mustafaozbag.org

363. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Aralık 2013 · 1:08:55

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Derneğimizde hasbelkader, sevmane gibi kurslarda abilik ve ablalık yapma görevli kardeşler, sizin çizdiğiniz doğrultuda anladığın kadarıyla güzel ahlakı anlatmaya gayret etmektedirler. Fakat çocuklara anlatılan bu ahire, aile tarafından desteklenmediğinde ekilen tohumlar ve meyla vermemektedir.
Bunun yanında çocuklarla alakalı sıkıntılar, ailelerle paylaşıldığında alınganlıklar oluşabilmekte. Bu noktada ailelere düşen vazifeler nelerdir? Abla ve abilerin izleyici yol nasıl olmalıdır? Allah razı olsun. Çocuk yetiştirmek, çocuk terbiye etmek dünyanın en kutsal görevidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cennet annelerin ayağının altındadır derken, bunu Allah-u Alem sadece doğurmak olarak nitelendirmedi.
Eğer bunu sadece doğurmak olarak nitelendirmiş olsaydı doğuran anneler derdi. Bunu böyle dar dairede alırsak, hadis-i şerifi daraltmış ve kısaltmış olur. Allah-u Alem cennet annelerin ayağının altındadır derken, o doğurduğu çocuğu eğiter, o doğurduğu çocuğu Kur'an ve Sünnet dairesinde götüren, o doğurduğu çocuğu dine, imana, İslam'a, vatana, millete, hayırlı bir evlat haline getiren kimseleri kastetmiştir.
Bu manada o çocuğu Kur'an ve Sünnet dairesinde kim yetiştirdiyse, aslında toprak işleyenindir, hadis-i şerifine binaen, çocuğun annesi babası onu yetiştiren olmuş olur. Tabi din birinci derecede çocuğun yetişmesini anne ve babasının üzerine yüklemiş. Anne ve baba bu konuda çocuğunu yetiştirmekte çok titiz davranmalı.
Çocuğunu eğitmede çok titiz davranmalı. Çocuğunun yanında konuşurken, hareket ederken, çocuğunun yanında herhangi bir işle iştigal ederken, olabildiğince titiz, olabildiğince kılık kırk yarmalı. Bu noktada dergahın içerisindeki abiler, ablalar, dergaha gelen kardeşlerin çocuklarını eğitirlerken de kılık kırk yarmalı. Bu gerçekten dünyanın en kutsal mesleği ve işi.
İnsan eğitmek, insanı Kur'an ve Sünnet dairesinde oturtturup, orada yaşatmaya çalışmak ve orada son nefesine kadar bu gayreti gösterirken ona yol göstermek, ona yardımcı olmak, ona destek olmak, Allah-u Alem bütün insanların, meleklerin, cinnilerin yaptığı ibadetten daha ehla bir ibadet. Zaman zaman anne ve babalar çocuklarına karşı şefkat ve merhametleri önde gidip, çocuklarına karşı şefkat ve merhametlerinden kaynaklanan gevşeklikleri önde gidip, çocukların eğitimlerinde, çocukların disiplini bir hayat sürmelerinde belki de çok yardımcı olamıyor.
Bunun yanında dergaha içerisindeki abiler ve ablalar bu meslebede zorluk çekiyorlar. Çocuk, bilhassa dışarıdan anne ve babası da burada derviş olan kardeşler, çocukların eğitimiyle alakalı. Buradaki abi ve ablalar çocuğu disiplin ederken, anne ve babalar bu disiplini ayak uydurmalı, bu disiplinin yolunu açmalı. Bu eğitimin yolunu açmalı. Çocuk burada disipline edilirken, verili bir noktada eğitim alırken, anne ve baba, o çocuğun eğitimini baltalamamalı, hatta desteklemeli. Biz burada Facebook'la alakalı sohbet ettiğimizde, eve gidip çocuğunun Facebook'unun, hala da bir sürü yandan, önden profillerle çekilmiş, fotoğrafı orada duruyorsa, hala da kız çocuğunun sevgilisiyle çekildiği fotoğrafları orada duruyorsa, hala da kız çocuklarının veya genç yetişmiş erkek çocuklarının, böyle gayrimeşru ilişkiler içerisinde durduğu, anne baba tarafından bilindiği halde,
bu noktada eğitime destek verip, disipline destek verip, bunun engellenmesi yolunda bir şey yapılmıyorsa, o anne baba, vahşi bir şekilde çocuğunu diri diri, günah bataklığının içerisine gömüyor. Biz, Mekke müşriklerini hep aşağılarız, kızlarını diri diri gömdüler diye. Belki de Allah-u Alem, kızını diri diri gömmekten kasıt, insanların şimdi çocuklarını, diri diri, manevi ölümle, baş başa bırakmalarıdır.
Biz, cümle ümmet olarak çocuklarımızı, manevi ölümle baş başa bırakıp, manevi ölüme terk ediyoruz. Manem, onların bataklıklarının içerisine doğru yol aldırıyoruz. Çocuklarımızı takip etmemekle, çocuklarımıza gerekli eğitimi vermemekle, hatta çocuklarımıza gerekli eğitimi veren kurum ve kuruluşlarını desteklememekle, onların eğitimlerine bu noktada yol açmamakla, belki de müşriklerden daha ağır bir suç işlemiş oluyoruz.
O müşrik çocuğunu bebekken gömerdi. Çocukken gömerdi. Biz yetişmiş çocuklarımızı gömüyoruz bataklıkların içerisine. Bu konuda, dergâhta eğitimlere, dergâhtaki disipline, dergâhtaki bu noktadakiyiz. Hal ve hareketlere anne ve babalar yardımcı olmalı. Ben ne yapayım, dinlemiyor. Ben ne yapayım, elimden bir şey gelmiyor. Ben ne yapayım, siz halledecekseniz demek, meseleden kaçmak, hatta meselenin daha da işinden çıkılmaz hale gelmesine yardımcı olmaktır. Bilhassa kız çocuklarının eğitiminde anneler ve babalar titiz olmalı, çocuklarını başıboş bırakmamalı, çocuklarının bu noktada dergâhın içerisindeki ablaların eğitimine destek olup, onları onların dizinin dibinde oturtturmalı.
Erkek, genç çocuklar da, genç arkadaşlar da, dergâhın içerisindeki abilerini dinlemeleri, semazense, mutırbansa, zeybek ekibindeyse, hizmet ekibindeyse, veya hangi bir yerdeyse, hiç önemli değil, dergâhın içerisinde büyük abilerine uymalı. onların bu noktada talep ve tavsiyelerine cevap vermeli. Aileler de bu talep ve tavsiyelere kulak tıkamaması lazım. Sonra çok dizine vuranları gördüm ben. Çok dizine vuranları gördüm. Dergâhın eğitiminden çocuğu kaçıp da, ondan sonra çocuğun perperişan bir vaziyete geldiğini, anne babanın bu noktada çaresizliğini çok gördüm. Ve çok insan gelip derkenmiştir, biz hata yaptık çocuğu buradan almakla, biz hata yaptık çocuğu burada disiplin ederken, çocuğun disiplinsizliğine göz yummakla diye.
Kıymetli kardeşler, sizin paranız, pulunuz, zenginliğiniz, ilminiz, alimliğiniz, dergâhın korumunuz, durumunuz, çocuğunuzu kurtarmaya yetmez. O çocuğu disiplin etmelisiniz. O çocuğu tatlı bir şekilde eğitimine yardımcı olmalısınız. Çocuklar derslerine de çalışsınlar. Dergâh da gelip gitsinler. Dergâhın çalışmalarını da takip etsinler. Ama bu noktada disiplini elden bırakmamak gerek. Hem genç erkekler için, hem de genç kızlar için. Dergâh ailelerinden kaçma yeri olmamalı. evden uzaklaşma yeri olmamalı. Anne baba çocuğunun gidişatından haberdar olmalı. Anne baba çocuğunu disiplin etmeli.
Ben derse yarım saat, on beş dakika, yirmi dakika geç gelince veyahut da amiden hep erkenden gelince, burada kapının önünde, on iki yaşında, on üç yaşında, on dört yaşında, on beş yaşında, genç kızların dolaşması, açık açık konuşayım, kapının önünde, on yaşında, on iki yaşında, on üç yaşında çocukların salla pati dolaşması, kapının önünde yetişkin insanların dahi, havai bir şekilde dışarıda oturup kahkaha yapması, sigara içmesi, orada sohbet etmesi, orada gruplaşması, tasavvuf, adabın ve erkanın içerisine konacak bir şey değil.
Bu suhi disiplini değil. Aynı şey tekkede de geçerli. Ben arkadaşları, kardeşleri, insanları, negatif noktada görmek istemediğinden dolayı, tekkenin arka bahçesine gitmiyorum. Hoş, uzun zamandan beri orayı da nöbet yazıp, orayı disipline ettiler arkadaşlar, tahmin ediyorum ama, normalde bahçede, kapının önünde, veya yan tarafta, işte biraz daha ilerideki o çocuk bahçesinde, etrafta, derviç kardeşlerinin orada sallafati dolaşması çok hoş şeyler değil.
Kahkahalarla gülmeleri, birbirlerine şakalar yapmaları, nahoş hareket etmeleri, derviçlik disiplini değil. Dervişlik, edeptir. Dervişlik, edeptir. O yüzden edebe riayet etmeli. Herkes edeplice davranmalı. Herkes Kur'an ve sünnet dairesinde davranmalı. Ben hep şunu düşünürüm kendi kendime. Bir sufi, bir derviş adayı, kendi derviş kardeşine, Kur'an ve sünnet dairesinde davranamıyorsa, dışarıda o zalimdir. Kendi kardeşine, Kur'an ve sünnet dairesinde davranamayan bir kimse, hiç dervişlikten, sufilikten bahsetmesin. Hiç bahsetmesin. Hiç ama.
Bakın, insan kendi kardeşine zulmediyorsa, dışarıdaki insanı katleder. Bu dervişlik değil. Kendi derviş kardeşinin kalbini kıran bir kimse, dışarıdaki kimsenin kalbini bırak, kafasını koparır. Lanimdir o. Kendi dergahındaki bir kızı, kendi dergahındaki bir kadını, kendi dergahındaki bir adamı, ama teşvik eden bir kimse, dışarıdaki kimseyi ne yapar?
Edepten ibarettir. İslam, güzel ahlattan ibarettir. İslam, güzel ahlattir. Güzel ahlattir. Dini sadece namaz, adres, oruç üçgenine bağlayanlar, asla ve asla, tam bir mümin olamazlar. dervişliği sadece zikretmek, zikretmek, ters çekmek, namaz kılmak noktasında gören bir kimse, asla ve asla, asla ve asla.
Sufinin asıl manasını bilemez. O yüzden, biz buraya, güzel ahlakı öğrenmek ve yaşamak için toplanıyoruz. Yoksa bir anlamı yok. Bir anlamı yok. O yüzden çocuklarımıza dikkat edelim. Çocuklarımızın yetişmesine dikkat edelim. Benim, Allah affetsin, meşhur teyzin vardı. Çocuk çişini söylüyorsa, tut elinden gel. Çocuk çişini söylüyor, tut elinden gel. Bir işi yok, al getir. Dersi mersi yok, al getir. Evde televizyon seyredeceksin, buraya gelsin, ders yapsın. Zikrullah'ta bulunsun. Burada oynasın, hiç önemli değil. Evde, internette oyun oynayın.
Canım, burada koşsun çocuk. Buraya gelsin. Buraya gelsin. Koşsun ama. Kapının önünde değil. Allah bizi affetsin. Bu noktada inşallah, kardeşler, abi ve ablalara yardımcı olsunlar. Bu noktada, kardeşler, başlarındaki ders yaptıran, bu noktada, hedef ve hayayı, terbiyeyi anlatan, kardeşlere yardımcı olsunlar.
İnşallah. Zamanın kutlu, Allah'ın dostları, illaki sarıklı cübbeli olacak, diye bir şart var mıdır? Bununla alakalı, net bir şey vardır ki, o da Kur'an ve sünnete bağlı kalmaktır. Eğer, bu noktada, Allah sizin, suretlerinize değil, sînetinize bakar, ayeti kerimesini unutmamakta, fayda vardır.
Yunus demiş ya, Dervişlik olsaydı, tac ile hırka, alırdı bunu, üçe, beşe demiş. Eğer Dervişlik, tac ile hırka olmuş olsaydı, ince tac ve hırka sahibi, insanlar gelip geçmiştir. Bu, muhakkak, Sufi'nin, en güzel ahlakla, ahlaklanmasıyla alakalıdır. Cenab-ı Hak, bu zaman kutbunu, üçleri, beşleri, yedileri, kendisi seçmiştir. Bunlar, tabiri caizse, seçilmiş insanlardır. Seçilirlerken, muhakkak bunlar, Kur'an ve sünnete bağlıları, ve Kur'an ve sünnete hizmetleriyle, önde olurlar. Takvalarıyla, önde olurlar. Takva ise, dış görüntü değildir. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, maddette, takvanın yerinin, gönülü göstermiştir.
Takva nerededir, ya Resulullah dediklerine, göğüs kafesini göstermiş, takva buradadır demiş. O yüzden, takva insanın, kendi iç alemidir, niyetidir. Takva, o kimsenin, Kur'an ve sünnete bağlı, ve sevgisidir. Allah'a, günümüz siyasetçiden, başbakanlardan, zamanın kutlu çıkabilir mi? O, Cenab-ı Hakk'ın takdiridir. Çıkmaz diyen kimseler, Ömer bin Abdülaziz'e baksın. Siyasetçiden, çünkü ciğar-ı yarı güzünden, haber vermesini söylesem, diyeceksiniz ki, onlar zaten aslaptı, ciğar-ı yarı güzündü, cennetlik de müjdelenmişti. Onlar mümkündür, diyeceksiniz. Ama bütün, kendisinden sonraki gelen, İslam dünyasının, ittifakla kabul ettiği bir zat vardır ki, Ömer bin Abdülaziz, Hz. Ömer Efendimizin torunu.
bu zatla alakalı, ittifak halinde, bütün İslam dünyası, zamanın kutlu hükmündedir. Kendisi devlet idare etmiş, hatta, ciğar-ı yarı güzün efendilerimizden sonra, hem siyasi, hem manevi kutbun, bir noktada toplandığını, hükmedin. gönül arzu eder ki, inşallah, o tip insanlar da, içimizde bulunsun. Gönül arzu eder ki, hem siyasi mecrada, hem manevi mecrada, Cenab-ı Hak onlara, kutupluk nasip etsin. Gönül arzu eder ki, siyaset yapmaya çalışan insanlar, Kur'an ve sünnete, sımsıkı bağlı kalıp, Allah ve Resulullah yolunda, kararlar alıp, o yolda yürüsünler. Gönül arzu eder ki, bütün siyasetçiler, Kur'an, sünnet, vatan sevdasıyla yavuk tutuşup, şu millete hizmet etsinler.
Ümmet-i Muhammed'e hizmet etsinler. O yüzden kim, Kur'an'a, sünnete, vatana, millete, ümmete hizmet ediyorsa, biz de onun hizmetçisi olmaya razıyız. Cenab-ı Hak onların adetlerini arttırsın. İnşallah. Bu noktada, vatana, millete, Kur'an'a, sünnete küfredenler değil, Kur'an'a, sünnete hakaret edenler değil, Kur'an'a, sünneti kendisine öykü etmeyenler değil, Kur'an'a, sünnete bağlı olanlar ve ona hizmet edenler inşallah seçilsin.
Onlar bu memleketin işlerini idare etmekte, Cenab-ı Hak görevlendirsin. Biz de onlara hizmetçi olalım. Hiç önemli değil. O yüzden kardeşler, sakın kendi kendinize bu tip insanlarla aranızı soğutmayın. Bizim siyasetten beklediğimiz, istediğimiz kendi nefsimize bir şey yok.
Bizim siyasetten beklediğimiz şey, onlar Kur'an'a, sünnete, vatana, millete, ümmete hizmet etsinler. Bu noktada, Kur'an'a, sünnete, vatana, millete, ümmete hizmet edecek olanlara hizmet etmeyi ibadet biliriz. Zaman zaman insanlar siyasetten kendilerini arındırmaya çalışırlar. Kendilerince de siyaset yapmadıklarını söylerler, yalan söylerler.
Onlar yanar döner, akça galar, siyaset yapmıyoruz derken siyasetin dik alasını yaparlar. Biz siyasete mesafeliyiz derlerken, dindar insanların siyasetlerine mesafeli oldukları görüldü tarih boyunca. Bunları açık açık konuşmak gerekirse, Risale-i Nur'un bir kısmı biz siyasetten uzakız derlerken, Demirel'i destekliyorlardı.
Hem siyasetten uzakız diyorlardı benim ülkücü gençlik zamanlarımda, hem de gidip boylarını Demirel'e atıyorlardı. Demirel'e o kadar işli dışlıydılar ki, Demirel'i evliadan sayıyorlardı. Onların bir kısmı biz siyasetten uzakız derken, sonradan Demirel'den çıkıp desteklemeye başladılar. Bir kısmı yine Risale-i Nur'un bir kısmı Demirel'i desteklerken, içlerinden türev olarak çıkan Hoca Efendi'nin cemaatı Özal'ı destekliyordu.
Açık konuşacağım bunları. Gençler bilmiyorlar çünkü tarihi. Fethullah Gülen Hoca Efendi, Hayat-ı MSP'ye oy adanın İzmir'de, bizim bölgemizde, Bayındır bölgesinden milletvekili adayı olduğu zaman, yıl yetmiş sekiz, yetmiş sekiz yılında Fethullah Gülen Hoca Efendi'nin Özal'ı neden desteklediğinin cevabı, soru işaretidir.
Neden desteklediğin? O güne kadar hiçbir yerini desteklemeyen kimse, MSP'yi de desteklemeyen kimse. Erbakan Hoca'yla aramızda mesafe var diyen kimse, yetmiş sekiz seçimlerinde ben İzmir Bayındır'daydım o zaman. İhtilalden sonra, pardon özür, kaç kişi? Seksen üçte. Seksen üç seçimlerinde Özal desteklendiydi. Pardon, ondan önce, daha ihtilalden şeyde önce, ihtilal kaçta oluyor? İhtilalden önce Özal'ın MSP'den şeyi var, adaylığı var İzmir'den. Ondan sonra zaten Özal'ı desteklemişlerdir hep. Hiç bu noktada şeyi yok.
Siyasetten uzakız diyenler, Özal vefat ettikten sonra Ecevit'i desteklediler. Siyasetten uzakız diyenler, ondan sonra da ANAP'ı desteklediler. Pardon, AK Parti'yi desteklediler. Yine siyasetten uzakız diyenler, şimdi AK Parti'yi desteklememekle tehdit ediyorlar. Şimdi yine siyasetten uzakız diyenler, İstanbul'da CHP'yi destekleyeceğiz diye uğraşıyorlar. Yine siyasetten uzakız diyenler, İstanbul'da Sarıgür'ü desteklemeye gayret ediyorlar. Siyasetten uzakız diyenler, bir siyasi partiye ve hükümete siyaset olarak şamar vurmaya çalışıyorlar. Bunların hepsi de kaldırmacadan başka bir şey değil.
Bunların hepsi de aldatmacadan başka bir şey değil. O yüzden bu fakirin tavrı bellidir. Siyasi partilerde kim Kur'an ve Sünnet'e hizmet ediyorsa, benim onunla fiziki bir bağım olmasa dahi, Kur'an ve Sünnet'e hizmet edenlerle manevi bir bağ kurmaya çalışırım. Bu noktada varsa elinden gelen bir şey, ben desteklerim.
Bunun çilesini Müslümanlar çekiyor Türkiye'de. Ben yanar dönerlik yapabilecek karakterde bir kimse değilimdir. Ben 28 Şubat olduğumda bizim zikirlerimiz, bizim bir şeyimiz bir şey olacak diye görmedik. Hiçbir şeyim olmadı benim hayatta çünkü. Hayatta hiçbir şey olmayan bir kimse yanımdır, orta yerdedir. Benim kapanacak okulum yok, kapanacak dershanem yok. Şunu diyebilirler, onun kapanacak okulu yok, dershanesi yok, o yüzden istediği gibi konuşuyor diyebilirler. Evet, ben her şeyi Allah'ın olarak görüyorum. Benim bir şeyim var olarak görmüyorum. Bu cemaati de benim olarak görmüyorum.
Sizler benim olarak görmüyorsunuz. Herkes Allah'ın kulu burada. Herkes Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem'in hümmeteyi. O yüzden, siyasetçiden kutup olur mu? El cevap olur. Belki de o manevi kutupların emrinde, işin siyaset tarafıdır onlar. Buna kafaları yetmez, akılları yetmez, kalpleri yetmez, gönülleri yetmez insanların. Muhakkak ki zamanının, kutuplarının veya velilerin, gönül bağırtıkları, muhakkak onun istem ve arzularını geri çevirmeyecek bir siyasetçileri var. Bunu şeyhimin zamanından bir şeyle takçılandırayım.
Rahmet eylesin, şeyh efendi anlatmıştı. Yine böyle bir seçim zamanıydı. Şeyh efendi hazretlerinin kızı, zannediyorum Abdülkadir Geylan hazretlerinin rüyasında görmüş, aklında kalanı söylüyorum. Hata yaptıysam Allah beni affetsin inşallah. Demiş ki Geylan hazretleri, kızım baban Allah'tan çok korkuyor, o yüzden Erbakan hocaya oyunu atacak.
Halın aklında kalan buydu. O yüzden sen de oraya at demiş. Tabi şeyh efendi hazretlerine soruyorlar, efendim nereye oyumuzu atacağız diye, Allah rahmet eylesin, şeyh efendi hazretlerinde ince bir siyasetle, kızının rüyasını anlatıyordu bize. Bunu arkadaşlara anlatıyordu, kızım böyle böyle rüya görmüş diye. Tabi ben eleştirilirim de, ben Erbakan hocanın da, hakkının verilmesinden yanayım. Tabi bu noktada da beni eleştirirler, Erbakan'cım falan diye. Ben ucu ucu değilim, ben Kur'an ve sünnetin hizmetçisi olmaya çalışan bir kulum. Kim Kur'an ve sünnete, kim vatana, millete, ümmete hizmet ediyorsa, ben de ona hizmetçiyim kendimce.
Bu ister siyasette olsun, isterse siyaset dışı gibi görülen noktada olsun. Benim nazarımda bu o. O yüzden kim Allah diyorsa, Allah dedik duruyorsa, kim bu vatan millet için, kim Kur'an ve sünnet için, kim ümmet için yola düştüyse, ben onun ayağının altının turabıyım. O yüzden siyaset yapmıyorum diyenlerim de, bu ikiyüzlülüklerine ve yalancılıklarına, hiç gönlüm razı değil.
Demesinler böyle. Siyasetin tam göbeğinde durup, biz siyaset yapmıyoruz demesinler. Aldatmasınlar insanları. Aldatmasınlar. Aldatan bizden değil. Aldatan bizden değil. Allah bizi affetsin. Güneş batıdan doğmadıkça, kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder ama, iman artık fayda vermez. Evet bu kıyametin son alametlerindendir. Bunu, müminler görmezler bu alameti. Bu müminlerin göreceği alamet değildir. Çünkü güneşin batıdan doğmasından önce, Cenab-ı Hak bir sis, bir duman gibi bir şey yayılır.
O gece bütün müminlerin canı alınır. Sabah olan üzerinde mümin diye hiç kimse yoktur. Ve o gün sabah olur. Sabah olduktan sonra, bir türlü gece kararmaz. Gece kararmadığı için, insanlar güneş batıdan doğduğu zannederler. Ve o artık kıyametin son alametidir. O gün insanlar çağrışırlar, çırpınırlar. O gün insanlar ne yapacaklarını şaşırırlar. Ama güneş batıdan doğmuştur. Artık onun için yapacak hiçbir şey yoktur. Bu işin zahiri kısmı. Bu olacak mı?
El cevap olacak. Dünya bunu yaşayacak mı? Zahir noktada el cevap yaşayacak. Bugünün, bunun zamanını, bunun gününü, saatini ancak Allah bilir. Benim kendimce bu. Bizim de güneşimiz bir gün batıdan doğar. O da nedir? Gözün önünden perdenin kaldırıldığı andır. Gözün önünden perde kaldırıldığında, artık siz, öte alemde, ahiret alemini görür olmaya başlarsınız. İrtibatınız kesilir ve öte aleme doğru pencere açılır. Belki de bu aleme dönüşler olabilir. Kimsenin imanı fayda vermezler.
O kimse için bu dünyayla alakalı kapısı, penceresi kapatılmıştır. Allah cümlemizi o hale gelmezden önce, imanı kemale erenlerden eylesin. Ölülerden yardım, himmet istemek caiz midir? Şirk olduğunu duydum, açıklar mısın? Ölülerden yardım farklı bir şeydir. Hidmet farklı bir şeydir. İyyâken abudü ve iyâken estayin. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Hidmet ise, birisinin birisine kefil olması, birisinin birisine dua etmesi, birisinin birisinin özelliğini öne çıkartması.
Hadis-i şerif vardır ya, hani Bedir'e gidileceği zaman, iki tane çocuk vardı, çocuk yaşta sahabe. Onlar da savaşa gitmek isterler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri, onların yaşları küçük diye, onları almaz. Sahabeden birisi der ki, o küçük çocuklardan için, Ya Resulallah der sallallahu aleyhi ve selleme, bu güzel o kata. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hadis-i şerif-i meddinde der ki, o sahabe ona himmet etti. Himmet etti. Himmet budur. Birinin özelliğini meydana çıkarmaktır. Birisi için kefil olmaktır. Bu iyidir demektir. Hani bir kimse vefat ederse, yedi tane komşusu onun iyiliğine şehadet ederse, cennet ona vacip olur.
Hadis-i şerif, bir kimsenin yedi kişi, bir kimsenin iyiliğine şehadet ederse, cennet ona vacip olur. Bunun gibi, himmet birisinin bu noktada, birisinin özelliğini meydana çıkartması, birisine destek olması. Ölüler bu manada, ölüler vesile kılınız. Siz kabir ehlini vesile ediniz, hadis-i şerif. Kabir ehlini vesile ediniz, hadis-i şerifini tutup da, şirk noktasına koyan insanlar, hakkınızı helal edin. Vahhabi düşüncesinde olanlardır. Vahhabiler, kendi kabrin vesilesini kabul etmezler. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifine dua edenleri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifine sırtını döndürüp, Beydullah'a döndürüp, böyle dua etmelerini isterler.
Oysa Cenab-ı Hak ne tarafa yönelirseniz yönelin, Allah'ın vecih oradadır der. Namaz kılarken insanların kıbleye dönmeleri farzdır. Ama dua ederken kıbleye dönme vacibiyeti yoktur. Ama Vahhabi düşüncesi, Vahhabi anlayışı, nasıl ashabın bütün mezarlarını, mezarlıklarını, nasıl ashabın Osmanlı'nın yaptığı kabirlerini ve türbelerini yıktıysa, en zihniyet Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında dolmuş, nice kabirler, nice türbeler, nice tekkeler yıkılmış ve insanların içerisine de siz kabirlerden bir şey dilenmeyin, bir şey istemeyin deyip
insanı şirk de suçlamıştı. Muhakkak ki İslam'ın içerisinde meselenin önemine, meselenin inceliğine, meselenin tekniğine, meselenin bu noktada ayrıntısına sahip olmayan bir kısım, öğrenememiş Müslümanlar, kabile ehlinden bir şeyler istemiş olabilirler, ama bir doktorun istismarı nasıl ki tıp dünyasını batırmayacaksa, cahil, bilgisiz bir Müslümanın yaptığı eksiklik de İslam dünyasını batırmaz.
O yüzden biz evliya-i kirama, velileri, mürşidleri vesile ederiz. Onlar haydırlar, sakın siz onlara ölü demeyiniz. Ayet-i Kerim'e ucubince onların biz ölü olduklarına inanmayız. Onların diri olduklarına inanın, onları sıkıntılı işlerimizde vesile ederiz. Hazret-i Ömer radiyallahu anh hazretlerinin yağmur duasında Hazret-i Abbas efendimizi vesile ettiği gibi Ya Rabbi içimizde Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası var. Onun yüzü su yürmetine senden yağmur istiyoruz dediğinde Cenab-ı Hak hemen rahmetini esirgemez, gökten boşanırcasına yağmur yağar anında.
İşte siz kabir ehlini vesile ediniz. Hadis-i Şerif'i mucibince biz ehli kabri vesile ederiz. Ama ehli kabirden yardım zilenmeyiz. Ya Emir Sultan Hazretleri bize yardım et demeyiz. Ey Emir Sultan Hazretleri ben yine düştüm, ben yine yaralandım, ben yine hüzünlendim, ben yine bataklıklara baktım, bilemedim, göremedim. vesile olun. Elinden tut. Vesile olun. halimi arz edecek dilim, halimi arz edecek sözüm kalmadı. Vesile bu manada büyüklerin de her daim müracaat ettiği bir yoldur. Nevşehir, Kayseri ve Doğu bölgelerinde Perşembe geceleri silah veriliyor.
Bu durum batı kesimlerinde niçin yok, sebebi nedir? Evet, Anadolu'nun değişik yerlerinde Perşembe geceleri silah verilir ki ertesi gün Cuma. İnsanlar Cuma'yı anlasınlar, bilsinler diye, hatta izni bayındırdı da benim gençliğimde veriyordu, şimdi veriyor mu verilmiyor mu bilmiyorum. Her Perşembe, yatsı namazından önce selalar okunur. Herkes bilir ki ertesi gün Cuma. Cuma'yı müjdeleyen, uyaran, tehlike edendir. Batı bölgelerinde bu Osmanlı'dan kalan gelenek ne yazık ki terk edilmiş. Babam uzun süredir içki içiyor ama ne söylediysek ne yaptıysak vazgeçiremiyoruz, bize yol gösterir misiniz? Bu durumdan kurtulmak için dua eder misiniz?
Cenab-ı Hak inşallah o meyaneti bırakmayı nasip etmesin. Rehberim güler yüzlü olmak için ne yapalım? Güler yüzlü olalım. Yüz asıklı kıtri değildir. Bir insan yaratılış olarak yüz asık yaratılmaz. O kimse güler yüzlülük, tebessümlü olmak eğitilmemiştir, öğretilmemiştir.
Bu haneden, babadan, aileden gelebilir, yaşadığı hayattan olabilir, yaptığı işten olabilir. Ama güler yüzlü olmak met edilmiş. Güler yüzlü olmak met edildiyse demek ki sonradan elde edilebilir o. Tebessüm edin. Tebessüm etmesini bilin. Güler yüzlü olmasını bilin. Etrafına, eşine, çocuklarına tebessüm edemeyen hiç kimseye tebessüm edemez. Derviş kardeşlerine tebessüm etmeyen, kime tebessüm edecek ki? Kendinize yol arkadaşı olarak mütebessüm olanları seçin. Bir yola gideceksiniz Allah rızası için. Yanınıza mütebessüm olanları seçin.
Yanınıza asık suratlı, sert suratlı, gülmeyen, insanlarla diyalog kurmakta zorluk çeken insanları yanınıza almayın. Çünkü bir dava var, bir misyon götüreceksiniz. İnsanlara bir şey anlatacaksınız. İnsanlara bir şey anlatacağınız zaman yanınızda götürdüğünüz insanlar asık suratlı insanlar olmasın. Çok yemek yiyen insanlar olmasın. Bir şeyi isteyen insanlar olmasın. Etrafının malına, mülküne, arabasına, katına, yatına, evine, parkına göz dikenlerden olmasın. İnsanların elindekine göz dikenlerden olmasın. İnsanlardan bir şey talep eder noktasında konuşanlardan olmasın. Ya bizim evde hiç armut yoktu, hiç çay yoktu. Ne güzelmiş bu koltuk ya.
Ya şu gömlek ne hoşuma gitsem alamadım şimdi. Hiç sufi ahlakı değildir. Bir şey isteyen, gittiği yerden bir şey isteyen bizim yolumuzdan değildir. Gittiği yerde ben açım, açıktayım, ben uykusuzum, bana yatacak yer yok mu, bana kalkacak yer yok mu? Ben nerede yatacağım, nerede kalkacağım, nerede yiyeceğim? Başından da alın bakalım bize de getirin. Yok Şeyh Efendi'ye götüreyim bundan biraz kat da. Hadi biraz harçlık toplayın, Şeyh Efendi'ye götürelim. Bunlar yolumuzun adabı erkanı değildir. Bunlar bizden de değildir. Bunu kim yaparsa yapsın. Bunu kim yaparsa yapsın.
Bizim yolumuzdan gitmiyordur o kimse. İsteyen olmamak, dilenen olmamak için bize bir şey istemeyiz. O yüzden güler yüzlü olun. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyin, güler yüzlü olun. Tatlı dilli olun. İnsanlara sert konuşmayın, ters konuşmayın. Tepeden konuşmayın. Eksiklerini, kusurlarını, hatalarını yüzlerine vurmayın. Yanlışlıklarının yüzlerine vurmayın. Güzel azatlı olun. Bunu yapamayanlar, bunu edemeyenler bizim yolumuzdan değildir. Bu manada görevliler noktasında. Kendi kendinize de cengaverlik yapmayın.
İsterseniz gidin şeyhime söyleyin demeyin. Söylerlerse sizin için acı olur. Kendi kendinize kafadayılık yapmayın. Hatta şeyhime söylerlerse diye titreyin. İsterseniz gidin benim şeyhime söyleyin, ben böyle yaparım diyorsanız küstahsınız. Söylerlik yapmayın. Hiç kardeşlerinizin üzerine hegemonya kurmaya çalışmayın. Küçük derebeylikler kuracağım ve uğraşmayın. Sabırlı olmak için ne yapalım? Sabırlı olun. İmanla alakalıdır.
Şefkatli ve merhametli davranın. Yumuşak davranın. Sabretmeyi bilin insanlara. İnsanlara sabretmeyi bilin ve öğrenin. Onların hata ve kusurlarını tölere edin. Ve noksanlıklarını tölere edin. Bir harf ona öğretebilir miyim diye düşünün. Bir doğru dahi olsa ona bir şey aktarabilir miyim diye düşünün. Nasıl bir şey olsa Allah'a olan düşmanlığını aşağı düşürebilir miyim diye düşünün. Dahi olsa onun Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine olan inançsızlığını aşağı çekebilir miyim diye düşünün. Allah biz onlardan eylesin. Ayrıca bir milyon kişinin cenaze namazını kıldığı Erbakan Hoca'ya değer verdiğiniz için, sevdiğiniz için teşekkür ederim.
Biz bütün müminleri severiz. Erbakan Hoca'yı da severiz. Allah için. Bizim bu noktada bir makam belki söz konusu değildi. Erbakan Hoca için bir milyon kişi cenaze namazı kıldı. Keşke yirmi sekiz Şubat'ta o bir milyon kişi de onun arkasında dimdik dursaydı. Ne yazık ki bizim toplumumuzda insanlar ölünce kıymetleniyor.
Öldüğü zaman badem gözlü oluyor, öldüğü zaman mercan dişli oluyor, öldüğü zaman büyük beli, bütün büyük keramet sahibi oluyor, öldüğü zaman muhteşem insan oluyor. Daha dün sağdı. Ne hizmet etmedin? Dün gözünün önündeydin. Ne koşturmadın? Aynı şey şeyhefendi içinde oldu. Allah rahmet eylesin. Kıymetlendi.
Eştirenler, sağlığından peşinde gitmeyenler, sağlığında her türlü lafı söyleyenler ölünce kıymete bindirdiler. Sağlığında gidip ders almayanlar öldükten sonra ondan şeyhli kaldılar. Nasıl aldılarsa, sağlığında ders almayan, sağlığında onun dersini çekmeyen, sağlığında onu şeyhi gibi kabul etmeyen, virt almayan, sağlığında eleştiren insanlar, ondan sonra onlar nasıl aldılarsa şeyhli kaldılar.
Bir duyduk ki, aa, ders kağıdına şeyhi olarak şeyhefendi hazretlerini yazdırmış. Ondan sonra bir başkasının yatağında doğduktan sonra başkasının babalık kasteden kimse soyuzdur deyince ağırlarına gidiyor. Hadis-i Şerif kardeş, sen kimin yatağında doğduysan baban odur, anan odur. Sen doğmadığın bir yatakta ana baba kast ediyorsan soyuzdursun.
İnsanlar ölünce kıymetleniyorlar. Sağlığında bir sefer halakir zikrine oturmayan kimse veya kimseler, sağlığında bırakıp terk edip, dergaha bırakıp gidenler, sağlığında Şehirmen'in şehrine laf söyleyenler, eleştirenler, Sağlığında bu Mürşid-i Kamil değil, Mürşid-i Kamil olsaydı, işte Mustafa abiyi şöyle yapardı, böyle yapardı deyip gidenler, sonradan Şehirmen'e oldu. Hem de çok kıymetli. Çok kıymetli oldular. Böyle bu işler, Erbakan Hoca da öyle oldu. Şimdi ulusalcılar bilen Erbakan Hoca ne kıymetliymiş diyorlar. Kemalizler diyorlar ki Erbakan Hoca ne kıymetliymiş. Cumhuriyet bilen, Cumhuriyet gazetesi bilen Erbakan Hoca'yı metediyor. Bütün hürriyetçiler, milliyetçiler ne kadar kaydırı kutbah var, hepsi de Atatürk ne iyiymiş, şey, Erbakan Hoca ne iyiymiş diyorlar.
E sağlığında neredeydiniz? Darbe yapan bizdik sanki. 28 Şubat'ı biz yaptık sanki. Fethullah Hoca bile gitsin artık diyen sanki o değildi 28 Şubat'ta. O gün, Cumhuriyet'in Cumhuriyet'i, o günkü sabahı, bütün gazeteler. Bir tek Akitler Milli Gazete.
Onlara da dayadılar mahkemeleri, onların da sesini kısmak için. İki tane gazete kaldı, geri kalan hepsi de. Hepsi de. Şimdi bütün namaz kılan, bütün oruç tutan, kendince böyle ifade etmeye çalışan zaman gazetesi de, o da 28 Şubatçıların yanındaydı. O günkü gazetelerin hepsi de 28 Şubatçı'ydı. O günkü cemaatlerinden sesi soluğu kesilmişti.
Tarikatların sesi soluğu kesilmişti. Şimdi hepsi de Bahadır. Şimdi hepsi de böyle cengaver. O gün için ne eleştiriyorlardı? Bizi de eleştiriyorlardı. O gün için bizim dergahın içinde de zikirleri sanki ben iptal ettim. Nevşehir'de ben iptal ettim. Kayseri'de ben iptal ettim. Sivas'ta ben iptal ettim. Tokat'ta ben iptal ettim. İstanbul'da ben iptal ettim. İzmir'de ben iptal ettim sanki. Birisi bir düdük biz Şeyh Efendi'yle Allah Alem Cenab-ı Hak şehadet ettirecek ya. Biz ömredeyiz, yan yan oturuyoruz. Habire telefon açıyorlar. Efendim kapının önünde iki tane polis arabası durdu. Dersi iptal ettirir.
Ne ettirin oğlum? Efendim polis arabası geliyor. Bize de geliyor iptal edelim mi edin? İptal edelim mi edin? İptal edelim mi edin? Yanı başında, yanımda yetiniyor Hazreti Seher. Bana döndü oğlum sizde bir şey yok mu? Yok efendim dedim. Halbuki o zaman tuttuklarını da götürüyorlardı beni. Tuttuklarını da götürüyorlardı. Kıymetleniyor insanlar. Erbakan Hacı da ölüm de kıymetlendi. Allah rahmet eylesin. Kalp temizliği nasıl gerçekleştirilir? Allah razı olsun. Hiç kötülük düşünme. Hiç kötülük de yapma. Hiç suizan besleme. Bir, hiç kötülük düşünme hiç kimseye.
İki, hiç kimse üzerinde de suizan besleme. Üç, hüsnü zan besle. Dört, iyilik yap. Gücünün yettiğinde. İşin birinci şartı neymiş? Hiç kötülük düşünme. Ben Halit'e şöyle söyleyeyim. Ben Halit'e böyle yapayım. Ben Halit'i şöyle indireyim. Kötülük düşündün. Kötülük düşündün. Şeytana dedin ki gel gir içime. Sen benim padişahımsın. Bakma sen Allah ve Resulüne iman ettiğime. Bu insanların arasında göstermelik. Asıl sultanım sensin benim. Kötülük düşünüyorsan asıl sultan onu gördü.
Sen kötülük düşünme. At onu kalbinden. Haram düşünme. At. Haram düşünme. Suizan besleme insanlara. Yok ya Halit muhakkak bir şey yapıyordur ya. Suizan besleme. Kalp temizliği istiyorsan suizan besleme. Çık buradan. Hüsnü zan besle. Ne iyi adam ya. Allah razı olsun ya. Koşturuyor. Hizmet etmeye çalışıyor. Öbür taraftan ses yap. Hataları da var ama şunu da yapıyor. Ya herkesin hatası var. Benim hatam ondan daha fazla değil mi? Su. Otur oturduğun yere. Hatta biraz Türk şümin gibi olsun. Köpek. Oturttur onu. Bu hüsnü zan.
Ardından iyilik yap. Halit kardeş. Al istemeden bir şey ver ona. Bir iyilik yap ona. Bir iyilik yap. Bunun için kalbinize bir vesvese, kalbinize bir kötülük, bir suizan geldiğinde bilin ki zikrullah boşluğu var. Hemen eyyüzü besmele çekip tevhide devam. La ilahe illallah, la ilahe illallah. Temizle ortalı. Yoksa başladın. Halit şöyle de yapmıştır da, böyle de yapmıştırdı da. Tamam. Yazmaya başladı. Senin köpek yazmaya başladı. Yanıyor seni. Farkında değil. Isıracak birazdan. Sen farkında değilsin. Yalayaraktan seni uyuşturuyor. Yaladıkça seni uyuşturuyor.
Isıracak birazdan. Niçin? Yalamadan seni ısırırsa sen fark edeceksin. Zıplıcan ayağa. Isırdı köpek beni diyeceksin. Ama yalıyor o ısıracak olduğu yeri. Uyuşturuyor. Isıracak fark etmeyeceksin sen. Seni yalama. Başladığında hemen kelime-i tevhide geç. Seni takacak oraya. Seni suizandan günah-ı kebari doğru yol aldırır.
Suizandan günah-ı kebari yol aldırır. O yüzden kalbi temizlemenin işi, kalbi temizlemenin işi. Kitaplarda, tasavvuf kitaplarına orada, hadis-i şerifte var, hadisi kutsu devam. Hemen işte kalbin cilası la ilahe illallah'tır der. Onu o kimse neyin nereden geldiğini fark etmez. Kalbin cilası la ilahe illallah. Kalbin fasını silecek olan la ilahe illallah ama naden faslandı. Orada hikmet sonunu söylemiş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri. Onun başlangıcı ne? Suizan. Ayet-i kerimede diyor ki, ey iman ederler. Siz suizanın fazlasından kaçınınız. Birisinin üzerine suizan besleme. Mümin kardeşlerin üzerinden suizan besleme. Derviş kardeşlerin üzerinden suizan besleme. Olup olmadığını, yazılıp yazılmadığını bilmiyorsun.
Sakın! Elimde bir delinin yoksa suizan besleme. Bazı şeyler vardır, umuma açıktır. Ben umuma açık konuşuyorum şimdi. Umuma açık olarak konuştuğum şeylerin hesabını sorarlar ben de. Umuma açık olayım hesabı sorulur. Millet sorar, insanlar sorar, sistemler sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar.
MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar. Benim söylediğim dersen eksiklik vardır, hesabı sorar. MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar, MİT'i sorar. Burada kula ve sünnet aykırı davrandınlar. Başın gözün üstüne. Başın gözün üstüne. Bilmiyorsun bilmediğin şeyde suizan seni günah kebali götürür. Burada sohbet ediyorum kamerada kaybediyor. Söylediklerinde bir eksiklik varsa hesabı soruyor musun? Merak etme. Sohbetleri dinlerler.
Menfezler. Mahverler. Elinde bir şey yok. Suizan. Yapıyordur ya. Suizan. Neydi o? Parasının hesabını bilmiyor. Makinesi var halinde masanın üstünde. O kalp temizliği götürür. Allah muhafaza elinizde. Harut ve Marut hakkında bilgi verilmişsiniz. Ne yapacaksınız? Görüşeceksiniz mi? Ya size selamun aleyküm ben Harut'um dese ne yapacaksınız? Dünyanın üzerindeki sesler ve görüntüler kaybolur mu?
Neyse şimdi ben sizin sesinizi aldım. Bir ses kavgası gitti. Üç saniye sonra iki yüz metredeki duydu. Ondan da gitti. Beş dakika sonra üç kilometre. Hiç kaybolmuyor. Bu sesler nereye gidiyor o? Hepsini Cenab-ı Hak topluyor. Topluyor değil mi? Ha. Yani ses kaybolmuyor. Yok. Görüntü de kaybolmuyor. Nerede toplanıyor bunlar? Ne bunu almış lan. Toplanır hiç kaybolur mu? Bunlar dünyanın merkezine iniyor demişler bilir olarak. Mesela büyüksel olarak açıklamaya çalışıyorlar. Bu sesler kayboluyor mu diyeyim şu an. Yok kaybolmuyor. Bunu da harçlıyor.
Kaybolmuyor. Cenab-ı Hak hepsini de topluyor. Senin orada bir çipin var. Çipine doğru gidiyor. Oraya kayboluyor. Ben kayboluyor diyeyim. Öyle değil mi? Onlar gidiyor. Bir yerde durmuyor hiç. Onlar normalde herkesin kendi frekansı var. Kendi frekansında, kendi görüntüsünde, kendi sesi de gidiyor. Hiç durmuyor. O normalde gidecek en son mahşerde. Hepsi bir derdest edilecek. Böyle bir helazon şeklinde düşün. Mahşerde derdest edilecek. Küçücük bir hale gelecek. Vuracak kıyamette. Kıyamete vurunca toplanacak hepsi de burada.
Toplanınca herkes bir anda görecek. Bunu şimdi normalde bir yerde toplanıyormuş gibi görüyor herkes. Parça parça değil. Zaten anlık kareler şeklinde. Film gibi. Film çekiyor. Sahnede kaç tane fotoğraf çekiyor? Öğren iyi. Bu bizim hayatımız canlıymış gibi görüyoruz. Canlı. Biz diyoruz ki canlı hayatımız. Öyle değil mi? Değil mi canlıyız değil mi? O manada canlı değilmiş bizler. Her an bir canlımız var. Canlı kaybetti. Tekrar bir canlı. Her an bir fotoğrafımız var. Fotoğraf arasında bir cainat yok mu? Ne önemli değil parası?
Allah şifa versin bütün hastalığına. Burada rüyada edilen duanın kabul olma durumu var mı? Mesela rüyada Resulullah Efendimiz'i sallallahu aleyhi ve sellem'i görsek, ondan bir şey istesek, bu isteğe karşılık verir mi? Ya da Allah'ı görüyormuş gibi Allah'ın bir şey istesek kabul eder mi? Şüphe şeytandandır. Şüphe etmeyin şeytani. Sizden ve bütün derviç kardeşlerinden çok özür diliyorum. Hakkınızı helal etmenizi istiyorum. Bilerek veya bilmerek yaptıklarımdan önce bir kısımdan helallık istiyorum. Lütfen kabul edin. İşim yok. Helal olsun. Ama birisine burada bir yanlışlık, eksiklik yaptıysak, onunla bizatihi helalleşmen lazım.
Erbakan'ın cenazesinde saf tutan bir milyon kişi 28 Şubat'ta neredeydi sözünüz üzerime alındı. Erbakan Hocamız o günler 28 Şubat olayı tarihin akışı içinde çok önemsiz bir olaydı. Galayana gelmeyin gibi bu uyarılarda bizi sakin olmaya davet ediyordu. Biz milyonlar 28 Şubat'ta da merhum hocamızın arkasındaydık. Vur dese vurur, öl dese ölürdük. Ama o bizi hiçbir zaman böyle yolları sevk etmedi, harz eder. Allah razı olsun. Eyvallah. Arkasında duran daha söyleyecek sözümüz yok. Kılmayanlar. Hocam annem sabah akşam namaz, Kur'an-ı Kerim okurmakta ama babam bu durumdan rahatsız olmakta. Bu durumda evlat olarak ne yapmalı?
Aman namazın, abdestin yanında duracak. İnşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi