Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 3 Ocak 2014 · 1:27:12
Yine bak, yüzünüzü hayırlı edersin. Ayınızı, yılınızı, hırnınızı hayırlı edersin. Vay havas, cümleyi yettiğince gidebildiğim yere kadar gideyim, hakkınızı helal edin. Bedduanın Kur'an ve sünnette yeri var mıdır, kimlere beddua edilir? Bir âlimin, Allah dostunun beddua etmesi müdüm budur.
Beddua eden kişinin bedduası tutar mı, hakkınızı helal edin. Beddua, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ümmetine kaçınırmış. Bedduanın üzerinde duran insanları çok hoş görmemiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Ama enteresan bir hadis-i şerif var bunlara rağmen. Bir kimse beddua ederse, karşıdaki kimse bedduaya maruz kalacak o hataları, o kısırları yapmazsa, beddua ederse, beddua edenin üzerine tecelli eder diye hadis-i şerif var. O yüzden bir kimse haklı olmuş olsa dahi beddua etmemeli. Dua etmeli, hayır istemeli, bereket istemeli.
Bu noktada kafirlere beddua edilir. Bunun yolun kapısı açıktır. Ama müminlere beddua etmekten dili sakındırmalı, müminlere dua etmeli. Müminler ki birbirlerine şefkatli ve merhametlidir. Hazreti Allah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden sen af yolunu seç diye buyurmuş. O yüzden müminlerin birbirlerine affetmeleri, birbirlerine merhametle, şefkatle davranmaları hoş bir şeydir.
Bunun herhalde bu son gündemde olan Betullah Gülen ile alakalı galiba bu mesela. O beddua etmediğini sonra da şerh ediyor kendi kendine. İşte birbirlerine lanetleşme, mübahale yaptığını söylüyor. Sonuçta çok hoş bir şey olmadı.
Gönül arzu eder ki hiç olmasın. Gönül arzu eder ki Türkiye bunları yaşamasın. Gönül arzu eder ki insanlar yıllar sonra cemaat, tarikat, bu bütün herkes için geçerli. Gittikleri yol ayrılık sebebi değil, birleştirici sebebi olsaydı. Ama gerçekten bu noktadan üzgünüm ben işin doğrusu.
İnsanlar çok büyük bir şekilde tarafkirlik yaşıyorlar. Gün geçtikçe sertleşiyorlar. Müslümanların arasında cemaatlerin, tarikatların birbirlerine karşı sertleşmeleri hoş bir şey değil. Gönül arzu eder ki böyle tehditvari, böyle insanların rencine erici, onur kırıcı, karşıdaki kimsenin Kur'an ve sünnet dairesinde yaptıklarını bir anda silinci davranışlarda bulunulmasaydı.
Bu ben ümmet adına düşünüyorum. Ümmet adına çok hayırlı bir nokta olmadı. Allah velakin bu noktada hala da ısrarla böyle olunması için inat ediliyor. İşin en acı tarafı bu. Yani kim haklı ise oradan bir adım gelip çıkan ehli cennettir der. Bunu bilen din uleması veya dini yaşadığını söyleyen insanlar, önce bunun uygulamaları gerek, ama ne yazık ki onlar da ısrarla, büyük bir inatla biz haklıyız deyin, olanca güçleriyle her şeyi yapıyorlar, ediyorlar, çok hoş bir şey deyin.
Yani çıkıp bir cümleyle bunu halledebiliriz. Ey ümmet-i Muhammed, özür dileriz, hakkınızı helal edin. Böyle bir şey olmasını istemezdik, olmadı. Bu kadardır. Ama ne yazık ki böyle bir şey olmadı. Cihad nedir, dine ve hükmü nedir? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanındaki cihadla günümüzdeki cihad anlayışı görmüştü ama Hz. Mevlana'nın cihad anlayışı nedir? Cihad, dışsal noktada kafirlerle mücadele etmez. İçsal noktada da bir kimsenin nefsiyle mücadele etmesidir. Bu noktada kafirlerle mücadele etmek, bir kimsenin tek başına alabileceği bir karar değildir.
Eğer bir kimsenin Darül İslam'da yaşıyorsa, Darül İslam emirinin bu kararı alması gerekir. Eğer Darül Harp'ta yaşıyorsa, Darül Harp emirinin bu noktada karar alması gerekir. Tabii yeryüzünde dini cemaat oluşumlar, dini noktada kendilerinin durduğunu söyleyenler, dış noktada cihad ediyorlar. Cihad ettiklerini söylüyorlar.
Biz dışarıdan baktığımızda gerçekten onların cihad ettiklerini görüyoruz ilk etapta. Şimdi yaşı genç olanlar bunları algılamakta güçlük çekebilirler. Biz Afganistan cihadıyla göğsümüzü gerdik. Afganistan'da büyük cihad var dedik. Buradan gidenler oldu. Muhakkak o gidenler buradan giderlerken, iyi niyetle cihada gittiklerini söylediler. Afganistan cihadının arkasından Amerika çıktı. Afganistan'da Allah için cihad ediyoruz diyenler sonradan birbirlerini vurmaya başladılar. Önce Rusya'nın ekonomisinin çökertilmesi için bir oyun olduğu meydana çıktı. Sonradan Afganistan cihadı edenler birbirlerini vurmaya başladıktan sonra Amerika geldi vurdu, oraya oturdu.
Şimdi tekrar Amerika'ya karşı Afganistanlılar cihad ediyor. Şimdi de Amerika'ya karşı cihad eden Afganistanlıların arkasında İran var, Rusya var, Çin var. İran, Rusya, Çin üçlüsü şimdi Amerika'nın oradaki, Amerika'nın ekonomisinin bakmasına sebep oluyorlar. Aynı şey Irak'ta oldu, Irak, Amerika geldi, Irak'a işgal etti, talan etti, yerle bir etti.
Irak'ta bir cihad başladı. İnsanlar Amerika oradan çekilirken, şimdi mezhep üzerine birbirlerini bombalayıp katlediyorlar. İsrail'e karşı cihad var. Filistin Kurtuluş Örgütü İsrail'e karşı savaşıyordu. Yasar Arafat övdükten sonra Filistin Kurtuluş Örgütü'nün merkezinden Yasar Arafat'ın Mossad ajanı olduğu çıktı.
Belgeler havada uçuştu. Ne, Filistin Kurtuluş Örgütü adına cihad eden Yasar Arafat, Mossad üyesi çıktı. Çeçenistan'da cihad oluyordu. Çeçenistan'da cihad edenler, oraya cihabe gidenler, koşanlar muhakkak ki iyi niyette koşuyorlardı, gittiler. Ama velakin Çeçen cihadı da fiyaskoyla sonuçlandı. Dünya üzerinde ama bölgesel, ama küresel güçlerin, silah sanayinin, silah satıcılarının oyuncağı olduğu çıktı. Orta yere sakın benim bu sözlerimden şunu anlamayın. İşte bu savaşanlar, cihad edenler Allah için savaşmıyorlar mı diye düşünmeyin. Savaşanlar, hulisi kalp bile gerçekten Allah için savaşmaya gidiyorlar.
Ve onlar kendilerini cihad ediyorlar. Ama velakin onların arkalarındaki güç, onların arkalarındaki komutan seviyesindeki kimseler, o kimseleri kullanarak da uluslararası güçlere hizmet ediyorlar. Bunda masum Müslümanların, inançlı, iddastı Müslümanların suçu yok gibi görünüyor. Ama eğer bu noktada İslam'ın kendi içerisindeki hukuk uygulanmış olsa, bu aldanmalar olmaz.
Benim her zaman için söylediğim bir kendimce bir tespitim var. Kardeş birinci derecede sana burada cihad etmek düşüyor. Sen kendi bölgende, kendi memleketinde, kendi yerinde İslam'ı tesis edememişsin, başka yerlere İslam tesis etmemişsin. Gönül arzu eder ki dünya üzerindeki bütün Müslümanlar özgürlüklerine kavuşup, Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıp dinlerini yaşasınlar.
Dinin hem ibadetini, hem ahlakını, hem hukukunu icra etsinler. Ama Müslümanlar bunu kendi merdelerinde, kendi bölgelerinde, kendi yerlerinde yapma mücadelesi vermeden dışarılara gidip dışarılar da bunu yapmaya gayret ediyorlar. Burada nefsin bir aldatmacasının olduğuna inanıyorum. Bu bütün herkes için geçerli. Türkiye'de İslam sanki hakim oldu da, Türkiye'de her şeyle İslam yaşanıyor da, biz gidelim başka yerlerde bir şeyler yapalım. Bu demek değildir ki biz başka yerlerde bir şey yapmayacağız. Ama şuna inanın bir kere. Bir din, devletsiz ayakta durması mümkün değildir. Bir din, hukuksuz ayakta durması mümkün değildir. Eğer siz kendi yaşadığınız memlekette, kendi yaşadığınız yerde dini hukuki noktaya götüremiyorsanız, orada yapılacak daha çok iş vardır.
Siz nefsiniz orada yapılacak olan işlere göğüs gelmektense, başka yerlere sizi götürüyor o zaman. Bunu ben açık bir şekilde bütün cemaatlere, bütün talikatlara, bütün oluşumlara söylüyorum. Sanki Türkiye'de hizmet edilecek, koşturulacak, mücadele edilecek alanlar bitti de, insanlar yurt dışlarına, Kur'an ve sünnet öğretmeye, yurt dışlarına dini hizmetler yapmaya gidiyorlar. Memleketi bitti sanki adamım. Gezi olaylarını daha dün gibi yaşadık. Gezi olaylarında içki içen, orada her türlü İslam dışı hal ve hareketlerin içerisinde bulunan, devlet ve özel sektörün, insanların arabalarını yakan, yıkan, oradan geçen tesettürlü kadınlara, oradan geçen sakallı Müslümanlara hakaret eden o insanlar uzaydan gelmedi.
O insanların da tebliğe, o insanların da dinle tanışmasına ihtiyaç var, vesile olması gerekiyor. Biz onu bırakacağız, etrafımızı bırakacağız. Örneğin Bursa'da gezi olaylarında günlerce insanlar yürüyüşler yapıp, heykelde oturma evleri yapıp, sabahlara kadar içtiler, çaldılar, oynadılar. Yoldan gelen, geçen, muhafazakar kesim olarak görünen insanlara sarkıntılı gelip, rahatsız ettiler.
Demek ki daha anlatılacak, konuşulacak, koşulacak, yürünecek çok yol var. O yüzden evet, insanın bu noktada evine silah alıp cihat etmesi varsa böyle bir nokta evla. Bunu o kimsenin kendi başına yapması dini olarak mümkün değil. Darül Harp imamı gerekir Hanefi'ye göre. Bunun örnekleri var, hiçbir Müslüman kendi başına gidip de bir müşriyi katletmemiştir.
Mekke döneminde böyle bir şey yoktur. Medine döneminde vardır. Medine'de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin emriyle vardır. Emirsiz değildir. O yüzden Hanefiler muhakkak bu meselenin üzerinde dikkatli dururlar. Darül Harp'te de olsa bir kimsenin Darül Harp imamın fetvasıyla bunu yapabileceğine inanılmaz. O yüzden bu noktada Hazreti Mevlana'nın anlayışı da bunun dışında bir anlayış değildir. Bütün Sufilerin anlayışı da budur. Bütün Sufiler eğer devlet söz konusuysa Osmanlı ile beraber cihatlara katılmaya gayret etmişler. Hatta şeyhlerin gazi ünvanını alması önemli bir unsur olmuş. Şeyh Efendiler Osmanlı döneminde katılabilecekleri bütün gazalara dervişleriyle beraber katılmışlar.
Ve ölenler şüheda şerbetini içmiş. Geriye dönenler de gazi ünvanıyla geri dönmüşler. Sufilerin bu noktada durduğu nokta şudur. Eğer ki söz konusu olan Kur'an, Sünnet, Vatan, Millet ise bu noktada savaşılması gerekiyorsa en ön safta savaşırlar. Bu savaşın hukuki, sünni olabilmesi için yavaşlı bir devletin ya da bir Darül Harp imamının olması gerekir.
Hukuki olabilmesi için. Eğer ki bu noktada Müslümanların kendi yaşamış olduğu topraklar herhangi bir kafir tarafından tasarlı taltına alınacaksa, bütün Müslümanların orada savaşmaları farzayır. Bütün Mevlevi dergahları güçlerinin yettiğince Osmanlı'da savaşa katılmaya gayret etmişler. O yüzden bu meselede her dergah, her tekke üstadının hükmüne bağlıdır.
Mevlevi dergahlarının içerisinden herhangi bir Mevlevi üstadı bu meselede farklı bir iştahat ediyorsa onu bağlar, Mevleviliği bağlamaz. Bu noktada da bizim duruşumuz bizi bağlar. Başka bir Mevlevi dergahını da bağlamaz. Diyeceksiniz ki farklı farklı iştahat edenler olabilir mi? Olabilir. Bizim bu noktada eğer söz konusu olan Kur'an, Sünnet, Vatan milletse, bizim için birinci derecede olan durum odur.
Savaşılması gerekiyorsa, bu noktada böyle bir vazife çıktıysa biz seve seve yürürüz. Bu noktada hiçbir sıkıntımız yok. Ama asıl cihat, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis şeridine göre nefsiyle olan cihattır. Çünkü savaş meydanında galimet için, rütbe için, makam için, mevki için, para için, man, mülk için savaşanlar asla ve asla cihat etmiş sayılmazlar. Birkaç gün önce internette Mustafa İslamoğlu'nun bir videosuna rastladım. Mevlana Geraitin Rumi ve Bedi'nin Zaman Said-i Nursi ile ilgili onlar için kullanılan Mevlana ve Bedi'nin Zaman isminin yanlış olduğunu ve Allah'ın özelliklerini, ismini taşıdığı için bu insanlara bu isimle hitap etmenin doğru olmadığını söyledi.
Bu konuda kafama takıldı demiş kardeşimiz. Hz. Mevlana, buradaki kasıt Mevlana'nın kulu manasında. Hz. Mevlana'ya sadece Mevla dense, o zaman diyeceğiz ki, ee ya bir sıkıntı var. Birisine sadece Allah demek gibi.
Ama bazı şeyler vardır, kasıt o değildir. Mesela işte birisine Semih deniliyor yani. Aslında Semih Allah'ın sıfatı. Rahman Allah'ın sıfatı. Rahim Allah'ın sıfatı. Eee burada da normalde meseleyi bu gözle bakıp bu noktada böyle değerlendirmek biraz herhalde oradaki alıyı, anlayışı kavramamak gibi nitelendirilmez sonuçta İslamoğlu için.
Ama İslamoğlu için ben şahısların üzerinde çok konuşmak istemiyorum. İslamoğlu'nun götür çıkışları var. Bu böyle dışarıdan baktığınızda sanki o çıkışları doğruymuş gibi algılanıyor. Dışarıdan bakıldığında çıkışları sanki ilmi noktada önemli bir yermiş gibi kabul ediliyor. Üzerinde çok konuşulması lazım.
Evleneli 10 yıl oldu. Eşim işinde yükseldikçe demin çerçeveden çıkıyor. Namur şeyler yapıyor. Bana da relax ol diyor. Ama ben rahatsızlıyım ve mutsuzdum. Eşim rahatsız olmama bile kızıyor. Akşamları geç geliyor. Hafta sonu işe gidiyorum diye elden çıkıyor. Saçını aç dedi, açtır. Giyimimi değiştirdi. Ben bu evlilikte nasıl davranmalıyım? Bilginize, fikrinize ihtiyacım var. Lütfen aydınlatın iki çocuğu var. Bir erkeğin bir bayana, eşine veya herhangi bir kimseye, herhangi bir kimseye Allah'ın men ettiği bir şeyi emretmesi, Allah'ın men ettiği bir şeyi söylemesi, dinen mümkün değil. İnsanların birbirlerine olan itaati, birbirlerine olan dinlemesi, birbirlerine olan bağlılığı, Kuran ve Sünnet çerçevesinde olmalı.
Bir erkeğin hanımına başına aç deyip de aç demeye hakkı yok, dinen, kadının da bu noktada onu dinlemeye hakkı yok. Erkeklerde göğüs, bacaklardaki kılları almak ve kesmek günah mıdır? Bu fıtrata aykırı, erkeklerin fıtrat olarak Hazreti Peygamber Sadullah ve Selam Hazretlerinin koltuk altı ve etek tıraşı bu noktada onları yolmak fıtridir. Erkeklerin göğüslerini, bacaklarının kıllarını yılması, yolması, onları tıraş ettirmesi, aldırması fıtrî değildir. Sakalı dahi kesmek Darülislam'da fıtrî değildir. Bir kimse Darülislam'da sakalını keserse, sünnet-i seneyi açıkça, sünnet-i seneyi açıkça ihlal ettiğinden, reddettiğinden Allah muhafaza eylesin, günah-ı kebahine girmiş olur.
Darül harfte ise, bırakabilenler mümkün olduğunca bırakmaya gayret edecekler. Sakallarınızı bırakınız, bıyıklarınızı kırpınız. Sakal bırakmak, Hazreti Peygamber Sadullah ve Selam Hazretlerinden Adem Aleyhisselam'a kadar bütün peygamberlerin sünnetidir. Kız kardeşin yedi haftalık gibi, doktorlar doğumun gerçekleşmesi halinde yüksek ihtimalle çocuk engelli olabilir demiş.
Doğumun almaya zararı yok, ne yapalım demiş. Bu noktada Hanefiler ruh ürleninceye kadar bu tip meselelerde çocuğun alınmasına, yani kürteca müsaade etmişler. Hanefiler diyorum bakın. Ama bu annenin hakkıdır. Ya da İslam devletinde, İslam devletinin hakkıdır. İslam devleti, çünkü kendi tebaasının aklından da sorumludur. Kendi tebaasının sağlığından da sorumludur. O yüzden devlet bu noktada hüküm çıkartabilir, nesli sağlam olması için. Veyahutsa bu noktada devletin değişik, hani başka bir çocuğu varsa, değişik bu noktada fetvalar çıkabilir. Ama velakin Hanefi hukukası özellikle söylüyorum, bu tip problemli meselelerde kürtaşa müsaade etmişler.
O da ruh ürleninceye kadar. Ebu Hureyre Efendimiz, muhakkak ki Allah sizin için üç şeye razı olur. Üç şeye razı olmaz. Razı oldukları sadece Allah'a kulluk edip, ona şirk koşmamak. Hep birlikte Allah'ın dinine sımsıkı sarılmak. Allah'ın emrinde olan yöneticiye itaat etme. Sizden olanları, razı olmadıkları boş söz, faydasız soru sormak. Bunların hepsini tek tek açmanızı siz de istirham edeceğin, hakkınızı helal edin. TC içinde bulunduğu dün, artiften anlayamadım. Anlayabildiğim yere kadar bu son noktayı anlayamadım, hakkınızı helal edin.
Sadece Allah'a kulluk edip, ona şirk koşmamak. İyyâken hafidü ve iyâken estayin. Ancak ona ibadet etmek. Ve bu noktada ancak vakit, ancak ona ibadet etmek. İnsanların sadece ve sadece Allah'a ibadet etmesi. Bu noktada. Gerika ikincisi, hep birlikte Allah'ın dinine sımsıkı sarılma. E bunu zaten açıklayacak bir şey yok. Herkes Kur'an ve sünnette sımsıkı sarılacak. Bunu böyle Kur'an ve sünnet diyorum, sanki imamların iştahını terk ediyormuşum gibi algılanıyor. Kısaca öyle söylüyorum. Yoksa imamların iştahını terk ettim filan veya imamların iştahını reddettim aklımıza gelmesin.
Sonuçta din, Kur'an, sünnet, icmai ümmet. Üç, Allah'ın emrinde olan yöneticiye itaat etmez. Sizden olanlara. E bu zaten ayet-i kerime ile sabit. Allah'a itaat edin, resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Razı olmadıkları boş söz, boş söz, malum. Kur'an ve sünnet dairesinin dışındaki sözler. Faydasız soru sormak. E soru sormak, bazen boş söz söyleyenler boş soru sorarlar. İsraf etmek, israf etmeyi de biliyorsunuz zaten. Bu ne bunu tam burada da var. TC bulunan cemaat liderleri ve de sufiler. Bütün Müslümanlar için de bulunduğumuz bu ortamda ve de gelecekte nasıl davranmalı? Yaptıkları hatalar vatanımıza, milletimize ve dinimize nasıl zarar verebilir?
Yaptığımız hatalarını nasıl telafi edebiliriz? Bize anlatabilir misiniz? Bütün herkes hata yapar, bütün herkes kusur işler, bütün herkes eksik, yanlış, farklı iştahat edebilir. Müslümanlar kendi içlerindeki hata ve kusurları örtmeyi, birbirlerinin hatalarını, kusurlarını bu noktada örtmeyi, birbirlerine yapabiliyorlarsa nasihat etmeyi, bu noktada birbirlerinin zararlarını en azar çekmeye gayret edecek.
Bu ama gerçekten çok zor şu anda. Bu kardeşlik tesis edilmekte çok zorlanıyor insanlar. Müslümanların bu noktada gerçekten eksiklikleri var. Hepimizde var bu. Müslümanlar birbirlerine karşı yumuşak değiller. Müslümanlar birbirlerine karşı af yolunu tercih etmiyorlar. Herkes büyük bir tafgirlilik içerisinde. İşin içerisine her şey giriyor. En önemli nokta şu, yani Müslümanlar birbirlerine nasihat etmektense birbirlerini kırmayı daha iyi beceriyorlar. Birbirlerinin hatalarını, kusurlarını örtmektense onları meydana çıkarıp daha fazla rencid ediyorlar. Gönül arzu ederdi ki kolumuzu kırmasın kimse.
Bu noktada kolumuz, kanadımız kırıla kırıla, biz karşımızdaki kolumuzu, kanadımızı kıran kimseye karşı artık, bütün ben Türkiye'deki bilhassa Müslümanlar da artık böyle hani, birçak kemiğe dayandı denir ya, birçakın kemiğe dayandığını görüyorlar. Artık Müslümanlar aldatılmaktan, kandırılmaktan, yaralanmaktan, ötelenmekten, itelenmekten, artık Müslümanlar hikmet var deyip, değişik alevereli, dalevereli oyunlara düşmekten bıktılar.
Bu son olaylar, son hadiseler, Müslümanların bıktığını, Müslümanların kardeşlik adına artık bunları daha fazla çekebilecek, götürebilecek, sabırlarının ve hoşgörülerinin kalmadığını gösteriyor. Mesela gündemde herkes şimdi, işte Zaman Gazetesi, Bugün Gazetesi, Samanyolu, Bugün TV gibi, cemaatın basın yayın organları olarak nitelendireceğimiz, noktalara gözünü dikti.
Artık oradan gelecek olan bütün her şey, Müslümanlar böyle karşı bir duruşta duruyorlar. Aslında, yani bunu böyle analiz etmek istemezdim ama, cemaat hiç tahmin etmediği bir karşı duruşta karşı karşıya kaldı. Ve bu, onları otomatikman grogi durumuna düşürdü. Ne yapacaklarını bilemediler. Zannettiler ki, Türkiye'deki Müslümanların büyük bir çoğunluğu, büyük bir çoğunluğu, bu meselede onların arkalarında safta duracaklar. Ama Türkiye'deki Müslümanların büyük bir çoğunluğu, onların arkasında durmadı. Ve acı gerçek, onlar Türkiye'de kel aynak kuş gibi mes meydanda kaldılar. Bu benim analizim. Aslında cemaat bu kadar net çizgilerle, arkasındaki, arkasında hiç kimsenin kalmayacağını tahmin etmiyordu. Bu, onların tahmin etmedikleri bir nokta oldu.
Ve grogi durumunda kaldılar. Böyle yumruklarını atarken, hani grogi durumundaki bir boksör, neyi nereye vurduğunu bilemez ya, grogi durumundadır. Aynı şekilde neyi nerede vuramayacak hale geldiler. Ne tarafa yumruk savurduklarının farkında değiller. Bir tarafı merhamet ediyor. Bu noktadaki bir kimseye alın, alının köşesine oturtturulur. Bu noktadaki bir kimseye soğuksa atılır. Bir boksör olarak düşünürseniz. Onu sahadan, ringten çekilinir. Ama kulübün başındaki ringten çekileceksin diye uğraşıyor. Ama altındakiler ringte dövüşeceğiz diye, kavga edeceğiz diye uğraşıyorlar. Bu acı bir şey. Ama kader artık alını mı görüyor?
İşin içinden nasıl çıkacağız bu noktada? Kadere bağlayacağız. Ama velaki, sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır diyor. Bu hoş bir şey değil. Bir aileler bölünüyor. Oğlan cemaatta, baba cemaatta değil. Kız cemaatta, baba anne cemaatta değil. Gelin cemaatta, adam başka bir cemaatta. Adam cemaatta, gelin cemaatta değil. Bu gerçekten evlere ateş düştü. Bir taraftan da şu var yalnız. Artık Müslümanlar, şuurlanmışlar. Önceden böyle bir şey olduğundan bütün herkes örterdi bunu. Su üstüne çıkmazdı. Bunu eleştirmezdi fazla. Bu pek böyle gazete köşelerinde yazılara, pek buralarda konuşulacak bir şey değildi. Ama şimdi gazete köşelerinde şakır şakır yazılıyor.
Herkes, her şeyi döküyor ortaya ve herkes her şeyi döktükçe farklı bir sayfa açılıyor. Farklı sayfa açıldıkça artık Müslümanların eski Müslüman olmadığı, insanların eskisi gibi hikmet vardı deyip örtmediği meydana çıkıyor. Bunu farkındaysanız 4-5 yıl önce bu tip mevcutlarda tespit ediyordum. 28 Şubat'tan sonra bu tip şeylerin olamayacağını söylüyordum. Çünkü 28 Şubat Türkiye'deki İslami duruşun, İslami hareketin, İslami yolun dönüm noktasıydı. 28 Şubat'a evet diyenler, 28 Şubat'la barışanlar, 28 Şubat'la barışanlar, 28 Şubat'la kol kola girenler, 28 Şubat'ın ekmeğine yağ sürenler, bunları insanlar ayrıştırdılar, bunları gördüler.
28 Şubat bunları gösterdi insanlara. Ve 28 Şubat'tan sonra oluşan dini topluluklar kendi garplarını alınırlarken, 28 Şubatçılar, yani destekleyenlerle 28 Şubat'a karşı duranlar olarak saf bölünmesi yaptı. Şimdi, 28 Şubat'a destek verenler ve 28 Şubat'ta kol kola dolaşanlar, daha neler çıkacak Türkiye'de? Sizin kendilerini radikal, İslamcıymış gibi gösteren bir kısır cemaat ve cemiyetlerin arkasında 28 Şubatçıların olduğu, bunların bir kısmının arkasında uluslararası güçlerin olduğu, bunların bir kısımlarının arkasında uluslararası,
ne o liberellerin uluslararası, uluslararası, bunu açık açık söylüyorum, uluslararası, Amerika'nın şahin kanadının bulunduğunu önümüzdeki günlerde göreceksiniz. İslam dünyasının içerisine farklı parçalanma yolları koyuyorlar. Sanki asıl İslam onlarmış gibi, asıl İslam bir başkasıymış gibi, asıl İslam filanca cemaatmış gibi. Öyle oldular ve öyle oluşumlar var, bunlar fitini çekilmiş, tabiri caiz gibi çekilmiş el konması gibi. Önümüzdeki günlerde, önümüzdeki günlerde bunun, bunların medya yoluyla, değişik yollarla meydanlara sürüldüğünü göreceksiniz. Bunların ayak seslerini gezide gördünüz. Bunların ayak seslerini 28 Şubat'tan sonra ve 28 Şubat'tan önce ben gördüm.
Bunlar uluslararası güç odaklarının elinde. Bir kısmı bunun farkında değil. İsim zikretmiyorum. İsim zikretmeyişimin sebebi, fitne çıkmasını önlemek için. Bunlar uluslararası güç odaklarının emrindeler arkalarında. Bunları Mısır'da görmeniz mümkün, Filistin'de görmeniz mümkün, Sudan'da görmeniz mümkün. Bunları Libnan'da, Libya'da görmeniz mümkün. Bunları Türkiye'de görmeniz mümkün. Bunları burada görmeniz mümkün. Bunlar Kur'an sünnet dairesinde dahil olsa tasavvufa karşılar, Kur'an sünnet dairesinde de olsa bir cemaat yapılanmasına karşılar. Bunlar Kur'an ve sünnet dairesinde bir strateji güden herhangi bir topluluğa da karşılar. Bunları Suriye'de görmek mümkün.
Suriye'ye gittiğimde gördüm. Bunları Irak'ta görmek mümkün. Bunlar ayrı bir uluslararası güç bunların peşinde. O yüzden önümüzdeki günler bu noktada daha da böyle kaosatik, kaosa uygun. Önümüzdeki günler daha böyle karışıklığa uygun günler. O yüzden kimseyle çatışmayın. Kimseyle din kavgası yapmayın. Hiç ummadığınız insanlar bu tip güçlerle, bu tip insanlarla dirsek teması ile bulunabilir. Hiç ummadığınız insanlar bu tip insanlarla bağlantı kurabilir. Hiç ummadığınız bir yerde, ummadığınız noktada, ummadığınız bir şeyle sizin karşınıza çıkabilir. Bunları 28 Şubat'ta gördüm ufakir. Burada eski arkadaşlar 28 Şubat'ta bu tip oyunları gördüm.
Sakın ha! Din tartışması yok. Sakın ha! Müslüman bir kardeşinizle tartışma. Bir kimse la ilahe illallah dedi. Sen onunla din kavgası yapma. Bir kimse la ilahe illallah muhammedan Resulullah dedi mi dedi. O senin kardeşin. Bırak! Hangi cemaate, hangi tarikata, hangi şeyhe gidiyorsa gitsin. Kur'an ve sünnet dairesinde bir doğru biliyorsan anlat, nasihat et. Önce yaşa, sonra nasihat et. Tekrar tekrar. 28 Şubat'ta beni kafirlikle suçlayıp, milleti sokağa dönmemekle suçlayıp, beni insanları kandırmakla, uyutmakla suçlayan insanlar 28 Şubat'tan sonra 28 Şubat sürecinde beni içeri aldıklarında beni sorgulayanların arasında gördüm.
Sen cemaati uyutuyorsun. Tasavvuf eli cemaati uyutuyor. Siz İslam değilsiniz, siz kafirsiniz, siz müşriksiniz, siz sufi ehlisiniz, sizin Kur'an ve sünnete aykırı halleriniz var deyip, benimle din tartışan kimse ya unuttu, ya unutturuldu. 28 Şubat'ta içeri girdimde beni sorgulayanların arasındaydı. Selefiler gibi sakalını aşağı kadar bırakıp, benimle din tartışan insan, 28 Şubat'ta beni sorgulayanların içindeydi.
Ben sorgunun üçüncü günü elini omuzuna koydum, Allah sana unutturmuş, baktım ona, filanca yerde bir şey gibi konuşmuştun, hatırladın mı dedim, kaldı bana. Dikkat edin. Benim meşhur bir tezim vardı. Bir kimse dinini açıkça yaşasın, dini görüşlerini açıkça söylesin. Cemaati, tarikatı söylemleri, eğer cemaati, tarikatı söylemleri şeffaf değilse, bilin ki onun içerisinde bir hainlik vardır. Bilin ki onun içerisinde uluslararası güçlülerin ciri tatlı bir şey vardır.
Hiç çıkarmayın. Bunu kafamıza. Benim bu sözlerim yanı başınızdaki kimsenin sizi sattığını görebilirsiniz. O yüzden geçen cumartesi sohbetini unutmayın. Sizin dininiz Adem'den itibaren İslam. Siz bin dört yüz yıllık bir dine müntesipsiniz. Siz bin dört yüz yıllık bir yola müntesipsiniz. Sizin yolunuz değil, yüz yıllık değil, iki yüz yıllık değil. Sizin yolunuz Adem'den. Siz Müslümansınız.
Biz Müslümanız. Bizim kitabımız Kur'an. Bizim uyuyacağımız ikinci nokta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azretlerinin sünneti. Üçüncü nokta imanların iştahı. Biz imanların iştahına uyarız. Birisi kakar bize. İmanların iştahına uyduğunda olmaz. Biz ona deriz ki bu da demek ki bir mezhep sahibi.
İslam oğluyla konuşmadım. Müminin kardeşidir. İslam oğlu hangi mezhebe tabi olduğunu söylesin bize. Açıklasın. İslam dünyasına. Biz İslam oğluyla alakalı konuşalım. Kater'le alakalı meselelerini konuşsun açık açık. Konuşuyor. O konuşulanlara cevap yazıyorlar insanlar. O cevapları olan cevaplarına bir cevaplasın. Biz de söylediklerini talem alalım. Tekrar söylememe gerek var mı? Biz Müslümanız. Biz Kur'an ve sünnete, icma-i ümmete bakarız. Biz Sufiz. Bizim Sufiliğimiz ihsan hadis-i şerifine dayanırız. İman nedir?
İslam nedir? İhsan dururuz. Bizim Sufiliğimiz farzları yerine getirmekle en güzel işi yapar. Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. Allah da onu sever. Bizim Sufiliğimiz bu hadisi kutsiye bakar. Aman kardeşler dikkat edin. Gaza getirenler çok olur. Kurtlar puslu havayı sever. Dışarıdan operasyon yapmak isteyenler sizin üzerinizden operasyon yapmasınlar.
Operasyon yapacak olanlar şeffaf, bakın şeffaf tarikatları, cemaatleri kullanamazlar. Operasyon yapacak olanlar şeffaf olmayanları kullanırlar. Çünkü şeffaf olmayanların, şeffaf olmayanların veremeyecekleri hesapları vardır. Şeffaf olmayanların veremeyecekleri hesapları olan güçlerin elrindedir onlar.
Onlar bir taraflarına yakalamışlardır onları. derler ki böyle yapacaksınız, onlar da öyle yaparlar. Allah'a mahafaza edersin. O yüzden kıymetli dostlar, mevzu mevzudan geçti, hakkınızı helal edin. Günümüzde doğum kontrolü için kullanılan haf vesaire gibi uygulamalar için görüşünüzü öğrenebilir miyiz? Dinimizde doğum kontrolü var mıdır? Hanefiler bu noktada, hani sahabeler, bunu böyle açık açık konuşayım, Hanefilerin delil aldığı noktayı görün. Sahabeler azil yaparlar ya, azil yapmak erkeğin dışarı boşanması. Hanımının müsaadesiyle. Çünkü azil hanımı müsaade etmezse yine olmaz. Hanımının müsaadesiyle erkeğin dışarı boşanması azil yapmasıdır.
Buna Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu yasaklamaz. Bunu yasaklamadığından dolayı Hanefiler gebelikten önce doğum kontrolüne müsaade etmişler. Bunu ölçü alarak da, bir kısmı da şunu diyor, Hanefilerden değil, bazıları diyorlar ki doğum kontrolü yoktur. Öyle de değil, azil meselesi orada duruyor çünkü. Allah muhafaza eylesin. Bayanların araç kullanması dinimizce caiz midir? Bu noktada erkeğe benzememe kaydı vardır. Hanımların ata binmesine, deveye binmesine, merkebe binmesine, çift sürmesine karışmamış İslam. Burada normalde kadınlar böyle erkek gibi araba kullanacağımdan nasıl uygun olmaz?
Tedbir amaçlı din kitaplarını yırtıp yakmak doğru mudur? Ne? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri darülharbe Kur'an'ın, Musab'ın götürülmesine müsaade etmezdi. Darülharbe Musab götürülmeyebilir. Ama ve lakin din kitaplarını yırtıp yakmak tedbir amaçlı kimden? Ha demek ki böyle bu tedbire çok uyan bir cemaat var. Onlar uyuyorlar, onlar mı yakıp yıkıyorlar bilmiyorum. Çok katılabileceğim bir şey değil. Namaz kılarken Allah hızası için diyoruz. Bunun yerine Allah aşkı için niyet edebilir miyiz? Allah için olsunlar. Bir insanın yalnızken derince ibadet edip başkalarının yanında sığ yapması, rüya, kendine yaptığında verip veriştirip başkalarının yanında özetip bezenmesi şirk kabul edilmiştir.
Kırık testi diye bir yazı okudum. Kafam çok karıştı. Bu sözü açıklar mısın? Yazına sorun sağla. Sevmeye çalışmak diye bir şey olur mu? Birisi irade ile sevebilir mi? Aşık olabilir mi? Neden olmasın ki? Ev işi yaparken veya yolda yürüyünken sohbet açıp yürüyorum. Bu doğru mu? Harika. Rüya görmek için yatılmaz demiştiniz. Ben her gece rüya görmek için yatıyorum. Yanlış mı yapıyorum? Evet. Her gelin okuyorum.
Okuyun. Beklemek çok zor. Sabretmek çok zor. Bekletilmek çok zor. Bu şarkı gibi olmuş. Sevdiğimin cahinesini bekliyorum. Sabretmek, emekleyip yürümek yerine direkt koşmak, uçmak nasıl olur? Yapabiliyorsan durma. Biz Allah'ı zikrederken, Allah da bizi zikrediyorsa bunu idrak edemiyorum. Bu nasıl olur? İdrakin açılır inşallah. Nefsim kendimi bir yerlerde gösteriyorum. Bunu engelleyemiyorum. Bunu nasıl düzeltelim? Hakkıyla sana kulluk edemedim ya amal. İçimizdeki gizli düşmanlığı nasıl yok ederiz? Dost olmakla. İki kardeşten zengin olanın, fakir olana bir kısım malını sözle verdim demesinin ardından bir sene sonra geri alsam iyi olacak diye söylemesi durumunda malını geri esleme hakkı olabilir.
Birisi bir sahabeye bir para tasadduk eder. O parayı tasadduk ettikten sonra bir müddet sonra geri ister. Geri isteyince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine bu mesele gelir. O geri isteyene Hazreti Peygamber Efendimiz der ki şuraya tükür, tükürür o. Hadi şimdi tükürünü geri alır. O da der ki ya Resulallah bu geri alınır mı? İşte verdiğimde böyle geri alınmaz der. Bir bankada müfettiş yardımcısıyım dinimizce uygun mudur ne yapmalıyım? Kıymetli dostlar bankada müfettiş yardımcısı olmakla diyanette müfettiş yardımcısı olmanın bir farkı yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gayretli demokratik hukuk sistemi olarak tanımlanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de veyahut da benim gidip bir iş yerimde çalışmam ile bankada çalışmam arasında çok bir fark yok.
Bunlarda fark görmeyin. Bir devletin sistemi eğer İslam değil ise oradaki insanların hepsinin kazancında devletin bütün kazancının payı vardır. devlet fainden dalıyor, genel evinden dalıyor, işte ne bileyim bardan dalıyor, meyhaneden de alıyor, sazaneden de, cezaneden de vergi alıyor, devlet bunlarla beraber hepsine maaş ediyor, değişik yatırımlar yapıyor. O yüzden hepimizin kazancında, hepimizin yediğinde, içtiğinde bunlardan ortak pay var. O yüzden yerken içerken, yarabbi helalından deyip, yiyeceğiniz, içeceğiniz her gün törbe edeceksiniz. Kişi harama bulaşmadan helal daire de nasıl sevebilir, Allah için sevmek nasıl olur? Harama bulaşmak bir kimsenin nikahlı olmayan bir kimseye karşı, nikahlı olmadığı bir kimseyle onunla ilişkiye girmesidir.
Yoksa zayıf hadis olarak nitelendirir bazı hadisçiler, bir kimse içindeki sevgiyle, birisine olan muhabbetle sevgiyle ölürse, o şehittir, bunu hiç kimseye söylemezse, diye bir hadis şerif vardır. Bazı hadis yorumcuları bunu zayıf hadis olarak yorumlar, ama belaket, o kimse hiç kimseye bunu söylemeden ölürse, şehit hükmünde sayılır. Bazen içim çok daralıyor ve birkaç saat geçmiyor. Böyle durumlarda ne yapmalıyız? Allah'ı çokça zikret. Uzaktaki kardeşler gördükleri rüyaları sizinle paylaşmak istediklerinde ne yapmalıdır? Yanınıza gelene kadar beklememiz mi uydurdu? Ben de bazen kendimle görüşemiyorum, benimle görüşebilirlerse anlatsınlar. Ya da burada dinleyen kardeşler var, onları anlatabilirler.
Bir konuda haksızlığa uğradığım zaman her şey Allah'tandır deyip durumu kabullenmeli miyim? Yoksa hakkın olduğunu düşündüğüm şeyin peşine mi düşmeliyim? Ben peşine düşerdim. Geçmişte işlediğim ve hep tövbe ettim bazı günahlarım var ki çok sık aklıma geliyor, içim acıyor. Tekrar tövbe diyorum, bu durumda ne yapmalıyız? Tövbeye devam. Nişanı olmadığı halde yüzük takmak caiz midir? İnsanları aldatmış oluyor muyuz? Haram mıdır? Evlenmemek için böyle bir yüzük takmak uygun değil evliliğe karşı. Ama şunu olabilir. Yani ben bir müddet evlenmek istemiyorum. O yüzden işte bir yüzük takayım da millet gelmesin. Kendimi örteyim. Bunu normalde haram olarak görmüyoruz.
Ama ve lakin olmasa daha iyi olur. Peşime olan sevgim davranış ve düşüncelerime çok yansıyorum. Kendimi Allah'ı düşünürken buluyorum. Bazen bazen de sizi çok düşünüyorum. Mesela elimde olmadan diğer zamanlarda da dalıyorum sizi düşünmeye. Birini sevmenin sınırı. Sınır Kur'an'a sürme. Sevmekle alakalı. Eğer ki bir kimseden bir menfaat bekleniyorsa bu sevgiyi Allah muhafaza edersin. Allah için olmaz. Eşimle dini nikahımız kıyılırken Allah affetsin.
Daha İslam olmamıştım. Resmi nikahımızdan önce olmuştum. Nikahımız kabul olmuş mudur? Neden olmasın ki? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem herhangi bir insanın rüyasına girer mi? Girer. Hocam anne babadan habersiz, talip ile konuşmak ne kadar doğru? Anne babanın haberiyle haberi verirseniz uygun olur.
Allah bir dervişi bir hatasından, bir kusurundan, bir hedefsizliğinden dolayı böyle güzel mescitlerden soğutur mu? Ayağını bu mescitlerden keser mi? Neden keskin ki? Burası af yeri. Hz. Mevlana'nın oğluna öldüğünde ondan imam veya müezzin olmaması mı söylüyor? Bu tavsiyeyi umuma yazdığımızda imam ve müezzin eksikliği durmaz, durulmaz mı? Bu tavsiyenin sırrı nedir? Muhakkak Hz. Mevlana Celaleti Ruhu Hazretleri bu noktadaki tavsiyeleri kendi yaşadığı zamanı bağlar. Birinci derece. Ama bunu tevil veya tefsir edebilir insanlar. Birisi kalkıp bu imam ve müezzin olma noktasının bugün de kendi kendine uyabilir. Herkes Hz. Mevlana'nın tavsiyesini uyacak diye bir kaide yok.
İki devlet adamlarının çocuklarıyla arkadaşlık yapılmamasını buyuruyor. Peki bugün ayrımcılık veyahut da ön yargı çerçevesinde girmiyor mu? Bu tavsiyelerin sırrını açıklar mısınız? Sufiler devlet erkanıyla samimi olmayı, sufi hayatları boyunca çok hoş görmemişler. Hani böyle zenginlerle dost olmayı, samimi olmayı, devlet erkanıyla samimi olmayı, onlarla dost olmayı çok kendilerince uygun görmemişler.
Buradan uzak durmuşlar. Ben hala da bu tavsiyeye uyulmasından yanıyorum. İşlerim rast gitmiyor, günahlarımdan dolayı mıdır ne yapamayayım? Hz. Ali Efendimiz'in sözünü tut, tövbe et. Kazi Hasen yapmanın fazileti nedir? Harika bir dervişin seyri sülüğü ne zaman başlar sülüğü başlayan dervişin sülüğü bulunduğu şeyhi mütevamatı.
Bunları çok konuşuyorum. Arkadaşlar, bir kimse sülüğü yoluna girdi. Kendince seyri sülüğü başlar tasavvuf noktasında. İlk kaldırım sorumlusunu aldığınızı söylemiştiniz. Yeni görevli abi atıfınız mı bu abiyi tanıtırsanız mennum oluruz. Öyle bir şey mi yapmışım? Bugünkü Akit gazetesinde GFR ve Muğul tarikatı ve Gülen müşterisinden bahsediliyor. 17 Aralık operasyonunun bu üçlü grup tarafından yapıldığı söyleniyor. GFR ve Muğul tarikatı kimdir? Gülen hocamın bunlarla ne iş olabilir? Görüşlerini lütfeder misiniz? Bilmiyorum ki.
Kimin ne iş var kimle? Kardeşler, bu tip meselelerde bir şey olacak elimizde. Mesela ben böyle olmaktansa herhangi bir şeyde bir belge olursa o belgeyi konuşmakta fayda var. Şimdi kurt dumanlı haveyi severmiş. Bu tip meselelerde dikkatli davranıyor. Ben tweette değişik yazılar paylaşıyorum. Belge konuşuyorum. Belge. Bakıyorum belgeyi koyuyorum tweete. Belgesizse o zaman söyleyecek hiç kimsenin sözü olmaz. Bu haber okunabilir mi? Okursun.
Ama bunun üzerine yorum yapmak için elimde belge olması var. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Çin, Rusya bunlar İslam dünyasının üzerindeki değişik tarikat, cemaat, değişik görüş, düşünce, fikir gruplarını etkilemeye çalışıp kendi amaçları doğrultusunda kullanmak isterler. Benim kendimce bir tezim vardı. Benim kendimce bir tezim vardı. Ben derim ki Orta Doğu'daki, Orta Doğu'daki bütün cemaatler ve cemiyetler. Biz büyükler için söylüyoruz. Biz böyle küçük bir cemaat. Bizim küçük bir cemaat. Bizim kendimiz için, bizim için söylediğim bir şey değil bu. Büyük cemaatler, büyük tarikatlar, büyük oluşumlar. Bir, ya kullanılırlar, yani yönetilirler, ya da yönlendirilirler.
Ya yönetilirler, ya da yönlendirilirler. Başka türlü onun o kadar büyümesine müsaade etmezler. Eğer yönlendiremiyorlarsa, yönetemiyorlarsa lav ederler. Mısır'da Müslüman kardeşleri lav ediyorlar şimdi.
Bakın aç, Suriye'de lav ediyorlar şimdi. Mısır'da Müslüman kardeşleri, Suriye'de ihvani müslümidir. Türkiye'de de milli görüşten gelen o yolu lav etmeye çalışıyorlar. Bir hilal kurun. Türkiye'de milli görüşle beraber gelen, Tayyip Erdoğan'la devam eden bir çizgi var. Bu görüntüde bu. Ön tarafta, ön safta. Bunun arkasında Türkiye'deki sünni olan tarikatlar, cemaatler, cemiyetler var. Bunu açık açık konuşmak gerekirse, milli görüş ve Tayyip Erdoğan çizgisi arkadaki tarikatların, cemaatlerin ön safıdır.
Farkında herkes her şey. Eğer ön saf yırtılırsa, bilin ki arkadaki tarikat ve cemaatleri dağıtacaklar. Cenab-ı Hak kudret eyliğini kuvvetlendirdi şimdi. Şimdi aynı şey mesela Suriye'de ihvani müslümünü Esed'in üzerinden katlediyorlar. Aynı şekilde sünni çizgi olan Mısır'da Müslüman kardeşleri kat ediyorlar. Bu bir sünni çizgi. Türkiye, Suriye, Suriye'nin üzerinden Gazze, Gazze'nin üzerinden Mısır, Mısır'ın üzerinden yürüyün ileri doğru siz. Bir sünni çizgi. Normalde bu sünni çizgiyi kırıyorlar.
Bu sünni çizginin içerisinde en kuvvetli duran ve bu sünni çizgiyi destekleyen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti var. Açık açık konuşuyorum artık. Bir bu bir uluslararası oyun. Eğer Türkiye'deki bu daireyi bu çizgiyi kırarlarsa içeridekiler bilmiyorlar. Başlarına ne geleceğini. Hükümeti yıkıldı. Türkiye'deki Müslümanların başlarına ne geldiğini biliyor Müslümanlar. Şubatçılara karşı duranların başlarına ne geldiğini 28 Şubat'ı derinlemesine yaşayanlar biliyor. 28 Şubat'ta kol kola yaşayan, 28 Şubat'ı kendi sinesinde kabul eder. 28 Şubat'ı destekleyen, yardım edenlere hiçbir şey olmadı.
Onlar kendilerini güçten yana kullandılar. 28 Şubatçılardan yana kullandılar. Şu anda hala da onlarla olan ortaklıkları, onlarla olan birlik ve beraberlikleri devam ediyor. Bu birlik ve beraberlik, bu ortaklık bozulmuş değil. Dünün azmendilerinin yerini alan başka şu anda cemaatler var. Dün onlar azmendiydi. Mevcut hükümetten daha radikal davranıyorlardı. Öyle değiller miydi? Asalar, kafalarında sarıklar, kukuletalar, cübbeler sokaklarda öyle dolaşıyorlardı. Nerede kaldı 28 Şubat'ta onlar? Sarıklarla, cübbelerle dolaşıp insanların dinlerini, bakın insanların dinlerini sorguluyorlardı. İnsanlar normal namazında abdestinde müslüman olan kimseleri kafir olarak nitelendiriyorlardı.
28 Şubat'ta Selefiler vardı, ismini söyleyeceğim. Hiçbir tahrirciler vardı. İsimlerini söyleyeceğim, az önce söyleme dedim. Şimdi söyleyeyim. Bunlar normalde işte ehli tarikatını hepsine itham ediyorlardı. Şimdi gene zuhur etti bunlar. Şimdi gene zuhur etti. Bu çizgi, böyle bir çizgi bu. Bu çizgiyi kırmak istiyorlar. Şu anda bu çizginin arkasında uluslararası bir güç yok. Çünkü Suriye'de Rusya'nın emelleri var. Rusya bu gücün kırılmasını istiyor bu şekilde. Çin bu gücün kırılmasını istiyor. Amerika'nın bir tarafı bu gücün kırılmasını istiyor. Amerika'nın bir tarafı bu gücün kırılmasını istediğinden dolayı şu anda bu gücün uluslararası destekçisi yok.
Uluslararası destekçisi olmuş olsaydı şimdiye bu meseleler halin oldu. Ama bunu kırmak isteyenlerin uluslararası destekçileri var. Bu gücü çünkü İsrail'de kırmak istiyorlar. Bu gücü İran'da kırmak istiyorlar. Bakın bu gücü İran kırmak istemeyin zannetmeyin. Bu gücü İran'da kırmak istiyorlar. Bundan uluslararası arası. Benim gördüm. Yanlış işaret etmişimdir, yanlış görmüşsündür. Katılmak zorunda değilsiniz. Ama oynanan oyun bu beni görürsün. O yüzden dikkat! Namazda okunan sureler anlam değişecek şekilde bozulup okunurlar. O namaz kabul olur mu?
Ya bir kimse kasten bozuk okuyorsa muhakkak namazın farzlarından birisini yok etmiştir o kimse. Namazda Kur'an-ı Kerim okumak, bu noktada namazın içerisinde vaciklerinden kast değil, okuması boş değil. Hiç kimse de bunu kasıtlı okumak zaten. Her hafta bu arkadaş yazıyor. Bunu okumuyorum ben de her hafta. Gene okuyeyim artık yani. Ama bunun yazılmasının bir anlamı yok. Gene usulüne göre devam edecek. Bakın, bir yerde bir derste bir şey yapılıyorsa, onun üzerinde böyle bir şey söyleme koğuş bir şey değil. Bunu geçen de söyledim. Ders yaptıran kimseye karşı saygısızlık bu. İşte zikrin sonunda hep beraber amin dediğimiz duayı sizin yaptırmanız daha mükemmel oluyor demiş.
Feyizli ve tatlı oluyor, Allah razı olsun. Yani burada şimdi bunu söyleyen kardeşe karşı bir saygısızlık söz konusu değil mi? Yapmayın. Önemli olan dua et. Allah demek. Allah'ı zikret. Kimin yaptırdığı değil. Allah muhafaza eylesin. Bütün ömrü din düşmanlarıyla geçmiş bir adamın siyaseti, sanatı veya bir komşumuz cenaze namazı kullanır mı?
Sen biliyorsun din düşmanıysa neden kılacaksın ki? Diğerde bir para buldum, almadım. Annem al dedi. Almak istemedim, günah oldum. Olmadı. Yani geçen hafta uzun diye okuyamadım. Bu hafta daha kısası bu kadardı. Bu hafta dokunmatsam seni önümüzdeki haftaya daha da kısaca beklemeyecek. İnşallah. Kardeşimin hakkını helal etsin inşallah. Gerçekten uzun sorular okuyamıyoruz. Veyahut da işte kendimize zaman yok diyorum. Saatine on birer çeyrek kaldık. Tabii diyebilirsiniz. Ya geç kalıyorsun. Doğru bugün yarım saat geç kaldım. Benim ihtiyalığıma veriyor.
Ben akşam yemeği yediğim zaman böyle bir kendi kendine şey oluyor diyor. Hele böyle ev modu çok böyle akşam yemeklerinde evde çok yemek yiyemiyorum ya. Ev moduna geçince relaks oluyor demek ki. Bugünkü dilde ölemiyorlar. Rahatıyor mu insan? Biraz benimki de öyle oluyor herhalde. Ondan kaydettik. Hakkınızı helal etsin. Evet. E saat on birer de geldik. Şuradan iki sayfa okuyayım. Bu kitabın da bu noktada hakkını vereyim inşallah. Hz. Peygamber'in kendisine gelen kişinin sözlerinden çok edebini öğrenmesine severdi. Sufilik edebtir.
Edeb ise Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmektir. O yüzden sufiler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerini öğrenmekten fazla onun haliyle hallenmeyi severler. Çünkü bir kimse bir bilgi ile donanıp o bilgiyi hayata geçirmezse sufiler derler ki kitap yükünü eşeğe benzeri.
Biz bildiklerimizle amel etmekle mükellef kılındık. Öyle olunca sufiler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenme noktasında yürürler. Bu kırdır. Tasavvufta sır denilen şey veya tasavvufta hakkel yakin noktasında durulması gereken hakkel yakin noktası hal ile hallenmeyi.
O az önce bahsettim bizim sufilimiz ihsan noktasıdır dediğimiz Allah'ı görüyormuşçasına yaşama. Bunun örneği Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerindedir. Veya ikinci hadis-i kudsi de söylediğim o Allah'ı sever Allah da onu sever. O Allah'ı sever. Farzları yerine getirilir, nafilelerle yaklaşır, Allah'ı sever. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman bir kulun Allah'ı sevmesinin hali Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uymasıdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uymak ise onun haliyle hallenmektir. O zaman uymak sadece onun sözlerini ezberlemek değildir.
Bir kimse en bin tane hadis-i şerif ezberinde olabilir. Ama içinden kaç tanesiyle amel ettiğine bakılır. Hadis-i şerif ezberlemektense muhakkak önemli. Bunu önemsiz görüyormuş gibi görmeyin. Ama önemli olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edebiyle edeblenip haliyle hallenmektir. O zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenenler, onun gittiği yoldan ve ciddi istikametten giderler.
O mümin kardeşlerine beddua etmedi. O mümin kardeşlerine lanet etmedi. O müminlerle beraber oldu. O fakirlerle beraber oldu. O Kur'an ve sünnet dairesinde duranlarla beraber oldu. O Allah'ı zikredenlerle beraber oldu. O Allah yolunda koşan, cihad edenlerle beraber oldu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada haliyle hallenmek, her noktada sufiler için hakkel yakin noktasıdır.
Hakkel yakin noktası arıyorsa bir sufi kendinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenecek ki, az önce sorulan bir sufinin seyri sülü ne zaman başlar denme noktası da, bir sufinin seyri sülü, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine, ahlakına, edebine, haliyle hallene başladığında başlar. O zaman sufi için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek zirve noktasıdır. Bazen sorarlar ya, hakkel yakin olmak ne demektir diye. Hakkel yakin olma, hakkel yakin olmanın somut olarak tecediyatı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmektedir. Bakın onun haliyle hallenmek.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin 3 tip sünneti vardır. İnsanlara tavsiye ettiği. Herkese açık et. Bir çıt içeri, etrafındaki yakın dairesine tavsiye etti. Bir çıt daha içeri, kendisinin yaşadığı işleri. Mesela bir insanların birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerinden bir şeyler istemeleri gayet normaldir.
Yoldur, mübahtır. Ama Hz. Ebubekir Efendimiz'e der ki, hiç kimselerin hiçbir şeyi istememeye bana söz ver. Ayakkabının barı da, veya kırbacı da, Hz. Ebubekir Efendimiz, sevesini ıgırdatın, aşağı çöktürün, düşen kırbacını alır. Derler ki, ya Emre'l Müdün'ün bizden isteseydin. Ben dostum ve peygamberim olan Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine özel fiyatlaştım der. Ben mendilip hiç kimselerin hiçbir şey istemem. Aynı şey Ömer-i Cibare Hazretleri içinde. O zaman o, yakın dairesiyle aldığı, yakın dairesine tavsiye ettirdi. Bir başka gelir bedelinin birisi, ona der ki, sen otuz Ramazan oruç tutacağına, beş vakit farz namazını kılacağına, dosdoğru olacağını bana sözler, sana cennete söz veriyor.
Bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bütün herkese söylediği değildir. Kendi içeriden der ki, eğer siz de birisini yapmazsanız helah olursunuz. Bakın bu, daha içeri bir şeydir. Bu, daha içeri bir isimdir. Öbürküne otuz Ramazan orucu söyler. Daha içeride bir kimseye der ki, bir boş bir donu tutar. Bir boş bir donu tutar. Bir başkasına malının tamamını getir demez. Hatta malının bir kısmını verecek olana der ki, çoluğuna çocuğuna bırak. Çoluğunun çocuğunun arkandan sana dua etmesini istemez misin der. Ama Hz. Ömer Efendimiz malının yarısını getirir, ona neden yarısını getirdin demez.
Hz. Ebubekir Efendimiz malının tamamını getirir. Ona neden malının tamamını getirdin demez. Bakın üç tane çizgi var. Ama Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ise, ertesi güne bırakacak bir tek fule kalesi yoktur. O kimsenin kendi mutlisi halidir. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, sufi için, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek. Bir çıt altı, yakın dâredeki ashabının haliyle hallenmek. Bir çıt altı, bir geniş dâredeki ashabın haliyle hallenmektir ki, hepsi de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halidir. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin isterdi ki, etrafındaki ümmet, etrafındaki insanlar onun sözlerini ezberlemekten fazla onun haliyle hallenmek.
Allah bizi onlardan eylesin. Üç ihlaflı Fatiha. Amin. Evvela vizat, fahri kaynağı, sevim mevcudat. Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek. Bu şerflerle. Adem Aleyhisselam'ın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün peygamber ve zişan efendilerimiz mübarek. Bu şerflerle. Bihari yari güzün Ebu Bekir, Sıddık Ömer'i, Faruk Osman'ın zınırlığı, Naliyar Muntaza radallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek.
Evladı Resulullah, Sevdihad-ı Resulullah, Ashab-ı Resulullah, Şüheda-ı Resulullah. İmamız İmam-ı Azim Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Malik, İmam Haberi, İmam Eşyar, İmam Bağdınli. İmam Muhammed, İmam Yusuf, bütün İmam-ı İmam En Hazretlerine kular. Birimiz bir Seyyid Abdülkadir, Geylani, Seyyid Ahmetler, Rusvayı, Seyyid Ahmetler, Bederi, Seyyid İbrahim. Şah-ı Mevlan-ı Celalettin, Rusvayı, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram ve Veysel Karadın, Mahmud-i Dayı, Albet-i Cennet-i Uşak-ı Sümünü, Sühr-i Vadi, Kühr-i Vadi, Şeyh Muhyiddin Arabi, Bütün Piri Piran Hazretleri Mübarek Ruhi Şerplerine, Geçmiş bütün Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına aşikan, sadikan, mühban, ehli iman.
La İlahe İllallah, Muhammeden Resulullah. Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına aşikan, sadikan, mühban, ehli iman. La İlahe İllallah, Muhammeden Resulullah. Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına aşikan, mühban, ehli iman. Allah'a emanet olun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.