Ve daha ileri söyleyecek. Daha ileri söyleyerekten kendince öne geçecek. Biz bilmeyiz devlet büyüklerimiz müdür, de geç. Biz bilmeyiz üstadımız müdür, de geç. Biz bilmeyiz alemlerimiz var, müftüleye gidin sonra, de geç. Geç ya.
Biz biliriz kardeşim. Soruyorum, kaç tane kitap okudum, susuyor. O ne ki diyor. Ya kardeşim, fetal ediyorsun ya. Kaç tane hadis kitabı müdür, yok. Ya kardeşim, hadislerin sahipliğinden olup olmadığından bahsediyorsun ya. Kur'an-ı Kerim yüzünden Türkçesinden, ne çok uzun mu dedim birisine baktı şimdi. Ya hiç yüzünden okudun mu Kur'an-ı Kerim'i bir sefer? Şiir okursun, roman okursun, hikaye okursun. Okursun her şey, gazete okursun, okursun. Bilmem, Dardoski'nin bilmem nesini okursun, okursun. Mayu, Engelsi, Darwin'i okursun. Stalin'i okursun. Platon'u okursun. Aristo'yu okursun. Konfecüsü okursun. Kur'an okuasın. Fetva verirsin. Türkçesini, Türkçesini.
Hani diyorlar ya, Türkçe okursun. Evet razıyım, Türkçe okursun. Hadi bütün evlere birer sayfa Kur'an verelim. Ve bütün evlere günlük birer sayfa Kur'an-ı Kerim okutalım. Türkçesinden okutalım ya. Televizyonu da beşer dakika, onar dakika, birer sayfa Kur'an-ı Kerim okursun ya. Türkçesinden okursun. On tane ayet okursunlar. On tane ayet, beş tane ayet okursunlar. Onların amaçları Türkçe Kur'an-ı Kerim öğretmek dahi değil. Kurt kuzu yiyecek ya. O hesap. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evet, her doğruyu söylemek herkesin hakkıdır. Her yerde söylemek hakkı değildir. Kimin sözü? Bediüzzaman Sayın Cumhurba Hazretleri'nin sözü. Doğruyu bilmek senin hakkın.
Ama her doğru, her yerde söylenmez kardeşim. Deliğini tutmasını bil. Kendini geline ne güzel söylemiş büyükler. Alim hükmünde misin, amir hükmünde misin demiş. Konuşacaksan ya alim hükmünde olacaksın ya amir hükmünde. Yoksa susacaksın. Ya öğretmen ol ya öğrenci ol. İkisinden biri. Hem öğretmen hem öğretmen. Yok olmaz. Hem mürid hem mürşid. Yok olmaz. Allah bizi affetsin. Başörtüsünün Musevi adeti olduğunu söyleyen ilahatçılar var bunun ne kadar doğru. Ey Hıristiyanlar da başlarını örtüyor. Başını örtmek sadece Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında olan bir şey değil. Hıristiyanlar da başlarını örterdi.
Onlara da fazla. Museviler de başlarını örterdi. Onlar da fazla. Şimdi oruç Musevi adeti deyip tutmayacaklar mı? Namaz Musevi adeti deyip kılmayacaklar mı? Musevilere de namaz fazla. Hıristiyanlara da namaz fazla. Kılmayacaklar mı? İyilik yapmak. Zina, haram. Musevilere de haram. Hıristiyanlara da haram. Müslümanlara da haram. Yapmasınlar adım aldım o zaman. Kapatsınlar bütün zina evlerini. Museviler Müslümanlardan daha fazla dinlerine sahipler. Zina yapmıyorlar hiç. Siz İsrail'de bir tane genel ev bulamazsınız. İsrail'de bir tane randevu bulamazsınız siz. Gidin İsrail'de bir tane randevu bulun. Bir tane kadınların peşkes edildiği, satıldığı bir ev bulunu anlama çakın.
O İsrail'ler var ya yıkarlar oraya yıkarlar. İsrail'de bir tane genel ev olacak ha. Yıkarlar yıkarlar. Hem de hahanlar yıkarınca. Hahanlar yıkar. İsrail bütün kendisinin dışındaki bütün ülkelerde layıklığı ve demokbiyesini savunur. Kendisi layık değildir. Din devletidir. Ya bizimkiler İran'ın din devleti olmasına düşman olduğu kadar İsrail'in de din devleti olmasından dolayı da ona da düşman olmaları lazım. Ya bütün gazetecilerin, bütün basın ve yayının hepsinin de şimdi İran'a ne kadar düşmanlarsa din devleti yani. Layık değil ya.
İsrail de layık değil. O da din devleti, ona da öyle düşman olmaları lazım. Ah çarpık Türkiye'm ah! E tabi şimdi Türk'e o Museviler de diyecekler ki, o ilahiyatçı varmış ya. Musevi adetini söylüyor. İlahiyatçı derken ben İslam ilahiyatçısını, Musevi ilahiyatçısını bilemedim de. Yani bir kimse Budist ilahiyatçısı da olabilir. Bir kimse Hindu ilahiyatçısı da olabilir. Bir kimse Hristiyan ilahiyatçısı da olabilir. Olmayacak diye bir kaide yok. Konuşulurken yerli yerine oturup durmuyor. Oradan bir tane alıyorlar, diyorlar ki ya başörtüsü Musevi adetiydi. Yani sanki biz Musa aleyhisselama inanmıyoruz. Allah bizi affetsin.
Tasavvuf ehline göre kime tabi olunur? Tabi olunacak kişiler herhangi bir şart aranır mı? Şu kadar fıkıh bilgisi, şu kadar hadis bilgisi gibi. Tasavvuf ehli gönül ehlidir. Tasavvuf demek manevi demek. Zahiri demek değil. Eğer zahiri bakıracak olsaydı İmam-ı Hanbel Hazretleri gidip de ümmü olan şeyban-ı raiye tasavvuf olarak, tarikat olarak gidip ona bağlanmazdı, intisap etmezdi.
Tasavvuf ehlinde aranacak olan şey manevidir. Bir kimse rüyasında gördüyse, kalbi ısındıysa, onun bu noktada, şerî noktada herhangi bir sıkıntısı yoksa ona gider tabi olunur. Ama tasavvufta en güzeli, en doğrusu, en hakikisi rüyasında görerekten tabi olmasıdır. Bir Müslüman malına mal katmak için hanımını çalıştırabilir mi? Ve bu kişide derviş olursa bu kadın önce dersi bıraktı sonra da namazı. Şimdi normalde bir insanın, bir kadının kocasının işinde çalışması Hanefi'ye göre caizdir. Kadınların çalışmalarını yasaklayan herhangi bir dinde hüküm yoktur. Ama kadınların çalışma ortamını dizayn eden hükümler vardır. Bu farklı bir şeyler.
Yani soruyorlar sohbetlerden ortamında işte Hocam kadının çalışması haram mı? Ya kadının çalışmasını haram kılacak herhangi bir şey yok. Yani kadın tarlada çalışıyor haram değil. İneklere bakıyor haram değil. İşte bağa bahçeye bakıyor haram değil. Yani kocasının işinde çalışacak haram olacak. Veya böyle bir şey yok. Ama çalışma ortamı ile alakalı sıkıntı var ise o çalışma ortamındaki sıkıntıya bakılır. Ve normalde bir erkek hanımını bu noktada çalıştırıyorsa, hanımın namazını, abdestini, orucunu engelse çalışması hanım onu durduracak kendisi. Bir kadının dünyevi işleri, ibadetini engellememesi gerekir. Erkeklerin de aynı. Yalnız bu demek değildir ki ben işte namaz kılıyorum yan yatacağım çamura batacağım. İşte yok böyle bir şey.
Adam normalde günlük işini de yapacak. Bir kişi başörtüsü ki gelenektir derse bu kişinin imanı ne olur? Takış şekli gelenekse buna söyleyecek bir laf yoktur. Ama örtünme açısından gelenektir derse yani bunun dinin bir vecibesi, dinin bir şartı, dinin bir hükmü olarak görmeyin. Bunu bir gelenek olarak görürse o zaman tehlikeli bir nokta. Allah muhafaza eylesin. Namaz bir gelenek değildir, Allah'ın emridir. Ama şuradan gelenektir, bütün peygamberler namaz kılmıştır. Ama namaz dinin emridir. Bir gelenek midir? Evet. Daha önceki ümmetlere farz kılındığı gibi sizlere de namaz farz kılınmıştır. Daha önceki ümmetlere oruç farz kılındığı gibi sizlere de farz kılınmıştır. Bir gelenektir ama velakin dinin emridir.
Yani buradaki gelenekten kasıt yapsa da olur, yapmasa da olur manasında ise ben buna karşıyım. Yapsa da olur, yapmasa da olur değil. Bir şey ayetle sabit ise, bir şey hadis-i şerifle sabit ise, ayette yok ise o gelenek değildir. O dinin olmazsa olmazıdır. Sünnetullah, Allah'ın buyruklarından ona gelen diye insanımızda satı olanı... Anlamadım. Sünnetullah. Bunu biraz biliyor da peygamberlerin yaptığına ne deniyor? Onlara sünnet deniliyor. Evet. Şunu bilin ki, zaruret ve ihtiyaç dışında olan her bina sahibi için vebaldir. E şimdi, zaruret ve ihtiyaç dışında olan her bina sahibi için vebaldir derken, yani insanlar binalara doğru yatırım yapmasınlar diye.
Ama bir kimsenin burada vebaldir dediği bir kimsenin işinin haricinde, bir kişinin geliri varsa, işi varsa, işinin gereği ise, onu yapacak bu hadis-i şerife bakaraktan, işte malının mülkünü terk etme, kafasına malının mülkünü terk etme noktası gelmesin insanlara. İki aylık, öyle anladım ben. İki aylık bir kardeşimiz, hatmelerden bağlanacak olduğu üstadın görmek için niyetlerdi.
Halinde hem sizi hem de eski üstadını gördü. Biz de ona iki tane olmaz birini tercih ettik. İstare namazı kılmasını tavsiye ettim. İstarenin şartları ve özürlüğünü anlatır mısınız? Aslında hadis-i şeriflerde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize bir gece rüyaya yapma şeklinde bir istare öğretmiyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki rekat istare namazı kılınır ve istare duası yapılır ve ilk gönle gelene göre hareket edilir diyor kısacası.
İstarenin özü bu. Ama insanlar o gönülle, o kalbe sahip olmadıkları için işte akşamları rüyaya yapmaya çalışıyorlar. Yani işte namaz kılıyorlar. Namaz kıldıktan sonra dua ediyorlar. Gece rüya görecekler. Yani işte yalvarıyorlar, yakalıyorlar. Tabi bu ehl-i tasavvuf, uleva bu noktada böyle bir yol koymuş. Biz bunun reddetme noktasında değiliz. Ama belakim hadis-i şeriflerde anlatılan istare böyle değil. Hadis-i şeriflerde anlatılan istare de o kimse Allah rızası için fark bir abdest alırsa ve ondan sonra iki rekat Allah rızası için namaz kılar. Birincisinde kafurun suresini, ikincisinde ihlas suresini okur biliyorsa ondan sonra biraz tövbe eder ve Allah'a itica eder, Allah'a dua eder.
Ve bu noktada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden istare duası var. O istare duasını yapar ve gönlüne gelen, kalbine gelen ilk şeyle hareket eder. Eğer gönlüne ve kalbine gelen şeye inanıyorsa, o dedim ya dört tane ses var diye, o hangi sesten olduğunu tespit edebilecekse evet yapsın. Bu doğru bir şey. Desin ki evet benim gönlümde melek bana seslenir, ben isabet ettiririm. Ben meleğin sesini tanıyorum, ben o ses bana aşina desin. Aslında derviş seyir-i süluka girdiyse o meleğin sesi yerine üstadının sesini duyar orada. Üstadın seslenir kalbinden. Üstadın sesi delillidir çünkü, hüccetlidir. Üstadın sesi hüccetli ve delilli olduğundan kalbine onun üstadının sesi gelir.
O üstadının sesi geliyorsa size biraz tüyo vereyim buradan. O zaman o gelen ses doğru bir sestir. Eğer üstadı mürşidi kamil ise, üstadı veli bir kimse ise, eğer üstadı veli ise, o zaman ilk önce de üstadının veli olup olmadığı çıkacak ortaya ver. E şimdi yeni bir kimse, yeni ders alacak olan bir kimse veyahut da yeni buraya gelen bir kimsenin gönlünde o ses olması mümkün mü? Değil.
O zaman hislerine, duygularına göre davranacak. Deyecek ki ya ben bunun kaşını sevdim, gözünü sevdim, sakalını sevdim, kendini sevdim. Ama bir de gece rüyasında gördüyse kendiliğinden o, o işaretli. Yani istihara yapmadan veyahut da böyle bir çaba sarf etmeden Cenab-ı Hak öyle nürfeder insanlara. Bu rüyasında görür kendiliğinden. O işaretlidir o. O hüccetli, delilli. Onun aracak, soracak, kıyıp tutacak, yan yatacak, çamura batacak yeri yok. O esneboğlu Rumi gibi gidecek, oraya teslim olacak. Hani gitmiş ya Şam'a kadar. Şam'da demiş geceleyin burada, gecelediğinde bir bakmış ki Hacı Bayram Veli, beğenmemiş Hacı Bayram Veli'nin yanına gitmiş. Bakmış Hacı Bayram Veli, dervişleriyle beraber muhday biçiyor tarlada.
E koca medrese üstadı, medrese sahibi, bugünün dekanı. Bugün de onlar dekan olabilmek için 6-7 tane ilimin bitirmeleri lazımdı. Yani sadece fıkıstı, hadisti, tefsirdi değil. Onlar kimya görüyorlardı, matematik görüyorlardı, fizik görüyorlardı, astrofizik görüyorlardı. Siz Eşefolu Rumi Hazretleri'ni sakın ha, bunlardan bilgisi yok zannetmeyin.
En iyi kimyagerden daha iyi kimyagerden Eşefolu Rumi. Zamanın en iyi matematikçileri kadar, matematikten zamanın en iyi astrofizikçileri kadar, astrofizikten zamanın en iyi fizikçileri kadar, fizikten zamanın en iyi kimyacıları kadar kimyadan haberi vardı. İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri sakın öyle zannetmeyin ha, İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri zamanındaki hemen hemen bütün ilim tedrisatını gören, yani pozitif ilimleri gören insanların üstünde bir ilim etkidir.
Bir bakmış ki 70 tane İsmail Hakkı Bursevi cazır cazır tefsir yazıyor. 70'i de ayrı sayfa yazıyor. Öyle İsmail Hakkı Bursevi o. Kadıncağız karıştırmış, kapıyı kapatmış. Yani 70'i de aynı sayfayı yazmıyor, öyle repete etmiyorlar yani. 70'i ayrı ayrı sayfa yazıyor. Birisi Fatiha'nın Elhamdülillahi Rabbül Alemin'i yazıyor. Birisi Errahmanurrahim'i Maliki Emmettin'i yazıyor. Birisi İyyâken Amidu ve İyyâken Hastayn'i yazıyor. Birisi İhtinasılat-ı Mustakim'i yazıyor. Evet. İşte o Eşref oğlu da gitmiş şeye kadar, Şam'a kadar. Beğenmemiş Hacı Bayram Ali Hazretleri'ni.
Demiş ya, üstad olan, veli olan demiş böyle dervişlerle oturur da burada demiş buğday içer mi? Tekkede duracak, orada kenara çekilecek, hep rahmet halinde, huzur halinde duracak. Ya ne olacak? Ya öyle olacak. Ya kim yedirecek ona? E dervişler bakacak. Demiş ya bundan böyle veli olmaz. Gitmiş Şam'a kadar önceden geceleri şehre girmek, hadis-i şerif var. Uygun değil, gece yarısı şehre girmek. Siz de gece evinize gideceğiniz zaman haberli gidin. Haber verin, biz gece saat üçte dönebiliriz, beşte dönebiliriz. Biz yolu çıktık, dörtte geleceğiz eve, haberiniz olsun. Evinize zırsız gibi girmeyin. Evinize şüpheleniyormuş gibi girmeyin. Sanki baskın basanındır, girmeyin. Sakın ha!
Evinize anahtarla girmeyin habersiz. Kadın korku verir, çocuklar korku verir. Uğraş dur artık ondan sonra. Kadın kısmı korkar. Çocuk korkar. Hadis-i şerifi aklınızdan çıkarmayın. Hadis-i şerif de diyor, hırsız gibi girmeyin evinize diyor. Basın zilinizi, girin. Kadın kısmı bu. Değişik haller olur onların. Kendilerini derlerler, toparlarlar. Ellerini derleyip toparlarlar. Haber verin, ben saat altıda geleceğim. Ben akşam hemen şu saatte geleceğim. Ben eve geliyorum. İmkanınız varsa. Ve gitmiş Yeşapolu Rumi, Şam'a. Orada bir üstad var ona bağlanacak. Aslında Hamadaniye gitmiş o zaman için. O gece sabah rüyada bakıyor ki rüyasında Hacı Bayram Veli hazretlerinin elinde zincir tasmadı bunun boynunda.
Dönüyor Şam'dan geriye. Rüyayla geliyor. Ha tasavvufun özü bu. Bakın tasavvufun özü bu. Tasavvufun özü o kimse rüyasında görecek. O kimse ya da onun kalbi ona çok ısınacak. Kaynayacak içi ona. Ya da rüyasında görecek. Rüyasında görüp de yıkılırsa cehenneme doğru boylanır. Hüccetli. Neden? Allah diyor bana sana delillendirmedim mi ben? Sana delillendirdim. Senin yıkılmaya hakkın yok. Senin patinaj etmeye hakkın yok. Senin şüphelenmeye hakkın yok. Senin bu noktada kaypaklığa hakkın yok. Genşekliğe hakkın yok. Ben seni seçtim buraya bağladım. Ben seni seçtim buraya bağladım.
Gelmiş Hacı Bayram Veli Hazretlerine teslim olmuş. En doğrusu, en güzeli, en ahsen. Nur ala nur. Nur ala nur. Top atsınlar. Ona bir zarar gelmez. Allah bize cümlemizi muhafaza eylesin. Doğrunda bulundursun inşallah. Fikirle alakalı hadis-i şeritlere devam edeyim. Her ders böyle teker teker birer tane de olsa okuyayım diye niyet ettim. İnşallah bu akşamda bir tane okuyalım. Ebu Hureyre'ye nakdetmiş Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in defteri. Kim Allah'ı zikretmeden bir mecliste oturursa sonra kalkarsa Allah tarafından onun üzerine bir eksiklik verir. Kim yürüdüğü bir yerde Allah'ı almazsa Allah ona bir eksiklik verir.
Kim yattığı yerde Allah'ı zikretmezse Allah tarafından ona bir eksiklik verir. Kıymetli kardeşlerim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretin bir hadis-i şerifinde buyurur ki, ibadetlerin en evlası, en güzeli, en mahkulü az ama devamlı olandır. Ehli tasavvuf, ilahi, başka bir ilahi hale ekler.
Bir hal ile öbür halin arasında gaflet olmaz, inkıtaya uğratmaz. Halini muhafaza eder, korur. Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ehli zikre bir işaret veriyor. Diyor ki, siz zikrullah'tan gafil olursanız eksikliğe uğrarsınız. Çünkü günü gününe müsavi olan zarardadır. Anı anına müsavi olan zarardadır. Dakikası dakikasına müsavi olan zarardadır. Nefesi nefesine müsavi olan zarardadır. O zaman hiç olmazsa zarar görmeyelim biz. Müsavi olan zarardadır. Daha yükseğini yapacağız. O zaman bir meclise geldik, oturduk, oradan zikrullahsız kalkmayacağız. Hiç olmazsa, hiç olmazsa eşhedü ellâhe illallah ve eşhedü muhammeden abduhu ve resuluhu diyeceğiz.
Hiç olmazsa orada bir Kur'an-ı Kerim'den bir ayet-i kerim okuyacağız. Hiç olmazsa biz onların bir iyiyi tebliğ edeceğiz. Doğruyu tebliğ edeceğiz. Güzeli tebliğ edeceğiz. O da zikirdir. Hiç olmazsa biz böyle iki sefer, üç sefer, beş sefer deyivereceğiz. Eski mantığı, eski öğretiyi kafanızdan atın. İşte zikrullah yapmamız için burada bir çavuş kardeş lazım. Hayır. Siz orada toparlanın. La lehe illallah, la lehe illallah, la lehe illallah, la lehe illallah. Allah'ı zikredin. Böyle çavuşluya, zakirliğe, nâtipliğe, nükkabahlığa, su kapaklığına böyle özenip de bunları darbaşı mamuru zikrullah yaptırayın. Kardeşler, oraya gitmemize gerek yok. Biz burada da yapıyoruz işte zikrullahı falan.
Öyle bir şey değil. Ona nefis giriyor işin içerisine. Ama toplantılarınızda, birlikte beraberliklerinizde muhakkak Allah'ı zikredin. Yolda yürürken muhakkak Allah'ı zikredin. Çarşıda yürürken muhakkak Allah'ı zikredin. Yattığınız yerde muhakkak zikrullahla yatın, uyuyun. Muhakkak zikrullahla uyuyun. Muhakkak zikrullahla yürüyün yolda giderken. Muhakkak. Ama böyle kalbinizi deyip böyle elinizde tesbih. Yollarda öyle değil. Evlerde öyle değil. Yani eve misafir gelmiş adam elinde tesbih dolaşıyor. Hoşgeldin. Zikrullah yapıyor bizimki. Öyle bir şey yok. Ve evinde doksan dokuzluk evde dolaşıyor arkadaş. Ya misafir gelmiş. Sen ona zikir yaptığını göstermek için şataat yapma.
Zikrullahını yap yine. Kalbinden yap, içinden yap. Hizmetini yap evde. Misafirini alırla. Ona muhabbetini göster. Ona ev sahipliğini göster. Yolda giderken sen yolda zikrullah yaptığını gösterme. Elinde tesbih adam orada zikrullah yapa yapa gidiyor. Ha bakın ben zikrullah yapıyorum. Bizim bu noktadaki meşrebimiz melamice olacak biraz. Daha doğrusu melami demeyin. Melametce olacak. Melami dediğimde Türkiye'deki melamiler aklına geliyor. Benim de duyularım diken diken oluyor. Melamet farklı bir şeydir. Melamili farklı bir şeydir. Biz melametce davranacağız. Yani hayrımızı saklayacağız, gizleyeceğiz. Yaptığımız ibadetlerimizi saklayacağız, gizleyeceğiz.
Gece zikrimizi, namazımızı gizleyeceğiz. İnsanları inşa etmeyeceğiz. Bu gece namaza kalktın mı sen? Allah Allah. Gece dersi yapıyor musun? Oturuyor musun sen? Gece zikrullah yapıyor musun? Bunlar tasavvuf değil. Ehli tasavvuf bunları önüne koymaz. Ama muhakkak yapar. Yolda yürürken zikrullahla gidin. Dükkanınızı açarken zikrullahla açın. Dükkanınızda Allah'ın zikredini tevhid çekin. Tevhid çekilen yere nur iner, bereket iner, hayır iner. Tevhid olan yere Allah musibet vermez, sıkıntı vermez, zarar vermez. Zarar vermez deyince adam hiç zarar etmeyeceğim zannediyor. Gönlüne zarar gelmez. O zararda dahi rahmet vardır. O eksiklikte dahi rahmet vardır. Sen tevhide devam et.
Zikrullah'a devam et. Eksikliğe vurama. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hakk'ın umutlarımıza nail eylesin. Korktuklarımıza bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hakk'ın memleketimizi, yurdumuzu, Müslümanları korusun. Cenab-ı Hak ümmeti Muhammed'i korusun inşallah. Bugünlerde orada burada çok böyle ileri geri konuşmayın. İleri geri tartışmayın. İnsanların arasında dini meselelerden dolayı gerginlik çıkarmayın. Dininizi yaşayın, size bir şey sorarlarsa biliyorsanız tatlı bir şekilde söyleyin. Bilmiyorsanız tartışmayın. Bir yerde tartışma varsa sizle olmayacaksınız orada. Dinde cedelleşme yoktur. Kim haklı olduğu halde bir münazarayı terk ederse Cenab-ı Hakk'ın cennette ev hazırlarlar.
Haklısın abi ki. Evet, terk edeceksin. Hadi konuşan dair. Kavkı yok. Allah bizi affetsin. Üç iklas müfatı ya. Şerif. Sağ olun. Allah'ın Cebrail, Mikail, İsra bin Azrail Aleyhisselam'ın oğlarına, onun ehli ve itibat sahibi kiramın hazreti Dubekır'ın ama Osman'ın avali efendilerimizin oğlarına, İmam Hasan, İmam Hüseyin ve Tüskükşehir'in oğlarına, tabi'in ve tebe-i tabi'in efendilerimizin oğlarına,
hediyele diksel vasıfı ve seda'r eyliya Rabbi. Amin. Biz dağıtların, tebeccühlerin, şefaatlerin üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Amin. İkdiat ve Fatiha Şerif.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.