Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Ocak 2014 · 1:05:51
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayıresin. Maşallah. Cenâb-ı Hak gönülsün için hayırlı eylesin. Hayırlısı iyi buluruz, hayırlısı hayırlı eylesin. Cümlemizi Kur'an ve Sünnet'e sıpkı yapışanlarla. Malumumuz Bursa Merkez ders olması münasebetiyle buradaki uygulamalar diğer yerler için ölçülüyor. Zikrullah'larla aynı ilahilerin eski ilahilerin okunması hedeflenmidir. Dikkatimizi çekti. Programlarda söylenirken derslerde hiç farklı ilahiler söylenmiyor. Allah razı olsun. Bu noktada bizim kendi dairemizde benim davranışı, dikkat ettiğim şey genelde Yunus'tan söylenmesi. Buna dikkat etmeye gayret ediyoruz.
Bir de bu yeni çıkan ilahiler var. Onların böyle yeni söyleniş tarzı da o yeni çıkanlar da çok böyle bana bir şey anlatmıyor. O yüzden ben biraz daha Yunus, biraz daha böyle Niyazi Mısri gibi, biraz daha Kudrisi Mısri gibi. O da mürşi kâmillerin, velillerin söylemiş olduğu, dile getirmiş olduğu nefeslerin ilahi olarak okunmasından taraflarım.
Dergah ilahilerin, bu ilahilerden tarafı, yani biraz daha reportarı zenginleştirilebilir mi? Evet, biraz daha bu noktada geniş bir reportarı sergileyip, her zikullah'a uyacak olan ilahiler söylenilebilir mi? Evet, evet ama malum bunun için biraz çalışma, biraz böyle buna saman ayırmak lazım. Biz biraz kardeşler, arkadaşlar koşuşturmaktan bu tip şeylere çok zaman ayılamıyor olabiliriz.
O yüzden kardeşler, bu noktada değişik il ve ilçelerdeki kardeşler, bu minval üzerine reportarlarını genişletebilirler. Bu minval üzerine, yani Yunus, Niyazi Mısri, Kudrisi Baba, bu minval üzerinde reportarlarını genişletebilirler. Vefasızlık değil mi? Fethullah Hüce'ye, din ile hakaret, iftira, yanlış bir kelam söylediyse, enli yıldır hizmet üstün, enli yıldır hizmet üstün hizmet Allah yoluna önderlik, okul, talep yıllardır yapılıyor.
Allah onu red etmese, kul mu reddedecek Allah'ın dostu. Kimsenin bu noktada, kendi dairemde herhangi birisi kimseye hakaret etmem, iftira atma. Biz böyle bir şey yapmadık. Üzerime alınmıyorum bunu. İnsanlar yapıyoruz. Yapanlara bunu söylemek lazım. İkincisi, evet böyle bir şey, eğer kim Fethullah Hoca'ya hakaret ederse, iftira ederse, gerçekten de hoş bir şey yapmış olmaz. Bu noktada, Kur'an ve Sünnet'in çizgisi belli, Kur'an ve Sünnet'in dairesi belli. Fethullah Hoca'nın zatıyla zaten insanların çok fazla anıf veremediği yok.
Bu noktada kimsenin bir sıkıntısı yok. Ama buradan bir kardeşimiz gidip bir partide hizmet edebiliriz. Buradan bir kardeşimiz gidip bir gazete açabiliriz. Buradan bir kardeşimiz gidip bir radyo açabiliriz. Bu kardeşimiz bu radyoyu, bu gazeteyi, bu televizyonu kendi parasıyla açtıysa, kendi parasına göre, kendi ticaret minvali üzerine istediği yayını yapabiliriz. Biz onu bu noktada, şahsi dairede o kimseye, Kur'an ve Sünnet tarihsini yanlış bir şey yapıyorsa, biz onu uyarmaya çalışıyoruz. Ama yukarıda tekke var.
Tekke de çalışanlardan birisi göz göre göre yanlış ve eksik yapıyorsa, biz de onun yanlış ve eksiğini göz yumuyorsak, onu terbiye etmekte, terbiye edilemiyorsa, nasihattan o bir şey almıyorsa, o kimse de vazifeliyse, onun vazifesinden men ettirmek bizim vazifemiz olur. İslami dairedeki tarikat ve cemaatlerin işlemi böyledir.
Adnan kendi dairesinde bir şey yapabilir. Ama Adnan'ın yaptığı cemaatı, komple bizim topluluğumuzu ilgilendiriyorsa, onu yapamaz. Onu yaparsa, onun bedelini öder. İnsanlar çünkü Adnan'ın üzerinden komple bizim tarikatımızı lekelerler. İnsanlar Adnan'ın üzerinden komple bizim buradaki bütün tarikat hayatımızı, tarikat cemaatımızı eleştirirler.
Eğer o zaman Adnan'ı bu noktada nasihatla düzeltebiliyorsak düzelteceğiz. Nasihatla biz onu düzeltemiyorsak düzelteceğiz ki kardeş, sen bu vazifeli değilsin abi. Onu göz göre göre, onun vazifesini de orada tutmak, bu sadece cemaatı değil, dini mübil İslam'a lafç ederiz. O yüzden Fethullah Hoca'nın, herkesin hatası kusur olur, yanlış olur, eksi olur, bir Şeyh Efendi'nin de olur, bir Hoca Efendi'nin de olur, bir Parti Başkanı'nın da olur, bir devir, herkesin olur.
Ama bir kimse de ona nasihat ediyorsa, bu yanlış oldu diyorsa, o kimse de çıkar, o yanlıştan özür diler, geri dön. Der ki, hakkınızı helal edin, burada yanlış yapmışız. Ama ümmetin gözünün içine baka baka birileri bir yanlışlıklar yapıyorsa, birilerinin de o yanlışlıkları, ya bunu yanlış yapıyorsunuz demek, hakaret etmek değil. Bunu yanlış yapıyorsunuz demek, onu incitmek değil. Bu doğru bir istikamet değil, buradan ümmet-i Muhammed zarar görecek diye uyarmak, yanlış bir davranış değil. O yüzden bu kardeş, her kimse yazmış, kimseye hakaret ettiğimiz yok, kimseye aşağıladığımız yok, kendi nefsin için söylüyor. Bir yanlışlık var, bir yangın var, bir yerden ateş sarmış mahallenin bir ucunda.
Biz o mahallede yaşıyoruz ve bağırıyoruz, yangın var, mahallenin ucundan yanmaya başladı. Bu yangın söndürülmezse, bütün mahalleyi, bütün şehri, bütün kenti, hatta bütün ülkeyi, hatta bütün ümmeti etkileyecek. Ne olursunuz, gelin, bu yangını söndürün. Bunu en başından beri söyleyen cemaatizmiz. İl içindekiler, yangının nerelere gideceğini tespit edemiyorlar. Tespit edemiyorsunuz, hata yapıyorsunuz deyince de, sen Hoca Efendi'den iyi mi biliyorsun diyorum ya. Ya kardeş, herkes her şeyi iyi bilecek diye bir kaydı yok. Bu yangından herkes etkilenecek.
Bir ateş var, bir kıvıcım sıçramış. Bu yangından bütün ümmet etkilenecek. Bu yangının yanmasına, artmasına sebep olanlar. Bir kova su dökün. Benzin dökmeyin, bir kova su dökün. Akir insanlar, gelin bir kova su dökün buna. İş işten geçtikten sonra, siz o yangını söndüremezsiniz. O yangının içerisinde yanan insanlar, yanan bebekler, o yangından etkilenen kurumlar, kuruluşlar, o yangından etkilenen bütün insanlar, bütün ümmet. Bunun hesabını nasıl vereceksiniz sonra?
Derdimiz bu bizim. Birileri gelse, adlanın üzerinden, şimdi bugün oradan örnek veriyoruz ya, adlanın üzerinden, bizim cemaatın içerisine bir düzen katma, bir operasyon yapmaya kalkıyorsa, bunu da gözüm gördüyse, adlana derim ki, adlan senin üzerinden operasyon yapıyorlar. Çekil kenara, konuşma, sus, itiraz etme bir şey, çekil kenara, vazifesi neyse.
Birinin bunu demesi gerekir. Yangın var, yangın var. Bu yangından Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri rahatsız. Bu yangından Peygamberler Adem Aleyhisselam'dan itibaren rahatsız. Bu yangından Ashab-ı Resulullah rahatsız. Bu yangından Hasan ile Hüseyin Efendimiz rahatsız. Bu yangından Piri Piran Efendilerimiz rahatsız. Abdülkadir Geylan Hazretleri rahatsız. Ahmet Er Rufay Hazretleri rahatsız. Bu yangından zamanın kutupları rahatsız. Bu yangından zamanın mürşitleri rahatsız. Rahatsız.
Kimsenin gecesi sabah olmuyor. Bundan bir haber yaşayan, maneviyatsız. Bundan bir haber yaşayan, mana kapıları kapalı olan körler. Bundan bir haber yaşayan, kendisini bir şey daldeden zavallılar. Yangına benzinle gidiyorlar. Yapmayın. Elinizin altındaki kardeşleriniz uyarın. Sözünüzün geçen kimseler uyarın.
Allah'a kılın. Kimsenimiz bu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ümmet olun. Kontrollerin içine girmeyin. Organizelerin içerisine girmeyin. Bir başkasının eli olmayın. Bir başkasının kulağı olmayın. Bir başkasının dili olmayın. Kur'an ve sünnetin eli ayağı olun. Kur'an ve sünnetin dili ve gözü olun. Kur'an ve sünnet adına yaşayın. Bir kılıç sallayacaksanız Allah için sallayın. Derdimiz bu. Başka bir derdimiz yok. Başka bir derdimiz yok. Dinliyoruz biz de haberlerden, gazetelerden okuyoruz. Özellikle akil olarak gördüğüm insanların samimiyetinden, tarafgirliğinden şüphe etmedim. İnsanların köşe yazılarını okuyorum.
Bunlar da rahatsız. Ben haklıyım yok. Sadece ben doğruyum yok. Sadece ben varım yok. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. Baba ile oğlu arasında borç olur mu? Babanın evladı için harcadığı para sadaki yerine geçer mi? Baba evladına bakmak zorundadır. O yüzden evladına bakımından dolayı harcadığı para bu manada. Muhakkak büyükse vaftır ama sadaka gibi değildir. Oğlan babasından borç para aldıysa da öyle bir şey dediyse babasını ödeyecek. Ama baba oğlunu istediği gibi borçlandırabiliyor. Bayanın eşine güzel görünmek için saçını boyatmasında sakınca var mı? Bu noktada saç boyasını yasaklayan herhangi bir şey yok. Ama velakin boyanın cinsi önemli.
Hanefiler saçın terbesine suyun değmesini vusulde şart koşmuşlar. O yüzden o teknoloji olan plastik boyalar yoksa sıkıntı olur. Şefaat ne demektir? Şefaat edecekler kimlerdir? Şefaatçiler nasıl, ne şekilde kimlere şefaat edeceklerdir? Binler şefaaten ait olmak için niye yapmalıdır? Şefaat peygamberlerin, meleklerin, velilerin, beytullahın, Kur'an-ı Kerim'in faziletinden ve derecatından dolayı Allah'ın izniyle onlara müsaade edilir, şehitlerin, Allah'ın izniyle hafızların, Allah'ın izniyle onlara belli bir şefaat hakkı verir.
Bu Allah'ın izniyle alakalı. Şefaat hakkının iznini veren Allah. Bunu selefiler kabul etmezler. Bunu bir kısım şia görüşünde olanların bir kısım kabul etmezler Türkiye'dekinden. O yüzden onlar bu, hani bir ayet-i kerime var, o gün şefaat ediciler de şefaat edemezler. Hiç kimsenin o gün, pardon, o gün hiç kimse şefaat edemez diye ayet-i kerime var.
Onlar o ayet-i kerimeyi alarak da hiç kimsenin şefaat edemeyeceğini söylüyorlar. Cenab-ı Hak başka ayet-i kerime'de de o gün şefaat yüzü verilenlerden başka hiç kimse şefaat edemezler. Bu nesil masum meselesi vardır. Bu şefaat edemez ayet-i kerime'ni, kerimesini. Sonradan gelen ayet-i kerime'ni şefaat izni verilenleri, naziz, neş kimse şefaat edemez ayet-i kerimesi. Bu birinci ayet-i kerimeyi nesh eder böylece. Tabi o nesil masum meselesini bilmeyenler, bunu farklı olarak algılarlar, rehderler. O yüzden şefaat edecek olanlar, şefaat edecek olanlar, başta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adet eder. Ondan sonra geçmiş peygamberler, şehitler, büyük melekler, Cebrail, Mika'yı, Kur'an-ı Kerim, çünkü Kur'an-ı Kerim kendisini okuyana da şefaat edecek.
Hadisle sabit, hafızlar anne babalarına şefaat edecekler. Şehitler en az 10 kişiye, 100 kişiye şehitlik faziletine göre şefaat edecekler. Allah dostları beni de onlarla şefaat edecekler. Hatta bir hadisler de ümmetimden cennetlik olan, en az cennetlik olan bir kişiye, 10 kişiye, 100 kişiye, 1000 kişiye, bir belgeye, bir bölgeye, kocaman bir coğrafya bölgesine şefaat edecek olanlar çıkardılar. O yüzden şefaatçılar nasıl, ne şekilde, kimlere şefaat edecekler. Bu noktada o şefaat edenler, kendileriyle bir irtibatı bulunan, kendileriyle bir irtibatı bulunanlara, Cenab-ı Hakk'ın müsaade ettiklerine şefaat edecekler. Bizler şefaate nail olmak için ne yapmalıyız? Bununla alakalı şefaate nail olmak isteyenler, Kur'an ve sünnete sımsık yapışıp, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazreti'nin izinlendirilecekler.
Ömründe bir kere de olsa, Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesselam'ı rüyasında gören cennete girecek mi? Tabii sırat-ı mustakimde ise. Bizim inancımız odur ki, Kur'an ve sünnete sımsık yapışıp, gücünün yettiğince, yapışanlar Allah'ın izniyle cennete gidecekler. Ama velakin Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazreti'nin rüyasında görenleri, bu benim kendi inancım. Kim Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazreti'ni rüyasında görürse ve ömrünün son nefesine kadar Kur'an ve sünnete sımsık yapışırsa, onun cehennem ateşinin yakmayacağına inananlardan. Günümüzde bazı insanlar hata yapıyorlar ama bunu kabul etmeme eğilimini gösteriyorlar. Niçin özür dilemiyorlar? Özür dilemek acizlik midir?
Özür dilemek erdemliliktir. Herkes hata yapar, herkes kusur işler, herkes günah işler. Ama tövbe edenler, hadis-i şerif öyledir, hata ve kusur işleyenlerin en faziletlisidir. O yüzden tövbe eden, hatasından dönen, bir başkasından özür dileyen kimse, hiç günah işlememiştir. Tövbe eden, hiç günah işlememiştir. Allah bize öyle hakiki tövbe edenlerden eylesin. Özür dilemek. Birisinden özür dilemek, Allah'tan özür dilemek gibi. Nasıl birine yardım etmek, Allah'a yardım etmek gibi ise, nasıl birisine teşekkür etmek, Allah'a teşekkür etmek gibi ise, hata yaptığımız, kusur işlediğimiz, yanlışlık yaptığımız bir kimseden de özür dilemek, Allah'tan özür dilemek gibidir. Birbirlerinizden hata ve kusurlarınız için özür dileyin.
Birbirlerinizden af dileyin. Birbirlerinizle iyi geçin. Bu İslam'ın güzel ahlakıdır. Hiç kimseye bile bile hata, kusur işlememeye gayret edin. Hiç kimseye yanlış davranmamaya gayret edin. Ona ki bilerek veya bilmeyerek birisine bir şey yaptıysanız, bir iş işlediyseniz, ondan özür dileip helallaşın. Abdest alırken belli duaları okumak şartındır. Bu abdestin farzı değildir. Abdestin farzı, kolları elleriyle beraber yıkamak, yüzü yıkamak, başı merset etmek, ayakları yıkamaktır. Bu abdestin farzıdır. O yüzden bir kimse bu dört uzunluğu yıkarsa, abdesti abdestin. Ağza üç sefer su vermek, misfaklamak, burnuna üç sefer su vermek, enseyi ve kulağının arkasını mest etmek, parmakların arasını hilalemek ve abdest dualarını yapmak da abdestin sünnetlerindendir.
Başı varmış da abonun. Cumartesi günü cami çevresindeki çocuklardan bahsetmiştim. Cevabı aldım ve sizden Allah razı olsun. O çocuklardan üç çocuğu camide namaza başladılar. Abdest alıp namaz kılıyorlar. Sonra yine top oynuyorlar. Ben de onlara şeker diliyorum. Çok sevindiler. Çikolata camiye alışmaya başladılar. Arka sayfaları, biz arka sayfaya başlamışız. Selamun Aleyküm, zamanınızı aldım. Bu yola girerken önyargılarım vardı.
Yanlış düşünmüş ve yanlış konuşmuş olabilirim. Müsaade büyürürseniz yanınıza çıkıp helallak istemek istiyorum. Herkese hakkımız helal olsun. Bu noktada bir sıkıntımız yok. Herkes kulağından duyduğunca, bile bildiğince bir şey bilir. Ben bunlara alışkın insanım, üzmeyiz siz kendinize. Herkes bir şey düşünür, herkes arkamızdan bir laf söyler. Bunlar beni çok üzmez, rencide etmez. Hiç ama. Ben kendi kendime bakarım. Mustafa Özbağ, sen Kur'an ve sünneti yaşamaya çalış. Kur'an ve sünneti bile bildiğince aktarmaya çalış. Senin vazifem bu derim. Geçerim. Herkese hakkın helal olsun. Bunları da çok büyüten bir kimse değilim. Bir gün içerisinde bir sürü mail alıyorum.
Kimisi küfrüme fetva veriyor, şirkeme fetva veriyor, bidat ehli olduğuma fetva veriyor. Gösteri yaptığımı, yaptığıma fetva veriyor. Neler neler neler ne fetvalar alıyorum ben. Kimisi çok seviyor, arşarlar çıkarıyor. Kimisi yerin dibine batırıyor. Bunlar normal şeyler. Önemli olan insanların sıratı müstakilde yürümeye çalışmasıdır. Çok basittir benim şeyler. Ben hemen derim. Sizden para toplayan var mı? Kendi nefsin için. Yok. Sizden ücret isteyen var mı? Yok. Sizden yemek isteyen var mı? Yok. Sizden kalk yat, araba isteyen var mı? Yok. Size bir şey satan var mı? Yok. Bir şey yok. Bu kadar basittir. Benim de atan kusurum var.
Allah hepimizi affetsin. Allah'ın bir kulunu sevdim, onu dünyadan korutup, tıpkı birimizin hastasına suyu yasaklaması giriyor. Bu dünya sevgisidir. O kimseyi dünyadan koruması, dünyaya aşık olmasından korur. Dünyaya tapmasından korur. Dünyaya aşık olmak, dünyayı sevmek, dünyayı tapmak, dünya için ahiretini terk etmektir. Namaz için, normalde işte işin için, paran için, kulun için namazı terk etmek. İşin için, ne bileyim bilmem neyin için, İslam hizmetini terk etmendir. Para için, işte zikrullahı terk etmendir. Kul için, işte onu bunu terk etmen, kırman, koşuşturmaktan vazgeçmektir. İnsanların üzerine düşen vazifeler vardı, vazifelerini yerine getirecek.
Eşine de bakacak, çocuğuna da bakacak, evine de bakacak. Ama bu veyahut da işte işiyle de ilgilenecek. Ama bu onun dünyaya aşık olmaktan uzak duracak. O yüzden Allah bir kulunu severse, o kulun kalbinden dünya sevgisi çıkar. Dünyaya aşık olması çıkar. Ondan dünya aşıklığı beklenmez. Ondan daha doğrusu, hiçbir aşıklık beklenmez. Allah bir kulunu sevdi mi? Kul, cebridir bu. Direkt Allah'ı severer. Bakın bu cebridir. Bir kimse bir kimseyi severse, o kimsenin sevmeme gibi hali vardır. Allah bir kulunu severse, kulun Allah'ı sevmeme gibi bir hali olmaz. Burası cebri.
Cebriyet söz konusu olacaksa, cebriyet buradadır. Allah kulunu severse, artık kulun başka bir şeyi sevme yeteneği, gücü, kuvveti ondan alınır. Artık o, Allah'tan başka hiçbir şeyi sevemez. Sevmek istese de sevemez. Gönlü kayacak gibi olsa, gönlünün kaydığı yer Allah şahitidir. O yüzden o kul bundan korkar. Gönlünün bir yere kaymasından korkar. Çünkü gönlünün bir yere kayarsa, Allah kıskançtır. Kaydığı yer, tarumar olur. Buna örnek, Hazreti Aişe Validemizin başına gelen iftiradır. O zaman kul, Allah, kulu severse, bu Allah'ın lütfi, ikramıdır.
Bu Allah'ın teremidir. Bu, kulun herhangi bir şey yapmadan veyahut da sebepsiz Cenab-ı Hakkın'ın kendisine seçmesidir. Kulun burada başka bir alternatifi yoktur. Allah bize muhafaza eylesin, onlardan eylesin. Kişinin üstadını yaptığı işlerde ve yaşantısında takvit etmesi, onun gibi hareket etmeye çalışması uygun olur mu? Buna izin var mıdır? Buna sufilerde, buna izin verirler ilk etapta. Taklit etmek, taklit edilen hoş bir şey, hoşsa, taklit edilen iyiyse, o taklit de iyidir. Onu kend görmez başlangıçta. Ama velahin bir müddet sonra o kimse tahkik olması gerekir. Ama bunu normalde eleştirmek isterler, acımasız bir şekilde Sufi dünyaya saldırılar.
Siz taklit ediyorsunuz diye. Oysa Sufi taklit ederken, üstadını Kur'an ve sünnet dairesindeki iş ve hallerini taklit eder. Ama taklit etmek, bu noktada iyilere, güzellere, layık olanlara layıksa, o alkışlanır, o hoşgörülür. Meşhurdur ya kısa, hani Musa Aleyhisselam'ın zamanında Firavun'un bir, güldürenler ne diyorlar? Soytarısı varmış. Soytarısı varmış. O soytarı, Musa Aleyhisselam'ın hafif bir göbeği var, hafif göbeğine bir yastık koyarak, Musa Aleyhisselam'ın saçları da yokmuş. O Musa Aleyhisselam'ın saçları yok diye çok özür dilerim, işkameyi ters çevirir, kafasını dolu koyar, Musa Aleyhisselam sinirlendiğinde de bazen teklermiş.
O sinirlendiğinde tekler gibi tekeler, Firavun'un karşısında soytarlık yaparmış. Musa Aleyhisselam'ın buna canı sıkılınca, duyunca, üzülünce, Tur-i Sina'da dua etmiş, helak eyli onu diye. Ya Musa demiş Cenab-ı Hak, oysa o benim dostumu, bir peygamberimi taklit ediyor diye, o benim hoşuma gidiyordu. Çünkü benim peygamberimi taklit ediyor. Çünkü o benim dostumu taklit ediyor. Şimdi şaklavanlık, soytarlık yapma maksadıyla dahi olsa, Hazreti bir peygamberi taklit eden soytarı denizde boğulmaktan kurtulduysa, bir veliyi, bir mürşidi kamili, bir Allah dostunu, bir peygamberi taklit etmenin de değeri aşağı düşecek değildir. Ama, sufilerin genel manada bu noktadaki duruşu, taklitten bir müddet sonra tahkike çıkmaktır.
O yüzden bir kimse abdest almasını bilmiyorsa, yanındaki kimsenin abdest alışına bakar, taklit ederekten ne yapar? Abdest aldığı öğrenir. Bir kimse namaz kılmasını bilmiyorsa, biz alırız o çocuğumuzu yanımıza, öyle değil mi? Hadi burada sen annen gibi kız çocuğuysa namaz kıl, erkek çocuğuysa hadi sen burada baban gibi namaz kıl diye onu taklide sevk ederiz ki, o kimse taklit ederekten namaz kılmayı, oruç tutmayı öğrenir, abdest almayı öğrenir. Ama bir müddet sonra o çocuk büyüyünce, ergen olunca artık o taklihten tahkike geçer. Bu sufilerde de böyledir. Önce sufiler başındaki mesela çavuş kardeşi taklit edebilirler. Ondan sonra şeyhlerini tanırlar, şeyhlerini taklit ederler. Bazen eski dervişler, siz ne çavuş kardeşinizi taklit ediyorsunuz diye kızarlar ona.
Onlar da ilk önce bir canları sıkılır ama eski derviş abiler, onların iyiliğine kızarlar. Derler ki, siz burada abinizi taklit etmeyin şeyhinizi. Böylece o kimseyi ayrı bir taklit edecek kimse gösterirler. Ha o kimse şeyhi taklit etmeye başlar. Bir müddet sonra artık onun taklit edilmesi gereken o da değil, Muhammed-i Mustafa olması gerektiğini görür o kimse. Sağolullah ve Selim. Böylece o kimsenin eğitimi devam eder. Ama bunu normalde idrak edemeyecek olanlar, bu işleyişi bilmeyenler, bu taklitleri hor, hakir görürler. Ben bazen derim ya kardeşlere, ben Mustafa Özbağ'dan mutmuşum. Mustafa Özbağ'ı taklit etmeye çalışmayayım. O kimse buraya gelmiş, belli bir eğitim almış, belli bir sohbet almış.
Artık onu Mustafa Özbağ taklit etmesine gerek yok. O sureti Resulullah'ı ve sireti Resulullah'ı taklit etsin. Bizim derdimiz odur. Kardeşler isteriz ki öyle bir hale gelsinler, onlar hem sureti Resulullah hem de sireti Resulullah'ı taklit ederekten, hem sureti Resulullah hem de sireti Resulullah olsunlar. İnşallah. Her kim kendini, kendi benliğini bilirse şüphesiz de Rabbini bilir, kendini ve Rabbini tanımak nedir? Bununla alakalı bu hadişleri vardır, kendini bilen Rabbini bilir veya Rabbini bilen kendini bilir diye, bu noktada bir kimsenin kendini bilen Rabbini bilir demesi, kendini tanımlamasıyla alakalıdır. Aslında bu uzun yolumuz.
Bunun en kestirme, en sağlıklı yolu Rabbini bilmesidir bir kimse. Bu uzun yoldan gidecek olanlar, önce nefislerini, kendilerini bilip sonra raflerini bilecekler. Ben size kısa yol göstereyim. Ben size kestirmesini göstereyim. Siz kendinizle uğraşmayın. Kendinizi tanımaya da çalışmayın. Bu yolun uzunudur. İnsan kendisinin üzerinde haline tefekkür edecekler. Öyle olmaktansa siz Rabbinizi bilin. Rabbi bilmenin yolu direkt Kur'an ve sünnettir. Bu nübüvvet yoludur, sufiliğin içerisinde. Sufilik de velayet yolu, nefsini bilen Rabbini bilir yoludur.
İnsanlar bu yol mudur? Yoldur. Anlatılır mı? Devap evet. İlim midir? Evet. Bir kimseyi buradan sevk edebilir misiniz? Evet. Bu noktada bir sıkıntı yok. Sakın onu aşağıya görmüş gibi zannetmeyin. Bu fakirce kestirme yok. Bu fakirce daha sağ olun, daha düzgün, daha ayakları yere basan, meseleye daha kestirmeden gider. Nefes belli, yol belli. İnsanın ne zaman ne yaşayacağı belli değil. Bunun kestirme yolu Rabbini bilmektir. Rabbi bilmenin yolu Kur'an ve sünnet, icma-i ümmettir. Genelde bu yolu, bu fakirin tavsiyesine uyaraktan yolu kısaldır ve kestirmeden gidin. Yani Rabbinizi bilin.
Kendinizi bilmek için çaba sarf ederken, zamanınız kalmayabilir. Bizi bilmek, Rabb'i bilmek ne demek? Allah'ın sıfatlarıyla, hukukunu, Kur'an'ını bilmek. Ona rağ olmak. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesine rağ olmak. Rabb'i bilmek bu. Bu yolun kestirmesi. O yüzden dedim ben. Gelin siz önce kestirmeden gidelim. Biz Rabb'imizi bilir inşallah. Sermek dinletiyle soru sorduğumuzda bir başkasının soruya müdahale etmesi, bunu sen mi sordun, bu da sorulun mu gibi ithamlarda bulunması, müdahale etmesi doğru mu bu soru sorma adabı nasıldı? Bu noktada bir başkasının bir başkasına soru sorma adabı koyması hoş değil.
Herkes sorularını yatsın buraya göndersin. Bir başkasının ona böyle soru sorulur mu? Neden böyle soru sordun? Niçin böyle sorarsın demesi? Hoş bir şey değil. Bunun ne bir sorumluluğu varsa o sorumluluğu bana ait. Kıymetli kardeşler, Sufilerde, Sufilikte hiç kimse şeyh adına bir şey yapamaz. Diğer Sufilerin üzeri.
Bir kimsenin şeyhiyle olan irtibatına, şeyhiyle olan ilişkisine, bir başkasının müdahale etmesi doğru değildir. Bu müdahale eksiktir, yanlıştır. Hiçbir şekilde. Bundan ben çok rahatsız olurum. Çok. Bir başkasının benim adıma başka bir derviş kardeşe, laf söylemesi, onu incitmesi, onu kırması, derganı adabı erkanı vardır. Abiler, derganı adabının erkanını anlatırlar. Ne ama telefon açtın? Sana ne? Ne ama gittin?
Sana ne? Neden böyle söyledin? Sana ne? Sana bu konuda bir yetki veren mi o? Sana bu konuda bir şey söyleren mi o? Bunlar inci, inci şeyler. Bu fakir, Kur'an ve sünnet dairesinde bu yola rağm olmuş bir kimse. Bırakın ben kendi işimi kendimi hallederim. Ben bana ne lazım olduğunu bilebilecek kadar akli dengem yerinde. Kendimi idare edebilecek noktadayım. Mahcur değilim. Mahpus iş değilim. O yüzden kardeşlerin benim adıma kalkıp başka kardeşlere laf söylemesi, onları incitmesi, onları kırması yanlış.
Ama derganın içerisinde bir işleyiş var. Bir hiyerarşi var. Yapılan işler var. Yapılan programlar var. Bunların hiyerarşisi var. Bunların hiyerarşisinin içerisinde herkes, o hiyerarşiye uyar. Pazar günü, tekkede iftar ve sohbet ve sema var. Oranın hiyerarşisi var. Tekkede bu noktada sorumlusu belli. Tekkenin genel işlerinden cafer sorunlu. Oradaki semazen, mıtırban, derdik, oradaki onların işleyişinden örneğin işte Adnan sorunlu. Belli hiyerarşi. Çanakkale, Geribon, işte Halit sorunlu. Belli hiyerarşisi. Bakın, hiyerarşisi belli. Demirtaş, İsmail orada.
İsmail sorunlu. Hiyerarşisi belli. Hiyerarşisi belli olmayan hiçbir şey yoktur. Efel Arkan, Zevbekler'den Erkan sorunlu. İşte örneğin, ups, logmanın işinden Erkan sorunlu. Karışmam. Sorunumuz o. Bunun gibi. O hiyerarşiyi herkesle tanıcak. İşte buradan bir arabalar gidiyor. Başında vazifelisi var. Kim araç sorunlusu? İşte Ömer. O aracın, o programın sorunlusu Ömer. Nereye gitti? İşte örneğin, işte şeye gitti. Ne o? Geribol'a gitti.
Geribol'da Halit onunla istişare ederekten ikisi beraber istişarede götürecekler hizmeti. Ben tanımam. Yok öyle bir şey. Veyahut da Semazenler. Ömer abi kim oluyormuş? Yok öyle bir şey. Ve havaşında kim var? O gün işte sorunlu. Fatih var. Ben Fatih'i tanımam. Yok öyle bir şey. Ben Efendimiz'i tanırım. Herkes Efendiyi tanıyor. Geribol. Ama o işin bir hiyerarşisi var. Bugün de herkes ne yapacak? O hiyerarşiye göre işine devam edecek. İstişare yaparken fikirlerimizi söylememizden fikrini söyleyen kişiye müdahale edilmem olması düşüncelerimiz özgürce söylememizin ölçüsü nasıl olmalıdır? Bir kimse bu noktada istişaren için yapılır.
Herkes fikrini söyleyecek. Fikirlerin alınması için istişare edilir. Herkes adamına, erkanına uygun fikrini söyleyecek. İstişarede bulunacak. Hazır Şevre buyurmuş ki evlerinizde kanıtı kesilmiş güvercinlerden edinir. Zira o cin taifesini oyalayarak çocuklarınızdan alıkop. Evet evlerinizde bakabiliyorsanız kanadı kesilmiş uçmayacak yani. Kuş uçurtmak başka bir adi şeridi çünkü havai bir şey olarak görülmüş. Kanadı kesilmiş uçmayacak güvercin. Uçamayacak. Yani siz uçurtmayacaksınız onları. Vücuttan kanın çıkması abresli bozgör bu kanın belli bir miktarı var mı? Kan çıktı dağıldı miktarı bu. abdest bozuldu. Kan çıktı tomurcuk olarak orada kaldı.
Tomurcuk olarak kaldı. Kurudu abdest bozmadı. Ümmetin üzerine iki şerden korkarım. Boğuluk olan ve rahat yerlere göçüp şehvetlerine tabi olurlar ve namazı Kur'an'ı okumayı terk ederler. Münafıklar ise Kur'an'la verimler ve Kur'an'la ilim edilir. Mücadele ederler. Günümüzde bunlar yaşanmaktan o da bizleri aydınlatır mısınız? Hazreti Peygamber Salullah ve Selam adetleri bunu söylediyse o gün için bu yaşanmaya başlamıştır. Çünkü normalde bolluk ve rahat yerlere göçüp şehvetlerine dalıyorlar. Bu normalde bir bir kimsenin böyle mahalli durumunun yerine gelip kendi mahallesini terk edip başka bir zengin mahalle mahallesine göçmesi gibi.
Gibi bir şey. Orada daha rahat ediyor. Daha fazla yiyor, içiyor. Etrafından utanmıyor. Arabasını daha güzel değiştiriyor. Utanmıyor. Evini daha yükseliyor. Utanmıyor etrafından. Ömür düzgün bu Karhan mahallesinde durduğu müddetçe bunları yapamayacak. Utanacak. Bunun gibi. E tabi onlar Allah muhafaza edilmesi bir müddet sonra namaz altı hak eder. Bunlar kimisi de Kur'an'ı ve sünneti öğreniyor. O hakiki ilim edilinde cederleşmek için. Kıyamet günü gelince Müslümanlardan her bir kimse Yahudi veya Nasrani'ten bir fidye verilir ve kendine denir ki bu ateşten senin fidyendirir. Birisinin iman etmesine sebep olur.
İnşallah. Namaz için tekbir alan bir kimse önünde bir yer boşandığı anda namazı bozmadan bir adım atabilir mi? Yoksa tekrar mı tekbir olarak ön tarafa geçmelidir? Bir ayağını kaldırmadan bir ayağını sürüyerekten ön safa geçebilir. hal görmek nedir? Rüya görmek nedir? Hal görmek rüyanın uyumadan görülmüş hal. Hazreti Peygamber Salullah ve Selam Hazretleri yürürken iki tane kabrin başından geçerken kabirdeki azabı gördü. Aa ey ashabım bu kabirdekiler azap görüyorlar dedi.
Başlarını birer tane de hurma dalı dikti. vezidi ki bunların arızapları da birisi ayakta böyle der birisi de laf gezdirir dedi. Kabir azabını görmek halidir. Veya Hazreti Ömer Raddallahu An Hazretlerinin rütbeye çıktığında ya esare cebele hani dağ deyip haykırması orada komutanın da bunu düğün askeri dağa doğru çekmesi bu hem hal hem keramet bunun adına sülkülükte hal içerisinde hal nedir.
Kişinin keyinin beyninde düşündüğü şey midir? E düşün hadi bakalım beynindekini görebilecek misin? Herkes Hazreti Peygamber Efendimiz'i görmeyi düşünür mü? Düşünür öyle değil mi? Zikirde gören kaç kişi var? Belli. Kim Peygamber Salallahu ve Selam Hazretleri'i görmek istemez ki? Beni görenin cehennem ateşi yakmaz hadis-i şerif onu görüp ona iman edip o yolda yürüyeni cehennem ateşi yakmayacak.
Büyük bir kurtuluş. Kim görmek istemez ki? Neleri görmek istiyoruz beynimizden öyle değil mi? Ama beynimizden el geçirdiğimiz şeyi görebiliyoruz mu zikira arkasından? Göremiyoruz. Biz iki vücut olarak hal gördüğü ortamda de. Evet bunu normalde aslında biz bu hayatı gerçek yaşam olarak kabul ediyoruz. Oysa Cenab-ı Resulullah sallallahu ve selam diyor ki insanlar uykudadırlar. Öldüklerinde uyanırlar. O zaman belki de bu halimiz bizim gerçek değil halde veya rüyada gördüğümüz şey gerçek.
Yoksa aldıksın düşüneceksin hal gördüğü ortamdadır. Bunu öyle söylerler. Buna inanmayanlar bunu böyle inanmak istemeyenler bunu eleştirenler bunu çünkü herkes kabullenmez bu tip şeyleri. Bilhassa subilere taş atmak isteyenler subilere laf söylemek isteyenler bunları söylemezler. Birisi burada bir hal anlatmış olsa siz bidat işliyorsunuz diyenler var. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu sallallahu ve sellem hazretleri kendisi anlatmış. Sahabelerin kendileri anlatmışlar. Sahabelerle hal görmüşler. Bunları da Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine anlatmışlar. Rukuna anlattıklarında Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bunları reddetmemiş.
Şimdi rüyayı hali anlatanı bidat olarak görüyorlar. Ezan rüyayla sabitlenmiş. Sahabelerin gördükleri kimisi çan çalalım demişler. Kimisi teneke çalalım demişler. Kimisi işte değişik şeyler söylemişler. Ama birkaç kişi ezan-ı şerifi görmüş. Hazreti Ömer Efendimiz önce görmüş. Sultancından söyleyememiş. Ve ezan-ı şerif o sahabelerin görmüş olduğu rüyalarının neticesinde okunuyor. Ama hala rüyayı görene de rüyaya da ateş atacağım diyor arkadaşlar. Farkında değilim. Ayet-i gerimeyi hem de hadis-i şerifleri reddetmiş oluyorlar.
Şunun hakkı o kimsenin. Kardeşim sen Rüster veya X kimsenin duvara bakayım bu duvar desem yalan olur. Birisi Hazreti Peygamber Sallallahu ve Sallallahu Hazreti'ni gördüğüne inanmıyorum diyebilir. Eyvallah inanmıyorum. O kimsenin gördüğüne inanmıyorsun. O kimse gördüğünü sana iddia ederse ben senin gördüğüne inanmıyorum deme hakkı var. inanmıyorum. Ama Hazreti Peygamber Sallallahu ve Sallallahu Hazretleri rüyada görünmez dersen işte orada yollar ayrılıyor. Allah hafız eylesin. Rüyadan farkı nedir? Rüyadan farkı uyumadan görmektir. Rüya o kimse yatar yattığı yerde görün. Onun adı rüyadır. Ama mesela uyum uyanık hali vardır.
Sufiler yakasa hali var. Onu ne rüyaya katarlar nedir? Nedir? kafası düşer onu. Onu gece zikredenler bilir. O esnada kafası düşer. Ne uyuyordur ne de uyanıktır ama. O esnada yakasa hali denir ona. O kimsenin gözü uyur kalbi uyumaz o esnada. Ve o değişik haller yaşar. O çok hoş bir şey. Tatlıdır. Zikir yapılmaz ama. Bunu donut olmakta fayda olsun. kişi istediği zaman hay görebilme kabiliyetine sahip olabilir.
Bu Allah'ın lütfu ikramıdır. Çünkü hay görmek de bir keramettir. Cenab-ı Hak bunu ne zaman tecelli ettirirse öyle tecelli eder. Sen çok görmek isteyebilirsin Allah vermez. Bu görmek istemekle de görünmez zaten. Bu Allah'ın zikredersini sen Cenab-ı Hak gösterirse görünür. Çünkü bu o kimsenin kendisine verilmiş bir keramettir. Tabii ben şimdi böyle keramet diyeceğim ortalık yarın yine Allah kullak olacak. Hal görenlere de kimisi de kafa yapmak yapacak. Hadi siz keramet ehlisiniz diye. Evet keramet ehliler ne yapacaksınız? Bir dergahta bir tekkede bir toplulukta bu tip insanların olması hamde layık bir şeydir.
Şükre layık bir şeydir. Bu tip şeylerin olması oranın Kur'an ve Sünnet tarihesinde olduğuna bir delildir. Delillerden birisidir. Bu kafa yapılacak alaya alınacak o kimseyi küçümsenecek, küçültmeye çalışacak bir şey değildir. Aslında yapılan şey Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin bizatihi yaşadığı ashabının yaşadığı velilerin yaşadığı bir hali hor hakim görmektir ki kübürdür.
Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri rüya gördü. Geçmiş peygamberler rüya gördüler. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri halde gördük. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri kabir halinde gördük. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri yakaza halinde gördük. Hadis-i Şerif yakazayla alakalı. Melekler gelip başında diyorlar ki bu kimsenin gözü uyur, kaybı uyumaz. Ama içeriden ama dışarıdan sufilerle mücadele etmek isteyen halk kafalılar sufilerle veya sufilikle mücadele edecek derlerken kendi kendilerini küfür noktasına götürüyorlar.
Sen bir kimsenin böyle bir şey yaşadığına inanmayabilirsin. Dersin ki bu kimse yaşamıyordun. Eyvallah. Ama o kimseyle alay edemez. O kimseyi hor hakir göremez. O halde alay edemez, hor hakir göremez. Allah muhafaza et. Halin bir mekanı ve zamanı var mıdır? Muhakkak ki başlangıç olarak Zikrullah alakasında daha sahih olur. Muhakkak ki zikir halindeki daha sahih olur. Ama bir müddet sonra bu hal o kimsenin üzerinde daha fazla daha sıkça tecelli edebilir. O kimse bu noktada yolda giderken bile görebilir. Bunlar var. Öğrenmek istiyorum.
Cemaatimiz da duysun. Sakal meselesi. Sakal sünnettir. Yaş 25 meselesi. Hangi işe girse sakalını kes öyle gel diyorlar. İşsiz kalıyor. Babası da diyor ki evlen yaşın tırk olsun evde sakal ne yapmam gerekir bilgi istiyorlar. Sakal sünnettir. Bırak bilenler bıraksınlar. Biz bu noktada hiç kimse şunu şöyle yap demeyiz. Allah sınava gelecek herkese yardım etsin. Tayyip zamanı nasıl yapılır bizler de yapılıyor babam ve biz kredi kartları ve faizlerine bulaştık. Uzun süre de söylüyoruz. Zaman bitiremiyoruz. Bize bu konuda dua eter. Allah cümleyi kurtarsın. Kredi kartlarınızı atın.
Kullanmayın. Bunu yıllardan beri söylerim. Kullanmayın. Diyorlar ki ya hocam sende var da o yüzden diyorsun. Ya kardeşim asıl zaten yok olan kullanmayacak. Asıl olmayan kullanmayacak. asıl yoksa sen kullanmayacaksın. Allah kurtarsın cümle ümmetü mahvedi borçla yaşıyor herkes. Bir lira kazan civarı bir buçuk lira yiyor. Kazan civarı iki lira yiyor. Bitmez ki. Ben buradan bangır bangır bağırıyorum.
Kullanmayın. Kullanma. Kalp belinizin açılması ve malumetimizin kalması bizlere dua edemezsin. Kardeşler Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışan Allah için yaşayın. Lokmadan sorunlu Erkan dediniz. Erkan damar mı Erkan Şener mi? Burada Erkan Erkan'ı gösterdi. Gülmek istemiyor mu mu? Gülden yemeye herhalde. Ertekler tuvaletten sonra hemen abdest almamalı mıyız?
Yoksa son damlının gelmesini bekleyip öyle hemen abdest almamalıyız. Allah razı olsun. Yaşlılar için olabilir belki Kardeşler uzun sonlar sormayın Allah hızası çekin. Melami sohbeti geçen hafta bir sohbete gittim.
Melami sohbetiymiş. Şeyhleri sohbetin bir yerinde bir aslında melami değil belami gibisinden bir şeyler söyledi. Allah aşkından yanıp tutuşmak belaymış. Herkes onu istemiyor falan. Zikirde doduğunuz defa Arapça belami istiyorum ya Arap demişiz. Farkında değilim. Hocam bunlar ne demek melamilik nedir belamilik nedir ayrıca meyveliler beni sema gösteriyor falan yapıyorlar. Sohbetten sonra gençlerden biri elinde büyük koşetle misafirlerin dolaşıp para topladı. O zaman sizin sözlerinizi hatırladım. Allah sizden razı olsun. Özet olarak melamilik nedir belamilik nedir bunlar caddeyi kubadan bundan ellerinizden öper peki de onlara sor bunlar her şey gelip bana soruyorsun ondan sonra başıma dert alıyorlar.
Herinde dert etsedecekler bu sonra bak dilim çok uzun uzun bu kardeş inatla yazıyor maşallah Allah razı olsun. Ben de okuyamıyorum hep buraya koyayım bakalım ne olacak nereye kadar gidecek. Allah selam et tekrar sana . Gerçek melamilik gerçek melamilik bir kimsenin makamdan mevkiden kurtulup Allah'a kulluk yapmasıdır.
Bizim bildiğimiz melamilik bu. Ama benim bildiğim sufilikte poşetle para toplulmak istemek yoktur. Ebur arası tuhaf. Allah muhafaza eylesin. İhlas ile hareket etmenin mirasıdır.
Bir kimse sufiliğe girer o yola girdiği zaman sufi hallerinden birisi o kimsenin Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretinin haliyle hallemesidir. İşte onun hallerinden birisi de Allah'a karşı ihlas ile hareket etmektir. Samimi olmaktır. Bu noktada hiç kimseden ve Allah'tan menfaat beklemeksizin Allah'a kul olmanın yolunu tutmaktır. Allah'a menfaat karşılığında kumut yaparsanız menfaatiniz kesilince azarsınız veya menfaatiniz çoğalınca da azabilirsiniz.
eğer bu noktada Allah'a korkuyla yaklaşırsanız bu da Allah katında derece olarak yüksek değildir. O yüzden sufilik Allah'a menfaatsiz kul olmaktır. Nedensiz niçinsiz Allah'a aşık olmaktır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Fâlemenlûhû nööööööö
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.